Etiket: Neden

  • Balıklama atlamaya dikkat

    Yaz mevsimi nedeniyle insanların serinlemek için denize, göle veya havuzlara gittiğine işaret ederek, serinleme sırasında en büyük tehlikenin halk arasında ”balıklama atlayış” olarak bilinen yüksekten atlamaktır.

    Sığ Sulara Balıklama atlamak hayatınızla kumar oynamakla eşdeğer

    Denize ve derinliği belli olmayan sulara yüksekten atlamanın riski, hayatınızla kumar oynamakla eşdeğerdir, şu uyarılarda dikkat edelim:

    Deniz ve derinliği olmayan sulara yüksekten atlamak büyük bir risk. Suya atlarken yapılan bir hata boyun kemiğinin kırılmasına, ardından da omurilik yaralanmasına neden olabilir. Balıklama atlamak, su derinliği iki metreden az ise oldukça tehlikelidir. Başın elden önce suyun tabanına çarpması nedeniyle boyun kemiklerinde kırılmalar oluşabilir. Kırık, omurga içinden geçen omuriliği (bir santim çaplı) zedeleyebilir ve çoğu zaman kopartabilir. Omurilik hasarlarının en tehlikeli olduğu yer boyun bölgesinde olanıdır.

    İnsan vücudunda omurganın en önemli görevleri, vücut ağırlığının taşınmasına yardım etmek, vücut hareketlerine katkı sağlamak ve omurga kanalı içinden geçen omuriliği ve sinirleri korumaktır. Omurga sisteminin en hareketli bölgesi boyun bölgesidir. Baş ağırlığını taşıyan ve her yöne hareketi destekleyen bu bölge aynı zamanda omuriliğe de koruma sağlar.

    Yapılacak yanlış bir hareket ile meydana gelecek olan boyun travması, boyun omurlarından bir veya birkaçında kırıklara, omurların birbiri üzerinde kaymasına (listezis) ya da omurların bir arada durmasını ve kafatasına tutunmasını sağlayan bağlarda hasara neden olarak omurilik yaralanmasına yol açabilir.

    Başın ani olarak suyun tabanına çarpması ile sonrasında ani ölümler veya ömür boyunca kalacak tam felçlerin olabildiğine de dikkati çekmek gerekir, balıklama dalma sonrasında boyun hasarı oluşmasa bile başın sert zemine çarpması nedeniyle ani bilinç kaybı gelişmesi sonucu çok iyi yüzme bilenlerin bile boğulabildiklerini söyleyebilirim.

    Yanlış ilk yardım daha kötü sonuçlar doğuruyor

    Boyun travması geçirdiği bilinen ya da şüphe edilen kişiler, boyun bölgesi sabit hale getirilerek, mümkün olduğunca kısa sürede tam donanımlı bir sağlık merkezine ulaştırılmalıdır. Hızlı hareket etme endişesi ile hastalara daha çok zarar verebilecek transfer şekillerinden kaçınılmalı, hastanın mevcut olan pozisyonu uzman bir hekim tarafından görülene kadar korunmaya çalışılmalıdır.

    Birkaç saniye içinde gelişen bu olaya dışarıdan birinin yardım etme olasılığının ise oldukça zayıf olduğunu söyleyebilirim, trafik kazalarında olduğu gibi atlama sonucu oluşacak boyun kemiği ve omurilik zedelenmelerinden korunmak için hayatımıza daha bilinçli sahip çıkmalıyız. Derinliği ve taban yapısı tam bilinmeyen sulara dalarak girmekten kaçınmalıyız.
    Bulanık göl suları ve sonradan doldurulan kıyılarda riskin oldukça yüksek olduğu özellikle taş ve kaya gibi zemin yapısı düzensiz sulara balıklama dalmanın büyük risk olduğunu da belirtmek isterim.

  • Bel fıtığı felç edebilir !

    Bel fıtığı ihmal edilirse felce neden olabilir !

    İnsanların yaklaşık % 80’i hayatının en az bir döneminde bel ağrısı yaşar. Bu ağrılar hafiften şiddetliye kadar değişik özellikler gösterebilir. Bel ağrısı bazen bizi öyle bir hale sokabiliyor ki başkasına muhtaç hale bile gelebilir. Bel ağrısının birçok nedeni vardır. Fakat bel ağrısı denilince akla ilk olarak bel fıtığı gelmektedir. Bel fıtığı insanoğlunun yaradılışı kadar eski bir hastalıktır. Bel fıtığı hastalığının başlangıç dönemlerinde hastalık tam olarak tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle bel ile ilgili sorunlar yaşadığımızda bu durum uzun sürerse mutlaka tıbbi yardım almak gerekir. Çünkü bel fıtığı hastalığı ilerlediği dönemlerde felce bile yol açabilir.

    Bel fıtığı, bel kısmında disk adını verdiğimiz alanlarda sinirlerin sıkışması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. İlk önce bel ağrısı şeklinde başlayan hastalık ilerleyen dönemlerde kalçaya, tek veya iki bacağa yayılan ağrı, yürüme güçlüğü, bacakta uyuşma ve güçsüzlük, nadir olarak idrar kaçırma gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu şikayetlerle başvuran hastaların beyin cerrahi uzmanı tarafından öncelikle nörolojik muayenesi yapılıyor. Doktor muayene bulgularını ve radyolojik bulguları değerlendirerek hastanın tedavisini planlar. Kesin tanı bel MRI tetkiki ile konuyor.

