Etiket: Neden

  • İnfantil kolik

    Normal ağlama doğumdan itibaren ilk haftalarda başlayıp 6-8. haftalara doğru günde en fazla 2- 3 saate kadar ulaşan ağlamadır. Ağlamanın tipi ve süresi bebekler arasında değişkenlik göstermekle birlikte, normal ağlama 2 haftalık bir bebekte günde ortalama 2 saat, 6 haftalık bebekte 3 saat ve 3 aylık bir bebekte 1 saattir.

    İnfantil kolik, iyi gelişen sağlıklı bebeklerde, daha çok akşam saatlerinde görülen, nedeni tam olarak aydınlatılamamış, bacaklarını karına çekme, yumruklarını sıkma, karında sertleşme, alnını kırıştırma, gözlerini sıkıca kapama ile birlikte olan, tüm çabalara karşın durdurulması zor aşırı ağlama durumudur.

    En az 3 haftadır süren, günde 3 saatten uzun ve haftada 3 günden fazla ataklar halinde belirli bir neden olmaksızın, öğleden sonra veya akşam saatlerinde görülen aşırı ağlama olarak ta tanımlanır. İnfantil kolik tanısı ağlamaya neden olacak diğer nedenler araştırıldıktan sonra tanımlanabilir. Ağlamayla gelen bebeklerin yalnızca %5’inde altta yatan ciddi organik lezyon saptanır. Büyüme, gelişme geriliği ve/veya fizik muayenede patolojik bulgular varsa diğer nedenlerin dışlanması gerekir.

    Besin alerjisinin, özellikle de inek sütü protein alerjisinin infantil kolik nedeni olduğu, hatta infantil koliğin inek sütü protein alerjisinin ilk bulgusu olabileceği öne sürülmüştür. Fakat bu ilişkinin belirlenmesinde; inek sütü protein alerjisinde saptanan ailede atopi öyküsü, alerjik rinit , wheezing atakları, astım , atopik dermatit gibi atopik sorunların varlığı, ishal, kabızlık, kusma, gaytada mukus ya da kan varlığı ve büyüme geriliği gibi diğer bulgu ve belirtilerin mutlaka olması gerektiği özellikle belirtilmektedir.

    Beslenme hataları , formül sütlerin hazırlanmasında hatalar, pişik, parmaklara saç, kıl dolanması, göz travması, glokom, gözde yabancı cisim, aritmiler, kalp yetmezliği, besin alerjisi, reflü, anal fissür, barsak tıkanıklığı, gastroenterit, üriner sistem infeksiyonu,nörolojik(kafa travması, merkezi sinir sistemi anomalileri ), aşı uygulaması gibi…

    İnfantil kolik tedavisinde davranışssal uygulamaların diğer yöntemlerden daha etkin olduğu bilinmektedir. Beş S yönteminin Swaddling (kundak), Side or stomach yan/yüzüstü yatırma), Sound (ses), Swinging (sallama), Sucking (emme/emzik) ilaçlardan önce kullanılmasının daha uygun olduğu ileri sürülmektedir. Bebeği araba ile gezdirmek, karnına ılık havlu koymak, masaj yapmak, bebeği yüzü koyun yatırmak, ılık banyo yaptırmak, bebeğe ritmik ses çıkaran elektrik süpürgesi ya da saç kurutma makinası sesi dinletmek gibi yöntemlerin bebeğin ağlama süresi veya atak sayısı üzerine olumlu etkisi olduğu düşünülmektedir. Kundak yapmanın (yarım kundak) rahatlatıcı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca uyku ve beslenme saatlerinin rutine konması ağlama sürelerini yarı yarıya azalttığı bilinmektedir.

  • Yaz hastalıkları

    Yaz geldi tatilin tadını çıkaralım derken yaz hastalıklarına yakalanmayalım.. Güneş çarpması, gıda zehirlenmesi, yaz ishali, böcek sokması ve temiz olmayan havuz suyundan kaynaklı göz ve kulak enfesiyonları yaz aylarında sıkça karşılaşılan rahatsızlıklardır.

    Uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak güneş çarpması ve güneş yanıklarına neden olabilir. Güneş çarpması baş ağrısı, bilinç değişiklikleri, bayılma şeklinde de kendini gösterebilir. Böyle bir durumda bilinci yerindeyse çocuğa bol sıvı verilerek, elbiselerin derhal çıkartılması ve soğuk bir ortam oluşturulması gerekir. Ayrıca, çocuklar ılık duşa sokularak rahatlatılabilir. 40 dereceyi bulan bir ateş söz konusu olduğunda doktora başvurulmalıdır.

    Güneş ışınlarından korunmak için sadece şemsiye altında veya gölgede bulunmak yeterli olmaz. Ultraviyole ışınları, özellikle bir yaşın altındaki bebeklerin cildini olumsuz etkiler. Tekrarlayan güneş yanıkları da cilt kanserine neden olabilir. Bu nedenle özellikle küçük bebeklerin saat 10.00- 16.00 arasında güneşe çıkarılmamaları, güneşte kalma süresinin 10 dakika ile başlayıp yavaş yavaş artırılması ve mutlaka bebeklere yüksek koruyuculuğu olan güneş kremlerinin kullanılması gerekir.

    Yaz aylarında tükettiğimiz gıdaya da dikkat etmek gerekir. Tavuk, balık ve süt ürünleri gibi özellikle de sıcak ortamda çabuk bozulan ürünler alındıktan kısa bir süre sonra tüketilmelidir. Besin zehirlenmesine neden olan bir diğer etken ise tüketilen gıdaların yeterince iyi yıkanmamasından kaynaklanır. Bu nedenle sebze ve meyveleri çocuğa vermeden önce iyi yıkandığından emin olmak gerekir. Çocukların keyifle vakit geçirdiği havuzlar da dikkat edilmezse sağlık sorunlarına yol açabilir. Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmayan havuzlar göz ve kulak enfeksiyonlarına neden olabilir.

    Bu nedenle özellikle çocuklar için havuz yerine deniz tercih edilmelidir. Yaz aylarında böcek, kene, akrep sokmalarına da rastlanır. Özellikle piknik alanlarında meydana gelen böcek sokması alerjik bünyelerde istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Böcek sokmalarında ilk müdahale ısırılan bölgeye soğuk kompres ve buz uygulamak, iğne varsa uzaklaştırmaya çalışmak olmalıdır. Arı sokmasında ise alerjik bünyelerde şok tablosu gelişebilir acil tıbbi müdahale gereksinimi doğabilir. Aynı zamanda akrep gibi zehirli böceklerde de acil müdahale gerekebilir. Bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kurumuna başvurmak gerekir.

  • Gaz sancısı (kolik)

    İnfantil kolik, doğumdan sonraki ilk üç ayda oldukça sık rastlanan bir yakınmadır.

    Kolikum infantum ilk kez 1954 yılında Wessel tarafından üç haftadan fazla, haftada en az üç gün, günde üç saati aşan huzursuzluk ve ağlama nöbetleri olarak tanımlanmıştır.

    İnfantil kolik, iyi gelişen sağlıklı bebeklerde, daha çok akşam ve gece saatlerinde

    görülen,ataklar halinde ortaya çıkan, nedeni tam olarak aydınlatılamamış, bacaklarını karına çekme, alnını kırıştırma, kızarma yumruklarını sıkma, karında sertleşme, gaz çıkarma ile birlikte olan, tüm çabalara karşın durdurulması zor, aşırı ağlama ile karakterize bir sendromdur. Genellikle kolik ağlamaları akşam veya gece olur. Ağlama atakları uzundur ve infant kolaylıkla sakinleştirilemez. Kolik ağlamaları 6. haftada pik yapmakta ve 12. haftada kendiliğinden kaybolmaktadır.

