Etiket: Neden

  • Çocuklarda göğüs ağrıları

    Çocuklarda Göğüs Ağrıları

    Prof. Dr. Ertürk Levent

    Çocuklarda göğüs ağrıları, baş ve karın ağrılarından sonra en sık ağrı tipidir. Erişkinlerde göğüs ağrılarının çoğunda bir kalp hastalığı bulunurken, erişkinlerin tersine, çocuklarda göğüs ağrısı nadiren kalp hastalıkları ile ilişkilidir. Bununla birlikte bu tip ağrılar çoğunlukla kronikleşmekte, ailede ve çocukta şiddetli endişeye yol açarak çocuğun ve ailenin günlük yaşamlarını oldukça bozmaktadır.

    Nedenleri

    Göğüs ve Göğüs duvarı deri, kas ve iskelet sistemleri, solunum, kardiyovasküler ve gastrointestinal sistemlerden oluşmaktadır. Göğüs ağrılarında bunlara ait nedenlerin yanı sıra psikojenik etkenler de göğüs ağrısına neden olabilmektedirler.

    Çocuklarda ağrının zamanlaması, süresi ve kaybolma süreci, eşlik eden diğer bulgular (öksürük, bayılma gibi) ağrının nedenini belirlemede yardımcı olurlar. Egsersiz sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen ağrı kalp hastalıklarını düşündürürken, hareketle ortaya çıkan ve değişen ağrılar kas iskelet sisteminden kaynaklanırlar. Somatik yakınmalarla birlikte olan göğüs ağrılarında psikojenik etkenler ön plandayken, yemeklere olan ağrılarda gastrointestinal sistem hastalıkları ön plana çıkmaktadır.

    ·göğüs duvarının vurma, çarpma gibi travma ile zedelenmesi

    ·kaburga kırıkları, çıkıkları (özellikle spor yapan çocuklarda)

    ·spor sonrası kaslarda spazm

    ·Kostokondrit dediğimiz kaburgaların birleşim yerinin iltihabına baplı ağrılar

    ·Prekordial catch sendromu; nedeni bilinmeyen, iyi huylu bir hastalıktır. Çoğunlukla ergenlik döneminde görülür. Sırtta veya göğüste aniden ortaya çıkan, keskin ağrı ile karakterizedir. Ağrı nefes alma ile artış gösterir. Ağrı birkaç dakikada kendiliğinden iyileşme eğilimindedir. Ağrı derin ve güçlü bir nefes alma ile de kesilebilir. Gün içerisinde birkaç kez tekrarlayabilir

    ·Akciğere ait nedenler

    ·Mide- sindirim yoluna ait nedenler

    ·Psikolojik nedenler

    ·Kalbe ait nedenler;

    Eğer göğüs ağrısına bu bulgular eşlik ediyorsa göğüs ağrısı çok ciddiye alınmalı ve tüm tetkikler yapılmalıdır ;

    ·göğüs ağrısının egzersizle beraber olması (terleme, solukluk, fenalaşma hissi)

    · ağrı ile beraber çarpıntı, halsizlik, baş dönmesi ve bayılmanın olması

    ·daha önce kalp cerrahisi uygulanmış olması

    ·ailede ani ölüm ve/veya kalp kası kalınlığı olan hasta hikayesinin bulunması

    Göğüs ağrısı olan bir çocukta bu konuda uzman bir hekimin iyi bir öykü alması ve iyi bir muayene ile ayırıcı tanı genellikle yapılabilir. Kalp hastalığı şüphelenilen olgularda EKG, Tele, Ekokardiyografi, efor testi vb bir çok tetkik aşamalı olarak yapılabilir.

    Tedavi

    Göğüs ağrısının kalp hastalığından kaynaklandığı kuşkusu, hasta ve ailesinde endişe ve strese neden olmaktadır. Bu da çocuklarda ağrıyı ve psikolojik yakınmaları daha da artırmaktadır. Bu nedenle tedavide öncelikle hasta ve ailesinin ikna edilmesi, nedenlerin açıklanması ve gerekirse hastanın izlenmesi uygun olur. Nedene yönelik tedavi uygulanmalı, göğüs duvarına ait patolojiler de ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Kalp kökenli ağrılarda hastaların pediyatrik kardiyoloji bölümlerinde tetkik ve izlenmeleri planlanmalıdır.

    İdiyopatik yani neden bulunamayan göğüs ağrılarının izlemlerinde, herhangi bir tedavi almamalarına karşın ağrı sıklığının giderek azaldığı gözlemlenmektedir.

    Prof. Dr. Ertürk Levent

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Kardiyolojisi BD Öğretim Üyesi

    Erturk.levent@ege.edu.tr

  • Hava nemlendiricileri gerekli midir?

    Hava Nemlendiricileri Gerekli midir?

    ‘Her çocuklu eve bir tane lazım mı? Bu cihazlar gerçekten işe yarıyor mu? Yoksa bize mi öyle geliyor? Hava nemlendiricilerinin zararlı etkileri olabilir mi?' İşte bu yazıda bu sorulara cevap vermeye çalışacağım.

    Hava nemlendiriceleri üst solunum yolu enfeksiyonlarında ya da bronşiolitte işe yarar mı?

    Bilimsel çalışmalara baktığınızda çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında hava nemlendiricilerin kullanımının işe yaradığını söylemek zor.

    Bronşiolitli bebeklerde , çocuklarda nefes borularında balgam ve spazm oluyor. Bu hastalarda nefes borularındaki spazmı giderici ilaçların yanı sıra, buhar tedavisi özellikle düşük gelirli ülkelerde halen yaygın olarak kullanılan kolay erişilebilir ve ucuz bir tedavi. Buhar tedavisinin bronşiolitli hastalarda hava yolarındaki balgamın temizlenmesine yardımcı olabileceği düşünülmüş. Ama çalışmalar bu hastalarda soğuk ya da sıcak buhar tedavisinin bir faydası olmadığını göstermiş ve rutin kullanımı önerilmiyor.

    Soğuk Buhar Krup enfeksiyonunda işe yarar mı?

    Çocuğunuz gecenin bir yarısı havlar gibi öksürmeye mi başladı? Muhtemelen krup denilen bir enfeksiyon geçiriyordur. Üst hava yollarında ses tellerimizin olduğu bölgede viral enfeksiyon nedeni ile oluşan şişlik (ödem) sonucunda bu bulgular ortaya çıkar. Buhar tedavisi özellikle soğuk buhar tedavisi, eskiden kruplu çocukların tedavisinde hastanelerde çok yaygın kullanılır evde de kullanılması önerilirdi. Ama yapılan çalışmalar krup tedavisinde buhar tedavisinin çocuğun şikayetleri üzerinde anlamlı bir iyileşmeye neden olmadığını göstermiş.

    Alt solunum yolu enfeksiyonlarında ( zatürre) tedavisinde soğuk ya da sıcak buhar tedavisinin yeri var mı?

    Bu konu ile ilgili de çok az sayıda çalışma var ve bu çalışmalar da diğer solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi zatürrede de hava nemlendiricilerinin pek de bir faydası olmadığını göstermiş.

    Hava nemlendiricileri ne işe yarayabilir ?

    Nem havadaki su buharı miktarıdır. Havadaki nem oranı mevsime, nerede yaşadığınıza ve hava koşullarına bağlıdır. Genellikle havadaki nem yaz aylarında yüksektir, kış aylarında düşüktür. İdeal olarak bir evde nem oranı % 30- 50 civarı olmalıdır. Her şeyde olduğu gibi havadaki nemin fazlası da azı da iyi değildir.

    Düşük nem deride kuruluğa yol açar burun ve boğazı rahatsız eder, gözlerin kaşınmasına yol açar. Evet teorik olarak hava nemlendiricileri burun ve sinusleredeki kuruluğun, üst solunum yolu tıkanıklığının giderilmesinde faydalı olabilir. Ama çocuğunuz hastalandığında bu cihazları kullanmanın bilimsel olarak kesin bir faydası yok.

    Ayrıca cihazları kullanır iken dikkatli olunması gerekir eğer nem düzeyi olması gerekenin üzerinde ise ya da hava nemlendirici cihazların bakımı gerektiği gibi yapılmıyor ise çocuğunuzu iyileştireceğine da ha da hasta olmasına neden olabilir.

    Soğuk ve sıcak buhar hava nemlendirme cihazları olmak üzere iki çeşit cihaz vardır. Soğuk buhar hava nemlendiricileri: Bu makinelerdeki buhar ısıtılmadığı için çocuğun suyun dökülmesi ya da yüzünü buhara yaklaştırdığında yanması gibi sorunlar olmaz. Ama soğuk buhar makinelerindeki en büyük sorun soğuk su bakteri ve küflerin üremesi için harika bir ortam oluşturmasıdır. Bu neden ile hava nemlendiricinin her gün önerilen şekilde su ve sabun ile yıkanması önerilmektedir. İyi temizlenmeyen cihazlar enfeksiyon kaynağı olabilir.

    Ayrıca soğuk buhar hava nemlendiricilerinin distile su kullanılması önerilmektedir. Musluk suyu eşitli mineralller içerir bu mineraller hava nemlendiricisinin içinde birikerek mikropların yerleşmesini kolaylaştırır. Buhar makinesi çalıştırıldığında bu mineraller mobilyalarınızın üzerinde beyaz toz şeklinde görebilirsiniz. Bu minerallerin solunması çocuklarda sorunlara yol açabilir.

    Sıcak Buhar hava nemlendiricleri: Bu cihazlarda bakteri ve küf üremesi daha zordur fakat yanık riski vardır.Bu neden ile özellikle küçük çocukların bulunduğu ortamlarda kullanılmaması önerilir.

