Etiket: Neden

  • Gebelikte Kansızlık (Anemi)

    Gebelikte Kansızlık (Anemi)

    Genel olarak kadınlarda kansızlık çok sık rastlanan bir sağlık problemidir. Gebelik esnasında da değişik risk faktörlerine göre görülebilmektedir. Anne adaylarının % 50 sinde bu problem görülmektedir.

    Anemi kansızlık olarak ifade edilir. Vücuda oksijen taşınmasını sağlayan kandaki hemoglobinin miktarındaki düşme kansızlığa neden olmaktadır. Gebelikteki beslenme yetersizlikleri anemiye neden olabilir. En önemli nedeni demir eksikliğidir. Yetersiz demir alımı ise demir eksikliğine neden olur. Hayvansal gıdalarda ve yeşil yapraklı sebzelerde demir bol miktarda bulunur. Folik asit yetersizliği, vitamin eksiklikleri de anemiye neden olabilir.

    Beslenme azlığı, yanlış beslenme, birbirini izleyen sık gebelikler, çoğul gebelikler, gebelik kanamaları, bulantı ve kusmaları gebelik döneminde anemi olma riskini artıran faktörlerdir. Kansızlık, erken doğum riskini artırabilir. Prematüre veya ölü doğumların riskini çok artırabilir. Çok kolay belirti vermediğinden çok kişi kansız olduğunun farkında değildir. Ancak, soluk yüz, iştahsızlık, halsizlik, nefes darlığı ve ödemler kansızlık için önemli belirtiler arasındadır. Kan sayımı yapılarak tanısı koyulabilir. Gebelerde, aneminin yoğunluğu ve gebelik ayına göre tedavisi planlanabilir. Bu konuda doktorla işbirliği içinde olunmalıdır.

  • Adet Öncesi Gerginlik

    Adet Öncesi Gerginlik

    Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. (Premenstrüel Sendrom, PMS)

    Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. Premenstrüel şikayetler fizyolojik ya da psikolojik olabilir ve kültürel farklılıklardan etkilenebilir. PMS hem fizyolojik hem de psikolojik olayların bileşkesidir. Çalışmalar değişik kültürlerden gelen kadınlarda farklı şikayetlerin ortaya çıktığını göstermektedir. Uzakdoğulu kadınlarda en sık rastlanılan şikayet ağrı iken gelişmiş batı toplumlarında depresyon en sık karşılaşılan bulgudur. Kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkileyen ve her ay görülen yakınmalar kadının kendine olan güvenini yitirmesine dahi neden olabilir.

    Fiziksel belirtiler
    PMS bulguları veren kadınların hemen hemen hepsinde memelerde hassasiyet ve hafif geçici kilo artışı saptanır.Diğer belirtiler ise sindirim sitemi bozuklukları, baş ağrısı, döküntüler, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, diş eti kanamaları, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve kokulara aşırı hassasiyet, ajitasyon, uykusuzluk olarak sayılabilir. Adet kanamasının ağrılı ya da fazla olması yani dismenore PMS olarak değerlendirilmez.

    Duygusal belirtiler
    Duygusal hipersensitivite PMS de çok sık görülür. depresyondan endişeye ve aşırı sinirliliğe kadar pek çok değişik duygu durumu olabilir. Bazı kadınlarda hafif hafıza kaybı görülebilir. Konsantrasyon bozukluğu PMS’de nadir olmayan bir durumdur. Bazı kadınlarda görülen depresyon hali, huzursuzluk ve gerginlik tablosuna premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) adı verilir.

    Nedenleri
    PMS nedenlrini bulmaya yönelik çalışmalar bu tablonun altında yatan faktörleri tam olarak ortaya koyamamıştır.Ancak bazı teoriler mevcuttur. Ovülasyonu baskılayan bazı hormonların verilmesi halinde PMS belirtilerinde gerileme olmaktadır. Buna göre üreme hormonları PMS’ye neden olabilir, ancak bu rolün ne olduğu açıklanamamıştır. PMS’nin bu hormonlar ile sinirlerde iletimi sağlayan bazı maddelerin ortak hareket etmesi sonucu ortaya çıktığı yönünde güçlü bulgular vardır. En çok suçlanan maddeler GABA ve serotonin adı verilenlerdir. Bazı araştırmacılar ise kalsiyum ve magnezyum dengesindeki bozukluğun PMS tablosuna yol açtığına inanmaktadırlar. Bu iki mineralin vücuttaki dağılımı sinir hücreleri arasındaki iletişimi etkileyerek tabloya neden olabilir. Bu araştırmacılar PMS’li kadınlarda magnezyum eksikliği ya da kalsiyum fazlalığının şikayetleri yarattığını öne sürmektedirler. PMS etiyolojisinde öne sürülen bir diğer neden de stress hormonlarıdır.Bu hormonların fazlalığı şikayetlerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. PMS etiyolojisinde vücutta salgılanan hemen hemen tüm hormon ve maddeler suçlanmaktadır. Ancak kanıtlanmış bir neden bulunamamıştır.

