Etiket: Neden

  • Çocuklarda sarılık

    Çocuklarda sarılık

    SarılıkNedir?

    Sarılık, diğer adıyla ikter, kandaki bilirubin düzeyinin artması sonucu deri, göz ve mukozaların sarı renk alması durumudur.

    SarılıkNedenleri: Bir hastalık belirtisi olan sarılık çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Sarılıkhastalığı iki temel nedenle insanvücudunda oluşur: Fazla bilirubin üretilmesi ve safra yollarında oluşan tıkanıklık. Sarılığın dört çeşidi vardır:

    1.Hemolitik sarılık:

    Kandaki alyuvarların tahrip olması sonucu safra, kana karışır.

    Belirtileri: Hastanın idrar rengi normal, büyük tuvaleti ise koyudur.

    2.Hepatik sarılık:

    Bir virüsün neden olduğu karaciğer iltihabıdır. Karaciğer hücreleri şişer ve safra yollarıtı kanır.

    Belirtileri, yavaş yavaş görülür. Hastada ateş, iştahsızlık, ishal ve kusma vardır. En çok görülen sarılık çeşidi olan hepatik sarılığın başlıcaları Hepatit B ve Hepatit C‘dir.

    3.Obstrüktif sarılık:

    Nedeni, safra kanallarının tıkanmış olmasıdır.

    4.Bebeklerde sarılık (Yenidoğan sarılığı):

    Yeni doğmuş bebeklerde kanlarındaki bilirubin miktarının artması neticesinde görülen bir çeşit sarılıktır. Doğumdan sonraki ilk haftada her doğan bebeğin kanında az ya da çok mutlaka bilirubin miktarında artış gözlenmektedir.

    Yenidoğan sarılığı, hayata yenibaşlamış bebeklerde en sık görülen sıkıntılardan birisidir. Normal doğan bebeklerinyarısından fazlasında görülebilmekle birlikte, erken doğan bebeklerde daha sık görülür.

    Ortaksarılıkbelirtileri:

    Hastalığın neden olduğu sarı renk, önce gözaklarında görülür. Sonra yüz, boyun, gövde, kol ve bacaklara kadar yayılır. İdrarın rengi sarı ile koyu kahverengi arasında değişir. Ciltte de kaşıntı vardır. Büyük abdest, kil renginde ve fena kokuludur.

    Sarılık tanı ve tedavisi:

    Sarılığa neden olan hastalığa göre değişir. Bu nedenle bir çocuk gastroenteroloğu tarafından sarılığa nedeni olan hastalığa yönelik tanısal testler ve gereken durumlarda karaciğer biyopsisi yapılır tanı hızla koyulmalı ve tedavi başlanmalıdır.

  • Ergen beslenmesi

    Ergen beslenmesi

    Ergenlik; fiziksel, biyokimyasal, ruhsal ve sosyal yönden hızlı büyüme, gelişme ve olgunlaşma süreçleriyle çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik çağı 12-18 yaş grubunu içerir. Ergenlik çağının genellikle kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşlar arasında başladığı kabul edilmektedir.

    Ergende beslenmenin önemi:

    Ergenlik çağında büyüme hızlıdır. Hızlı büyüme ve gelişme ise enerji ve besin öğelerine ihtiyacı arttırır. Gencin artan ihtiyaçlarının karşılanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunların bir bölümü gencin yaşam şekliyle, bir bölümü ise bilinçsizlik nedeniyle kazanılan hatalı alışkanlıklarla ilgili olabilir. Sorunların giderilip, gencin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayacak beslenme koşullarına kavuşturulmasında ve ileriki yaşamında sağlığını olumlu etkileyecek alışkanlıkların kazandırılmasında aileye, okula ve toplumun diğer kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

    Ergenlik çağında gözlenen başlıca değişiklikler şunlardır:
    1. Vücut şeklinde cinsiyet hormonlarına bağlı değişiklikler görülür. Özellikle vücuttaki yağ dokusunda, kas ve kemik yapısında değişiklikler olur. Kız çocuklarda göğüs ve kalçalar belirginleşir. Erkeklerde ise kalçalar küçülür, vücut adaleli ve az yağlı bir görünüm alır.
    2. Psikolojik değişiklikler nedeniyle çocuk aile ile bağımlılığını yitirebilir ve etrafını umursamaz bir davranışa girebilir. Bunun sonucu olarak çocuk ailesinden çok arkadaşlarına yönelir; onlarla birlikte olmak ister. Yemek zamanlarında arkadaşları ile birlikte olmaktan hoşlanır.

    Hızlı büyümeye ek olarak gencin sporla uğraşması enerji ve besin öğelerinde artışa neden olur. Çeşitli spor dallarının ne miktarda ek enerji gerektirdiği ve bunu karşılamak için diyetin özelliği konusunda gençlere yeterli bilginin verilmesi ve bilinçlendirilmeleri gerekir.
    Bu dönemde yanlış uygulanan zayıflama diyetleri yetersiz ve dengesiz beslenme nedenidir. Genç kendisini filmlerde, gazete ve dergilerde gördüğü kişilere benzetme özlemi içinde onların öğütlerini uygulama hevesine kapılabilir. Bedensel hareketler arttırıldığı, yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edildiği sürece kasların gücü artar ve şişmanlık önlenir, kemik mineral yoğunluğu artar.
    Yetersiz beslenme sonucu gençlerde artan besin öğeleri ihtiyaçlarının karşılanamaması, sağlık kurallarına uyulmaması sonucu barsak parazitlerinin varlığı, diyette C vitamininin yetersiz düzeyde alınması, kızlarda menstürasyon kansızlığın nedenleri arasındadır.
    Diş çürükleri gençlerde önemli sağlık sorunlarındandır. Ülkemizde yapılan araştırmalara göre diş çürüklerinin görülme sıklığı %55-70 arasındadır. Aşırı şeker tüketimi, sularda flor azlığı, yetersiz beslenme, diş bakımı ve temizliğinin yeterince yapılmaması sonucu görülür.
    Basit guatr besinler ve su ile iyodun yetersiz alınması sonucu çocuklarda ve gençlerde önemli bir sağlık sorunudur. Bu nedenle iyotlu tuz kullanılmalıdır.

    Ergenin beslenme özellikleri:

    Ergenlik çağı gençlerin yeterli ve dengeli beslenmeleri büyüme ve gelişme hızlandığı için daha da önemlidir. Beslenme gencin yaşına göre boy uzunluğu ve vücut ağırlığının saptanması ile değerlendirilir. Ayak üstü beslenme (fast food) veya abur-cubur beslenme alışkanlığı çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülmektedir. Aslında bu tip beslenme günümüzde insanın hızlı yaşam temposu nedeniyle oluşmuştur. Bu tür beslenme ile enerjinin %40-50’si yağdan gelmektedir. Bu yağın çoğunluğu doymuş yağlardan oluşmaktadır.
    Diyetteki doymuş yağ miktarı ve serum kolesterol düzeyi ile kalp-damar hastalıkları arasında ilişki olduğu bilinmektedir. Bu hastalıklar yetişkinlerde görülmesine karşın temelleri çocukluk çağında atılmaktadır. Genellikle ayak üstü beslenmede A ve C vitaminleri, kalsiyum, posa tüketimi yetersizdir, yağ ve tuz tüketimi ise yüksektir.
    Bu yaş grubunun diğer bir yanlış alışkanlığı da öğün atlamadır. En çok atlanan öğün ise sabah kahvaltısıdır. Sabah kahvaltısı insanlar için önemli bir öğündür.
    Ergenlik çağında özellikle kızlarda yemek yeme ile ilgili bozukluklar olarak anoreksiya nervosa ve bulimia nervosa görülmektedir. Genç kendi kendini kusturmakta, laksatif ve diüretik ilaçlar kullanmakta ve sağlığı bozulmaktadır.Genç, bir deri bir kemik görünümünü almaktadır ve bu durumlarda gencin psikiyatrik tedavi görmesi gerekmektedir. Sorunların nedenlerinin araştırılması gerekmektedir.

