Etiket: Neden

  • Menopoz döneminin cilde etkileri

    Menopoz döneminin cilde etkileri

    MENOPOZDA BENLERİNİZE DİKKAT EDİN!
    MENOPOZDA EN İYİ DOSTUNUZ
    GÜNEŞ KREMİNİZ OLSUN
    YÜZÜNÜZDEKİ TÜYLENMENİN SAÇINIZDAKİ DÖKÜLMENİN NEDENİ MENOPOZ OLABİLİR!

    Kadınların korkulu rüyası menopoz, cilt yapısında birçok değişikliğe neden oluyor. İlk etkisi cilt kuruluğu olan menopoz döneminde; yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saç dökülmesi, cilt lekelerinde artış, mevcut benlerde koyulaşma gibi değişimler gözlenir.

    Ancak alınacak bazı önlemlerle menopoz döneminin cilt üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak mümkün: Her şeyden önce güneş koruyucusu sürmeden dışarı çıkmayın! A, C ve E vitaminin antioksidan etkisiyle gençleşin. Cildinize uygun, tedavi edici özellikte kremleri tercih edin, neştersiz güzelleşme yöntemlerinden yararlanın.

    Menopoz döneminde daha fazla özen isteyen cilt bakımıyla ilgili şu detaylara dikkat edilmelidir;

    Cildimiz başta östrojen olmak üzere hormonların etkisi altındadır. Menopozla birlikte değişen hormon seviyesi cildimizde birtakım değişikliklere neden olur. Östrojen hormonu cildimizin hem epidermis hem de dermis tabakasını etkilemektedir. Östrojenin azalması, epidermiste hücre bölünmesinin yavaşlamasına neden olur. Bu sebepten cildimiz incelir, daha çabuk incinir ve yaralanır. Yaralar daha geç iyileşir, cilt alerjik hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelir.

    İLK ETKİ: CİLT KURULUĞU

    Cildimizin dermis tabakası da aynı şekilde östrojen hormonunun etkisi altındadır. Kolajen, elastin salgısı ve hyarülonik asit miktarında azalma; menopoz döneminde dermis tabakasında görülen değişiklerdir. Bu etkiler; ciltte elastikiyet azalmasına, cildin gevşemesine, nemsizliğe ve çizgilerin artmasına neden olur. Menopozda ilk görülen cilt bulgusu deri kuruluğudur. Bunu elastikiyet azalması ve çizgilerin artması takip eder.

    YÜZ TÜYLENİR SAÇ DÖKÜLÜR

    Menopoz döneminde östrojen azalması, testesteron hormonunun duyarlılığının artmasına neden olur. Yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saçta erkek tipi dökülme olarak isimlendirilen, özellikle tepe kısmında olan dökülmeye menopozdaki kadınlarda sık rastlanılır. Yine hormonların etkisiyle bazı kadınlarda ciltteki yağlanma artar ve sivilceler çıkar.

    BENLER VE LEKELER ARTAR

    Cildimizin renk hücreleri, östrojen hormonu tarafından kontrol edilmektedir. Menopoz döneminde cilt, UV etkilerine karşı daha duyarlıdır. Cilt lekelerinde artış görülür. Lekeler; yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde özellikle görülür. Menopoz döneminde aynı zamanda mevcut benlerde koyulaşma ve değişikliklerde görülebilir. Bu sebepten güneşten korunmak ciddi önem taşımaktadır.

    Sıcak basmaları, menopozda çoğu kadının karşılaştığı bir durumdur. Yüzde ataklar halinde gelen kızarıklık ve ter boşalması yakınması vardır. Kızarıklık en sık yüzde görülür ama boyun ve göğüs ön yüzünde de rastlanılabilir.

    TIRNAKLAR KIRILIR TABANLAR SERTLEŞİR

    Menopoz döneminde avuç içleri ve ayak tabanlarında sertlikler görülebilir. Topuklarda daha belirgin olan bu sertlikler bazen ciddi ağrılara neden olarak yürümeyi zorlaştırabilir.

    Östrojen azalması, tırnak yapısında da değişiklere neden olmaktadır. Tırnaklarda kuruma, nemsizlik, tırnak yapısında bozukluklar görülür. Tırnaklar daha kırılgan görünüm kazanır. Ellerin su, sabun, deterjan, oje ve asetonla fazla teması bu kırılganlığı daha da arttırır.

    GÜNEŞ KREMİ OLMADAN ASLA!

    Menopoz döneminde görülen bu değişikleri ortadan kaldırmak amacıyla dermatoloji hekimleri ile kadın doğum hekimleri hastaları birlikte takip eder. Kadın doğum hekimleri uygun gördükleri hastalarda hormon takviyesi tedavisine başladıklarında, bu tedavinin cilt üzerine de olumlu etkileri bulunmaktadır. Hormon tedavisinin uygun dozda ve sürede kullanımı, olası yan etki riski açısından önem arz etmektedir.

    Menopoz döneminde cilt bakımında bazı hususlara dikkat etmek gerekmektedir. Cilt kuruluğuna neden olacak temizleyicilerden, sabunlardan özellikle kaçınılmalıdır. Güneş koruyucu kullanımına önem verilmelidir. Güneş koruyucu kullanımı hem lekelerin koyulaşmasını engelleyici, hem de yaşlanmanın engellenmesi açısından önemlidir. Cilt yapısına ve tipine uygun olan koruyucular dışarı çıkılmadan 20 dakika önce sürülmeli ve sık aralıklarla yenilenmelidir.

    VİTAMİNLERLE GENÇLEŞİN

    Dermatolojik olarak A vitamini, C vitamini, peptit, bitki büyüme hormonu ve topikal östrojen içeren kozmetik ürünler, menopoz dönemindeki kadınlarda önerilen ürün gruplarıdır. A vitamini; derimizin kolajen salgılamasına, kalınlaşmasına ve cilt lekelerimizin açılmasında etkili olur. Vitamin C ve Vitamin E; cildimize zarar veren antioksidanların uzaklaştırılmasında etkili antioksidanlardır. Tırnakları besleyen, nemlendiren tırnak bakım ürünleri yararlıdır.

    DOĞRU KREMİ SEÇİN

    Harici östrojenler ve bitkisel kökenli östrojen içeren kremlerin menopoz döneminde ayrı bir yeri vardır. Bu ürünlerin derinin elastikiyetinde, kalınlığında ve nemlendirici özelliğinde artmaya neden olduğu gösterilmiştir.

    MENOPOZA KARŞI NEŞTERSİZ YÖNTEMLER

    Botoks, dolgu maddesi enjeksiyonları, mezolifting, saç mezoterapisi, peeling, lazer uygulamaları ileri durumlarda başvurulan yöntemlerdir. Bu yöntemler daha uzun süreli yanıt elde edilmesini sağlarlar. Ciltte oluşan lekeleri tedavi etmek, hem de ciltte kolajen, elastin salgısını arttırmak amacıyla peeling yöntemine başvurulur. Peeling iki ya da üçer hafta arayla dört ila altı seans arasında yapılır. Peeling sonrası cildin güneşten korunması çok önemlidir.

    Ciltte görülen sarkma, elastikiyet kaybı ve kırışıklıklar mezolifting işlemi ile tedavi edilebilir. Cildi yenileyen vitaminler, antioksidanlar, mineraller ve hyarülonik asit maddesi minik iğneler yoluyla cilt altına enjekte edilir. Ortalama dört altı seans, iki ya da dört seans aralıklarla yapılır.

    KAZ AYAKLARINA BOTOKS

    Özellikle yüzün üst kısmı ve göz çevresinde olan çizgileri ortadan kaldırmak amacıyla botoks işlemi, yaşlanmadan kaynaklanan volüm kaybını ortadan kaldırmak amacıyla dolgu enjeksiyonuna başvurulur. En çok ağız çevresi, dudaklar ve gülme çizgileri dolgu enjeksiyonu ile tedavi edilir. Etkinlik ortalama 6 ay sürmektedir.

    Saç mezoterapisi ile saçın ihtiyacı olan vitamin ve destek maddeleri direkt saçlı deriye seri enjeksiyon teknikleri ile uygulanır. Saçlarda dökülmede azalmanın yanında, canlanma ve dolgunluk elde edilir.

    MENOPOZDA ÇANTANIZDAN EKSİK ETMEYİN!

    Cildin yapısına uygun bir sabun veya temizleyici ürün. (Normal ve kuru ciltler için gliserinli sabun, yağlı ciltler için ise kurutucu özellikte sabun)

    Cildi temizledikten sonra uygulanmak üzere sıkılaştırıcı tonik (Kesinlikle alkol, aseton, salisilik asit, resorsinol gibi cildi kurutan katkı maddeleri içermemeli).

    Yağlı ciltlere uygun yağsız krem veya jeller

    Cilt yapısına uygun nemlendirici kremler (kuru ciltler için yağlı, yağlı ciltler için ise az yağlı ve su bazlı)

    Yaz-kış dışarı çıkmadan sürülmek üzere yüksek faktörlü güneş koruyucular.

    Geceleri uyumadan uygulamak üzere yine cilt yapısına uygun bir gece kremi.

    Banyo suyuna katmak üzere parfümsüz banyo yağları.