    Kimlerde görülür
    PMS tüm dünyada bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Yapılan bir çalışmada kadınların %88′inde değişik düzeylerde PMS bulgularına rastlanmıştır. Yaş arttıkça şikayetlerin şiddeti azalmakta ancak çocuk sayısı ile birlikte şiddet artmaktadır.Annesinde PMS olan kadınlarda da şikayetlere daha sık rastlanmaktadır. PMS bazı hastalıkların da şiddetini arttırabilir. Örneğin migreni olan kadınlarda atakların büyük bir kısmı adet öncesi döneme rastlamaktadır. Yine şeker hastalarında kan şekeri düzeyleri ve insülin ihtiyacı adet öncesi dönemde değişiklikler gösterir. Astım atakları daha sık görülür ve pekçokkronik hastalık alevlenmeler gösterir. Bu dönemde kişinin çevresi ile olan uyumu bozulur işte veya evde ilişkide bulunduğu kişiler ve çocukları ile arası bozulabilir. Ergenlik dönemindeki genç kızlarda intihara olan eğilim artabilir. Yeme bozukluklarına rastlanabilir.

    Tanı
    PMS tanısı pozitif bulgulara dayanmaz. Tanı için en güvenilir yol 2-3 ay süre ile şikayetleri kaydetmek ve şiddetlerini skorlamaktır. Şikayetler fiziksel ve ruhsal olarak ayrılmalı ve ne zaman başlayıp ne zaman bittiği düzenli şekil de kaydedilmelidir.

    Tedavi
    PMS nedeni tam olarak bilinmediği için tedavisi de kesin değildir. Bu konuda çok değişik tedavi yaklaşımları mevcuttur.
    Diyet: Azar azar ve sık sık yemek yemenin şikayetleri azalttığı yönünde raporlar vardır.Adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi, kırmızı et ve donmuş yağlardan uzak durulması, içinde katkı maddesi içeren besinlerin tüketilmemesi bazen yararlı olabilmektedir. Aynı şekilde kafein ve alkol tüketiminin azaltılması da faydalı olabilmektedir.

    Egzersiz: yapılan bir çalışmada egzersiz yapmayan kadınlarda PMS’ye daha sık rastlandığı bulunmuştur. Hergün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş yararlı olabilir.
    Kalsiyum ve Magnezyum: Günlük 1200 mg kalsiyum alımının 3 ay sonunda şikayetleri yarı yarıya azalttığını bildiren bir çalışma vardır. Bazı kadınlarda ise magnezyum desteğinden fayda sağlanmıştır.Ancak bu konuda kesin bulgular henüz yoktur.

    Vitaminler: A, E ve B6 vitaminlerinin PMS’ye neden olduğu ileri sürülmüş olsa da kesin olarak kanıtlanmış bir bulgu yoktur.
    Diğer tedavi seçenekleri arasında seratonin metabolizması ile ilgili ilaçlar, hormon ilaçları, antidepresan ve anksiyete gibi psikiyatrik ilaçlar, idrar söktürücüler, erkeklik hormonları sayılabilir ancak bunlardan hiçbirinin kesinleşmiş faydası yoktur.
    Diğer nadir tedavi yaklaşımları arasında ise psikoterapi ve akupunktur bulunur.

  • Adet Düzensizliği

    Adet Düzensizliği

    Adet kanamasının normal periyodunun dışında ağır olarak geçmesi, sık olması veya düzensiz olması düzensiz adet kanamasıdır. Adet kanaması düzensizliklerinin yaklaşık %25’i üreme organları ile ilgili hastalıklardan kaynaklanırken, geri kalan %75’inde hormonal düzensizlikler düzensiz adet kanamasının sebebidir. Ergenlik öncesi veya menopoz sonrası vaginal kanama olması, mutlaka araştırılması gereken ciddi durumlardır.

    Düzensiz vaginal kanamanın hormonal olmayan sebepleri arasında; cinsel organlarda travmaya bağlı kanama, rahim veya rahim ağzı iltihabı, rahim myomları, adenomyozis hastalığı, rahim iç zarının iyi huylu veya kanser türü hastalıkları sayılabilir. Düzensiz vaginal kanaması olan kadınlarda yaş önemlidir. 40 yaş öncesi olan düzensiz kanamalar çoğunlukla hormonal nedenlerle iken 40 yaş sonrasında hormon dışı sebeplerle olma ihtimali yüksektir.

    Rahim içi araç kullanımı (spiral), doğum kontrol hapı veya aylık doğum kontrol iğneleri kullanımı da düzensiz vaginal kanama yapabilir. Gebeliğin erken dönem komplikasyonları da (sözgelimi; düşük, dış gebelik, mol gebeliği) kanama şikayeti yapabilir.

    Düzensiz adet kanaması yakınması mutlaka bir jinekoloji uzmanı tarafından değerlendirmelidir. Muayene sırasında kanamaya neden olabilecek faktörler tek tek gözden geçirilir. Vagina, rahim, yumurtalıklar değerlendirilir. Ultrasonla rahim ve yumurtalıklara ait tümör varlığı araştırılır. Aynı yöntemle rahim iç zarının kalınlığı ölçülür. 40 yaş sonrası kanamanın bariz bir sebebi saptanamamışsa rahim iç zarından biopsi yapılması gerekmektedir. Bu şekilde rahim iç zarının yapısı mikroskopik olarak değerlendirilir, rahim kanseri araştırılır.

    Kanamanın sebebi üreme organlarından kaynaklanmakta ise yani hormon düzensizliği değilse tedavi nedene yönelik olarak yapılır. Sözgelimi rahim myomları varsa ameliyat tedavisi uygulanır. Tüm bu araştırmalar sonucunda kanamaya neden olabilecek bir hastalık saptanmamışsa adet düzensizliği hormonal dengesizlik nedeni iledir. Bu durumda adet düzenleyici ilaçlarla kanamalar düzene sokulmaya çalışılır. Bu tedavide çoğunlukla doğum kontrol ilaçları kullanılmakta ise de alternatif ilaç tedavileri de mevcuttur.

  • Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Yapılan çalışmalara göre erkeklerde sperm sayısı dünya genelinde her sene azalmakta olup, 50 sene öncesine göre sperm sayısı yaklaşık olarak %50 azalmıştır. Bu azalma neticesi Dünya Sağlık Teşkilatı 2010 yılında normal kabul edilen sperm değerlerini düşürmek zorunda kalmıştır. Normal sperm değerlerinde kötüleşmede cep telefonları, hormonlu gıdalar, artmış yağlı beslenme ve artmış çevresel toksinlerin(ağır metaller ve haşare zehirleri) önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Dünya üzerindeki ülkeler karşılaştırıldığında, sanayileşme oranı artıkça sperm değerlerinde bozulmanın da arttığı görülmektedir.
    İstatistiksel olarak düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olamayan (infertilite) çiftlerin %30-40’ında erkek faktörü olup, her 5 infertil çiftin birinde tek infertilite nedeni olarak erkek faktörü bulunmuştur. Her 20 erkekten birinde değişik oranlarda sperm sayı ve/veya fonksiyon problemi olduğu tahmin edilmekte olup, erkeklerde yüzde bir oranında azospermi(Menide hiç sperm bulunmaması durumu) görülmektedir.
    Sperm üretiminde yetersizliğe sebep olan nedenlerin başında koromozomal ve genetik problemler, doğuştan inmemiş testis ve infeksiyöz nedenler bulunmaktadır. Genital bölgede ağrıya da neden olabilen ve halk arasında sıklıkla bilinen bir hastalık olan varikosel de sperm üretiminde düşüklüğe neden olabilmektedir. Varikosel normal erkeklerin %15’inde, infertil erkeklerin %40’ında görülür. Sperm üretimini azaltan diğer nedenler ise hormonal nedenler, ilaçlar, kimyasal madeler, radyasyon zararı, alkol ve sigaradır. Sigara içimi ile vücuda kadmiyum girer ve testislere zarar verir.
    Çocuğu olmayan bir çiftin araştırılmasında kadına ait tüm bulgular normal olduğunda erkeğin sperm değerlerine göre tedavinin şekline karar verilmektedir. Tedavide en yaygın kullanılan iki yöntem intrauterin inseminasyon(aşılama) ve tüp bebektir. Hafif erkek faktöründe aşılama ile %10-15 oranında gebelik elde edilebilir. Sperm parametrelerinin belli eşik değerlerin altında olduğu durumlarda ise tek şeçilecek yöntem tüp bebek ve mikroinjeksiyondur.
    Erkek infertilitesi için bilinen sebeplere son zamanlarda yeni bir tanesi eklenmiştir.Oksidatif stres olarak bilinen bu bozukluk spermde DNA hasarı yaratarak infertiliteye neden olabilir.Sperm kalitesi düşük olan hastalarda oksidatif strese neden olan serbest oksitatif radikallerin fazla olduğu gösterilmiştir. Yaş artıkça spermde DNA hasarı artar ve artmış DNA hasarının erkek infertilitesinde önemli rol oynadığı gösterilmiştir.
    Serbest oksidatif radikaller döllenme için gerekli oldukları halde, fazla üretimi spermde hareket kaybı ve DNA hasarı yoluyla sperm fonksiyonuna zarar vermektedir. Böylelikle erkek üreme sisteminde birçok patolojik süreci başlatabilmektedir. Sperm DNA hasarının, infertil erkeklerin %30-80’inde önemli katkısı olduğu gösterilmiştir.Vitamin C, vitamin E, beta-karoten gibi besin takviyeleri kullanılarak bu zararlı etkinin azaltılabileceği düşünülmektedir.
    Mevcut oksidatif stres tespit modelleri tam bir ölçüm sistemi içermez ve klinik uygulamalar açısından kullanışlı değildir. Spermlerdeki DNA hasarını ölçmek için klinik kullanımı uygun cihazlar geliştirilmiştir. MİOXSYS cihazı Oksidasyon-Redüksiyon Potansiyel prensibine dayanır ve elektron alış verişini ölçer. Yaklaşık 4 dakikalık bir sürede sperm DNA hasarını öngörme olanağı bize tedavide uygun yaklaşımı seçme olanağı vermektedir. Özellikle tüp bebek tedavisinde mikroenjeksiyon yönteminde DNA hasarı olmayan spermin kullanılması ile daha yüksek gebelik oranları elde edilebilmektedir.

  • Soğuk havada bile terliyorum diyorsanız…

    Soğuk havada bile terliyorum diyorsanız…

    Aşırı ve sürekli terleme, kişiyi toplumdan soyutluyor, yaşam kalitesini düşürüyor ve ruhsal dengesini bozarak psikolojik sorunlar yaşamasına neden oluyor. “Hiperhidrozis” olarak tanımlanan aşırı terleme rahatsızlığı, soğuk havalarda da kat kat giyilen kıyafetler nedeni ile hastalara zor anlar yaşatabiliyor.

    Aşırı terleme psikolojiyi bozuyor

    Terleme, vücudun ısısını belli bir dengede tutmak için gerekli olan fizyolojik bir durumdur. Kimi zaman aşırı sıcaktan ya da yorucu fiziksel aktivitelerden sonra, kimi zaman da hastalık, heyecan, korku ya da aşırı stresli durumlarda vücut terler. Az ya da hiç terlememek, vücut sağlığı için iyi olmadığı gibi aşırı terleme (hiperhidrozis) de iyi değildir. Özellikle koltuk altı bölgesinde gerçekleşen terleme, aşırı olursa kişinin sosyal ve özel yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, kişide psikolojik sorunlara yol açıp, özgüven eksikliğine de neden olmaktadır.