    Sağlıklı bir infantın uzun ve şiddetli ağlaması aileler için önemli bir problemdir.

    Ağlamak her ne kadar aileye rahatsızlık verse de yapılan çalışmalarda bebeğin ağlamasının annenin hormonları üzerine etkili olduğu saptanmıştır. Özellikle prolaktini arttırarak süt yapımının artmasına neden olmaktadır. Prolaktin aynı zamanda anne ile bebek arasındaki bağı da kuvvetlendirmektedir.

    İnfantil Kolik Tedavisi

    Kolikum infantumun etkili bir tedavisi yoktur.

    Farmakolojik Tedavi:

    * Simetikon

    * Probiyotikler

    * Zinco damla

    * Laktaz enzimi

    Beslenme Önerileri:

    *Anne sütü ile beslenmek: İlk altı ay sadece anne sütü ile beslenmenin infantil

    kolikte koruyucu faktör olduğu bilinmektedir. Her öğünde iki memeyi birden emzirmeye çalışmak bebeğin laktozdan zengin önsütü aşırı almasına neden olduğu için gaz sancılarına yol açabilir. Bu nedenle bebek bir memeyi tamamen bırakana dek o memeden emzirilmelidir. Ancak anne sütündeki inek sütü proteinlerinin varlığı bebekte infantil kolik oluşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebeklerde maternal diyetin (yumurta, fındık, fıstık, bulgur, kuru baklagil, lahana, turp ve baharatlı gıdaların bulunmadığı diyet) en az 2 hafta uygulanması ve sürdürülebilirliği, annenin sigara, alkol ve çay kullanmaması kolik şikayetlerinin azalmasını sağlamaktadır. Yapılan çalışmada anne sütünün geceleri melatonin içerdiği, geceleri anne sütü alan bebeklerin uyumasında ve koliği azaltmada yararlı olduğu gösterilmiştir.

    *Biberonla besleme: Yatay pozisyonda biberonla beslemek ve beslenme sonrası bebeğin gazının çıkarılmaması infantil kolik oluşumuna neden olmaktadır.

    Bitkisel Çaylar: Bağırsak düz kaslarında gevşeme sağlar. Sarı papatya, mine çiçeği, meyan kökü, rezene ve melisa ile yapılan bitki çayının günde 3 kez kullanımın kolikli bebeklerde ağlama ataklarını ve karın sertliğini azalttığı gösterilmiştir. Bu tedavi yönteminde standart bir doz miktarı yoktur. Bitki çaylarının sık kullanıldığı bebeklerin annelerini daha az emdikleri görülmüştür. Bitki çayları ishal ve böbrek yetmezliği gibi tablolara neden olabilmekte olup dikkatli olunmalıdır.

    Davranışsal tedaviler:

    Bebeğin kucakta, pusette, yatağında, hamakta, bebek altı haftalıktan büyükse otomatik bebek salıncağında ritmik şekilde sallanması. Çok sert sallama boyunda yaralanmaya yol açabileceğinden dikkatli olmak gerekir.

    Arabasıyla gezdirmek. Hatta, bebeği arabasında gezdirirken saatte 80-90 km hızla giden bir araba hissi veren sakinleştirme amaçlı araçlar da yapılmıştır.

    Bebeğin kanguru içinde ya da annenin/bakıcının kucağında tutulması. Bazı bebekleri sıkıca, kundaklar gibi sarmak işe yarayabilir.

    Bebeğin kucağa alınıp annenin/bakıcının göğsüne yaslanmış şekilde tutulması. Sarılmak, bebekte güven hissi uyandırır. Bu arada, sırtına, hafifçe, aralıklı olarak minik vuruşlar uygulamanın da yararı olur.

    Karına sıcak havlu uygulaması

    Bebeğe ılık banyoya yaptırma

    Şarkı söylemek. Bebeğin hangi müzik türünden hoşlandığını keşfetmeye çalışmalıdır. Beğendiği bir melodi tekrar tekrar söylenebilir.

    Ritmik seslerden yararlanma. Saç kurutma makinesi sesi, elekrikli süpürge sesi, su damlaması sesi, deniz dalgaları gibi ritmik sesler anne karnında kan akış sesine bebek tarafından benzetildiğ için rahatlama sağlayabilmektedir. İnternette veya akıllı telefonlarda beyaz gürültü (white noise) gibi programlar indirilerek denenebilir.

    Bebeğe masaj yapılması. Okşanmaktan ve dokunulmaktan hoşlanan bebekler için masaj, sakinleştirici olabilir.

    Kısa bir süre, annenin/bakıcının sırt üstü yatarak bebeği, üzerine yüzü koyun yatırması.

    Basınç uygulama tekniği: Bebek kucağa alınır, annenin/bakıcının karnı üzerine yatırılır ve hafifçe sırtına vurulur ya da sırtı sıvazlanır. Bu, birçok bebeğin çok sevdiği bir yöntemdir.

    Annenin stressiz ve rahat olması önemlidir. Bebeğe bir yardımcı bakarken annenin evden bir süreliğine uzaklaşıp hava değişikliği yapması zihinsel ve ruhsal olarak rahatlamasına yardımcı olabilir.

    Sakin ve sessiz bir yerde emzirmeye çalışınız. Emzirirken ve biberonla beslenirken bebeğinizin hava yutmamasına özen gösteriniz.

    Sık sık az az besleyerek açlık nedeniyle oluşan ağlamasının azalmasını sağlayabilirsiniz.

    Altının temiz olmasına özen gösteriniz.

    Annenin aldığı besinler sonrası bebeğin gaz sancısında artış olduğu gözlemine sahipseniz olabildiğince o besinlerden uzak durmaya çalışınız.

    !!! Bebeğinize yan etkileri bilinmeyen ve zarar verebilecek, doktor önerisi olmayan çaylardan, kocakarı ilaçlarından/damlalarından, yağlardan kesinlikle kullanmayınız.

    *İçinize sinmeyen, size anormal gelen, uzun süren sık oluşan ağlama ataklarında çocuk hekiminize muayeneye götürünüz.

  • Ürtiker (kurdeşen) hakkında

    Ürtiker bir hastalık değil, belirtidir. Ürtiker, deriden kabarık, basmakla solan, etrafı kızarık, sınırları belirgin kaşıntılı döküntülerdir. Yaşamı boyunca her dört kişiden biri en az bir kez ürtiker geçirmiştir. Bu döküntüler bir günden fazla sürmez. Kaybolur ve tekrar vücudun başka yerinde çıkar.

    Ürtiker, bazı hücrelerimizden (mast hücresi) salınan histamin’in etkisiyle ortaya çıkar. Histamin, damarlarda genişlemeye, damar duvarında geçirgenliğin artışına ve dolayısıyla damar dışına sıvı çıkışına neden olur. Bunun sonucunda cildimizde şişlikler ve kızarıklıklar oluşur. Eğer sıvı çıkışı cilt altına olursa anjioödem olarak adlandırılır. Cilt altı dokusu göz çevresi, ağız ve genital bölgelerimizde daha gevşek olduğu için anjioödem daha çok buralarda görülür.

    Ürtiker süreye bağlı olarak iki başlık altında incelenir.

    Akut ürtiker

    Kronik Ürtiker

    Altı haftadan daha uzun sürerse kronik ürtiker olarak adlandırıyoruz. Akut ile kronik arasındaki fark sadece süre ile kısıtlı değildir. Akut ve kronik ürtiker nedenleri birbirinden oldukça farklıdır.

