Etiket: Neden

  • Sportif aktivitelerde ani ölüm riski varmı?

    Fruktozlu diyet, işlenmiş gıda, sedentar aktivite (tv, dijital oyunlar vb) oranlarındaki artışlar günümüzde obezite artışına neden olmuştur. Yaşam biçimindeki değişim daha önce erişkin hastalıkları olarak bilinen görülen hipertansiyon, tip II diyabet ve koroner hastalıklar çocuk ve genç erişkinde de görülmeye başlamıştır. Bu hastalıkların önlenmesinde karbonhidrattan fakir beslenmenin yanı sıra günlük aktivitenin artırılması ve özellikle sportif aktivitelere katılımın sağlanması kabul edilen yaklaşımdır.

    Bununla birlikte gerek medyaya yansıyan örneklerde de görüldüğü üzere daha önce sağlıklı olduğu düşünülen bireylerde-bunlara çocuk ve genç erişkinlerde dahil- sportif faaliyet sırasında ani ölüm gerçekleşmekte, bu durum toplumda önemli bir endişe kaynağı olmaktadır. Sporcularda ani ölümün tamamına yakını kardiyak orijinlidir. Spor yapan gençlerde sedanter yaşayanlara kıyasla ani kardiyak ölüm riskinin daha yüksek olmasının nedeni, aslında zeminde var olan kalp hastalığının spor faliyeti sırasında açığa çıkması şeklinde açıklanmaktadır.

    Tanım olarak ani kardiyak ölüm; kardiyak nedenlerden kaynaklanan ve belirtilerin başlangıcından sonraki bir saat içinde gerçekleşen ölüme denir. Adölesans öncesi yarışmalı spor eğitimi temel beceri ve koordinasyon üzerinedir. Dayanıklılık ve kuvvet geri plandadır, 7 yaşında ki futbol ile 17 yaşındaki futbol aktivitesi aynı değildir.

    Dolayısıyla çocuğun yaşı ilerledikçe sportif aktiviteye katılımın yoğunluğu dolayısıyla kardiyovasküler etkilenimde artmaktadır. Otuz beş yaşının altında egzersiz sırasında ve hemen sonra ölümlerin hemen tamamı yapısal ve işlevsel kalp hastalığından kaynaklanır.

    Toplumda sıklık çalışmalarda çok farklı sonuçlar rapor edilmektedir. Ani kardiyak ölüm için birbirinden çok farklı insidans bildirilmektedir. Zorunlu bildirimi olmadığı için ABD’de 12 ile 35 yaş arasındaki yarışmalı sporcularda yıllık insidans 160 000 ile 300 000’de 1 olarak tahmin edilmektedir.

    Buna karşın zorunlu bildirimin olduğu İtalya’da aynı yaş aralığındaki yarışmalı sporcularda 28 000’de 1 olarak bildirilmiştir. Ülkemizde ani kardiyak ölüm sıklığı için kesin bir veri bulunmamaktdır.

    ÇOCUK VE GENÇLERDE SPORCU MUAYENESİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ? NASIL BİR ANAMNEZ (ÖYKÜ) ALINMALI, HANGİ TETKİKLER İSTENİLMELİ?

    Son yıllarda gittikçe artan sportif aktiviteler nedeniyle çocuk hekimlerine artan sayıda spor öncesi bu aktiviteye uygunluk için değerlendirme yapılması istenilmektedir.

    Bu değerlendieme öncelikle uygulanabilir olmalı ama aynı zamanda velilerin, sporcunun ve kulüplerin beklentilerinide karşılayabilmelidir. Ebeveynler çocuklarının sağlıklı ve güvende olmasını beklerken, hekimlerinde koruyucu ve öngörülü kılavuzları uygulaması gereklidir. Kulüpler ise çoğu zaman sportif faliyetten kaynaklanacak yaralanma ve hastalıklara bağlı sorumlulukları üstünden atma beklentisinde olmaktadır.

    Sporcu çocuklar ise arkadaşlarıyla oynayabilmek için bir an önce evraklarının onaylanması beklentisindedir. Amatör kulüplerde spor yapanlar için standart bir form bulunmamakla birlikte, spor federasyonlarının sporcularına yönelik çeşitli sorular içeren hazır anamnez formları bulunmaktadır.

    Sadece kardiyak sorunlara yönelmeyen detaylı genel sağlık sorunlarını da içeren detaylı anamnez alınması ve tam fizik muayene sporcu taramalarında en temel ve en önemli iki unsurdur. Anamnez ve muayene sonuçları başka bir tetkikin gereksinimi hakkında yol göstericidir.

    Örneğin fizik muayenesi tamamen normal olan sporcunun anamnezinde; akrabalarından birinde bile erken yaşta bilinmeyen nedenle ya da spor yaparken ani ölüm hikayesinin olması genetik geçişli ritim bozukluğunun, ya da sporcunun egzersiz yaptığı sırada başında dönme, bayılma, göğüs ağrısı gibi yakınmalardan birinin bile olması sporcularda en sık kardiyak ölüm nedeni olan hipertrofik kardiyomiyopati hastalığının tek ipucu olabilir. Sporcu taramasında ABD ve Avrupa uygulamalarında elektrokardiyografinin (EKG)’de dahil edilmesi hususu dışında görüş birliği ve ortak öneriler oluşturulmuştur.

    Yanlış pozitif EKG sonuç oranının yüksek olması ve bundan kaynaklanan gereksiz ileri tetkik uygulamalarının yarattığı hasta yükü ve maliyet artışı, bu sürecin ebeveyn ve sporcu da yarattığı stress ve zaman kaybı, en önemlisi taramaya EKG dahil edilmesinin ani kardiyak ölüm oranına etkisiz olduğunu gösteren çalışmaların etkisiyle, ABD’de tıp otoriteleri çocuk ve adölesan sporcu taramalarında EKG kullanımını rutin olarak önermemektedir. Buna karşın özellikle uzun İtalya’da yapılan uzun yıllardır yapılan tarama sonuçlarına göre EKG’nin dahil edilmesiyle ani kardiyak ölümün anlamlı düzeyde azaldığı rapor edilmiştir.

    Ülkemizde gerek mevzuata gerekse uygulamada EKG zorunluluğu bulunmamaktadır. Sporcu kalbindeki hemodinamik değişiklikler ve bunun EKG’ye yansımalarını ayırt etmeyi sağlayacak bir ön eğitim süreci sağlanmadan rutin uygulamaya konulması, ülkemizdeki çocuk ve çocuk kardiyolojisi polikliniklerini çalışamaz hale getirecek aşırı yığılmalara neden olması kaçınılmaz olacağı kanısındayım.
    Hangi durumlarda bir kardiyoloğa sevk yapılmalı? Sevk konusunda bir aşırılık yaşanıyor mu?

    Ayrıntılı bir anemnez alındığında; özellikle egzersiz sırasında göğüs ağrısı, bayılma ve aşırı düzeyde yorgunluk gelişenler, aile öyküsünde erken yaşta özellikle 50 yaşının altında kalp hastalığı ya da açıklanamayan nedenle ani ölüm gelişenler, akrabalarında genetik geçişli kalp hastalığı ya da ritim bozukluğu saptanan sporcu çocuklar tetekik edilene kadar risk grubunu oluşturur.

    Fizik muayenede ise; hipertansiyon veya üfürüm saptananlar, Marfan sendromu gibi aort kökünde ilerleyici genişleme sonucu yırtılma riski taşıyanlar çocuk kardiyoloğunca değerlendirilmelidir.

    Spor öncesi lisans uygulamasında en yaygın rutin uygulama hekim onayıda içeren bir formun doldurulmasıdır. Bu form çoğunlukla aile hekimleri ya da çocuk hekimleri tarafından onaylanmaktdır.

    Hekimlerin önünde belli bir kılavuz ve hizmet için eğitimleri eksik olmasının yanı sıra ailelerin telkinleri, yoğun poliklinik hizmetinin etkisi gibi bir çok bileşnin etkisiyle zaman zaman gereğinden çok fazla çocuk kardiyolojisine sevk ettiğini gözlemlemekteyiz. Belli bir standart uygulamanın geliştirilmesi ve hizmet içi kısa süreli eğitimlerin; gereksiz tetkikler yapılmasını, sevk edilmenin neden olduğu çocuk ve ailede endişe oluşumunu, iş gücü kaybını, okul eğitimi ve sportif faliyetin aksamasını, çocuk kardiyolojisi polikliniğinde yığılma ve randevu süresinde uzamayı önleyeceği kanısındayım.

    Sporda ani kardiyak ölümler başlıca hangi hastalıklardan kaynaklanıyor?

    Ani kardiyak ölüm nedenlerini sıklık dikkate alındığında başlıca iki gruba ayırabiliriz. İlk grupta yaklaşık %70-80 neden kalbin yapısal hastalıkları oluşturur. Bu grup içinde de en sık neden kalp kası hastalıklarıdır. Özellikle hipertrofik kardiyomiyopati olarak adlandırdığımız kalp kasının ileri derece kalınlaşmasıyla giden ve çoğunlukla genetik geçişli olan hastalık tek başına tüm karidyak ölümlerin yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır.