    Stres aşırı terlemeyi tetikliyor

    Tiroit bezlerinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz, ağır psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar aşırı terlemeye yol açabilmektedir. Kimi durumlarda ise altta yatan herhangi bir hastalık bulunmaz. Terleme, stres ve utanma gibi durumlarda da ortaya çıkabilir. Bu durumlarda aşırı terleme genellikle koltuk altı, avuç içi ve ayak tabanında görülmektedir.

    Terleme mantar oluşumuna yol açıyor

    Aşırı terleme, bazı sağlık problemlerine de sebep olmaktadır. Ayaklardaki aşırı terleme, kötü koku nedeniyle çevreye rahatsızlık verdiği gibi ayak ve tırnaklarda mantar gelişimine de zemin hazırlamaktadır. Eldeki terlemeler, kişilerin başkalarıyla el sıkışırken en büyük kabusu olmaktadır. Hatta bazı durumlarda el terlemesi o kadar fazladır ki alet kullanımını (yazı yazarken kalemi tutmak, araba kullanırken direksiyonu tutmak vs.) bile engelleyebilmektedir. Koltuk altı bölgesindeki aşırı terleme, çoğunlukla “kötü koku” ve görüntü kirliliği şikayetleriyle gözlemlenmektedir.

    Botoks ile terleme tedavisi

    Kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen aşırı terlemenin tedavi yöntemlerinin başında botoks gelmektedir. Botoks uygulaması, deri içerisine enjeksiyon şeklinde yapılmaktadır. İşlemden önce terleyen bölgenin genişliği, nişasta iyot testi yapılarak tespit edilmektedir. Ardından enjeksiyon yapılacak bölge, 1.5-2 cm aralıklar ile işaretlenir ve her noktaya botoks deri içerisinde enjeksiyon yolu ile uygulanır. İşlem ortalama 30 dakika sürmekte, etkisi ise ortalama 7-10 gün içerisinde hissedilmeye başlanmaktadır. İlk botoks uygulamasından 4 hafta sonra, kişilerin %82’sinde terlemede %75 oranında azalma olduğu tespit edilmiştir. Terleme sebebi ile günlük aktivitede ve sosyal hayatta sıkıntı yaşayan kişilerin, tedavi sonrası terlemenin azalması nedeni ile psikolojik olarak rahatladığı gözlemlenmektedir. Koltuk altı terleme tedavisinde botoksun önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır.

  • Deri hastalıkları ve psikiyatrik problemler

    Bugün sizlerle stres faktörlerinin, vücudun en büyük organı olan derimizde hangi şikayetlere neden olduğunu paylaşacağım. Hepimiz bir hayat telaşesi içersinde , zamana yenik düşerek savrulurken biyokimyasal olarak beynimiz çalışmaya devam ediyor. Maddi kaygılar, iş stresi, aile ve çocuk ve daha bahsedemediğim bütün koşuşturmalar sırasında vücudumuzun salgıladığı hormon ve maddeler hedef organlarımızda hasar veriyor.

    Deri hastalıkları içinde stres ile ilişkilendirilen en önemli hastalık tahmin edebileceğiniz gibi Sedef hastalığıdır. Bunun yanında saç dökülmelerinde de stresin etken olduğunu sıklıkla gözlemleriz. Alopesi Areata dediğimiz toplumumuzda saçkıran olarak adlandırılan hastalığının nedenleri arasındada psikolojik nedenler yer alır. Ürtiker yani kurdaşen, bizi en savunmasız en stresli ve üzüntülü anımızda ziyaret edebilir. Viral hastalıklardan özellikle el ve ayakta görülen siğiller halen psikosomatik etyolojisi araştırılan bir durumdur. Yine vücudumuzda görülen pitriazis rose (gül hastalığı), liken gibi hastalıklarda tetikleyici faktör olarak hastanın psikosomatik durumu mutlak değerlendirilmelidir.

    Halkımız çok net görür ve söyler; ‘’Bu dert onu bitirdi’’ cümlesi neredeyse deyimleşmiştir. Özellikle, içine kapanık, içindekileri dışa yansıtamayan kişilerde hastalığın birincil sebebi olmasa bile ataklar halinde devam etmesinde, artmasında en önemli nedenlerden biri olduğunu düşünenlerdenim. Bu sebeple hastalarıma sadece cildiye uzmanı olarak değil, terapist gibi yaklaşırım. Küçük bir çocuğun gözündeki endişe, bazen anne babasının ilgisizliği, bazen okulda bir arkadaşı yada öğretmeniyle olan iletişimsizlik, yeni bir kardeş olması, kardeşlere ebebeynlerin ayrıcalığıyla kronik bir hastalığa dönüşüverir. Bazen de hastalığın tekrar etmesi ve uzun sürmesi kişiyi kısır bir döngüye sokarak neden, sonuç olabilir.