    Cildin nem dengesini koruması için ph 5.5 olan temizlik malzemeleri (şampuanlar, vücut yıkama ürünleri)

  • GENİTAL  ESTETİK

    GENİTAL ESTETİK

    -VAJİNA ESTETİĞİ NEDEN UYGULANIR?
    Vajinal estetik kadınlarda cinsel bölgede ki şekil bozukluğunu ve dış görünümü beğenmeme durumunda yapılan operasyonlardır.Kendi cinsel organını estetik bulmayan,yaşadığı cinsel ilişkiden zevk almayan,cinsel organı zaman içinde deforme olan,biçimi bozulan ,renk değişikliği olan kadınlar yaşadıkları huzursuzluklardan dolayı cinselliği yaşamaktan geri kalırlar.Bu konuyu eşleriyle yada kendileri ile bile paylaşamayabilirler.Çekinme, yanlış anlaşılma ve utanma gibi duygulardan dolayı kendilerini ifade edemeyebilirler.
    Özel olarak yaşanan cinselliğin eşlerden biri için sorun haline gelmesi durumunda cinsel ilişkinin sağlıklı olması beklenemez.Vücudumuzun diğer bölgelerine yapılan , örneğin; göğüslere yapılan dikleştirme,büyütme,küçültme yada yüze yapılan uygulamalar gibi cinsel organımıza da estetik müdahalesi uygulanabilir.Bu müdahalelerin yapılabilmesi ile kadının kendine duyduğu özgüven artacak,kendini iyi hissetmesi ve mutsuz olması engellenecektir.
    -VAJİNAL ESTETİK HANGİ DURUMLARDA YAPILIR?
    *Kadınların doğum sonrası vajinada oluşan kalıcı esneme,sarkması olması
    *Bazı kadınlarda doğuştan küçük dudukların asimetrik olması yada fil kulağı gibi geniş yüzeyli olması
    *Zor doğumlarda uygulanan epizyotemi kesisinin kötü iyileşmesi durumlarında
    *İdrar kesesi ve rektumun anüsten önceki son bölümünde sarkma olduğunda,cinsel fonksiyon bozukluğu ,idrar kaçırma,kabızlık sorunları ortaya çıkabilir.Rahim de sarkabilir.Bu durumlarda hem düzeltici operasyonlar (ön ve arka onarım) hem de estetik yapılabilir.
    *Kliteromegali (kliterisin abartıcı büyük görüntüsü ve deri katlantısının çok olması)durumunda yapılabilir.
    -VAJİNOPLASTİ
    Doğum sırasında yaşanan yırtıkları,vajinanın genişlemesi ve epizyotominin kötü iyileşmesi nedeniyle vajina yapısında meydana gelen hasarlar vajina genişlemesine ve gevşeme nedenlerindendir.Ayrıca yaşlanma nedeniyle ya da doğumsal olarak da vajina yapısı geniş olabilir.Vajinal estetik ile bu kusurların tamamı düzeltilebilir.Aynı operasyonla vajinadan ses gelmesi sorunu da düzelecek bu nedenden dolayı eşinizden utanma gibi sorunlarda ortadan kalkacaktır.
    Lokal ya da hafif genel anestezi altında yapılan operasyon 30dk-1 saat arasında sürer.Dikiş alınmaz sosyal hayata dönüş çok hızlıdır.
    -LABİOPLASTİ
    Labium minus (iç dudak) genital bölgede vajinanın hemen girişinde yer alır.Normalden büyük,uzun,sarkık (fil kulağı gibi )yada asimetrik olması durumunda düzeltilmesine ‘labioplasti’ denir.
    Labia minusların büyük ve sarkık olması durumunda hastalarımız dar giysiler ve çamaşır kullanımında zorluk,sosyal ortamlarda,spor ve günlük aktivitelerde kendini kötü hissetmelerine yol açmakta ve bu hastaların mayo,bikini giymekten çekinmelerine neden olmaktadır.
    İç dudakların normalden büyük olması sürekli nemli bir ortam oluşturup kronikleşen geçmeyen vajinal enfeksiyonlara yada bartholin bezinde iltihaplanmalara yol açabilmektedir.Aynı zamanda cinselliğin kötü etkilenmesine sebep olmaktadır.
    Labioplasti yaklaşık 30-45 dk sürer.Genelde lokal anestezi ile yapılır.Adet bitiminde yapılması tercih edilir.dikiş almak gerekmez.İz kalmaz.Daha sonra ki doğumları etkilemez.Bu tip operasyonlarda kızlık zarına zarar vermez,çünkü kızlık zarı operasyon bölgesinden 3-4cm içeridedir.18 yaşını tamamlamış kişilerde uygulanabilir.
    Cinsel sağlığımız çok önemlidir.Cinsel sağlığınızı ertelemeyin!

  • Saç dökülmeniz mi var ?

    Dermatolojide saç hastalıklarının en sık görülenidir saç dökülmeleri. Saç dökülmesi bir tanı değil, araştırılıp adlandırılması gereken bir sorundur. Hastalar için ise labirentin çıkmaz yollarından birisidir. Saçları dökülen hastalar fazlasıyla bunalmış ve tedaviler konusunda endişelidir.

    İnsan saçı sürekli büyüme ve dinlenme dönemleri ile büyür ve ayda ortalama 6-10 milimetre uzar. Normalde günlük saç kaybı 50-100 teldir. Anormal saç dökülmesi durumlarında ise bu sayı artar ve taraklarda, banyo ve lavabo giderlerinde ve elbiselerde aşırı miktarda saç biriktiği görülebilir.

    Saçın yaşam döngüsü üç fazdır.

    Anagen faz (büyüme fazı): 3-5 yıl sürer. Saçın yaşam döngüsünün %90’ını oluşturur.
    Katagen faz (geçiş fazı): Büyüme evresinin sonunda saç kökleri kendilerini dinlenme evresine hazırlar. Büyüme döneminden dinlenme dönemine geçişe katagen faz denir. 3-5 hafta sürer. Bu evrede saç kökleri en dip bölgelerinden başlayarak kendi içine çöker.
    Telogen faz (dinlenme fazı): Saçın köküyle bağlantısı gevşer. Yaklaşık 3-5 ay süren bu dönemden sonra saç kökünden ayrılır ve düşer. Saç telinin ayrıldığı bu yerden yenisi çıkar ve yeni bir döngü başlar.

    Bugünkü yazımda sizlerle en sık saç dökülmesine neden olan 3 hastalığı irdeleyip, tedavi aşamaları hakkında bilgi vereceğim.

    Androjenik alopesi en sık görülen saç dökülme nedenidir. Genetik olarak yatkın kişilerde androjen hormonların etkisiyle kıl foliküllerinin minyatürleşmesidir. Erken yaşta görülenlerde, artmış kardiovasküler hastalık riski olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Dermatoskopi muayenesinde % 20’den fazla kılın çap farklılığı mevcuttur. Kadın olgularda, tedavi öncesi serbest testesteron, DHEA-S, prolaktin düzeyleri bakılır. Bunun yanında depo demiri olan ferritinin 70 ng/ml üstünde olması gereklidir.

    Bu hastalık grubunda tedavi en az bir yıl sürmelidir. Topikal minoksidil en etkili ürün olarak halen yerini korumaktadır. Erkeklerde %5 ‘lik, kadınlarda % 2’lik formu kullanılır. Tedaviye başladıktan sonra ilk 8 hafta telogen effluvium denilen saç dökülmesi görülebilir, bu normal bir süreçtir. Etkili diğer tedavi seçeneği, tip 2-5 alfa reduktaz enzimi inhibitörü olan finasteriddir. Bu tedavi ile % 91 hastada ilerleme durdurulurken, %66’sında klinik düzelme görülür. Tedavi kesildiğinde ise saçlar 1 yıl sonra eski haline döner. Finasterid kullanımı ile ilgili erektil disfonksiyon, kalıcı seksüel bozukluk geliştiğine dair yayınlar mevcuttur. Sperm sayısında ve kalitesinde değişiklikler görülebildiğinden, çocuk yapmaya çalışan çiftlere hamilelik sonrasında ilacın önerilmesi daha akılcı olacaktır. Kadınlarda görülen androjenik alopeside bu ilaç etkili bulunmamıştır. Kadınlarda yapılan çalışmalarda sıkı karaciğer fonksiyon takibi ile birlikte Flutamid kullanımı ile etkili yanıt alınabilir .

    İkinci saç dökülmesi nedenimiz Telogen Effluvium’dur.

    Kıl döngüsündeki karışıklık ve telogen dönemdeki kıl oranının artışına bağlı, tüm saçlı deriyi kapsayan ani ve şiddetli bir saç kaybıdır. Saçta yaygın olarak incelmeler ve dökülmeler vardır. Telogen effluvium fiziksel ve psikolojik stres oluşturan olaylara karşı saç kıllarının tepkisidir. Toplum arasında bilinen sinirsel, mevsimsel saç dökülmesi bu tiptir. Kadınlarda daha sık rastlanır ve özellikle 40-60’lı yaşlarda gözlenir. Herhangi bir yaşta da olabilir. Saçların tutam tutam dökülmesine neden olabilir.

    Anagen kıllar zararlı birçok etkene karşı duyarlıdır. Telogen dönemdeki kıllar ise göreceli olarak, saçı etkileyebilecek etkenlere karşı daha az duyarlıdır. Anagen dönemdeki bir kıl zamanından önce telogen döneme geçer. Böylece telogen dönemdeki kıl oranı artar. Neden olan olaydan 3-5 ay sonra telogen effluvium başlar.

    Telogen effluvium en sık doğum sonrası gözlenir. Genellikle doğumdan 2-4 ay sonra başlar ve birkaç ay sonra kendiliğinden düzelir. Bazen bir yıla kadar dökülmeler devam edebilir.