    Ayrıca kalp kası hastalıklarından daha az olarak doğumsal kalp hastalıklarından koroner damarların anomalisi, büyük damarların kapak darlıkları ani kardiyak ölüm nedenleri arasında yer alır. İkinci grupta ise çok daha az görülen fakat kuvvetli genetik geçiş özellikleri olan ve çoğunlukla belirti vermeden mevcut olan ritim bozukluklarına yol açan kalbin iyon kanallarındaki bozukluklardır.

    Bu grupta en iyi bilinen örnek EKG’de QT süresinde uzamayla saptanan hastalıktır. Ancak altta yatan herhangi bir hastalık bulunmadığı halde karate yaparken yumruk darbesinin ya da beyzbolda topun göğüse kalp hizasında çarpmasıyla oluşan kalbin ajitasyonu olarak adlandırılan commotion cordis’de ani kardiyak ölüm meyadna gelebilmektedir.

    Burada darbenin etkisiyle insanı şoka sokan ventriküler fibrilasyon dediğimiz adete kalp kasının kasılmadan çok titremesine neden çok hızlı ritim bozukluğu gelişmektedir. Kalbi ajitasyonu (Commotio cordis) çok nadir görülmekle birlikte ölüm riski çok yüksektir.

    SPORDA ANİ ÖLÜMLERE KARŞI NE GİBİ ÖNLEMLER ALINMALI?

    Her yıl milyonlarca çocuk ve gencin spor yaptığı dikkate alındığında uygulanabilirliğine öncelik verilen, diğer bir ifadeyle hastanelerin yükünü gereksiz şekilde arttırmayacak ama aynı zamanda ani kardiyak ölüm riskini en aza indirecek kılavuzların geliştirilmesi, birinci basamakta etkin hizmet içi eğitimin yapılması gerektiği kanısındayım.

    Ayrıca spor sırasında belirtilerin ebeveyn ve sporcular tarafından erken fark edilmesini sağlayacak bilgilendirme çalışmalarıda yapılmalıdır. Diğer önemli bir husus ise sağlık yardımı gelene kadar geçen sürede acil canlandırma koşullarını geliştirilmesidir. Spor eğitmenleri ve antranörlerin acil koşullarda kalp masajı eğitimi alması, AED (otomatik eksternal defibrillator) cihazlarının tüm okullarda ve spor klüplerinde bulundurma zorunluluğu bu sürece önemli katkısı olacaktır.

  • Çocuklarda göğüs ağrısı neden olur ?

    Göğüs ağrısının çok çeşitli nedenleri vardır ve göğüste bulunan neredeyse her yapıdan kaynaklanabilir. Bunların arasında akciğerler, kaburgalar, göğüs duvarı kasları, diyafram ve göğüs kemiği ile kaburgalar arasında yer alan eklemler vardır. Bu dokuların hasarlanması, enfeksiyonu veya iritasyonu göğüs ağrısından sorumlu olabilir.

    Daha nadir olarak ağrı farklı bir bölgeden (karın gibi) kaynaklanıyor olabilir. Göğüs ağrısı stres veya anksiyetenin belirtiside olabilir. Çocuklarda nadiren göğüs ağrısı kalpten kaynaklanabilir.

    Hangi Hastalıklar Göğüs Ağrısına Neden Olur ?

    Göğüs ağrısı altta yatan ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir. Neyse ki çocuklardaki çoğu göğüs ağrısının altında benin (iyi seyirli) ve kendini sınırlayan hastalıklar yatar. Aşağıda göğüs ağrısına neden olan bazı hastalıklar listelenmiştir.

    Kostokondrit

    Kostokondrit göğüs kemiği ve kaburgalar arasındaki eklemin inflamasyonuna (miropsuz iltahabı) ikincil olarak meydana gelir. Özellikle ergen ve ergenlik öncesi kız çocuklarında meydana gelir ama herhangi bir yaşta da görülebilir.

    KOSTOKONDRİT AĞRI BÖLGELERİ

    Sıklıkla viral hastalıklar ve sık öksürmeden kaynaklanır ve genellikle bu hastalığa üst solunum yolu belirtileri eşlik eder.

    Bir kaç hafta sürebilir. Derin nefes alıp vermeyle ağrı olabilir ama nefes darlığı genellikle olmaz. Nefes darlığı varsa başka hastalıklar düşünülmelidir. Kostokondritin özelliği göğüs kemiğinin kenarlarındaki çöküklüklere karşılık gelen kostokondrol eklem üzerine uygulanan baskı ile hassasiyet ortaya çıkarılabilir. Tedavi amacıyla ibuprofen gibi reçetesiz alınabilen antiinflamatuar (ağrı kesici) ilaçların 1-2 hafta kullanılır.

    Yaralanma

    Göğüs duvarında kas ve kemik hasarlarının birçok nedeni vardır. Bazıları spor esnasında alınan darbeler veya düşmeler gibi belirgin sebeplerdir. Kaburga kaslarının gerilmesine neden olan ağır kaldırma, sık öksürme ve yoğun aerobik egzersiz gibi diğer nedenlerde kas ve bağ dokusunda hasarlanmalara neden olabilir.

    Tedavi genellikle istirahat ve destek olarak reçetesiz alınabilen ağrı kesicilerin kullanılmasıdır. Yaralanmaya bağlı meydana gelen ciddi, geçmeyen, nefes darlığı ile birliktelik gösteren göğüs ağrılarında mutlaka doktora danışılmalıdır.

    Stres ve Anksiyete

    Bazı insanlar stresin böylesine endişe verici bir belirti ortaya çıkardığına inansa da, aslında stres ilişkili göğüs ağrısının stres ile ilişkili baş ağrısından herhangi bir farkı yoktur. Ağrı künt bir ağrıdır ve spesifik değildir, stres ve anksiyete ile şiddetlenir.

    Bir yakınını kaybetmek, okul sınavları ve erkek/kız arkadaştan ayrılma gibi bazı altta yatan nedenler vardır.

    Stres genellikle başka bir nedenden kaynaklanan ağrıyı daha kötü yapar. Anksiyetenin sebebi mi yoksa sonucunun mu göğüs ağrısı olduğunu ayırt etmek önemlidir.

    Prekordiyal Catch Sendromu

    Sebebi bilinmeyen, selim bir hastalıktır. En sık ergenlerde ortaya çıkar, göğüs veya sırtta ani başlayan, şiddetli ve keskin bir ağrı ile karakterizedir.Ağrı özellikle nefes alırken olur. Birkaç dakika sürer ve kendiliğinden geçer. Ağrı zorlu, derin nefesle de kaybolabilir. Her gün birkaç kez bu olay tekrarlayabilir.

    Sebebi kesin olarak bilinmese de prekordiyal catch sendromunun ciddi yan etkileri yoktur. Özgün bir tedavisi yoktur ve ergenliğin sonuna doğru sıklık azalır.

    PREKORDİYAL CATCH SENDROMU

    Reflü

    Mide veya göğüs ağrısına neden olabilir. Çocuklar tam olarak bu belirtiyi tarif edemese de bazen sternum (göğüs kemiği) altında yanma hissi olarak kendini gösterir. Yemek içeriğine bağlı olarak ağrının sıklık ve şiddeti azalır ya da artar. Günümüzde asit reflüyü tedavi amacıyla ilaç ve diyet uygulamaları mevcuttur.

    Çocuklarda Hangi Kalp Hastalıkları Göğüs Ağrısına Neden Olur?

    Yetişkinlerin aksine çocuklarda kalp kaynaklı göğüs ağrısı oldukça nadirdir. Göğüs ağrısı nedenlerine göz atarken aşağıdaki durumların oldukça nadir görüldüğü unutulmamalıdır.

    Perikardit

    Kalp zarının inflamasyonudur. Genellikle tedavi edilebilen veya kendi kendini sınırlayabilen enfeksiyonlara bağlı meydana gelir; ama daha ciddi nedenlere bağlı olarak da görülebilir. Perikardit ağrısı tipik olarak keskindir, sternum ortasında hissedilir ve omuzlara yayılabilir.

    Oturur pozisyonda ve öne eğilince ağrı azalır. Öksürük, nefes darlığı ve ateş de sıklıkla göğüs ağrısıyla birlikte bulunur.

    Koroner Arter Anomalileri

    Koroner damarlar kalbi besleyen damarlardır. Bu damarların anomalileri kalbin ihtiyacı olan oksijenin kısıtlanmasına neden olur ve yetişkinlerdeki gibi kalp kaynaklı göğüs ağrılarına neden olabilir. Arterlerin doğuştan pozisyon bozukluklarına (anomali) bağlı olabileceği gibi sonradan Kawasaki gibi edinsel hastalıklara bağlı olarak da meydana gelebilir.