    Akut ürtiker besinler ya da ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkabilir. Genellikle 2-3 hafta içerisinde kendiliğinden geçer.

    Kronik ürtiker hastalarının ancak %25’inde şikayetler dış etkenlere bağlı olarak gelişmektedir. Bu etkenler fiziksel, kontakt ve kolinerjik olarak alt tipleri oluşturmaktadır. Soğuk, su, güneş ışıkları, basınca maruz kalınması ye da egzersiz gibi durumlar ürtikerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun dışındaki çoğu vakada neden tam olarak saptanamaz. Bu hastaların bir kısmında oto antikorlar (IgE reseptörüne karşı) saptanabilir.

    Fiziksel Nedenlere Bağlı Ürtikerler

    Semptomatik Dermografizm

    Sert bir cisimle (kalem, tırnak ucu) çizildiğinde ödem ve kızarıklık oluşur.

    Geç Basınç ürtikeri

    Vücudun herhangi bir bölgesine basınç uygulandıktan yarım saat-12 saat sonra bulgular ortaya çıkar (Sıkı çorap boğumlarında, ağır sırt çantası vb taşındığında)

    Kolinerjik ürtiker

    Egzersiz, sıcak su, baharatlı yiyecekler ve heyecanlandığımızda vücut ısısının artmasına bağlı ortaya çıkar

    Soğuk kontakt ürtiker

    Soğuk havaya, suya ya da cisme dokunulduğunda görülebilir

    Sıcak kontakt ürtiker

    Sıcak cisimlere, suya ya da havaya maruz kalındığında görülür.

    Egzesize bağlı

    Egzersiz sırasında ve sonrasında görülür

    Aquajenik ürtiker

    Herhangi bir sıcaklıkta su ile temas edildiğinde (yüz-el yıkama) ortaya çıkar

    Solar ürtiker

    Belirli dalga boyunda güneş ışığına maruz kalındığında ortaya çıkar

    Vibratuvar ürtiker

    Vibrasyon yapan makinalara temas edildiğinde (mikser kullanmak, bisiklete binmek vs)

    Ürtiker Semptom ve Bulgular

    Ürtiker ciltte şişlik, kızarıklık ve kaşıntının belirgin olduğu etrafı sınırlı döküntülerdir. Basmakla solarlar ve her döküntü 24 saatten daha kısa sürer, yenisi çıkabilir. Ürtiker ile birlikte çoğu zaman anjioödem bulguları görülebilir. Dudaklarda, göz çevresinde ve genital bölgede şişlikler hastaların çoğunda görülebilir.

    Semptomlar geceleri hastaları daha çok rahatsız eder. Yaşam kaliteleri (okul, iş, sosyal yaşam) olumsuz etkilenir. Ürtiker ile beraber bazı hastalarda ateş, eklem ağrıları gibi bulgular görülebilir.

    Ürtiker Tanı

    Hastalığın tanısında öykü çok önemlidir. Hastaların bazıları şikayeti olmadığı dönemde geldikleri için ürtikerin hasta tarafından iyi tanımlanması gerekir. Basmakla solması, ürtikerin düzelme süresi, şikayetlerinin ne zamandan beri olduğu (akut, kronik ayırımı için) çok önemlidir. Bu aşamada hastalara karışıklığa neden olmamak için döküntülerinin fotoğrafını çekmelerini tavsiye edebiliriz. Ürtikerin hangi şartlarda ortaya çıktığı (besinler, ilaçlar, fiziksel nedenler) iyi tanımlanmalıdır. Bu bilgiler tanısal işlemler için hekime yol gösterici olacaktır.

    Şikayetlerinin yaşam kalitesini (okul, iş ya da sosyal yaşam) nasıl etkilediği bilinmelidir.

    Ürtikeri olan hastalarda tanısal işlemlerin temelini hastanın öyküsü oluşturmaktır. Tanıya yönelik olarak yapılacak testler ne yazık ki bize pek yardımcı olmamaktadır. Laboratuvar analizleri olası etiyolojik nedenleri araştırmak amacıyla yapılmaktadır.

    Rutin uygulamada kan sayımı dışında öyküde alerjik reaksiyonlar düşünülüyorsa deri prik testleri yapılabilir. Kronik ürtikerde otoimmüniteyi göstermek amacıyla otolog serum testi yapılabilir. Bu test ile hastanın IgE reseptörlerine karşı antikor varlığı gösterilebilir. Dışkıda parazit ve otoimmün hastalıklar (troidit, Sistemik lupus eritematozis, Romatoid artrit) açısından laboratuvar testleri yapılabilir.

    Cilt biyopsisi kronik ürtikerli hastalarda önerilmez. Ancak ayırıcı tanı amacıyla yapılabilir.

    Tanısal testler daha çok fiziksel nedenler ile ortaya çıkan ürtikerler için yapılabilir. Bu testler her duruma özgü olarak tanımlanmıştır. Testler için tıklayınız.

    Ürtiker Tedavi

    Ürtikerin nedeni belirlenebilirse ondan kaçınmak tedavinin esasını oluşturmaktadır. Antihistaminik ilaçlar ürtikeri ve anjioödemi kontrol etmede başarılıdır. Antihistaminik ilaçlar histamin’in etkisini bloke ederek kaşıntıyı ve ürtikerin tekrarlamasını önler.

    Eğer standart tedaviye rağmen şikayetleriniz kontrol edilemiyorsa doktorunuz ilaçlarınızda düzenleme yapacaktır. Alternatif ilaçlara geçebilir ya da doz artırımı yapabilir. Kullandığınız ilaçlara bağlı semptomlar ortaya çıkıyorsa (ACE inhibitörleri vs) ilacınızın hekiminiz tarafından bir diğerine değiştirilmesi gerekir.

    Kronik ürtikeri olan hastalarda çoğu zaman semptomları kontrol etmede başarılı olamayabiliriz. Son yıllarda anti-IgE tedavisi ile iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • Obezite salgın hastalık gibi yayılıyor

    Vücuttaki yağ miktarının artmasına bağlı kilo artışı olan obezitenin görülme sıklığı, hem dünyada hem de ülkemizde sanki bir salgın hastalıkmış gibi giderek artıyor. Türkiye’de çocuk ve gençlerin yüzde 10-25’inin fazla kilolu veya obez olduğu bildirilmektedir.

    Obezite neden olur?

    Temelde obezitenin iki türü vardır: İlki, yanlış beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzından kaynaklanan basit obezite. İkincisi, endokrin ve genetik bozukluklardan kaynaklanan obezite. Çocukların yüzde 95’inde, alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki enerji dengesizliği nedeniyle oluşan basit obezitedir.