    Bel ve bacak ağrısı ile beyin cerrahisi doktoruna müracaat eden hastaların büyük çoğunluğu tıbbi tedavi ve yatak istirahati ile sağlığına kavuşmaktadır. Bu şikâyetler ile gelen hastaların % 3 – %5 kadarına cerrahi tedavi gerekmektedir.

    Doktor tarafından ameliyat olması gerektiği söylenen hastaların bir bölümü korku ve güvensizlik nedeniyle tedavilerini geciktirmekte ve daha kötü sonuçlar ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tedavisi zamanında yapılamayan hastalar felç gerçekleştikten sonra ameliyat olsalar dahi şikayetleri ya düzelmemekte yada uzun süre rehabilitasyon uygulamak gerekmektedir.

    Tedavisi geciktirilmiş bel fıtığı sonucu meydana gelen bacak felçlerinin çok büyük bir bölümü tam olarak düzelememektedir ve hayatlarının geri kalan bölümlerine felçli olarak devam etmektedirler.

    Tedavi şekli hastaya göre değişmekle birlikte son dönemlerde uyguladığımız mikrocerrahi teknikler ile yapılan ameliyatlarda başarı oranı çok yüksektir. Hastalar genellikle ertesi gün taburcu edilirler.

    Bu nedenlerle yukarıda saydığım şikâyetlerden birini yaşıyorsanız hiç vakit kaybetmeden bir Beyin-sinir ve omurilik cerrahına başvurmanızı tavsiye ederim. Sağlık ihmale gelmez….

  • Ağrı

    Baş ağrıları günümüzde hastaların çok şikayetçi olduğu konuların başında gelmektedir. Baş ağrısını oluşturan bir çok neden söz konusudur. Ancak bu

    nedenlerin başında en fazla olarak görülen stress kaynaklı başağrıları
    olmaktadır. Ancak Başağrısının nedeni ne olursa olsun bu ağrıyı yaşayan
    insanların en büyük korkusu benim başımda kötü bir şey mi var endişesidir.
    Hasta bu konuda cevap almak isteyen konumundadır. Maalesef söylenmesi
    gereken bir durumda başağrısının %1 den az bölümünü kafa yapısı içersindeki
    bölümünü tümör kist gibi nedenler oluşturmaktadır.
    Başağrısı çeken bir hasta ağrısının özelliklerini doktoruna ayrıntılı bir şekilde
    anlatmalıdır. Başağrısı sebebin ortaya çıkarılmasında bu anlatım çok
    önemlidir.Çünkü tüm başağrısını oluşturan nedenlerin karakteristik özellikleri
    söz konusudur. Günümüzde başağrısı nedenlerinin başında da ağrı kesicilerin
    uygunsuz doktor kotrollerinin dışında kullanılması ve tüketilmesidir.
    Unutulmaması gereken uzun süreli ağrı kesici kullanımlarında ve uygunsuz
    kullanımlarında tedaviye drençli başağrılarının gelişebileceğidir.
    Migren denilen ağrılar kafa yapısı içersindeki damarsal yapılardan
    kaynaklanan ağrılardır. Migren ağrıları tür türdür. Ve migrenin karakteristik
    özellikleri olduğu gibi aynı zamanda migren türlerininde karakteristik özellikleri
    mevcuttur.
    Başağrısında en önemli konu hastanın kendini doktor karşısında ifade
    edebilmesidir. Ancak maalesef hastalarımızın ifade etmekte zorlukları
    bulunmaktadır.
    Başağrısı tedavisi nedene yönelik yapılmak zorundadır.Yani Başağrısını
    oluşturan neden ortaya konulmalıdır. Bu neden bazen birden fazla olabilmekte
    ve birbirini tetikleyici olarak karşımıza çıkabilmektedir. Nedenin birden fazla
    olması başağrısı türününde birden fazla olduğu anlamına gelebilmektedir. Bu
    hastalarda tedavi daha uzun süreli olmak zorundadır. Başağrısında
    hastaların bilmesi gereken birkez doktora gittim, başka başka doktorlara gittim
    fayda alamadım dan ziyade başağrısı sorununun hekim ile uyumlu bir çalışma
    sonucunda çözülebileceğine inanmaları olmalıdır. Böylece nedenlerin daha net
    ortaya konulması ve bu nedenlere müdahale edilmesi söz konusu olacaktır.
    VASKÜLİTLER
    Baş ağrılarının nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkarlar. Damar iltihabı
    olarak tercüme yapılabilir. Ancak bu iltihaplar mikrobik karakterden ziyade
    kimyasal tarzda iltihaplardır. Daha çok 20-40 yaşlarında bayanlarda
    gözükürler. Vucut direncini düşüren her hangi sebep neden olabilir. Tanı MR
    inceleme ile konmaktadır. MS en çok karıştırılan durumdur. Tedavisi ilaç
    tedavisidir ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.
    OKSİPİTAL NÖRALJİ
    Baş ağrılarının sıklıkla görülen türlerinden biridir. Boyundn göze gelen şiddetli
    ağrı ile karakterizedir. Bulantı,terleme,kusma eşlik edebilir. Tedavisi ilaç
    tedavisidir.
    PSEUDO TÜMÖR CEREBRİ

    Başağrılarının nedenlerinden biridir. Kafa içi basıncın artmasıyla
    karakterizedir. Görme alanı kayıplarıyla başlar körlüğe kadar gidebilir. Tanı LP
    ile konur. Tedavi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyindeki normal hücrelerin anormalleşerek büyümesi sonucunda kötü huylu ve iyi huylu olarak kitleleşen yapılar beyin tümörleri olarak nitelendirilirler. Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil olmak üzere tüm yaş dönemlerinde görülürler.