    Hava nemlendiriciler zararlı olabilir mi?

    Ev içerisindeki fazla nem halılarda ya da ev içindeki başka alanlarda küf mantarlarının, zararlı bakterilerin ve ev tozu akarlarının üremesinde artışa neden olabilir.Özellikle astımı olan çocuklarda bu durum astım şikayetlerinin kötüleşmesine yol açabilir.

    Çocuğunuzun astımı yoksa bile eğer yeterince iyi temizlenmemiş ve havaya mikrop yayan bir buhar makinesi var ise cihazının kendisi üst solunum yolu enfeksiyonları benzeri şikayetlere hatta akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir.

    Özellikle yaz aylarında iç ortamdaki nemin yoğun olduğu zamanlarda nemi azaltmak için ne yapabiliriz?

    Havadaki fazla nemi alan cihazlar vardır, aslında bu cihazlar aynı klimalar gibi çalışır ama soğutucu etkisi yoktur. Özellikle bodrum katları gibi nemin önemli sorun olduğu alanlarda kullanılabilir. Nemi azaltmak için klima da kullanılabilir. Klimalar havayı ideal ve sağlıklı bir düzeye kadar kurutur.

  • Bebeklerde gaz ağrısı ( kolik )

    Yaşamın ilk ayında başlayan aşırı ağlamalar KOLİK olarak adlandırılmaktadır. Kolik ağrısı haftada en az 3 gün, en az 3 saat ve 3 haftadan uzun süren ağlamayı içermekte ve bu durum ÜÇLER KURALI olarak bilinmektedir. KOLİK (GAZ) sancısı olan bebekler genellikle sağlıklı ve gelişim problemi olmayan bebeklerdir. Koliğin görülme sıklığı %5-25 olarak saptanmıştır. Genelde 2-4. haftada başlar ve genelde akşam üstleri veya gece ortaya çıkar ve çoğu kez 4-6. ayda sonlanır. . Bebeklerde bacaklarını karnına çekme, yüzünde kızartma, ellerini yumruk yapma, , sırtını geriye atma ve ağrılı bir yüz ifadesi olur. Karın sert, şiştir ve gaz çıkarma olabilir. Ağlama birden ve ani başlar

    Ayırıcı tanıda bazı hastalıklar düşünülmelidir; İdrar yolu hastalığı, inek sütü alerjisi,orta kulak enfeksiyonu, laktoz intoleransı, hırpalanmış bebek sendromu., gastroözefagial reflü hastalığı, koroner arter anomolisi,annenin ilaç kullanımı sayılabilir.

    İnfantil Kolikte suçlanan 3 neden vardır;

    1.Sindirim sistemi ile ilgili olanlar:

    Gaz sancısı olan bebekte ağrılı nöbetler sırasında ayakları karna çekme ve acılı yüz ifadesi olması sindirim sistemi ile ilgili nedenleri gündeme getirmiştir. Kalın barsak gazlarının çoğu bakterilerin diyetteki karbonhidratları kullanması ile ortaya çıkan gazlardır. Ancak tam olmayan laktoz emilimi kalınbarsaktaki gazları artırabilir. Laktaz enzimi eklenmesi veya tam hidrolize mama ile besleme gaz sancısı olan bebeklerde sorunu çözmede maalesef çare olamamıştır. Yine inek sütü alerjisinin kolik nedeni olabileceği de tartışmalıdır, çünkü sindirim sistemi uyarılmasına bağlı kusma ve ishal kolikte görülmez. Ayrıca koliği (gazı ) olan ailelerin çocuklarında alerji öyküsü de diğer çocuklardan farklı değildir. Anne sütünden süt ve süt ürünlerinin çıkarılması ile belirtilerin azaldığına dair çalışmalar vardır. İnek sütü bazlı mamalar ile beslenenlerde aminoasit bazlı mamaya geçişin gaz sancısını %40 azalttığı bildirilmiştir.

    Sindirim sistemi hareketlerinde değişiklikler de gaz sancısı nedeni olabileceği tam olarak kanıtlanmamıştır. Bitki çaylarının gaz sancısını azaltması bu tezi desteklemektedir.

    Sindirim sistemindeki hareketlerindeki değişikliklerinin gaz sancısı yaptığı tezi ortya atılmış, fakat bu bebeklerin sindirim sisteminin transit geçiş zamanı diğer bebeklerden farklı olmağı gösterilmiştir.

    Gastrointestinal hormonlardan prostaglandinler düz kas kasılmasını etkiler gaz sancısı sebebi olabilirler, yine motilin isimli sindirim sistemi hormonu doğum anında gaz sancısı gelişen çocuklarda daha yüksek saptanmıştır. Sigaranın bu hormon düzeyini artırıp gaz sancısı yaptığı bilinmektedir. Motilin isimli hormon ince barsak hareketlerini ve mide boşalmasını artırır sonuçta sancı gelişir.

    2.Psikososyal nedenler:

    Bebeğin annesinin ve bakıcısının stresli olması soncu gaz sancısının fazla olduğu söylemi artık geçersizdir. Ancak annenin bebeği kucağa alması, göz ve ten teması ve sese daha çabuk yanıt verme, emzik kullanma, ritmik sallama, aşırı uyarıları azaltma yarar sağlayabilir.

    3.Nörogelişimsel nedenler:

    Gaz sancısı olan bebeğin ağlaması tıpkı diğer bebekler gibi 6. haftada pik yapar, öğleden sonra ve akşam artar. Dördüncü ayda düzelmesi gelişimin bir parçası olarak yorumlanmasına neden olmuştur. Ancak gaz sancılı bebeklerin ağrı eşikleri ve duyusal algılamaları diğer çocuklardan düşüktür. Nörogelişimsel bir sebepten ağrı oluşturmayan bir etken bile gaz sancısını tetikleyebilir. Yani karında şişlik, fizyolojik reflü ve sindirim sisteminin hareketleri aşırı algılanıyor olabilir. Gündüz aşırı uyarılma gece ağrılara neden olabilmektedir. Bebek büyüdükçe uyanıkken sessizlik dönemi artar parmak emme gibi durumlar ile bu dönem uzar ve sonuçta kolik kendiliğinden düzelmeye başlar.

    Tanı :

    Gaz sancısı olan bebeğin annesi ve babası çocuklarına karşı faydalı olamadıklarını düşünüp ve altta yatan bir organik bir neden olduğunu düşünerek hekime gelirler Eğer çocukta morarma, solunum sıkıntısı(sık veya derin nefes alma), yetersiz kilo alımı, nörolojik belirti var ise organik bir hastalık araştırılmalıdır.

    Tedavi:

    İnek sütü başlanmış olan veya inek sütü içeren bir mamayı alan bebekte gaz sancılarının gelişmiş olması ve beklenenden uzun sürmesi, kusma periyotlarının olması, vücutta döküntünün ve makattan kanamanın olması inek sütünün diyetten çıkartılmasını gerektirir. Anne sütünden de inek sütündeki alerjen proteinler geçeceğinden anne sütünden inek sütü çıkarılmalı yanıt alınamıyor ise tam hidrolize mamalar verilmelidir. Hastanın bu şekilde öyküsü yoksa ailede stres azaltmaya yönelik uygulamalar ön plana çıkar.

    Öneriler:

    1. Anne sütüne devam sağlanmalıdır. Annenin diyetindeki alerjenler süt ürünleri, yumurta, buğday, fındık gibi alerjenler çıkartılmalı gaz yapıcı yiyecekler verilmemelidir. Ailede alerji öyküsü varsa tam hidrolize mamaların verilmesi de tartışmalıdır. Bu gibi durumlarda 7 günlük deneme tedavisi yapılabilir.

    2. Gaz sancısını azaltmak için araba ile gezdirme, çamaşır makinesi, saç kurutma makinesi, elektrik süpürgesi çalıştırma, bebek arabasında gezdirme, emzik kullanımı, kucakta taşıma gezdirme, uyaranı engelleme, masajın kesin yararı gösterilememiştir. Ancak hafifçe sallamak, sık besleme, emzik ve bebeğe çabuk yanıt vermek ve iletişim halinde olmak denenmelidir.

    3. Hastaya verilen ilaçlarıngaz sancısını azaltıcı etkisi plasebo ( ilaç olmayan ilaçmış gibi kullanılan ) ilaçlarla aynıdır. Aile fayda görürse kullanmalıdır. Rezene içeren bitki çayları gaz sancısını azaltabilir ancak normal beslenmeyi olumsuz etkileyebilir bu açıdan risklidir. Nane karanfil, zencefil dere otu, meyan kökü, rezene, kimyon gibi bitkilerin yağlarının karışımı gaz sancılarını azaltabilir.

    Aile yakınlarının rahatlatılması;

    Gaz sancısının verdiği stresin yükün azaltılması empati kurularak sağlanmalı,

    Normal gelişmenin bir parçası olduğu, bir hastalık belirtisi olmadığı, ağlama ne kadar uzun sürerse sürsün çocuğu sarsılmadan, zarar vermeden yine en iyi yardımı çocuğun anne ve babasının kendisinin yapabileceği anlatılmalıdır.

    Ağlama başlama saati, süresi ve kilo alımı ile ilgili günlük tutulmalıdır.

