Etiket: Neden

  • Bel fıtığı ve tedavisi nedir ?

    Belin Anatomisi
    Belimiz vücudumuzun ağırlığını taşıyan, yükü kalçadan bacaklara aktaran ve aynı zamanda günlük aktivitemiz içerisinde gövdemizin hareketli olmasını sağlayan bir yapıdır. Belimizde 5 adet omur ve bu omurları birbirine bağlayan kıkırdak yastıkçıklar (disk), eklem yapıları ve bunlara destek olan yumuşak dokular bulunur. Bel omurları, harekete katkısı ve yük taşıma özelliğinin yanında omurganın diğer kısımları gibi omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk görevi yapar. Bel omurlarının içerisinden bacakların kas kontrolunu sağlayan, bacakların duyusunu taşıyan ve idrar, gaita ve seksüel fonksiyonların kontrolunu sağlayan sinirler geçer.

    Bel Ağrısının Nedenleri

    Belde yer alan omur, disk ve yumuşak dokularda gelişen herhangi bir olay bel ağrısına neden olabilir.
    Bel ağrısı, günümüzde bireyin günlük aktivitesini kısıtlayan en önemli nedenlerden birisidir. Tüm dünyada nüfusun yaklaşık %80’inin yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir kez bel ağrısı atağı geçirdikleri bilinmektedir. Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda görülen kronik hastalıklar arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı almakta ve cerrahi tedavi yapılan hastalıklar arasında beşinci sırada bulunmaktadır. Bel ağrısı en sık 20-40’lı yaşlarda görülmektedir. Bel ağrılarını akut ve kronik olmak üzere 2 gruba ayırabiliriz. Akut bel ağrılarında genellikle ağrı birkaç gün içerisinde azalır ve birkaç hafta sonra tamamen geçer. Ağrı 3 aydan daha fazla sürerse bu ağrıya kronik (müzmin)
    bel ağrısı denir. Bel ağrılı hastaların %90’ının yakınması ilk 4 hafta içinde kendiliğinden geçerken ancak %5’i kronikleşir. Çoğu bel ağrısında ağrının nedeni öykü ve klinik muayene ile konur, yardımcı incelemeler ve radyolojik tetkiklerde birşey bulunamaz.

    Bu tip ağrılara genel olarak “Mekanik bel ağrısı” diyoruz.

    Bel ağrılarının nedenlerini 2 büyük grupta toplayabiliriz.

    1-Kas-iskelet sistemi hastalıkları
    2-Omurga hastalıkları

    1-Kas-İskelet Sistemi Hastalıkları

    Bel ağrılarının büyük çoğunluğu bu gruba girer. Çoğunlukla kaslarda, bağ dokusunda veya eklemlerdeki ufak hasarlanmalar ile oluşur. “Miyofasial ağrı sendromu” terimi kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesi ve yaralanmasıyla oluşan klinik tablo için kullanılmaktadır. Diğer bel ağrısına yol açan kas-iskelet sistemi sorunları arasında kötü ve hatalı vücut duruş şekli, bir bacağın kısalığı, beldeki omur ve kıkırdakların az oksijenlenmesine neden olduğu için sigara kullanımı, stres gibi psikososyal faktörler sayılabilir.

    2-Omurga Hastalıkları
    Bu gruptaki hastalıklar kas iskelet sistemi hastalıklarından oransal anlamda daha az görülmektedir. Bu grupta bel ağrılarına en sık yol açan rahatsızlıklar: bel fıtıkları (lomber disk hernileri), disk dokusunun yıpranması (dejeneratif disk hastalığı), bel kayması (lomber spondilolisthezis), bel omurga kanalının daralmasıdır (lomber dar kanal). Bunların dışında çok daha az görülen, ama omurganın ciddi rahatsızlıkları olan tümör, enfeksiyon, travma, kemik erimesine (osteoporoz) bağlı çökmeler sayılabilir.

    a)Bel Fıtığı (Lomber disk hernisi): Disk materyali iki omur cismi arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içeride ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Bir yastıkçık gibi davranır ve gövdenin yüklerini dağıtmak görevini üstlenir. Ancak bel omurlarına fazla yük binerse (aşırı kilo alma ve ağır kaldırma), bele destek lan diğer yapılar, özellikle bel ve karın kasları zayıflarsa (egzersiz yokluğu), veya yapısal ve genetik nedenlerle bu disklerde bozulma bel ağrısına ve bel fıtığına neden olabilir. Diskin dış kılıfının zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlarsa buna “bel fıtığı” denir. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok bel ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek bel fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle bacağa vuran ağrıya yol açar. Bel fıtığında bel ağrısından daha ön planda olan bacak ağrısıdır. Sinirlere olan basının düzeyine göre uyluk ve bacakta ağrı, güçsüzlük ve uyuşukluk hissi oluşabilir.

    b)Bel kayması (Lomber spondilolistezis): Bir omur cisminin diğer omur cisminin üzerinde öne veya arkaya doğru kaymasına denir. Bu rahatsızlığa bağlı sinir köklerine bası varsa bel ağrısına ilaveten uyluk ve bacakta ağrı, güçsüzlük ve uyuşukluk oluşabilir.

    c)Bel omurga kanalında daralma (Lomber dar kanal): Omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin omur kemikleri içinde seyrettiği kanala spinal kanal denir. Travma, vücudu kötü kullanma, genetik faktörler gibi birçok etken sonucunda spinal kanalı oluşturan yumuşak doku ve kemik yapıların kalınlaşması ve kabalaşması ile bu kanalda daralma meydana gelebilir. Bunun sonucunda da sinir köklerinde sıkışma oluşur. Bu hastalar özellikle ayakta fazla kaldıklarında ve yürümekle ortaya çıkan baldırda ağrıdan ve uyuşukluktan yakınırlar. Oturduklarında ve öne doğru eğildiklerinde ağrı yakınmaları hafifler veya geçer. Ayakta durmak veya yürümekle çıkan bu klinik tabloya “nörojenik kladikasyon” denir.

    d)Disk dokusunun yıpranması (Dejeneratif disk hastalığı): Disk iç tabakasını oluşturan kısmın su oranı çocukluk ve genç yaş grubunda fazladır. Yaşlanma ile beraber su oranı azalır, disk yüksekliği azalmaya başlar, dış tabakada küçük yırtılmalar gelişir. Diskin yük taşıma ve hareket yeteneği azalır. Diskin dış kısmında bulunan sinir liflerinin uyarılması ile bel ağrısı açığa çıkar. Bu hastalarda bel ağrısı, bacak ağrısından daha fazladır.

    Bel Ağrılı Hastaların Değerlendirilmesi ve Tanı

    Bel ağrılarının çoğunun nedeni yukarda belirtildiği gibi kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesi veya ufak zedelenmelere uğramasıdır. Bu hastalarda ağrı yakınmaları birkaç gün içerisinde kendiliğinden gerileyeceğinden çoğunlukla tetkik edilmelerine gerek yoktur. Ancak aşağıdaki nedenler hemen doktora başvurmayı gerektirir.

    1. Tekrarlayan bel ağrısı atakları
    2. Kronik bel ağrısı
    3. Ağrı şiddetinin giderek artması
    4. Bel ağrısına eşlik eden uyluk ve bacakta ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük, istemli idrar ve gaita yapamama, seksüel fonksiyon bozukluğu gibi belirtilerin olması
    5. İstirahat ile geçmeyen bel ağrısı
    6. Bel ağrısı ile birlikte aşırı kilo kaybı, ateş, üşüme ve titreme olması

    Hastanın bel ağrısı nedenleri araştırılırken, öyküsü alınıp, gerekli muayenesi yapıldıktan sonra belirlenen ön tanı doğrultusunda tetkiklerinin yapılması gerekir.

    a)Akut bel ağrısının nedeni olarak bel fıtığı, kas ve yumuşak dokulardaki aşırı gerilme düşünülüyorsa, bu hastalara yatak istirahati (5 günü geçmeyen) ve ilaç tedavisi önerilir.
    b)Kronik bel ağrısı olan, akut bel ağrısı nedeniyle istirahat ve tıbbi tedavi verilmiş fakat ağrısı geçmeyen, omurga tümörü veya omurga enfeksiyonu düşünülen olgularda incelememize direkt grafi ile başlamak ve takibinde lezyon seviyesini saptayıp Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ile hastalığın tanısını koymak gerekir. Bu tetkiklere ilaveten hastada enfeksiyon veya tümör düşünülüyorsa buna yönelik kan tetkikleri ve kemik sintigrafisi yapılmalıdır.