    Orta yaş sonrası özellikle kanserli hastaların büyük bir bölümünde kanserin yayılması ile beyinde tümör ortaya çıkabilir. Meydana gelen kitle kafatası içi basıncının artmasına sebep olarak beyin üzerine baskı yapmaya başlar ve birtakım olumsuz belirtiler gösterir.

    Beyin tümörlerinin erkenden teşhis edilebilmesi çoğu kez hastanın hayatını ve yaşam kalitesini etkilemektedir.

    Beyin baskı altında normal yapısını kaybederek işlevlerini yerine getiremez hale gelir ve başlıca aşağıdaki belirtiler söz konusu olur:

    1- Baş ağrısı

    2- Epilepsi benzeri bayılmalar

    3- Vücudun bazı bölgelerinde kısmi felçler

    4- Şiddetli kusmalar

    5- Bazı fiziksel yeteneklerimizin kaybı

    6- Kişilik bozuklukları

    Baş ağrısı, beyninde tümör olan hastaların ancak %60 ında baş ağrısı görülür. Hastalarımız ağrının son bir kaç ayda ortaya çıktığını ve gittikçe şiddetlendiğini ifade eder.

    Bulantı kusma, Baş ağrısı ile birlikte bulunması ve özellikle birkaç gün ya da haftadır mevcut olması önemlidir. Ancak burada baş ağrısı ve kusmanın uzun süredir mevcut olması migren düşündürür.

    Çift görme ve görme bulanıklığı, Baş ağrısı ile birlikte veya baş ağrısı olmaksızın ortaya çıkan çift görme, bulanık görme, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtisidir.

    Kol ve bacakta kuvvetsizlik, beceriksizlik, dengesizlik, Son zamanlarda ortaya çıkan vücudun sağ yada sol yarısında uyuşmalar, ellerde güçsüzlük, uyuşukluk , beceriksizlik görülebilir . Yürürken “sarhoşvari yürüme” ve “dengesizlik” bir beyincik tümörünün belirtisi olabilir.

    Konuşma bozukluğu, Konuşamama, anlama güçlüğü, konuşurken yanlış kelime ifadeleri yada sarhoşvari konuşma keza beyin tümörlerinin ilk bulgusu olabilir.

    Sara nöbetleri (epilepsi), Bilinç kaybı olarak ya da olmaksızın istem dışı kasılmalar, panik atak tarzında kendini kötü hissetmeler bir epilepsi çeşidi olabilir. Özellikle 20 yaş sonrası ortaya çıkan bu tarz nöbetler aksi ispatlanana kadar beyin tümörüne bağlı olduğu düşünülerek araştırılmalıdır.

    Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür…

    Beyin tümörleri genellikle birincil ya da ikincil olarak sınıflandırılırlar ve bunlar (genellikle) vücudun herhangi bir yerinde başlayıp beyine metastaz yapanlar ve beyinde oluşanlardır. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır.

    1- İyi huylu tümörler: Yavas üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Ancak, tümör iyi huylu olsa dahi, beyinde hayati önem taşiyan, hassas bölgelere yerleşmiş ise sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmaz.

    2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler oldugu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulamasi yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayilabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü degildir. Hatta bazi vakalarda bir kaç tane odak halinde yayilma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    BEYİN TÜMÖRLERİNDE SINIFLAMA

    HİPOFİZ ADENOMLARI

    Hipofiz adenomları hormon salgılayanlar ve hormon salgılamayanlar olarak iki ana gruba ayrılır. Hormon salgılayanlar genelde salgıladıkları hormona bağlı olarak belirti verirler. Hormon salgılamayan adenomlar ise uzun zaman belirti vermezler. Ancak optik sinire (Görme ile ilgili sinir) baskı yaparak görme bozukluklarına neden olurlar. Hormon bozuklukları, adet düzensizlikleri veya olmaması, memeden süt gelmesi, aşırı şişmanlama, hızlı boy uzaması, ellerde, ayaklarda ve çenede büyüme hormon bozukluklarının belirtilerindendir ve doktora başvurulması gerekir. Tümör boyutları çok artarsa kafa içi basıncı arttırır ve baş ağrısı, bulantı ve kusma şeklindeki genel belirtilere neden olur.

    MENENGİAL (BEYİN ZARINA AİT) TÜMÖRLER

    Menengiomlar genelde büyüyerek kafa içi basıncının artmasına ve baş ağrısı, bulantı, kusmaya neden olurlar. Epilepsi (Sara ) nöbeti de görülebilir. Ayrıca bu tümörler yerleştikleri yerlere göre de belirti verirler. Optik sinir (Görme siniri) yakınında yer alanlar görme bozukluğuna neden olur iken hareketle ilgili beyin bölgesine yakın olanlar felçlere neden olabilirler. Bu nedenle beyin fonksiyonlarındaki bozukluklarda gerekli tetkikler yapılmalıdır

    METASTATIK TÜMÖRLER

    Metastatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/ veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

    KÖŞE (PONTOSEREBELLAR) TÜMÖRLERİ

    Bu tümörler beyin dokusunun bir bölgesine yerleşmiş tümörlerdir. İşitme siniri tümörü ( Akustik nörinom) sık olarak görülen tümördür. Ayrıca menengiom ( Beyin Zarı Tümörü ) ve epidermoid tümörlere de rastlanır. Beyin tümörlerinin genel belirtilerine ilaveten bu bölge tümörlerinde işitme ve denge bozuklukları da görülmektedir. Bu tümörler küçük boyutta yakalandığında işitme korunabilir. Tümör çok büyük ise işitme korunamadığı gibi Fasial (Yüz) Siniri de etkilenebilir.