    KORONER ARTER ANOMALİSİ

    Kalp kasının aşırı derecede kalınlaşması (hipertrofi) ve kalbin uzun süre hızlı çalışması da (taşikardi) kalbin kan desteğini azaltabilir. Çocuklar tipik olarak sternum ortasında ezilme hissi şeklinde bir ağrı yaşar. Ağrı boyun ve çeneye veya sol omuz ve kola yayılabilir.

    Çocuklar çoğunlukla daha az spesifik (özgün) şikayet yaşar. Kalbin oksijen tüketimi çok arttığından belirtiler özellikle spor yaparken ortaya çıkar. Ancak istirahatte iken de belirtiler görülebilir. Nefes darlığı ve terleme de olabilir. Bu belirtileri yaşayan herkes acilen doktora görünmelidir.

    Mitral Kapak Prolapsusu (Çökmesi)

    Kan pompalayan esas kalp boşluğu olan sol ventrikülde (karıncık) yer alan kapağın hafif bir bozukluğudur. Mitral kapak sol atriuma (kulakçık) doğru çöker. Kadınların yaklaşık %6’sında görülürken erkeklerde bu oran daha azdır.

    MİTRAL KAPAK PROLAPSUSU

    Mitral kapak prolapsusunun artmış göğüs ağrısı insidansı ile ilişkili olduğu söylense de, esas sebep bilinmemektedir. Başka endişe verici bulgu ve belirtilerin olmaması durumunda, mitral kapak prolapsusu bulunan hastalarda göğüs ağrısı komplike olmayan bir seyir izleme eğilimindedir.

    Arter Anevrizması

    Damarların genleşerek dışarı doğru bir cep oluşturmasına arteryal anevrizma denir. Rüptür ile sonuçlanabilir. Çocuklarda aort anevrizmasından kaynaklanan göğüs ağrısı oldukça nadir görülür. Çoğunlukla Marfan Sendromu gibi nadir görülen bağ dokusu hastalıklarında meydana gelir.

    Göğüs Ağrısının Diğer Nedenleri Nedir ?

    Nispeten daha sık görülen diğer nedenler arasında akciğer enfeksiyonları ve astım gibi göğüste uygunsuz hava veya sıvı birikmesi ve inflamasyon yer alır. Çocuğunuzun hızlı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığını belirlemek için diğer sıkıntı yaratan semptomlar aranmalıdır.

    Çocuğumda Göğüs Ağrısı Varsa Ne Yapmalıyım ?

    Paniklemeyin. Göğüs ağrısının çoğunlukla selim ve kendini sınırlayan hastalıklara bağlı olduğunu unutmayın. Kalp hastalığı veya başka ciddi bir hastalık olma ihtimali çok düşüktür.

    Fakat çocuğunuzda şiddetli bir göğüs ağrısı varsa veya göğüs ağrısına nefes darlığı, ateş, terleme ya da 200’ün üzerinde bir kalp hızı eşlik ediyorsa hemen bir doktora göstermelisiniz. Spor yaparken göğüs ağrısı olan çocuklar mutlaka çocuk kardiyolojisi uzmanına kontrole gitmelidir.

    Bu belirtiler yoksa çoğu göğüs ağrısını değerlendirilmek için uygun zamanı bekleyebilirsiniz. Emin değilseniz doktorunuzu aramalısınız.

    Çocuğumun Doktora Görünmesi Gerektiğini Düşünürsem Hangi Doktora Gitmeliyiz ?

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı göğüs ağrısının nedenleri değerlendirir ve çocuk kardiyolojisi, göğüs hastalıkları gibi branşlara gerekirse yönlendirir. göğüs ağrısı nedenleri farklı uzmanlık alanları çatısı altındadır. Uzmana görünmeniz gerektiğinde hangi doktorun daha uygun olacağına doktorunuz karar verecektir.

    Muayeneye Gittiğimde Ne Yapılır ?

    Değerlendirme genellikle ağrının tam bir hikayesi ve fizik muayene ile başlar. Daha sonrasında değerlendirme, başlangıç bulgularına bağlı olarak önemli derecede farklılık gösterebilir.

    Çoğu çocukta tanı koymak ve tedavisi vermek için başka herhangi bir test yapılması gerekmez. Bazı vakalarda, göğüs filmi, ekokardiyografi (EKO) , elektrokardiyografi (EKG), solunum fonksiyon testleri gerekebilir.

    Çocuğum Özellikle “kalbim ağrıyor” Diyorsa ?

    Küçük çocukların çoğunda göğüste en çok bildikleri organ kalptir. Bu yüzden her türlü göğüs ağrısını belirtmek için bu ifadeyi kullanırlar.

    İyi haber şu ki, bu çocuklar kalple ilgili olan ve olmayan göğüs ağrılarını nadiren ayırt edebiliyorlar, bu yüzden kalbi suçlamalarında haklı çıkmaları pek de olası değil. Kötü haber ise, aile ve çocuğa bakım veren kişiler bu ifadeyi bir kez duyduğunda bundan kalbin sorumlu olmadığına onları ikna etmek oldukça zor olabiliyor. Kalp ağrısı yakınması olan çocuklar göğüs ağrısı olan diğer çocuklar gibi önem derecesine ve ilişkili belirtilere dikkat ederek değerlendirilmelidir.

  • Dikkat, dikkat: burada demir eksikliği var !

    Demir eksikliği dünyada en sık görülen beslenme eksikliği olarak günümüzde önemini sürdürmektedir. Çocuklarda demir eksikliği anemisinin en sık nedeni demirden fakir beslenme, annede demir eksikliği anemisi olması, prematür doğum, ek gıdalara veya inek sütüne erken başlama, büyük çocuklarda günde 500 ml’ nin üzerinde süt tüketmesidir. Sadece anne sütü ile beslenmekte olan bebeklere 4. aydan itibaren mutlaka demir takviyesi yapılmalıdır.

    Oyun çocukluğu döneminde (1-3 yaş) demir eksikliği anemisine sebep olan ana sorun aşırı süt tüketimidir. “Milkakolik sendrom” da denilen bu durumda sütün çocuğun açlığını kolay bastırması nedeniyle nerdeyse şişenin sonuna kadar içilmesiyle karakterizedir.

    Diyetin büyük bir kısmını oluşturması nedeniyle de diğer demirden zengin besinlerin alımını engellemektedir.

    Okul öncesi (4-7 yaş) ve okul çocuğu (7-12 yaş) döneminde demir eksikliği anemisi az görülmekle birlikte , daha çok beslenme hataları dışındaki nedenler, mide-barsak hastalıkları (peptik ülser, kronik inflamatuar barsak hastalıkları, reflü ve özofajit vb.) sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu yaş gurubu çocuklarda süreğen demir eksikliği anemisi durumlarında ayrıntılı araştırma gerekmektedir.

    Ergenlik döneminde (12-18 yaş) hızlı büyümenin yarattığı ihtiyaç artımının yanında özellikle genç kızlarda menstrüasyonla kayıp, vejeteryan ve semivejeteryan beslenme biçimi, yetersiz besin alımı, zayıflama rejimleri, yeme bozuklukları (anoreksia gibi) demir eksikliğinin sık görülmesine neden olmaktadır. Eksiklik durumunda çeşitli derecelerde anemi bulguları geniş bir spektrumda karşımıza çıkmaktadır.

    Bunlardan bazıları:

    Halsizlik, yorgunluk

    Çabuk yorulma

    İştahsızlık

    Büyümede yavaşlama

    Uyku bozuklukları

    Huzursuzluk

    Davranış bozuklukları

    Kırılgan tırnaklar

    Toprak veya kağıt yemek istemedir ki anneler tarafından ” kül yiyor, duvarları kazıyıp yiyor, yerdeki pislikleri böcekleri bile ağzına atıyor” diye ifade edilir.

    Demir eksikliğinde çocuklarda enfeksiyonlara özellikle üst solunum yolu hastalıklarına eğilim de artmaktadır. Özellikle 2 yaş altındaki çocukların mental ve psikomotor gelişimleri olumsuz yönde etkilenir.

    Yine yapılan çalışmalarda 3 ila 6 yaş arası çocuklarda demirin nutrisyonel eksikliği ile dikkat ve problem çözme gibi fonksiyonların baskılanmasının söz konusu olduğu gösterilmiştir.

    Tavuk, kırmızı et, karaciğer demir açısından zengin gıdalardır ve içerisindeki “hem” demirinin emilimi iyidir.

    Sebze ve meyvelerde ise, “non hem” demir bulunur ve bu demirin emilimi az olduğu için beraberinde C vitamini içeren yiyeceklerin alınması emilimini arttırmaktadır. Anne sütü ve inek sütünün demir oranlarına bakıldığında ise, anne sütünün demir konsantrasyonu daha az olduğu halde emilimin inek sütündeki demir emiliminden daha fazla olduğu bilinmektedir.

    Bu nedenle beslenmeleri inek sütü ağırlıklı olan bebeklerde demir eksikliği çok erken dönemde görülmektedir. Bir yaşın altındaki çocuklara kesinlikle inek sütü verilmemelidir.