  • Mama ile beslenme

    Anne sütü bebeğiniz için en ideal besin olmakla birlikte anne sütünün olmadığı bazı özel durumlarda anne sütü yerine veya anne sütünü desteklemesi amacıyla özel mamalar kullanılabilir.

    Mamayı hazırlarken:

    * Sabun ve su kullanarak ellerinizi yıkayın
    * İç yüzeyleri düzgün, ısıya dayanıklı, cam biberon kullanın
    * Temizlenmiş biberon, biberon kapağı, emziği temiz su bulunan bir kapta en az 10 dakika kaynatın
    * Kaynatılıp ılıtılmış suyu (el değecek sıcaklıkta) biberona doldurun, size önerilen veya mama üzerinde belirtilen ölçüde mamayı ekleyin, ağzını kapatarak iyice çalkalayın
    * Mamayı bebeğinize vermeden hemen önce hazırlayın, bekletmeden verin
    * Mamanın tamamı bitmemiş ise kalan mamayı kullanmayın

    Bebeğinizi mama ile beslemeye başlamadan önce mutlaka uzmanların önerilerini alın. Çünkü ülkemizde gereksiz mama kullanılımı maalesef yaygın bir uygulamadır. Bunun en nemli nedenlerinin başında da bebeğin doymadığına uzman olmayan kişiler tarafından karar verşlerek gelişigüzel mama başlanmasıdır. Unutulmaması gereken bebeğin ağlaması genellikle doymadığı anlamına gelmez; bebekler doğumdan sonraki ilk haftalarda nedensiz ağlayabilir, kolik nedeni ile ağlayabilir, altının kirli olması gibi basit nedenler yanında çeşitli hastalıkların belirtisi olarak da ağlayabilmekte, ancak aile ve yakın çevresi tarafından yanlış olarak bebeğin doymadığı hissine kapılarak mama başlanabilmektedir. Bebeğin doyup doymadığının anlaşılmasının en objektif yolu ayına göre yeterli klio alması olduğu unutulmamalıdır. Çünkü gereksiz başlanan mama, bebeğin annesini emmesini azaltarak anne sütü üretümini durdurabilir ya da kesilmesine neden olabilir.

    Anne sütünün olmaması ya da azalması annenin ciddi üzüntü, stres ve psikolojik problemleri ile yine annenin ağır hastalıkları dışında üek mümkün değildir. Bu nedenlerin dışında yanlış emzirme teknikleri de bir diğer nedendir ve dikkat edilmelidir. Anne sütünün bebeğe dokunması sadece doğuştan laktaz enziminin (anne sütündeki laktoz şekerinin sindirilmesini sağlayan enzim) yokluğu durumunda olur ki bunun da en önemli belirtisi hiçbir tedaviye cevap vermeyen durdurulamayan ishaldir. Ayrıca erken ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde kilo alımını hızlandırmak, yeterli kilo alımını sağlamak ve bu bebeklerin normalden fazla olan ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile anne sütünü zenginleştirmek için mamalar kullanılabilir. Hasta doğan ve uzun süre hastanede yatan bebekler de yine mama kullanılması gerekebilen bir diğer durumdur.

  • İştah ve beslenme psikolojisi

    İştah ve beslenme psikolojisi

    Beslenme halk arasında karnın doyması, istenilen besinlerin tüketilmesi veya açlık duygusunun bastırılması olarak bilinir. Esas anlamda beslenme vücudun ihtiyacı olan makro ve mikro besin öğelerini yeterli ve dengeli şekilde alınmasıdır. Beslenmeye sadece fizyolojik değil psikolojik ve sosyolojik açıdan da incelenmesi gereken bir durumdur. Bazı insanların sinirlenince normalden farklı besin tüketmesi, kederlenenlerin alkol tüketmesi beslenmenin psikolojik boyutuyla ilişkilendirilebilir. Yaz aylarının yaklaşmasıyla kilo verme konusunda hırslanan bayanlar genellikle iradelerine hakim olmayıp ‘yarın başlarım’ diyerek diyeti erteleyebilmektedirler.

    İnsanlar irade yetersizliklerinin değiştirilemeyeceğini düşünmektedirler. Değişime ‘hayır’ demesini öğrenerek başlayabilirsiniz. Başkalarına eşlik etmek yerine çevrenizdeki insanlara ‘Hayır’ diyebilmek , özgüveninizin artmasını da sağlayacaktır. Günlük hayatta yenilen besinlerin fayda zarar süzgecinden geçirilerek seçilmesi zararlı alışkanlıkların oluşmasını veya var olan zararlı alışkanlıkların devam edilmesini olumsuz etkilemektedir. İnsanlarda fazla kiloların ve bazı hastalıkların bir nedeni aşırı beslenmektir. İştah da fazla beslenmeye neden olan dürtüdür. İştahı baskılamanın en kolay yolu kan şekerinde dalgalanma yaratan rafine şeker tüketiminden kaçınmak, gün içinde sık sık ve azar azar beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır.

    Posalı yiyeceklerin diyette arttırılmasıyla çiğneme ve tükürük salgısının artışı bazı sindirim hormonlarının salgılanması ve toplam besin alımının azalması söz konusu olmaktadır. Kuru fasülye , nohut, kuru barbunya, mecimek gibi baklagiller; fındık, ceviz, yerfıstığı gibi yağlı tohumlar kepeği ayrılmamış tahıl ürünleri sebze ve meyveler posa içeriği yüksek besinlerdir. Diyetin posa içeriğinin arttırılması için soyulmadan yenilebilen sebze ve meyvelerin kabuklu tüketilmesi gerekmektedir. Özellikle kan yağ değeri normalin üzerinde olanlar ; diyabet riski taşıyanlar, kabızlık sorunu yaşayanlar, kilo problemi olanlar, iştahını kontrol edemeyenler beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, pirinç yerine bulgur, haftada en az 1-2 kere kuru baklagil yemeği bol sebze ve meyve tüketmelidirler.
    Posanın söylenildiği olumlu etkilerini gösterebilmesi için mutlaka yeterli su da alınmalıdır. İşlanmiş şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olurlar. Kısa sürede yükselen kan şekeri aynı hızla düşmeye başlar. Tatlı yenildikten sonra hızla yükselip düşen kan şekeri tekrar tatlı yeme isteği oluşturur. Bu nedenle kimse bir parça tatlı yedikten sonra tatlıyı bırakamaz. Bu nedenden dolayı tatlı tüketilecekse bile light ürünler tercih edilmelidir. Böylece iştah da baskılanmış olur.

    Spor yapmanın iştahı sınırladığına dair yapılan araştırmalarda spor yapılınca artan endofrin hormonunun iştahı baskıladığı aynı zamanda mutluluk verdiği bulunmuştur. Bu nedenle düzenli egzersiz ve spor yapmak iştahı baskılamak ve kilo vermek için sağlıklı bir sebep olabilir.

  • Çocuklarda alerjik nezle

    Allerjik nezle en sık rastlanan allerjik hastalıktır. Burunda;

    Akıntı

    Kaşıntı

    Tıkanıklık

    Hapşırma ile kendini gösterir.

    Allerjik nezlesi olan çocukların burun akıntısı renksiz ve berraktır.

    Burnun sürekli silinmesine bağlı olarak burnun üst kısmında çizgilenme olabilir.

    Göz altlarında koyu renkli halkalar görülebilir.

    Tekrarlayan boğaz temizlemesine bağlı olarak kesik kesik öksürme olabilir.

    Allerjik nezleye neden olan allerjenler sıklıkla

    polenler (bitki tozu)

    ev tozu akarları (mite)

    kedi-köpek-kuş gibi hayvanların tüyleri ve salyaları ile hamam böceğidir.

    Polenler genellikle mevsimsel şikayetlere yol açarlar. En sık görüleni çayır poleni duyarlılığı olup şikayetler ilkbaharda alevlenir.

    Ev tozu akarları ise kumaş kaplı yüzeylerde, yün yatak-yorgan-yastıklarda , halılarda bulunur. Rutubet yaşamalarını kolaylaştırır. Şikayetler yıl boyu ve özellikle de sabah yataktan kalkarken belirginleşir.

    Allerjik Nezlenin kaç tipi vardır?