    Menapoz, tiroid hastalıkları (Hipo-hipertroidi), yumurtalık, böbrek üstü bezi ve hipofiz tümörleri, tifo ,sıtma , viral hastalık gibi yüksek ateşle seyreden hastalıklar bu tabloyu oluşturabilir. Bazı tansiyon, depresyon ve epilepsi ilaçları, doğum kontrol hapları, A vitamininin fazla tüketilmesi ile de görülür. Kanserler, bağ dokusu hastalıkları, yeme bozuklukları, HIV/ AIDS, demir eksikliği anemisi, çinko, biotin, esansiyel yağ asitlerinin eksikliği de Telogen effluvium nedenidir. Ağır yapılan ve proteinden eksik diyetlerin ardından, cerrahi operasyon ve kaza sonrası, psikolojik stres durumlarında da saç dökülmesi bu tiptedir.

    Ancak olguların önemli bir kısmında belirgin bir neden bulunamamaktadır. Telogen effluviumu başlatan neden ortadan kalktığında, takip eden 2-3 ayda problem düzelir. Telogen kılların oranı normale döner. Ancak kıl yoğunluğunun başlangıç seviyesine dönmesi için 6-12 ay gerekebilir. Fakat temelde bazı saç sorunu yaşayan önemli sayıdaki hastalarda bu durum devam edebilir. Dökülme yıllarca sürer. Bu taktirde hastalığa “kronik telogen effluvium” adı verilir.

    Tedavisi neden ortadan kalktığında yada tedavi edildiğinde genellikle kendiliğinde düzelen bir hastalık olmasıyla birlikte, destek tedavisi de uygulanır.

    Saçlar kan dolaşımı ile sadece diplerinden beslenir. Dışarıdan uygulanan kremlerin ve losyonların etkileri geçici olur ve yeterli etki sağlamazlar. Kullanıldığı müddetçe ancak saçların iyi görünmesini sağlarlar. En uygun tedavi nedene yönelik olandır. Saç dökülmesinin nedenleri araştırılır. Örneğin demir eksikliği anemisi varsa veya tiroitle ilgili problemler varsa bu problemler tedavi edilmelidir.

    Saç için gerekli maddeler ağız yolu ile alındığında veya mezoterapi yöntemi ile saçlı deriye enjekte edildiğinde etkili sonuçlar sağlanır .

    3. hastalığımız Alopesi Areata ‘dır. Halk arasında saçkıran olarak bilinen bir saç dökülmesidir. Saçlı deride, kaş ve kirpiklerde, sakal bölgesinde yama şeklinde dökülmeler olur. Diffuz şeklinde ise bütün saçlı deride yaygın dökülme, kaş , kirpik, sakal dökülmesi, kol ve bacak kıllarında dökülme de olabilir. Başlangıçta küçük yama şeklinde olan dökülmelerin % 15-25 olguda total dökülmeye döndüğü gözlenmiştir. Hafif formların % 34-50’si bir yıl içinde düzelir. Dermatoskopik muayenesi; sarı noktaların tüm alanı kaplayacak şekilde yaygın olması, ünlem işareti şeklinde kıllar ve siyah noktaların görülmesidir.

    Tedavi : Çocuklarda tedavide ilk sırayı potent topikal kortizonlu ilaçlar alır. Erişkinlerde ise saçlı deriye yapılan steroid enjeksiyonları ile yanıt alınabilir. Topikal minoksidil tedavisi bu hastalıkta tek başına yeterli değildir. Yaygın olgularda kontakt iritasyon yapan maddelerin bu bölgelere sürülmesi ile 6 ayda % 30 cevap alındığı bildirilmiştir. Günlük doz steroid ve diğer immunsupresif tedavilerde tedavi sıralamasında yer almakta, saç ve kıl çıkışlarına neden olmakta ancak tekrarlama olasılığı % 50’nin üzerinde görülmektedir. Son zamanlarda uygulanan mezoterapi ve PRP tedavileri ile yüksek başarı yanıtı sağlanabilmektedir.

    Son olarak sizlere saç dökülmesinde başarılı bulunan PRP tedavisinden kısaca bahsetmek istiyorum.

    PRP (Platelet Rich Plazma) yöntemi, modern tıbbın gelişmesinde devrim niteliğinde gelişme yaratan yeni bir tedavi yöntemidir. Ülkemizde yeni yeni uygulamaları başlamış olan PRP yöntemi; saç dökülmesi, deri tabakasının gençleştirilmesi ve yenilenmesi, yaraların iyileşmesi, akne izlerinin tedavisi gibi alanlarda uygulanan alternatif bir tedavi yöntemidir.

    Dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli rolü olan ve adına trombosit denilen kan hücresinden zengin plazmadır. Başka bir deyişle otolog (kendisi) kan konsantrasyonu da denilebilir.

    PRP ile, zayıflayan veya ölmeye başlayan saç köklerinin, tüy haline gelmiş saç tellerinin canlandırılması ve eski sağlığına kavuşturulması hedeflenmektedir. Uygulanacak kişinin kendi kanından alınan ve özel işlemlerle akyuvar ve trombositlerin ayrılması sonucu elde edilen solüsyonun seyrelmiş ya da saçsız bölgeye enjekte edilmesi işlemidir.

    PRP (Platelet Rich Plazma) yönteminin klinik geçmişi 1990’ lı yıllardır ve günümüze kadar başarıyla uygulanmıştır. Önceleri yüz çene ameliyatlarında yaraların iyileşmesini hızlandırmak için, sonraları ise kalp cerrahisi, kronik yara iyileşmesi, spor hekimliği, ortopedik cerrahi alanlarında sıklıkla kullanılmaya başlanmış, şimdi laboratuvarda kültür ortamında hücre ayrışmasında kullanılmaktadır. Ayrıca en son kullanım alanı olarak kozmetik endikasyonlardır. 2004 yılından günümüze pek çok ülkede cilt antiaging ve rejuvenasyon tekniği olarak uygulanmaktadır.

    PRP yönteminin saça uygulanması işlemi: Hastadan alınan kan santrifüje edilerek kırmızı kan hücrelerinden ayrılır. Plazma kısmı özel bir işleme tabi tutularak seyrelmiş ya da saçsız bölgeye enjekte edilir. PRP tedavisinde özel işlemle elde edilen plazmada akyuvarlar, trombositler, pıhtılaşma faktörleri ve trombosit büyüme faktörleri (PGF) bulunur. Bu yöntemde büyüme faktörü kök hücrelerinin göçünü ve çoğalmalarını tetikler. Bu sayede dokuda yenilenme süreci başlamış olur.

    Ayda 1 kez toplam 3 seans yapılan uygulama ile saç kökleri güçlenmekte ve zayıf saç telleri dökülmemektedir. Son seanstan 3 ay sonra 4. Seans uygulanarak işlem tamamlanır. Kadın ve erkekteki tüm saç dökülme tiplerine (androgenetik alopesi, hormonal, alopesi Areata yani saçkıran, kronik şeker, troit hastalıklarına bağlı dökülmeler, protein, demir eksikliğine bağlı, ilaçlara bağlı dökülmeler dahil…) uygulanabilir.

  • ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    Menstrüel düzensizlik, normal adet dışında kanma oluşması şeklinde tanımlanmaktadır. Normal menstrüel siklusta 21-38 gün aralıklarla 3-7 gün süreli düzenli kanmalar oluşur.Kaybedilen kan miktarı 30-40ml arasındadır.Bu miktar normal kabul edilir. Düzensiz kanma, adet günleri dışındaki kanmaları,lekelenmeleri,cinsel ilşkiden sonra oluşan ve postmenopozal kanmaları içerir.Menstrüel düzensizlik sürecinde amenore(adet görmeme) ve menoraji(aşırı kanama) da oluşabilir. Tıbbı bir hastalık veya pelvik patoloji gibi (myom,kist,polip vs)herhangi bir organik nedene bağlı olmayan kanmalar ise disfonksiyonel kanama olarak adlandırılır.
    Menstrüel düzensizlik sık karşılaşılan sorunlardır. Üretken yaştaki kadınlarda adet düzensizliği oranı %9-30 arasındadır.Düzenli menstrüel sikluslar için hipotalamus, hipofiz ve over aksının doğru çalışması ve uterus ile vajina anotomisinin normal olması gerekir.

    Menstrüel Düzensizlik Nedenleri —
    1- Endokrin Sorunlar..( tiroid,diabet, polikistik over sendr.,prolaktin yüksekliği v.s)
    2- Sistemik Hastalıklar..(kan hastalıkları, karaciğer hast., obezite, kullanılan ilaçlar)
    3- Jinekolojik Sorunlar.. (gebelik komplikasyonları,myomlar,uterin veya servikal polipler,enfeksiyonlar, kanser, travma, rahim içi araç)
     

    Menstrüel Düzensizlik Nedenlerinin Yaşa Göre Değerlendirilmesi–
    Menstrüel düzensizliği olan hastalarda şikayetlerin başlangıç yaşı çok önemlidir. Menarş(ilk adetin görülmesi) öncesindeki anormal kanama nedenleri enfeksiyon,malignite , travma ve cinsel taciz ve saldırıyı içermektedir.
    Adölesan dönemdeki menstrüel düzensizlikler çoğunlukla olgunlaşmamış hpotalamo- hipofizer aksın sonucu olarak, düzenli yumurtlayamamaya bağlıdır. Menarşdan sonraki ilk yılda adet düzensizliği oranı %85 iken, ilk 4 yıldaki oran %56 lar civarındadır. Ama bu yaş grubunda fazla kanayan hastalarda hematolojik problemler olup-olmadığı mutlak değerlendirilmelidir.
    Doğurgan çağdaki kadınlarda, adet düzensizliğinde hormonal, sistemik ve jinekolojik nedenler göz önünde tutulmalıdır. Bu hastalarda öncelikle gebelik olasılığı ekarte edilmelidir.Bu grupta gebelikten sonra en sık rastlanan kanama düzensizliği nedeni hormonal kanamalardır. Yaş ilerledikçe myom,polip,endometrial hiperplazi ve karsinom oranı artar. En sık neden myomlardır. Kanama bozuklukları olan hastalar,hormonal bozukluğu olan hastalar mutlaka ayırıcı tanıda ekarte edilmelidir. Duygusal ve fiziksel stres ve belirgin beden ağırlığı değişiklikleri, hormonal dengeyi bozarak adet düzensizliğine neden olabilir.
    Postmenopozal dönemde oluşan tüm kanamalar aksi kanıtlanmadıkça anormal olarak değerlendirilmeli ve araştırılmalıdır. Bu yaş grubunda enfeksiyonlar, selim veya habis tümörler ve travma gibi diğer jinekolojik sorunlarında kanamaya neden olabileceği unutulmamalıdır.Ayrıca menopoz nedeni ile hormon replasman tedavisi alan hastalarda da lekelenme tarzında düzensiz kanama olabileceği unutulmamalıdır.
    Sonuç olarak; menarşdan menopoza kadar her yaşta kadın, menstrüel siklus bozukluklarında mutlak jinokologlarına danışmalıdır. Neden tespit edildikten sonra tedavi nedene uygun seçilecektir..