    GLİAL (BEYİN DOKUSUNA AİT) TÜMÖRLER

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi ( Sara nöbeti) bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

  • Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    HİDROSEFALİ (BEYİNDE SU BİRİKMESİ)

    HİDROSEFALİ NORMAL

    Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.

    Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.

    Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.

    Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.

    Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.

    Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk

    Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma.

    Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.

    Hidrosefali Nedenleri:

    Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.

    1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.

    2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.

    3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.

    Hidrosefali Tedavisi

    Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.

    Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.

    Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

    Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.

    Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.

    Third ventrikülostomi adı verilen amaliyatta ise kafatasına açılan bir delikle endoskop adı verilen bir kameralı uç yardımı ile beyin boşlukları içindeki yapışıklıklar açılarak biriken suyun dolaşımı hızlandırılır

  • Bel fıtığını tanıyalım

    Öncelikle, fıtık sözcüğünün anlamı üzerinde biraz durmak gerekir. Fıtık, esas olarak, kendisine ait olmayan bir bölgeye giren, tecavüz eden, işgal eden organı tanımlamak için kullanılmaktadır. Örneğin göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran diyafragma adalesinideki bir yırtık nedeni ile mide akciğerlerin olduğu göğüs boşluğuna girse bunun adı “mide fıtığı” dır. Yani bir dokunun kendisine ait olmayan bir bölgeye girmesi söz konusudur.

    Bel fıtığı İnsan vücüdunda yaklaşık 33 adet omur vardır. Bunlar boyun, sırt , bel, kalça ve kuyruk sokumu bölgeleri olarak adlandırılmaktadır. Bu bölgelerden kalça (sakrum) bölgesi birbirine bitişik 5 adet omuradan oluşurken, kuyruk sokumu da çok küçük beş ad et (gelişmemiş kuyruk olarak nitelendirilir) omurdan oluşur.

    Diğer omurlar arasında, (ilk birinci omur ile ikinci omur arası hariç) tampon vazifesini gören, disk şeklinde kıkırdak yastıklar vardır. Bu yastıklar yumuşak ve sulu kıvamlı olup, “anulus fibrozus” adı verilen bir kılıf içine yerleşmiş kıkırdak dokudan oluşurlar.

    Bu kıkırdak dokunun kendisine ait bir kan damarı olmadığından zedelendiğinde kendisini tamir etmesi çok güçtür.

    belfitigi 2 Zorlama hareketleri (özellikle öne doğru eğilmişken ağır kaldırma) bu kıkırdak içindeki yapının bozulmasına ve kıkırdağın kurumaya ve sertleşmeye başlamasına neden olur. İçeriden dışarıya doğru basınç yapan ve çevresindeki kılıfı zorlayan iç çekirdek bel ağrısına neden olur. Bazen, kılıfın aşırı zorlanması kılıftan bazı kimyasal maddelerin yayılmasına ve çevredeki sinir dokusunu rahatsız etmesine neden olur ki, bazen bu durum içerideki çekirdek tabir edilen kıkırda kılıfını yırtarak dışarıya çıkmış ve sinir dokusu üzerine bası yapıyormuş gibi yani (öyle olmadığı halde) fıtık oluşmuş gibi bulgular verir. Bu bulgular ne yapılırsa yapılsın bir süre sonra geçer ve hasta bel fıtığının iyileştiğini zanneder. Bel çekme, alabalık sarma ya da akıl almaz bir takım uygulamaların bel fıtığına iyi geldiğinin sanılması işte bu yüzdendir.

    Bel fıtığı 3 Belirli bir zaman sonra kılıf yırtılıp içerideki çekirdek kendisine ait olmayan bölgeye geçtiğinde, yani gerçek fıtık oluştuğunda bel ağrısı geçer ama bacak ağrısı bu kez hastayı çok rahatsız eder. İşte bu durum cerrahi girişim uygulanması gerekli gerçek bel fıtığıdır ve bel ağrısı çeken hastaların kabaca %10 u bu nedenle ameliyata gereksinim duyarlar . Bel fıtığı tedavisinde kemiklerin birbirlerine vidalanması gibi bir tedavi yöntemi söz konusu değildir. Kemiklerin birbirlerine bağlanması konusu tamamen ayrı bir konudur ve bir başka yazının konusu olacaktır.

  • Hidrosefali-baş ağrısı

    Hidrosefali-baş ağrısı

    Tanım

    Çoğunlukla beyin omurilik sıvı akış yolunun bloke olması sonucu beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir. Bu aşırı miktardaki sıvı artışı, çevre beyin dokusuna bası yaparak zarar görmesine neden olmaktadır. Tedavi edilmediği durumlarda ölümcül olabilmektedir. Hastalığın belirtileri yaşa göre değişmektedir.