    Gaz sancısı olan bebeğin gelişimi, davranış testleri diğer çocuklardan farklı değildir. Kolik geçince annenin psikolojide düzelir. Ailede sorun oluşuyor ise çocuk istismarına eğilim ( çocuğa zarar verme ) durumu oluşabilir ya da aile içi problemler büyüyebilir. Bu açıdan aileye destek önemli

  • İnfantil kolik ( gaz sancısı )

    Yaşamın ilk ayında başlayan aşırı ağlamalar KOLİK (GAZ SANCISI) olarak adlandırılmaktadır. Kolik ağrısı haftada en az 3 gün, en az 3 saat ve 3 haftadan uzun süren ağlamayı içermekte ve bu durum ÜÇLER KURALI olarak bilinmektedir. KOLİK (GAZ) sancısı olan bebekler genellikle sağlıklı ve gelişim problemi olmayan bebeklerdir. Koliğin görülme sıklığı %5-25 olarak saptanmıştır. Genelde 6. haftada başlar ve genelde akşam üstleri öğlenden sonra başlar. Bebeklerin belirtileri yüzünü kızartma, ellerini yumruk yapma, bacaklarını karnına çekme, sırtını geriye atma ağrılı bir yüz ifadesi olur. Karın sert, şiş ve gaz çıkarma olabilir. Ağlama birden ve ani başlar. Kolik (Gaz sancısı) genellikle 2. haftada başlar ve çoğu kez 4. ayda sonlanır. Kolik bu süreden uzun sürerse bu duruma beslenme ve uyku problemleri eşlik ettiği görülür. İlk 3 ay koliği olmayan ve 3. aydan sonra koliği gelişen olgular ise BAKICIYA BAĞLI GELİŞEN SIKINTI SENDROMUtanımına uymaktadır.

    Unutulmamalıdır ki bazı hastalıklar kolik şeklinde başlayabilir. Ayırıcı tanıda bu hastalıklar düşünülmelidir. Bu hastalıklar; İdrar yolu hastalığı, inek sütü alerjisi, doğumsal glokom, laktoz intoleransı, hırpalanmış bebek sendromu. Gastroözefagial reflü hastalığı, koroner arter anomolisi annenin ilaç kullanımı sayılabilir.

    Irk, ailenin sosyoekonomik düzeyi, sigara, ailede alerji öyküsü ile kolik arası ilişki bulunamamıştır. Ailenin deneyimsizliği, annenin doğum sonrası depresyonu da kolik sebebi olarak gösterilememiştir.

    İnfantil Kolikte (Gaz sancısında ) suçlanan 3 neden vardır;

    1.Sindirim sistemi ile ilgili olanlar:

    Gaz sancısı olan bebekte ağrılı nöbetler sırasında ayakları karna çekme ve acılı yüz ifadesi olması sindirim sistemi ile ilgili nedenleri gündeme getirmiştir. Kalın barsak gazlarının çoğu bakterilerin diyetteki karbonhidratları kullanması ile ortaya çıkan gazlardır. Ancak tam olmayan laktoz emilimi kalınbarsaktaki gazları artırabilir. Laktaz enzimi eklenmesi veya tam hidrolize mama ile besleme gaz sancısı olan bebeklerde sorunu çözmede maalesef çare olamamıştır. Yine inek sütü alerjisinin kolik nedeni olabileceği de tartışmalıdır, çünkü sindirim sistemi uyarılmasına bağlı kusma ve ishal kolikte görülmez. Ayrıca koliği (gazı ) olan ailelerin çocuklarında alerji öyküsü de diğer çocuklardan farklı değildir. Anne sütünden süt ve süt ürünlerinin çıkarılması ile belirtilerin azaldığına dair çalışmalar vardır. İnek sütü bazlı mamalar ile beslenenlerde aminoasit bazlı mamaya geçişin gaz sancısını %40 azalttığı bildirilmiştir.

    Sindirim sistemi hareketlerinde değişiklikler de gaz sancısı nedeni olabileceği tam olarak kanıtlanmamıştır. Bitki çaylarının gaz sancısını azaltması bu tezi desteklemektedir.

    Sindirim sistemindeki hareketlerindeki değişikliklerinin gaz sancısı yaptığı tezi ortya atılmış, fakat bu bebeklerin sindirim sisteminin transit geçiş zamanı diğer bebeklerden farklı olmağı gösterilmiştir.

    Gastrointestinal hormonlardan prostaglandinler düz kas kasılmasını etkiler gaz sancısı sebebi olabilirler, yine motilin isimli sindirim sistemi hormonu doğum anında gaz sancısı gelişen çocuklarda daha yüksek saptanmıştır. Sigaranın bu hormon düzeyini artırıp gaz sancısı yaptığı bilinmektedir. Motilin isimli hormon ince barsak hareketlerini artırır ve ide boşalmasını artırır sonuçta sancı gelişir.

    2.Psikososyal nedenler:

    Bebeğin annesinin ve bakıcısının stresli olması soncu gaz sancısının fazla olduğu söylemi artık geçersizdir. Ancak annenin bebeği kucağa alması, göz ve ten teması ve sese daha çabuk yanıt verme, emzik kullanma, ritmik sallama, aşırı uyarıları azaltma yarar sağlayabilir.

    3.Nörogelişimsel nedenler:

    Gaz sancısı olan bebeğin ağlaması tıpkı diğer bebekler gibi 6. haftada pik yapar, öğleden sonra ve akşam artar. Dördüncü ayda düzelmesi gelişimin bir parçası olarak yorumlanmasına neden olmuştur. Ancak gaz sancılı bebeklerin ağrı eşikleri ve duyusal algılamaları diğer çocuklardan düşüktür. Nörogelişimsel bir sebepten ağrı oluşturmayan bir etken bile gaz sancısını tetikleyebilir. Yani karında şişlik, fizyolojik reflü ve sindirim sisteminin hareketleri aşırı algılanıyor olabilir. Gündüz aşırı uyarılma gece ağrılara neden olabilmektedir. Bebek büyüdükçe uyanıkken sessizlik dönemi artar parmak emme gibi durumlar ile bu dönem uzar ve sonuçta kolik kendiliğinden düzelmeye başlar.

    Tanı : Gaz sancısı olan bebeğin annesi ve babası çocuklarına karşı faydalı olamadıklarını düşünüp ve altta yatan bir organik bir neden olduğunu düşünerek hekime gelirler. Hastanın ağlama süreleri sorgulandığında ailenin vereceği iyi bir öykü ile gaz sancısı tanısı konulabilir. Eğer çocukta morarma, solunum sıkıntısı olması, yetersiz kilo alımı, letarji, nörolojik belirti var ise bu bizi infantil kolik ( gaz sancısından ) uzaklaştırır sonuçta organik bir hastalık araştırılmalıdır.

    Tedavi: İnek sütü başlanmış olan veya inek sütü içeren bir mamayı alan bebekte gaz sancılarının gelişmiş olması ve beklenenden uzun sürmesi, kusma periyotlarının olması, vücutta döküntünün ve makattan kanamanın olması inek sütünün diyetten çıkartılmasını gerektirir. Anne sütünden de inek sütündeki alerjen proteinler geçeceğinden anne sütünden inek sütü çıkarılmalı yanıt alınamıyor ise tam hidrolize mamalar verilmelidir. Hastanın bu şekilde öyküsü yoksa ailede stres azaltmaya yönelik uygulamalar ön plana çıkar.

    1. Anne sütüne devam sağlanmalıdır. Annenin diyetindeki alerjenler süt ürünleri, yumurta, buğday, fındık gibi alerjenler çıkartılmalı gaz yapıcı yiyecekler verilmemelidir. Ailede alerji öyküsü varsa tam hidrolize mamaların verilmesi de tartışmalıdır. Bu gibi durumlarda 7 günlük deneme tedavisi yapılabilir.

    2. Gaz sancısını azaltmak için araba ile gezdirme, çamaşır makinesi, saç kurutma makinesi, elektrik süpürgesi çalıştırma, bebek arabasında gezdirme, emzik kullanımı, kucakta taşıma gezdirme, uyaranı engelleme, masajın kesin yararı gösterilememiştir. Ancak hafifçe sallamak, sık besleme, emzik ve bebeğe çabuk yanıt vermek ve iletişim halinde olmak denenmelidir.

    3. Hastaya verilen metsil gibi ilaçlarıngaz sancısını azaltıcı etkisi plasebo ( ilaç olmayan ilaçmış gibi kullanılan ) ilaçlarla aynıdır. Aile fayda görürse kullanmalıdır. Rezene, limon içeren bitki çayları gaz sancısını azaltabilir ancak normal beslenmeyi olumsuz etkileyebilir bu açıdan risklidir. Nane karanfil, zencefil dere otu, meyan kökü, rezene, kimyon gibi bitkileri yağların karışımı gaz sancılarını azaltabilir ancak ne kadar verileceği ve ne ölçüde yararlı olduğu bilinmemektedir.

    Aile yakınlarının rahatlatılması;

    Gaz sancısının verdiği stresin yükün azaltılması empati kurularak sağlanmalı,

    Normal gelişmenin bir parçası olduğu, bir hastalık belirtisi olmadığı, ağlama ne kadar uzun sürerse sürsün çocuğu sarsılmadan, zarar vermeden yine en iyi yardımı çocuğun anne ve babasının kendisinin yapabileceği anlatılmalıdır.

    Ağlama başlama saati, süresi ve kilo alımı ile ilgili günlük tutulmalıdır.

    Gaz sancısı olan bebeğin gelişimi, davranış testleri diğer çocuklardan farklı değildir. Kolik geçince annenin psikolojide düzelir. Ailede sorun oluşuyor ise çocuk istismarına eğilim ( çocuğa zarar verme ) durumu oluşabilir ya da aile içi problemler büyüyebilir. Bu açıdan aileye destek önemlidir.