     

  • Saçlarınız hakkında muhtemelen bilmediğiniz 12 şey

    Saçlarınız Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 12 şey

    1. Tüm memeliler gibi, sadece avuç içi ve ayak tabanı hariç tüm vücudumuzda kıl kökleri mevcuttur.

    2 . Saç köklerinin durumu ergenlik ve hamilelik sırasında hormonlar nedeniyle değişebilir. Saç köklerinin temelinde saç büyümesini düzenleyen kök hücreler rol almaktadır.

    3 . Saç büyümesinde 3 aşama vardır. Anagen faz: Büyüme aşaması, katajen faz: dinlenme fazı ve telojen faz ise dökülme aşamasıdır (derisini değiştiren bir yılan gibi).

    4 . Saçınızın anagen faz uzunluğu, saç büyümesinin ne kadar süreceğini belirler ve bu genetik yapı ile belirlenir. Kaşların saçımıza göre daha kısa anagen fazı vardır ve bu da kaşların neden saçlarımızın uzunluğuna gelmediğini açıklar.

    5 . Herhangi bir zamanda telojen (dökülme) fazda olan kılların oranı normalde % 15’dir, ama eğer hastada yüksek ateş, tiroid hastalığı veya anemi varsa, ya da çok fazla selenyumlu yiyecek tüketirse saçlar daha da incelmeye başlayabilir. Bu duruma telojen effluvium denir.

    6 . Bir kadın hamile olduğu zaman, anajen fazına geçiş artarak tüyler daha büyür ve daha parlak görünür, doğumdan sonra ise kıllar telojen faza gider ve dökülme başlar.

    7 . (Lazerler, şampuan ve ekleri dahil ) Çok az ürün ve tedaviler saç büyümesini arttırma yeteneğine sahiptir.

    8 . Minoksidil stres, diyet, hamilelik sonrası ya da kısa vadeli bir sorun nedeniyle ortaya çıkan saç dökülmesine yardımcı olabilir.

    9 . Stres saçların telojen faza girmesini tetikleyebilir.

    10 . Aşırı diyet ve egzersiz saç kaybına neden olabilir. Temel protein eksikliği saç ve tırnakları etkiler, buna genellikle kırılgan tırnaklar ve son derece kuru saçlar eşlik edebilir.

    11 . Antidepresanlar, doğum kontrol ilaçları, özellikle kolesterol düşürücü statin grubu gibi bazı ilaçlar saç dökülmesine neden olabilir. Bazı doktorlar tiroid ve diyabet ilaçlarının saç seyrelmesine veya kaybına yol açabildiğini belirtmektedir.

    12 . Saç dökülmesi veya incelmesi menopoz döneminde çok yaygındır, ama doktorlar hala tamamen östrojen tam rolünü anlayamamaktadır. Bu tür saç dökülmesinde genetik bir bağlantı var gibi görünmektedir ve tedaviye daha dirençlidir.

    Eğer saç dökülmesi veya incelmesi gibi herhangi bir sorun yaşıyorsanız, en iyi profosyonel yardımı bir dermatologdan alabilirsiniz. Dermatologlar saç dökülmesinin nedenini belirlemek, yardımcı olabilmek ve bununla ilişkili olabilecek cilt ve tırnaklardaki diğer belirtileri tespit etmek için eğitim almışlardır.

  • CİNSELLİK

    CİNSELLİK

    Değişik alt başlıkları içeren geniş bir konudur. Gerekli gördüğünüz daha geniş bilgiler için hekiminize başvurunuz.

    1. Orgazm

    Beynin ve vücudun birlikte hareket etmesi ile ilgili bir olaydır. Kadın ve erkeklerde farklı farklı yaşanır. Kadın peşpeşe bir çok kez orgazm olurken, erkekte iki orgazm arasında en az yarım saat geçmelidir. Orgazm; beyindeki seksüel uyarılarla (görme, duyma, dokunma, koku ve fantezi kapsayan) başlayabilir. Beyin ve vücut uyarıları birlikte hareket etmediklerinde orgazm olmaz. Kadınlarda düşünme yolu ile orgazm yaşanabilir. Kadınlarda orgazm;
     

    • Uyarılma fazı
    • Plato fazı
    • Organik faz
    • Çözülme fazı

    olmak üzere 4 aşamada incelenebilir. Bunun yanısıra, orgazm bozuklukları da;
     

    • Rastgele (random) orgazm
    • Kortal anorgazm
    • Erken orgazm

    olarak 3 grupta incelenebilir. Orgazm olmamaya anorgazmi denir. Kişinin kendi kendine olan saygısını ve güvenini yitirmeye ve depresyano neden olabilir. Her ilişki de orgazm olunmayabilir. Bu normaldir. Orgazm olmaması cinsel isteksizlik yaratabilir. Partnerine ilginin azalması da orgazma engel olabilir. Bu tür kişiler başka partner ya da mastürbasyon ile orgazm yaşayabilir. Orgazm yaşamamak kadında mutlaka mutsuzluğa neden olur diye sonuç vermek yanlış olur. Ancak; orgazm yaşamak çiftlerde daha keyifli bir hayatları olmasına yardımcı olacaktır. Orgazm bozuklukları % 5 den daha az bir oranla organik nedenlere bağlı olabilir. Nörolojik bozukluklar, nörolojik ilaç kullanımları, diabet, alkolizm olumsuz sonuç verebilir. Ayrıca; psikolojik etkenler yani travma, problemli çocukluk geçirmek, ergenlikte problemli ve travmatik cinsel deneyimler, cinsel kimlik çatışmaları orgazmın yaşanmasını olumsuz etkileyebilir.

    Çiftler anorgazmin yaşantılarını olumsuz etkilememesi için, bunu gurur meselesi yapmadan ilgili merkez ve kişilere müracat etmeleri tavsiye edilir.

    2. Kızlık Zarı

    Tıp sözlüğünde Hymen olarak geçer. Fizyolojik amacı ve görevi bugüne kadar açıklanamamıştır. Buna rağmen, embriyonik dönemde mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediği sanılmaktadır. Kızlık zarı, fizyolojiden çok sosyolojik açıdan toplumlarda daha çok ele alınmıştır. Her toplumda degişik ölçülerde sosyolojik öneme sahiptir. Gelişmiş toplumlarda cinsel şiddete ve istismara maruz kalan çocukların tanınmasında incelenir. Gelişmekte olan toplumlarda (ülkemiz dahil) günümüzde saf, el değmemişliği yani bekareti ifade etmektedir. Fizyolojik ve anatomikten çok sosyolojik fonksiyonu vardır.

    Hymen, anatomik olarak incelendiginde belirli bir yapıda olmadığı görülür. Vajinanin hemen girişinde, dudakların 1-1.5 cm. içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır. Dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir. Dışarıya bakan ön yüzü deriye; içeriye bakan arka yüzü mukozaya benzer. Nadir olarak doğuştan olmayabilir. Çocukluk döneminde sert olan hymen ergenlikte östrojen hormonunun salgılanmasına bağlı olarak esner ve değişime uğrar. Kızlık zarının şekli, kalınlığı ve esnekligi her kadında farklılıklar gösterir. Vajina ortasında adet kanının ve vajinal salgıların dışarıya akmasını sağlayan deliğin şekli ve yapısı kızlık zarının türlerinin belirlenmesinde kullanılır. Türleri ;
     

    • Annuler Hymen
    • Kresentrik Hymen
    • Septali Hymen
    • Kribriform Hymen
    • Imperfore Hymen
    • Mikroperfore Hymen
    • Multipar Hymen

    olarak yedi grupta incelenir. Kızlık zarı deliğin ve serbest kenarın karakteri, zarın kalınlığı ve mukavemetine göre de sınıflandırılabilir.

    Hymen, genelde ilk cinsel ilişki ya da yabancı bir cisim girişi ile yırtılır. Az miktarda kanama olur. Yırtıklar birkaç gün içinde nedbeleşir ve bir daha kanama olmaz. Bazen ilişkiden sonrakı birkaç ilişkide de kanama olabilir. Bazen bir ilişki olmasa da hymenin serbest kenarı düz olmaz ve çentikler bulunur. Kadinlarin % 20 sinde bu çentikler bulunur.

