Etiket: Neden

  • Çocuklarımızı anlamanın yolu…

    Çocuklarımızı anlamanın yolu…

    Ailelerin sordukları soruların başında, ‘neden böyle davranıyor, çocuklarımızı nasıl anlarız’ gelir. Aslında temel psikolojik gerçekleri bilmek, doğru iletişimi kurmak için şarttır.

    ‘ÇOCUĞUNUZ İLE İYİ İLETİŞİM KURMANIN TEMEL KOŞULU BİLGİDİR’

    Hepimiz yaşadığımız olayları kendi zihinsel merceğimizin arkasından görürüz. Bu merceğin gerçeği kırma derecesi, kişiden kişiye değişir. Gözlük kullanan birisisinin belli bir süre sonra taktığını unutması gibi bizler de olaylar karşısındaki düşüncelerimizin bize ait yorumlar olduğunu, taraflı olduğunu unuturuz. Bu gerçeği unutmak, özellikle ailelerin çocukları ile iletişimde ciddi sorunlara ve neden olur.

    Örneğin çocuğumuzun okulda başarısı düşer, okula gitmek konusunda isteksizleşir ise genellikle anne babalar okulda ne olduğuyla ilgili kısa bir soruşturma yaparlar. Çocuktan ya da öğretmenden somut bir neden çıkmaz ise suçlu bulunur. Suçlu tembelliktir (ailenin merceğide). Çocukları derslerden bıkmıştır, onda okuyacak göz yoktur. Aslında olan biten çocuğun dünyasında neler olduğunun, neden böyle bir tepki verdiğinin, nasıl hissettiğini iyice analiz etmeden aceleci davranmak ve olumsuz etiketlemektir. Bazen bu tip bir isteksizliğin altından korktuğu için anne ve babaya söylenemeyen travmalar, bazen öğrenme sorunları bazen ise kaygılar çıkar. Sadece çocuklarının tepkilerine bakarak hızlı çıkarımlar yapmak birçok sorunu beraberinde getirir.

    GÖRÜNENİN ÖTESİN DE BAZI NEDENLER OLABİLECEĞİNİ UNUTMAMALIYIZ

    O yüzden çocuklarımızın dünyasına olumlu bir ilgili ile yaklaşmak, onların duygularına eşlik etmek ve iletişim becerilerimizi geliştirmek gerekir. Ben yapılması gerekeni ‘kulakları açmak, ağızları kapamak’ şeklinde özetliyorum. Çocuklarımızı ve birbirimizi iyi anlayabilmek dileğiyle. Kalın sağlıcakla…

  • Çocuğum kaygılandığında nasıl tepki vermeliyim?

    Çocuğum kaygılandığında nasıl tepki vermeliyim?

    Çocuğum kaygılandığın da nasıl tepki vermeliyim?

    Kaygı hepimizin zaman zaman yaşadığı temel bir duygudur. Bizi tehlikelere karşı harekete geçirir.Bazı bireyler bu duyguyu daha yoğun ve yaşam kalitesini etkileyecek şekilde yaşarlar.

    Kaygı bozukluğu nedenleri arasında genetik neden de vardır.

    Yapılan araştırmalar kaygı bozukluklarının çocuklukta başladığını ve oluşum sürecinde genetiğin (biyolojik) ve anne baba davranışlarının (çevre) etkili olduğunu göstermiştir.

    Çocuk çevresindeki olayların olumsuz sonuçlarına aşırı odaklıdır.

    Kaygılı, endişeli çocuklar çevrelerindeki olaylara karşı aşırı hassastırlar. Karşılaştıkları sorunların olumsuz sonuçlanmasından, kötü şeyler yaşanmasından gereğinden fazla endişe duyarlar.

    Kaçınma davranışları kaygıları besler..

    Eğer aileler çocuklarının duygu yoğunluğunu fark edemezlerse, sorun karşısında çözüm üretmek yerine ondan uzak durmasını isteyebilirler. Bu şekilde aileler koruma iç güdüsü ile davrandığında bir taraftan çocuklarının öğrenme fırsatlarını elinden alırken bir taraftan da kaygının sürmesine neden olan kaçınmayı pekiştirirler. Örneğin parkta arkadaşlarının ona güldüğünü düşünen ve bu durumdan dolayı kendini dışlanmış hisseden bir çocuk ve aile hayal edelim.

    Eğer aile çocuklarına hemen uzak durmasını ve parka gitmemesini isterse aceleci ve zararlı (kaygıyı arttıran) bir çözüm önermiş olur.

    İlk adım onun duygusunu kaygısını ANLAMAKTIR..

    Onun yerine ne hissettiğine iyice kulak vermek, yaşadığı duyguya eşlik etmekle (empatik tutum) başlanmalıdır. Dışlanmasına neden olan olayı ve bu durum karşısındaki yorumunu (dışlanıyorum) test etmesini istemek ikinci adım olmalıdır. Zaten kaygısını anlatmış çocuk sakinleştikçe daha gerçekçi düşünebilecektir. Bu durumda arkadaşları ile tekrar oynamayı ve aynı şeylerin yaşayıp yaşamayacağını test etmesini istemek çocuğa öğrenme fırsatı sunacaktır. Unutmayın kaygı kaçındıkça artan bir duygudur. Çocuklarımızın kaygıyla yüzleşmesini, bu duygunun nedenlerini değerlendirmeyi öğretmek ailelerin temel görevlerindendir.

    Kalın sağlıcakla.

  • Çocuklarımızı nasıl gerçek kahramanlara dönüştürebiliriz?

    Çocuklarımızı nasıl gerçek kahramanlara dönüştürebiliriz?

    Çocuklarımız günümüz koşulların da maalesef anne babalarından çok televizyonun ve bilgisayarın başında vakit geçiriyor. Bu sürede onlara ilham veren, özdeşim kurdukları karakterin bir grubu olumsuz, vuran, kıran ve zarar veren figürler. Bu karakterlerin onların dünyasında yaratacağı olumsuz özdeşim aşikar ve aileler bu durumu fark ettiklerinde çoğunlukla tedbirler alıyorlar.

    Olumlu figürlerin bir etkisi var mı?

    Peki ya olumlu gibi gözüken süper kahramanların çocuğumuza etkisi ne kadar oluyor acaba? Bu süper kahramanlar, süper güçlerini kullanarak insanları kurtarıyor ve problemleri çözüyorlar. Çocuklarımızın hayal güçleri gelişiyor ve çok keyif alıyorlar belki ama gerçek dünyada uygulayabilecekleri, kazandıkları geride ne kalıyor?

    Çocuklarımızın sadece keyif alması yeterli mi?