    Vücudumuz yürüme, koşma, konuşma, sindirim, solunum ve vücut ısısını koruma gibi günlük etkinlikleri yapabilmek için enerji harcar. Ayrıca çocukların büyümek için enerjiye ihtiyaçları vardır. Tüm bu enerji yediğimiz besinlerden elde edilir. Alınan enerji (kalori), harcanandan fazla olduğunda vücutta yağ kitlesi olarak depolanır. Vücuda fazladan alınan her 7000 kalori yaklaşık 1 kilo yağ olarak depolanır. Ebeveynlerin beslenme konusundaki yanlış tutum ve davranışları ile çocukların hareketsiz yaşamaları basit obezitenin en önemli nedenleridir. Çocukların gün boyu okulda olmaları, okul dışı zamanlarda çoğunlukla evde dört duvar arasında olup bilgisayar başında oturarak sürekli birşeyler atıştırmaları obezitenin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

    Obezitenin yol açtığı sağlık sorunları

    Çocukluktan itibaren başlayan şişmanlık, erken erişkinlik döneminde başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere pek çok hastalığın gelişmesine neden olur. Bunun sonucunda çocukluk obezitesinin yaşam süresini 15-20 yıl kısalttığı tahmin edilmektedir. Obezitenin oluşturduğu hastalıklar:

    İnsülin direnci sendromu (Metabolik sendrom)

    Diyabet (Şeker hastalığı)

    Hipertansiyon (Yüksek kan basıncı)

    Dislipidemi (Kan yağlarında yükseklik)

    Ateroskleroz (damar sertliği) ve koroner kalp hastalıkları

    Böbrek hastalıkları

    Erken ergenlik

    Safra kesesi taşları ve iltihabı

    Karaciğerde yağlanma

    Uyku apne sendromu (Uykuda solunum düzensizliği, kısa nefes durmaları, horlama)

    İskelet sorunları

    Cilt sorunları

    Kanser riskinde artma

    Psikolojik sorunlar, özellikle depresyon

    Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi

    Altta yatan endokrin (hormonal) veya metabolik bir neden varsa araştırılmalı ve tedavi edilmelidir.

    Yanlış beslenme alışkanlığı ve hareket azlığına bağlı basit şişmanlığı olan çocuklarda, öncelikle deneyimli bir diyetisyenden destek alınarak beslenmesi düzenlenmelidir. Büyüme ve gelişme çağında olmaları nedeniyle, büyümeleri etkilenmeyecek tarzda doğru diyet tedavisi uygulanmalıdır. Erişkinlerdeki diyet modelleri, dolayısıyla kalori alımının aşırı kısıtlanması çocuklukta uygun değildir ve çocuğun büyümesini bozar. Beslenme planının mutlaka uzman hekim gözetiminde çocuğun yaş ve cinsiyetine uygun tarzda olması ve çocuğun büyüme ve gelişmesinin düzenli olarak izlenmesi önem taşır.

    Doğru ve dengeli beslenmenin yanısıra düzenli spor yapma ve günlük yaşamda hareketliliğin arttırılması gibi ciddi yaşam tarzı değişikliği gerekir. Şişman çocuklarda günlük olağan aktiviteye ek olarak en az yarım saatlik orta derecede aktivite (aletli veya oyun tarzında olabilir), hafta sonları düzenli spor aktiviteleri ve yürüyüş yapması önerilir. Bu aktif yaşam tarzı bir alışkanlık haline dönüşmeli ve ömür boyu sürdürülebilir olmalıdır.

    Obezitesi olan çocuklarda, tüm ailenin işbirliği ve desteği çok önemlidir. Temel amaç, yaşam boyu sürecek sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerini sağlayarak yetişkin şişmanlığının oluşmasını önlemektir. Ebeveynler tarafından besinin bir ödül ve hedef olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Doğru beslenme ve hareketli yaşam tarzına tüm aile birlikte katılarak, şişman çocuklara rol model olunmalıdır. Ailenin ve hatta öğretmenlerin bu psikolojik yardımı gerekli hallerde profesyonel psikolog desteği ile taçlandırılmalıdır.

  • Çocuklarda yüksek ateş

    Yüksek ateş kış aylarında çocuklarda sık görülür, anne babaları da oldukça endişelendirir. Ateş, müdahale edilmediğinde ciddi tablolara neden olabilirken, bazen de önemli hastalıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle ateşin nasıl düşürüleceğinin bilinmesi ve vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekmektedir.

    Ateş Uyarıcı Bir Bulgudur

    Yüksek ateş, çocuğu hekime götürme konusunda uyaran en önemli bulgudur. Ateş vücudun bir savunma mekanizmasıdır ve vücuttaki mikrobun çoğalmasını sınırlar.

    Ateşe Vücudun Yanıtı

    Ateş 39-40 derecenin üzerine çıktığında vücut aşırı enerji harcamaya başlar, kalp ve solunum sistemi daha hızlı çalışır. Beyin, kalp, karaciğer gibi organlara daha fazla kan gönderilmesi gerektiğinden, kol ve bacaklardaki damarlar büzülür. Bu nedenle gövde çok sıcakken, kol ve bacaklar çok soğur ve titremeler başlar. Vücut alacalı bir görünüm (mermerimsi) alır.

    Ateşin Nedenleri;

    3-5 gün süren kısa süreli ateşin nedenleri;

    Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları,

    Mide- bağırsak sisteminde enfeksiyon (ishal ve kusma)

    İdrar yolu enfeksiyonları

    Zatürre,

    Menenjit

    Eklem ve kas iltihapları

    7-15 günden uzun süren ateşin nedenleri;

    Tüberküloz,

    Malta humması

    Tifo

    Kalp zarı iltihapları

    Çocuğunuz ateşlendiğinde;

    Hemen telaşa kapılıp panik yapmayın.

    Ateşli çocuğun üzerini örtmeyin, odanın ısısını düşürün.

    38 -38,5 derece ateş normalin biraz üzeri olarak kabul edilmekte.

    Çocuğun ateşi 39 dereceyi buluyorsa veya öksürük, kusma ve ishal de ekleniyorsa, hemen doktora başvurun.

    Vücuduna soğuk su kompresi uygulayın veya çok soğuk olmayan suyla duş aldırın.

    Alkol, sirke veya içine aspirin ezilmiş soğuk su kompreslerinden kaçının.

    38,5- 39 derecelerde, ateş düşürücü fitiller kullanılabilir.

  • Çocuğunuzun böbrek sağlığını korumak için 10 altın öneri

    Ağrı, sık tuvalete gitme, bulantı ve kusma gibi şikayetlerle çocuklarda kendini gösterebilen böbrek hastalıkları bazen hiç belirti vermeyerek sessizce ilerleyebiliyor. Çocuklarda büyüdükçe böbrek yetmezliğine kadar gidebilecek ciddi böbrek sorunlarının önüne geçilmesi için anne babaların erken dönemde koruyucu önlemler alması büyük önem taşıyor.

    1.Bol su içmesine özen gösterin

    Ülkemizde anne babalar yeterince su tüketmedikleri ve çocuklarının beslenmelerinde sarf ettikleri özeni sıvı tüketimi konusunda yeterince göstermedikleri için, çocuklar yeterli oranda sıvı tüketmemektedir. Oysaki su, besinleri ve oksijeni organlara taşır, vücut ısısını dengeler, metabolizmayı düzenler, vücuttaki toksik maddelerin atılmasını sağlar ve enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcıdır. Bebeklere; katı gıdalara başlanılan 6. aydan itibaren her yemek sonrası 30-100 ml arası su içirilmelidir. 1-5 yaş arasında da bu alışkanlığa devam edilmeli, ayrıca mevsim koşulları ve çocuğun aktivitesine göre yemek dışı saatlerde de su içirilmelidir. Çocuğunuzun yeterli su tüketip tüketmediğini anlamanın en pratik yolu, tuvalete gitme sıklığını takip etmektir. Yaşa göre değişmekle birlikte çocuklar ortalama 2-3 saatte bir tuvalete gidiyor olmalıdırlar.

    2.Tuz tüketimini sınırlandırın

    Aşırı tuz tüketimi, hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa neden olabilir. Fazla tüketilen tuz, sağlıklı böbreklerden atılırken belirgin bir iş yükü oluşturarak böbreklere zarar verir. Herhangi bir böbrek hastalığında ise, hastalığın daha da ilerlemesine neden olur. Bu nedenle günümüzde, süt çocukluğu döneminde bir yaşından önce bebeklerin tuz ile tanıştırılmaması, 1-18 yaş arasında günlük tüketilen tuz miktarının günde 2-3 gr’ı (yarım çay kaşığı) aşmaması önerilmektedir. Bilinçli tuz tüketimi konusunda farkındalık çocukluk dönemlerinden itibaren kazandırılmalı, anne ve babalar çocuklarına rol model olmalı ve yemek masasına tuzluk konulmaması bir yaşam biçimi olmalıdır.