    Genellikle zarın yırtılması, deliğin penis çapından küçük olmasından dolayı olur. Ancak; penisin girişine müsait genişlikte delikler de bulunduğundan kızlık zarı birçok ilişkiye rağmen yırtılmayabilir ve kanama olmayabilir. Böyle zarlara, ilişkiye (duhule) müsait zar denir. Kadınların % 26-41 ilişkiye müsait zara sahiptir.

    İlk ilişkinin ağrili olup olmaması, erkeğin yavaş ve yumuşak davranışına da bağlı olmasına rağmen, bazen ciddi ağrılar olabilir. Genelde de herhangi bir rahatsızlık olmaz. Ancak yine de erkeğin davranışı ve yaklaşımı son derece önemlidir.

    Kızlık zarının yırtılmasında kanama miktarı genelde azdır ve kısa sürede kendiliğinden durur. Bazen kızlık zarı arkasında damar açığa çıkar ve kanama durmaz. Bazende vajinal girişinde ya da içinde yırtıklar oluşabilir ve şiddetli durmayan kanamalar olabilir. Bu durumlarda cerrahi müdahele ve dikis gerekebilir. Dikişler, kızlık zarını onarmaz. Kızlık zarı yırtılmasına rağmen kanama olmayabileceği gibi yırtılamadığı halde dış kısımlarda yırtık ya da sıyrık olabileceğinden kanamalar görülebilir.

    Kızlık zarı, ilişki olmadan ya da delikten daha büyük bir cisim girmeden de bozulma yapabilir. Örn. ata-bisiklete binme, bacakları çok açmayı gerektiren aktiviteler ya da kaza ve travma hymen bozulmalarına neden olabilir. Bir kez bozulan kızlık zarı kendi kendini onarmaz. Aradan 7-8 gün geçtikten sonra ne zaman yırtıldığı da anlaşılamaz. Kızlık zarı bozulmadan spermler içeri girebildiğinden dış gebelik de dahil olmak üzere gebelik olabilir. Zar yapısı uygun kişilerde kızlık zarına zarar verilmeden spekulum incelemesi ve kürtaj yapılabilir. Akıntı sorunu olabilecek bakirelerden vajinal kültür alınabilir.

    Kızlık zarının bozulup bozulmadığı muayene ile anlaşılabilir. Ancak, doğal çentik yapısında olan hymen de karar vermek güç olabilir. Jinekolog kolposkopik incelemeyi uygun görebilir. Kanama ile de kızlık zarının bozulup bozulmadığı anlaşılamaz. Kızlık zarı, % 100 kanama olması garanti edilemese de tamir edilebilir. Tamir edilen hymeni ancak jinekolog ya da adli tıp anlayabilir. Tamir için ilişkinin sayısı önemli değildir. Hatta doğum yapan kadın için bile tamir yapılabilir. Ancak; tamamen tamir edilmesi ya da eski haline getirilmesi olanaksızdır. Vajina duvarından alınan parçalarla yeni bir hymen yaratılmasına karşın, yara kolayca enfekte olabilir. Kızlık zarı tamirinin ilk gece cinayetlerini büyük ölçüde azalttığı bilinmektedir.

    3. Gebelik ve Cinsellik

    Yaşamda büyük önem taşıyan cinsellik, gebelikte çoğunlukla olumsuz etkilenir. Her şeyin normal gittiği durumlarda son dört haftada cinselliğe kısıtlama getirilebilir. Erkeğin ejekulasyon sıvısı içinde bulunan bazı maddelerin rahim kasılmalarını başlatabileceği ihtimali ile ilişki son dört haftada önerilmez. Kanamasi olan, düşük öyküsü olan veya erken doğum riski bulunan gebelerde ilişki kesinlikle yasaktır. Daha önce tekrarlayan düşük öyküsü ve erken doğum yapan gebelerde ilk iki ay ilişki kısıtlanabilir. Erkek veya kadın da genital enfeksiyon varlığında da enfeksiyon tedavisi tamamlanana kadar ilişki yasaklanmalıdır. Riskli gebelikler sınıfına giren plasente previa durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiye girilmesi sakıncalıdır. Bunlar dışında, normal seyreden gebelikte cinsel ilişkinin olumlu ya da olumsuz hiç bir etkisi yoktur. Ancak özellikle ilk gebeliğini yaşayan annelerin gebelik sürecine uyum sağlama aşamasında cinselliğe karşı soğukluk olabilir. Zaten gebelik, kadının hayatını kökten etkileyen bir süreç olduğundan cinsellik ve cinsel yaşam çoğunlukla olumsuz etkilenir. Kadın fiziksel değişiminin yanında psikolojik değişimler de yaşar. Psikolojik korkular nedeniyle ilişkiden kaçan bir gebe kadına anlayış göstermek ve zorlamamak gerekir.

    4. Vajinismus

    Psikiyatrinin ilgi alanına giren bir durumdur. Vajina girişini çevreleyen kasların istemsiz olarak kasılması ve penetrasyona izin vermemesidir. Tampon, muayene gibi durumlara da müsade etmez. Her yaş grubundaki kadında görülebilir. Bu problemi olan kadınların cinsel istek ve orgazm açısından problemleri yoktur. İstekleri oldugu gibi, cinsel ilişki dışında orgazm yaşayabilirler. Primer ve seconder olmak üzere iki çeşittir. Fobi olarak da adlandırılan primer vajinismus da, kişi hayatında hiç bir cinsel ilişki yaşayamamıştır. Seconder ise, daha önceden problemsiz cinsel ilişki yaşamış olmasına rağmen sonradan ortaya çıkan vajinismustur. Partnere karşı olan ilgisizlik ve disparonio’ya neden olan faktörler seconder vajinismusu etkileyebilir.

    Primer vajinismusun en önemli nedeni korkudur. Cinsel birleşme istenmesine rağmen bilinçaltındaki korkular buna engel olur. Denemeler kısır döngüye girer. Erkekte erektil bozukluklara yol açabilir. Tedavi genellikle çiftlere psikoterapi uygulanarak yapılmalıdır. Ancak; jinekolojik olabilecek nedenlerin de bu durumu yaratmadığından emin olmak gerekir. Bunun yanında, bu durumda olan kadına partnerinden gelecek ruhsal destek de tedaviye yardımcı olacaktır. Bu durum kadınlıkla ilgili olmadığının hastaya anlatılması, hastayı rahatlatacaktır.

    5. Gebe Kalmak İsteyenler İçin Öneriler

    Kısaca aşağıda anlatılan durumlara dikkat edilirse, gebe kalma olasılığı artacaktır.

    • Gebe kalma planı yapılan zamandan 3 ay önce korunma bırakılmalıdır.
    • Gebe kalmak için en uygun zamanda gün aşırı ilişkide bulunulmalıdır.
    • Gebelik için en uygun dönemdeki ilk ilişkiden önce ve iki ilişki arasında erkeğin 48 saat boşalmaması en uygundur.
    • Sabah erken saatte ilişkide bulunulmalıdır.
    • Kayganlaştırıcı kullanılmamalıdır.
    • Hiç bir zaman için vajinal duş yapılmamalıdır.
    • Vajinanın doğal duruşunu sağlayan gebelik için uygun pozisyonlar tercih edilmelidir.
    • Alternatif seks yöntemlerinden uzak durulmalıdır.
    • Su altında ilişkide bulunulmamalıdır.
    • 6. Ağrılı Cinsel İlişki

    Cinsel ilişki esnasında, kadının geçici ya da sürekli ağri duymasıdır. Nedenleri psikolojik ya da fiziksel kökenli olabilir.

    Fiziksel nedenler;
     

    • Genital organlarda enfeksiyon
    • Geçirilmiş operasyon ya da radyoterapi gibi nedenlere bağli nedbe dokusu
    • Epizyotomi nedbesi
    • Miyom ya da diğer rahim tümörleri
    • Endometriozis
    • Normalden daha kalın kıizlık zarı
    • Ürethrado (mesanenin vajinaya açılan kısmı) zedelenme
    • Yetersiz kayganlık
    • Menapoz sonrasında olduğu gibi hormon yetersizliğine bağlı vajinal kuruluk
    • Orgazm
    • Semen alerjisi
    • Mantar enfeksiyonları
    • Vajinal enfeksiyonlar
    • Alerjik reaksiyonlar
    • Cilt hastalıkları
    • Genital uçuklar
    • Travma ve tahrişler
    • Pelvik enfeksiyonlar
    • Rahim ve idrar kesesinde sarkma
    • Karın içi yapışıklıklar
    • Barsak hastalıkları

    Psikolojik nedenler;
     

    • Gebe kalma korkusu
    • Gebelik esnasında bebeğe fiziksel zarar gelebileceği korkusu
    • Yetersiz ön sevişme neticesinde
    • Cinsel tecrübe ve bilginin yetersiz olması
    • Daha önceden geçirilmiş seksüel yaralanma ya da psikolojik travma
    • Partnere karşı geçici isteksizlik

    Disparonia tedavi edilmediği takdirde kişilere zarar verir. Cinsel deneyimlerden keyif almayı engeller. Uzun dönemde kişinin kendine olan saygısını zedeler. Tedavide asıl amaç, neden olan psikolojik ya da fiziksel nedeni ortaya çıkarmak ve bunları ortadan kaldırmaktır.

  • Yaşlanma ve estetik analizi bölüm 1

    Yaşlanma ve estetik analizi Bölüm 1

    Tüm canlılarda olduğu vücudumuzla birlikte derimizin yaşlanması ve buna bağlı ortaya çıkan değişimler kaçınılmazdır.