    Bel Ağrısında Tedavi

    Bel ağrılarında yapılacak tedavi ağrının nedenine ve hastalığın yerleşimine göre belirlenmelidir.

    1-Akut bel ağrısında tedavi

    Kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesine veya ufak yaralanmalara bağlı olan bel ağrısında
    (Mekanik bel ağrısı) ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve kısa süreli yatak istirahati tek başına çoğu olguda yeterlidir.

    Travma ve enfeksiyona bağlı bel ağrısı: sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama, omurgada instabilite (anormal hareketlilik) varsa cerrahi girişim yapılmalı, neden enfeksiyon ise ilave antibiyotik tedavisi verilmelidir.

    Tümöre bağlı bel ağrısı:
    i-Sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa veya omurgada instabiliteye (anormal hareketlilik) yol açmışsa cerrahi girişim yapılabilir ve doku tanısına göre radyoterapi-kemoterapi önerilir.
    ii-Sinirlere bası bulgusu yoksa, öncelikle biyopsi ile tümörün tipi belirlendikten sonra duruma göre, cerrahi girişim ve/veya ışın tedavisi, kemoterapi yapılmalıdır.

    Bel fıtığı, bel kayması, spinal dar kanala bağlı bel ağrısı:
    i-Sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa, omurgada instabilite (anormal hareketlilik) varsa cerrahi girişim mutlaka gereklidir. Kuvvet kaybı gibi nörolojik bulgular olmamasına rağmen, uzun süren ağrı nedeniyle hastaların yaşam kaliteleri etkileniyorsa ağrı tek başına cerrahi girişim nedeni olabilir. Cerrahi girişim yöntemi seçilirken her hasta ayrı ayrı değerlendirilmeli ve o hastaya uygun teknik seçilmelidir.
    ii-Sinirlere bası bulgusu yoksa ağrı kesici, kas gevşetici ve yatak istirahati (5 günü geçmeyen) önerilir.

    2-Kronik bel ağrısında, neden bel fıtığı, bel kayması, omurga kanalının daralması, disk dokusunun yıpranması olan olgularda eğer ilerleyici nörolojik bulgular (kas güçsüzlüğü, istemli gaita ve idrar yapamama) varsa cerrahi girişim, yoksa öncelikle ağrı kesici, kas gevşetici ve kısa süreli yatak istirahatini takiben fizik tedavi, kas egzersileri önerilir.

    Bel Ağrılarının Önlenmesi

    Özellikle tekrarlayan bel ağrılarının önüne geçilmesi için hastanın fazla kilolarından kurtulması, varsa sigara içmeyi bırakması, bel, sırt ve karın kaslarına yönelik kas egzersizlerini düzenli ve sürekli yapması, uygunsuz duruş, oturma ve yatma pozisyonlarını düzeltmesi gerekmektedir.

  • Ağrı kesici (antiflamatuar) ilaçlar

    Ağrı kesici (antiflamatuar) ilaçlar

    Ağrı, bize organlarımızın varlığını hatırlatan,rahatsız edici bir duygudur.

    Ağrı kesiciler (NSAİD: Non Steroid Antiinflamatuar Drug) bel ve boyun ağrılarında en sık kullanılan ilaçlardandır. Kullanım amaçları enflamasyonu ve ağrıyı gidermektir.

    Enflamasyon; doku hasarına karşı gelişen normal bir savunma mekanizmasıdır, kimyasal, travmatik,enfeksiyoz…. nedenlerle ortaya çıkan zararlı metabolitleri ortamdan uzaklaştırma çabasıdır. Bu süreç içinde oluşan metabolitler ve hasar, dokuda bulunan serbest sinir uçları tarafından merkezi sinir sistemine iletilir, birtakım kimyasal reaksiyonlar gelişir ve sonuçta ağrı oluşur. NSAİD ler bu reaksiyonların gelişmesini engelledikleri için enflamasyona, doku hasarının oluşmasına ve sonuç olarak ağrıya engel olurlar. Bu metabolitlerin oluşmasında siklooksijenaz (COX-1,COX-2) isimli enzim büyük rol oynar. NSAİD ler bu enzimin sentezini inhibe ederler (engeller).COX-1 hücrelerin yapısında bulunurken COX-2 inflamatuar uyarılar sonucunda sentezlenir(oluşur).Metabolitler(Prostoglandin,tromboxan…)aynı zamanda vücut ısınsın ayarlanmasında da görev aldıkları için,NSAİD lerin aynı zamanda antipiretik(ateş düşürücü)etkisi de vardır.

    NSAİD lerin en tipik ilacı ASPİRİN(asetilsalisilik asit=salisilat) dir.Aspirin,COX-1’in selektif(has)inhibitörüdür,COX-1 enzimini irreversibl(gerdönüşümsüz) inhibe eder,diğer NSAİD ler reversibl(geri dönüşümlü)inhibe eder.Yarı ömrü en kısa olan NSAİD Aspirindir.

    NSAİD ler kimyasal yapılarına göre birkaç gruptur.:

    1-Salisilatlar:Aspirin,diflunisal,Salisilat tuzları

    2-Propiyonik asit türevleri:İbuprofen,Naproxen,Fenopropen,Ketoprpfen,Flurbiprofen

    3-İndolasetikasit türevleri:İndometasin,Sulindak,Etodolak,Ketorolak

    4-Fenamatlar:Mefenamik asit,mekilofenamat

    5-Pirazolon türevleri:Aminopirin,Dipiron,Fenilbutazon

    6-Paraaminofen türevleri:Asetaminofen(parasetamol),Fenasetin

    7-Diğerleri:Diklofenak,Ketorolak,Tolmetin,Nabumeton

    Diklofenak,sinovial sıvıya(eklem bşluğundaki sıvı)geçerek burada birikebilir.İndometazin veya Naproksen den daha güçlü etkilidir.

    Paraaminofen lerin periferik dokulardaki COX enzimine etkileri düşüktür,bu nedenle antiinflamatuar etkileri zayıftır.Trombosit(Pıhtılaşma hücreleri) fonksiyonunu bozmazlar.Uzun süre kullanımında karaciğer ve böbrekte hasara neden olabilir.

    NSAİD ler oral(ağızdan),suppozotuar(makattan)parenteral(damaryolu içine ve kas içine),topikal(Jel,merhem şeklinde)olarak uygulanabilir.Sonuç olarak kana karışırlar ve kanda proteinler ile taşınırlar,karaciğer veya böbrekler yoluyla elimine edilirler(vücuttan atılırlar).Bu nedenle bu sistemlerde bir bozukluk durumunda(kanda protein miktarının az/çok olması,böbrek ve karaciğer hastalıkları..)etkileri ve yan etkileri azalabilir/artabilir.

    Metabolitler normal olarak da hücre yapısında bulunurlar ve hücrenin korunmasında fonksiyonları vardır.Ancak birtakım etkilerle aşırı salgılandıklarında enflamasyona neden olurlar.Ağrı kesiciler normalde olması gereken metabolitlerin de sentezini inhibe ettikleri için birtakım istenmeyen yan etkilere de neden olurlar.

    Tromboxanların sentezini inhibe ederek trombosit fonksiyon bozukluğuna neden olabilirler.Esasen bu etki aspirin in düşük dozlarında daha belirgin olarak göze çarpar.Bu nedenle aspirin düşük dozlarda antiagregan(kan sulandırıcı) olarak kullanılır.

    Prostoglandinler mide hücreleri tarafından da salgılanır ve mide hücrelerini asitten korurlar.NSAİD ler Prostoglandinleri inhibe ettikleri için rolatif olarak asiti arttırırlar ve mideye zarar verirler.Bu nedenle Gastrit,Ülser ağrılarında asla kullanılmazlar.

    Bütün ilaçlar gibi alerjiye neden olabilirler.