    3.Doğru ve dengeli besleyin

    Ebeveynlerin beslenme konusundaki yanlış tutum ve davranışları ile çocukların hareketsiz yaşam tarzları obezitenin en önemli nedenleridir. Çocuklarda besinin bir ödül ve hedef olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Çocukların gün boyu okulda olmaları, okul dışı zamanlarda çoğunlukla evde dört duvar arasında olup bilgisayar veya televizyon başında oturarak sürekli bir şeyler atıştırmaları obezitenin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Normalin üzerinde kilolu olma böbrek sağlığı açısından önemli riskler taşır. Obezitenin kalp ve damarlar üzerine olan olumsuz etkileri, böbrek dokusu ve damarları açısından da benzer olumsuzlukları doğurur. Özellikle ayaküstü beslenme (pizza, hamburger, vs), abur cubur alışkanlığı ve gıda koruyucuları içeren işlenmiş gıdalar (cips, salam, sosis, sucuk, turşu, salça, konserve) tüketimi sınırlandırılmalıdır.

    4. Bilinçsiz ilaç tüketiminden uzak durun

    İlaçlar, kimyasal maddelerdir. Ağrı kesiciler başta olmak üzere böbrekle atılan ilaçların doktor kontrolü olmaksızın tüketilmesinin ciddi sakıncaları vardır. Uzun süreli ve kontrolsüz ilaç kullanımı, çocuklarda kronik böbrek hastalıklarına neden olabilir.

    5. Böbreklerde taş yapan etkenlerden uzak durmasını sağlayın

    Böbrek taşları daha çok erişkin hastalığı gibi algılanmasına rağmen, bebeklik dönemi dahil tüm çocuklarda rastlanan ve görülme sıklığı giderek artan bir hastalıktır. Böbrek taşlarının oluşumunu engellemek için; bol su içilmesi ve tuz tüketiminin azaltılması bir yaşam biçimi olarak benimsenmeli, çocukların televizyon ve bilgisayar başında uzun zaman geçirerek hareketsiz kalmalarının önüne geçilmelidir. Potasyum içeriği zengin sebze ve meyve tüketilmeli, aşırı hayvansal proteinin alımına dikkat edilmeli ve vitamin ilaçları kontrolsüz kullanılmamalıdır.

    6. Düzenli kan basıncı ölçümü yaptırın

    Sağlıksız beslenme, stres ve obezite çocuklarda hipertansiyona neden olur. Erişkinlerde olduğu gibi baş ağrısıyla belirti verebilen hastalık, özellikle küçük çocuklarda hiçbir belirti vermeksizin de ortaya çıkabilir ve çoğu zaman sinsice ilerler. Tedavi edilmediği takdirde kalp ve böbrek yetmezlikleri ile görme kaybı ve beyin kanamasına varan sonuçlar doğurabilir. Hiçbir rahatsızlığı olmayan çocukların, rutin kontrollerinde üç yaşından itibaren tüm muayenelerde tansiyon ölçümü yapılmalıdır.

    7. Çocuğunuza düzenli tuvalet alışkanlığı kazandırın

    Oyun çağındaki çocuklar evlerinde iken, oyuna dalma ve oyunu bırakamama gibi sebeplerle tuvalete gitmeyi erteleyebilir. Özellikle de yuva ve anaokulu çağındaki çocuklar birçok nedenle okulda tuvalete gitmeye çekinir, idrarını tutar. Bu da idrar yolu enfeksiyonlarına yol açar. Okul öncesi çocukların idrarını düzenli aralıklarla yapmayı alışkanlık haline getirebilmesi için; evde ve okulda 2-3 saat aralıklarla tuvalete götürülmesi gerekir.

    8. Genital bölge temizliğini doğru yapın ve çocuğunuza öğretin

    Bebek cildi biz yetişkinlere oranla daha ince ve hassastır. Cilt yüzeyini kaplayan koruyucu tabaka henüz gelişmemiştir. Yanlış ve yetersiz yapılan alt temizliğinin bebeklerde ve küçük çocuklarda, idrar yolu enfeksiyonlarına ve iyileşmeyen pişiklere neden olabilir. Bu yüzden bebeklerin alt temizliğinde normal pamuk ve su kullanılmalı, zorunlu haller dışında sabun, şampuan ve ıslak mendiller kullanılmamalıdır. Bu tür ürünlerin, ağır metal ve kimyasal içermesi nedeniyle genital bölgenin ph dengesini bozmaktadır. Ph dengesinin bozulması, bu bölgedeki yararlı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olur. Çocuklarda genital bölge temizliği yukarıdan aşağı (genital bölgeden anüse) doğru ve çok bastırılmadan yapılmalıdır.

    9. Ailede böbrek hastalığı öyküsü varsa, çocuğunuzun düzenli kontrollerini yaptırın

    Böbrek yetmezliği erken evrelerde herhangi bir belirti göstermeyebilir. Bunun için hastalığı saptamanın en etkin yolu, kan ve idrar tahlillerinin belirli aralıklarla yapılmasıdır. Erken teşhis ile böbrek yetmezliğini yavaşlatmak ve tedavi etmek mümkündür. Diyabet, yüksek tansiyon, fazla kilo ve anne, baba ya da yakın akrabalarda böbrek yetmezliği hikayesi gibi bu risk faktörlerinden biri veya bir kaçı varsa böbrek fonksiyonlarının 6-12 ayda bir kontrolü gereklidir.

    10. Çocuğunuzun düzenli egzersiz yapmasını sağlayın

    Egzersiz insanlara daha sağlıklı bir yaşam sunar. Özellikle böbrek hastalığında kalp sağlığını korumak ve hastalık riskini azaltmak için egzersiz çok önemlidir. Spor yapmak aynı zamanda depresyon üzerine olumlu etkiler gösterir ve kişiyi mutlu hissettirir. Ömür boyu sürecek hareketli yaşam tarzı alışkanlığı, çocukluk yaşlarında başlayan düzenli egzersizle mümkündür. Bu nedenle, çocuğun tüm beden sağlığının yanı sıra böbrek sağlığının korunması amacıyla, çocuklarla birlikte düzenli egzersiz yapılması önemlidir.

  • Neden EMDR Terapi Yöntemini Denemeliyiz?

    Neden EMDR Terapi Yöntemini Denemeliyiz?

    Her insan, hayatı boyunca üzerinde olumsuz etki yaratan en az bir olay yaşamıştır. Bu yaşantılar zaman zaman oldukça acı verici olabilir. Ancak deneyim bittikten başka deyişle bizi üzen olay/olaylar bittikten belirli bir süre sonra bu acının da sonlanması gerekir. Eğer acımız hala devam ediyorsa biraz daha zaman tanımak ve geçmiyorsa da nedenlerini araştırmak gerekir. Bu insana bitmeyecek gibi gelen acının nedeni yaşadığımız olayla kurduğumuz bağlantıların zihnimizi etkiliyor olmasından kaynaklanır. Başka deyişle bir başkasını bu kadar üzmeyecek ya da bu denli canını yakmayacak bir durum sizi çok zorluyorsa sizin çözülmesi gereken daha derin bir sorununuzdan kaynaklandığı söylenebilir.