    Sonuç olarak yaşamın ilk üç ayında ortaya çıkan sebebi tam olarak bilinmeyen çoğu kez kendiliğinden geçen bir sorun olan infantil kolik ( gaz sancısı) bebeğin nörolojik gelişimi ile kendiliğinden düzelir. ANNE VE BABAYI RAHATLATMAK EN ÖNEMLİ BİR TEDAVİ YAKLAŞIMI olmalıdır.

  • Lenf bezi/bezesi şişlikleri

    ÇOCUKLARDA LENF BEZESİ ŞİŞLİKLERİ

    Lenf Bezesi Nedir?

    Lenf bezeleri veya bezleri insanlarda anne karnından itibaren tüm vücutta var olan ve bağışıklık sistemi için yaşamsal önemi olan yapılardır.

    Lenf bezeleri dışarıdan fark edilen veya elimize gelebilen boyun, koltuk altı, kasık gibi yerlerde olduğu kadar karın boşluğu ve göğüs boşluğu gibi yerlerde de yoğun olarak bulunurlar.

    Lenf bezeleri, vücutta çok önemli görevleri bulunan, lenf damarları olarak tanımlanan ve hücreler arası sıvıları süzerek tüm vücudumuzda, diğer damarlara benzer şekilde, ayrı bir dolaşım sisteminin köşe noktalarında yer alırlar.

    Doğal ve sağlıklı olan lenf bezelerinin beklenen yerlerde, normal boyut ve şekillerde görevlerini yapıyor olarak mevcut olmalarıdır.

    Lenf Bezelerinin Görevleri Nedir?

    Lenf bezelerinin ana görevi genel olarak mikropları tanımak, enfeksiyonlarla savaşmak ve zararlı olabilecek yabancı maddeleri tanıyıp süzmek olarak basitçe tanımlanabilir.

    Lenf bezelerinin büyüklükleri yerleşim yerine göre değişir. Genellikle birkaç mm’den 2-3 cm’ye kadar büyüklükte olabilirler.

    Yaşamın ilk gününden itibaren bebekler ve küçük çocuklar zaman içinde çevrelerindeki bakteriler, virüsler ve diğer mikroplarla karşılaşırlar. Her gün farklı mikroplarla tanışırlar ve bağışıklık sistemi bu karşılaşmalarla devamlı olarak aktiftir ve görev yapmaktadır. Lenf bezeleri de bu bakımdan devamlı aktif ve dinamik durumdadırlar.

    Büyük çocuklar ve erişkinler için tanıdık, olağan ve basit görünen (örn. basit nezle-grip) enfeksiyonlarla bebekler ve küçük çocuklar ilk karşılaştıklarında, henüz pek tanımadıkları bu mikroplara karşı bağışıklık sistemi savunma için tepki gösterir.

    Lenf Bezeleri Hangi Durumlarda Büyür?

    Bebekler ve küçük çocukların sonbahar ve kışın sıkça geçirdikleri üst solunum yolu enfeksiyonları çene altındaki, boyunun özellikle üst ön kesimlerindeki bezelerde tepki ve savunma amacıyla büyümeye neden olurlar. Bu lenf bezelerinin boyutları çoğunlukla 1.5-2 cm’yi pek geçmez.

    Aslında lenf bezleri gibi bağışıklık sisteminin benzer doğal yapıları olan bademcikler ve geniz etinde de bu durumlarda büyüme gözlenir.

    Benzetme yapmak gerekirse vücut için bir tehdit gibi olarak algılanan enfeksiyonlara ve mikroplara karşı lenf bezelerinin yapısındaki lenfosit adı verilen akyuvarlar çoğalır ve enfeksiyon iyileşene, yani tehlike ortadan kalkana kadar alarm durumunda kalırlar.

    Çoğunlukla enfeksiyon iyileşince lenf bezeleri de küçülür, Enfeksiyon iyileştikten sonra bile belli bir süre için büyük halde kalabilirler. Bazen de küçülmeleri birkaç haftayı bulabilir.

    Genellikle tüm çocukların boyunlarında mercimek, nohut veya fındık kadar lenf bezeleri her zaman ele gelebilir.

    Bazı durumlarda lenf bezelerinin kendileri, örneğin boğaz, ağız içi veya diş enfeksiyonuna bağlı olarak, enfekte olur, iltihap yapabilirler ve çoğunlukla ağrılı ve kızarık olarak büyüyebilirler. Gelişen bu durum lenfadenit (lenf bezi iltihabı) olarak tanımlanır ve doktor önerisiyle antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    Lenf bezeleri bulundukları bölgeye göre grup halinde görev yaparlar. Örneğin çene altı ve boyunun üst kesimindeki bezeler çoğunlukla boğaz, ağız içi, dişler, bademcikler gibi yakın bulundukları yapıların sorunlarında aktifleşir, tepki verirler.

    Bademcik iltihabı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarında, diş çürükleri veya ağız içi yara ya da diğer enfeksiyonlarında büyüme yaparlar.

    Saç diplerinde veya kafa derisindeki enfeksiyon ya da yara-zedelenmelerde ense kökündeki bezler büyüyebilir.

    Kasıklardaki lenf bezleri ise yakın çevredeki yara, enfeksiyonlar ile ayak, tırnak yerleşimli yara ve enfeksiyonlarda büyüme yapabilirler.

    Koltuk altı bezleri de kollarda veya ellerdeki sorunlarda büyüyebilirler.

    Karın içi ve göğüs boşluğu içindeki lenf bezelerinin büyümeleri çoğunlukla belirti vermeden geçer.

    Çocukluk çağında lenf bezlerinde büyüme daha az sıklıkta daha önemli hastalıkların belirtisi olabilir. Bunlar arasında tüberküloz gibi enfeksiyonlar, bazı romatizmal hastalıklar, bazı bağışıklık sistemi hastalıkları ve sık olmayarak lösemi-lenfoma gibi bazı çocukluk çağı kanserleri olabilir.

    Baş-boyun bölgesi yerleşimli bazı kanserler boyundaki bezelerde uzun süren büyümeler yapabilirler.

    Büyümüş lenf bezeleri nasıl değerlendirilir?

    Lenf bezelerinin büyüklükleri, normal ya da önemli hastalık belirtisi olup olmadıkları gibi konular hemen her zaman bulundukları yere, yaşa ve hastanın diğer yakınma ve bulgularına göre değerlendirilir. Boyunun alt kesimlerinde, arka bölgesinde, köprücük kemiklerinin üzerindeki boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezelerinin daha fazla önemsenerek bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Eşlik eden halsizlik, kilo kaybı, aşırı terlemeler, solunum yakınmaları, vücudun birçok yerinde lenf bezlerininbüyümüş olması, karın şişliği ve ağrısı, solukluk, vücutta morarma-kanamaların olması ciddi hastalıklar için uyarıcı olabilir. Çocukluk çağı kanserlerinde sıklığın onbeş yaş altındaki her bir milyon çocukta 150-200 gibi düşük olduğu dikkate alınacak olursa lenf bezesi büyümelerinde öncelikle enfeksiyonlar olmak üzere daha sık görülen nedenler öne çıkar.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Öykü

    Lenf bezelerinde büyüme nedeni ile doktora başvuran bir çocuğun değerlendirilmesine ayrıntılı öykü ile başlanır.

    Hastanın yaşı önemli olabilir. Lenfomalar genellikle daha büyük yaştaki çocuklarda, enfeksiyonlara bağlı durumlar ise genellikle altı yaşından küçük çocuklarda daha sık nedendir.

    Hastaya önceden antibiyotik tedavisi verilip verilmediği ve süresi sorgulanmalıdır. Yeterli sürede uygun antibiyotiğin kullanıldığı düşünülüyorsa yanıt durumu da tanı açısından anlamlı olabilir.

    Öyküde solunum sıkıntısı ve öksürük olması göğüs içerisinde hastalık düşündürebilir. Genel olarak belirgin derecede halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve devamlı yüksek ateş tüm vücudu ilgilendiren daha önemli bir hastalığı düşündürebilir.

    Yüksek ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı lenfoma veya tüberküloza işaret edebilir. Üç ardışık gün 38OC’yi geçen nedeni bilinmeyen ateş, vücut ağırlığında tanı öncesi son 6 ayda açıklanamayan şekilde %10’u geçen kayıp ve geceleri aşırı terleme önemli olup lenfomalar açısından anlamlı olabilir.

    Yine nedeni açıklanamayan uzun süreli yüksek ateş, aşırı halsizlik, eklemlerde şişlik ve ağrı, yaygın adale ağrıları, eklem sertliği, ciltte döküntü gibi bulgular bağ dokusu doku hastalıklarını veya romatizmal hastalıkları düşündürebilir.

    Kedi tırmalaması veya ısırması öyküsü diğer bulgularla beraber, özellikle koltuk altında büyümüş bezelerde, kedi tırmığı hastalığı düşündürebilir. Bazen sadece kedilerle yakın temas öyküsü bile bu tanıdan şüphelendirebilir.

    Yakın zamanda yapılmış bazı aşılar da lenf bezelerinde büyümeye neden olabilir. Aşılama öyküsü mutlaka değerlendirilmelidir.

    Hastanın tüberkülozlu birisi ile olası temas öyküsü ayrıca mutlaka sorulmalıdır.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Büyüme Süresi

    Lenf bezelerinde büyüme olması durumunda büyüme süresi önemlidir. Bulgular iki haftadan daha kısa süreli ise akut; süre daha uzun ise subakut veya kronik olarak tanımlanır.

    Enfeksiyonlara bağlı durumlar içinde lenf bezelerinde hızlı büyüme şeklinde reaksiyonlara genellikle bakteriler neden olurlar.

    Boyundaki lenf bezesi iltihapları çocukların yaklaşık ¾’ünde akut, yani hızlı başlangıçlı olup hastaların yarısında bulgular 3 günden, büyük çoğunluğunda ise 1 haftadan daha kısa sürelidir.