    Ben de yapabilirim duygusu ile harekete geçiyorlar mı yoksa sadece kısa süreli haz odaklı etkiler mi oluşuyor üzerilerinde. Neden umut dolu hikayeleri izlemiyorlar. Neden bilge insanların bu bilgeliklerine ulaşırken aldıkları dersleri okumuyorlar. Neden bireysel düşünmeyip adım atan, meydan okuyan cesur insanları dinleyemiyorlar. Neden atılan küçük adımların fark yaratabileceğini hissedemiyorlar. Neden sıradan insanların dünyayı değiştiren şeyler yapabildiklerini görmüyor çocuklarımız.

    Çocuklarımız gerçek yaşamdan ilham almalılar…

    Doğru kahramanlar onların güçsüz taraflarına değil güçlü taraflarına odaklanmalarını sağlayabilirler. Sahip olduklarının çok şey yapabilmek için yeterli olduğunu gösterebilir çocuklarımıza. Korkan yapamayacaklarını düşünen değil baş eden, meydan okuyan çocuklar olmalarını kolaylaştırabilir bu örnekler. Sadece anlık mutluluğun değil başarının uzun süreli hazzını yaşayabilir çocuklarımız. Neden geçmişteki insanlık tarihi örneklerinden ilham alıp, ben de yapabilirim deyip, geleceğe umutla kanat çırpmasınlar. Dünyayı değiştiren bireyler neden sizin ailenizden çıkmasın. İlla süper güçler mi gerekir yaşamda iz bırakmak için…

    Benim iki gerçek kahramanım Atatürk’e ve babama sevgilerimle. Dünyayı değiştirebilcekleri umudunu taşıyan çocukların yetiştirmesi dileği ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun…

  • Çocuklarda solunum sistemi hastalıkları

    Çocuklarda solunum sistemi hastalıkları

    Her yıl birçok bebek ve büyük çocuk pek çok sayıda hafif derecede solunum sistemi infeksiyonu geçirir.

    Üst solunum sistemi burun, ağız, sinusler ve boğaz bölümlerini içerir. Burun akıntısı ve tıkanıklığı çocukların hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Diğer semptomlar:

    Ağızdan nefes alma nedeniyle ağızın açık olması

    Huzursuzluk,halsizlik

    Özellikle yattığı zaman görülen öksürük

    Ani çıkan ateş olarak sayılabilir.

    Alt solunum sistemi ise akciğerler ve bronşları içerir. Üst solunum sistemine göre daha ciddi şikayetlere yol açabilir. En sık görülen semptomlar:

    Gece ve gündüz devam eden öksürük

    Yüksek ateş

    Huzursuzluk,halsizlik

    Hırıltılı nefes alıp verme

    Solunum sıkıntısı nedeniyle karın kasları, burun kanatlarında görülebilen çekilmeler

    Hızlı nefes alıp verme

    Solunum sistemi hastalıklarının pekçok nedeni olabilir. Üst solunum sistemi için en sık neden viral infeksiyonlardır. Boğaz ağrısı, nezle, krup, influenza ( grip ) en sık görülen viral infeksiyonlardır ve genellikle 4 – 10 gün içerisinde düzelirler.

    Evde destek tedavisi genellikle yeterli olur, antibiyotik kullanımının bir faydası olmaz.

    Viral alt solunum yolu infeksiyonları da genellikle hafif seyreder. Bronşiolitler bu duruma örnek gösterilebilir. Bebeklerin % 10’ unda özellikle RSV virusüne bağlı gelişmişlerse ağır seyredebilir.

    Üst solunum yollarındaki bakteriyel infeksiyonların görülme bölgesi sinüsler ve boğazdır.

    Bakteriyel pnömoniler ise viral bir infeksiyonu izleyebileceği gibi , alt solunum yolu infeksiyonunun ilk göstergesi de olabilir. Bebek ve küçük çocuklarda hızlı nefes alıp verme , hareketlerde azalma, iştahsızlığa neden olabilir. Antibiyotikler, bakteriyel infeksiyonlara karşı etkili olabilir.

    Allerjiler de solunum sistemi hastalıklarının önemli bir nedenidir.

    Temiz, beyaz burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burunda kaşıntı

    Kırmızı – sulanmış gözler, göz altlarında koyu renkli halkalar

    Huzursuzluk önemli semptomlardandır.

    Bebekler ve küçük çocuklar astım olmayabilirler. Ancak yaşla birlikte astım tanısı konulma sıklığı artar.

    Bebek ve küçük çocuklarda kuru ökürük tek belirtisi olabilir.

    Astım kötüleşir, tedavi edilmezse geceleri veya egzersizle belirginleşen hırıltı ve solunum sıkıntısı görülebilir.

    Astım, allerjiler, infeksiyonların yanı sıra aşağıdaki nedenler de solunum sistemi şikayetlerine yol açabilir:

    Sigara dumanına maruz kalmak. Doğum öncesi dönemde bile sigarayla karşılaşmak, çocuklardaki astım ve solunum sistemi şikayetlerini artırmaktadır.

    Yabancı cisim aspirasyonu

    Kistik fibroz gibi genetik, doğuştan sahip olunan hastalıklar

    Üç yaş ve altı küçük çocuklar , büyük çocuklara göre daha sık hasta olur ve daha sık solunum sistemi hastalıklarına sahip olurlar. Bu nedenle daha yakından takip edilmeleri gerekmektedirler.

  • Çocuklarda öksürük

    Öksürük vücudun bir savunma mekanizması ve hava yollarını temizleyen bir reflekstir. Öksürük ile solunum yollarına giren mikrop, toz ve yabancı cisimler atılarak solunum yolları temizlenmeye çalışılmaktadır.

    Çocuklarda hastalık olmaksızın da öksürük görülebilir. Yapılan çalışmalarda çocuklarda çeşitli nedenlere bağlı olarak günde 5-10 kez öksürdüğü saptanmıştır.
    Erişkinlerin aksine; çocuklar ve bebeklerde balgam çıkarmak zordur. Bu zorluk yaş küçüldükçe artar ve hatta küçük bebekler öksürmede zorlanırlar. Öksürük eğer balgamlı ise yaş öksürük, balgamsız ise kuru öksürük olarak tanımlanır.
    Süresine göre öksürük tanımlandığında üç grupta incelenir.
    Akut
    Uzamış
    Kronik öksürük

    Eğer öksürük 2 hafta sürerse akut ,
    2-4 hafta sürerse uzamış,
    4 haftadan daha uzun süren öksürükler kronik olarak tanımlanmaktadır.
    Öksürüğe yol açan nedenler nelerdir?
    – Solunum ve akciğer enfeksiyonları
    Bu grup hastalıklar içinde; krup, boğmaca, sinüzit, zatürre ve bronşiolit başlıcalarını teşkil eder.
    – Hava yollarındaki yabancı cisimler
    – Solunum yolları yetersiz doğan bebekler
    – Reflüsü olan bebek ve çocuklar
    – Tüberkülozlu hastalar
    – Astımlı hastalar
    – Öksürüğü alışkanlık haline getiren çocuklar.