    Bununla birlikte; bebeklere ek gıdaya geçişte demirden zengin gıdalar seçilmeli, eğer yeterli demir alamıyorsa, 1mg/kg/gün dozda demir takviyesi başlanmalıdır. Prematüre ve çok düşük doğum ağırlıklı doğan çocuklarda ise yaşamın ilk ayı sonrası 2-4mg / kg/ gün demir desteği verilmesi uygundur.

    Çocuklarınızda demir eksikliği anemisi mi var ? Beslenmeyle ilgili birkaç ipucuna ne dersiniz ?

    Karaciğer, et ve balık gibi gıdaları tahıllar veya yeşil yapraklı sebzelerle hazırlarken çocuğunuzun demirden daha çok faydalanabilmesi için C vitamini içeren gıdalarla hazırlayınız. Kivi, avakado, kavun, portakal, elma, armut, şeftali, muz gibi meyveler ve karnabahar, domates, yeşil biber, havuç, patates, brokoli gibi sebzeler birlikte verildiklerinde demir emilimi arttıran yiyeceklerdir.

    Karadut ve siyah üzüm pekmezi demir yönünden zengindir. Süt ve peynirlerdeki kalsiyum ve fosfor, ıspanaktaki oksalik asit, yumurtadaki fosfoprotein ve albumin, çay ve yeşil yapraklı sebzelerdeki polifenol ve tahıllardaki fitatlar demir emilimini azaltırlar.

    Bu nedenle, bu gıdalar verilirken C vitamininden zengin gıdalar ile birlikte verilmelerinde fayda vardır. 6 aylıktan sonraki ek gıdalara geçiş döneminde hazırladığınız sebze, tarhana ve mercimek çorbalarını kıyma, tavuk ve balık eti ile zenginleştiriniz. (Alerjiye dikkat etmek koşulu ile).

    Soğan da demir yönünden çok zengindir; ancak, bu dönemdeki çocuklarda gaz problemlerine neden olabilir.

    Mutlaka vermek gerekiyor ise 4. Aydan sonraki çocuklara inek sütü yoğurt şeklinde verilmelidir. İnek sütü yoğurt olacak şekilde mayalandığında yapısı değişmektedir.

    Yine 4 yaşından büyük çocuklar için kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik, badem, fıstık, antep fıstığı, kabak çekirdeği de demir yönünden zengin ve faydalı atıştırmalıklardır.

    Ispanak konserveleri ile birden güç kazanan Temel Reis çizgi filmlerini hepimiz hatırlarız . Annelerimizin bize ıspanak yedirmek için en büyük kozu, ıspanakta demir olduğu ve yersek anında Temel Reis gibi güçlenecek olmamızdı.

    Hepimiz demirden çokça zengin olduğunu düşündüğümüz ıspanağı yemeye zorlanır, bizler de yeryemez tıpkı onun gibi çok güçlü olacağımıza inanırdık o zamanlar. Şimdi büyüdük ve herşeye hemen inanmıyoruz, soruyoruz: “Temel Reis’in gücü ne kadar gerçekti?” diye…

    Üzgünüm ki, ıspanak bilinenin aksine, diğer bazı yeşil yapraklı sebzelerin de olduğu gibi, demir yönünden fakirdir. Ancak , C vitamini yönünden zengin olduğundan demirin emilimine katkısı büyüktür. Bu nedenle kırmızı et, tavuk ve balık ile tüketilmelidir. Bu şekilde gıdalardaki demirin emilimi artmış olur.

    Çocuğunuzda demir eksikliği olduğundan şüphe duyuyorsanız mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanından destek alınız. İlaç kullanımının yanısıra doğru beslenme alışkanlıkları ve besinlerin birlikte doğru kullanımı açısından bilgileniniz.

    Doktorunuz tarafından önerilen demir dozlarını aç karnına veriniz ve sonraki bir saat yiyecek tüketmemesine özen gösteriniz. Düzenli aralıklarla kontrollere gidiniz. Bu şekilde gereğinden az veya fazla demir vermenin yarattığı yan etkilerden ve olumsuzluklardan çocuğunuzun korunmuş olacağınızı unutmayınız.

  • Obezite nedir, tanısı nasıl konulur?

    Obezite (şişmanlık); vücutta aşırı yağ depolanması sonucu ortaya çıkan, sağlık için risk oluşturan, bireyde fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen enerji metabolizması bozukluğudur. Çocuklukta şişmanlık, 21. yüzyılın en ciddi halk sağlığı sorunlarından biridir. Sorun globaldir, sıklığı dünyada ve ülkemizde endişe verici olarak giderek artmaktadır.

    Özellikle yaşamın ilk yılı, okul öncesi dönem ve ergenlik dönemi obezite açısından risklidir. Küresel olarak, 2015 yılında beş yaşın altındaki aşırı kilolu çocuk sayısının 42 milyondan fazla olduğu tahmin edilmektedir.

    2010 yılında yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması 0-5 yaş arası çocuklarda %26,4; 6-18 yaş arası çocuklarda ise %22,5 oranında kilo sorunu (fazla kilolu + obez) olduğunu göstermiştir. Yani yaklaşık her 4 çocuktan birinde kilo problemi bulunmaktadır.

    Tanıda, vücut kitle indeksi (VKİ), rölatif ağırlık, bel çevresi, bel/kalça oranı kullanılabilir. Sık kullanılan VKİ= ağırlık (kg) / boy² (m²) formülü ile hesaplanır. Erişkinlerden farklı olarak VKİnin obezite açısından sabit bir değeri yoktur. Kız ve erkek çocuklarda yağ miktarı farklıdır, yine artan yaş ile vücut yağ miktarı değişmektedir. Bu nedenle VKİ için yaş ve cinsiyete özgül persentiller kullanılarak çocuklar değerlendirir, 5-85 persentil normal, 85-95 fazla kilolu, 95 persentil üstü obezitedir.

    Çocuklukta aşırı kilo ve obezite neden önemlidir ?

    “Çocukluk çağı obezitesi hızla artış göstermesinin yanında erişkin dönemde devam riski, tedavisinin zor bir hastalık olması, eşlik eden hastalıklar ve ciddi yan etkilerinin olması nedeniyle önem taşımaktadır.

    Obez çocuğun “obez erişkin” olarak devam riski; yaşı, anne-babasında obezite varlığı ve obezitenin derecesi ile ilişkilidir. Obez çocukların üçte biri, obez ergenlerin de üçte ikisi erişkin dönemde de obez kalır.

    Aslında obezite vücuttaki bütün sistemleri negatif olarak etkileyenönemli bir sistemik hastalıktır. Çocukluk çağı obezitesine eşlik edebilen önemli hastalıklar; insülin direnci, bozulmuş glukoz toleransı, tip 2 Diyabet, metabolik sendrom, erken ergenlik, PCOS, hipertansiyon, dislipidemi, damar sertliği ve erişkin kalp damar hastalığı, inme-kalp krizi, karaciğerde yağlanma, safra kesesi taşı, uyku apnesi, astım, kalça ekleminde kayma, bacaklarda eğrilme, kırık riskinde artış, deride akantozis nigrikans(koyu renk boyanma), sosyal izolasyon, kendine güvenin azalması, yeme bozuklukları, endişe (anksiyete), depresyon, ve hatta bazı kanser (endometrial,meme,kolon) riskinde artma olarak sayılabilir.

    Obez çocuklar, erişkinlikte obezite yaşamaya devam ederlerse daha genç yaşta diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar geliştirme olasılıkları daha yüksektir. Her yıl en az 2.6 milyon insan aşırı kilolu veya obez olmanın sonucu olarak yaşamını kaybediyor. İyi bir dergide yayınlanan 55 yıllık izleme dayanan bir çalışmada adölesan dönemde obez olan erkeklerde kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riski normal kilolu olanlara göre iki kat fazla bulunmuştur. Yine çarpıcı bir bulgu olarak 21. yüzyılın obez çocukların anne-babalarından daha kısa yaşayacakları saptanmıştır.”

    “Şişmanlık ve obezite kontrolü ile çocuklarda bu hastalıkların gelişmesi büyük ölçüde önlenebilir. Bu nedenle, çocuklukta şişmanlığın önlenmesi yüksek öncelik gerektirir. Diyabet ve obezitenin yükselişini durdurmak için çocukluktan itibaren önlem alınması gerekmektedir. Önlem ne kadar erken alınırsa sonuç o kadar iyi olacaktır.”

    Obezite nedenleri nelerdir?

    Çocukluk çağı obezitesi bir sendrom yada endokrin hastalıklara bağlı olabilmekle birlikte çoğunlukla neden alınan kalorinin yakılandan fazla olması sonucu vücutta yağ birikimi ile oluşan “ekzojen obezite”dir.