    Yenidoğanlarda görülen hidrosefalideki belirtiler:

    Olağandışı bir kafa büyüklüğü

    Baş çevresinde ani bir artış

    Bıngıldakta şişme

    Kusma

    Uykuya meyilli olma

    İrritabilite

    Nöbet geçirme

    Gözlerde ‘batan güneş manzarası’

    Gelişmede gerilik

    Daha büyük çocuklarda ve ergenlerde en sık görülen belirtiler:

    Kusmayı takiben görülen baş ağrısı

    Bulantı

    Bulanık veya çift görme

    Gözlerde ‘batan güneş manzarası’

    Koordinasyon, denge ve yürüyüş bozuklukları

    Bitkin görünüm

    Gelişimde yavaşlama veya gerileme

    Hafıza kaybı

    Konfüzyon

    İdrar kaçırma

    Kişilik değişiklikleri

    Derslerde veya çalışma hayatında başarısızlık, zekâ seviyesinde gerileme

    Hidrosefali altta yatan nedene ve yaşa bağlı olarak yukarıda belirtilen farklı semptom ve bulgularla görülebilir. Örneğin daha çok yaşlı populasyonda görülen normal basınçlı hidrosefali denilen durumda, hastalık tipik olarak yürüme güçlüğü ile başlar. Ardından idrar kaçırmalar görülür ve en son dönemde de bunama gelişir.

    Hangi durumlarda doktora başvurmalı?

    İnfantlarda ve yeni yürümeye başlayan çocuklarda

    Yüksek perdeli bir ses ile ağlama

    Emmede ve beslenmede sorun

    Beklenmedik, sık tekrarlayan kusmalar

    Başını ve boynunu hareket ettirmekte isteksizlik

    Solunum problemleri

    Nöbet geçirme gibi bulgular görülmesi halinde hastaya acil olarak müdahale edilmesi gerekmektedir.

    Baş çevresinde artış

    Bıngıldağın dışa doğru şişme göstermesi

    Yüz ve gözlerin görünüşünde değişiklik gözlenmesi

    Çevreye ilginin azalması ve sosyal ilişkilerde gerileme gibi bulgular saptanması halinde acil olmasa da,elektif koşullarda bir çocuk doktoruna başvurmak gerekmektedir.

    Yetişkin bir kişide

    Yürüme güçlüğü

    Bozulmuş düşünme kabiliyeti

    İdrar kaçırma gibi bulgular görülmesi durumunda hastanın fiziksel ve nörolojik açıdan tam teşekküllü bir merkezde incelenmesi gerekir.

    Beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir.

    Beynimiz jelatin kıvamında bir dokudur ve beyin omurilik sıvısının içinde adeta yüzmektedir. Bu sıvı ayrıca beynin derininde yer alan ventrikül adı verilen boşlukları doldurmaktadır. Böylece beyin sarsıntıdan etkilenmez ve beyin omurilik sıvısı içinde batmaz bir şekilde yüzmektedir.

    Beyin omurilik sıvısı ventriküller boyunca birbiriyle bağlantı yapan kanallar sayesinde devirdaim yapmaktadır.

    Beyin omurilik sıvısının üretim, akım ve emilim süreci arasındaki varolan hassas denge, sıvının kafa içerisinde normal basınç altında devirdaim yapabilmesi açısından çok önemlidir. İşte hidrosefali denilen klinik tablo bu hassas dengenin bozulması durumunda ortaya çıkar. Örneğin ventriküller arasında geçişi sağlayan kanalların daralması veya sıvının emilmesinde bir hasar olması gibi sıvının devirdaimi sürecinde herhangi bir basamakta aksama olması hidrosefali oluşumuna neden olmaktadır.

    Beyin omurilik sıvısının emilimindeki defekt normal basınçlı hidrosefaliye neden olmaktadır, çoğunluklada yaşlı populasyonda görülmektedir. Normal basınçlı hidrosefalide fazla miktardaki sıvı ventriküllerde genişlemeye neden olmaktayken beyin dokusu üzerinde bir basınç artışına sebep olmaz. Bu klinik tablo herhangi bir yaralanma yada başka bir hastalık sebebiyle oluşabilmekteysede çoğu vakada herhangi bir neden saptanamaz.

    TETKİK VE TEŞHİS

    Bebeklerde ve çocuklarda;

    *Hamilelik döneminde prenatal ultrasound

    *İnfant ve erken çocukluk döneminde rutin takiplerde baş çevresi ölçümü

    Daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde;

    Doktorunuz semptom ve bulguları değerlendirdiğinde hidrosefaliden şüphelenirse tanıyı koymadan önce ayrıntılı bir şekilde hastalığın gidişatını öğrenmeli, ayrıntılı bir fiziksel ve nörolojik inceleme yapmalı, CT veya MRG ile görüntüleme yapmalıdır. Tetkikler sonucunda hidrosefali teşhisi konursa hasta daha ileri tetkik ve tedavi için beyin cerrahi uzmanına refere edilmeli.

    Hidrosefalinin tedavisi genellikle cerrahidir.

    Cerrahi yöntemler:

    Şant implantasyonu. Hidrosefalide en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Şant adı verilen bir drenaj sistemi cerrahi olarak yerleştirilir. Uzun, ince bir tüp şeklinde, fleksibl valv yapısına sahip olan bu sistem; sıvının beyinden doğru yönde, doğru oran ve miktarda akışını sağlar. Şantın bir ucu beynin ventrikülüne yerleştirilir. Drenaj sistemi ciltin altından fasya üzerinden bir tünel oluşturulduktan sonra diğer ucu beyinden gelen sıvının emilebileceği karın boşluğu, kalp gibi bir vücut boşluğuna yerleştirilir.

    Hidrosefalisi olan bir çocuğa şant yerleştirilmesini takiben hayatının geri kalanında hastanın büyümesi nedeniyle şantın uzatılması yada şantta tıkanma, enfeksiyon gelişmesi nedeniyle revizyon gibi ek cerrahilere gereksinim duyabilir.