    Akut öksürükler genellikle viral enfeksiyonlarda görülür. Ani başlayan öksürükte yabancı cisim düşünülmelidir. Bakteriyel enfeksiyonlarda öksürük başlangıçta kuru, daha sonra balgamlı öksürüktür.
    Öksürüğü olan bir hastada nedeni saptamak önemlidir. Hastayı muayene eden doktorun muayene bulgularının yanısıra laboratuar bulguları da nedeni saptamada yardımcıdır.
    Öksürüğü olan bir çocuk ne zaman doktora başvurmalıdır?
    – Eğer bebek üç aylıktan küçükse,
    – Solunum sıkıntısı var, solunum sayısı artmış ise,
    – Ateşi var. Öksürük sert ve sonrasında kusuyorsa,
    – Sarı, yeşil ve kanlı balgam çıkarıyorsa,
    – Hasta bir süredir bir şey yeme ve içmeyi reddediyorsa,
    – Öksürük devamlı bir hal almış ve azalma görülmüyorsa doktora başvurmalıdır.

    Tedavide öksürük kesici ilaçlar kullanılmaz. Balgam sökücü preparatlardan faydalanılabilir. Hastanın sıvı alması önemlidir. Bitki çayları ve ıhlamur balgam sökücü olarak kullanılabilir. Öksürüğe neden olan viral enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Öksürük nedeninin bakteriyel veya viral olup olmadığını saptamak önemlidir. Çoğu zaman bu ayırım kolay olmamakta, ancak detaylı laboratuar incelemeleri ile mümkün olmaktadır.

    Sonuç olarak;
    – Öksürük vücudumuzun bir korunma mekanizmasıdır.
    – Bebek ve çocuklarda kesinlikle öksürük kesici reçetesiz satılan ilaçlar kullanılmamalıdır.
    – Öksürük tedavisinde antibiyotiklerin kullanımına doktorun karar vermesi gerektiği önemlidir.
    – Öksürüğün, ciddi bir hastalığın habercisi olabileceği unutulmamalıdır.

    Prof. D Nuran GÜRSES

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Evlilikte mutlu kalmak için…

    Evlilikte mutlu kalmak için…

    Birçok evlilik mutlulukla başlar. Ancak yeryüzünde başından sonuna kadar mutlu bir evlilik

    sürdüren olmuş mudur? Olmamıştır. Olması da mümkün değildir çünkü mutluluk bir “süreç”
    değil “an”dır. Eğer sizin ya da partneriniz patolojik bir rahatsızlığı yok ise evlilikte mutlu
    “an”ların sayısını ve süresini arttırmak sizin elinizdedir.
    Bu amaç için aşağıdaki önerileri okumanızı öneririz.
    1. Kendinizden başkasını değiştiremezsiniz özellikle eşinizi.
    Birçok kişi evlenmeden önce eşi için “değiştirilecek özellikler listesi” hazırlar. Bazıları
    daha da ileri giderek öncelikler sıralaması bile yapar. İronik olan ise aynı liste kendisi
    için de yapılır. Değiştirme yanılgısına kapılan her kişi sonunda görür ki sadece
    kendisini değiştirebildiğidir. Eğer bu konuda bir şey yapmak istiyorsanız
    değiştirilecekler listenizi yırtmakla başlayın. Karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul
    etmeyecekseniz asla evlenmeyin. Bu kabul eşlerin birbirini geliştirmesi ile
    karıştırılmamalıdır.
    2. Eşinizin sizden öncede var olduğunu kabul edin
    Çiftlerin yaygın olarak yaptığı önemli hatalardan biri de sanki eşinin kendisi ile
    tanıştığı tarihte doğduğunu varsaymaktır. Bu kişiler eşinin geçmişini, ailesini ve
    çevresini kabul etmezler. Bu bir yanılgı olup önemli bir çatışma nedeni olur. Eşinizle
    mutlu olmak istiyorsanız eşinizin geçmişini özellikle de ailesini sevin. Eşinin ailesi ile
    sorunu olan kişiler “sevmek zorunda değilim ama saygı duyuyorum” der. Bir ömür
    boyu yaşamı paylaşacağınız insanın ailesine saygı duymanız yeterli olmaz. Saygı
    sadece minimum ilişki düzeyini götürebilir. Aile bağlarının kuvvetli olduğu ülkemizde
    saygı maalesef mutlu bir evlilik sürdürmeye yetmemektedir. Ancak duygular bazen
    istense de istendik yönde gelişmez. Yani isteseniz de sevemeyeceğiniz kişiler olabilir.
    Bu durumda sevmediğiniz kişi ile yaşamayı öğrenmek zorundasınız. Bu öğreti de sizi
    sorunsuz ilişki sürdürmenize neden olabilir.
    3. Sağlıklı cinselliği öğrenin
    Cinsellik sadece seksüel ilişkiden ibaret değildir. Kadın ve erkek rollerinin tanınması,
    kadın ve erkek olarak birbirlerini tanıması ve kadın-erkek arasındaki farkları kabul
    edip saygı duyması sağlıklı cinselliğin temelini oluşturur.
    4. Ebeveynlik evliliği unutturmamalıdır.
    Özellikle bizim coğrafyamızda çocuk sahibi olununca eşler unutulmaktadır. Çocuğu
    olan kadın eşini unutmakta ve tüm enerjisini çocuğuna vermektedir. Diğer taraftan
    çocukla ilgilenmek zorunda olan kadına yardımcı olmayan erkek kendisini evin dışına
    atıyor ve mutluluklar başka alanlarda aranmaya başlanıyor. Bu evlilik sürecinde
    verilmesi gereken önemli bir sınavdır. Ebeveynlik, evliliği esir almamalıdır.
    5. Bu sorunda benim rolüm ne?
    İlişkide problem olduğu zaman eşler genellikle karşı tarafı suçlama eğilimine
    girmektedir. Bu tutum problemi çözmez, tam aksine problemin artmasına neden olur.
    Gerçekten problemi çözmek istiyorsanız “bu sorunda benim rolüm nedir?”, “ben
    hangi davranışımı değiştirirsem sorunun çözümüne katkısı olur”, “ben nerelerde hata
    yapıyorum” gibi içgörünüzü geliştirecek samimi soruları kendinize sormanız
    gerekmektedir. “ben bu hatayı yapıyorum ama…” gibi başlayan kendi hatanızın
    nedenini karşı tarafta arama yanlışlığına düşmek ilişkinizin gelişmesine maalesef katkı
    sağlamayacaktır. Bu tutum ve davranışları çiftlerden her ikisinin de yapması sorunun