    Belirtilerin görülme sürelerine göre alerjik nezle mevsimsel veya peroneal (yıl boyu) alerjik nezle olarak sınıflandırılır.

    Çayır poleni alerjilerinde olduğu gibi şikayetler sadece bir mevsimle sınırlı kalırsa mevsimsel alerjik nezle olarak takip edilir.Ev tozu akarlarına duyarlılığı bulunan kişilerde olduğu gibi bulgular tüm yıl boyunca görülenler ise peroneal alerjik nezle gurubuna girerler.

    Nedenleri nelerdir?

    Allerjik nezlenin gelişmesindeki en büyük risk faktörü hastanın ailesinde allerjik bir hastalığın bulunmasıdır. Sigara ve egzoz dumanı, hava kirliliği, evde hayvan beslenmesi, hijyenik ortamda yaşanması gibi faktörler de allerjik nezle gelişme riskini artırırlar. Alerjik nezle belli bazı alerjenlere duyarlılığı bulunan çocuklarda uygun genetik ve çevresel şartlar sağlandığında ortaya çıkar.

    Allerjik Nezleye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir?

    Çoğunlukla allerjik nezlesi olan çocuklar erişkinlerde olduğu gibi tipik bulgular vermezler.

    Düzelmeyen ve yineleyen öksürük

    Geniz akıntısı

    Orta kulak iltihabı

    Sinüzit

    Geniz etinin büyümesinin

    altında allerjik nezle bulunabilir.

    Allerjik nezle çocukların,

    uyku düzeninin bozulmasına

    okul veriminin azalmasına

    dikkatinin dağılmasına

    konsantrasyonunun bozulmasına

    neden olduğu için tanınmalı ve tedavi edilmelidir.

    Allerjik Nezlenin teşhisi nasıl konur?

    Allerjik nezle bir doktor tanısıdır. Benzer şikayetlere neden olan diğer nezlelerden ayırt edilmelidir. Hastanın doktor tarafından şikayetleri dinlenip ayrıntılı fizik muayenesi yapılmalı, burun akıntıları incelenmeli, kanlarında veya ciltlerinde neye allerjileri oldukları araştırılmalıdır.

    Allerjik Nezlenin tedavisi nasıl yapılır?

    Allerjik nezle ömür boyu süren ve tamamen iyileşmeyen bir hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.

    Allerjik nezlenin tedavisinde ilk ve en önemli nokta belirtilere yol açan allerjenden uzak durulmasıdır. Bu nedenle aşağıdaki önerilere dikkat ediniz.

    Çocuğunda ev tozu akarına allerjisi olanlar

    Akar geçirmeyen yatak kılıflarını kullanınız

    Evde rutubeti azaltınız

    Evinizi her gün havalandırınız

    Çocukların uyuduğu odadaki yün halı, yatak-yorgan-yastıkları, üzerinde toz tutabilecek kitapları, oyuncakları uzaklaştırınız

    Hafif nemli bir bez ile her gün odanın tozunu alınız

    Hayvanlara allerjisi olanlar

    Hayvanı uzaklaştırınız

    Polen allerjisi olanlar

    Polen mevsiminde pikniğe gitmeyiniz

    Gün içinde camları kapatıp ev içine polen girişini engelleyiniz

    Allerjenden korunmaya rağmen şikayetleri devam eden hastaların sürekli veya gerektikçe kişiye uygun ilaçlarla allerjisi kontrol altında tutulmaya çalışılmalıdırlar.

    Tüm tedavilere rağmen şikayetleri devam eden küçük bir gruba ise immünoterapi (aşı) tedavisi uygulanabilir.

    Tedavide geç kalınması durumunda nezlenin astıma çevirmesi durumu söz konusu mudur?

    Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve atopik dermatit (egzema) gibi diğer allerjik hastalıklarda gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler.

  • Atopik dermatit (egzama), çevresel etkenlere deri reaksiyonları

    Atopik dermatit (egzama), kaşıntılı, deride kızarma, çatlama, pul pul kabuklanma şeklinde görülen bir alerjik hastalıktır. Her yaşta ortaya çıkabilir. Genellikle bebeklik döneminde başlar. Her zaman bir dış etken söz konusu değildir. Bazı atopik dermatit türlerinde alerjen duyarlılığı yoktur. Yani dokunan bir besin, polen, ev tozu alerjisi gibi dış etkenlerle ilişkisi yoktur. Bebeklik döneminde besin alerjisi ile bağlantısı daha fazladır. Bebeklik döneminde başlayan atopik dermatiti biraz daha ayrıntılı inceleyelim;

    Egzama, bazen şiddetle başlar, bazen yavaş yavaş başlayan kaşıntılı kızarıklıklar giderek artar. Çoğu zaman da önemsenmez, nasıl olsa geçer diye beklenir. Veya bir akrabanın tavsiyesi ile alınan krem sürülerek geçici iyileşme beklentileri yaşanır. Bebek soyulduğunda her defasında elleriyle karnını kaşımaya çalışıyorsa, bu egzemanın ilk belirtisi olabilir. Ardından kırmızı, kaşıntılı, ilerledikçe üzeri pul pul kabuk gibi sertleşmeye, bazen deri çatlayıp, sürtünmenin de etkisiyle sızıntı kanamalara bile neden olabilir. Tipik dağılımı; bebeklerde yanaklar, boyun, kulak arkası, eller, bilekler olabilir. Bazen de “para para” gibi diye nitelendirilen farklı yerlerde yuvarlak, keskin kenarlı döküntüler şeklinde görülebilir. Bebek büyüdükçe diz arkası, kolun dirsek ön taraf katlantı yeri gibi bölgelerde yoğunlaşabilir. Ailede; anne baba, kardeşler veya yakın akrabalarda astım, saman nezlesi gibi bir allerjik hastalık öyküsü varsa; bunun da allerjik egzema olma ihtimali artar. Bebeklikte en önemli olan; bu cilte lezyonlarının besin allerjisi nedenli olmasıdır. Sade anne sütü alan bebeklerde bile annenin yediği besinlerin, anne sütü aracılığı ile bebeğe geçip, allerji yapma riski vardır. En sık nedenlerden birisi de inek sütü allerjisidir. Direkt inek sütü vermek gerekmez; hazır mama ile de olabilir. Veya bir başka gıda olabilir. Öncelikle tanının doğru konması, nedenlerin araştırılması gerekir. Hemen bir Çocuk allerji uzmanına başvurmak ilk adım olmalıdır. Araştırılmadan, sadece tahmine dayanarak bebeğe bazı gıdaların yasaklanması, bebeğin normal büyüme ve gelişmesini engelleyebilir, çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

    Altta yatan neden ne olursa olsun; anne sütü asla kesilmemelidir. Tam tersine daha uzun süre verilmelidir. Araştırma sonucu gerekirse anneye yapılacak basit tedavilerle bebek de rahatlayacaktır.

    Bazen çok şiddetli olmayan deri döküntüleri ihmal edilir. Oysa bunlar, ilerde ortaya çıkacak bir “astım” veya “allerjik bronşit”in ön habercileri olabilir. İhmal edilmeden araştırmalı, uygun tedavi verilmelidir. Tedavide genelleme yapılmaz. Her bebeğin tedavisi farklıdır. Önemli olan erken teşhis, doğru yaklaşımdır.

    Güneş Allerjisi:

    Güneşe karşı hassasiyet veya güneş yanığı ile karıştırılmaması gereken bir durumdur. Cilt rengine bağlı olarak, güneşe karşı her insanda farklı sürede ve şiddette reaksiyon gelişir. Koyu ciltli kişilerde en az ve hafif, açık renklilerde daha şiddetli olur. Güneş allerjisinde ise, cilt renginin olaya katkısı yoktur. Az miktarda bile olsa, güneş gören bölgelerde kaşıntı, kızarma, şişme gibi reaksiyon gelişir. Sadece yazın deniz kenarında değil, diğer mevsimlerde ve günlük yaşantısında da güneş gören bölgelerinde kaşıntılı reaksiyon gelişir. Güneşten mümkün olduğunca korunma yanı sıra, günlük yaşamda da güneşe karşı koruyucu 20-24 faktörlü kremlerle kısmen önlenebilir. Tabii ki bu kişilerin bronzlaşmak amacı ile güneşlenmesi söz konusu bile olmamalıdır.