    Haftalar-aylar içinde gelişen subakut veya kronik lenf bezesi iltihaplarının en önemli nedenleri arasında ise kedi tırmığı hastalığı, mikobakteri enfeksiyonları ve toksoplazma enfeksiyonu olup daha az sıklıkla Epstein-Barr Virus (EBV) veya sitomegalovirus (CMV) enfeksiyonları nedendir.

    Hodgkin lenfoma ve Hodgkin-dışı lenfomalarda belirtiler ve büyümüş lenf bezelerinde benzerlikler olsa da Hodgkin lenfomada öykü aylar öncesine bile uzanabilir; Hodgkin-dışı lenfomada süre çok daha kısa sürelidir.

    Tek veya İki Taraflı Lenf Bezesi Büyümesi

    Boyundaki lenf bezelerindeki büyümenin tek taraflı veya iki taraflı olması önemlidir.

    Çocuklarda boyundaki lenf bezelerinde tek taraflı iltihaplı büyümenin etkeni genellikle bakterilerdir.

    Boyunda günler içinde hızlı gelişen tek taraflı lenf bezesi iltihaplanmalarında genellikle halsizlik, aşırı terleme, kilo kaybı, iştahsızlık gibi tüm vücudu ilgilendirebilecek bulgular pek görülmez. Bu çocukların yarıdan azında öyküde solunum yolu veya başka enfeksiyon öyküsü alınır.

    Boyunda hızlı gelişen iki taraflı, çok sayıda lenf bezesi iltihaplanmalarında en önemli etken viral enfeksiyonlardır. Yüksek ateş, boğaz ağrısı ve öksürük üst solunum yolu enfeksiyonu düşündürür.

    Hastanın yakın zamanda bademcik iltihabı veya başka üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş olması, yüzünde veya boynunda zedelenme veya enfeksiyon olması, diş sorunları veya ağız içi başka bir enfeksiyon durumunda boyunda büyümüş lenf bezelerinin tepkisel olarak enfeksiyon veya iltihaba bağlı olduğu öncelikle düşünülebilir.

    Fizik Muayene Bulguları

    Hastanın genel halinde fazlaca düşkünlük, belirgin kilo kaybı, solukluk, devamlı yüksek ateş olması kanser türü bir hastalık, bağışıklık sisteminde yetmezlik hali veya tüberküloz gibi sistemik hastalıkları düşündürür.

    Hastanın nabız, kan basıncı, solunum durumu gibi yaşamsal bulguları kaydedilir, değerlendirilir. Sık nefes alıp verme, solunum sıkıntısı ve/veya boyundaki toplar damarlarda dolgunluk göğüs içinde kitlesel bir hastalığa işaret edebilir.

    Cilt döküntülerinin eşlik etmesi çocukluk çağının döküntülü hastalıklarını, EBV enfeksiyonunu, Langerhans hücreli histiyositozu düşündürebilir.

    Ciltte solukluk, peteşi ve ekimoz denilen küçük lekeler veya morartılar yanında göğüs ön kemiğinde veya uzun kemiklerde ağrı yanında karaciğer-dalak büyüklüğü saptanması lösemi veya kemik iliğini de tutmuş başka bir kanseri düşündürebilir.

    Boğazda kızarıklık, bademciklerde beyazımsı iltihapların bulunması, sert damakta kırmızımsı döküntülerle beraber kızarık dil-çilek dili gibi görünüm streptokok denilen bakteri enfeksiyonunu düşündürür.

    Saçlı deride dermatit veya enfeksiyonlar ense bölgesi veya boyun arkası lenf bezelerini büyütebilir.

    Özellikle boğaz, bademcikler, dişler ve diş etleri, kulak önü tükürük bezi (parotis), çene kemiği ve boyunda önde bulunan tiroid bezi muayene edilmelidir.

    Görülen diş çürükleri veya apsesi boyundaki bezelerde iltihaplı büyümeye neden olabilir.

    Çocuklarda sık görülmeyen, boyun önünde tiroid bezi karsinomu denilen tümörler ve geniz-boğaz yerleşimli nazofarinks karsinomu denilen tümörler de boyundaki lenf nodlarına metastaz yapabilirler. İki bölge de iyi muayene edilmelidir.

    Karın muayenesi önemlidir. Karında kitle palpe edilip edilmediğine dikkatle bakılmalı, ayrıca testisler de muayene edilmelidir.

    Karaciğer ve dalak büyümesi sık görülmemekle beraber tüm vücudu ilgilendiren bir hastalığa işaret eder.

    Ayrıca her iki göğüs bölgesinin muayene edilmesi ve akciğerlerin havalanmasına dikkat edilmesi gerekir.

    Lenf Bezelerinin Muayene Özellikleri

    Enfeksiyon ve enfeksiyon dışı nedenler ayrımında lenf bezelerinin nitelik ve diğer özellikleri yardımcıdır. Lenf bezelerinin parmak uçları ile nazikçe ellenip yoklanarak boyutu, niteliği, duyarlılığı, hareketliliği değerlendirilir. Hastanın boynunu, omuz ve kolunu, bacaklarını rahat bırakması ve uygun pozisyon ile adalelerin gevşek kalması sağlanmalıdır.

    Tüm lenf bezesi bölgeleri (boyun, koltuk altları, kasıklar gibi) titizlikle muayene edilmelidir. Bir lenf bezesinin tek olarak veya komşu lenf bezeleri ile birlikte büyümüş olarak ele gelmesi bölgesel; komşu olmayan ikiden fazla lenf bezesi bölgesinde büyümeler saptanması ise yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) olarak tanımlanır.

    Yaygın lenf bezesi büyümelerine karaciğer ve dalak büyümesi de eşlik edebilir ve daha önemli hastalıklara işaret edebilir.

    Yerleşim yerine göre değişmekle beraber genel olarak bir lenf nodunun bir boyutu 10 mm’den fazla ise büyümüş kabul edilir. İstisna olarak dirsek çevresinde 5 mm’den büyük ve kasık bölgesinde 15 mm’den büyük lenf nodları anormal kabul edilir.

    Köprücük kemiklerinin üzerindeki çukur-boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezeleri ise, küçük olsalar bile, aksi ispat edilene kadar her yaş grubunda ciddi olarak değerlendirilmelidir. Boyun alt kesimlerindeki büyümüş lenf bezelerinin de dikkatli değerlendirilmeleri gerekir.

    Boyunda çapı 1.5 cm’yi aşmış lenf bezeleri genellikle büyümüş kabul edilirse de çocuklarda, özellikle boynun üst kesimlerinde ve çene altlarında, çoğunlukla enfeksiyonlara bağlı olarak 2-2.5 cm’ye kadar büyümüş lenf bezeleri sıklıkla ele gelebilir. Reaktif, yani enfeksiyonlara bağlı olarak tepkisel şekilde büyümüş olarak değerlendirilen bu tür lenf bezeleri çoğunlukla oval şekilli-yuvarlaklaşmamış yapıdadır.

    Boyun yerleşimli lenf bezeleri ağız ve boğaz-yutak yanında baş ve boyun bölgesinin yüzeyel dokularını da süzer. Lenf bezelerine eşlik eden boyun yerleşimli kitlelerin yeri çok önemlidir. Boyunda arka kesimde (üçgende) yerleşmiş kitlelerde tümör olasılığı daha fazla iken ön kesimdeki (üçgende) kitleler (tiroid dışında) genellikle iyi huylu oluşumlardır.

    Ense bölgesindeki lenf bezeleri saçlı derinin arka kesimini süzer ve normal çocukların %5’inde ele gelebilirler. Yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) durumlarında sıklıkla ele gelseler de bölgesel olarak büyümeleri genellikle saçlı derinin enfeksiyon veya dermatitleri sonucudur.

    Yanlarda veya önde çene altı yerleşimli büyümüş lenf bezelerinin nedeni genellikle diş apsesi, boğaz iltihapları veya diş eti-ağız içi iltihapları gibi yerel enfeksiyonlardır.

    Köprücük kemiklerinin üzerindeki çukur-boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezeleri baş-boyun bölgesini, kolları, göğüsün yüzeyel yapılarını, akciğerleri, göğüs içi boşlukları ve karın içinden gelen lenf damarlarını süzerler. Bu yerleşimdeki lenf bezelerinin çok dikkatli ve titizce değerlendirilmeleri gerekir.

    Koltuk altındaki lenf bezeleri çocukların %90’ında ele gelebilir. Tek taraflı koltuk altında uzun süreli büyümüş tekli lenf bezesinin en önemli nedeni kedi tırmığı hastalığıdır.

    Koldan yapılan aşılar da (özellikle BCG aşısı) koltuk altında büyümüş lenf bezesine neden olabilir

    Kasıklardaki lenf bezeleri bacaklar, ayaklar, genital bölge ve çevresi ve kalçalardan gelen lenf sıvılarını süzerler. Muayenede genellikle ele gelseler de enfeksiyon nedeniyle de büyüyebilirler. Kasıklardaki nedeni anlaşılamayan lenf bezesi büyümelerinde genital bölge ve çevresinde apse, fissür veya başka iltihaplı odaklar araştırılmalıdır.

    Çocuklarda kasıklardaki lenf bezeleri fazlaca ve çok sayıda büyümüşse ilişkili çevre yapılarda tümör olabileceği de akılda tutulmalıdır.

    Kanserle İlişkili Lenf Bezesi Büyümeleri

    Belli bir lenf bezesi bölgesi için beklenenden daha büyük ele gelen, ağrısız, duyarlılık olmayan ve büyümeye devam eden lenf bezeleri kötü huylu tümörler için şüphe yaratmalıdır.