    Prostoglandinler akciğer fonksiyonlarında önemli rol oynarlar,bronşları genişletici etkileri vardır.Bu nedenle astım gibi bronşlarda daralmayla giden hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.

    Karaciğer hasarını arttırabileceğinden alkol ile birlikte kullanılmaları sakıncalıdır.

    Genel olarak NSAİD ler kas iskelet sistemine bağlı ağrılarda,baş ve diş ağrılarında ağrı kesici olarak,ateşli durumlarda ateş düşrücü olarak,ve antienflamatuar olarak kullanılırlar.Mide ve barsak sistemine ait ağrılarda kullanılmazlar veya nadiren hekim gözleminde kullanılırlar.Kullanılmadıkları alanlar ise;etken maddesine karşı alerjisi olanlarda,mide barsak sistemine ait rahatsızlılarda,kanama bozukluğu olanlarda,Karaciğer ve böbrek hastalıklarında kullanılmazlar veya kullanımları hekim gözetiminde olmalıdır.

    Mide barsak problemi sık olan NSAİDler:Aspirin,Fenilbutazon,İndometasin

    Merkezi sinir sistemine yanetkileri sık olan NSAİDler:İndometazin,Fenilbutazon

    Düşük yan etkili NSAİD ler:Naproksen,İbuprofen,Fenoprofen

    NSAİD ler kullanılmakta olan diğer ilaçlarla etkileşebilir.NSAİD lerin etkilerini azalttığı ilaçlar:Kaptopril(antihipertansif),Furosemid(diüretik=idrar söktürücü),Hidralazin(antihipertansif), beta bloker(antihipertansif),Tiazidler(diüretik,antihipertansif) .Etkisini arttırdığı ilaçlar:Coumadin gibi kan sulandırıcı ilaçların etkisini arttırırlar.

    Sonuç olarak NSAİD ler, çok geniş kullanım alanı olan ve her birinin ayrı özellikleri olan ilaçlardır.Doğru hastada,doğru yolla,doğru dozda,doğru sürede kullanıldıklarında çok faydalıdırlar.Gereksiz yerde ve dozda kullanıldıklarında geri döndürülmesi zor olan hasarlara neden olabilirler.Bu nedenle hangi sebeple olursa olsun ağrıkesici bir ilaç almadan önce bir hekime danışmak çok yararlı olacaktır.

  • Dar kanal

    Dar kanal

    Lomber dar kanal, omuriliğin çevresini saran spinal kanalın yavaş yavaş daraldığı ve omuriliğin ve sinirlerin sıkıştığı bir hastalıktır. Bu daralma intervertebral diskin ve faset eklemlerinin dejenerasyonu sonucu oluşur. Bu durumda, intervertebral disklere binen aşırı yük nedeni ile oluşan, osteofit denilen küçük kemik çıkıntılar, spinal kanalın içerisine doğru büyüyerek omuriliğe ve sinirlere bası yapabilir. Faset eklemleri de artritik hale geldiklerinden genişlerler, bu da sinir köklerinin bulunduğu alanın daralmasına neden olur. Omurganın bağları da, özellikle ligamentum flavum (sarı ligament), yaş ilerledikçe daha sert, daha az esnek ve kalın hale gelir, bu da spinal kanalın daha da daralmasına neden olur.Tüm bu süreçler spinal kanalı daraltarak sinir kökleri ve omurilik üzerine bası ve basınç oluşturarak dar kanala bağlı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.

    Darlık, omuriliğin veya kauda ekuina (omuriliğin en alt ucu)’ nın bulunduğu merkezi bölümde (santral darlık), sinir köklerinin santral kanalı terk ettiği bölümde (yan reses darlığı) veya sinir köklerinin kanal dışına çıktığı yer olan yan foramende (foraminal darlık) olabilir.

    Yaşın ilerlemesi ile birlikte spinal kanalın yapısında belirli bir bozulma olması doğaldır. Belirtilerin ortaya çıkması için spinal kanaldaki darlığın belirli bir sınır aşması gerekir. Ayrıca belirtiler sinir yapıları üzerine olan bası derecesi ile de ilişkilidir. Tüm bunlara rağmen herkeste belirtilerin ortaya çıkması şart değildir, belirtilerin ortaya çıkma zamanı ve şiddeti kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

    Spinal darlık (dar kanal) spinal kanalda nöral elemanlar için gerekli alanı daraltan pek çok süreç sebebi ile olabilir. En sık neden dejeneratif nedenlerdir. Fakat, darlığın kalsiyum piyrofosfat kristalleri ve amyloid depo hastalığı ve intradural spinal tümörler gibi sık rastlanmayan nedenleri de var.

    Darlığın neden kuvvetsizliğe ve ağrıya neden olduğu hala pek çok tartışmanın ve araştırmanın konusudur. Spinal darlığın sık belirtilerinden biri olan kalçada ve bacakta olan ağrının sebebi sinir köklerine giden kanı taşıyan mikrovasküler yapılara olan bası olabileceği düşünülmektedir. Fakat, darlığın belirtilerinin sinir yapıları üzerine olan direk basıdan da olabileceği düşünülmektedir.

    Belirtiler

    Bel omurlarında darlık olan bazı kişilerin hiçbir şikayeti olmayabilir. Bazı kişiler ise bel bölgelerinde hafif bir rahatsızlık hissedebilir, bir bölümü de yürümekte güçlük çekebilir. Belirgin spinal darlığı olan hastalar ise, kalçalarında, uyluklarında ve bacaklarında ayakta durma ve yürüme ile artan ve istirahatla geçen ağrıdan yakınırlar. Bazı hastalarda ise hiç bel ağrısı olmaksızın bacak ağrısı ve kuvvetsizlik olabilir. Hastaların şikayetleri sinirlerin bulunduğu alanın genişlemesini sağlayan bazı vücut pozisyonlarında azalabilir. Bu pozisyon genellikle, öne doğru eğilmedir. Bu nedenle bu hastalar ağrı duymaksızın bisiklet kullanabilir ve yukarıya eğimli yolu yürüyebilir. Fakat merdiven inerken, eğimli yolu aşağıya doğru yürürken şikayetleri genellikle artar.

    Spinal darlığın belirtilerinin ortaya çıkışı ve şiddeti pek çok faktöre bağlıdır. Bunlar spinal kanalın başlangıçtaki genişliği, etkilenen sinirlerin hassaslığı, hastanın bireysel ihtiyaçları ve hastanın ağrıya olan dayanıklılığıdır.

    Tanı

    Dar kanalın tanısı, tam bir hastalık öyküsü alınması ve fizik muayene ile başlar. Doktorunuz, hangi bulgu ve belirtilerin olduğunu ve neylerin bu bulgu ve belirtilerin artmasını veya azalmasını sağladığını saptar. Fizik muayene, durumun ne kadar ağır olduğunun saptanmasında, ve bu durumun vücudun herhangi bir bölümünde kuvvetsizlik ve uyuşukluk veya hissizlik yapıp yapmadığının belirlenmesinde önemlidir. Nörolojik muayene ile vücudun belli bir bölgesinde kuvvetsizlik veya duyu bozukluğunun saptanması, dar kanal sebebi ile olan kronik sinir kökü basısının en objektif kanıtıdır. Darlığın varlığını veya yokluğunu saptayabilecek bir laboratuar testi yoktur. Bel omurlarının röntgen filmleri, omurgada olan dejenerasyonun derecesini belirlemede yardımcıdır, bu da bize spinal darlığın olup olmadığı konusunda indirek de olsa fikir verir. Direk grafiler omurgada instabilite olup olmadığının belirlenmesinde de yardımcıdır.

    BT omurganın kemik anatomisini çok iyi gösterir. Bu nedenle darlığın ve darlığın yerinin gösterilmesinde vazgeçilmez bir araçtır. MRG yumuşak dokuların ve disklerin durumunu göstermede çok faydalı bir yöntemdir. ( EMG (elektromiyografi) hangi sinirlerde ne derecede tutulum olduğunun gösterilmesinde yardımcı olur.