    Ventrikülostomi. Bu cerrahi yöntem ile ventriküller arası beyin omurilik sıvı akımında bir tıkanma olduğu dönemde, ventrikül alt bölümünde açılan bir delik vasıtasıyla sıvının beyin tabanına doğru akışı sağlanır.

    Eğer çocuğunuzda hidrosefali varsa pediatrik psikolog, eğitim uzmanı, rehabilitasyon uzmanında dahil olduğu bir tedavi programına alınması, günlük ve okul yaşamında başarılı olması için önerilebilir. Bu uzmanlar çocuğunuzun gelişimini değerlendirirler ve sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişimindeki gecikmeleri tespit ederek zamanında müdahalelerle çocuğuzun ulaşabileceği maksimum potansiyele erişmesini mümkün kılarlar.

  • Her bel ağrısının sebebi bel fıtığı değildir!

    İnsanların yaklaşık %95’i hayatlarının bir döneminde bel ağrısı şikayetinden muzdarip olurlar. Fakat sadece bu bel ağrılarının % 5 lik kısmından bel fıtığı sorumludur. Lomber omurga (bel çevresi) birbirine bağlanan kemikler, eklemler, sinirler, bağlar ve kasların hepsinin destek güç ve esneklik sağlamak için birlikte çalışan dikkate değer derecede iyi tasarlanmış bir yapıdır. Bu yapıtaşlarının herhengibirinde oluşabilecek problem bel ağrısı olarak kendini gösterir.

    Bel ağrısının en sık nedeni mekanik sorunlar ve yumuşak doku zorlanmalarıdır. Bu zorlanmalar en çok kaslarda ve ligamanlarda yırtılmalara sebep olur. Bu yaralanmalara sebep olan nedenler ise günlük hayatımızın işleğişinde birçok kez tekrarladığımız hareketlerden oluşmaktadır.

    – Ağır bir nesneyi kaldırmak veya kaldırırken omurganın zorlanması

    – Bel üzerine çok fazla stres oluşturan ani hareketler

    – Yanlış duruş ve oturuş pozisyonu

    Bu sebepler çok ciddi nedenler gibi görünmüyor ve uzun süreli ağrıya neden olmayabilir fakat ilk başlangıçta çok şiddetli ağrı oluşturabilirler. Bu ağrılar genellikle bel bölgesinde sınırlı, batma şeklinde acı, tutulma, hareketle artan ciddi ağrı, şiddetli kas spazmları ile tarif edilebilir.

    Tanısal sürecin temelini hastanın semptomları ve tıbbi öykünün ayrıntılı değerlendimesi oluşturur. Bu bilgiler ile birlikte detaylı bir muayene ile bel ağrısı nedeninin doğru bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Nedenin belirlenmesinin ardından, tedavi seçenekleri hastanın bireysel ihtiyaçlarına göre uyarlanabilir.

  • Bel fıtığı ağrıları ve tedavisi

    Belin Anatomisi

    Belimiz vücudumuzun ağırlığını taşıyan, yükü kalçadan bacaklara aktaran ve aynı zamanda günlük aktivitemiz içerisinde gövdemizin hareketli olmasını sağlayan bir yapıdır. Belimizde 5 adet omur ve bu omurları birbirine bağlayan kıkırdak yastıkçıklar (disk), eklem yapıları ve bunlara destek olan yumuşak dokular bulunur. Bel omurları, harekete katkısı ve yük taşıma özelliğinin yanında omurganın diğer kısımları gibi omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk görevi yapar. Bel omurlarının içerisinden bacakların kas kontrolunu sağlayan, bacakların duyusunu taşıyan ve idrar, gaita ve seksüel fonksiyonların kontrolunu sağlayan sinirler geçer.

    Bel Ağrısının Nedenleri

    Belde yer alan omur, disk ve yumuşak dokularda gelişen herhangi bir olay bel ağrısına neden olabilir.

    Bel ağrısı, günümüzde bireyin günlük aktivitesini kısıtlayan en önemli nedenlerden birisidir. Tüm dünyada nüfusun yaklaşık %80’inin yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir kez bel ağrısı atağı geçirdikleri bilinmektedir. Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda görülen kronik hastalıklar arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı almakta ve cerrahi tedavi yapılan hastalıklar arasında beşinci sırada bulunmaktadır. Bel ağrısı en sık 20-40’lı yaşlarda görülmektedir. Bel ağrılarını akut ve kronik olmak üzere 2 gruba ayırabiliriz. Akut bel ağrılarında genellikle ağrı birkaç gün içerisinde azalır ve birkaç hafta sonra tamamen geçer. Ağrı 3 aydan daha fazla sürerse bu ağrıya kronik (müzmin) bel ağrısı denir. Bel ağrılı hastaların %90’ının yakınması ilk 4 hafta içinde kendiliğinden geçerken ancak %5’i kronikleşir. Çoğu bel ağrısında ağrının nedeni öykü ve klinik muayene ile konur, yardımcı incelemeler ve radyolojik tetkiklerde birşey bulunamaz.

    Bu tip ağrılara genel olarak “Mekanik bel ağrısı” diyoruz.

    Bel ağrılarının nedenlerini 2 büyük grupta toplayabiliriz.