    Lenf bezesinin ilişkili olduğu bölgede enfeksiyon-iltihap bulgusu olmaması, akciğer filminde veya diğer incelemelerde kitle saptanması, özellikle sürekli yüksek ateş, fazlaca kilo kaybı ve aşırı terleme gibi bulgular yanında halsizlik, solukluk, iştahsızlık gibi yakınmaların bulunması şüpheyi artırır.

    Lenfomalar, lösemi ve vücuda dağılma yapmış bazı kanserler boyunda veya diğer bölgelerde lenf bezesi büyümelerine neden olabilir. Belli bir lenf bezesi bölgesi için beklenenden daha büyük ele gelen, ağrısız, duyarlılık olmayan ve giderek büyümekte olan lenf bezeleri şüphe yaratmalıdır.

    Çocukluk çağı kanserlerinn %25’ten fazlası baş-boyun bölgesinde yerleşmiş olup en sık olarak boyundaki lenf bezeleri tutulur. İlk 6 yaş içerisinde boyunda büyümüş lenf bezelerine neden olan tümörler içinde lösemiler ve nöroblastom en başta gelir, rabdomiyosarkom ve Hodgkin-dışı lenfomalar bunları izler.

    Altı yaşından sonra ise Hodgkin lenfoma boyunda büyümüş lenf bezelerine neden olan kanserler içinde en önemlisidir, bunu Hodgkin-dışı lenfoma izler. Boyunda büyümüş lenf bezeleri Hodgkin hastalığında olguların %80-90’ında görülürken (genellikle tek taraflı) Hodgkin-dışı lenfomada %40’ında (genellikle iki taraflı) görülür.

    Lenfomalar

    Lenf bezesi kanseri çocukluk çağında nispeten sık görülen kanserlerden birisidir. Bu kanserlere genel olarak ‘lenfoma’ adı verilir.

    Sık geliştikleri yerler arasında boyun bölgesi, göğüs boşluğu veya karın boşluğu olup bu yerlerdeki lenf bezelerinin aşırı büyümesi yanında göğüs içindeki timus adı verilen yapı veya karın içinde barsaklardan da gelişebilirler.

    Hodgkin lenfoma ve Hodgkin-dışı lenfoma olarak iki ana türü vardır. Bu iki lenfoma türünün gelişme şekli, belirti ve bulguları, tedavi yaklaşımları arasında farklılıklar vardır.

    Lenfomalar ülkemizde lösemilerden sonra çocuklarda en sık görülen kanserlerdir.

    Türüne göre ve evresine, yani yaygınlığına göre uygulanan kemoterapi ve radyoterapi ile yüksek oranlarda iyileşirler.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Tedavi

    Lenf bezesi büyümelerinin her zaman tedavi edilmesi gerekmez. Özellikle virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonlarında büyüyen lenf bezelerinin tedavisine gerek yoktur. Hastalık geçtiğinde lenf bezeleri de genellikle geriler.

    Uzman bir doktorun değerlendirmesi sonucunda bakterilere bağlı enfeksiyon sonucu büyüme düşünülürse antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    Lenf bezelerinin pek beklenmeyecekleri yerlerde ve beklenenden büyük olmaları, büyüklüklerinin uzun süre devam etmesi, eşlik eden başka önemli yakınmaların olması ve tereddüt oluşan durumlarda mutlaka bir uzman doktora görünmek gerekeceği de unutulmamalıdır.

    Yukarıda bahsedilen şekilde çocuklarda lenf bezlerinin vücudun olağan yapıları olarak görevleri olduğu, özellikle boyunda çoğunlukla ele gelebildiği ve enfeksiyonlara bağlı olarak büyüme ve küçülmelerin görülebileceği bilinmelidir.

    Bunun yanında ailelerin dikkatini çeken ve şüphe yaratan her türlü lenf bezi büyümelerinin zaman geçirmeden doktor tarafından değerlendirilmeleri gerekeceği akılda bulundurulmalıdır.

    Prof Dr Bilgehan Yalçın

  • Çocuklarda hışıltılı ve astım tetikleyici nedenler

    İlk 3 yaşta görülen hışıltı ataklarının çoğunun viral enfeksiyonlara bağlı olduğu gösterilmiştir. En sık izole edilen virüsler RSV , Parainfluenza ve adenovirüslerdir. Hışıltılı ataklarının %80’i bunlara bağlıdır.

    Yıllar boyunca rinovirüslerin (RV) 3 yaşından önce nadiren alt ve üst solunum yolu hastalığı yaptıkları düşünülürdü. Son zamanlarda yapılan çalışmalar da ilk yıl içinde alt solunum yolu enfeksiyonu tanısı ile hastaneye yatırılan çocukların dörtte birinde RV teşhis edilmektedir.
    Alerjenler alerjiye neden olan antijenlerdir. Alerjenler solunum, sindirim ve deri yoluyla vücuda girerek vücutta alerjik reaksiyonlara neden olur. Astımda en önemli giriş kapısı solunum yoludur.Atopik ve alerjik kişilerde cevap genellikle alerjene spesifik IgE antikorları oluşumu ile IgG4 antikorları oluşumu ile olabilmektedir. Etkinin görüldüğü doz farklı olup, kişiden kişiye değişebilir.

    Ev tozu akarları tıbbi adıyla ‘akar böceği’ olarak bilinmektedir. En sık rastlanan tipi de deri yiyen anlamına gelen ‘dermatofagoid’ olarak anılmaktadır. Bu parazit niteliğindeki mikroskobik böcekler normalde halı,kilim,yorgan,yastık,tüylü eşyalar ve oyuncaklarda yaşarlar. Yaşamları için gerekli besini insan deri ve tüy döküntülerinden karşılarlar.Su ihtiyaçlarını ise havadaki nemden elde ederler.İnsanın ev içinde geçirdiği en uzun süre yatak odaları olduğu için en sık akar alerjeni ile karşılaşmayeri de burasıdır.Akarlar %50’nin altında nem olan yerlerde ve 60 derece ısının üzerinde şansları azalır.

    Polenler bitkilerin üremelerinde görevlidirler. Bu nedenle polenlere ailt klinik bulgular en çok bitkilerin çiçeklerini açtığı üreme mevsimi olan bahar aylarında olur. Daha çok rüzgarla etrafa yayılan daha küçük ve daha hafif polenler inhalan alerjiden sorumludur.Böceklerle aktarılan polenler ise daha ağırdır ve havada asılı bulunmadıkları için daha az alerji sebebidirler. Ot, ağaç,diğer polene sahip olan bitkilerin dağılımı ve çiçek açma zamanları, yetiştikleri toprak ve mevsimsel özelliklere göre değişir. Parçacık çapı daha küçük olanlar ya da ağızdan soluma ile bronşlara ulaşanlar ise daha az olsa da alerjik astıma yol açarlar.

    Küf mantarları hem ev içi, hem de ev dışı alerjen olma özelliğine olma özelliğine sahiptirler.Bunlar sıklıkla ev içinde organik eşyaların, yemeklerin ev dışında ise bitki ve hayvanların üzerinde yaşayan mikroorganizmalardır. Küf mantarları nemli , organik besin artığı bulunan ortamlarda kolayca ürerler. Buradan da havaya üremelerini devam ettiren bol miktar da mantar sporlarını bırakırlar. Üremeleri ve etrafa spor bırakmaları yıl boyu olabilse de en sık havaların ısındığı ve orta şiddete rüzgarın olduğu bahar ve yaz aylarında üremeleri en üst düzeyde olur. Kışın düşük dereceli ısıda ve hele karlı ortamda üreyemez ve alerjiye neden olan sporlarını bırakamazlar. Çok küçük yapıya sahip oldukları için hem alerjik nezle hem de alerjik astıma neden olurlar.

    Hayvan alerjileri de sıkça rastlanan çevresel alerjenlerdir. Bunlar kedi, köpek, kuş, fare, tavşan, at ve benzeri hayvanlardır. Ayrıca değişik kümes hayvanları , koyun ve laboratuarda deney yapmada kullanılan hayvanları da alerji yapabilir.
    Böcek alerjenleri içinde en sık rastlananı arı alerjisidir. Ayrıca sivrisinek ve diğer sokucu tüm hayvanlar da alerji yapabilir. Bu grubun astımla daha çok alakalı olan türü hamamböceği alerjisidir.Hamam böceği alerjisi büyük şehirlerde gittikçe artmaktadır.

    Besin alerjenleri içinde çocuklar için en sık olanı inek sütüdür..İnek sütünde anne sütünde bulunmayan ‘beta-laktoglobulin’ isimli bir proteinin bulunması bunun nedeni olarak kabul edilmektedir. Ayrıca yumurta, deniz ürünleri fındık,fıstık, tahıllar,et, muz, kivi, vs. diğer besin alerjenlerdir.

    İrritanlar, astım tetikleyicileri arasında bulunmaktadırlar. Bunlar alerjen yapısında değildirler, solunum yolu ile akciğerlere ulaşarak irritasyon yaparlar. Bunların başına sigara dumanı gelmektedir. Ayrıca kokulu çeşitli maddeler, parfümler, petrol türevleri, ekzos gazları, ozon, pişirme gazları da bunlar arasındadır.
    Egzersiz, çeşitli fizik aktiviteler, gülme ve ağlama gibi eforlarla da astım tetiklenebilir. İlaçlar, psikolojik faktörler, havadaki basınç, ısı ve nem değişiklikleri , mekan değişiklikleri de tetikleyici olabilir.