  • Beyin kanaması ( serebral kanama )

    Beyin kanaması; beyni besleyen damarların yırtılması (rüptür) ve damar dışına sızan kanın yırtığın olduğu bölgede göllenmesidir. Beyin kanaması sadece bir damarda oluşabileceği gibi aynı anda birkaç damarda birden meydana gelebilir. Beyin kanaması travma sonucunda veya kendiliğinden (spontan) gelişebilir. Yırtılan damarın beslediği bölge yırtılmadan sonra beslenemediği için, kanın göllendiği bölge de göllenmenin neden olacağı basınçtan dolayı hasar görebilir, hatta tamamen çalışamaz duruma gelebilir. Kanamaya yol açabilen çeşitli nedenler vardır ve kanama nedeniyle oluşan hayati risk, kanama nedenine, kanamanın yerine ve miktarına bağlıdır.

    1-Travma: başın darbe almasıdır. Darbenin geldiği yer ve kafada yarattığı hasara bağlı olarak ( kemik kırığı, beyin dokusu hasarı, damar zedelenmesi gibi ) gelişen beyin kanamaları çeşitli tip ve alanlarda olabilir.

    2-Hipertansiyon: kan basıncının yükselmesi sonucunda beyin dokusu içerisine veya beyni saran zarların arasına kanama oluşabilir.

    3-Damar hastalığına bağlı olarak: anevrizma gibi damar cidarında zayıflamaya neden olan durumlarda ortaya çıkan beyin kanamaları genellikle beyni saran zarların arasına olur.

    4-Beyin içerisindeki küçük toplardamarlarda veya beynin ana toplardamarlarında ortaya çıkan tıkanıklık sonucunda oluşabilir.

    5-Yeterli kan gelmediği için veya başka nedenlerle hasar görmüş beyin dokusu içerisinde kanama gelişebilir.

    6-Bazı beyin tümörlerinde, tümör içi kanamalar oluşabilir.

    7-Bazı kan hastalıklarında vücudun diğer organlarında olduğu gibi, beyin kanaması da görülebilir.

    Beyin kanamaları bulunduğu yere göre isimlendirilir;

    Epidural kanama (kafatası ile beyin zarı arası olan)

    Subdural kanama (beynin kalın zarı ile beyin dokusu üzerindeki örümcek zar arası)

    Subaraknoid kanama (beyin boşlukları arası)

    İntraserebral kanama (beyin dokusu içine)

    Her türlü beyin kanaması, kanamanın yerine göre hastada çeşitli belirtilere yol açmaktadır. Sıklıkla devam eden baş ağrısı, bulantı-kusma, kuvvet kaybı ve felç, konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, denge bozukluğu, hatta bilinç kaybı en belirgin belirtilerdir.

    Beyin kanaması kısa sürede ölüm veya felce yol açabilen acil ve riskli olduğundan, çok acil ameliyat gerektiren durumlar oluşturabilir. Ancak, bunun anlamı her beyin kanamasının da mutlaka acilen ameliyat edilmesi gerektiği değildir. Tedavi zamanı ve yöntemine, kanamanın yeri, miktarı, nedeni ve hastanın genel durumuna göre hekim tarafından karar verilir.

  • Baş ağrısı neden olur? Neyin habercisidir?

    Baş ağrısı, toplumda hekime başvuru nedenleri arasında en sık rastlanan şikâyetlerden biridir. Baş ağrısı sebepleri basit nedenlere bağlı olabileceği gibi hayatı tehdit edebilecek nedenlere de bağlı olabilir. Özellikle ağrı kesicilere yanıt vermeyen, yaşam kalitenizi etkileyen, uyku düzeninizi bozan baş ağrılarının nedenlerinin araştırılması gereklidir.

    Baş ağrıları iki grup altında incelenmektedir;

    Birincil Baş Ağrıları: Daha çok günlük yaşam kalitenizi bozan ağrılardır. Migren, Trigeminal nevralji, Gerilim ve Küme baş ağrıları bu grupta yer alırlar. En sık gerilim tip baş ağrısı yaşanır. Migren, yaşam kalitesini en olumsuz etkileyendir. Küme baş ağrısı, nadir rastlansa da çok şiddetlidir. Trigeminal nevralji, saniyelik çakma, elektriklenmeler tarzındadır. Dayanılmaz olarak ifade edilen ağrılardır.

    İkincil Baş Ağrıları: Bu grup baş ağrıları daha hayati öneme sahip olan ağrılardır. Erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ölüm veya ciddi kalıcı sakatlıklara neden olabilirler. Enfeksiyonlar, tümörler, inmeler, beyin kanamaları, temporal arterit, hipertansiyon, bazı kullanılan ilaçlar vd. ikincil baş ağrılarına sebep olabilir.

    Bir ay içinde on beş günden daha fazla ağrı yaşanıyorsa” kronik baş ağrısı “gelişmiştir. Kronik baş ağrısı çekenlerin çoğunluğunda ilaç aşırı kullanımı da mevcuttur. Bu durum “süregen günlük baş ağrısı” olarak adlandırılır.

    Yaşam boyunca çekilen baş ağrıları bir hasar bırakmayabilir. Tam tersi bir kez yaşanan ağrı hayati tehlike arz edebilir. Beyin kanamaları, özellikle SAK (anevrizma yırtılması) ani şiddetli ağrı yapar. Acildir, hayatı tehlike arz eder. Bu nedenle;

    Ağrı sürekli ve artan şiddette ise,

    İlk kez ağrıyla tanışan kişinin yaşı 10’un altında, 50’nin üstündeyse,

    Daha önce var olan ağrının şiddeti, şekli değiştiyse,

    Ağrı kesicilere cevap vermiyorsa,

    Baş ağrısı şimdiye kadar hayatında karşılaştığı en şiddetli ağrıysa,

    Ağrı bir fiziksel aktivite sırasında (ağır bir yük kaldırmak) ortaya çıkmış ve şiddetini artırmışsa,

    Baş ağrısı ile birlikte bulantı ve kusma, konuşma bozukluğu, fazlaca uyku hali ya da vücutta titremeye benzer seğirmeler varsa

    “MUTLAKA DOKTORA BAŞVURMAK GEREKİR”

  • Skolyoz nedir? Neden oluşur?

    Omurganın önden ya da arkadan bakıldığında görülebilen, “S” veya “C” biçiminde yanlara doğru kıvrılmasıdır. Bunun sonucunda omurga döner ve bir omuz ve bir kalça diğerinden yüksek görünür. Genetik olanları varsa da genellikle çoğunun nedeni bilinmemektedir. (idiopatik skolyoz) Tek başına olabileceği gibi, kifoz (arkadan öne doğru anormal bir eğrilik) ile beraber de görülebilir (Kifoskolyoz).

    NEDEN OLUŞUR? NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR?

    Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ve herhangi bir yaşta ortaya çıkabilmektedir. En sık kaşılaşılanlar 10′lu yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Daha önce düzgün olan bir omurgada, bilinmeyen bir nedenle (idiyopatik) ortaya çıkabilir. Genellikle omurgadaki bir kusura veya birbirine kaynamış kaburgalara bağlı olduğu düşünülmektedir.

    Bunun yanı sıra yine sıklıkla karşılaşılan bir diğer skolyoz ise, anne karnındaki etmenler nedeniyle ortaya çıkan ve doğuştan itibaren bulgu veren doğumsal (konjenital) skolyozlardır. Annenin gebelik sırasında geçirdiği enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir. Spastik çocuklarda ya da çocukluk çağında felç geçirenlerde görülmektedir.

    Sağlıklı doğmuş çocuklarda, sonradan gelişen Polio (çocuk felci), beyin felci veya kas distrofisi (erimesi) gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir.

    NASIL İLERLER?

    Skolyoz büyümenin devam ettiği buluğ çağı boyunca hızlı bir ilerleme gösterir. İskelet gelişiminin tamamlanıp büyümenin durduğu yaşlarda ilerleme ileri eğrilikler hariç durur. 50 derece özelliklede 70 derece üzeri eğrilikler erişkin yaşlarda oldukça az olmasına karşı ilerleme gösterirler.

    NE ZAMAN SKOLYOZDAN ŞÜPHELENİLMELİDİR?