    çözümüne olumlu etki yapacaktır. Unutulmamalıdır ki evlilik iki kişi ile yapılan bir
    eylemdir.
    6. Neden bu kişi ile evlendim?
    Bu insanla neden evlendiniz? Evlenme nedenleriniz hala geçerliliğini koruyor mu?
    Evliliği sürdürmenizde ana neden unutulmamalıdır. Bu asıl nedeninizi alsa unutmayın
    ve sık sık asıl nedende bir sapma olup olmadığına bakın. Belli gerçekleşmelerle
    nedenler değişebilir. Özellikle çocuk olduktan sonra. Unutulmamamladır ki evlilikte
    en bağlayıcı neden birlikte mutlu olarak yaşamaktır. Zaman zaman minör değişiklikler
    olabilir, bu değişikliklerin sizin ilişkinizde olumsuzluklara neden olmasına izin
    vermeyin.
    7. Evlilikte akıl yoktur.
    Evlilikte her şeyi bir mantığa ya da kurala bağlamak ilişkiyi zorlayacaktır. Evlilik akıl
    oyunu değil istek oyunudur. Özellikle erkeklerin çok zorlandığı konular bu nedene
    dayanmaktadır. Bir çiçeğin evlilikteki önemini anlayamayan erkekler evlilik ilişkisini
    sürdürmekte zorlanacaklardır. Evlilikte her olayı doğrusal nedensellik ilkesi ile
    düşünemeyiz. Evlilik, akıl ve mantığın geçerli olduğu bilimsel bir platform değildir.
    8. Anlaşamadığınız konularda anlaşın.
    Bazı çiftlerin anlaşamadıkları ve hatta hiç anlaşamayacakları konular vardır. Bu
    konular her sofrada, her yıl dönümünde ya da her tatsız olayda gündeme getiriliyorsa
    ev cehenneme dönmüş ya da dönmek üzeredir. Belli ki bu sizin anlaşma
    sağlamayacağınız bir konu. Bu konuda anlaşamayacağınız konusunda anlaşmanız sizin
    ilişki sağlığınız için en iyi ilaç olacaktır. Bazı konularda anlaşamayacağınız konusunda
    anlaşırsanız gündeminizi boş yere doldurmazsınız. Tartışma, evlilikte gerekli olan
    adrenalin artması için iyi bir araçtır. Yeni tartışma konuları bulmak ve bu yeni konular
    üzerinde tartışmak evlilikteki heyecanı artırır bu da ilişkiye keyif katar.

  • Çocukluk çağında guatr

    Birçok hastalığın klinik bulgusu olan guatr; tiroid bezinin büyümesi olarak tanımlanır ve çocukluk döneminde de yaygın olarak görülür. Çocukluk döneminde guatr nedenleri erişkinde olduğu gibi iyot eksikliğinden, enfeksiyona ve infiltrasyona kadar uzanan geniş bir spektrum içinde yer alır. Günümüzde guatr sıklığı ülkeden ülkeye değişiklik göstermekte özellikle endemik bölgelerde çok yüksek oranlarda görülmektedir. Amerika ve Japonya’dan yapılan çalışmalarda okul çağı çocuklarında guatr sıklığının %6 olduğu bildirilmiştir. Guatrının en sık nedeni endemik bölgelerde iyot eksikliğidir. Dünya nüfusunun yaklaşık % 13’ünde guatr olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde guatr sıklığı üzerine yapılan çalışmalarda bölgelere ve iyot eksikliği düzeyine göre farklı oranlar tesbit edilmiştir. Bir çalışmada Ankara ilinde 2155 okul çağı çocuğunda muayene sonucu guatr sıklığı %35 olarak bulunmuştur. Çocukluk çağı guatr sıklığı o bölgenin endemik bölge olmasına bağlı olarak değişim gösterebilmektedir.
    Guatr, görülme sıklığına göre sporadik ve endemik, görülme yaşına göre doğumsal ve edinsel, parankimin durumuna göre diffüz ve nodüler, tiroid fonksiyonlarına göre de hipotiroidi, hipertiroidi ve ötiroid olarak sınıflanır. Yaygın olarak tiroid bezinin büyümesine diffüz guatr, nodül içerenlere ise nodüler guatr denilir. Diffüz guatrlara daha sık rastlanır ancak zaman içinde diffüz olanlar nodüler guatr haline dönüşebilir. Guatr tanısı koymadan önce normalin değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir. Önceleri tiroid bezi büyüklüğü elle muayene ile değerlendirilirken günümüzde fizik muayene yanı sıra daha objektif bir yöntem olan tiroid ultrasonografisi ile tiroid hacminin tesbitine başvurulmaktadır.
    Guatr, ortaya çıkış zamanına göre de doğumsal veya edinsel(sonradan kazanılmış) olarak ayrılır. Doğumsal ve edinsel guatr nedenleri farklılık gösterir. Endemik bölgeler dışındaki en sık neden kronik lenfositik tiroidit(Hashimato hastalığı), ikinci sıklıkta kolloid guatrdır.
    Guatrlı Olguya Yaklaşım
    Guatrlı olguda nedeni araştırmadan önce iyi bir öykünün alınması ve dikkatli fizik muayene yapılması gereklidir. Öyküde hastanın oturduğu bölge, ilaç ve guatrojen madde kullanıp kullanmadığı, baş-boyun bölgesine radyasyon alıp almadığı, guatrın ortaya çıktığı yaş, guatrıya eşlik eden belirtilerin bulunup bulunmadığı, aile hikayesi mutlaka sorgulanmalıdır. Endemik bölgeden gelen olgularda ilk önce iyot eksikliği düşünülmeli, aile hikayesi varlığında, graves hastalığı, hashimato hastalığı, tiroid hormon sentez bozukluğu, multipl endokrin neoplazi akla gelmelidir. Fizik muayenede guatrının büyüklüğü ile birlikte bezin kıvamına, simetrik yada asimetrik büyüme olup olmadığına, yüzeyine, yaygın yada nodüler büyüme olup olmadığına bakılmalı, hassasiyetine, solunum güçlüğü, ses kısıklığı, yutma güçlüğü gibi bası bulgularının varlığına, boyunda lenf bezi büyüklüğüne dikkat edilmelidir. Yumuşak kıvamda tiroid bezi büyümesi kompansatuar guatrı, inflamasyonu düşündürürken, lastik kıvamında olması Hashimato tiroiditini, sert kıvam ise maligniteyi akla getirir. Diffüz ancak asimetrik bir büyüme söz konusu ise tiroid disgenezisi, kist veya malignite düşünülmeli büyümenin simetrik yada asimetrik olup olmadığına bakılmalıdır. Guatrının yüzeyinde çok sayıda nodül palpe edilmesi iyot eksikliğine bağlı multinodüler guatr veya kronik lenfositik tiroiditi, tek ve sert nodül tiroid malignitesini düşündürmelidir. Ağrılı, hassas, ısı artışının olduğu bir guatr varsa inflamasyon üzerinde durulmalı akut süpüratif veya subakut tiroidit araştırılmalıdır. Bası bulguları yanı sıra guatr tesbit edilen bir olguda irdelenmesi gereken hipo yada hipertiroidizme ait klinik bulguların olup olmadığıdır. Guatrı olan hastalarda bezin fonksiyonları normal olabileceği gibi (ötiroidizm), tiroid hormon yapımında eksiklik (hipotiroidizm) veya tiroid hormon yapımında artış (hipertiroidizm) söz konusu olabilir. Guatr ile birlikte hipotiroidi kliniği varlığında kompansatuar guatr, kronik lenfositik tiroiditin geç evresi gibi patolojiler üzerinde durulurken, guatr ile birlikte hipertiroidi kliniğinde graves hastalığı ya da kronik lenfositik tiroiditin erken evresi gibi nedenler araştırılmalıdır. Fonksiyon olarak hipotiroidi mevcut ise büyüme gelişme geriliği, kabızlık, cilt kuruluğu, halsizlik, yorgunluk, cansız saçlar, soğuk intoleransı gibi klinik bulgular görülür. Hipertiroidide ise sinirlilik, hiperaktivite, ishal, uykusuzluk, iştah artışı, tartı kaybı, çarpıntı hissi, sıcak intoleransı, okul başarısında düşme olur. Hipo ya da hipertiroidiye ait klinik bulgular araştırılmalı ve laboratuar tetkikleri ile desteklenmelidir. Serum tiroid hormonları (T3, T4), TSH düzeyi ölçülmeli, otoimmun tiroid hastalığı düşünüldüğünde tiroid antikorları bakılmalıdır. Graves hastalığında T3 ve T4 düzeyleri yüksek saptanırken, TSH düzeyleri çok düşük düzeydedir. Çoğu çocukta otoimmun tiroiditler klinik ve biyokimyasal olarak ötiroiddir. Ancak bu olguların TSH, T3 ve T4 düzeyleri belirli aralıklarla izlenmelidir. Görüntüleme yöntemleri olarak tiroid ultrasonografi ve sintigrafisi tanıya yardımcıdır. Ultrasonografi ile tiroid hacmi yanı sıra parankim yapısı, kistik yada solid nodüller hakkında bilgi edinilir. Tiroid sintigrafisinde tiroid bezi anatomisi, bezin aktivitesi, nodüler yapının tek yada multipl olup olmadığı, sıcak veya soğuk olup olmaması önemlidir. Öykü, fizik muayene, biyokimyasal testler ve görüntüleme yöntemleri ile guatrılı olguda uygun tanı konulur ve tedavinin izlemi başarılı bir şekilde yapılabilir. Tedavi nedene göre yapılmalı, hipotiroidide tiroksin, hipertiroidide ise anti tiroid ilaçlar kullanılmalıdır.