    Seçilme ve beğenilme içgüdüsü, iş ve sosyal hayatta başarı ve çekiciliği güzellik ve genç görünümün belirlediği yönünde artan sosyal algı ile birleştiğinde kusursuz ve genç görünme isteği de artmaktadır.

    Günümüzde tıp ve teknoloji alanında gelişmelere rağmen yaşlanmanın durdurulması mümkün değil gibi gözükmektedir. Ancak hızla artan çeşitliliği ile anti-aging protokolleri, lazer, medikal estetik ve cerrahi uygulamalar ile cilt yaşlanma sorunlarına hasta beklentilerine dönük mükemmel sonuçlar sağlanabilmektedir.

    Derimizi biyolojik ve sosyal deri olarak 2 ye ayırarak derinin yaşlanma sürecini, estetik problemleri ve hasta beklentilerini daha iyi değerlendirebiliriz.

    Biyolojik derimiz; hücreler, bağ dokusu gibi biyolojik tüm yapısal özellikleri ile zaman ve çevresel faktörlerden olumsuz etkilenmekte ve sürekli değişim içerisindedir. Biyolojik derimizde yaşlanma ile birlikte kırışıklık ve sarkmaların ortaya çıkmasında olduğu gibi değişimler çoğunlukla fizyolojik süreçte ortaya çıkmaktadır. Bunlarda estetik isteklerin dışında tıbbi bir müdahaleye gerek yoktur. Ancak yaşlanma ve dış faktörler biyolojik deride patolojik süreçleri de başlatmaktadır. Güneş kökenli deri yaşlanması ile gelişen “Aktinik keratozis” zamanla kansere dönüşebilmektedir. Kişi bunlardan estetik olarak rahatsız olmamakla birlikte bunlara tıbbi müdahaleler ve takipler gerekmektedir.

    Sosyal derimiz bizi biz yapan ırksal ve kişisel özelliklerimiz ile farklılıklar göstermektedir. Kişisel algılarımıza, zamana ve kültürel yapıya göre değişebilmekle birlikte vücudun güzellik ve çekicilik gibi estetik algımızı belirleyen en geniş organımızdır. Sosyal derinin yaşlanma ve problem algı süreci doğrudan biyolojik deriden etkilenmektedir. Ancak bazı belirleyici kriterler kişiye, sosyal algıya ve kültüre göre değişebilmektedir. Biyolojik yaşlanma sürecinde 50 yaşında bir erkek hastanın alın ortası kırışıklıklarını doğal olarak kabul etmesi hatta bunlardan hoşlanmasına karşın iş hayatının artan rekabet koşulları nedeni ile bunlardan kurtulmak için istemeden de olsa alnına botox uygulaması istemesi gibi.

    Derinin tüm katmanlarını etkileyen yaşlanma belirtileri içsel ve dışsal faktörlerle ortaya çıkmaktadır.

    İçsel faktörlerin başında genetik yapımız gelmektedir. Her bireyin yaşlanma sürecini genetik yapısı belirler.(yaşlandıkça anne ve babamıza benzememiz gibi) Yer çekimi, mimik ve yüz ifademiz sırasında kullandığımız yüz kaslarının neden olduğu kırışıklıklar, uyku sırasında ortaya çıkan kırışıklıklar, hormonsal değişimler ve genel sağlık problemleri diğer içsel nedenler arasındadır.

    Dışsal faktörler ise güneş ve yapay ışık kaynakları, sigara, hava kirliliği, rüzgar ve soğuk hava, kimyasal maddelerin cildimizle teması olarak özetlenebilir.

    İçsel yaşlanma ile ortaya çıkan değişimler;

    Deriyi oluşturan korneosit adını verdiğimiz hücrelerin birbiri arasındaki ilişkinin bozulması

    Derinin en üst tabakası olan epidermiste incelme, epidermis ile derinin alt tabakası olan dermis arasındaki ilişkinin bozulması ile deride kolay hasarlanmanın olması

    Doku onarılması başta olmak üzere deride bir çok görevi olan fibroblastların azalması

    Deri destek dokularından kollajen ve elastinin kalitatif ve kantitatif olumsuz değişimleri ve buna bağlı olarak deride sarkma ve kırışıklıkların gelişmesi.

    Deri altında yağ dokusu, kaslar ve hatta kemik dokusunun yer yer azalması. Buna bağlı olarak örneğin yüzde şakak ve elmacık kemiklerinde belirginleşme ve yüzün iskeletizasyonu.

    Yağ dokusunun istenmeyen alanlarda birikimi; örneğin çene altında ve gıdıda yağ dokusu birikimi

    Deride yağ yapımını sağlayan sebase bezlerin ve ter bezlerinin fonksiyonlarının azalması; deride kuruluğa neden olmakta.

    Deride kıl köklerinde azalma ancak vellus olarak tanımlanan ayva tüylerinde burun gibi alanlarda artış

    Saç, sakal ve vücut kıllarında grileşme

    Trınaklarda zayıflama ile incelme

    Deride yağ yapımını sağlayan sebase bezlerin yüzün belli alanlarında; yanaklar, burun üstü ve çene gibi büyümesi ve kabalaşması

    Dışsal yaşlanma ile ortaya çıkan değişimler;

    Deride kuruluk

    Çillenme ve lekelerin gelişimi(güneş lekeleri, seboreik keratozis gibi)

    Ciltte bölgesel renk azalma alanlarının gelişimi

    Elastozis gelişimi ile deride daha kaba kırışıklıkların gelişimi

    Kılcal damar yapısında artış

    Küçük toplar damar genişlemeleri ile “venöz lake” oluşumu

    Deride damar destek dokuların azalması ile deri altı kanamaların gelişimi

    Deride yağ yapımını sağlayan sebaseous bezlerin belli alanlarda büyümesi, kanallarının genişleyerek tıkanması ile siyah noktaların gelişim

    Deride yüzeyel kan akımının azalması ve elastozis ile derinin soluk, mat ve cansız görünmesi

    Deri yaşlanma sürecinde bağ destek dokusunda değişimler yaşanmaktadır. Bunlar;

    Dermis alt tabaklarında elastinin değişimi ile kalın bir materyal birimektedir. Kabalaşan elastin bağlarının yerini daha büyük kitlesel yapılar almaktadır. Buna elastozis denimektedir.

    Kollajende azalma ve dejenerasyon gelişmektedir.

    Dermiste üst katmanlarda hyaluronik asit azalırken dermis alt katmalanalarda hyaluronik asit bu kaba elastin bağları arasında artmakta buda su tutulumu ile derinin daha sert, yapay durmasına neden olmaktadır.

    Deride elastozis Fitzpatrick tarafından sınıflandırılmıştır.

    Tip 1 hafif elastozis; deride hafif yapısal değişiklikler ve hafif çizgilenmeler

    Tip 2 orta elastozis; deride belirgin kabarık sarımısı renkte döküntüler var.

    Tip 3 şiddetli elastozis; çok sayıda sarımsı kabarık yapılar mevcut. Deri soluk ve sarımsı görünmekte, deri üzerinde eşkenar dörtgenler oluşturan baklava şeklinde kırışıklıklar oluşmaktadır.

    Yaşlanma ile yüzde yumuşak dokuların kantitatif değerlendirilmesi; yaşlanma ile yüz destek dokuların volume azalmakta, yüzey genişlemekte, destek dokular yer çekimi etkisi ile yer değiştirmektedir. Yüzde deri destek dokuların azalması; deride dermisin, deri altı kasların, ve yağ dokusunun azalması ile gerçekleşmektedir. Bu azalma doku volüm azalmasına neden olmaktadır. Deri yüzeyinin genişlemesi ile özellikle göz, yanaklar ve boyunda torbalanmalar, sarkmaların gelişmesine neden olmaktadır. Bazen göz yaşı bezi yada tükrük bezlerinin buna eşlik etmesi ile bunlar daha görünür hale gelebilmektedir. Yüzün özelikle yandan açılı değerlendirmesinde bazı konveks yapılar silinmekte yanaklar ve göz altlarında düzleşmeler oluşmaktadır.

    Yaşlanma ile deri kalitesi iç ve dış faktörlerden etkilenmektedir. İç faktörler genler ile belirlenir ve değiştirilemez. Dış faktörler ise güneş, sigara içimi, alkol kullanımı, kötü beslenme gibi faktörlerdir. Bunlardan korunulabilir.

    Derinin kalitatif özellikleri deri rengi, yapısı, tonusu, elastikiyeti, pigmentasyon özellikleri şeklindedir.

    Yumuşak dokuların dinamiklerinin değerlendirilmesi; yumuşak doku dinamiği ile aslında yüz kaslarını tanımlamaktayız. Yüz kasları yüz dinamik çizgilenmelerinin hatta yüzde katlantıların ortaya çıkmasından sorumludur.

    Yüzde yumuşak dokuların desteklerinin değerlendirilmesi; yüz kemikleri, dişler ve burunda olduğu gibi kıkıdaklar yumuşak dokunun desteklerdir. Bunların şekilleri ve volümleri destekledikleri yumuşak dokuların yaşlanma sürecine katılması ile kişinin ilerde nasıl yaşlanacağını etkilemektedir. Yaşlanma süreci bu ana yapılardaki değişimlere bağlıdır.

    Birçok diş-çene kemikleri ve yüz kemikleri problemleri (yüz orta kemiklerinin yetersiz gelişimi, alt çene kemiği gelişim problemleri süt ve alr dişlerin açılanma problemleri vb) genç hastalarda yaşlı görünümü vermektedir.