    Diyetteki kalori ve yağ oranının artması, “fast food” tarzı beslenmenin yaygınlaşması, hızlı yeme ve az çiğneme, şekerli/gazlı içeceklerin tüketilmesi şeklindeki yanlış beslenme alışkanlıkları, aktivitenin azalması (sedanter yaşam), televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen saatlerin artması ile fiziksel aktivite ve egzersizden uzaklaşma önemli etkenlerdir. Sonuçta çocuklar daha az kalori yakıp, daha çok kalori almakta ve yağ dokusu artışı olmaktadır.

    Hastaların daha az bir kısmında endokrin bozukluklar, genetik sendromlar, hipotalamik bozukluklar ve ilaçlara bağlı “endojen (sekonder) obezite” saptanır.

    Çocukluk çağı obezitesine neden olan başlıca endokrin bozukluklar; hipotiroidizm, kortizol fazlalığı (kortikosteroid tedavisi, Cushing Sendromu), büyüme hormon eksikliği, psödohipoparatiroidizm, edinilmiş hipotalamik lezyonlardır (kraniofarenjioma cerrahisi, tümörler).

    Ek olarak nadir nedenlerden ROHHAD-NET Sendromu (hızlı başlangıçlı obezite, hipotalamik disfonksiyon, hipoventilasyon, otonomik disregülasyon- nöral krest tümörleri) ve monogenik obeziteler (leptin eksikliği, leptin reseptör gen defekti) sayılabilir. Obezitesi olan her çocuk mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli, obezite nedeni ve oluşturduğu komplikasyonlar net olarak belirlenerek gerekli tedavi planı yapılmalıdır.

    Çocukluk çağı obezitesi ile nasıl mücadele edilir ?

    “Aslında çocukluk çağı obezitesinde mücadele “obezite oluşmadan önce”, çocukluk çağında sağlıklı beslenme ve aktivite ile aynı aşılamak gibi hastalık oluşmadan başlamalıdır. Sağlıklı beslenme ve düzenli ekzersiz alışkanlığının kazanılması özellikle çocukluk döneminde mümkündür. Çocuklukta şişmanlık salgını ile mücadelede amaç, bireyin ömrü boyunca sürdürülebilecek bir enerji dengesinin sağlanmasıdır.”

    Obezite gelişmiş çocuklarda da alınan enerjinin düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, psikolojik destek, motivasyon, sık izlem ve gereken ilaç tedavileri ile kilo kontrolünün sağlanması, en azından kilo artışının engellenmesi önemlidir.

    Bilgilendirme ve eğitim (aile ve çocuk), davranış-yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme alışkanlıkları değişimi, dışarıda yenen öğünleri, abur-cuburu azaltmak, şeker alımını sınırlandırmak, alınan yağ ve karbohidrat içeriğinin azaltılması, yağ tüketimini doymuş yağlardan doymamış yağlara kaydırmak, uzun tokluk hissi sağlayan tam buğday ve lifli gıdalar, baklagiller, sebze-meyve tüketimini artırmak gereklidir. Yeterli kalsiyum ve süt ürünlerinin alınması da yağ metabolizması açısından önemlidir. Tedavi ve izlemde aile katılımının sağlanması şarttır.

    Çocuklukta obeziteyi önlemek için öneriler

    Tekrar vurgulamak isterim ki asıl amaç doğru/sağlıklı beslenme ve yeterli fiziksel aktivite ile çocuklarımızı obeziteden korumak olmalıdır. Obeziteyi önlemek için mücadeleye çocukluk çağından itibaren başlamak gerekir.

    Çünkü önleyici tedavi çocuklukta mümkündür. Dengeli beslenmeye ek olarak çocuğunuzun fiziksel aktivitesini arttırıp aktif bir yaşam tarzını benimsemesini sağlamak önemlidir. Her çocuk istediği bir sporu, tercihen grup oyunları şeklinde, yaparak spor yapma alışkanlığı kazanmalıdır. Her gün 60 dakika düzenli, orta-derecede aktivite önerilmekle birlikte, en azından haftada 2-3 gün fiziksel aktivite yapılmalıdır.

    Oyun oynamak doğal fiziksel aktivite olup çocuklara uygun ortam sağlanmalıdır. Çocuklarımızın bilgisayar ve televizyon başında günlük 2 saatten fazla kalmamaları sağlanmalıdır. Özellikle “yiyecek reklamları” yanlış yönlendirme ile beslenmeyi olumsuz etkilemektedir. İyi bir uyku düzeni ve aşırı stresden uzak olunması da kilo dengesi için önemlidir. Eğer çocuğunuz obezite riski altında ise kilo almasının nedenlerini araştırmak ve gerekli tedaviye erkenden başlamak için mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekir.”

    ÖZETLERSEM;

    Obezite tedavisi zor ve ömür boyu süren hastalıklardan biridir, çocukların daha hareketli ve büyüyen varlıklar olması nedeni ile obezitenin düzeltilme şansı erişkinlere göre daha yüksektir, ciddi komplikasyonlara neden olan erişkin obezitesinin önlenmesi çocukluk ve ergenlik dönemindeki girişimlere bağlıdır, çocukluk döneminde obezite tanısının erken ve doğru olarak konulması, nedenlerinin ve eşlik eden hastalıkların saptanması, hastanın iyi izlenip gereken müdahalelerin zamanında yapılması ile obezitenin erişkin döneme yansıması ve komplikasyonları önlenebilir.

  • Bebeklerde burun tıkanıklığı hakkında

    Yeni doğan ve süt çocuklarında en sık problemlerden biri burun tıkanıklığıdır. Bebekler erişkinlerin yaptığı sümkürme işlemini de gerçekleştiremezler. Bebeklerin burnu kolayca kurur ve tıkanır. Burun tıkanıklığı anatomik bir nedenden kaynaklanmıyor olduğu kesinleştirildikten sonra serum fizyolojik (ya da deniz suyu) içeren damlalarla açılmalıdır. Anatomik nedenler doğumu takiben çocuk doktorunuz tarafından tespit edilir. Burun tıkanıklıkları emmede sorun yaratır. Emdiği sütü yutarken soluk borusuna kaçırabilir. Hava yutmasına neden olarak mide ve bağırsak gazının artmasına neden olabilir. Kısacası burnu tıkalı bebekler, huzursuz bebekler olurlar. Bebeğin burnu günde 3-5 kez açılabilir. Her seferinde 2-3 cc püskürtülebilir. Serum fizyolojik, yavaş hareketlerle fazla basınç uygulamadan sıkılmalıdır. İşlemi fazla yavaş yapmak da serum fizyolojiğin burnun içine girmeden dışarı çıkmasına neden olabilir. Geri dönen burun salgısı ile karışık sıvıyı burun aspiratörleri ile çekebileceğimiz gibi bebeği bir elimizle kavrayıp diğer elimizle sırtına hafifçe vurarak da çıkartabiliriz. Bebekte korku oluşturmak işlemi bir sonraki sefer çok daha zor olmasına neden olur. Huzurlu bebekler ve huzurlu geceler için bebeklerimizin burnuna hassasiyet gösterelim.

  • Aft-ağız içi yaraları

    Ağızda ülser olarak bilinen aftlar, ağız içinde oluşan en sık ağrılı yaralardır. Klasik lezyon kırmızı, yuvarlak veya oval ülserler şeklinde olup, genellikle 1 cm den küçüktürler. Ağızda mukoza üzerinde meydana gelir. Toplumun %40 ının yaşamları süresince ağızlarında aft oluşur. Tekrarlayan bir durum olmadığı takdirde tetkik veya tedavi gerekmez.

    En sık olarak ergenlik ve genç erişkinlik döneminde görülür, yaşlandıkça daha az oluşur.Bulaşıcı değildir.

    Ağızdaki aftların nedeni bilinmiyor. Aftı olan insanların büyük çoğunluğunda neden olacak başka bir sorun da yoktur. Hem kalıtsal hemde çevresel nedenleri varsada kesin nedeni belli değildir. Bir çok faktör duyarlı kişilerde neden olarak öne sürülmüşsede kesin neden bilinmemektedir.

    – Oral travma

    – Ağız içi ateşli enfeksiyonlar

    – Adet kanamaları ile ilişkili hormonal değişiklikler

    – Anksiyete veya stres

    – Sigarayı bırakma

    – Kalıtım

    – Gıda alerjileri; çikolata, domates, fındık, ananas ve benzoik asit

    – Sodyum lauril sülfat ihtiva eden diş macunları

    – Demir, folik asit veya B12 vitamini eksikliği

    -İnflamatuar barsak hastalıkları.

    – Çölyak hastalığı (gluten duyarlılığı) aft gelişimi ile ilişkili bulunmuştur.

    – Behçet hastalığı; Ağızda aft, genital yaralar ve göz iltihabı ile karakterize bir durumdur.

    – AIDS virüsü ile enfeksiyon da aft ile ilişkili bulunmuştur.

    TANI

    Aftlara dikkatli bir anamnez ve tipik görünüşü ile tanı konmaktadır. Eğer tanı kesin değil, hastalık daha şiddetli, ya da diğer belirtiler mevcutsa, biyopsi ve bazı testler yapmak gerekebilir. Aftların herpes veya mantar enfeksiyonları, travma ya da kanser ile ilişkili olabileceği unutulmamalıdır. Aftlar inflamatuar barsak hastalıkları, HIV enfeksiyonu ve bazı tıbbi durumlar ile birlikte de görülebilir.