    Böcek ve arı sokmalarına karşı allerji:

    Bir insanın allerjik bünyeye sahip olması; örneğin allerjik astımı olması, o insanda arı ve böcek sokmasına karşı da allerji olacak anlamına gelmez. Diğer insanlar kadar risk söz konusudur. Çünkü arı ve diğer böcek sokmasına allerjik reaksiyon, farklı bir konudur. Arı soktuğunda, her insanda az veya çok reaksiyon olur. O bölge şişer, kızarır, kaşınır. Ama arı allerjisi varsa; yine allerjinin şiddetiyle ilişkili olarak bu reaksiyonlar çok daha abartılı ortaya çıkar. Hatta sadece sokulan bölgede kalmayıp, tüm vücudu etkileyen sistemik belirtilere yol açabilir. Bunun en uç noktası “anafilaksi” denen tablodur. Yaygın kızarma-kaşınma, vücutta şişme, karın ağrısı, ishal, çarpıntı, baygınlık veya ani ölüme kadar gidebilen geniş bir yelpazeye sahiptir. Önceden arı allerjisi olup olmadığını bilmek tam mümkün değildir. Arı venomu ile yapılan deri testi veya kan tetkikleri ile yanılma payı yüksektir. Ancak daha önce arı sokmasına bağlı sistemik reaksiyon yaşamış olanların, tekrarından korunmak için, hastaneye gidecek kadar zaman kazandıracak “Epi-pen” denilen, kalem biçiminde ve arı sokunca kendi kendine acilen uygulanabilecek ilacı yanlarında taşımaları gerekir. Eczacı odası aracılığı ile yurtdışından temin edilebilen, son kullanma tarihi dolunca yenilenmesi gereken bir ilaçtır. Ancak bu ilaca sahip bile olsalar, arı sokmasına allerjisi olanların, arı sokunca hemen bir sağlık kuruluşuna gitmesi gerekir. Arı venom allerjisi için allerji uzmanı tarafından immünoterapi (aşı tedavisi) uygulanmaktadır.

    Sivrisinek sokması ile aşırı şişme, kızarma şeklinde reaksiyon olabilir. En erken dönemde lokal olarak kortizonlu bir krem sürülmesi, şiddetini azaltır. Ayrıca çocuk büyüdükçe, zaman içinde bu reaksiyonun şiddeti azalarak normale döner.

    Klor allerjisi:

    Astım, allerjik nezle gibi bilinen bir allerjik hastalığı olanların özellikle havuza girdikten sonra şikayetlerinde alevlenme görülebilir. Bu olay havuzdaki klora bağlıdır. Ancak burada klora allerji söz konusu değildir. Klor’un, allerjiyi tetiklemesi ve şikayetleri alevlendirmesi söz konusudur. Bunu baştan bilme şansı yoktur. Allerji hastalarının her türlü spor aktivitesini yapmasını önermekteyiz. Yüzme de özellikle önerilen bir spordur. Ayrıca klora bağlı reaksiyon, allerik hastaların çok az bir bölümünde ortaya çıkar. Bu nedenle yasaklamak doğru değildir. Hatta bazı hastalar, allerji nedeniyle kullandıkları ilaçları kullanarak havuza devam edebilir, kloru böylece tolere edebilirler. Yüzmeden vazgeçmeden önce her türlü denemeyi yapmakta yarar vardır.

    Soğuk allerjisi:

    Soğuk havada veya soğuk suya temasla ortaya çıkan allerjik reaksiyonlar görülebilir. Aniden soğuk denize atlamakla ölüme bile yol açabilir. Kış aylarında yüz, el, parmak gibi açıkta kalan bölgeler kızarır, şişer. Sıcak tutmak gerekir. Aynı şekilde soğuk su veya içecek içmek, dondurma yemek gibi soğukla içten temasa bağlı nefes yolunda ödem, şişme, tıkanma görülebilir. Tedavisi sakınmadır. Dondurma veya diğer yiyeceklerde; soğuk olması dışında yiyeceğin kendisine karşı da allerji söz konusu olabilir. Bu durumda o gıda sıcakken de allerji yapar. Örneğin süt allerjisi varsa; sadece dondurma değil, yoğurt, peynir de dokunabilir. Kesin tanısı allerji uzmanınca konulmadan gıda kısıtlaması yapmak doğru değildir. Bilinçsiz rastgele kısıtlama, beslenme bozukluğuna neden olabilir.

  • VAJİNİSMUS NEDİR?

    VAJİNİSMUS NEDİR?

    Kısaca vajinal kasların kişinin iradesinin dışında olarak cinsel birleşme esnasında istemsiz bir şekilde
    kasılarak cinsel birleşmeyi imkansız hale getiren cinsel bir problemdir. Bunu gözümüze bir şey sokmak
    istesek ani bir şekilde vücudumuz tepki verir ve gözlerimiz kapanır, aynı durum vajina da da söz
    konusudur. Vajinal kaslar ile kişinin bedenide senkronize olur ve penis girişini bir tehlike korku yada acı
    duyulacak bir nesne olarak algılar ve ilişkiyi engeller. Ülkemizde kadınlarda görülen en yaygın cinsel
    işlev bozukluklardan biridir. Cinsel terapiye sürecinde de %99 çözülen bir sorundur. Ortalama 8-12
    seansta çözülür.

    Vajinusmusta cinsel terapi sürecinde önce çiftler sonra ayrı ayrı bir değerlendirme sürecine girilir, daha
    sonra bir tedavi planı oluşturulur bu tedavi sürecinde genelde bilişsel cinsel düzenlemeler, cinsel
    egsersizler, aşk oyunları vb. davranışsal ödevler verilir. Bu süreçte en sağlıklı çözüm terapiye çiftlerin
    beraber katılmasıdır.

    Cinsel terapi ile çiftler sadece vajınusmusu çözmezler sağlıklı ve güzel bir cinselliği yaşamayı, aşk
    oyunlarını kendi bedenlerini tanımayı, partnerinin bedenini tanımak için önemli bir süreçtir.

    Zamanı az olan danışanlar için yoğunlaştırılmış cinsel terapi ile 3-4 gün de bu sorun çözülebilir.

    Eğer vajinusmusu çiftler sağlıksız bir şekilde çözerse ilerde bir çok kadının yaşadığı gibi cinsel
    isteksizliğe neden olabilmektedir.

    Ülkemiz dışındaki cinsel terapi litaratürünü incelediğimizde vajinismus şu şekilde tanımlanmaktadır;
    vajinanın girişindeki kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmenin ağrılı ve acılı yada birleşmenin
    imkânsız olarak algılanmasına vajinismus denir.

    Aslında Türk toplumunda kadınların vajinusmus olması kadar doğal bir şey yoktur. Düşünün ki
    küçüklüğünüzden itibaren size “sürekli bacağını kapat, açma, ört, ilke gece acıyacak, kanayacak, çok
    canın yanar, kanlar seller götürecek” yanında ki erkek çocuğuna bak bu çok canlar yakacak vb. dünya
    kadar efsane ile büyüyen bir kadın olun, düğün yapılıyor damat ve gelin orta da herkes sizin az sonra ne
    yapacağınızı biliyor ve konuşuyorlar, erkek tarafı acaba yapabilecek mi kalkacak mı iner mi? Bir sürü
    soru işareti ve bu panikle hemen yapmak isteyen bir koca, çünkü inecek korkusu var, kızın vajinası hazır
    değil kuru bir yere sokulmaya çalışılan bir penis hemen kızın kafasında ki efsaneler canlanıyor evet
    acıyacak, kanayacak, yırtılıacak korkuları devreye giriyor ve beyin haklı olarak tüm sistemi kapatıyor ve
    vajinayı korumaya alıyor. bir de kız tarafı acaba bakire mi kan gelecek mi korkuları ekleniyor. Bu kadar
    sağlıksız cinsel bilgilendirme ile vajinusmusta olunur, erken de boşalınır, ereksiyon sorunları da olur,
    cinsel isteksizlikte olur. Ve maalesef evlilikler de yıkılır.

    VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ

    Belirtiler çoğunlukla ilk deneyim ile kendini göstermektedir.

    İlişki öncesinde duyulan yoğun heyecan belirtileri endişe, korku, kaygı, tedirginlik vb duygular. Acıyacak,
    zarar görecek, yırtılacak, kanayacak ve durmayacak düşünceleri…
    İlişki esnasında yaşanan aşırı heyecan, titreme, kasılma gibi fiziksel ve duygusal bir takım tepkiler.
    Bütün bedeni eşe karşı kapatma ve eşi itme davranışı (çiftler tarafından kilitlenme diye adlandırılır)
    İlişki sonrasında ise cinsel istek ve duygusal tatminde görülen azalma, Suçluluk, kişinin kendine
    beslemeye başladığı nefret duygusu, hayal kırıklığı…

    VAJİNİSMUSUN SINIFLANDIRILMASI

    DSM-IV’ te ( Amerikan Psikiyatri kurumunun kabul ettiği psikolojik hastalıklar ile alakalı tanı ölçütleri
    kitabı ) vajinismus bir cinsel işlev bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır ve cinsel ağrı bozukluklarının alt
    kategorisine dahil edilmiştir.

    -Ana tanı kriteri; “vajinanın dış üçte birindeki kaslarda, tekrarlayan yada sürekli, istem dışı ve cinsel
    ilişkiye engel olan spazmın” olmasıdır.

    -Vajinal kas spazmı, kolaylıkla gözlemlenebilir ve bazı vakalarda ağrıya sebep olacak kadar şiddetli yada
    uzun süreli olarak tanımlanır.

    -Vajinismus her ne kadar bir cinsel ağrı bozukluğu olarak kabul ediliyor olsa da, tanısı için ağrının
    gerçekleşmesi gerekli değildir.

    –Uluslararası Ağrı – Ağrı Sınıflandırma Çalışmaları Birliği; vajinismusu boyutsal ağrı bozuklukları
    kategorisine dahil etmektedir.

    GÖRÜLME SIKLIĞI

    Yurt dışında yapılan klinik çalışma ve vaka raporlamaların bu durumun görülme sıklığının %12 ile % 17
    arasında değişiklikler gösterdiği görülmüştür. Ülkelerde görülme sıklığı kültürel ve bireylerin psikososyal
    yaşantılarıyla alakalıdır.

    Ülkemizde ise görülme sıklığı oldukça yüksektir. Cinsel terapi hizmeti veren özel ve resmi kurumlara
    başvuran kadınların %60 ının vajinismus şikayeti ile başvurduğu görülmektedir. Bu duruma tedavi
    arayışına girmeyen kadınlarıda dahil edebiliriz. vajinismusun bir diger özelliği ise bir kaçınma ve erteleme
    problemi olmasıdır. Genel itibari ile tedaviden kaçınılmaktadır. Neden olarak ise cinsellik kavramının ve
    cinsel sorunların konuşulması ayıp, günah, yasak, utanç verici olarak değerlendirilmesidir.

    VAJİNİSMUSUN ÇEŞİTLERİ

    Vajinismusun Primer,sekonder ve atipik olmak üzere iki tiplemesi vardır.

    Primer: Kısaca vajinismusu çoğu zaman psişik kökenli cinsel birleşme esnasında kişinin iradesinde
    bağımsız vajinal kasların kasılarak birleşmenin imkansız olması durumu diye tanımlanır. İstem dışı
    yaşanılan bu durum ilk seferde hafif ve orta düzeyde yaşanır ve ilişkiye izin vermeyecek şekilde ağrılı ve
    acılıdır. Bu durum Primer Vajinismus diye adlandırılır. Bu durumda kişi hayatında hiçbir şekilde cinsel
    deneyim yaşamamıştır. En büyük neden psikolojik kökenli kaygı ve korkulardır.

    Seconder: Daha öncesinde hiç vajinismus belirtileri yaşamamış daha sonra bir takım travmatik yaşantılar
    neticesine ( doğum, düşük, kürtaj, travmatik jinekolojik muayne vb) bağlı geliştirilen ve nadir görülen
    duruma ise Sekonder Vajinismus denilmektedir.

    Atipik vajinismus ise nedeni tam olarak bilinmeyen psişik ve organik nedenlerin hiçbirini barındırmayan
    vajinismus tiplemesidir. Vaka öyküsüne bakıldığında aile ve kültürel dinamiklerde herhangi bir tuhaflık
    yoktur. Bireyin eğitim düzeyim son derece yüksektir. Kişinin samimi söylemlerine dayanarak alınan
    öyküsünde vajinismus karşımıza bilinmeyen bir nedenden ötürü çıkmaktadır.

    VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ

    Herkesin bir öyküsü vardır sözünden yola çıkarak düşündüğümüzde vaka örneklemeleri bize şunu
    gösterir ki her vajinismus vakası kendine özgü bir takım nedenlere sahiptir. Alınan vaka öykülerinde ve
    örneklemelerinde aşağıda sıraladığımız yaygın nedenler görülmektedir.

    En büyük neden cinsel bilgi ve cinsel eğitim eksikliği ve bunun getirisi olarak yanlış öğrenme ve bilişsel
    çarpıtmalar.
    Psişik yani psikolojik kökenli kaygılar
    Abartılmış ilk gece hikayeleri: Genel olarak akran gruplarının ya da abla, hala, teyze gibi otoritelerin
    kendi aralarında yapmış oldukları cinsel yaşantılara konuşmalara kişinin direkt ya da dolaylı şekilde
    muhatap olması şeklinde olur. İlk geceye dahil bu konuşmaların içeriği genellikle kulaktan dolma ve
    yanlış abartılmış bilgilerdir.(çok acırmış, sabaha kadar kanama durmamış, zor yetiştirmişler, hastaneye
    kilitlenmiş vaziyette götürmüşler vb şeklinde) bilinç ve bilinç dışının en direkt olarak bilgiye maruz kalması
    ve koşulsuz kabullenmesi sonucunca geliştirilen bir takım psikoanatomik tepkiler.
    Kültürel alt kodların beslemiş olduğu kızlık zarı algısı. Kızlık zarının korunması gereken çok değerli bir
    şey olduğu ve bunun neticesi olarak zarın aşırı önemsenip kutsallaştırılması. Bu problemin ortaya
    çıkmasında etkin olan nedenlerden biridir.
    Baskıcı ve otoriter bir aile yapısı.
    Cinsellik kavramının konuşulmadığı ötelendiği, ayıp ve yasaklandığı ortamlarda yetişme.
    Cinselliğin kötü ve pis olduğu öğretilen bir ortamda yetişmek
    Travmatik cinsel yaşantılar ( taciz, tecavüz, cinsel şiddet, ensest vb.)

    Ödipal çatışma yada ödipal kompleks
    İlk geceye dair geliştirilmiş korkular
    Takıntılı (obsesif) borderline kişilik yapılanmaları
    Hamile kalma korkusu
    Pasif, bağımlı, aşırı tolere edici ve anlaşışlı bir eş tiplemesi
    Çocukluk döneminde kişiyi yanlış bilişsel yapılandırılmaya ve öğrenmeye maruz kılan en direkt telkinler (
    Doğru otur, bacaklarını kapat, eteğini ört vb )
    Cinsel mitler ( cinsellik hakkında bilinen tecrübeye dayanmayan kulaktan dolma yanlış bilgiler )
    Ağrılı ve acılı deney imlenen jinekolojik muayene
    Aşırı katı dini ve ahlak kuralların yaygın olduğu toplumsal yaşantı.
    Bazı enfeksiyonik durum ve anormalliklerde vajinismusa yol açmaktadır.

    Yukarıda ki nedenlere baktığımızda vajinismusa neden olan faktörlerin psiko, sosyokültürel nedenlere
    alakalı olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni cinsellik kavramının sürekli toplumumuzda ayıplanması
    ötelenmesi, yadsınmış, tabu haline getirilmiş olmasında kaynaklanmaktadır. Ülkemizde cinsellik
    kavramının yeterli, sağlıklı aynı zamanda bilgilendirici bir cinsel eğitimin verilmemesi var olan cinsel
    eğitimin ise okullarda fen ve biyoloji kitaplarında yazan birkaç yüzeysel bilgiden ibaret olması cinsel
    problemlerin gün geçtikce daha da arttığını yapılan vaka çalışmaları bizlere göstermektedir.