    Genç yada orta yaşlı kişilerde yaşlı görünüm bir yada birden fazla faktöre bağlı olarak gelişebilmektedir. Örneğin üst dudağın zamanla uzaması, sahip olduğu destek dokusunun yapısal uzunluğuna, üst çenenin kemik yapısına, üst dişlerin yapısına bağlı olarak etkilenmektedir. Örneğin aşağıdaki hastada üst çenenin kısa olması nedeni ile üst dudağın deri bölümü normalden uzun görünmektedir. Profilde üst dudak içe doğru kıvrılmıştır. Bu nedenle üst dudağın vermilion hatta silinmiştir. Profilde E çizgisi ile değerlendirildiğinde üst dudak çok geride kalmakta hatta çene çok önde görünmektedir. Gülme sırasında hastanın ön üst dişlerinin ve üst diş etlerinin görünürlüğü azalmıştır. Bu hastaya yaşına göre daha yaşlamış bir ifade vermektedir.

    Genç bir yüz ile yaşlı birisinin yüzü karşılaştırıldığında aşağıdaki değişimlerin bir yada bir çoğunu görebiliriz.

    Yüz yaşlandıkça daha uzamaya ve daralmaya başlamaktadır.Üçgen görünümü tersine dönmektedir.

    Yüzün estetik bölülerinin bazıları kaybolmakta bazı bölüleri fazla belirgin hale gelmektedr.

    Profilde yüzdeki eğimler silimekte düzleşmektedir.

    Yüzde yeni eğimler ortaya çıkmaktadır.

    Profilde bazı anatomik yapılar uzamaktadır.

    Yüzde yaşlanma ve belirtilerin değerlendirilmesinde kullanılabilecek basit bir değerlendirme yöntemi

    Yaşlanma ile deride ;

    İnce çizgiler

    Deride dokunmakla kabalaşmalar

    Bunların derecesine göre bir skorlama yapılmakta ve buna göre tedavilere karar verilmektedir.

    Derin kırışıklıklar gelişmektedir.

    Yüz bölgesini aşağıdaki gibi bölümlere ayırılması ve bu şekilde değerlendirme daha basit olmaktadır.

    Gözlerden geçen hattın üzerindeki alan “Yüz üst bölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Dudakların birleşme çizgisi üzerindeki hat ile gözler arasındaki alana “Yüz orta bölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Dudakların birleşme çizgisi ile çene çizgisi arasındaki alan “Yüz altbölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Bunun altında kalan alan “Boyun üst bölümü” olarak tanımlanmaktadır.

    Değerlendirmeler bu alanlarda ve sağ ve sol olarak yapılmaktadır.

  • KISIRLIK

    KISIRLIK

    Doğurganlık çağındaki bir çiftin herhangibir doğum kontrol yöntemi kullanmadan, en az bir yıl düzenli cinsel ilişkiye girmesine rağmen gebeliğin oluşmamasına “kısırlık” (infertilite) denir. Daha önceden gebe kalmış veya çocuğu olan bir çiftin, istemesine rağmen gebe kalamamasına ise “sonradan gelişen kısırlık” (sekonder infertilite) denir. Hiçbir problemi olmayan ve düzenli cinsel hayatı olan bir kadının, bir ay süresince gebe kalma şansı % 20-25 kadardır.

    Görülme sıklığı ne kadardır?
    Üreme çağındaki evli çiftlerin yaklaşık % 10-15 kadarında kısırlık mevcuttur. Kısır çiftlerde yapılan incelemelerde %40’ında nedenin erkekte, %40 kadarında kadında, %10’unda hem erkek hem kadında olduğu belirlenmiştir. %10 çiftte ise herhangibir neden bulunamamaktadır. Bu duruma açıklanamayan kısırlık denilir. Gelişmiş toplumlarda eğitim ve kariyer beklentileri nedeniyle çocuk isteğinin ileri yaşlara ertelenme eğilimi mevcuttur. Kadınlarda 30’lu yaşların sonları ve 40’lı yaşların başlarında yumurtalık rezervleri ve doğurganlık kapasitesi azalmaya başlar. Bu durum daha fazla çiftin yardımcı üreme yöntemlerine (tüp bebek) başvurması sonucunu doğurur. Ülkemizde kısırlık sadece ilgili çifti değil, geniş bir sosyal çevreyi de etkilemektedir. Özellikle tedavi sürecinin uzadığı durumlarda, bu çiftler üstlerinde çok büyük bir sosyal ve psikolojik baskı hissetmektedirler. Aslında bu durum da tedavi sürecine olumsuz etki yapmaktadır. 

    Kısırlık nedeniyle başvuran çift nasıl değerlendirilir?
    Çift birlikte değerlendirmeye alınır. Cinsel hayatları, beraberlik sıklıkları sorgulanır.
    1.) Öncelikle erkekte meni tahlili (spermiogram) istenir. Üç günlük cinsel perhizden sonra yapılan meni tahlili değerlendirilir. Miktarı 2 ml den fazla, hücre sayısı (sperm) ml. de 20 milyondan fazla, hücrelerin hareketlilik oranı % 50′ den fazla, normal hücre oranı % 30’dan fazla olmalıdır. Meni tahlilinde anormallik tespit edilen kişiden bir süre sonra ikinci bir tahlil istenir ve değerlendirilmek üzere bir üroloji uzmanına gönderilir.
    2.) Kadındaki kısırlık nedenleri 4 başlık altında incelenebilir.
    a.) Yumurtlama bozuklukları: Kadındaki kısırlık nedenlerinin %30-40 kadarını oluşturur. Kadının adet düzeni normal, adet döngüsü 25-35 günler arasında ise ( bir adetin ilk gününden diğer adetin ilk gününe kadar geçen süre) genellikle yumurtlama problemi gözlenmez. Kadında yumurtlamayı tespit edebilmek için vücut ısısı takibi, adetin 21-23. günlerinde progesteron hormonu bakılması, beklenen adet kanamasından 3-4 gün önce rahim içerisinden örnekleme (endometriyal biyopsi) yapılması, ultrasonografi ile yumurtlama hücresinin takibinin yapılması gibi yöntemler kullanılabilir. Ayrıca FSH, TSH ve prolaktin hormonlarının bakılması gerekmektedir. 
    Ultrasonografi ile yumurta hücresi takibi
    b.) Yumurtalık kanalları (tuba uterina) ve karın iç zarına (periton) ait nedenler: Kadın kısırlığındaki nedenlerin % 30-40 kadarını oluşturur. Kanallardaki başlıca problemler, daha önce geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriozis veya geçirilmiş ameliyatlara bağlı gelişen yapışıklıklar ve tıkanma nedeniyle oluşur. 
    Yumurtalık ve kanal çevresinde gelişmiş yoğun yapışıklıklar.
    Karın iç zarında (periton) endometriozise bağlı odaklar ve yapışıklıklar da gebeliği olumsuz etkiler. 
    Rahim arkasında, yumurtalık ve kanalların etrafında endometriozise bağlı yapışıklıklar.
    Kanalların değerlendirilmesi ve endometriozis teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (histerosalpingografi-HSG) ve laparaskopi yapılmalıdır. 
    c.) Rahimden kaynaklanan faktörler: Belli sayı ve büyüklükteki myomlar, polipler, rahim içi yapışıklıklar (kürtajlardan sonra gelişebilir) ve rahimdeki doğumsal anomaliler kısırlığa sebep olabilir. 
    Rahimden kaynaklanan faktörlerin teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (HSG), ultrasonografi bazen de MRI kullanılabilir.
    d.) Rahim ağzından kaynaklanan sebepler (servikal faktör): Olguların %5 kadarından sorumludur. Bu bölgedeki bazı olumsuz faktörlerin erkek hücresinin (sperm) geçişini olumsuz etkilemesi nedeniyle oluşur. Cinsel birleşme sonrası yapılan bazı testlerle değerlendirilir.
    e.) Nedeni belirlenemeyen olgular: Bütün bu incelemelere rağmen bir problem tespit edilemeyen kısırlık vakaları da mevcuttur. Bunlara “açıklanamayan kısırlık” vakaları denir. %10’luk bir orana sahiptir.

    Kısırlığın tedavisi nasıl yapılır?
    Tedavi altta yatan nedenlere göre yapılır.
    1-) Erkeğin tedavisi ürologlar tarafında düzenlenir.
    2-)  Kadındaki yumurtlama bozuklukları ilaçlarla tedavi edilir
    a.) Kanallar tamamen tıkalı, kadın genç ve birden fazla çocuk istiyorsa, ameliyatla kanalların açılması denenebilir. Bu yöntem uygun değilse yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek) önerilir. Endometriozise bağlı çikolata kistleri, yapışıklıklar ve diğer lezyonlar laparaskopi ile tedavi edilebilir. b.) Rahimdeki myom, polip, yapışıklık ve doğumsal anomaliler değişik ameliyat teknikleri ile tedavi edilebilir.
    c.) Rahim ağzından kaynaklanan problemlerde aşılama önerilir.
    d.) Sebebi bilinmeyen kısırlık vakalarında da aşılama veya tüp bebek tedavileri önerilir.
    Tedavi yönteminin belirlenmesinde kadının yaşı, kısırlık süresi, tedavi sürecine tahammül edebilme gibi faktörler rol oynar. Sebebi bilinmeyen uzun süren kısırlık vakalarında çiftlerin üzerinde çok yoğun bir psikolojik baskı vardır. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkiler. Psikolojik baskının en güzel örneğini, bu çiftlerin çocuk beklentisi kalmadıktan birkaç yıl sonra kendiliğinden çocuk sahibi olabilmeleri göstermektedir. Gerçekten yıllar boyu tedavi görüp, umutlarını kaybeden çiftler, bir süre sonra kendiliklerinden çocuk sahibi olabilmektedirler.

  • KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    İstem dışı idrar yapma kadınların yaşadıkları en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma kadının günlük hayatına büyük sıkıntılar getirmektedir. Çalışma hayatını olumsuz etkileyen bu olay kadının cinsel hayatına dahi olumsuz olarak yansımaktadır. İdrar kaçırmanın başlıca nedenleri arasında gebelik ve doğum, ileri yaş, şişmanlık, kronik solunum yolu hastalıkları vb. sayılabilir. Özellikle iri bebek doğurma (4000 gr. üzerinde bebek doğurma), forseps ve vakum yardımıyla yapılan doğumlar ve doğum sayısının fazla olması idrar kaçırma riskini artırmaktadır. Yukarıdaki risk faktörleri yalnızca idrar kaçırmaya değil, aynı zamanda kadın genital organlarında değişik derecelerde sarkmalara da neden olabilmektedir. İdrar kaçırma yakınması orta ve ileri düzeyde olan kadınlar, sürekli ped kullanmak zorunda kalırlar. Sosyal ve çalışma hayatlarını bu yakınmaya göre düzenlemeye çalışırlar. Uzun süreli seyahatlere çıkmamaya, alıştıkları sınırlı ortamları değiştirmemeye özen gösterirler. Çünkü alışık oldukları ortamlarda bu sorunla yaşayabilecek uyumu gerçekleştirmişlerdir. Kadınlarda ortalama % 20-25 oranında görüldüğü tahmin edilen idrar kaçırma yakınması, maalesef çoğu zaman hekime başvurmak için bir neden oluşturmamaktadır. Kadınların çoğunluğu bu yakınma için hekime başvurmamakta, bazıları utanma nedeniyle, bazıları da yaş ve doğumların doğal sonucu olarak kabul ettiklerinden bu problemle yaşamaya çalışmaktadırlar.

    Oysa günümüz tıbbında idrar kaçırma problemiyle ilgili gerek teşhis koyma gerekse de tedavi yöntemleri olarak önemli gelişmeler sağlanmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimlerine çeşitli nedenlerle başvuran kadınlara bu yakınma özellikle sorulmalıdır. Çok farklı nedenlerle ve farklı çeşitte oluşan idrar kaçırma durumunda öncelikle olayın nedeni ve hangi tür idrar kaçırma olduğu tespit edilmelidir. Bunun için hastaya çeşitli muayene yöntemleri ve testler uygulanır. Başlıca idrar kaçırma çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- Öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncını arttırıcı nedenlerle oluşan idrar kaçırma: İdrar kesesinin tabanı ve alt idrar yollarında çeşitli nedenlerle oluşan yapısal değişiklikler en önemli sebeptir. 
    2- Ani sıkışma hissi ile birlikte olan idrar kaçırma: İstemsiz idrar kaçırma ani ve aşırı bir idrar yapma isteği ile birliktedir. İdrar kesesinin kontrolsüz kasılmaları ve bazı nörolojik hastalıklara bağlı oluşabilir.
    3- Karışık tür idrar kaçırma: Yukarıdaki iki tür idrar kaçırma probleminin her ikisinin de özelliklerini taşır.
    4- Taşma tarzında idrar kaçırma: İdrar kesesinde aşırı idrar birikmesi sonucu meydana gelen idrar kaçışıdır. Burada az miktarda idrar kaçışı söz konusudur. Başlıca sebepler; idrar kesesinin çıkış kısmında daralma, genital organ sarkmaları, B12 vitamin eksikliği, bazı nörolojik hastalıklar olarak sayılabilir.
    5- Fonksiyonel idrar kaçırma: Kadındaki zihinsel ve fiziksel fonksiyonların kronik bozukluğu sonucu oluşan idrar kaçırma şeklidir. Diğer nedenlerin ekarte edilmesi ile tanı konulabilir. Ağır bunama ve ağır depresyon başlıca nedenler arasında sayılabilir. Bu tip idrar kaçırmalar hastanın fonksiyonel durumu, eşlik eden hastalıkların tedavisi ve çevresel şartların değişmesi ile tedavi edilebilir veya kısmi olarak iyileşebilir.
    6- Doğumsal problemlere bağlı idrar kaçırma: Doğumsal anomalilere bağlı olarak oluşan idrar kaçırma şeklidir.
    7 -İdrar yolları ile başka organlar arasında sonradan oluşmuş kanallara bağlı idrar kaçırma: Fistül denilen bu kanallar bazı ameliyatlar, zor doğumlar sonucu gelişebilir.
    8- Geçici idrar kaçırma: Alt idrar yollarını etkileyen enfeksiyonlar bu tür idrar kaçırmalara yol açabilir.

    Yukarıda bahsedilen idrar kaçırma tiplerinin herbirisinde tedavi yöntemi farklıdır. Bütün idrar kaçırma durumlarında ameliyat tavsiye edilmez. Bazılarında çeşitli egzersizler, bazılarında ilaçlar, bazılarında da yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temel unsurunu oluşturur. Ameliyatın gerekli olduğu idrar kaçırma olgularında uygulanabilecek çeşitli ameliyat yöntemleri vardır. Son yıllarda uygulanan bazı ameliyat yöntemleri hem kısa süreli, hem hastayı uzun süre yatağa bağlamayan hem de başarı oranları % 85 gibi yüksek oranlardadır.

    YANLIŞ BİLİNENLER
    1-) İdrar kaçırma doğumlara bağlı sarkmalar nedeniyle oluşur.
    YANLIŞ. İdrar kaçırmanın birçok nedeni vardır. Hiç doğum yapmamış kadınlarda da görülebilir.
    2-) İdrar kaçırmanın tedavisi çok zordur. Kadın bununla yaşamasını öğrenmelidir.
    YANLIŞ. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma durumlarında önemli olan nedeni ortaya çıkarmaktır. Nedene bağlı tedavinin başarı şansı yüksektir.
    3-) İdrar kaçırma sadece kadının yaşam kalitesini etkiler.
    YANLIŞ. İleri düzeyde idrar kaçırma sadece yaşam kalitesini değil, iş başarısını ve hatta cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir.

  • Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:
    Bu durumlar Rh(-) annenin Rh antikoru oluşturmasına neden olabilecek durumlardır.
    – Kan transfüzyonu
    – Gebelik veya doğum sırasında Rh (+) bebekten anneye kan hücresi geçmesi
    – Kendiliğinden ya da istemli düşük
    – Küretaj
    – Dış gebelik
    – Plasentanın (bebeğin eşi) erken ayrılması
    – Anne karnına gelebilecek darbe ve travmalar
    – Amniyosentez (Anne karnından bebeğin suyunun alınması)
    – CVS (Koryon villus biyopsisi)
    – Kordosentez (Bebeğin kordonundan kan alınması)
    – Eksternal sefalik versiyon (Ters duran bebeği çevirme işlemi, günümüzde yapılmamaktadır.)

     Biraz da halk dilindeki Kan Uyusmazligi ignesinden yani Anti-D gama globulinden bahsedelim.
    Anti-D Ig kan uyusmazliginda anne ve bebek arasindaki etkilesimi engellemek icin yapilan bir imunoglobulin ilactir.Genellikle kalcadan kas icine yapilir 
    fakat intravenoz (damardan) yapilan formlari da mevcuttur.Ilk olarak igne 1968 yilinda bulunmus olup bulusundan sonra kan uyusmazligina bagli olan 
    olumler gozle gorulur derecede azalmistir.Anti-D Ig’nin etki mekanizmasi ; bebekten anneye gecebilecek eritrositlerin yabanci olarak algilanip annenin 
    bunlara karsi antikor olusturmasini engellemektir.

       Eger kan uyusmazligindan bebek etkilenmis ise annenin olusturdugu antikorlar bebek kanindaki eritrositleri parcalayip cokeltecek agir anemi ve Hidrops
    Fetalis dedigimiz agir tabloyu olusturacaktir dedik.Biraz da Hidrops Fetalis’ten bahsetmek isterim.
       Hidrops Fetalis bebegin ozellikle vucut bosluklarinda olmak uzere ,cesitli dokularinda sivi birikmesi ve vucudunun genel olarak odemli bir hal almasidir.
    Bebekte cilt odemi,asit,plevral efuzyon,perikardiyal sivi birikmesi olabilir.Siklikla polihidramnios (bebegin amniyos mayisinin artmis olmasi) gorulur.
    Bebekteki bu Hidrops Fetalis ,kan uyusmazliginda oldugu gibi immunolojik bir nedenden kaynaklaniyorsa Immun Hidrops Fetalis,diger adiyla Eritroblastozis 
    Fetalis, adini alir. Immunolojik olmayan bir nedenden kaynaklaniyorsa Non-Immun Hidrops Fetalis adini alir.Ben simdi size Immun olan ,Kan Uyusmazligindan
    kaynaklanan Hidrops Fetalis hakkinda bilgi vermek istiyorum.
    Hidrops Fetalis’lerin %10u Immun nedenlere bagli olur ve Eritroblastozis Fetalis adini alir.Anne ve bebek arasindaki kan uyusmazligina bagli olarak bebekte 
    agir anemi ve generalize agir odem tablosu olusturdugunu yazmistim.Bu mekanizmadaki asil neden kalp yetmezliginin olusmasidir.Bunun yani sira anemiyi 
    kompanse etmek icin ekstrameduller hematopoez ( karacigerde hematopoez) olusmasi ,buna bagli karaciger harabiyeti ve portal hipertansiyon olusmasi da 
    hidropsa yol acan nedenlerdir.Immun Hidrops Fetalis dedigimiz Eritroblastozis Fetalis’in en sik nedeni Kan Uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu’dur.