    Çocukluğumuzdan beri beynimiz birçok bilgi kaydeder ve birçok şey öğreniriz. Büyürken öğrendiğimiz, deneyimlediğimiz şeylere verdiğimiz anlamların bazıları doğrudur ancak çocukluğumuzda yaşadığımız tüm deneyimler doğru değildir. Örneğin arkadaşlarımız bizimle dalga geçtiğinde kendimizin değersiz olduğuna inanmak veya anne babamızın kavgasından sorumlu olduğumuzu düşünmek gibi. Aslında bu düşünceler çocukken ki yanlış algılarımızdır. Çünkü çocuklar belli bir dönem her şeyin kendileriyle ilgili olduğunu düşünürler, bu dönemsel bir algıdır. Yaşanılan her şeye bir anlam yükleriz, ancak çocukken verdiğimiz anlamlar hep kendimizle ilgilidir. Bu yaşandı çünkü ben yaramazlık yaptım, benle dalga geçiyorlar çünkü ben beceriksizim, arkadaşım bana hayır dedi sevilmeyen biriyim gibi. Bu algısal farklılıklar nedeniyle her deneyim doğru olarak zihinde kaydedilmez. Yaşadığımız deneyimlerin, ilerleyen yaşlarda daha çok fark ettiğimiz kontrolümüz dışında ortaya çıkan etkileri olabilir. Olumsuz yaşam deneyimleri, olumsuz tepkiler vermemize neden olur ve bu durum isteğimiz dışında gerçekleşir. Örneğin, küçükken babasının annesini aldattığına şahit olan bir kız çocuğunun erkek arkadaşının bir kadınla konuştuğunu gördüğünde aşırı tepki vermesi veya cephe de savaşmış bir askerin yüksek ses duyduğunda aşırı kaygı tepkisi vermesi örnek olarak verebilir. Kaynağı belirsiz olduğu düşünülen korkular ise örneğin uçaktan, köpek-kediden ya da yükseklikten korkuyor olmanızın dipte basit bir nedeni olabilir.

    Seanslarım sırasında çok sık karşılaştığım bir durum, problem yaşan ve terapiye başvuran kişilerin “benim iyi bir ailem var ve ben neden böyle şeyler yaşıyorum anlamıyorum” şeklinde söylemleridir. Hepimiz zor çocukluk geçiren, istismara uğrayan, ailesi tarafından destek görmeyen çocukların sıkıntı yaşamasını anlamlandırabilirken, bu tarz olaylarla karşılaşmayan kişilerin sıkıntılarının olmasına anlam veremeyiz ve hatta çoğu zaman danışanlarımın deyimiyle şımarıklık olarak tanımlarız. Ancak durum çoğu zaman böyle değildir. Kendimizi, destekleyici ebeveynlere sahip olsak da bu şekilde hissetmemiz gayet olasıdır. Çünkü istek ve ihtiyaçlarımız her zaman anlaşılamayabilir (ki bu çok normaldir), bazen aşırı destek almak kendimizle ilgili algımızı olumsuz etkileyebilirken bazen çocukken yaşadığımız acı verici deneyimi beynimiz tamamen bastırabilir ve anımsayamayabiliriz.

    EMDR terapisi olumsuz duygu, duyumsama ve inanışları içeren bu işlenmemiş anıları hedef alır. Beynin bilgi işleme sisteminin harekete geçirilerek eski anıların etkisi azaltarak tamamen ortadan kaldırır. Yararsız ve olumsuz etki yaratan düşünceleri yararlı ve işlevsel olan düşüncelere çevirir. Bununla birlikte işlenmemiş anıların sadece çocukluk çağı döneminde olması gerekmez. Örneğin, deprem, sel gibi doğal afetler, büyük kayıplı kazalar, savaş, tacize uğramak, işyerinde duygusal ya da fiziksel mobbinge maruz kalmak, ilişkide aşağılanma, reddedilme, fiziksel şiddete maruz kalma gibi ciddi nedenler ise doğrudan terapiyle çözülmesi gerekli durumlardır.

    Çeşitli psikolojik rahatsızlıklar, post travmatik stres bozukluğu, depresyon, panik atak, okb, kaygı problemleri, somatizasyon, ilişki problemleri, atlatılamayan ayrılık acısı vb. gibi sıkıntılar yukarıda bahsettiğimiz işlemlenmemiş anılardan kaynaklanır. Kronik sorunların kaynağı olan olumsuz duygu ve inanışlar genellikle bu sıkıntı yaratan işlenmemiş anılar çalışarak ortadan kaldırılabilir. Eğer sıkıntı yaratan bir semptom varsa (bu bazen bedensel olarak da kendini gösterebilir ağrılar, mide sorunları vb), genellikle hatırlasak da hatırlamasak da onu yaratan bir deneyim mutlaka vardır. Sıklıkla bedeninizdeki bazı aksaklık/hastalıkların nedeni psikolojik kaynaklıdır.

    O halde yaşama bakış açınızla ilgili bir takım sıkıntılarınız var ise (kaygılı, depresif, agresif, çekingen vb. olmak gibi) veya insanlarla ilişkilerinizde bir takım sorunlar yaşıyorsanız, zorlayıcı bir yaşam deneyiminiz olduysa, işlemlenmemiş anıların varlığından söz edebiliriz. Bu anıların işlemlenmesinin ise huzurlu bir hayatın temeli olduğunu hatırlamamız önemli. Kısa sürede hayatınızda sizi geri çeken olumsuz sonuçlardan kurtulmak istiyorsanız bu terapi yöntemini denemelisiniz.

  • Çocuk Gelinler Sorunu

    Çocuk Gelinler Sorunu

    Erken ve zorla evlilikler birçok ülkenin en önemli sosyal sorunlarından biri olan ve Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmeleri gibi önemli uluslararası çok sayıda sözleşmede yer alan konulardan biridir.

    Bu evlilikler çocuk istismarının, kadına yönelik şiddetin ve kadın erkek arasındaki güç eşitsizliğinin en tahrip edici şekilde görüldüğü anlardan biri olarak kabul edilen ve açıkça bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilen ve tartışın bir konudur.

    Uluslararası anlaşmalarla belirtilen standartlara baktığımızda on sekiz yaşında altında yapılan her evlilik, evlendirilen kız çocukları da çocuk gelin olarak belirtmektedir. Bireyin ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlamadan yaptığı evlilikler bir çok araştırmada çocuk gelinler üzerine odaklanılmasına neden olmuştur.

    Çocuk yaşta evlilik ya da bir diğer ifade ile erken evlilik, en az biri on sekiz yaşından küçük olan iki kişinin, yasal ya da resmi olmayan bir şekilde, evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelmektedir. Bu konu ile ilgili adlandırma sorunu bulunmaktadır. Çocukların erken yaşta evlendirilmeleri sorununa yönelik “ çocuk gelin, çocuk evlilikleri, zorla evlendirme, erken yaşta evlilik, pedofili gibi kavramlar kullanılmaktadır. Çocuk ve kadın hakları konusunda çalışan uzmanlar genellikle çocuk gelin kavramını kullanmaktadır ve pedofili kavramının kullanılmamasını gerektiğini düşünmektedir. Bunun nedeni ise çocukların erken yaşta evlendirilmesini meşrulaştırmak olarak tanımlamaktadırlar. Pedofili kavramı, çocuk yaşta yapılan evlilikler sorununu tek başına açıklayabilecek bir kavram değildir. Çocuk evlilikleri son zamanlarda hala normal sayılabilen bir durumdur. Özellikle kırsal kesimde devam etmektedir.