    Hastalarımla özellikle paylaştığım bir şeyi burada sizlerle de paylaşmak isterim. Deri hastalıkları vitrinde en önde görülen, dikkat çeken, ‘’ah bak ne olmuş dedirttiren ‘’ hastalıklardır. Ama bana göre yukarıda da adını saydığım bir çok hastalıkta vücudun stres gerilimini azaltan esnek bir organdır deri. Tabiki görülmesi sizi rahatsız eder, ama bu dışa vurum olmasa, vücudumuzun görünmeyen organlarında tahribatlar verse ve hızla ilerlese daha mı iyi olur???

    Bir diğer problem de deri hastalıklarının, görünüm ve vücut algısı düşünüldüğünde, hastalığa verilen duygusal tepkilerdir. Deri hastalığı olan kişiler, bu sorun yüzünden daha fazla alkol ve sigara kullanılabilirler. Depresyonla sonuçlanan vakalar sıktır. Yatan ve ayaktan tedavi edilen deri hastalarının psikiyatrik bozukluk prevalansı, genel popülasyondan yüksektir. Özellikle el-ayak ekzaması, erişkin tip atopik ekzama ve seboreik dermatitte bu psikolojik faktörler daha ön plandadır.

    Dermatologlar sıkıntı ve önemli yaşam olaylarının inflamatuar deri hastalığını kötüleştirdiğini bilirler. Bu nedenle ki bize başvuran hastalar, daha önce hekim görmüştü, bunu stres sıkıntı tetikler dedi derler. Literatürde Alopesi areata (saç kıran), idiyopatik ürtiker (kurdeşen), aftlar, rosasea, nörodermatit gibi hastalıkların depresif bulgularla beraber görüldüğü bildirilmiştir.

    Hastalarda genellikle hastalığın sebebi ve sonucu birbirine karışır. Burada biz hekimlere düşen en önemli görev, neden sonuç ilişkisini dikkatle araştırmaktır. Bazı hastalıklar depresyon ve anksiyete bozukluğu zemininde oluşabildiği gibi, bazı hastalıkların uzun sürmesi, görsel rahatsızlık sonuç olarak depresyona neden olabilir.

    Bazende deri bulguları, lezyonların yeri ile sembolleştirilir. Kocasının kendisine ilgisi azalmış bir bayanda selülit, empotansı olan bir erkekte peniste döküntü, cinsel tacize uğrayan bir ergenin kalçalarında kaşıntı yaşanan stresi lokalize edebilir.

    Bazı deri hastalıklarında ise birincil hastalık gerçekten psikiyatrik hastalıktır. Hasta bu deri bulgularını fazlasıyla abartır. Fiziksel bir belirti olmasa bile vücut algısı bozulmuş olabilir. Bazen de kaşıntılı lezyonu, yada saç dökülmesini kendisi oluşturmuş olabilir. Artefakt dermatiti, parazitoz delüzyonu, dismorfofobi bu hastalıklardan bazılarıdır.

    Hastalar kadar biz hekimler de bakış açımızı değiştirdiğimizde, bu hastalıkların daha kolay tedavi edilebildiğini göreceğimize inanıyorum. Bu hastalıkların nedenleri ve sonuçları arasında mutlak birçok sebep var ancak bu sebep hem hekimlerce hem hastalarca en fazla göz ardı edilen sebep. Her insan kendi içindeki Dünyayı yaşar. Bizler dışarıdan bazen izleyici, bazen misafir olabiliriz. Müdahil olduğumuz durumlarda hep pozitif bakarak zorlukların üzerinden gelmeliyiz. Gerektiğinde profesyonel olarak psikiyatri uzmanlarından da destek alarak, içinde bulunduğumuz kaosun önce farkına vararak, sonra bu durumdan çıkabilmek için mücadelemizi vermeliyiz.

  • HPV Nedir?

    HPV Nedir?

    HPV, Humon Papilloma Virus’unun kısaltmasıdır.HPV (papilloma virus umano)

    HPV virüsünün 190’dan fazla tipi tanımlanmıştır.

    Bazı HPV tipleri genital siğillere neden olabilirken bazıları kansere neden olabilmektedir.

    Özellikle de rahim ağzı (servikal ) kanserlerine.

    Son yıllarda özellikle yaygın tiplerine karşı AŞI geliştirilmiştir.

    HPV NASIL BULAŞIR

    HPV yakın cilt teması ve cinsel ilişki ile bulaşmaktadır.

    Dünyada en yaygın cinsel yolla bulaşan hastalıktır.

    Cinsel yaşamı olan herkes bu hastalık yönünden risk taşır.

    HPV NE GİBİ ŞİKAYETLERE YOL AÇAR

    Çoğu zaman HPV enfeksiyonu bulaşmış kişilerde hiçbir şikayete neden olmadan kendiliğinden iyileşmekte ve geçmektedir.

    Ancak bazı kişilerde kendiliğinden iyileşme olmaz ve genital siğil ve kansere kadar giden sağlık sorunları yaratabilir.

    GENİTAL SİĞİLLER

    Genellikle genital bölgedeki küçük bir siğille başlayıp kısa zamanda yayılır ve siğiller büyür. Jinekolojik muayenede kolayca teşhis edilebilirler.

    SERVİKAL KANSER (RAHİM AGZI KANSERİ)

    Başlangıç halindeyken şikayetlere neden olmaz.
    Ancak ileri dönemlerde ciddi şikayetlere neden olur ve tedavisi giderek zorlaşır.

    Bu nedenle kadınların yıllık olarak düzenli jinekolojik muayene olmaları ve

    pap-smear testi ile servikal kanser yönünden taranmaları önemlidir.

    Pap-smear testi ile erken dönemdeki lezyonlar yakalanıp daha kansere ilerlemeden başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler.

