Etiket: Neden

  • Takıntılar- obsesif kompulsif bozukluk

    Obsesyon nedir?(saplantılar-takıntılar)

    Kendi isteği kontrolu dışında aklına gelen, şahsı tedirgin eden, sıkıntı ve stres oluşturan, irade ve bilinçle uzaklaştırılamayan, kovulmayan yineleyici düşüncelerdir.

    Kompulsiyon nedir? (zorlantılar)

    Çoğunlukla obsesif düşünceleri kovmak veya bu düşüncelerin oluşturduğu sıkıntıları azaltmak için yapılan ve istenmeden yinelenen hareketlerdir. Kompulsiyonlar amaçladıkları şeyle aralarında mantıksal bağlantıları yoktur, abartılıdırlar.

    Bir yere dokundum mikrop bulaşır mı? Ocağı kapıyı açık unutmuş olabilir miyim? Terlikler, eşyalarım simetrik olmazsa işlerim kötü gider mi? Bu hareketi 3 kere yapmazsam işlerim ters gider mi’ gibi Ya sevdiklerimin başına bir şey gelirse? Bu ve benzeri düşünceler;

    İstemeden aklınıza geliyorsa,

    Yaşamınızda belli bir sıkıntıya neden oluyorsa,

    Saçma olduklarını düşündüğünüz halde kafanızdan atamıyorsanız

    Bu düşünceleri baskılamak veya etkisiz hale getirmek için;

    Katı biçimde uyulması gereken

    Yapmaktan kendinizi alıkoyamadığınız

    Sürekli tekrarlanan davranışlarınız oluyorsa, Ve

    Bu düşünceler ya da davranışlar nedeniyle hayatımızın alt üst olduğunu, çekilmez hale geldiğini düşünüyorsanız obsesif-kompulsif bozukluğunuz (takıntı hastalığı) var demektir Örnek olarak bir kişinin ellerinin temiz olduğu bilmesine rağmen pis olduğunu düşünmesi ‘obsesyon’, bu düşünceden kurtulmak için gereksiz yere sürekli ellerini yıkaması ise ‘kompulsiyon’ dur.

    Zihnimizin bize oynadığı bir oyun olan takıntılar, zamanla tüm yaşamımızı etkilemeye başlar. Bu da hem bizim hem de çevremizin hayatını alt üst eder. Çocuklara ilişkin takıntılar, yani bilimsel adı ile obsesif kompulsif bozukluk (OKB) sıklıkla gözden kaçabiliyor. Çocuklarında bu tür bir rahatsızlık olmayacağını düşünen aileler, takıntıları çocukların ‘tutturmaları’ olarak nitelendiriyorlar. Oysa OKB önemli ve tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Çocukluk döneminde genellikle sinsi başlayan bir durum olması, çocukların olayı çok iyi tanımlayamaması ve belirtilerin çocukluk dönemi özellikleriyle karışabilir olması tanıyı zorlaştırır. Başlangıç sinsi ve uzun süreli olmasına karşın, bazen önemli bir olay tetikleyici olduğundan sanki aniden başlamış gibi algılanabilir. Tedavi olmadığı takdirde erişkin dönemde bulguları artar, hayatın tamamını etkileyen bir rahatsızlığa dönüşebilir.

    Çocuklarda en çok görülen obsesyonlar

    Kirlilik, hastalık bulaşacağı düşüncesi, kötü bir şey olacak düşüncesi, birinin öleceği veya hastalanacağı korkusu, simetri, cinsel içerikli düşünceler, yasak veya şiddet içeren düşünceler, anlatma sorma onaylatma ihtiyacı’ olduğu göze çarpmaktadır.

    Sık rastlanılan kompulsiyonlar ise; Yıkama, kontrol etme, düzenleme, sıralama, sayma, dokunma, tekrarlama, biriktirme, tekrar tekrar düşünme olarak sıralanmaktadır.

    Temizlik Takıntısı: en sık mikrop ve pislik bulaşma takıntısı görülür. Bu tip bir takıntısı olan kişi her hangi bir şeye dokunmaktan kaçınır. Temiz olduğundan emin olmak onun için en önemli şeydir. Obsesyonların en sık görülen türlerinden biridir ve ‘Temizlik Hastalığı’ olarak da bilinir. Bu nedenle sürekli el yıkamak, yıkanmak, kıyafet değiştirmek veya temizlik yapmak zorunda kalırlar. Tuvalette veya banyoda temizlenmediği düşüncesi ile saatlerce kalabilir.

    Sayma Takıntısı: Bazı şeyleri belli sayıda yapmazsa veya saymazsa kötü bir şey olacağını, kendisinin veya ailesinin başına kötü bir şey geleceğini, işlerinin ters gideceğini düşünür ve sıkıntı yaşar. Bu takıntı türünde yaşadığı sıkıntıyı gidermek için kişi gördüğü ya da düşündüğü her şeyi saymaya çalışır. Araç plakalarını, bina numaralarını, yerdeki parkeleri, kişileri vb Bu işlem sırasında da ciddi olarak yorulur. Bazı sayılar uğurluyken bazı sayılar uğursuzdur. Uğursuz sayıları aklından uzaklaştırmaya çalışırken uğurlu sayıları düşünmeye veya yaptığı hareketleri bu sayıda tekrar etmeye çalışır. Örneğin uğurlu sayısı 2 ise kapıya iki kez dokunur, pek çok hareketi iki kez yapar..