    1-Kas-iskelet sistemi hastalıkları

    2-Omurga hastalıkları

    1-Kas-İskelet Sistemi Hastalıkları

    Bel ağrılarının büyük çoğunluğu bu gruba girer. Çoğunlukla kaslarda, bağ dokusunda veya eklemlerdeki ufak hasarlanmalar ile oluşur. “Miyofasial ağrı sendromu” terimi kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesi ve yaralanmasıyla oluşan klinik tablo için kullanılmaktadır. Diğer bel ağrısına yol açan kas-iskelet sistemi sorunları arasında kötü ve hatalı vücut duruş şekli, bir bacağın kısalığı, beldeki omur ve kıkırdakların az oksijenlenmesine neden olduğu için sigara kullanımı, stres gibi psikososyal faktörler sayılabilir.

    2-Omurga Hastalıkları

    Bu gruptaki hastalıklar kas iskelet sistemi hastalıklarından oransal anlamda daha az görülmektedir. Bu grupta bel ağrılarına en sık yol açan rahatsızlıklar: bel fıtıkları (lomber disk hernileri), disk dokusunun yıpranması (dejeneratif disk hastalığı), bel kayması (lomber spondilolisthezis), bel omurga kanalının daralmasıdır (lomber dar kanal). Bunların dışında çok daha az görülen, ama omurganın ciddi rahatsızlıkları olan tümör, enfeksiyon, travma, kemik erimesine (osteoporoz) bağlı çökmeler sayılabilir.

    a)Bel Fıtığı (Lomber disk hernisi): Disk materyali iki omur cismi arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içeride ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Bir yastıkçık gibi davranır ve gövdenin yüklerini dağıtmak görevini üstlenir. Ancak bel omurlarına fazla yük binerse (aşırı kilo alma ve ağır kaldırma), bele destek lan diğer yapılar, özellikle bel ve karın kasları zayıflarsa (egzersiz yokluğu), veya yapısal ve genetik nedenlerle bu disklerde bozulma bel ağrısına ve bel fıtığına neden olabilir. Diskin dış kılıfının zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlarsa buna “bel fıtığı” denir. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok bel ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek bel fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle bacağa vuran ağrıya yol açar. Bel fıtığında bel ağrısından daha ön planda olan bacak ağrısıdır. Sinirlere olan basının düzeyine göre uyluk ve bacakta ağrı, güçsüzlük ve uyuşukluk hissi oluşabilir.

    b)Bel kayması (Lomber spondilolistezis): Bir omur cisminin diğer omur cisminin üzerinde öne veya arkaya doğru kaymasına denir. Bu rahatsızlığa bağlı sinir köklerine bası varsa bel ağrısına ilaveten uyluk ve bacakta ağrı, güçsüzlük ve uyuşukluk oluşabilir.

    c)Bel omurga kanalında daralma (Lomber dar kanal): Omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin omur kemikleri içinde seyrettiği kanala spinal kanal denir. Travma, vücudu kötü kullanma, genetik faktörler gibi birçok etken sonucunda spinal kanalı oluşturan yumuşak doku ve kemik yapıların kalınlaşması ve kabalaşması ile bu kanalda daralma meydana gelebilir. Bunun sonucunda da sinir köklerinde sıkışma oluşur. Bu hastalar özellikle ayakta fazla kaldıklarında ve yürümekle ortaya çıkan baldırda ağrıdan ve uyuşukluktan yakınırlar. Oturduklarında ve öne doğru eğildiklerinde ağrı yakınmaları hafifler veya geçer. Ayakta durmak veya yürümekle çıkan bu klinik tabloya “nörojenik kladikasyon” denir.

    d)Disk dokusunun yıpranması (Dejeneratif disk hastalığı): Disk iç tabakasını oluşturan kısmın su oranı çocukluk ve genç yaş grubunda fazladır. Yaşlanma ile beraber su oranı azalır, disk yüksekliği azalmaya başlar, dış tabakada küçük yırtılmalar gelişir. Diskin yük taşıma ve hareket yeteneği azalır. Diskin dış kısmında bulunan sinir liflerinin uyarılması ile bel ağrısı açığa çıkar. Bu hastalarda bel ağrısı, bacak ağrısından daha fazladır.

    Bel Ağrılı Hastaların Değerlendirilmesi ve Tanı

    Bel ağrılarının çoğunun nedeni yukarda belirtildiği gibi kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesi veya ufak zedelenmelere uğramasıdır. Bu hastalarda ağrı yakınmaları birkaç gün içerisinde kendiliğinden gerileyeceğinden çoğunlukla tetkik edilmelerine gerek yoktur. Ancak aşağıdaki nedenler hemen doktora başvurmayı gerektirir.

    Tekrarlayan bel ağrısı atakları

    Kronik bel ağrısı

    Ağrı şiddetinin giderek artması

    Bel ağrısına eşlik eden uyluk ve bacakta ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük, istemli idrar ve gaita yapamama, seksüel fonksiyon bozukluğu gibi belirtilerin olması

    İstirahat ile geçmeyen bel ağrısı

    Bel ağrısı ile birlikte aşırı kilo kaybı, ateş, üşüme ve titreme olması

    Hastanın bel ağrısı nedenleri araştırılırken, öyküsü alınıp, gerekli muayenesi yapıldıktan sonra belirlenen ön tanı doğrultusunda tetkiklerinin yapılması gerekir.

    a) Akut bel ağrısının nedeni olarak bel fıtığı, kas ve yumuşak dokulardaki aşırı gerilme düşünülüyorsa, bu hastalara yatak istirahati (5 günü geçmeyen) ve ilaç tedavisi önerilir.

    b) Kronik bel ağrısı olan, akut bel ağrısı nedeniyle istirahat ve tıbbi tedavi verilmiş fakat ağrısı geçmeyen, omurga tümörü veya omurga enfeksiyonu düşünülen olgularda incelememize direkt grafi ile başlamak ve takibinde lezyon seviyesini saptayıp Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ile hastalığın tanısını koymak gerekir. Bu tetkiklere ilaveten hastada enfeksiyon veya tümör düşünülüyorsa buna yönelik kan tetkikleri ve kemik sintigrafisi yapılmalıdır.