    HPV’nin neden olduğu diğer kanserler; Vulva kanseri, vajina kanseri, penis kanseri, anüs kanseri, orofaringeal kanser.

    HPV ile kanser ilişkisi artık çok net tanımlanmıştır.

    Kanser gelişimi hemen değil virus alındıktan yıllar içinde olmaktadır.

    Ayrıca HPV’nin sadece belirli tipleri kansere neden olmakta bazı tipleri ise sadece genital siğillere neden olmaktadır.

    Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde virüsün hastalık yapma şansı artar.

    HPV TARAMASINDA HANGİ TESTLER YAPILMALI?

    En sık uygulanan test pap-smear testidir.

    Cinsel yönden aktif kadınların her yıl düzenli olarak smear testi yaptırmaları gerekmektedir.

    Bunun yanısıra HPV-DNA testi ile HPV tiplendirme testi de yaptırılarak HPV’nin varlığı ve tipi tayin edilebilir.

    Özellikle bazı tipte HPV’lerin kansere neden olduğu saptandığı için bu tipler saptandığında hasta daha yakından incelenip kanser yönünden araştırılır.

    HPV NASIL TEDAVİ EDİLİR

    HPV’nin kendisini vucuttan tedavi ile temizlemek mümkün değildir.

    Ancak HPV’nin neden olduğu hastalıklar ( siğil, servikal lezyonlar, kanserler) tedavi edilebilir.

    Ayrıca son yıllarda kullanıma sunulmuş HPV aşısı da büyük oranda HPV’den korunma sağlar.

    ÇOCUKLARA HPV AŞISI YAPILMALI MI?

    Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon insan güncel olarak bu virus ile infektedir (yani 4 kişiden biri).

    Bu kadar yaygın bir virüsten korunmak için aşılanmak uygungörülmektedir.

    NE ZAMAN AŞI YAPTIRALIM?

    Hem erkek hem kız çocuklarının 11-12 yaşlarında aşılanmaları önerilmektedir.

    Ancak daha ileri yaşlarda da yapılabilir.

    Aşı 3 doz halinde yapılır. 1. dozdan 1 ay sonra 2. doz ve 2.dozdan 6 ay sonra 3.doz yapılır.

    Aşının güvenirliliği yapılan çalışmalarda onaylanmıştır.

  • Saç dökülmesi ve tedavisi

    Saç dökülmesi ve tedavisi

    SAÇ DÖKÜLMESİ
    Farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen saç dökülmesi hem kadınlarda hem de erkeklerde ciddi psiko-sosyal problemleri beraberinde getiriyor. Doğru teşhis edildiğinde saç dökülmesini önlemek mümkün.
    Kişinin elini saçına her götürdüğünde elinde saçların kalması ve sabahları yastığında saç bulması saç dökülmesi hastalığının belirtisidir. Buna rağmen günde 50-100 adet saç teli dökülmesinin normal olduğuda bilinmelidir. Ancak pratikte bunun sayılması güçlük çıkartabilir. Esasında kişi önemli oranda saç dökülmesinin olup olmadığını basit bir testle ölçebilir. Üç gün yıkanmamış saçı; işaret ve orta parmak arasına sıkıştırılacak. Bir tutam saç uç bölgeye kadar sıyırılacak. 5 saç telinden fazlasının elimizde kalması dökülmenin önemli olduğunu gösterir.
    Sağlıklı bir insanda saç dökülmeleri 2 aya kadar sürebilmektedir. Yılda 3 kez tekrarlanan saç dökülme süresinin 2 ayı aşması ise bazı ciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi uzman yardımı alınmasını gerektirebilir. Saç dökülmesi genellikle tetikleyici faktörden 3-4 ay sonra başlamakta ve bu faktörler tedavi edildikten 6-12 ay sonra normale dönebilmektedir.
    Saç dökülme nedenleri nelerdir?
    Mevsimsel değişiklikler, stres, demir eksikliği ve hormon bozuklukları saç dökülmesinin nedenlerinden yalnızca birkaçıdır. Ancak saç dökülmelerinin kaynağında ciddi hastalıklar da yatabilmektedir.
    Fiziksel stres: Fiziksel travma, ameliyat, kaza ya da ciddi bir hastalık, geçici olarak saç dökülmesine neden olabilir. Saçın 3 evreden oluşan bir yaşam döngüsü vardır. Saç uzar, bekler ve ardından dökülür. Fiziksel stres sonucu bu döngü bozulabilir ve daha çok saç teli dökülme evresine doğru itilir. Fiziksel travmadan sonra 3 ila 6 ay içerisinde saç dökülmesi belirgin bir şekilde fark edilebilir.

    Duygusal stres: Fiziksel strese kıyasla duygusal stres nedeniyle saç dökülmesine daha az rastlanır. Ölümler, boşanma, iflas benzeri duygusal anlamda kişileri zorlayan dönemlerde, eğer saçlarınız dökülmeye yatkınsa stres bu süreci hızlandırabilir.

    Tiroid bezi hastalıkları:Tiroid bezinin az veya çok çalışması durumunda yaygın saç kaybı görülebilmektedir.
    Anemi: Demir eksikliğinden kaynaklanan anemi (kansızlık) aslında çok kolay bir şekilde düzeltilebilecek bir saç dökülme nedenidir. Kansızlığın halsizlik, baş ağrısı, soluk cilt rengi ve el ile ayaklarda soğukluk gibi başka belirtileri de vardır.
    Doğum: Az önce sözünü ettiğimiz fiziksel strese bir örnek de hamileliktir ve doğumdur. Bu süreçte ayrıca hormonal faktörler de devreye girer. Doğumda 2-3 ay sonra ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman tedavi gerektirmeden kendiliğinden iyileşir.
    Protein eksikliği: Eğer protein yönünden eksik besleniliyorsa, vücut kendisine gereken proteinden tasarruf etmek için saç uzamasını kesecektir.