    Omurganın yana doğru eğriliği,

    Bir omuzun yüksekte kalması,

    Omuz ve kalçaların simetrik durmaması,

    Bel girintilerinde asimetri şeklinde bir duruş bozukluğu oluşması,

    Tekrarlayan, geçmeyen sırt ve/veya bel ağrısı

    Yorgunluk

    Nefes darlığ

    TANI VE TEDAVİSİ

    Halen günümüzde skolyozu ortadan kaldıracak bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak ilerleyen dönemlerde hastada baş gösterebilecek eğrilikten kaynaklanan akciğer hastalıkları, solunum sıkıntısı ve organ sıkışmalarının da önüne geçilmesi şarttır. Bu amaçla yapılan cerrahi tedaviler; varolan ve kabul edilemez varsayılan bir deformitenin, bir hastalığın, kabul edilebilir varsayılan başka bir hastalığa çevrilmesidir.

    Hastalığın tanısı için farklı pozisyonlarda omurga röntgenleri ve skolyozometre (omurganın eğrilik miktarını ölçe alet) ölçümleri, skolyozun miktarını belirleyebilmek üzere yapılabilecek testler bulunmaktadır.

    Tedavi, eğriliğin miktarına ve kemik büyümesinin hangi aşamada olduğuna göre belirlenir. Tedavi, erken başlandığı ölçüde başarılı olur. Hekiminiz egzersiz, sırt kuşağı kullanımı, ameliyat veya bu tedavilerinden birini veya bir kaçını kullanmanızı tavsiye edebilir.

    30 dereceden az olan Skolyozlar için tedaviye gerek yoktur, fakat 6 aylık aralarla gidişatın izlenmesi gerekir. Gövde kaslarını kuvvetlendirici egzersizler, eğriliğin artmasını önlemede yeterli olabilir. 30 ila 50 derece arsındaki omurga eğrilikleri, kuşak kullanımı ve egzersizler ile kontrol altında tutulabilir. Kuşak ile omurga asimetrik basınçlara karşı desteklenir ve hasta büyüdükçe, vücuda uyum sağlıyacak şekilde modifiye edilebilir. Kuşağın, geç ergenlik döneminde, kemik büyümesi durana kadar kullanılması gerekir.

    40 derece veya üzerindeki skolyozlarda, eğrilik kemik büyümesi durduktan sonra da artmaya devam edebileceği için, genelde ameliyat ile düzeltme gerekir

  • Beyin tümörleri  nedenleri

    Beyin tümörleri nedenleri

    Beyin Tümörü nedir?

    Kafatası içinde gelişen tümörlere genel olarak Beyin Tümörleri denir. Bunlar iyi ya da kötü huylu tümörler olabilirler. Kafatasının kapalı bir kutu olması nedeni ile tümörün çevre dokularda yaptığı itilme ve beyin ödemine bağlı olarak hastalarda baş ağrısı, baş dönmesi, kusma ve bayılma gibi belirtilerle kendilerini belli ederler.

    Beyin tümörleri kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre bulgular ortaya çıkar. Ancak, öncelikle kafa içi basıncının artmasına bağlı belirtiler gösterirler.

    Beynin ön kısmında yerleşen tümörler hastada ruhsal bozukluklara ve kişilik değişikliklerine neden olabilir. Hastalarda durgunluk, unutkanlık, aşırı sinirlilik veya psişik bozukluklar meydana gelebilir. Bazı tümörler beyinde lokal irritasyona neden olarak sara nöbetlerine neden olabilirler.

    Tümörün tuttuğu beyin merkezlerine göre, parietal bölgedekiler vücudun karşı tarafında kısmi ya da tam felç, konuşma bozuklukları, okuma- yazma bozuklukları ya da oksipital bölgedeki tümörler görme bozuklukları gibi belirtiler meydana getirebilirler.

    Beyin dokusundan çıkan tümörlere genel olarak Glial Tümörler denir. Bu tümörler erken belirti verirler. Yavaş ya da daha hızlı üreme kabiliyetine sahip olan tipleri vardır. Çoğunlukla tedavileri cerrahi olarak çıkartılmalarını gerektirir. Cerrahi tedavi sonrasında tiplerine göre ışın tedavisi veya kemoterapi uygulanabilmektedir.

    Beyin zarlarından köken alan tümörler ise Menengioma olarak adlandırılırlar. Beyine basınç yaparak, kendilerini gösterirler, beyin dokusuna genel olarak yayılmazlar. Ancak bazılarını yerleşim yeri nedeni ile cerrahi olarak çıkartılmaları ya mümkün olmayabilir ya da çıkartılmaları halinde hastada ileri nörolojik sekeller kalabilir.

    Sinirlerden kaynaklanan tümörler ise Nörinom ya da Schwannom adını alırlar. Çoğunlukla kafa içinde seyreden sinir uzantılarından çıkarlar.

    Ayrıca beynin bir uzantısı olan hipofiz bezinden köken alan Hipofiz Adenomları da vardır. Hipofiz Adenomları vücudun hormonal dengesi üzerinde etkilidirler. Eğer hormon salgılayan tipte ise salgıladığı hormon tipine göre hastalarda belirtiler ortaya çıkar ve çoğunlukla daha erken evrede fark edilebilirler. Hormon salgılamayan tipleri ise daha geç evrede fark edilirler. Bunlar çoğunlukla görme sinirlerine baskı yaparak hastalarda görme bozukluklarına yol açarlar.

    Ayrıca vücudun diğer bölümlerinde oluşan kanser hastalığına bağlı tümörler de beyine yayılabilir. Bu tümörlere genel olarak Metastatik Tümörler denilmektedir. Özellikle akciğer, meme, böbrek ve prostat kanserleri beyine ve omuriliğe yayılabilirler.

  • Boyun fıtığı olanlar için 10 öneri

    Boyun fıtığı olanlar için 10 öneri

    1. Travma

    Genelde boyun fıtığı gelişiminde boyuna alınan darbeler, trafik kazaları, düşmeler önemli rol oynarlar. Böylesine bir öyküde boyun için de inceleme ve tetkik istemekle isabetli davranırsınız.

    2.Kürek kemiği kenarında ağrı

    Hastalığın başlangıcında kürek kemiğinin iç kenarına vuran bıçak saplanırcasına bir ağrı olur. Bu dönemde uygun tedbirler alınırsa fıtık ilerlemez.

    3. Kola vuran ağrı

    İlerlemiş boyun fıtığı olgularında ortaya çıkar ve önem arzeder. Yine çoğunluğu uygun tıbbi ya da fizik tedavi yöntemleri ile geçer. Bu aşamada kola giden sinir omurilik çıkışındaki kanalda sıkışmıştır. Yakalık kullanma bu evrede yarar sağlayabilir ancak 3 haftayı geçirmemek önerilir. Boyun hareketleri bu dönmede sınırlanmalıdır. Ancak kol ve eller çalıştırılabilir. Bu aşamada ağrıya dayanılabiliniyorsa ameliyat gerekmeyebilir.

    4.Kol ya da parmaklarda kuvvetsizlik, uyuşma

    Kola ya da parmaklara giden sinirlerin omurilik seviyesinde ya da çıkışlarındaki süregelen baskılardan ortaya çıkar ve ameliyat gerektirebilir. Bu aşamada genellikle ağrı ikinci plandadır hatta tamamen kalkmış bile olabilir; hasta ve cerrah tedaviyi yönlendirmede birlikte karar vermelidir.

    5. Baş dönmesi

    “Boyun fıtığı baş dönmesi yapar” eski bir görüştür. Boyun omurları arasından özel kemik kanallardan bir çift önemli beyin damarı geçer. Bunların etkilenmesi baş dönmesine neden olabilir ancak boyun fıtığının tek başına baş dönmesi yapması artık kabul edilen bir durum değildir.

    6. Kortizon uygulanması, vidalama ameliyatları

    Kortizon ameliyat aşamasına gelmiş boyun fıtığını geçici bir çözüm olarak tedavi edebilir. Buradaki tedavinin uzman ve deneyimli olanlara bırakılması önerilir. Yerinde ve yetkin deneyimli uzmanlarca stabil olmayan olgular için uygulanan titanyum vidaları ile stabil hale getirme işleminin sakıncası yoktur. Bunlar vücutta bir reaksiyona neden olmaz.