    Kontrol etme, kuşku takıntısı: Bu obsesyon türünde kişi yaptıkları işten emin olamazlar ve yapıp yapmadıklarını defalarca kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Işığı söndürmüş olmasına rağmen tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalır, kapıyı kapatmasına rağmen tekrar tekrar kontrol eder.

    Simetri, Düzen Takıntısı: olayların ya da nesnelerin tam istedikleri düzende, mükemmel yada kesin bir simetri olmaları gerektiği obsesyonuna sahiptir. Ayrıntılarla aşırı ilgilenmeleri obsesyonel yavaşlığa ve işlerinin çok uzun sürede bitmesine sebep olur. Kişi her şeyi çok dikkatli düzenler ve kurduğu düzenin bozulmaması için inanılmaz çaba harcar. Eşyalarının karıştırılmasına hatta dokunulmasına karşı şiddetli tepki verebilir. Simetri ya da “tam ayarında olma” takıntısı nedeniyle işlerini bitirmekte zorluk yaşarlar ve sıklıkla geç kalabilirler. Bu hastaların bir yemek yemeleri, okula gitmeden önce hazırlanmaları saatler alabilir. Örn. Evdeki terliklerin, masasının üstünün, eşyaların simetrik durması için çok çaba harcayabilir, ancak diğer şeylerde de çok dağınık düzensiz olabilir.

    Zarar verme ya da saldırganlık takıntısı: Kendi çocuğuna, arkadaşına, annesine ya da yakınlarına zarar verme düşüncesidir. Aslında başkasına zarar vermeyeceklerini bilmelerine karşın çocuklarına ya da sevdiklerine zarar verme düşüncelerini, buna bağlı olarak da korkularını yenemezler. Endişelendikleri şeyi gerçekten yapmak istemez, bunu isteyebilecekleri düşüncesinden rahatsız olurlar. Bu korkuyla mücadele etmek için başka takıntılar geliştirirler; endişe ettikleri şeyi gerçekten yapmayacakları konusunda güvence almak için anlatma veya sorma gereksinimi duyarlar. herhangi bir şeyi belli sayıda yapmak gibi. Örneğin pencereyi üç kez açmak, kapıyı iki kez kapamak gibi.

    Dini Takıntılar: Hiç istemediği halde Allah’a ya da dini değerlere küfür etme, hakaret etme düşünceleridir. Bu duygu durumundan kurtulmaya çalışan kişi okuduğu duayı defalarca tekrarlamak zorunda kalır. Özellikle ergenlik çağında bu düşünceler ile kendini suçlu günahkar hisseder, böyle şeyler düşündüğü için kötü bir çocuk olduğunu, başına kötü şeyler geleceğini düşünür yoğun sıkıntı yaşar. Sıkıntısını hafifletmek ve dikkatini başka yere çekmek amacıyla belli bir düzende sayıları ileriye ya da geriye doğru saymaya çalışır. Aileden birisine genellikle de anneye ‘böyle düşündüm bir şey olmaz değil mi?’ diye sorma ve onaylatma ihtiyacı hisseder. Bir şey olmaz diye onaylatmadan rahat edemez.

    Cinsel içerikli takıntılar: Tekrarlayan cinsel imgeler ya da duygular kişiyi rahatsız eder. Kendilerine ters gelen cinsel ve saldırgan eylemlere gireceklerinden korkarlar. Özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda sık görülür. Bunları düşündüğü için kendini suçlu hisseder, yoğun sıkıntı yaratır. Sıkıntı hissini gidermek için belli hareketleri yapmak, ‘bunu düşündüm bir şey olmaz değil mi? ‘ Diye onaylatmak sormak ihtiyacı hissederler.

    Ne Zaman Başlıyor?

    Obsesif-Kompulsif Bozukluğun (OKB) çocuk ve ergenlerde sıklığı %0.3 –0.9 olarak bildirilmekle birlikte daha sık olabileceği düşünülmektedir. En sık ortaya çıktığı yaş 7, ortalama başlangıç yaşı 10’dur. Ancak klinik pratikte çok daha küçük yaşlarda başlayan (2 yaşa kadar) olgulara rastlanmaktadır. OKB’nin biyolojik temelleri olan nöropsikiyatrik bir hastalık olduğu kabul edilmektedir. Hastaların birinci derece yakınlarında % 35 oranında benzer bir rahatsızlığa rastlanabiliyor. Tedavi edilmediğinde başka bir hastalığa dönüşmüyor ama kişinin tüm hayatını etkiliyor; kişinin arkadaş, iş, aile ilişkileri zarar görüyor.

    Takıntılar neden ve nasıl ortaya çıkar?