  • Bebeğimi pişiklerden nasıl koruyabilirim

    Bebeğimi pişiklerden nasıl koruyabilirim

    Pişiğin oluşma nedeni genellikle bebek cildinin idrarla veya kaka ile sürekli temas etmesidir. Altı sık olarak değişmeyen bebeklerde görülme olasılığı daha fazladır. Alt temizliğinin ıslak mendillerle yapılması da cildi tahriş eder ve pişiğe neden olur. Aynı şekilde alt temizliğinde tahriş edici kremlerin ve sabunların kullanılması da cildi tahriş edebilir. Antibiyotik kullanan bebeklerde, diş çıkaran bebeklerde ve ishal olan bebeklerde pişik oluşması daha kolaydır. Bu dönemlerde annelerin daha da özenli olmaları gerekir.

    Pişik oluşmaması için bebeğin altının sık aralıklarla değiştirilmesi ve altının kuru kalmasına özen gösterilmesi önemlidir. Yeni doğan bebeklerde değiştirme sayısı günde on ila on iki civarında olmalıdır. Bebek büyüdükçe bu sayı azalacaktır. Bebek kaka veya çişini yaptığında altı derhal değiştirilmelidir; alt temizliği sabun kullanmadan ılık su ile yapılmalıdır. Bebeği ön ve arka tarafı iyicene ılık su ile yıkanmalı ve kıvrım yerlerinde kirlilik kalmamasına özen gösterilmelidir. Hem erkek hem de kız çocuklarda yıkama yönü önden arkaya doğru olmalıdır. Aksi yönde yapılan temizlik bir idrar yolu iltihabına sebep olabilir. Su ile yıkandıktan sonra yumuşak bir havlu ile iyicene kurulanmalıdır. Islaklık pişik oluşumunu kolaylaştırır. Kurulamada kullanılan havlunun bebek deterjanı ile yıkanmış olması gerekir. Normal deterjanla yıkanmış havlular alerjik çocuklarda pişiğe neden olabilir. Eğer mümkünse, çocuğun altını bağlamadan önce, dört beş dakika havalandırmak çok yararlıdır.

    Çocuğun altını kapatmadan önce, çocuk cildini kaka ve idrarın tahrişinden koruyacak, uygun bir pişik kreminin ince bir tabaka olarak sürülmesi faydalı olacaktır. Çinko ihtiva eden pişik kremlerinin silinmesi zordur ama cildi tahrişlere karşı çok iyi korurlar. Talc pudrası kullanılması önerilmez zira pudra ciltteki gözeneklerin tıkanmasına neden olur. Ayrıca pudranın tozlarının bazı çocuklarda akciğer hastalıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Kullanılan alt bezinin de kaliteli olması ve cilde sürtünme yapmaması gerekir. Bebek bezlerinin çoğu ıslaklığı emerek cildin kuru kalmasını sağlarlar, ancak yine de bebeğin altının sık sık değiştirilmesi gerekir. Aşırı sıcak bir ortam ve çocuğun fazlaca giydirilmesi de pişiği arttırabilir. Yine bebeğin tüm giysilerinin %100 pamuklu olması gerekmektedir.

    Eğer bu önlemlere rağmen yine de pişik oluşuyorsa çocuk doktoruna danışmakta yarar vardır. Bazı durumlarda pişiklerin üzerinde mantar ve mikroplar üreyebilir. Böyle durumlarda doktorunuzun önereceği uygun bir tedavi ile bebeğin pişiği iyileşecektir.

    Sağlıcakla kalın…

  • Çocuklarda stres-reflü-astım üçgeni

    Çocuklarda stres-reflü-astım üçgeni

    Alerjinin oluşum mekanizmalarının çok iyi aydınlatılmadığı yıllarda alerjik hastalıklar tamamen psikosomatik yani psikolojik durumun bedene yansıması olarak kabul ediliyordu. Yıllardır süregelen bu gözlem birçok araştırmaya konu olmuş ve sinir sistemi ile bağışıklık sistemi arasında var olduğu düşünülen bu bağ araştırılmıştır.
    PSİKOLOJİK STRES ALERJİK ASTIMI TETİKLİYOR!
    Psikolojik durumun en çok etkilendiği alerjik hastalıklardan biri öksürük, hırıltı, nefes darlığı atakları ile seyreden alerjik astım bronşittir. Çocuklarda stres ve kaygı durumu sıklıkla göz ardı edildiğinden psikoloji ile astım arasındaki bu etkileşim çoğu kez fark edilmez.
    STRES VE ASTIMDA ORTAK NOKTA REFLÜ!
    Stresin ile astım arasındaki ilişki araştırılırken her ikisinde de ortak bir bulgu olan reflü fark edilmiştir. Reflü mideden yukarı yutma borusuna doğru asitli mide içeriğinin kaçması ile gelişir. Astımlı çocuklarda mide başını tutan kaslar normalden gevşek olduğunda reflüye yatkınlık vardır. Normalde toplumda % 10-20 oranında görülen reflü, astımlı çocuklarda %80 görülür ve %60 çocuk bunun farkında değildir. Buna sessiz reflü denir. Reflü sırasında midedeki asitli içerik solunum sistemine kadar uzanır. Astımlı çocuğun bronşlarına kaçan bu asitli içerik hava yolunda kasılmaya neden olur ve astımı alevlendirir. Sonuç olarak astım reflüyü; reflü ise astımı kötüleştirir.
    STRES REFLÜNÜN EN ÖNEMLİ NEDENİDİR!
    Reflünün en önemli nedenlerinden birisi de psikolojik stresdir. Kaygı ve stres midedeki asit salgısını artırıp reflüyü tetikler. Çocuklarda farkına varılmaksızın gelişebilen psikolojik stresler sessiz reflüye ve reflü de beklenmedik astım alevlenmelerine yol açar. Hastalığı kötüleşen ve gece öksürük krizleri nedeniyle rahat uyuyamayan çocukta stres artar ve stres-reflü-astım üçgeni bir kısır döngü halinde çocuğu etkilemeye devam eder.
    SINAVLAR VE YENİ KARDEŞ KAYGISI ÇOCUKLARDA STRESİN BİRİNCİL NEDENLERİ!
    Çoğu zaman günümüzde ilkokul çağına taşınan sınav kaygısı bu aşamada ilk sırada yer almaktadır. Lise ve kolej sınavları, üniversiteye giriş sınavları çocukların yaşamındaki stresin önemli bir kaynağıdır. İkinci sırada kardeş kıskançlığı gelmektedir. İkinci bir bebeğin aileye katılmasıyla tüm ilgiyi üzerinde toplamaya alışmış ilk çocuk bu ilgi ve sevgiyi paylaşmaya hazır olmadığında strese girer. O güne kadar astımı kontrol altında olan çocuk birden sebepsiz yere astım atakları geçirmeye başlar.
    REFLÜ TEDAVİSİ VE UYGUN PEDAGOG DESTEĞİ KISIR DÖNGÜDEN ÇIKARIYOR!
    Uygun pedagog desteği ile psikolojik stres ortadan kaldırıldığında reflü düzelecektir. Reflü düzelince astım tekrar kontrol altına girecek ve hastalık alevlenmesinin getirdiği ek stres de ortadan kalkınca bu kısır döngü kırılmış olacaktır. Psikolojik destek sürecinde gerek reflünün gerekse astımın uygun ilaçlarla tedavisi çocuğun yaşam kalitesini kısa zamanda yükseltecektir.

  • Beta mikrobu tedavisinde sorunlar

    Beta mikrobu tedavisinde sorunlar

    Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık nedeni olan grup A streptokokların (GAS) oluşturduğu tonsillofarenjit tablosu aniden gelişmekte ve tedavide kullanılan antibiotiklere yanıt bazı hastalarda yetersiz olmaktadır.Özellikle tekrarlayan tonsillofarenjit vakalarında uygulanan antibiotik tedavisinin bir kısım hastalarda yetersiz veya etkisiz olması , bu konunun gündeme gelmesi ve nedenlerinin araştırılmasına yol açmıştır.

    Bu yazımızda GAS enfeksiyonlarında antibiotik tedavisindeki başarısızlık tek bir nedene bağlı olarak mı gelişmektedir veya birden fazla etmen bu tablodan sorumlumudur sorusu yanıtlanmaya çalışılacaktır.

    Bilindiği gibi grup A streptokoklara bağlı olarak gelişen tonsillofarenjit vakaları (Halk dilinde Beta mikrobunun oluşturduğu bademcik enfeksiyonu ) ani başlayan ve genellikle 2 ile 5 gün süren tedavi edilmediği zaman ciddi komplikasyonlara yol açan bir klinik tablodur.

    Bu vakalarda antibiotik verilmesinin başlıca amacı

    • Erken tedaviye başlayarak hastalığın süresini kısaltma ve tablonun ciddiyetini azaltmasının sağlanması
    • Enfeksiyonun bulaşmasını önlemek
    • Komplikasyonlardan koruma şeklinde özetlenebilir.

    Antibiotiklerin yetersiz olmasına etki eden birçok faktör mevcuttur.

    Hastanın yaşı önemlidir. Hastanın yaşı büyüdükçe antibiotik tedavisine yanıtın iyi olduğu görülmektedir. Küçük yaştaki hastalarda yanıt yeterli olmayabilir.

    Hastalığın başlama tarihi

    Antibiotik tedavisine geç başlanan hastalarda (hastalık belirtileri çıktıktan iki gün sonra ) tedaviye yanıtın iyi olduğu vurgulanmaktadır. Erken tedaviye başlanılan vakalarda ise bağışıklık sisteminin baskılanması ve yeteri kadar antikor oluşturmaması nedeniyle geçirilen enfeksiyonun tekrarladığı görülmektedir. Hafif ve orta derecede şiddetli boğaz enfeksiyonu geçiren vakalarda antibiotik tedavisine derhal başlama yerine tedaviyi iki ile üç gün geciktirmenin uygun olduğu görüşü benimsenmektedir. Ciddi vakalarda ise tedavi derhal başlanmalıdır.