    TEDAVİ

    Tuzlu su ile gargara yapılabilir veya diğer antiseptik gargaralar kullanılabilir. Bazen topikal kalamin losyonu veya benzokainli ağrı gidericili merhem kullanılabilir.

    Meyan kökü ekstresi glycyrrhiza iyileştirici etki yanında aftlara bağlı ağrıyı azaltabilir.

    Eksiklik varsa folik asit, demir, vitamin B12 verilebilir. Tedavi birkaç ay sürebilir.

    Kortikosteroidler: Çok şiddetli durumlarda, oral veya topikal verilebilir.

    Aftın Önlenmesi İçin

    Sert diş fırçası, kaba gıdalar, küçük bir travma afta neden olabilir.,kullanılmamalıdır.

    Stres azaltma: stres tekrarlayan aftlar için bir neden olduğundan stresi azaltın.

    Sodyum lauryl sülfat içeren diş macunlarından kaçının.

    Çiğneme sırasında konuşmayın.

    Düzensiz diş yüzeylerinin tamir ettirin.

    Hormonal faktörler bazen premenstrüel dönemde aftı tetikleyebilir.

    Demir, folik asit veya B12 vitamini eksikliği varsa, tedavi edilmelidir.

  • Bahar Yorgunluğu

    Bahar Yorgunluğu

    Yorgunluk nedir?

    Genel tanımlamanın zor olduğu yorgunluğu, yapılan bir iş sırasında yada yapılan işin ardından başka bir işe başlamak için gerekli olan enerjinin olmadığı hissi olarak tanımlanabilir. Kişide tükenmişlik hissedilir.

    Yorgunluk neden oluşur?

    Nedenleri üç kategoride toplanabilir.Bunlar;

    -Fizyolojik Yorgunluk

    Sağlık durumu normal olan kişilerde stres, dinlenmenin yeterli olmaması, gerekenden az olan uyku, diyet değişiklikleri veya aşırı aktivite durumunda görülür. Yaşlı olan hastalarda bu tip yorgunluk daha sık görülür.

    -Organik Yorgunluk

    Yorgunluğun organik tipi bazı hastalıklarla birlikte görülür. Genellikle orta ve ileri yaş hastalarda en sık karşılaşılan durumdur.

    -Psikojenik Yorgunluk

    Sıklıkla depresyon ile görülen yorgunluk çeşitidir. Şiddetindeki değişiklik kişinin duygusu, düşüncesi ve yaşadığı stresin ortanına göre farklılıklara sebep olabilir. Düşünce ve duygunun her an sabit kalmadığı gibi bu yorgunluk türü de sabitlik göstermeden azalmalara veya artışmalar uğrayabilir.

    Bu üç kategoriye dahil olan ve olmayan sebepler de sıralanabilir. Bunlar;

    – Yeterli kalitede ve uzunlukta uyuyamamak (sık sık uykusu bölünen ve 6 saatten az uyuyanlarda),

    – Kansızlık (demir eksikliğine bağlı kansızlık yaygındır),

    – Yanlış beslenmek (tek yönlü beslenmek, protein, yağ, karbonhidrat dengesini kuramamak),

    – Depresyon (stresi hayatında yoğun şekilde bulunan kişilerde, mesai saatleri uzun olan kişilerde),

    – Tiroid bezinin az çalışması,

    – Sigara kullanımı (kanın akciğerde yeteri kadar oksijen alamaması),

    – Çay ve kahve tüketimindeki aşırılık (tansiyonu ve kas gerginliğini arttırır),

    – Şeker hastalığı ve kalp hastalığı, böbrek hastalığı, yorgunluğun nedenleri olarak sayılabilir.

    Yorgunluk bir hastalık mı, yoksa bir hastalık işareti midir?

    Yorgunluğun bahsedildiği gibi bir çok sebebi belinmektedir. Bu sebeplerin bir çoğu yorgunluğun genelde hastalıkların önemli bir belirtisi olduğunu göstermektedir. Örneğin; yorgunluktan fazlaca şikayeti olan kişiyde gerekli incelemelerin ardından “Depresyon Hastalığı” teşhisi konulabilir. Hastalığın önemli belirtisi yorgunluğu yoğun hissetmesi sayılır. Elbette yorgunluğu hissedene kadar bir veya birden fazla problem ile karşılaşılabilir. Az önce verdiğimiz örnekten devam edecek olursak, aşırı stres, yoğun mesai saatleri ya da kişiler arası iletişim problemleri zamanla yorgunluk hissinin yaşanmasına ve bu his ile beraber depresyonu ortaya koyacaktır. Bu özelliğe ek olarak elbette şunu da söyleyebiliriz; yorgunluk kronik bir hal alarak bir hastalık haline gelebilir.

    Yorgunluk hangi durumlarda masum bir halin ötesine geçerek tehlike işareti olabilir?

    Her insanın günlük yaptığı ve yapması gerektiği aktiviteler vardır. Her gün kişi aynı enerjide aynı güçte olamayabilir fakat bu enerji düşüşü neredeyse hergün oluyorsa ve günlük yapmanız gereken işlerinize engel oluyorsa tehlikeye işaret sayılabilir. Aile geçmişinde hastalıklar bulunan kişiler risk grubunda oldukları için doktor kontrolü gerçekleştirmeyi ihmal etmemelidir.

    Kronik Yorgunluk Sendromu nedir? Belirtileri nelerdir?

    Akşamları erken yatılmasına rağmen sabahları çok yorgun uyanmak, bulunan her fırsatta dinlenilmesine karşın yeterli enerjiye ulaşamamak, yaşanan depresif haller, dikkat problemi yaşanması ve bunun iş ve sosyal hayatı etkilemesi belirtilerinin en az 6 ay sürüyor olması Kronik Yorgunluk Sendromunun kişide varlığını gösterir.

    Kronik yorgunluk sendromu fiziksel, zihinsel ve duygusal belirtilerle ortaya çıkan karmaşık bir tablo. Nedeni bilinmeyen yorgunluk, halsizlik ve bitkinlik belirtilerine; dikkat dağılması, algısal bozukluklar, konuşma güçlükleri, bilinçte bulanıklık, unutkanlık, davranış değişimleri gibi sorunlar eşlik ediyor. Bunların yanı sıra kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve bulantı da görülebiliyor.

    Kronik Yorgunluk Sendromu daha çok kimlerde görülüyor?

    Genç ve orta yaş hastalığı olarak görülen Kronik Yorgunluk Sendromu kadınlarda erkeklere nazaran 3-4 kat daha sık ortaya çıkıyor. Ancak bunun nedeni bilinmiyor.

    Kronik Yorgunluk Sendromu’nun tedavisi nasıldır?

    Kronik Yorgunluk Sendromu için özellikle belirlenmiş bir test yoktur. Yukarıda sıraladığımız dört semptomun bir arada görülmesi gerekir. Özellikle en az 6 ay süren nedensiz yorgunluk tanı koymada önemli rol oynar. Tanısı konulan hastalığın semptomik ve kombine tedavisi gerekir. Tedavinin amacı semptomları azaltmaktır. Birçok Kronik Yorgunluk Sendromu hastasının tedavi ile düzelen depresyonu ve psikolojik bozuklukları vardır. Tedavi;

    • Davranışsal terapi ve bazı hastalar için derecelenmiş egzersiz

    • Bilişsel-Davranışsal terapi

    • Sağlıklı beslenme

    • Uyku yönetim teknikleri

    • Ağrıyı, rahatsızlığı ve ateşi düşürecek ilaç tedavisi

    • Anksiyete ve Depresyon için gerektiği durumlarda Bilişsel Davranışçı terapiye ek ilaç tedavisi kombinasyonunu içerir.

    Kronik Yorgunluk Sendromu yaşayan hastalar aktif bir sosyal yaşam için teşvik edilir. Rahatlama ve stres azaltma teknikleri kronik ağrı ve yorgunluğu azaltmaya yardımcı olabilir.

    Kronik yorgunluğun giderilmesi için yapılması gerekenler nelerdir?

    • Stres kaynaklarınızı tanıyın, bu kaynakları yönetin ve sizi yönetmesine fırsat vermeyin.

    • Aktivite günlüğü oluşturun. Günlükler çok az veya çok çalıştığınız zamanları anlamanıza, bu sayede de dengeli ve gerçekçi hedefler belirleyip uygulamanıza yardımcı olacaktır. Hedefleri kolaydan başlayarak arttırın. Dinlenmeye ayırdığınız zamanınızı giderek azaltıp, hedeflerinizi küçük parçalar haline getirerek güne, daha sonra haftalara yayabilirsiniz.

    • Uyku düzeninize dikkat edin. Gün içinde uyumayın.

    • Gevşemeyi öğrenerek, kas gevşetici egzersizler yapın.