    Prof. Dr. Peyami Cinaz

  • Erken ve geç ergenlik nedir?

    Normal Ergenlik
    Kızlarda ortalama 10, erkeklerde 11 yaşında hipotalamus-hipofiz-gonad aksının aktivasyonu ile artan seks steroidlerinin etkisi ile ergenlik başlar. Ergenliğin ilk bulgusu kızlarda memede büyüme, erkeklerde testis (haya) volümünde artıştır. Kızlarda memede büyümeyi pubik ve aksiler kıllanma ve menarş izler iken erkek çocuklarda testis volümündeki artış sonrası pubik , aksiler kıllanma ve penis büyümesi olur.
    Ergenlikte ayrıca artan seks steroidlerinin etkisi ile büyüme hormonu salınımındaki artış sonucu boy uzaması hızlanır. Kızlarda ergenliğin başlangıç dönemlerinde daha fazla olmak üzere büyüme hızı 8 cm/yıldır. İlk adet sonrası büyüme potansiyeli azalır ve ortalama 5-6 cm (3-10 cm) boy uzar. Erkeklerde boy kazanımı ergenliğin daha geç dönemlerinde belirgindir ve büyüme hızı 9-10 cm/yıldır. Ergenlik sürecinin üç dört yılda tamamlanmasından sonra nihai erişkin boya ulaşılır. Ergenlik döneminde ortalama 25-30 cm boy kazanımı beklenir. Normal ergenliğin başlama zamanında ya da ergenlik sürecinde gözlenen sapmalar sonucu ergenlik bozuklukları oluşur.

    Erken Ergenlik
    Ergenliğin ilk bulgusunun kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce görülmesidir. Ergenliğin diğer bulguları da eşlik eder. Kemik yaşı ileridir ve tanıda önemlidir. Erken ergenlik, gonadotropin bağımlı santral kaynaklı erken ergenlik ve gonadotropin bağımlı olmayan periferal erken ergenlik olarak iki ana gruba ayrılır. Gonadotropin bağımlı santral kaynaklı erken ergenlikte LHRH testine abartılı LH yanıtı ve pelvik ultrasonda uterus ve over hacminin artışı tanı koydurucudur. Hipofizden salınımı artan gonadotropinler (FSH, LH) normal fizyolojik ergenliği başlatır. Periferal erken ergenlik ise gonad (over, testis) veya adrenal kaynaklı patolojilere bağlı seks steroidlerinin artışı sonucu gelişir.

    Gonadotropin bağımlı (Santral) erken ergenlik: Erkeklerde daha az görülür ve bunların %20’sinde sanral sinir sistemi patolojisi olur. Kızlarda ise erken ergenliğin %95’i idyopatiktir. Ancak %5’i hipotalamus-hipofiz fonksiyonlarını bozan organik nedene bağlıdır. Santral patolojilerden hipotalamik hamartomlar, araknoid kistler, optik gliomlar, astrositom ve nörofibromatozis en sık nedenlerdir. Hamartomlar genelde 4 yaş öncesi görülür ve erkeklerde kızlara göre daha sıktır. Bunların dışında santral sinir sistemi travmaları, enfeksiyonları, kraniyal radyasyon, kemoterapi diğer önemli nedenlerdendir.