    İLK DENEYİM, İLKE GECE

    Vajinismuslu kadınlar öncesinde herhangi bir cinsel birleşme yaşamadığı için genel itibarıyla bu sorunla
    yüzleşme, düğün sonrası yaşanan: halk arasında gerdek gecesi yada ilk gece diye bilinen zamanda
    yaşanır. İlk gecede yaşanılan başarısız deneyimin bir takım faktörlerden kaynaklandığı düşünülür: düğün
    stresi, yorgunluk, deneyimsizlik, heyecan vb. ve sorun daha sonrasında kendiliğinden çözüleceği
    düşünülerek ertelenir. Fakat bu durum süreklilik kazanmaya ve olduğu yerde saymaya başlayınca, evde
    eşi ile bu sorunu sürekli tartışmaya başlar. kadın partnerde kendisinde bir eksiklik olduğu düşüncesi
    oluşmaya başlar. üzüntü, sıkıntı, gerginlik, suçluluk, değersizlik, her şeyin daha da kötüye gideceği
    düşüncesi ortaya çıkmaya başlar. Erkek Partnerde ise durum farklı değildir. Eşinin kendini istemediği,
    sevilmediği, reddedildiği, becereksiz bir şey yapamadığı düşüncesi yaygın olarak görülmektedir. Buna
    bağlı olarak da erkek öfke ve kırılganlık, kızgınlık duyguları yaşamaya başlar. Eşler arasında doğal
    olarak kavgalar sorunlar artmaya başlar.

  • Beslenmeye bağlı anemi (kansızlık) ve vitaminler

    Her yıl dünyada 10 milyon insan beslenme yetersizliğine bağlı problemler sebebi ile ölmektedir. Ölüm dışında beslenme eksikliğine bağlı diğer problemler çok daha fazla insanı etkilemektedir. Çoğu gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 2 milyar insanda demir eksikliği ve buna bağlı anemi (kansızlık) olduğu tahmin edilmektedir ki bunların çoğunu çocuklar ve genç kadınlar oluşturmaktadır. Tüm anemilerin yaklaşık %80’i beslenme ile ilişkilidir. Türkiye anemi açısından dünyada orta derece riskli ülkeler arasında yer almaktadır (anemi sıklığı %20-40).

    Beslenme yetersizliğine bağlı anemilerde önemli olan nokta çok yemekten ziyade yeterli yemektir. Çünkü anemiye neden olan birçok madde günlük olarak az miktarda alınması durumunda bile ihtiyacı karşılayabilecek maddelerdir (demir, çinko, B vitamini…). Çocuklarda önemli olan bir başka nokta da hızlı büyüme nedeniyle günlük ihtiyacın orantısal olarak daha yüksek olmasıdır. Bu sebeple günlük ihtiyacı karşılamak için özellikle bu maddelerden zengin yiyecekler tercih edilmeli ve tek tip beslenme yerine her tür yiyecek verilmeye çalışılmalıdır. Yaşa göre günlük alım yeterli olsa bile kronik infeksiyonda metabolizmadaki artış fark edilmeyen eksikliklere neden olabilir. Bu nedenle uzamış infeksiyonlarda vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç olabilir.

    Yetersiz beslenmeye bağlı oluşan aneminin en önemli nedeni demir eksikliğidir. Demir dışında bakır, çinko, selenyum, vitamin A, C, E, B1, B2, B6, B12, folik asit eksiklikleri de anemiye sebep olabilecek önemli faktörlerdir. Beslenme eksikliğine bağlı anemileri eser element eksikliği ve vitamin eksikliğine bağlı olarak 2 grupta inceleyebiliriz.

    ESER ELEMENT EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİLER

    DEMİR

    Ortalama bir insan vücudunda erkekte 4 gr, kadında ise 2.5 gr demir vardır. Vücuttaki demirin %65 i kan yapısına katılarak vücutta dolaşır. Bunun dışında birçok önemli enzimin yapısına katılarak önemli fonksiyonlar görür. En iyi bilinen etkisi anemi olmakla beraber demir eksikliğinin davranış sorunları, algılama güçlüğü, halsizlik, iştahsızlık, tat almada azalma ve bağışıklık sisteminde zayıflama gibi birçok başka olumsuz etkileri vardır. Çocukluk döneminde hızlı gelişen nörolojik sistemi de demir eksikliğinden etkilenir. Demir eksikliği olan çocukların IQ larının olmayanlara göre daha düşük olduğunu destekleyen yayınlar vardır.

    Demir eksikliği tüm yaş gruplarında sık görülmesine rağmen en çok 6 yaş altı çocuklar ve 15-45 yaş arası kadınlarda görülür. Bunun sebebi ise bu yaş gruplarında hızlı büyümeye veya harcamadaki artışa (hamilelik) bağlı olarak demir ihtiyacının artmasıdır. Demir eksikliği birkaç şekilde görülebilir.

    -İlk aşamada alım yetersizdir, vücuttaki depo demirinde azalma vardır ancak başka bir laboratuar veya fiziksel anormallik yoktur.

    -İkinci aşamada vücut demiri azalmaya başlar, hafif anemi bulunabilir. Kan değerlerinde demir düzeyinde azalma görülür. Halsizlik, iştahsızlık, bağışıklıkta zayıflama, dikkat eksikliği gibi ek bulgular ortaya çıkabilir.

    -Üçüncü aşamada ise anemi artık belirgindir. Diğer bulguların şiddeti giderek artar.

    Birçok besin demir açısından zengindir. Özellikle hayvansal ürünler (et, yumurta), bitkisel ürünlere (yeşil yapraklı sebzeler, pekmez) göre daha çok demir içerir. Demir; barsaktan emilim açısından özellik gösteren bir mineraldir. Birçok yiyecekle etkileşebilir ve emilimi bozulabilir. Anne sütü göreceli olarak diğer gıdalara göre daha düşük demir içermesine karşın içerisinde bulunan laktoferrin anne sütünde bulunan demirin %50 sinin emilmesini sağlar. Bu diğer demir kaynakları ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir orandır. Et ve et ürünlerinde bu oran %10, bitkisel kaynaklı demirde ise %1-2 dir. Süt ve süt ürünü gibi kalsiyum içeren yiyeceklerle beraber alındığında bu oran daha da düşer. Ancak C vitamininden zengin yiyeceklerle alındığında emilimi artar.

    Demir eksikliği tedavisi uzun süreli bir tedavidir. Eksiklik tespit edildiğinde demir 3-5mg/kg/gün olarak başlanır. Aç karnına alınması ve alımından sonra 1 saat yemek yenmemesi emilim açısından önemlidir. Tedavi süresi aneminin düzelmesine ve depo demirinin düzeylerine göre ayarlanır. Ortalama bir tedavi süresi yaklaşık 6 aydır. Erken kesilme durumlarında tekrar etme riski artar. Tedavide anemi düzeldikten sonra en az 2 ay daha demir tedavisine devam edilir. Aneminin tekrar etmesini önlemek için beslenmenin düzeltilmesi, demirden zengin gıdaların diyete eklenmesi önemlidir. Tekrarlayan demir eksikliği anemisinde barsaktan gizli kanamalar gibi vücuttan demir kaybettiren problemler araştırılmalıdır.

    BAKIR

    Vücutta özellikle beyin ve karaciğerde önemli fonksiyonları vardır. Barsaklardan yiyeceklerle beraber emilen bakır, vücuttan safra ile atılır. Karaciğer, fındık, margarin gibi yiyeceklerde bol bulunur. Ancak birçok yeşil yapraklı sebzenin klorofil yapısında da bakır vardır.