    Bel Ağrısında Tedavi

    Bel ağrılarında yapılacak tedavi ağrının nedenine ve hastalığın yerleşimine göre belirlenmelidir.

    1-Akut bel ağrısında tedavi

    Kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesine veya ufak yaralanmalara bağlı olan bel ağrısında (Mekanik bel ağrısı) ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve kısa süreli yatak istirahati tek başına çoğu olguda yeterlidir.

    Travma ve enfeksiyona bağlı bel ağrısı: sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama, omurgada instabilite (anormal hareketlilik) varsa cerrahi girişim yapılmalı, neden enfeksiyon ise ilave antibiyotik tedavisi verilmelidir.

    Tümöre bağlı bel ağrısı:

    i- Sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa veya omurgada instabiliteye (anormal hareketlilik) yol açmışsa cerrahi girişim yapılabilir ve doku tanısına göre radyoterapi-kemoterapi önerilir.

    ii- Sinirlere bası bulgusu yoksa, öncelikle biyopsi ile tümörün tipi belirlendikten sonra duruma göre, cerrahi girişim ve/veya ışın tedavisi, kemoterapi yapılmalıdır.

    Bel fıtığı, bel kayması, spinal dar kanala bağlı bel ağrısı:

    i- Sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa, omurgada instabilite (anormal hareketlilik) varsa cerrahi girişim mutlaka gereklidir. Kuvvet kaybı gibi nörolojik bulgular olmamasına rağmen, uzun süren ağrı nedeniyle hastaların yaşam kaliteleri etkileniyorsa ağrı tek başına cerrahi girişim nedeni olabilir. Cerrahi girişim yöntemi seçilirken her hasta ayrı ayrı değerlendirilmeli ve o hastaya uygun teknik seçilmelidir.

    ii- Sinirlere bası bulgusu yoksa ağrı kesici, kas gevşetici ve yatak istirahati (5 günü geçmeyen) önerilir.

    2-Kronik bel ağrısında, neden bel fıtığı, bel kayması, omurga kanalının daralması, disk dokusunun yıpranması olan olgularda eğer ilerleyici nörolojik bulgular (kas güçsüzlüğü, istemli gaita ve idrar yapamama) varsa cerrahi girişim, yoksa öncelikle ağrı kesici, kas gevşetici ve kısa süreli yatak istirahatini takiben fizik tedavi, kas egzersileri önerilir.

    Bel Ağrılarının Önlenmesi

    Özellikle tekrarlayan bel ağrılarının önüne geçilmesi için hastanın fazla kilolarından kurtulması, varsa sigara içmeyi bırakması, bel, sırt ve karın kaslarına yönelik kas egzersizlerini düzenli ve sürekli yapması, uygunsuz duruş, oturma ve yatma pozisyonlarını düzeltmesi gerekmektedir.

  • Hidrosefali nedir ?

    Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.

    Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.

    Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.

    Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.

    Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.

    Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk

    Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma.

    Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, MManyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.

    Hidrosefali Nedenleri:

    Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.

    1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.

    2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.

    3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.

    Hidrosefali Tedavisi

    Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.

    Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.

    Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

    Tanısı anne karnında iken konulmuş bebeklerde en sık uygulanan yöntem; bebeğin mümkün olduğunca erken dönemde doğurtulup en erken dönemde ameliyatının yapılmasıdır.

    Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.

    Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar m eydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.

    Şantın pil gibi bir güç kaynağına ihtiyacı yoktur.

    Kafa grafisi ve beyin tomografisi şant sistemine zarar vermez. Manyetik rezonans tetkiki için şant tipinin uygun olması şarttır. Basınç ayarı dışardan yapılabilen ve manyetik alandan etkilenen şant varsa, manyetik rezonans tetkiki yapılmadan önce doktorunuza sorulmalıdır.

    Hiçbir şant tipinde dışardan elle bastırılıp çalışması sağlanamaz. Şantın elle muayenesini doktoru yapar. Pompaya aşırı basmak bozulmasına neden olacaktır.

    Özellikle bebeklik döneminde bebeğin şantın olduğu tarafa yatırılması uygun olmaz.

    Beynin şant sistemine bağımlılığı uzun yıllar devam edebilir. Hastaların çoğunda şant ihtiyacı ömür boyu devam etmektedir. Hastaların çoğunda problem yoksa şantın çıkartılması önerilmez.

    Dikkat edilmesi gerekenler:

    Şant komplikasyonlarının önlenmesi için düzenli ve sık aralıklarla muayeneye gidilmelidir. Eğer;

    *ameliyat yerinde ve şant hattı üzerinde kızarıklık ve hassasiyet,

    *hastada huzursuzluk, bulantı, kusma,

    *baş ağrısı, çift görme, ateş, karın ağrısı, havale geçirme,

    *ameliyat öncesi şikayetlerin tekrarlaması

    varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sorunlar erkenden fark edilip düzeltilmezse ölüme kadar gidebilecek kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Şanta bağlı sorunlar çok hızla, bazen saatler içinde, gelişebilir. Herhangi bir şüphe durumunda oturduğunuz yere en yakın beyin ve sinir cerrahisi merkezine ve/veya ameliyatı yapan doktorunuza ulaşmanız önemli olacaktır.