    Gonadotropin bağımsız (Periferal) erken ergenlik: Santral erken ergenlikte olduğu gibi hipotalamus-hipofiz-gonad aksı aktive olmadığı için gonadotropinler yükselmez ve periferal erken ergenlik olarak adlandırılır. Kızlarda artan östrojene bağlı göğüs dokusu büyür ve genital gelişme olur. Kızlarda periferal ergenlikte öncelikle Mc Cune Albright sendromu düşünülmelidir. Ciltte sütlü kahverengi lekeler, kemikte fibröz displazi önemli bulgulardır. İki-beş yaş arası sık görülür. Östrojen değişikliğine bağlı adet kanamaları görülebilir. Ayrıca birçok endokrin organda fonkisyon bozukluğu (Ovaryum, adrenal, tirod, paratiroid, hipofiz) olabilir. Otonom gonad hiperfonksiyonuna bağlı artan seks steroidleri sekonder santral erken ergenliğe neden olabilir.

    Erkek çocuklarda periferal erken ergenlikte testis boyutları büyümez. Ancak nadiren görülen familyal testotoksikoziste testisler büyüktür. Ayrıca testis tümörlerinde tek taraflı düzensiz testis büyür. Erkek çocuklarda periferal ergenlikte en sık konjenital adrenal hiperplazi düşünülür.

    Diğer nedenler; adrenal tümörler, hCG salgılayan tümörler, LH reseptör aktive mutasyonlarıdır. Testisin leydig hücre tümörleri, öströjen veya androjen salgılayan adrenal tümörler ve östrojen salgılayan ovaryan tümörlerde nadir görülen nedenler arasındadır. Tedavisi geciken primer ağır hipotiroidilerde artan TSH’nın FSH benzer etkisi ile erken ergenlik başlayabilir. Kızlarda göğüs büyümesi, erkeklerde testis büyümesi görülür. Testosteron jel ve östrojen krem kullanımı da periferal ergenliği başlatabilir.

    Tanı
    Öykü
    Fizik muayene (Özellikle genital muayene ve ergenlik gelişim)
    Büyümenin değerlendirilmesi
    Kemik yaşı
    Bazal ergenlik hormonlar ve seks steroidleri
    FSH, LH
    LHRH uyarı testi
    Pelvik ultrasonografi
    Adrenal ultrasonografi(Gerekirse)
    Testis ultrasonografisi(Gerekirse)
    Hipofiz-hipotalamus MR’ı

    Tedavi
    Santral erken ergenlikte GnRH analogları normal ergenlik başlama yaşına kadar (Kızlarda kemik yaşı 10-10.5, erkeklerde 11.5-12.5 yaş) uygulanır. Periferal erken ergenlikte GnRH analoglarının tedavide yeri yoktur.
    Bir periferal erken ergenlik sebebi olan McCune Albright sendromunda seks steroidlerinin otonom salınımı nedeniyle tedavi zordur. Aromatoz inhibitörleri östrojen sentezini inhibe etmek için kullanılır. Medroksi progesteron da tedavide kullanılabilir.

    Normal Ergenlik Varyantları
    1. Prematür Telarş

    Genelde 2 yaş öncesi tek ya da iki taraflı iyi huylu izole meme dokusu gelişimidir. Ergenliğin diğer bulguları yoktur. Büyüme ve kemik yaşı normaldir. Yaklaşık 1-2 yıl sonra kendiliğinden düzelir. İki yaşından sonra görülen formunda meme dokusu gerilemez ve overdeki kistlere bağlı östrojen çekilme kanamaları bazen görülebilir. Bunların gerçek erken ergenliğe dönüşüm riskleri nedeniyle yakın izlemleri gerekir.

    2. Prematür Adrenarş

    Genellikle 5-7 yaş arası çocuklarda görülen tek başına genital bölgede kıllanmanın olmasıdır. Koltuk altı kıllanması eşlik edebilir. Büyümede geçici hızlanma olur. Adrenal kaynaklı androjenler hafif yükselir. Ergenliğin diğer bulguları yoktur. Kemik yaşında belirgin ilerleme olmaz. Benin bir durumdur. İleri yaşlarda hiperinsülinizm, obezite, polikistik over sendromu gelişebileceği unutulmamalıdır.

    3. Prematür Menarş (erken adet görme)

    Kızlarda küçük yaşlarda seksüel matürasyon olmaksızın siklik uterus kanamasına bağlı vajinal kanamadır ve 1-2 yıl içinde kendiliğinden düzelir. Vajinal kanama yapan diğer nedenler (Kanama diyatezleri, malignansiler, travma , yabancı cisim, erken ergenlik.. gibi) mutlaka dışlanmalıdır.

    4. Ergenlik Jinekomasti (erkeklerde meme büyümesi)

    Erkek çocuklarda ergenlikde %40-70’inde görülen iyi huylu, kendiliğinden gerileyen meme dokusu büyümesidir. Ergenlikte artan androjenler östrojene dönüşerek meme dokusunu büyütür. Meme dokusunun östrojen duyarlılığında artışın neden olduğu da söylenmektedir. 18-24 ay jinekomasti kalıcıdır ve sonra kendiliğinden düzelir. Aşırı büyüyen ve estetik olarak rahatsızlık verenlerde cerrahi müdahale gerekebilir.

    Gecikmiş Ergenlik
    Kızlarda 13, erkeklerde 14 yaşında ergenliğin hiçbir bulgusunun olmaması gecikmiş ergenlik olarak tanımlanır. En sık nedeni yapısal ergenlik gecikmesidir. Bunların çoğunluğu erkek çocuklardır ve aile öyküsü vardır. Kemik yaşları geridir ve boy yaşı ile uyumludur. Nihai boyları normaldir. Hipogonadizmden ayrımı yapılmalıdır. Gecikmiş ergenlik gonadotropinlerin salınım yetersizliğine bağlı ise ‘hipogonadotropik hipogonadizm’, primer gonadal yetmezliğe bağlı gelişirse ‘hipergonadotropik hipogonadizm’ olarak değerlendirilir. Konjenital gonadotropin ekskliğinde yenidoğanda mikropenis (2.5 cm’den küçük) ve inmemiş testis saptanır. Kızlarda yenidoğan dönemi bulgu vermez. Kazanılmış gonadotropin eksikliğinde ise ileri yaşlarda kız ve erkek çocukta gecikmiş ergenlik olarak ortaya çıkar.

    Gelişimsel ve genetik bozukluğa bağlı gelişen en önemli ergenlik gecikmesi Kallman sendromudur. Kallmanda olfaktor bulbus gelişemediğinden GnRH salınımı yetersizdir ve koku alma duyusu yokluğu (anosmi) olur. Primer gonadal yetmezlikte Turner sendromu, Klinifelter sendromu ve mikst gonadal disgenezis düşünülür. Kromozom analizi tanı koydurucudur.