    Erken Yaşta Yapılan Evliliklerin Sakıncaları

    Kız çocuğun erken yaşta evlendirilmesi çocuğa yönelik cinsel istismarı içermektedir. Küçük yaşta maruz kalınan cinsel istismarın bireyin yaşamının sonraki gelişim dönemlerinde olumsuz etkilerinin olabileceği bilinmektedir ( Taner ve Gökler, 2004). Çocuk haklarına daire sözleşmeye göre çocukların aileleri tarafından istismar ve ihmalden korunma, eğitime erişim ve kendileri ile ilgili konularda görüşlerini dile getirme gibi hakları vardır. Kız çocuklarının evlendirilmesi ise onların sahip olduğu hakların ihlal edilmesidir. Örneğin çocuk yaşta evlenen kızlar eğitimini bırakmak zorunda kalır.

    Çocuk yaşta evlenmenin çocuklar için gelişimsel açıdan da sakıncaları vardır. Evlilikle çocuklar okulu bırakmakta ve ev içi sorumlulukları artmakta ve doğumla birlikte yapmaları gereken sorumluluklar fazlalaşmaktadır. Bu durum aynı zaman toplum tarafından kısıtlanmasına neden olabilir. Örneğin, evli kadınlar sokakta gezmez vb.

    Toplum ve eşleri tarafından çeşitli kısıtlara maruz kalma; sosyal becerileri tam olarak edinememiş ve kimlik gelişimi tamamlanamamış kız çocuklarının ise evliliklerinde ne derece mutlu olacağı tartışmalıdır. Literatüre bakıldığında erken yaşta evlenmenin olumsuz sonuçlarla ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Erken yaşta evliliklerin bir başka sakıncası da gebelikten korunma yöntemleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan kız çocuklarının istenmeyen gebelik yaşama riskinin yüksek olmasıdır. 18 yaş öncesi kız çocuklarının üreme sistemi henüz olgunlaşmadığı için gebelik bu yaşta ki kız çocuklarında çeşitli sağlık sorunları ve hatta ölümlere neden olabilmektedir. Hipertansiyon, kansızlık ve kanamalar ve bel çukurunda düzleşmeler olarak sıralanabilir. Ayrıca erken yaşta gebeliklerde erken ve zor doğum riski ve bebek ölüm ihtimalleri artmaktadır. Bunun yanı sıra kendisi çocuk olan bireylerin anne olması bebeklerine gerekli bakımı sağlayamamalarına ve çocuğun bakımsızlıktan ölme ihtimalini de arttırmaktadır ( Başer,2000).

    Çocuk Evliliklerinin Nedenleri

    Çocuk evliliklerinin birçok sakıncası olmasına rağmen Türkiye’de devam etmesinin birçok nedeni vardır. İlk olarak kanunların çocuk evlilikleri konusunda düzenleyici olması gerekir. Çocuk koruma kanununda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gereken çocuk olarak tanımlamaktadır. Ancak var olan düzenlemeler 15 yaşın üzerindeki bir çocukla yasadışı olarak evlenen birey ancak şikayet edildiği takdirce cezalandırılmaktadır. Bu durum işleyişte de problemlere neden olmaktadır. Çocuk koruma kanunda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gerektiğini belirtmesine rağmen bir yandan da 15 yaş üzeri bireyle evlenen kişi hakkında sadece şikayetle işlem yapıldığı görülmesi 16 yaş ve üzerindeki çocukların evlenmesine resmi olarak izin verebilmektedir. Bu durum 15-18 yaş arasındaki çocuk evliliklerin en büyük nedenlerinden biridir.

    Ailelerin eğitim ve gelir düzeyi de çocuklarının erken yaşta evlendirme riskinin yüksek olduğunu bildirmektedir ( Çakmak, 2009; Özcebe ve Biçer, 2013). Maddi sıkıntıların yaşandığı ailelerde kız çocuklarının evlendirilmesi ailenin yükünü azaltabilmektedir. Özellikle karşılığında başlık parası alınıyorsa aile ekonomisine katkı dahi sağlayabilmektedir.

    Bir diğer nedeni ise; geleneksel uygulamalardır. Toplumun bazı kesimlerinde hala sürdürülmekte olan başlık parası, beşik kertmesi ve kan bedeli evliliği gibi geleneksel uygulamalar kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesine neden olmaktadır. Ayrıca toplumda evlilikle ilgili olan kalıp yargılar da bu uygulamanın sürdürülmesine neden olmaktadır. Geç evlenen kızlar evde kalır ve kızların erken evlenmesi eşlerine itaatini arttırır gibi cümleler kalıp yargılara örnek olabilir. Ailelerin sahip olduğu inançlar kızların erken yaşta evlendirilmelerine neden olabilir. Bununla bağlantılı olarak ailelerin korumacı cinsiyetçilik düzeylerinin onların çocuklarını erkenden evlendirilmelerine neden olduğu söylenebilir. Korumacı cinsiyetçilik bir yandan kız çocukların erken yaşta evlendirilmeleri onları evlilik öncesi ilişki yaşamasını engelleme ve cinselliğin yalnızca evlilik için yaşaması gibi bir işlev görebilir. Erken evliliklerin korumacı cinsiyetle yakından ilişki olduğu düşünülmektedir ( Sakallı ve Glick,2003).

    Çocuk Evliliklerinin Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri

    Ülkemizde çocuk gelinler diğer ülkelere oranla daha fazladır. Birey ve toplum düzeylerini de oldukça etkilemektedir. Öncelikle bu sorunla mücadele ederken gelişmiş ülkelerin uyguladıkları modellere bakılması fayda sağlayacaktır. Bu evliliklerin fazla olmasının en büyük nedenlerinden birisi toplumda normal olarak kabul edilmesidir. Bu evlilikler bir suç, hastalık veya insan hakları ihlali olarak görülmediğinde bu tür evlilikler engellenememektedir. Bu toplumsal yargıya düzeltmek için toplumun bilinçlendirilmesi bu konuda eğitim verilmesi ve sosyal medya üzerinde bilgilendirme yapılması yararlı olacaktır. Bu bağlamda eğitim, sağlık ve adalet çalışanları ile birlikte ailelere ve çocuklara yönelik bilinçlendirme eğitimleri düzenlenebilir. Ayrıca MEB müfredatına Çocuk Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği derslerinin eklenmesi çocukların farkındalığını sağlamakta etkili olabilecektir.

    Çocukların Eğitimi
    Eğitim seviyesi arttıkça erken evliliklerin sayısı düşmektedir. Eğitim ayrıca dolaylı olarak da bireyin hayatına ilişkin temel karar mekanizmalarında daha etkin olmasını sağlamakta ve bir bilinç geliştirmektedir. Çocukların zorunlu eğitim ve öğretimlerini tamamlamayan veliler tespit edilmeli ve haklarında caydırıcı önlemler alınmalıdır (Aydemir, 2009).