    Ani kilo kaybı: Ani kilo kaybı da vücut için bir tür fiziksel travmadır. Kilo kaybetmeniz sağlığınız açısından yararlı olsa bile ani şekilde kilo vermek saç dökülmesine neden olabilir.
    – ilaçlar: Bazı kan inceltici ilaçlar, kalp hastalıkları, kanser, tansiyon ve romatizmal hastalıklar için kullanılan ilaçlar , bazı sivilce ilaçları ve antidepresanlarda yan etkilerden biri de saç dökülmesidir. Bu türdeki ilaçların hepsinde bu yan etki olmadığı gibi, burada sayılmayan başka tür ilaçlar da saç dökülmesi yapabilir. Sürekli kullandığınız ilacın saç dökülmesine neden olup olmadığını doktorunuzla görüşebilirsiniz.
    Çinko, B12 ve D vitamini eksikliği:Çinko,bakır, biotin, B12 vitamini, folik asit, eksikliği ve D vitamini eksikliği de saç dökülmesine neden olmaktadır.
    Polikistik over sendromu: Polikistik over sendromunda kadınlık ve erkeklik hormonlarında bir dengesizlik söz konusudur. Androjen hormonunun fazlası yumurtalık kistlerine, kilo kaybına, regl döngüsünde değişikliklere ve saçların zayıflamasına neden olabilir.
    Androgenetik saç dökülmesi(AGA):Saç kaybının en önemli nedeni AGA’dir. Erkek ve kadınlarda tepe bölgesinde saç kayı ile
    seyreder. AGA terimi, genetik bir yatkınlık ile androjenlerin varlığını ifade ederHer iki cinste de başlangıç ergenlik sonrasında
    herhangi bir zamanda oluşabilir. Genellikle başlangıç 30 ve 40. yaşlardır. Klinik olarak erkeklerde 17 yaş, kadınlarda 25-30 yaşlarında farkedilir.
    Saç Dökülme Tedavisi:
    Yapılacak muayene ve tetkik sonucunda bir hastalık tespit edilirse (hipotiroidi, polikistik over gibi) bu hastalığın tedavi edilmesi saç dökülme sorununu çözecektir. Yine demir, B12 gibi ücutta bir eksiklik görülürse bunun giderilmesi sorunu çözecektir. Herhangi bir hastalık veya eksiklik tespit edilmediği durumlarda ise finasterid, minoxidil, d-panthenol gibi ilaçlarla sorun ortadan kaldırılmaya çalışılır.
    Ayrıca saç dökülmesi tedavisindede özel rolü rolü olan diğer 2 tedavi seçeneği saç mezoterapisi ve PRP (Platelet rich plazma) tedavisidir.
    Mezoterapi uygulaması saç besleyici ve geliştirici özelliği olan, aminoasit, vitamin, mineral gibi bileşenlerden oluşan kokteylerin ince uçlu özel iğneler ile tabanca veya manuel olarak saç derisine uygulanması şeklindedir.
    PRP tedavisi ise son zamanlarda geliştirilmiş bir tedavi seçeneğidir. PRP kişinin kendi kanının özel bir cihazla ayrıştırılması sonucu elde edilen trombositten zengin plazmadır. Cilt gençleştirme, sivilce izlerinin giderilmesi, cilt lekesi gibi dermatolojik durumların yanısıra saç dökülmesinde de başarıyla uygulanmaktadır. Hazırlanmış olan materyal mezoterapi tekniği ile hastanın saç derisine uygulanmaktadır.
    Sonuç olara saç dökülmesi önlenebilen bir süreçtir. 2 aydan fazla süre devam eden saç dökülmesinde dermatoloji uzmanına müraacat etmek önem arzetmektedir.

  • Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

    Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

    Vajinismusun kesin teşhisinde öncelikle jinekolojik değerlendirme yapıyorum. Jinekolojik muayene masasında yapılır, son derece kolay ve ağrısızdır. Değerlendirmede herhangi bir vajinal alet kullanmıyorum. Dış genital organların yapısını değerlendiriyorum. Vajina, kızlık zarı yapısı ve dış genital bölgede enfeksiyon bulgusu veya anatomik herhangi bir bozukluk varmı değerlendiriyorum.  
    Bu değerlendirmenin bir amacı da vajinismusun derecesini saptamış oluyorum. Bu ilk muayenenin rahat geçmesi ile hastalarımda doğal bir rahatlama oluyor. Jinekolojik muayenenin rahat olduğu ve iletişimin ne kadar rahatlatıcı olduğunu fark eden hastalarım tedavinin de ilk adımını atmış oluyor.
    İlk muayene esnasında hastalarıma bunlarla ilgili ayrıntılı bilgi veriyorum ve tedavi süreci, sıklığı hangi yöntemlerin kullanılacağı ve muhtemel süreç hakkında bilgilendirme yapıyorum . Muhtemelen de 3-6 seansda sonuca varmaktayız.  
     