    Alkol ve sigaranın yorgunluk üzerinde ne gibi etkileri vardır?

    Alkol, içiminden sonra hızla kana karıştıktan sonra kan şekerinin düşmesine ve dolayısıyla kişide yorgunluk hissine sebep olmaktadır. Sigara, yorgunluk yapan en büyük etkenlerden biri olmaktadır. Sigara içenlerin tiryakiliğine neden olan nikotin dışında içerisinde bir çok zehirli madde bulunduran sigara yorgunluk hissi meydana getirerek içen kişinin sabahları zor kalkmasına ve yaptığı işlerde çabuk yorulmasına neden olmaktadır. Vücudun ihtiyaç duyduğu bazı mineral ve vitaminlerin dışında ayrıca en önemli yaşam kaynağımız oksijen olmaktadır. Sigara ile içimize çekmiş olduğumu duman akciğerlerde birçok tahribat yaparak kişinin yeteri kadar oksijen almasının önüne geçmektedir. Yeterli oksijeni alamayan vücut gece boyuncada düzgün uyumamaya neden olmaktadır. Sigara aynı zaman damarlarda daralmaya neden olarak kan akışının yavaşlamasına neden olabilmektedir. Sigaranın meydana getirdiği bütün bu stres altında vücut doğal olarak yorgun düşmektedir. İçilen sigaranın yorgunluk yapması vitamin eksikliğinin oluşmasından da kaynaklanmaktadır. Vücut aldığı besinlerden gereken vitamin ve mineralleri tam olarak elde edememektedir. Sigara yorgunluk hissi kişinin cinsel hayatınında olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.

  • Cinsel Tabular

    Cinsel Tabular

    Küçülen dünyayla birlikte cinsel sorunların öneminin giderek anlaşılması ve toplumun cinsel sorunlara duyarlı hale gelmesi, sorunlar karşısında pasif kalmak yerine sorunun giderilmesine yönelik çalışmaların başlatılması cinsellik adına olumlu gelişmelerdir. Buna rağmen hala cinselliğin bir tabu olarak görülmesi, ayıplama endişesi ve utangaçlık duyularından dolayı pek çok çift çare arayışında bulunamamaktadır. Hatta çiftler yaşadıkları sorunları birbirleri ile paylaşmamaktalar. Ülkemizde bu süreç ‘Tadına varılacak bir armağan’ olarak görülmesi nedeniyle evlenmeden önce olabildiğince baskılanan ve evlendikten sonra günlük hayatın rutin koşturmacasından git gide daha az konuşulur ve daha az paylaşılır bir duruma gelmiştir. Yani aslında cinselliği de yaşarken hayatımızda ki diğer pek çok şey gibi zevk alarak değil de yaşamış olmak amacıyla geçici hazlara takılıp geneli göremeyecek kadar sıradan ve basit yaşanmaktadır. Dar kalıpların içinde sıkışmış tamamen fiziksel ihtiyaçları doyurmaktan öteye gitmeyen bir süreç olarak yaşanmaktadır. İnsanlar birbirleri ile cinselliği konuşmaktan çekinmekte, konuştuğunda da yanlış anlaşılma kaygısını yaşamaktalar. Tabi bu ve bunu gibi pek çok sorunun temelinde defolu öğrenmeler veya cinsel bilgi eksikliği bulunmaktadır. Türkiye de bu konuda henüz yeterli bilinç oluşmamıştır. Cinsel mutluluğa ulaşabilmek için kişinin önce kendi bedenini tanıması ve sevmesi gerekir. Kendi bedenini tanıyan, nelerden zevk aldığını bilen, cinsellikle ilgili olumlu duygu ve düşüncelere sahip olan insan cinsellikten keyif alır . Ayıp, yasak günah duygularıyla dolu olan, yaptığı eylemlerden dolayı suçluluk duyan elbette cinsellikten zevk alamaz. Bayan danışanlarımın pek çocuğunu dinlediğimde eğitim düzeyi ne olursa olsun kendi bedenine dokunmaktan çekindiklerini hatta evlenmeden önce hiç dokunmadıklarını ifade etmekteler. Nasıl oluyor da insan kendi bedenine dokunmaktan korkabiliyor tabi bunların temelinde pek çok psikopatoloji olmak ile beraber toplumsal ve çarptırılmış dinsel öğretiler kişinin merak duygusunu da ortadan kaldırıp , kendine yabancılaşmasına neden olmaktadır. Kadının cinselliğine baktığımızda; cinselliğin erkeğe karşı bir sorumluluk ve görev bilici ile yaşandığından kadının cinselliği daha karmaşık hal almaktadır. Orgazm taklidinin altında ezilen kadın hem fiziksel hem duygusal anlamda cinselliğin ruhunu yaşayamaz ve anlayamaz. Orgazm olmak genellikle boşalmak olarak algılanır ama ikisi birbirinden farklı şeylerdir.Orgazm çeşitli fiziksel ve psikolojikcinsel uyaranlar sonucu beynin harekete geçmesi ve hormon mekanizmalarının etkisi ile hem bedensel hemde ruhsal olarak algılanan ’geçici şuur bulanıklığı, kontrol kaybı duygusu’ ve istem dışı ritmik vajinal kasılmaların yaşandığı ‘yoğun bir boşalma olarak tanımlanabilir.Boşalma ise cinsel ilişkilerin sonlarına doğru yaşanan kasılmalarla kendini gösteren fiziksel ve bedensel rahatlama olarak tarif edilebilir. Yaklaşık olarak boşalma 5 ile 10 saniye orgazm ise 10 ile 15 saniye arası sürer. Bazı kadınlar orgazm veya boşalma için geçen süre uzadıkça kendilerine olan güvenlerini kaybedebiliyorlar. Dahası filmlerde gördükleri seks sahnelerini olması geren bir standart olarak değerlendirip cinsel ilişkide mutlaka orgazm olmak gerektiğini ve yatakta çıkarttığı seslerin erkeğin yaşadığı duyunun yoğunluğunu artırdığına dair inancıyla kendini yetersiz hissetmekte ve yatakta özgüven eksikliği yaşanmasına neden olmakta bunu temelinde de erkeğin egosunu tatmin etmek arzusu yatmaktadır. Dolayısıyla kadın orgazm taklidinin altında ezilmektedir. Kadının orgazm olamamasının temelinde pek çok neden olabilir. Bu nedenlerden en sık görülenleri; ön hazırlık ve uyarılma olmadan doğrudan cinsel birleşme, partnerin erken boşalma ve sertleşme sorunun olmasından dolayı erkeğini mutlu etme çabası içinde kendi hazzına odaklanamaması ve cinselliği görev olarak görmesi nedeniyle zevk alamaması, zevk alamadığı için biran önce ilişkiyi bitirme isteği orgazm olamamasının nedenleri arasında sayılabilir, bunun yanı sıra partnere duyulan olumsuz duygular, geçmişinde yaşadığı travmatik cinse deneyimler, hamile kalma endişesi, sosyo kültürel yasaklamalar ve dinsel inançlar, aldatılmış olmak, alkolizm, depresyon vb. psikolojik ve nörolojik rahatsızlıklar da orgazmı engellemektedir. Mutluluk veren bir cinsellik çiftleri daha huzurlu, daha mutlu ve çevreye daha pozitif yaparken, çiftleri birbirlerine daha çok bağlar ve bütünleştirir. Orgazmı yaşamayan kadın cinsel mutluluğu da yaşayamaz. Bu durum aslında ciddi bir stres kaynağı olabilir çünkü cinsel mutluluk yatak odası ile sınırlı değildir. İnsanın en aktif cinsel organı beynidir. Arzuladığınız cinsel hayata ulaşmak imkansız değil sadece cinsel eğitimle pek çok sorunu ortadan kaldırıp yerine keyifli an’lar koyabilirsiniz ve bu sizin elinize hiç birşey için geç değil cinsellikten keyif almamış kadın mutlu bir kadın değildir. Cinselliğin felsefesini ve ruhunu anlamamış bir erkek de ne kendine ne de partnerine cinselliği yaşayamaz, çünkü cinsellikte biraz bencil olmalı insan karşı tarafı mutlu etmek isterken kendi arzularınızdan vazgeçersin ve zamanla seks senin için sadece görev olur. Onun için keyfini çıkarmalısın hayat kısa…

  • Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Sosyal canlılar olmamız nedeniyle sorumluluklarımıza ayıracağımız zamanın yanında yakınlarımıza, arkadaşlarımıza da zaman ayırmak ve hoşlandığımız işleri yapmak, hobilerimizle ilgilenmek gibi gereksinimlerimiz de vardır. Ancak bu sorumlulukları yerine getirmek ya da sosyal ihtiyaçları karşılamak için zaman bulamadığından şikayet eden pek çok kişiyle karşılaşırız. Öte yandan pek çok kez çocuklarımızın, eşlerimizin, arkadaşlarımızın işlerini zamanında yetiştirememelerinden, söz verdikleri halde bekletmelerinden ve randevularına geç kalmalarından şikâyet eder dururuz. Bu şikâyetlere karşılık, işini yetiştiremeyen, karşıdakini bekleten ve randevusuna geç kalan bu kişilerin ise bunlara mazeret olarak sundukları mutlaka bir sorun vardır. Bu sorun kimi zaman trafik kimi zaman işlerin uzaması kimi zaman ise son anda yüklenen sorumluluklardır. Ancak zaman zaman olabilecek istisnalar dışında yapılacak olan işin, gidilecek olan yolun ne kadar zaman alacağı önceden kestirilebilir ve aslında hepimizin, yapmak istediğimiz işler için (elbette kabul edilebilir düzeyde) yeterli zamanı vardır. Peki, neden bir türlü işler yetiştirilemez ya da geç kalınır? Bu sorunun yanıtı “sunulan mazeretler” değil “zamanın yeterince planlanmaması” olacaktır. Zamanı doğru biçimde planlamayı öğrenmek, yaşamda sorumlulukların yanında ihtiyaçlarla da ilgilenebilmek ve stresten mümkün olduğunca uzak yaşayabilmek için gerekli bir adımdır.