    7. Ameliyat şekli

    Genelde boyun fıtığı ameliyatları iki yöntemle yapılır. Biri boyundan yani ön taraftan; diğeri ise enseden yani arka taraftan. Bunun seçiminin deneyimli ve yetkin olan beyin ve sinir cerrahi uzmanına bırakmanız önerilir.

    8.Filminizde boyun fıtığı var”

    Oldukça sık gördüğümüz bir durumdur. Boyun fıtığı bulgusu ya da yakınması olmadığı halde (örneğin baş dönmesi nedeni araştırılırken) bir boyun MR tetkiki çekilmiş ve “sizde boyun fıtığı var ameliyat olmanız gerekir” denebilir. Unutulmamalıdır ki biz filmi değil hastayı ameliyat ederiz. Hiçbir boyun fıtığı yakınması olmadığı halde tetkiklerinde ameliyatlık derecede boyun fıtığı bulguları olan kişi sayısı hiç de az değildir. Bu durumda yetkin ve deneyimli bir beyin ve sinir cerrahına görünmeniz önerilir.

    9.Bilgisayar, cep telefonları, tabletler ve spor

    Günümüzün vazgeçilmez alışkanlığı olan cep telefonları ve tabletler kullanımları sırasında çok ilginç olarak boyun fıtığına benzer belirti ve bulgu verebilirler. Bu nedenle aşırı kullanımlarından sakınmanız, arada mola vererek ayrılmak suretiyle boyun kaslarını rahatlatmanız önerilir. “Spor sağlığa zaralıdır” diye bir deyiş vardır. Gerçekten bilinçsiz yapılan spor bedene zarar verebilir. Yaptığınız sporda boyun omurlarının hareketinin en azda tutan tiplerini seçiniz. Kol ve bacakların hareketi yararlıdır. Bu nedenle biz yüzmeyi öneririz. Aşırı boyun hareketine neden olan sporları yapmayınız. Halter kaldırma işlemini yatarak yapınız.

    10. Kalp seviyesinin üzerinde zorlama ağırlık kaldırma veya indirme

    Boyun fıtığının ilerlemesine neden olan biçimsiz hareketlerin başında kalp seviyesinin üzerinde ağır bir şey kaldırma ya da indirme gelir. Bunlara örnek olarak perde asma, indirme, çamaşır asma ya da indirme, yüklükten bir şey indirme ya da kaldırma v.b. verilebilir. Bunlardan sakınmak mutlaka gerekirse merdiven ya da yükselti ile aradaki mesafeyi kısaltmak önerilir. .

  • Gergin omurilik sendromu, oluşumu, tanısı ve tedavisi

    Gergin omurilik sendromu, oluşumu, tanısı ve tedavisi

    Gergin omurilik sendromu (GOS) doğuştan ya da sonradan nedenlerle omuriliğin gerilmesi ile ortaya çıkan,ilerleyici nörolojik kayıplar ile karakterize bir hastalık grubudur.

    Omuriliğin gerilmesine bağlı olarak, ilerleyici ortopedik şekil bozuklukları, ayak ve bacaklarda kuvvetsizlik, bel ve/veya bacaklarda ağrı, skolyoz ve idrar-dışkılama kusurunun görülebilidiği bir klinik tablodur.

    Gergin Omurilik Sendromunun Oluşumu

    Anne karnındaki dönemde , omuriliğin yapışmasına veya gerilmesine neden olan kalın filum, ayrık omurilik, miyelomeningosel, lipomiyelomeningosel gibi nedenler omuriliğin gerilmesine neden olurlar.

    Normal gebelik haftasında doğan bebeklerin %98’inde omuriliğin son kısmı (konus) L2–L3 aralığına, %1–2 olguda ise L3 vertebra düzeyine kadar uzanmaktadır. Doğum sonrası üçüncü ayda konus hemen hemen erişkinde olduğu gibi L1–2 aralığı düzeyindedir.

    Gergin omurilik tanısının konulabilmesi için omuriliğin son kısmının L2–3 düzeyinin altında olduğunun radyolojik olarak gösterilmesi gereklidir. Ancak omurilik normal sonlanma yerinde sonlansa bile gergin omurilik sendromu görülebilir.

    Lipomiyelomeningosel,dermal sinus traktusu, kalın filum,ayrık omurilik malformasyonları, miyelomeningosel veya lipomiyelomeningosel tamirlerinden sonra oluşan skar dokusu ve yapışıklıklar da gergin omurilik sendromuna neden olabilirler.

    Gergin Omurilik Sendromunda Klinik Belirtiler

    Gergin omurilik sendromunda omurilik etkilenmektedir. Adale erimesi, reflekslerde azalma ve idrar kaçırma omuriliğin son kısmının etkilendiğinin göstergesidir. Erişkin dönemde gerilen omurilik sendromlu hastalarda ağn ve ürolojik bulgular ön plandadır. Çocukluk çağında ise cilt bulguları (kıllanma, kapiller hemanjiomlar, anjiomatoz nevüsler, ve atretik meningoseller vb.), ayak-bacak deformiteleri ve skolyoz görülebilir. Gergin Omurilik Sendromu olgularında belirti ve bulgular doğumdan itibaren bulunabilecegi gibi, ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir.

    Gergin Omurilik Sendromu Tanısı

    MRG ilk tercih edilecek radyolojik incelemedir. EMG hastalığın tanısında, takibinde ve ameliyat esnasında yararlanılmaktadır.

    Gergin Omurilik Sendromu Tedavisi

    Tedavide erken tanı ve erken ameliyat esastır. Ameliyatta omurilik sonlanma yeri olan gergin filum terminale kesilerek omurilik serbestleştirilir.

  • Santral sinir sistemi travmaları

    Ülkemizde oldukça sık rastlanan trafik kazalarının pek çoğunda ciddi santral sinir sistemi travmaları meydana gelmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde de travma, çocuklarda, adölesanlarda ve genç erişkinlerde ölümlere ve sakatlıklara yolaçan sebeplerin başında gelir. Kazaların büyük bölümünü oluşturan motorlu araç kazaları, düşmeler ve darplar sonucunda beyin, omurilik ve bunların destekleyici yapılarında ciddi yaralanmalar ortaya çıkabilir.

    Kafa Travmaları

    Kafa Derisi Yaralanması:

    Kafa derisi yaralanması hemen tedavi edilmezse, kanamaya ve sonrasında şoka neden olabilir. Kanama genellikle kafa derisine basınçlı pansuman ya da klemp konulmasıyla kontrol altına alınabilir. Kafa derisindeki kesiler, mümkün olan en kısa zamanda kapatılmalıdır. Çökme kırıklarını veya delici kafatası yaralanmalarını örten kafa derisi laserasyonları ameliyathanede temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Basit kafa derisi kesileri, galea ve cilt tabakalarının yaklaştırılmasına özen gösterilerek, temizlenmeli bolca yıkanmalı ve primer olarak kapatılmalıdır. Galea tabakası iyi kapatılırsa, mükemmel bir kanama kontrolu sağlanır. Kafa derisi avülziyonları tipik olarak periost dışındaki diğer tüm tabakaları kapsar. Eğer avülziyon küçük çaptaysa, yara kenarlarını primer olarak kapatmak genellikle başarıyla sonuçlanır. Büyük skalp avülzyonlarında kopan dokular doğru şekilde muhafaza edildiği ve ameliyat gecikmediği takdirde mikroşirürjikal teknik uygulayarak, kopan parçanın dikilmesi, tercih edilen metodtur.
    Yaralı kafa derisi canlılığını kaybettiği ancak periost tabakasının intakt olduğu olgularda greftler ile defekt kapatılabilir. Bu gibi durumlarda periost ameliyat öncesi nemli tutulmalıdır. Dış kemik tabula kanlanmasını periosteal tabaka vasıtasıyla karşıladığından, periostun bulunmadığı veya disseke olduğu bir durumda, onarım daha güçtür. Her türlü kafa derisi kesilerinin bir beyin cerahı tarafından değerlendirilmesi uygundur.