    Örgün eğitim içinde yer alan çocuklar için erken yaşta evlenmenin sakıncalarının anlatıldığı kazanımlar müfredata eklenmelidir. Anne-çocuk sağlığı, üreme sağlığı gibi konular müfredatta yeterince yer almalıdır (Aydemir, 2009). Geleneksel değerlerin hâkim olduğu ekonomik yönden geri bölgelerdeki bölge okulları ve pansiyonlarının sayıları artırılmalıdır. 1997 yılında 8 yıla çıkarılmış olan zorunlu eğitim, okul öncesi eğitimle birlikte 13 yıla çıkarılmalıdır (Aydemir, 2009). “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” gibi kızların okullaşma oranının artırılmasına yönelik kampanyalar düzenlenmelidir. Küçük yaşta evliliklerin önlenmesi bakımından meslek edindirme kurslarına önem verilerek kadınların iş kurabilmeleri için imkanlar sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Halkın Eğitimi
    Okuma-yazma bilmeyen kadın oranının fazlalığı dolayısıyla kadınlarda okuma yazma oranını artırmak için kadın okulları açılmalıdır. Aileler erken yaşta evliliklerin tıbbi, psikolojik ve sosyolojik sakıncaları konusunda ikna edilmelidir. Bu konuda hem annenin hem de babanın eğitimi çok önemlidir ve bu eğitim sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Erken yaşta evliliklerin sağlık açısından zararları ile erken evliliğin sebep olduğu erken gebeliklerin meydana getireceği tehlikeler ve aile planlaması hakkında toplumun geneline yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması gerekmektedir (Aydemir, 2009). Yine farkındalığı arttırmak adına toplumsal hayatı etkileyen yazılı ve görsel basından yararlanılmalıdır. Broşürler hazırlanarak yaygın dağıtımı sağlanmalıdır. Spot filmler hazırlanmalı, TV kanallarında yayınlanması sağlanmalıdır. Özellikle Devlet büyüklerinin erken yaşta evliliğin sakıncalarına değinecekleri konuşmalarını halka duyurmaları etkili olabilir (Aydemir, 2009). Sorunlarla karşı karşıya kalındığında şikâyet başvurusu yapılacak birim ile SHÇEK’in telefon numaraları ve oluşturulacak bir şikâyet hattının irtibat numaraları kamuoyuyla paylaşılmalıdır (Aydemir, 2009).

  • İshallerin en önemlisi rotavirüs ishali

    Gastroenteritler (bağırsak iltihabı), dünya genelinde, özellikle de yenidoğanlarda ve 5 yaş altı çocuklarda morbidite ve mortalitenin(ölüm oranı) majör nedenlerindendir. Çocukluk çağı ölümlerinin büyük bir kısmından sorumlu tutulan akut gastroenteritlerde etken sıklıkla virüslerdir ve viral gastroenteritlerin en önemli etken ise Rotavirusdur. Yenidoğan diyare veya kış diyaresi olarak da bilinen rotavirus ishaller hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için önemli bir sorun teşkil etmektedir.

    Rota virüs ishallerini önemli kılan özelliklerden biri de; ishal nedenli hastaneye yatış oranının fazlalığıdır. Bu anlamda getirdiği ekonomik yük, aile ve ülke için maliyetli olarak göünmektedir. akut gastroenterit tanısıyla hastaneye yatışların %39’unu oluşturmaktadırlar.

    Hem gelişmiş, hem gelişmekte olan ülkelerde süt çocuğu ve daha büyük çocuklarda ishale bağlı ağır dehitratasyonla hastaneye yatışın en sık nedeni,rotavirüslerdir. Son çalışmalarına göre yılda yaklaşık 110 milyon gastroenteritli hastalarına, 25 milyon polikliniğine, 2 milyon hastaneye yatışa ve 440.000 bin çocuğun ölümüne neden olmaktadır.

    Dünyada yaklaşır 50 çocuktan biri ishal ve su kaybından hastaneye yatmakta iken Türkiye’de ise her yıl ortalama 20-25 çocuktan biri ishal olmaktadır. Aynı oranda görünmesine karşın Gelişmiş olan ülkelerde rota enfeksiyona bağlı ölüm oranı az olmasının nedeni, hastaneye ulaşılabilirliği ve hastaneye yatış oranının fazla olmasıdır.gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranı yüksek olamsının nedeni manütrisyon ve hijyen şartlar optimum olmamasıdır.Yaş ne kadar küçükse ve bakım şartları ne kadar kötüyse, rota virüsü de çocuğu o oranda kötü etkiler.

    Anne sütü almamak, kalabalık yaşam, düşük sosyo ekonomik düzey ve rota aşısı yapılmaması durumunda da ağır seyredebilmektedir. Oldukça bulaşıcı olan hastanın bulaşma ağız-dışkı yolu ile olurken sıklıkla kreş ve okul gibi toplu yaşanan yerlerde salgınlara yol açmaktadır. Hastalığın bulaşmasında rota virüsünün üzerine yapıştığı iç çamaşırları, giysiler, oyuncak ve yatak çarşafları önemli rol oynamaktadır. Virüs aynı zamanda öksürme ve hapşırma ile de yayılabilmektedir.

    Klinik olarak rotavirüs enfeksiyona maruz kaldıktan 12 saat ile 4 gün arasında şikayetler başlamakta ve 4 ile 8 gün arasında sürmektedir. Çoğunlukla 18 saat ile 48 saatlik kuluçka süresini takiben aniden kusma ile başlar, hastaların yarısında yüksek ateş tablosu eşlik eder, çok kötü kokulu ishal ile karın ağrısı belirtilere eklenir. Özellikle inatçı kusma ve ishal ile karakterizedir.

    Buna bağlı olarak ağır dehidratasyona neden olmaktadır. Hastalık genellikle hafif seyreder, ağır klinik tablolarda aşırı sulu ishale bağlı sıvı ve elektrolit dengesizliklerine ve ölümle sonuçlanabilen dehidratasyona yol açabilmektedir.

    Tanı; öykü, fizik muayene ve laboratuvar bulgularıyla konulur. Etken virüse yönelik testler elisa ve lateks aglutinasyon dışkı örneğindeki rota virüs antijenin temel tanı yöntemleridir.

    Tedavide; Akut gastroenteritli çocuklarda yaşam kurtaracak en önemli yaklaşım dehitratasyon tedavisidir. Hafif ve orta dereceli dehitratasyon saptanan çocuklarda oral rehiditasyon sıvı(ORS) verilir.

    Yoğurt, pirinçli yoğurt çorbaları, patates ve muz gibi ishale uygun besin maddeleri, bebeklerde anne sütü ve özel ishal mamaları öncelikle verilmelidir.Aşırı sıvı kaybı olan çocuklarda intravenöz sıvı tedavisi uygulanır.

    Korumada hijyen öncelik gelir. Çocukların el temizliğine büyük önem verilmeli ve kreş, anaokulu öğrencileri hasta olduklarında okula gönderilmemelidir. Ev içi bulaşları önlemek için ortak kullanılan oyuncak ve benzeri eşyaların temizliğine özen gösterilmelidir.Emziren anneler, bebeğin altını temizledikten sonra ellerini yıkamadan bebeğe temas etmemelidir.

    Korunmada en çok önemli olan ise hastalık için geliştirilen rota virüs aşılarının uygulanmasıdır. Uygulama ise ağız yolu iledir. ülkemizde iki çeşit rota virüs aşısı bulunmaktadır.

    Monovalan insan rotavirüs aşısı (Rotarix): Rotavirüs suşunun zayıflatılmasıyla elde edilmiştir. Aşı 6 haftadan itibaren en az 4 hafta ara ile iki doz olarak uygulanmaktadır.

    Pentavalan insan-sığır reassortan rotavirüs aşısı (Rotateq): İlk dozu 6.haftada olmak üzere en az bir ay ara ile üç doz olarak uygulanmaktadır.

    Aşıların koruyuculuğu % 85 ile %95 arasında değişmektedir.Aşılarının diğer özelliği ise hastalığını hafif seyretmesini neden olmaktadır.

    AŞIYA ÖYLE BİR ZAMANDA BAŞLANMALI Kİ EN SON DOZU EN GEÇ BEBEK 32 HAFTALIK OLDUĞUNDA YAPILSIN; DAHA GEÇ KALINDIYSA AŞIYA HİÇ BAŞLANMAMALIDIR.