    Amaçlarımızı, sorumluluklarımızı, kişisel ilgilerimizi ve sosyal yaşamımızın içerdiği etkinlikleri bir arada yürütebilecek bir biçimde organize edebilme becerisi “zaman planlaması” olarak adlandırılır. Bu beceri pek çok avantaj sağlamaktadır. Düzenli bir yaşam, başarı hissi, gereksiz yorgunluktan kaçınma, unutma, geç kalma durumlarının önüne geçilmesi, suçluluk duygusunun önlenmesi, hayatı kontrol duygusu ve belirsizliklerin oluşturduğu stresi ortadan kaldırma gibi pek çok avantajından söz edilebilir.

    Hepimiz, özellikle de belirli dönemlerde zamanımızı planlama konusunda çaba göstermişizdir. Ancak kimimiz için bu çaba çoğu kez boşa gitmiştir. Peki bu neden böyle oluyor? Bizi zamanımızı planlayabilmekten alıkoyan nedenler neler? Herkes için farklı nedenler olabileceğini unutmamak kaydıyla bazı etkenlerin daha yaygın olduğu görülmektedir. Örneğin, mükemmeliyetçilik. Zaman yönetiminde de “mükemmel zaman planlaması” gibi bir hedefe sahip olmak, kısa bir süre sonra hayal kırıklığı yaşamak ve vazgeçmekle aynı anlama gelmektedir. Çünkü esneklikten yoksun ya da kişisel ihtiyaçlara yer vermeyen bir plan, uyulması herkes için zor hatta mümkün olmayan bir plandır. Zamanı planlama karşısındaki önemli engellerden bir diğeri ise erteleme davranışıdır. Erteleme zaman planlamasını yapmak konusunda kendini göstereceği gibi yapılan planlamaya ayak uydurmak konusunda da bozucu bir rol üstlenmektedir. Ertelemenin ve yarattığı sonuçların günlük hayatımızda pek çok örneğine rastlayabiliriz; faizle sonuçlanan ertelenmiş ödemeler, düşük notlarla sonuçlanan ertelenmiş ödevler, kişilerarası kırgınlıklarla sonuçlanan ertelenmiş ziyaret ve telefonlar, ilerlemiş sağlık sorunlarıyla sonuçlanan ertelenmiş sağlıklı beslenme, spor ve diğer sağlık davranışları… Görüldüğü gibi erteleme davranışı, bizi büyük sıkıntıya sokan ve bizde yaşamımızın kontrolümüzden çıktığı duygusunu uyandıran zararlı bir alışkanlıktır. Öte yandan kendine aşırı güvenmek ya da kendine güvensizlik de zamanı planlama becerisinin gelişmesinde engel teşkil etmektedir. Kendine güvenmek iyi ve yararlı bir özellik olmakla birlikte fazlası “boş vermelere”, eksikliği ise “cesaretsizliğe” ve “hiç denememeye” yol açmaktadır. Son olarak zaman planlamamızın yolunda gidebilmesi için ihtiyaç duyacağımız bir başka beceri daha var. Planlamamızda yer vermediğimiz konuların ve oluşabilecek aksaklıkların önüne geçmemizi sağlayacak olan “hayır diyebilme” maharetimiz önemli görünmektedir. Çevremizden gelen taleplere gerektiğinde “hayır” diyemiyorsak, birçok işimiz bu yüzden aksamaya mahkûm diyebiliriz.

    Şüphesiz daha pek çok etken zamanın doğru planlanmasının önünde engel teşkil ediyor olabilir. Burada bahsedilenlerin ve bireysel olarak keşfedilecek olan başka etkenlerin saptanması ve önlem alınması zamanın planlanması ve yapılan planlamaların sürekliliği ve işleyişi açısından son derece yararlı olacaktır. Unutmayalım “zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın kısalığından şikâyet ederler” (La Bruyere).

  • Febril konvülziyonlar (ateşli havale)

    Febril Nöbetler (FK);

    “1 ay-5 yaş arasında görülen menenjit ve ensefalit gibi santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu yada akut elektrolit bozukluğu, intoksikasyon gibi tanımlanmış bir neden olmaksızın ve öncesinde geçirilmiş ateşsiz konvülziyon öyküsü olmadan ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetlerdir.” (ILAE sınıflaması).

    Çocukluk çağının en sık görülen nöbet tipidir.

    En erken 1. ayda görülür. Çocukların %50’sinde ilk 2 yılda başlar, 6 ay ile 5 yaş arasında en sık görülür ve pik yaptığı dönem 18 aydır. 7 yaş üzerinde nadirdir.

    Ateş sıklıkla 38.5 dereceninüzerindedir.

    Febril nöbet geçiren çocuklarda ateşin yükselmesine yol açan en sık nedenler;

    Üst solunum yolu enfeksiyonları,

    Kulak iltihabı,

    Tonsillit,

    Döküntülü hastalıklar (En sık 6. hastalık)

    İdrar yolu enfeksiyonudur.

    İshallerle birlikte FK görülme sıklığının düşük olduğu bulunmuştur.

    Febril nöbetlerde ateş %80 viral nedenlere bağlıdır.

    Neden Febril Nöbet geçirilir?

    Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Ailede FK öyküsü olması ilk ve tekrarlayan FK için kesin risk faktörüdür. Kardeşler ve anne-babada FK öyküsü olduğunda risk 2 kat artmaktadır.

    FK’lu çocukların annelerinde ateşsiz nöbet ve epilepsi görülme oranı, normal popülasyondan daha fazladır.

    Diğer ileri sürülen nedenler; sitokinler, nörotransmitter adı verilen maddeler, ısı düzenlemesindeki bozukluklar, sinir sistemi olgunlaşmasında gecikme, çinko ve demir eksikliğidir.

    Klinik bulgular nelerdir?

    Sıklıkla kısa süreli, tüm vücutta kasılma ve gevşeme (jeneralize tonik-klonik), hastanın pelte gibi olduğu (atonik),nadiren vücudun belli bölgelerinde kasılmalar ile giden (Parsiyel) nöbetler şeklinde ortaya çıkar. Çoğunlukla birkaç dakikada keniliğinden durur. Nadiren belli bir bölgeden başlayarak tüm vücuda yayılabilir. Başlangıçda ağlama, bilinç kaybı ve kaslarda sertleşme, solunum duraklaması görülebilir. Daha sonra yüz ve ekstremitelerde tekrarlayan sıçramalar görülebilir.

    Nöbet özelliklerine göre basit ve komplike olmak üzere 2 tipe ayrılır.

    Febril Konvülziyonda tanı nasıl konulur?

    Febril nöbetlerde tanı öykü ve muayene ile konur. Ateşin özellikleri, derecesi, eşlik eden diğer belirtiler, ayrıntılı nöbet öyküsü nörolojik gelişim ve ailede ateşli veya ateşsiz nöbet, epilepsi öyküsü önemlidir.

    Elektroensefalografi (EEG): FK’lu çocuklarda sıklıkla EEG çekilmektedir. Ancak tanı değeri sınırlıdır ve FK’ya özgü EEG bulgusu yoktur. Rutin olarak yapılması önerilmemektedir. Basit FK’da %60 normaldir. Komplike FK’da ise öncesinde nöromotor gelişim bozukluğu ve ailede FK öyküsü olanlarda nadiren EEG anormalliği saptanabilir.

    EEG dalgaları ateş ve viral enfeksiyonlarda etkilidir. Bu nedenle Febril nöbet geçiren hastalarda EEG nöbetten 7-10 gün sonra çekilmelidir. Basit FK’da bilgisayarlı beyin tomogrofisi (BBT) ve Manyetik Rezonans (MRG) gereksizdir. Ancak kafa içi basıncı artması, fokal nörolojik bulgular varsa, komplike FK’da nörolojik bulgu varsa ve febril status epileptikus sözkonusu ise BBT veya MRG yapılabilir.