    Kafatası Kırıkları

    Kafatası kırıkları; kırığın üzerindeki derinin sağlam olmasına (kapalı kırık) veya yırtılmış olmasına (açık veya compound kırık), tek bir kırık hatttının olmasına (lineer kırık), tek bir odaktan yayılan birçok kırık hattı bulunmasına (stellate kırık), ya da parçalı (comminuted kırık) ve/veya kırık hattı kenarlarının çevre sağlam kemiklerin seviyesinin altına inmiş olmasına (çökme-depresse kırık) veya olmamasına (non-depresse kırık) göre sınıflandırılır.
    Basit kafatası kırıkları (lineer, stellate veya parçalı non depresse) hiçbir özel tedavi gerektirmezler. Buna karşın, bunlar arteria meningia media veya dural venöz sinüsler gibi kafatası içindeki vasküler kanalları çaprazlarlarsa potansiyel tehlike oluştururlar. Bu yapılar yırtılırlarsa, epidural veya subdural bir hematom oluşabilir. Havayla temas halinde olması nedeniyle nazal sinüsler ya da mastoid hava hücrelerine uzanmış olan basit kafatası kırıkları da “açık kırık” olarak tanımlanır.
    Çökme kırıkları, içeri doğru batan kemik parçaların kaldırılması için çoğunlukla cerrahi müdahale gerekir. Hiçbir nörolojik bulgu yoksa ve kırık kapalıysa, elektif şartlarda cerrahi uygulanabilir. Ameliyat sırasında dura incelenmeli ve gerekirse tamir edilmelidir.
    Açık kafatası kırıkları da cerrahi müdahale gerektirir. Lineer ya da stellate non-depresse açık kırıklar tamamen temizlendikten sonra basitçe kapatılarak tedavi edilebilir. Alttaki kemikte ciddi biçimde yaralanma olan birleşik açık kırıklar etkili bir debridmanın gerçekleştirilebileceği ameliyathanede onarılmalıdır. Dura yırtıklarının gözden kaçmaması için dura dikkatlice incelenmelidir. Dura yırtıkları, enfeksiyon riskini azaltmak ve BOS sızıntısını önlemek için primer olarak veya fascia greftleriyle kapatılmalıdır. Alttaki dura ve/veya beyin dokusunun daha iyi görülmesinin gerekli olabileceği göz önüne alınarak, açık çökme kırıkları ameliyathanede kraniotomi için hazırlıklar tamamlandıktan sonra temizlenmeli ve kaldırılmalıdır.
    Kaide kırıklarında göz çevresinde (rakun gözleri belirtisi) veya kulak arkasında (yarasa belirtisi) morarma görülebilir. Bu klinik belirtiler daha sıklıkla ön fossa ve orta fossa kırıklarında izlenir. Bu tip kırıklarda, kranial sinirlerin çıkış delikleri kafa tabanında yer aldığı için izole kranial sinir lezyonları görülebilir. Fasial sinir sıklıkla laserasyon veya ödeme bağlı olarak kafa kaidesi kırıklarından en çok etkilenen sinirdir. Fasial sinir lezyonlarının büyük bölümü kendiliğinden düzelir ve herhangi bir tedavi gerektirmez. Diğer yandan, fasial sinirin tam kesileri genellikle cerrahi olarak explore edilirler, ancak cerrahinin zamanlaması tartışmalıdır.
    Rinore veya otorenin yani burundan ve kulaktan beyin sıvısı gelmesi eşlik ettiği olguların tedavi edilmesi beklenir. Travmatik BOS sızıntıları, tipik olarak ilk 7 ile 10 gün içinde durur. Ancak bu tedavinin mutlaka beyin cerrahi kliniğinde gözetim altında yapılması gerekmektedir.

    Beyin Laserasyonu ( ezilmesi):

    Beyin laserasyonu, kafaya alınan bir darbeye bağlı olarak deceleration, acceleration, rotasyon ya da bunların birleşimi sonucunda meydana gelir. İlk darbe sırasında, primer hasarı oluşturan nöronal ve aksonal yırtıklar meydana gelebilir. İntrakranial hematom, beyin ödemi, hipoksi, hipotansiyon, hidrosefalus ya da endokrin bozukluklar gibi, daha sonra ortaya çıkan herhangi bir komplikasyon, sekonder hasarı oluşturur.
    Hafif şiddetteki kafa travmasına genellikle primer beyin hasarı eşlik etmez ve nörolojik defisitler genellikle geçici bilinç kaybıyla sınırlıdır (concussion). Diğer taraftan orta ve ciddi kafa travmalarında, tipik olarak reversible ya da irreversible nörolojik defisitler görülebilir. Dahası, bu derecedeki bir travmaya genellikle sekonder beyin hasarı da eşlik eder.
    Birincil hasara yol açan darbeler intraparankimal kapillerleri, yüzeyel subdural köprü venlerini, veya epidural arter ve venleri yırtacak kadar şiddetli olabilir ve sonuçta kan extravaze olarak hematom oluşabilir. Vazodilatasyon ve kan-beyin bariyerinin bozulması sonucunda beyin ödemi görülebilir. Hipotansiyon ve hipoksiden kaynaklanan iskemi, hücre ölümü ve sitotoksik ödeme yol açabilir. BOS’un kanla karışması, BOS emiliminin bozulmasına ve hidrosefaliye neden olabilir. Uygunsuz Antidiuretik hormonun salınımı veya diabetes insipidius, sıvı ve elektrolit dengesini bozarak serebral ödemi daha da ağırlaştırabilir. Ayrı ayrı ya da birlikte, bu değişiklikler, ICP’nin yükselmesiyle sonuçlanabilir.
    Yükselen ICP serebral perfüzyon basıncını (CPP) azaltarak ikincil bir beyin hasarında rol oynar..
    Intrakranial hipertansiyon kafa travmalarında prognozu etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle, serebral perfüzyon basıncı düştüğü zaman beyinde sekonder yaralanmayı önlemek için agresif tedavi uygulanması zorunludur. Eğer mümkünse kaza yerinde, hava yolu kontrolü ve hiperventilasyon kullanılarak erken müdahale yapılmalıdır.
    Hızlı klinik değerlendirme esastır. Her ne kadar tepki vermeyen ve koopere olmayan hastalarda kapsamlı bir nörolojik değerlendirme zor olsada travmalı hastalarda belli bazı özellikler kritik önem taşır.
    Başağrısı, letarji, ya da fokal nörolojik defisit görülmeyen hastalarda kafa travması sonucu sekonder bir komplikasyon gelişmesi pek olası değildir. Asemptomatik hastada görüntüleme incelemeleri genelde uygulanmaz. Buna karşı fokal nörolojik defisit olsun veya olmasın semptomatik hastalarda BT (bilgisayarlı tomografi) tetkiki yapılmalıdır.