    Antibiotik içeriğinin yetersiz olması

    Bazı ülkelerde streptokok tedavisinde ağızdan verilen penisilin şurup ve tabletleri yeterli olurken, ülkemizde çoğu zaman ağızdan verilen penisilin şurup ve tabletlerine yanıtın yeterli olmadığı görülmüştür.

    Hastanın ilaç kullanma isteksizliği

    Özellikle çocuklarda tad duyusunun önemli olduğu unutulmamalıdır. Penisilin şuruplarının acı tadı çocukları ilacı istekli olmamalarına neden olmakta bu durumda alternatif ilaçlar kullanılmakta veya tedavi tamamlanamamaktadır.

    Beta laktamaz salgılayıcı bakteriler

    Boğazda bulunan bazı bakteriler beta – laktamaz enzimi salgılayarak antibiotiklerin bakteriler üzerindeki etkisini azalmakta bu durumda antibiotik seçenekleri değişebilmektedir.

    Normal boğaz florasının değişmesi

    Benzer durum uzun süreli antibiotik alan ve normal boğaz florasındaki bakterilerin değişmesi sonucu boğazdaki doğal korunma sisteminin bozukluğu olan hastalarda da görülmektedir,bu hastalarda antibiotik tedavisine yanıt yeterli olmamaktadır.

    GAS nın boğazdaki epitel hücrelerine yerleşmesi

    Son zamanlarda yapılan çalışmalarda streptokokların boğazdaki epitel hücrelerinin yüzeyine sadece tutunmadıkları hücre içine yerleştiğinin gösterilmiştir. Bu durumda antibiotik tedavisi yeterli olmamaktadır.

    Diğer bir nedenstreptokok taşıyıcılığınınolmasıdır. Streptokok taşıyıcılığı gerek enfeksiyonun yayılmasında ve gereke antibiotik tedavisine olumsuz etki eden önemli faktördür.

    Bilindiği gibi Grup A streptokok enfeksiyonu geçiren hastaların bir kısmında antibiotik tedavisine karşın bakteri boğazda yaşamaya devam etmektedir.Bu şahışlar GAS taşıyıcısı olarak tanımlanmaktadır. Enfeksiyonu geçiren vakaların % 10-15 inde taşıyıcılık görülmektedir. Bu vakaların hiçbir şikayeti olmamakta , diğer taraftan toplumda bulaşım açısından risk faktörü oluşturmaktadır. Taşıyıcılık erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da görülmektedir. Toplumda GAS taşıyıcılığının olması enfeksiyonun yayılmasına neden olduğu gibi antibiotik alan çocuklarda antibiotik tedavisinin başarısız olmasına yol açmaktadır.

    Yukarıda belirttiğim nedenler göz önüne alındığı zaman GAS bağlı boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda antibiotik tedavisindeki başarısızlığın birçok faktöre bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda antibiotik tedavisini ne olacaktır sorusunun yanıtı ise başka bir yazımda vermeye çalışılacaktır.

  • İshal,

    İshal normalden sık (genellikle 3kez/günden sık), miktarca fazla, sulu ve şekilsiz kaka yapmaktır. Genellikle kusma ile birlikte seyreder. Gıda alerjileri, virüsler, bakteriler, parazitler, gıda zehirlenmeleri gibi birçok neden ishal oluşturabilir.

    Ülkemizde bundan 5-10 yıl önce 5 yaş altı çocuk ölümlerinde ilk sırada akciğer hastalıkları varken günümüzde Pnömokok ve Hemofilus aşılarının kullanma girmesiyle birinciliğe ishal –kusma ve buna bağlı sıvı kayıpları yerleşmiştir.

    İshalin öldürücü olabilmesinin nedeni vücuttan çok fazla tuz ve su kaybettirmesidir. Örneğin kolera hastalığı dünya çapında ciddi salgınlar yapmış ve birçok can kaybına sebebiyet vermiştir. Bu nedenle ishalde esas dikkat edilmesi gereken ve aciliyet gerektiren konu ishalin nedenini saptamaktan önce vücutta su ve tuz kaybı oluşup oluşmadığını hızlıca değerlendirmektir. Ağız kuruluğu önemli bir bulgudur. Dil dudaklardan daha önemlidir. Vücut ishalle veya varsa kusma ile olan sıvı kayıplarını tolore etmek için diğer sıvı kayıplarını azaltmaya çalışır. Yani tükürük azalır. Sıvı kaybı sürerse yavaş yavaş idrar miktarı da azalmaya başlar. Süt çocuklarında bıngıldak içe çöker, gözler çukura kayar. Çocuk belirgin halsiz ve huzursuzdur. Bu bulgular acil sıvı tedavisi başlanması gerektiğini gösteren bulgulardır.

    İshalde değerlendirilmesi gereken ikinci konu ateştir. Koltukaltı 38,5-39 derece ve üzeri ateş doktora başvurmayı gerektirir. Ateşin yanı sıra mukus ve kan içeren kakalar “dizanteri” dediğimiz bakteri kökenli ishalleri düşündürür. Bu durumda da doktora başvurmak ve uygun tetkiklerle ishalin sebebini araştırmak uygun olur.

    Tablo ilk başlangıçta çok ağır değilse bile 2 saatten sık aralıklarla kaka yapmak, ağızdan besin almayı reddetmek, her aldığını kusmak hastanede değerlendirmeyi ve gerekirse damardan sıvı tedavisi yapılmasını gerektirebilecek risklerdir.

    Biz çocuk doktorları; çocuğun genel durumu bozuk değilse, sıvı kaybı bulguları gelişmemişse, ağızdan beslenebiliyorsa kakada mukus görsülse dahi antibiotik kullanımından kaçınmaya çalışırız. Çünkü özellikle Salmonella grubu bakterilerin varlığında antibiotik kullanmak bakterinin safra kesesinde aylarca taşıyıcı olarak kalmasına neden olabilir. İshalde antibiotik kullanımı doktorunuzun vermesi gereken bir karardır.

    İshal kesiciler bağırsak hareketlerini azaltıp kakanın bağırsak içinde göllenmesine neden olurlar. Bu nedenle çocuk ishallerinde ishal kesicilerin hemen hiç yeri yoktur. İshalin en önemli tedavisi kaka ve varsa kusma ile kaybedilen su ve tuzun yerine konmasıdır. Bebek anne sütü alıyorsa emzirmeye devam edilmelidir. Elma, havuç, şeftali, muz, yoğurt, ayran , makarna , pilav gibi kakayı katılaştıracak besinler seçilmelidir. Kusma eşlik ediyorsa sıvı gıdaları az miktarlarda ,sık aralıklarla vermek daha uygun olur.

    Bağırsaklarımızda bulunan bize faydalı mikroorganizmalar ishal süresinin kısaltılmasında bize yardımcı olabilirler. Probiyotik olarak adlandırılan bu dost mikroorganizmaları içeren saşe, çiğneme tableti ya da kapsül formundaki preparatlar ishal sırasında sıvı besin desteklemesine ek olarak verilebilir.
    İshalin en sık nedenleri rotavirüs, adenovirüs gibi virüslerdir. İshal etkenlerinin önemli bir kısmı ince bağırsağın iç yüzeyinde bulunan ve sindirim enzimlerini de taşıyan epitelyum tabakasını da bozduğundan ishal sonrası bu doku kendini onarıncaya dek bulgular sürebilir. Bağırsak epitelinin kendini onarma süresi yaklaşık 2 haftadır.

    Bağırsak epitelindeki hasardan en çabuk ve en çok etkilenen enzim, süt şekerini(laktozu) sindiren LAKTAZ enzimidir. İshal sırasında ve hemen sonrasında şekerli gıda alımının ; laktoz sindirimini yapan bu enzimin eksikliği nedeniyle ishali arttırabileceği unutulmamalıdır. Tam sindirilememiş karbonhidrat(şeker) içeren kaka ciltle temas ettiğinde ciddi pişikler oluşturur. Bu nedenle bez kullanan bebeklerde kakanın ciltle temasını kesmek için kalın tabaka halinde bariyer kremleri sürmek ; kaka sonrası popoyu ılık su altında yıkayıp iyi kurulamak ve biraz havalandırmak yardımcı olur.

    Hastalık bulaşmasını azaltmak için pek çok hastalıkta olduğu gibi ishalde de en önemli önlemlerden biri el temizliğidir. Çocuklarımızı tuvalet sonrası ve beslenme öncesi ellerini yıkamaya mutlaka alıştırmalıyız. Yine el yıkamaya yakın önemi olan ikinci bir önlem de yediklerimizin ve içtiklerimizin temizliğidir. Açıkta satılan gıdalardan uzak durmak gerektiği konusunda çocuklarımızı bilinçlendirmeliyiz.

    Okullar kapandı ve nihayet yaz tatiline girdik. Tatilin zevkini çıkarırken iyi bakım yapılmamış havuzların da ishal, konjonktivit ve cilt yaraları gibi birçok sağlık sorununa yol açabileceğini hatırda tutalım. Sıcak hava nedeniyle zaten terle normalden fazla su ve tuz kaybediyoruz. Vücut yüzeyleri kilolarına göre bizlerden fazla olan çocuklarımızı sıvı alımı konusunda uyaralım. Sizlere ve çocuklarımıza tatil süresince hastalıksız ve mutlu günler dilerim.

    Sağlıkla kalın.