    Tanı
    Fizik muayene ve ergenlik değerlendirme
    Büyümenin değerlendirilmesi
    Testislerin volümü
    Pelvik ultrasonografi
    Kemik yaşı
    Hipotalamus ve hipofiz MR’ı
    Kronik hastalıkların ekarte edilmesi
    Tiroid fonksiyonları
    Prolaktin
    Karyotip analizi
    Basal LH, FSH
    GnRH uyarı testi

    Tedavi

    Yapısal ergenlik geçikmesinde erkeklerde testosteron esterleri 50 -100 mg İM 4-6 haftada bir 3-6 ay süre ile uygulanabilir. Seksüel gelişme gözlenir veya büyüme hızı artarsa tedavi kesilmelidir. Yapısal büyüme gecikmesi ve ergenlik gecikmesi kızlarda nadirdir ancak sorun olan olgularda düşük doz östrojen tedavisi denenebilir. Kalıcı hipogonadism tedavisinde erkeklerde uzun etkili testosteron esterleri, oral testosteron, dermal / skrotal bandlar kullanılabilir. Uzun etkili testosteron esterleri ayda 50-100 mg olacak şekilde İM başlanıp her 6 ayda doz 50 mg arttırılarak yetişkin dozu olan ayda 200-300 mg’a çıkılır. Kızlarda hipogonadizm tedavisinde Etinil estrodiolle 2-5 mikrogram /gün olacak şekilde ağızdan başlanır ve her altı ayda bir doz artırılarak iki yıl içinde 20 mikrogram/gün’e çıkılır bu doza çıkıldığında ya da vajinal kanama olduğunda veya endometrium kalınlığı ultrasonografide 5 mm üzerinde görülürse tedaviye progesteron eklenmelidir.

    Kaynaklar
    1. Rosenfield RL. Puberty in the female and its disorders. Pediatric Endocrinology, Sperling M.A. Second Ed. Sounders Comp. Philadelphia USA. 2002; 455-518
    2. Martin MM, Martin ALA. Constituinal delayed puberty in males and hypogonadotrophic hypogonadism.J. Pediatr. Endocrinol and Metab. 2005; 18:909-916.
    3. Zacharin M: Use of androgens and oestrogens in adolescent- A review of hormone replacement. J. Pediatric.Endocrinol Metab 2000;13:3-11
    4. Lee PA., Kerrigan JR. Precocious puberty. Pediatric Endocrinology: Mechanisms, Manifestations, and Management, Pescovitz OH, Eugster EA. Lippincott Williams and Wilkins , Philadelphia,USA. 2004; 316-333
    5. Achermann JC. Delayed puberty. Pediatric Endocrinology: Mechanisms, Manifestations, and Management, Pescovitz OH, Eugster EA. Lippincott Williams and Wilkins , Philadelphia,USA. 2004; 334-348
    6. Pozo J, Argente J. Ascertainment and treatment of delayed puberty. Horm Res. 2003;60 Suppl 3:35-48.
    7. Ritzen EM. Early puberty: what is normal and when is treatment indicated? Horm Res. 2003;60 Suppl 3:31-4.
    8. Karlberg J. Secular trends in ergenlik development. Horm Res. 2002;57 Suppl 2:19-30.
    9. Lee PA. Puberty and Its Disorders. Pediatric Endocrinology Fourth Ed. Marcel Dekker, Inc. Basel, Switzerland. 2003; 211-238
    10. Stanhope R, Traggiai C. Precocious Puberty (Complete, Partial). Pediatric and Adolescent Gynecology, Sultan. Karger, Basel, Switzerland. 2004:57-65
    11. Fenichel P. Delayed Puberty. Pediatric and Adolescent Gynecology, Sultan. Karger, Basel, Switzerland. 2004:106-128

    Prof. Dr. Peyami CİNAZ

  • Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Mamasına tat vermek için tuz dökmek, şeker serpmek ve emziğine bal sürmek… Bebek beslenmesinde bilinçsiz yaklaşımlar ve daha pek çok yanlış davranış çocuğunuzu hasta edebilir.

    Bebek sağlığı konusunda uzmanlar ve anne babaların özenle üzerinde durduğu en önemli nokta ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmedir. Ancak bu aylardan sonra ek gıdaya geçildiği dönemde bebeklere özellikle verilmemesi gereken besinler konusunda ebeveynlerin bilinçli olması gerekir.

    İnek sütü: Bağırsaklarda gizli kanama, demir eksikliği ve kansızlık yapabilir. Alerjik hastalıklara yakalanma riskinde artış nedeni olabilir. Ayrıca D vitamini, iyot, çinko, Omega yağ asitleri gibi birçok besin ögesi bakımından yetersiz olması ve fosfor, protein gibi bazı maddeleri ise fazla içermesi nedeniyle tercih edilmemelidir.

    Tuz: Böbreklerden tuz atılımı oranı ilk 1 yaşta düşüktür. 1 yaş altında önerilen ve günlük ihtiyacı karşılayacak tuz miktarı, aldığımız gıdalarda yeterince mevcuttur. Fazla tuz, böbrek yükünü artırır ve ileriki yaşlarda hipertansiyon riskine neden olabilir.

    Şeker: Hiçbir besleyici değeri yoktur. Obezite, iştahsızlık, ileriye dönük yanlış beslenme alışkanlığı ve kalp damar hastalıkları gelişimine zemin hazırlar.

    Yumurta akı: Protein yapısı nedeniyle yüksek oranda alerjik özelliği vardır. 9. aydan itibaren azar azar denenebilir

    Margarin gibi katı yağlar: Emilimi zordur. İçerdiği doymuş yağ asitleri ileriki yaşlarda damar sağlığını tehdit eder. 9. aydan sonra kahvaltıya tereyağı eklenebilir.

    Bal: Doğal ve çok besleyici bir gıda olmasına rağmen hem alerjik bir besindir hem de “clostridium botulinum” adlı bir spor içerdiğinden bebeklerde çok tehlikeli olabilecek bir tür gıda zehirlenmesine yol açabilir. Bir yaş sonrası bebeğin bağırsakları bu sporlarla baş edebilecek olgunluğa erişir.

    Çay, kahve, çikolata, kakao: Bu gıdaların içeriğindeki kafein bebek için sağlıklı değildir. Kalsiyum emilimi azalır. Çay da demir emilimini bozarak kansızlığa yol açar.

    Patlıcan ve bakla: Patlıcanın besleyici değeri yoktur ve nikotin içermektedir. Bakla ise nadir de olsa “favizm” adı verilen ciddi bir hastalığa yol açabileceğinden 1 yaş altında önerilmez.

    Kabuklu deniz ürünleri: 9.aydan sonra balık ızgara-buğulama olarak verilebilir. Ancak kabuklu deniz ürünleri yüksek alerjen özellikleri ile bilinmektedir. Midye ise civa içerebileceği için bebeğe yedirilmemelidir.