    Bakır eksikliği anemi dışında osteoporoz (kemik erimesi), bağışıklık eksikliği, saç ve deride zayıflama ve beyazlamalar ve nörolojik bulgularla giden birçok probleme neden olabilir. Anemiye özellikle demir metabolizmasını bozarak sebep olur. Bakır eksikliğinde vücuttaki demir kullanılamaz. Tüm bunlara bağlı olarak demir eksikliğine benzer bir anemiye neden olur. Çocuklardaki en önemli bakır eksikliği nedeni ciddi beslenme yetersizliğidir. Genetik hastalıklar dışında tedaviye iyi yanıt verir.

    ÇİNKO

    Çinko dünyada önemi yeni yeni anlaşılan ve gelişmekte olan ülkelerde birçok probleme yol açan önemli bir mikronutrienttir. Vücutta, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi, hücre yenilenmesi, büyüme gibi birçok fonksiyon çinkoya ihtiyaç gösterir. Çinko eksikliğinin cücelik, cilt hastalıkları, bağışıklık yetersizliği ve seks hormonu yetersizliği gibi hastalıklara neden olduğu gösterilmiştir. Çinko, çocuklarda hızlı büyüme ve bağışıklığın düzenlenmesi açısından özellikle önemlidir. Özellikle ishal döneminde alınması ishallerin hızlı düzelmesine yardımcı olur.

    Çinko eksikliği, asıl olarak yetersiz alım veya barsaktan emilim bozukluğu sebebi ile oluşur. Birçok yiyecek çinko açısından zengindir (kırmızı et, kepekli un, peynir). Düzenli beslenen kişilerde eksiklik nadir görülür.

    Çinko bakır gibi demir metabolizmasını bozmasının yanında, kan hücrelerinin yapımını da etkileyerek anemiye sebep olur. Anemi demir eksikliğine benzer. Tedavi çinko içeren ilaçlarla eksikliğin düzeltilmesi şeklindedir.

    VİTAMİN EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİLER

    Vitaminler, vücudun gelişme, büyüme metabolizma gibi temel işlevlerinde gerekli olan organik bileşiklerdir. Çok küçük dozlarda alımı yeterlidir ama vücutta üretilemediğinden belirli miktarlarda alınması gereklidir. Bir vitamin bir çok fonksiyonda yardımcı olabilir. Bu sebeple eksikliklerinde çok değişik belirtiler görülebilir. Vitaminler 2 grupta incelenebilir: 1.Suda çözülenler,

    Yağda çözülenler.

    Yağda çözülen vitaminler vücutta –özellikle karaciğer- depolanırken, suda çözülenler B12 vitamini dışında vücutta depolanmaz.

    A VİTAMİNİ

    A vitamini özellikle karoten içeren kırmızı- turuncu renkli meyvelerde çok bulunur. Hayvanlar A vitaminini bitkilerden alır ve karaciğerde depolar. Bu yüzden karaciğerde bol bulunur. Balık yağı ve anne sütü de A vitamininden zengindir. A vitamini özellikle görme işlevi için önemlidir. Bu nedenle eksikliğinde ilk görülen belirti görme keskinliğinde azalma ve gece körlüğüdür. Görme işlevi dışında derinin ve mukozanın yenilenmesi, büyüme, bağışıklık sisteminin gelişimi, kemik gelişimi üzerine de önemli etkileri vardır. Günlük ihtiyaç çocukluk çağında yaşla beraber artış gösterir. 0-8 yaş arası ihtiyaç 400-500 mikrogram iken 8-18 yaş arası bu değer 600-900 mikrograma çıkar.

    Vitamin A eksikliği ile anemi arasında direk ilişki olduğu görülmüştür. Eksikliğinde kemik iliği dokusunun azaldığı, hemoglobin düzeyinin düştüğü gösterilmiştir. Dalakta demir birikimi oluşmuştur. Eksikliği düzeltiğinde ise bu bozukluklar düzelir.

    B VİTAMİNİ

    B vitamini aslında tek bir vitamin olmayıp bir çok vitaminden oluşan bir gruptur. B vitaminleri önemli metabolik işlevlerde rol oynarlar ve eksikliklerinde anemi dışında ciddi nörolojik, kardiyak ve metabolik problemler ortaya çıkar.

    -B1 (TİAMİN)

    B1 vitamini karbonhidrat metabolizmasında önemli roller oynar. Kırmızı et, karaciğer, kepekli un ve anne sütünde bol bulunur. Pişirme ile kolayca aktivitesini kaybeder. Eksikliği nadir görülür. Eksikliğinde nörolojik ve kardiyak şikayetlerin görüldüğü Beriberi hastalığına neden olur. Anemi genellikle diğer belirtilere göre daha arka planda kalır.

    -B2 (RİBOFLAVİN)

    B2 vitamini hücre içi enerji üretimi ve büyüme üzerine önemli işlevlere sahiptir. Birçok temel gıda maddesinde bol miktarda bulunur. Süt, ekmek , buğday ürünleri, yumurta, et, yeşil sebzeler önemli B2 vitamini kaynağıdır. B2 vitamini ısıya ve pişirmeye dayanıklıdır ama ışığa dayanıksızdır. Anemi oluşabilmesi için uzun süre eksikliğin devam etmesi gerekir. Ciddi beslenme eksiklikleri dışında nadir görülür.

    -B6( NİASİN)

    B6 vitamini birçok önemli metabolik işlevlerde rol oynadığı gibi hücre içi enerji üretiminde de önemlidir. Et, balık , kepekli un ve ekmekte bol bulunur. Süt ve yumurtada az bulunur. B6 vitamini eksikliği hemoglobin yapımını etkiler ve anemiye yol açar. Vitamin tedavisi ile bu etkiler geriye dönüşlüdür. Ayrıca demir eksikliği tedavisinde tedaviye demirin yanına B6 vitamini eklemenin düzelmeyi hızlandırdığı görülmüştür.

    -B12 (KOBALAMİN)

    B12 vitamini karbonhidrat ve yağ metabolizmasında önemli işlevleri olan bir vitamindir. Ayrıca DNA sentezinde folik asit ile birlikte işlev görür. Bitkisel yiyeceklerde bulunmaz. En iyi kaynak kırmızı et ve yumurtadır. Eksikliği hayvansal gıdadan fakir beslenen veya barsak hastalığı olanlarda görülür. Eksikliğinde DNA yapımı bozulur ve makrositik (büyük hücreli) anemiye sebep olur. Folik asit eksikliğinden sonra makrositik aneminin en önemli sebebidir. Tedavide aylık depo enjeksiyon olarak kas içine uygulanabilir.

    -FOLİK ASİT

    Protein metabolizması, DNA biosentezi gibi çok önemli işlevleri olan folik asit, yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunur. Hamilelik ve çocukluk dönemindeki metabolizmanın hızlandığı durumlarda ihtiyaç artar ve yeterli alıma rağmen eksiklik görülebilir. Eksikliğinde anemiye neden olur. Bozulan DNA sentezi sebebi ile eritrositlerin gelişimi bozulur ve hemoglobin içeriği azalır. Oluşan normale göre büyük eritrositlerin ömrü daha kısadır. Teşhisi kan sayımında MCV yüksekliği ve hemoglobin düşüklüğü ve folik asit düzeyi düşüklüğü ile konulur.

    C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)

    Birçok yiyecek grubunda (meyveler, yeşil sebzeler, et…) bol olarak bulunan C vitamini farklı tiplerde kansızlığa neden olabilir. Ancak doğrudan anemi yapıp yapmadığı tam olarak bilinmemektedir. C vitamini demir ve folik asit metabolizmasında rol oynar ve eksikliğinde demirin emilimi ve kanda taşınması bozulur. Ayrıca C vitamini eksikliğinde küçük damarlarda oluşan çatlamalar ve küçük kanamalar anemiye katkıda bulunur. Diş eti kanamasının en sık nedenlerinden biridir. C vitamini eritrositler için önemli bir antioksidandır. Eksikliğinde eritrosit ömrü azalır ve anemiyi artırır. Tüm bu etkilerinden dolayı kan tablosu çok değişken olabilir. Teşhis kan değerlerinin yanında cilt bulguları (küçük kanamalar) ve klinik ile konulur ve kan C vitamini düzeyi ile kesinleştirilir.