     
    En sık belirti cinsel ilişkiye hiç girememe, korku ile kendini bilinçsiz şekilde kasma
    İlişkide bacakları yeterince açamama, kendini geri çekme ve sonunda bacakları kapatıp eşi iterek ilişkiyi bitirme
    Her pozisyonlarda değil, yalnızca birkaç pozisyonda ve oldukça çekinerek ilişkinin gerçekleşmesi
    Ağrılı ilişkiye girme, ilişkide yoğun ağrı
    İlişkide penisin vajina içine tam olarak değil de yarım olarak girmesi
    Vajina içine fitil ve tampon yerleştirememe, parmak sokamama
    Jinekolojik muayene olamama, vajinal ultrasona girememe, smear testi yaptıramama
    Cinsellikle ilgili konularda konuşmaktan veya dinlemekten bile kaçınma
     
    Vajinismus Nedenleri
     
    Vajinismusun en sık nedenleri psikolojik kaygılardır. Kaygılarını yenemeyen hastalarımın bunu kolayda paylaşamadıkları için depresyona dahi girerler. Bu sorunun sadece kendilerine has olduğunu düşünüp problemleri olduğundan büyük görürler. Bilinçaltı kaygılar vajinusmusun %90 nedenini oluşturur. Geriye kalan %10 neden ise genital alanın yapısal veya enfeksiyona bağlı problemleri ve erkeğe ait nedenlerdir.
     
    Psikolojik Vajinismus Nedenleri
    Yapısal (Organik) Vajinismus Nedenleri
    Erkek Eşe Bağlı Eşlik Eden Nedenler

     
    Hastalar vajinusmus problemini kolay paylaşamaz.
    Herşeyden önce tahmin etmedikleri bir problemdir. Karşılarına çıkınca da ne yapacaklarını bilemezler ve anlatmaya da utanırlar. Fakat yaygın bir problemdir. Heryüz kadından 10-12 sinde bu problem vardır . Erken dönemde iyi terapist yardımı ile bu sorun kolaylıkla çözülür.
     
    Vajinismus Problemi Ailelerle veya Başkalarıyla Paylaşılmalı mı?

     
    Vajinismus problemiyle karşı karşıya kalan çiftlerin aileleri olgun kültür düzeyinde ve anlayışlı kişilerden oluşuyorsa çiftler manevi destek almak amacıyla bu sorunlarını aileleriyle paylaşabilir. Bunu kararını terapistleri ile vermeleri yerinde olacaktır.

  • JİNEKOLOJİ

    JİNEKOLOJİ

    Over Kistleri:

    Kadınlarda yumurtlamanın başlaması ile birlikte en sık görülen problemlerden birisi de Yumurtalık kistleridir.Bunlar çoğunlukla tesadüfen ultrason esnasında saptanır ancak hastayı endişelendirebilir.Oysa ki bu kistlerin büyük çoğunluğu zararsız olup basit tedaviler ile geriler.Ultrason yapıp bazı tetkikler isteyerek bu kistlerin zararsız olduğunu tespit ettikten sonra hastalarımızın kaygılarını giderip onları tedavi edebiliriz.

    Myomlar:

    Kadınlarda sık gördüğümüz diğer bir hastalık da miyomlardır.Miyomlar değişik büyüklüklerde ve değişik yerlerde karşımıza çıkabilir.Rahimin dış zarında orta katmanında veya iç zarında görülebilir.Büyüklüğüne ve yerleşim yerlerine göre değişik şikayetlere neden olabilir.Düzensiz vajinal kanamalar,kasık-bel ağrısı,adet kanamasının uzun sürmesi bunlardan bazılarıdır.Miyomlar takibe alınır,incelenir ve hastada oluşturduğu şikayetlere göre tedaviler belirlenir.Bazı durumlarda hastanın ameliyat olması en uyun çözüm olur.Genç hastalarda sadece miyomun alınıp rahimin bırakıldığı miyomektomi yapılırken daha yaşlı kişilerde miyom rahim ile birlikte komple alınabilir.Buna da histerektomi denir.

    Ancak çoğu hastada ameliyata gerek kalmadan basit tıbbi tedaviler ile bu sorunun üstesinden gelinebilir.

    Enfeksiyonlar:

    Kadınlarda en sık gördüğümüz sorunlardan biridir.Vajina,rahimağzı,rahim zarında,tüplerde ve yumurtalıklarda görülebilir.Enfeksiyonun yerine ve etkenin türüne göre değişik şikayetler yapar.Jinekolojik bir muayene ile tanı konur ve uygun ilaçlar ile tedavi edilir.

    Ancak ihmal edilen enfeksiyonların önemli bir infertilite nedeni olabilceği de unutulmamalıdır.

    Adet düzensizlikleri;

    Kadınlardaki adet düzeni birçok faktörden kolayca etkilenebilir.Hormonal nedenler,over Kistleri, miyomlar, enfeksiyonlar adet düzensizliğine neden olabileceği gibi stres ,yorgunluk,mevsimsel geçişler ,üzüntüler gibi faktörler de adet düzensizliği yapabilir.

    Muayene sonrası istenen bazı tetkikler bizi neden konusunda aydınlatır ve uygun tedaviler ile bu durum çözülür.

    Çikolata kistlari;

    Yumurtalıklarda oluşan içi yoğun bir sıvı ile dolu kistlerdir.adet sancısı,ilşki esnasında sancı,kasık ağrısı,adet düzensizlikleri gibi şikayetlere neden olurlar.

    Ultrason ile tanısı konulduktan sonra ilaç veya cerrahi ile tedavi edilir.