    Ispanak, ceviz ve domatese de dikkat!

    Bu yasaklı gıdalar haricinde verilirken dikkat edilmesi gereken yiyecekler de mevcuttur. Örneğin ıspanak nitrit içermesi nedeniyle 8. aydan sonra bekletmeden, günlük taze hazırlanıp verilmelidir. Ceviz alerjik gıdalar arasında sayılmakla birlikte çok iyi bir doğal omega desteği olması bakımından iyice ezilerek az az verilebilir. Domates de alerjik ve asitli bir gıda olmakla birlikte pişirilerek verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sebze ve meyveleri mutlaka mevsiminde tüketmek olmalıdır. Konserve ve paketlenmiş hiç bir ürün kullanılmamalıdır. Şoklanarak saklanan gıdaların kullanılmasında ise herhangi bir sakınca yoktur.

    Uzman yardımı alın

    Bebek bakımı konusunda tecrübeli olmayan anne babalar beslenme konusunda özellikle uzman doktorlara danışmalıdır. Bu sayede bebeğin hastalıklardan uzak, sağlıklı bir büyüme gelişme dönemi geçirmesi mümkün olabilmektedir.

  • Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Kendi ve çevresindeki insanların hayatlarını zorlaştıran, yaşam kalitelerini düşüren, “eyvah yine o geldi” dedirten kişiler vardır hepimizin çevresinde. Ancak daha önemli olan ise bu kişi siz de olabilirsiniz. Bu makalede, zor insanlar ve onlarla başa çıkma yöntemleri anlatılacaktır.

    Bazı karakter özelliklerinin çok belirgin ya da katılaşmış olması, durumlara uyum sağlayamaması ve kendi ya da başkaları için ya da her iki taraf için bir ıstırap olmasına neden olan kişilik örgütlenmesine sahip olan insanlara zor insan diyoruz. Diğer bir ifade ile iletişim kurmakta zorlandığımız kişilerdir. Bu kişilerle birlikte olduğumuz zamanlar bizim için ıstırap olur ve yaşanmak istenmeyen anlardır.

    Geçmiş olumsuz yaşantıları, bilinçaltına atılan travmalar, model aldığı ve idolü olarak kabul ettiği kişinin de zor insan olması, kalıtsal olarak ya da sonradan gelişen kişilik bozuklukları insanın zor kişilik geliştirmesine neden olur.

    Zor insan tiplerini farklı şekillerde sınıflamak mümkündür. En sık olanları şöyle sıralayabiliriz:

    Agresifler, her şeyden şikâyet edenler hatta kendinden bile şikâyet edenler, her şeyi bilenler, mağdurlar, pasif agresifler, sürekli dalga geçip aşağılayanlar… Bunların sayılarını artırabiliriz.

    Zor insan tiplerine göre başa çıkma stratejileri geliştirilebilir. Ancak bu stratejilerin dayandığı temel düşünce ve yaklaşımları öncelikle belirlemek yerinde olacaktır. Bu temel düşünce ve yaklaşımlar için aşağıda belirtilen soruları sormanızı öneririz.

    1. Değer mi?

    • Sizi zorlayan insanın öncelikle sizin hayatınızda “değer”i nedir?
    • Sizin bu zor insanla başa çıkmak için harcayacağınız enerji bu insana değer mi?
    • Bu zorluklara karşı yaptıklarınız sonucunda siz ne elde edeceksiniz?
    • Bu elde edilen şey size ya da karşınızdaki insana olumlu bir katkı yapacak mı?
    1. Neden zorluk çıkardığını tanımlayın.

    • Bu kişi bana neden zorluk çıkartıyor?
    • Zorluk çıkardığının farkında mı?
    • Zorluk çıkarması maddi bir nedene mi bağlı?
    1. İlişkiniz nedir?

    • Bu kişi ile nasıl bir ilişkiniz var?
    • (İş, arkadaşlık, akraba…) İlişkinizin kesilmesi size ya da ona bir zarar verir mi?

    Bu sorulardan sonra aşağıda belirtilen temel davranışları yapmanızı öneririz.

    1. Sınırlarınızı belirleyin.

    Zor insanlar sınırları ihlal etmeyi genellikle severler. Özellikle narsisistik kişilik bozukluğuna bağlı bir zor insan tipi ile karşı karşıyaysanız sınır belirlemesi yapmanız gerekir. Kim olursa olsun herkese sınır koyabilirsiniz. Bu patronunuz da olabilir, eşiniz de, çocuğunuz da. Kişilerarası ilişki yönetiminin temeli sınırların belirlenmesinden geçer. Özellikle bu kişi zor bir kişiliğe sahip ise.

    1. Problemlere değil, çözüme odaklanın

    Sizi zorlayan insanlar, size yarattıkları problemleri genellikle kabul etmeyeceklerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan zor bir kişilik tipi ise karşınızdaki, sizi ve duygularınızı hiçe sayacaktır. Aslında kendisinde de duygu olmadığı için bu ona normal gelecektir. Bu tip insanlarla ilişkilerinizde kuralların, ilkelerin ve sınırların belirli olması sizi rahat ettirecektir.

    1. Kişiyi değil, davranışlarını konuşun.

    Zor kişiliğe sahip insanlarla iletişim kurmak ve sürdürmek bazen işkenceye dönüşür. Bu süreçte toptan olayları ve kişinin kendisini konuşmak ya da rahatsızlıklarınızın hepsini birden söylemek işe yaramaz. Böyle bir durumda, sadece bir davranışını konuşup işe başlamak daha etkili olacaktır.

    1. Affedin.

    Zor kişiliğe sahip insanlar size maddi ve manevi zararlar vermiş olabilir. Eğer bu kişilerle ilişkinizi bir nedenden dolayı sürdürmek zorunda iseniz geçmişte olanları affedin. Affetmeden bu kişi ile baş etmek çok daha zor olacaktır. Zor kişiliğe sahip insanlar genellikle kırklı yaşlardan sonra göreceli olarak biraz esneyebilirler. Kişiliklerindeki katılıklar biraz da olsa yumuşayabilir. Böyle kişiler varsa hayatınızda geçmişte olanları affetmek sizin yükünüzü azaltacaktır.

    1. Yardım alın

    Eğer bildiğiniz tüm yöntemleri denediniz ve hala bu kişi ile baş etmekte zorlanıyorsanız ve hayatınızda bir nedenden dolayı olmak zorunda ise mutlaka bir uzmandan yardım alın. Sorunun içindeki insan sorunun çözümüne genellikle çok uzaktır.

    Uzm.Psk.Erdal Usluer