    E VİTAMİNİ (TOKOFEROL)

    E vitamini yağda çözünen bir vitamin olup güçlü bir antioksidandır. İşlevi vücuttaki oksidasyonları önlemek ve hücre zarını serbest oksijen radikallerine karşı korumaktır. Eksikliği özellikle barsakta yağ emilimini bozan hastalıklarda, prematüre ve küçük doğum ağırlıklı bebeklerde görülebilir. Eksikliğinde eritrositlerde serbest oksijen radikallerine bağlı yıkım oluşur ve sonrasında anemi gelişir. Yeşil yapraklı sebzeler, fındık ve bitki tohumlarında bulunur. E vitamini eksikliğinde kullanmak üzere ilaç şeklinde de bulunur.

  • Bebeklerde alerji

    Aranıza gelirken, evinize bir neşe, canlılık, hareket ve mutluluğu da birlikte getirdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Dünya daha güzel, renkler daha canlı müzik daha dinlendirici. Hepsinin nedeni o. Bir gülümsemesi ile bütün uykusuz geceleri, yorgunlukları unutturan bebeğiniz. Mümkün olsa, kuşun kanadındaki rüzgardan koruyacağınız bebeğiniz. Her şey iyi, güzel gidiyor. Mutlu mutlu emziriyor, bakıyor, seviyorsunuz. Ama birgün bir bakıyorsunuz ki yanaklar kızarmış. Hatta pul pul kabuklanmaya, kaşınmaya başlıyor. Bebeğiniz yüzünü yastığa sürtmeye çalışıyor. Banyoya sokmak için soyarken; minicik elleri rastgele gövdesini kaşıyor, yırtıp kanatıyor. Bu kızarıklıklar belki de boynuna, ellerine-kollarına, bacaklarına da giderek yayılıyor. Hiç istemediğiniz bir misafir kapıyı çaldı! Hemen doktoruna koşuyorsunuz; bunların allerji olduğunu söylüyor. Bu haber sizi sonsuz üzüntülere sokuyor.

    Durun! Bu kadar korkmayın; çaresi var!

    Bebeklik döneminde sık karşılaşılan allerjik deri döküntülerinden “egzema”, tıbbi adıyla da “ atopik dermatit”ten söz ediyorum.

    Egzema, bazen şiddetle başlar, bazen yavaş yavaş başlayan kaşıntılı kızarıklıklar giderek artar. Çoğu zaman da önemsenmez, nasıl olsa geçer diye beklenir. Veya bir akrabanın tavsiyesi ile alınan krem sürülerek geçici iyileşme beklentileri yaşanır. Bebek soyulduğunda her defasında elleriyle karnını kaşımaya çalışıyorsa, bu egzemanın ilk belirtisi olabilir. Ardından kırmızı, kaşıntılı, ilerledikçe üzeri pul pul kabuk gibi sertleşmeye, bazen deri çatlayıp, sürtünmenin de etkisiyle sızıntı kanamalara bile neden olabilir. Tipik dağılımı; bebeklerde yanaklar, boyun, kulak arkası, eller, bilekler olabilir. Bazen de “para para” gibi diye nitelendirilen farklı yerlerde yuvarlak, keskin kenarlı döküntüler şeklinde görülebilir. Bebek büyüdükçe diz arkası, kolun dirsek ön taraf katlantı yeri gibi bölgelerde yoğunlaşabilir. Ailede; anne baba, kardeşler veya yakın akrabalarda astım, saman nezlesi gibi bir allerjik hastalık öyküsü varsa; bunun da allerjik egzema olma ihtimali artar. Bebeklikte en önemli olan; bu cilte lezyonlarının besin allerjisi nedenli olmasıdır. Sade anne sütü alan bebeklerde bile annenin yediği besinlerin, anne sütü aracılığı ile bebeğe geçip, allerji yapma riski vardır. En sık nedenlerden birisi de inek sütü allerjisidir. Direkt inek sütü vermek gerekmez; hazır mama ile de olabilir. Veya bir başka gıda olabilir. Öncelikle tanının doğru konması, nedenlerin araştırılması gerekir. Hemen bir Çocuk allerji uzmanına başvurmak ilk adım olmalıdır. Araştırılmadan, sadece tahmine dayanarak bebeğe bazı gıdaların yasaklanması, bebeğin normal büyüme ve gelişmesini engelleyebilir, çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

    Altta yatan neden ne olursa olsun; anne sütü asla kesilmemelidir. Tam tersine daha uzun süre verilmelidir. Araştırma sonucu gerekirse anneye yapılacak basit tedavilerle bebek de rahatlayacaktır.

    Bazen çok şiddetli olmayan deri döküntüleri ihmal edilir. Oysa bunlar, ilerde ortaya çıkacak bir “astım” veya “allerjik bronşit”in ön habercileri olabilir. İhmal edilmeden araştırmalı, uygun tedavi verilmelidir. Tedavide genelleme yapılmaz. Her bebeğin tedavisi farklıdır. Önemli olan erken teşhis, doğru yaklaşımdır.

    Bebeğinize ve size sağlıklı günler dilerim.

  • Ürtiker (kurdeşen) ve anjioödem

    • Vücudun herhangi bir yerinde, 1-2 saat içinde oluşup kaybolan ve başka bir yerde tekrar ortaya çıkan, kaşıntılı, kırmızı renkli döküntülere Ürtiker denir.
    • Bazen yüz, göz kapakları, dudaklar, dil, boğaz, el ve ayaklar ve genital bölgelerde yanma şeklinde ağrılı şişlik de oluşabilir. Bu şişliklere ise Anjioödem ismi verilir.
    • Anjioödem, tedavi edilse bile 2-3 gün boyunca devam edebilir.
    • Ürtiker ve Anjioödem bazı hastalarda birlikte görülebilir.
    • Ürtiker, Akut ve Kronik olmak üzere iki gruba ayrılır.

    • Akut ürtiker, 6 haftadan kısa süre devam eden ürtikerlere denir.
    • Akut ürtikerin birçok sebebi vardır:
     Besin allerjileri: yumurta, süt, kuruyemişler, meyveler, vs
     İlaç allerjileri: penisilin, hormonlar, vs
     Polenler, küf mantarları, hayvan tüyleri
     Arı sokması
     Enfeksiyonlar: bakteri, virüs, parazit enfeksiyonları
     Fiziksel etkenler: Egzersiz, sıcak, soğuk, basınç, güneş ışınları…

    • Kronik ürtiker, 6 haftadan uzun süre devam eden ürtikerlere denir.
    • Kronik ürtikerin de çok sayıda nedeni vardır.
     Fiziksel etkenler: Egzersiz, sıcak, soğuk, basınç, güneş ışınları…
     Yalancı allerjenler: Besin katkı maddeleri, doğal yalancı allerjenler…
     Besinler
     İlaçlar
     Romatizmal hastalıklar
     Enfeksiyonlar: bakteri, virüs, parazit enfeksiyonları
     Enfeksiyon dışı inflamatuar durumlar: Gastrit, özofajit, safra hastalıkları
     Kanserler
    • Stres de ürtikerin çok önemli bir nedenidir. Stres, ürtikerli hastalarda belirtileri şiddetlendirebildiği gibi, doğrudan ürtikeri başlatan sebep olarak da karşımıza çıkabilir.
    • Çok sayıda neden sayılsa bile hem akut hem de kronik ürtikerli hastaların büyük çoğunluğunda bir neden bulmak mümkün değildir.
    • Hastaların bir kısmında tedaviye çok çabuk yanıt alınır ancak bazı hastalarda, kortizonlu olanlar da dâhil olmak üzere birden çok ilacın kullanılabildiği uzun süreli tedaviler gerekebilir.
    • Bu nedenle, ürtiker tedavisinde hastanın hekimine güvenmesi ve önerilen tedavinin sonuçlarını beklemesi yönünden sabırlı olması gerekir. Stresin, ürtiker süresini uzatıcı etkisi olduğu unutulmamalıdır.
    • Özellikle FİZİKSEL ETKENLERLE ORTAYA ÇIKAN KRONİK ÜRTİKERLER YILLARCA DEVAM EDEBİLİR. Bu hastaların, paniğe kapılmadan doktorlarına güvenmeleri ve önerilerine uymaları çok önemlidir.