    Omurilik Yaralanması

    Travmatik omurilik hasarı, omurga kırıkları, kırıklı çıkıkları, önceden dar kanalı olan olgularda hiperekstansiyon, intervertebral disk materyalinin kanal içine herniasyonu, ve ateşli silah ya da bıçaklanma gibi delici yaralanmalardan kaynaklanabilir. Nörolojik defisitler hafif ve geçici olabileceği gibi ciddi ve kalıcı da olabilir. Koma gelişsin veya gelişmesin, kafa travmalı ve multiple travmalı tüm olgularda omurga kırığından ve omurilik yaralanmasından şüphelenilmelidir. Başlangıçta omurganın stabil olmadığını varsayarak, dikkatli bir muayene ve tanısal incelemeler yapılıncaya dek hastayı düz bir yerde, sert bir boyunlukla immobil tutmak en iyisidir.
    Omurga veya omurilik zedelenmelerinde klinik bulgular; omurlarda hassaslık, ekstremitelerde kuvvet kaybı, uyuşma veya parestezi, solunum bozukluğu ve hipotansiyonu içerir. Spinal sinir köklerinin tutulumu ise ilgili myotom ve dermatomda motor ve duyu kaybı ile karakterize radikulopati şeklinde kendini gösterir .Omurilik tutulumu ise gelişen myelopatiye bağlı değişik ve çeşitli klinik bulgular verebilir.
    Tam bir lezyon tipik olarak motor ve duyu fonksiyonlarının yaralanma seviyesinin altında tamamen kaybedilmesi şeklinde görülür ve, omuriliğin anatomik ya da fizyolojik tam kesisinin bir göstergesidir. Akut kesiler lezyon seviyesinin altında arefleksia, flaksidite, anestezi ve otonomik paralizi ile karakterizedir. T5’in üzerindeki kesilerin hepsinde, sempatik vasküler tonusun kaybına bağlı gelişen arterial hipotansiyon değişmez bir bulgudur.
    Omuriliğin inkomplet lezyonları yaralanma seviyesinin altında ipsilateral motor fonksiyon ve pozisyon/vibrasyon duyusunun kaybıyla beraber, karşı vücut yarısında ağrı ve ısı duyusunun kaybı şeklinde kendini açıkça belli eden Brown Sequard sendromuna neden olabilir. Anatomik olarak bu durum, cordun yarı kesisi ile açıklanır. Santral cord sendromu üst ekstremitelerde iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybı ile alt ekstremitelerde bu fonksiyonların göreceli olarak korunması ile karakterizedir. Tipik olarak üst ekstremitelerin distali daha ciddi şekilde etkilenir, çünkü kortikospinal ve spinotalamik sistemlerin en medial kısımları bu bölgelerin liflerini taşır. Santral cord sendromu, kırık olsun olmasın, servikal hiperekstansiyon yaralanmasını takiben sıkça görülür. Anterior spinal arter sendromu; lezyon seviyesinin altında, pozisyon vibrasyon yüzeyel dokunma duyuları korunurken, iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybını içerir. Bu inkomplet lezyon, anterior spinal arterin zedelenmesi sonucu bu arterinin beslediği spinal kord bölgesindeki iskemiye bağlı olarak çift taraflı anterior ve lateral kolonları etkiler. Anterior spinal arter sendromunun en yaygın nedeni akut gelişen servikal disk hernisidir.
    Lomber spinal travma sonucunda cauda equina basısı belirtileri ve bulguları ortaya çıkabilir. Çeşitli şiddetlerde birçok lumbosakral radiokulopatiler kendini gösterebilir. Alt ekstremitelerde motor, duyu ve refleks fonksiyonları etkilenebilir. Çeşitli derecelerde kuvvet kaybı, duyu kaybı (tutulan köklerin spesifik dağlımındaki alanlarda bütün modaliteler) ve reflekslerde kayıp ya da azalma ortaya çıkar. Ciddi hasarlarda detrusor adalesi paralizisinden kaynaklanan mesane distansiyonu, anal sifinkterde flaksidite ve perineal duyu kaybı yaygındır.
    Gastrik distansiyon ile birlikte ileus yaygın olarak görülür, nasogastrik drenaj gerektirir. Benzer olarak, mesane distansiyonu, mesane ve pelvis tabanındaki kasların flaks olması nedeniyle görülür. Mesanenin boşaltılması, kalbe venöz dönüşü bozarak sistemik hipotansiyonun artmasına neden olabilecek inferior vena cava ve pelvik venlerde ciddi basınç oluşturan aşırı distansiyonu engelleyecektir.
    Omurilik yaralanması T5 seviyesinin üzerindeyse, kan basıncı genellikle düşüktür. Bu venöz göllenmenin artmasına ve venöz dönüşün azalmasına yol açan sempatetik sinir sisteminin denervasyonuna neden olur.
    Taşikardi, hipotansiyona karşı telafi edici yaygın bir cevaptır, fakat servikal spinal kord hasar gördüğü ve kalbin sempatik inputu kaybolduğunda bradikarda kaçınılmazdır. Hasta semptomatik olmadıkça ya da myokardial enfarktüs ya da yaşı veya diğer zayıf düşürücü hastalıklar nedeniyle felç riski taşımadıkça bu tip bradikardiye tedavi gerekmez.
    Hasta birkez hemodinamik dengeyi sağladığında omurga grafileri şarttır, fakat hasta sırt tahtası üzerinde sert boyun yakalığı içinde hareketsiz durmalıdır. Servikotorasik bağlantının iyi görüntülendiğinden emin olarak, standart grafiler çekilir .Koma halinde ve/veya birden fazla travması olan ciddi şekilde yaralanmış hastaların omurgasının tamamını gösteren iyi, net bir filmi çekilmelidir. Kırık bölgeleri BT ile hem aksial hem de sagittal görüntülerin ikisi de kullanılarak daha ayrıntılı incelenebilir. BT veya düz grafiler sonucunda hiçbir anormallik bulunmazsa ve nörolojik defisit spinal kordda seviye gösterir biçimde mevcutsa, travmatik intervertebral disk hernisi ya da spinal epidural hematom gibi diğer nedenleri belirlemede BT sonrası myelografi veya MRG kullanılmalıdır.

    Tedavinin amaçları omur dizilimini düzeltmek, hasar görmemiş nöral dokuyu korumak, hasar görmüş sinirsel dokuyu onarmak ve omurlarda kalıcı bir stabilizasyon sağlamaktır. Herhangi bir kırığın veya kaymanın düzeltilmesi ve sabitlenmesi bu amaçlarda önceliği almak zorundadır.
    Servikal bölgede dizilim bozukluğu nötral pozisyonda iskelet traksiyonu ile hemen hemen her zaman düzeltilebilir. Doğru dizilimden emin olmak için sık sık grafiler çekilir.

    Thorakal ve lomber omur kırığı olan hastalarda ilk olarak stabilizasyon ile tedaviye başlanır. Stabilizasyon servikal fraktürlere kıyasla çok sıkı değildir, fakat prensip olarak aynıdır. Bükme, germe, yana eğme ve rotasyonal hareketlerden sakınılırken hastalar hareket ettirilmeden yatakta düz bir halde tutulur. Tipik olarak nörolojik hasarlarıyla ilgili daha az sistemik komplikasyonları vardır ama yine de nörolojik iyileşmeyi sağlamak için uyanık olunması gereklidir.
    Omurilik hasarı olan hastalarda erken cerrahi uygulama endikasyonları şunlardır: kapalı yöntemlerle yeterli oranda düzeltilemeyen kırıklı/çıkık olguları; inkomplet lezyonu olan hastada nörolojik bozulma; myelografi ya da MRG ile gösterilen kanal içi kitle lezyonunun neden olduğu ciddi omurilik basısı ve BOS sızıntısı olan veya olmayan penetre bir yaralanma. Açık yaralanma, örneğin bıçaklanmalar ve ateşli silah yaralanmalarında tam bir kord hasarı olsa da olmasa da yara temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Omurgayı stabilize etmek için erken ameliyat yapılması haklı bir nedendir. Çünkü bu, erken hareket ve rehabilitasyon imkanı sağlar. Omurga hasarının tabiatına ve instabilitenin derecesine bağlı olarak ya anterior ya da posterior yaklaşım uygulanabilir.
    Kapalı redüksiyon başarılıysa ve kırık stabil ise yeterli iyileşmeden emin olmak için en az 3 ay eksternal immobilizasyon gereklidir.
    Cerrahi redüksiyon ve/veya stabilizasyonun zorunlu olduğu durumlarda da yine eksternal immobilizasyon endikedir. Anterior ve posterior metal plaklama uygulamalarından sonra, sert boyun yakalığının yeterli olabilir .Thorakal ve Lomber bölgede ise yine en az 3 ay boyunca genellikle plastik vücut ceketi ya da plastik alçı tespiti gereklidir. Düz grafiler iyileşme süresi boyunca omurga dizilimi ve füzyon derecesini takipte kullanılır.
    Kazadan hemen sonra spinal kordun herhangi bir fonksiyonu korunmuş durumdaysa kord ve omurga ikincil hasardan etkilenmediği takdirde genellikle bazı fonksiyonlar geri kazanılır. Komplet kord lezyonu olan olgularda nadiren lezyon seviyesinin altındaki fonksiyonlar geri döner. Bu olgular için rehabilitasyon kendi bakımları ve mesleki uyumları doğrultusunda uygulanmaktadır Cilt bakımı ve tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonlarıyla ilgili uzun vadeli problemler erken ölüm sebepleridir.