    Takıntıların sebepleri arasında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler, yakın aile bireylerinde obsesyon olması ve yatkın kişilik özellikleri gibi etkenler olduğu varsayılır ancak kesin nedeni henüz saptanamamıştır.

    Takıntıların başlıca nedeni kalıtsal etmenlerdir. Tek yumurta ikizlerinde takıntı bozukluğunun birlikte görülme oranı %85’tir. Aile de takıntı rahatsızlığının olması riski normal popülasyona göre 5-10 kat artırır.

    Psikolojik; okul başarısızlığı, sınav kaygısı, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, cinsel kimliği kabul ile ilgili sorunlar, ergenlik dönemi sorunları, boşanma vb yaşam olayı sorunları

    Çevresel faktörler; ailede takıntıların olması hem biyolojik hem de model olma açısından çevresel bir faktördür. Çocuklar anne babalarını taklit ederek de semptomları öğrenmiş olabilir. Bununla birlikte, hastaların semptomları ile ailedeki diğer bireylerin semptomları genellikle birbirinden farklıdır. Örn: kontrol etme takıntısı olan bir annenin çocuğunda el yıkama takıntısı gelişebilir.

    Kimlerde daha çok görülür?

    “Sorumluluk duygusu yüksek olan, genellikle başarılı, hırslı, çabuk endişeye kapılan, gergin, kaygılı, mükemmeliyetçi, ayrıntıcı kişilik yapısına sahip insanlar hastalığa daha yatkındır. Çocuklarını çok sık eleştiren, suçlayan, onlardan kusursuz olmalarını isteyen ya da ayıp ve günah gibi kavramları abartılı biçimde aşılayan ailelerde takıntı hastalığına sık rastlanıyor.

    Araştırmalarda hastalığın aniden başladığını gösteriyor. % 50-70 hastada yakınmalar gebelik, ev değiştirme, cinsel sorun, yakın bir akrabanın kaybı gibi stresli olaylar sonrasında başlıyor. Zaman zaman artıp, azalmalar seklinde dalgalanmalar da gösteriyor. Alevlenmelerde stresin de etkisi var. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar az oranda herkeste görülebilir, ancak bunlar kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozuyor ve ciddi zaman kayıplarına neden oluyorsa hastalık kabul edilir ve tedavisi gerekir. Takıntıların hastalık sınıfına girmesi için takıntılara günde en az 1 saat ayrılması gerekiyor.

    OKB’nin çocuklarda sanılandan çok daha fazla görüldüğü, ancak çocukların sıklıkla ayıplanacakları ve yanlış anlaşılacakları gibi düşünceler nedeniyle sıkıntılarının gizleme eğiliminde oldukları bilinmektedir. Anne-baba veya öğretmenler çocuklara yaklaşımlarında güven verici davranır, çocukların yanlarında rahat ve açık davranmalarını sağlayabilirlerse, çocuklar da sıkıntılarını söyleme konusunda rahat davranacaklardır.

    Çocuklar takıntılarını nasıl dile getirirler? Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar. Kendileri aslında bu şekilde düşünmek veya davranmak istemedikleri halde içlerinden bir sesin (bazen kendi düşüncesi olduğunu söylerler, bazılarıysa başka birisinin sesi olarak tanımlayabilir) belli davranış ve düşüncelere yol açtığını dile getirirler. Örn:içinden herhangi bir şeye küfür etmek gelmesi, rahatsız edici cinsel içerikli görüntülerin göz önüne gelmesi, bir şeyi iki kez yapmazsa kötü bir şey olacağı veya kapıyı kilitlemiş olmasına rağmen sanki kilitlemediğini düşünmesi ve tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalması, ellerinin kirli olduğunu, mikrop kapacağını düşünüp sürekli elini yıkaması gibi. Bazen düşünceler eşlik etmeden sadece tekrar eden davranışlar (kompulsiyonlar) ortaya çıkabilir ve bunlar dışardan rahatlıkla gözlemlenebilir.

    Çocukluk çağındaki törensel davranışlar nelerdir?

    Çocukluk dönemindeki bazı özellikler, hastalık belirtileriyle benzerlikler gösterir. Özellikle küçük çocukların gelişimi sırasında bazı şeyler törenseldir. Örneğin yatmadan önce yapılan birtakım davranışlar küçük yaşlarda normalken, ilerleyen yaşlarda obsesyon ve kompulsiyonlara dönüşebilir. Küçük çocuklar yatağa girmeden belli sıra izleyen bazı kurallara uyarlar. Giyinme, masal anlatımı, belli bir yerde yatma gibi. Bunlar olmayınca huysuzlaşabilirler. Ama sekiz-dokuz yaşından sonra bu düzen değişir. Ancak bu durum, hastalık belirtisi olduğunda devam eder ve herhangi biri olmadığında aşırı kaygı, olayı baştan yapma gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde küçük çocuklarda çizgilere basmadan yürüme bir oyundur. Erişkin dönemde ise bu bir kompulsiyon olabilir. Bu çocukluk ritüellerini kompulsiyonlardan ayıran en büyük özellik, ritüeller bir çeşit sosyalleşmeyi artırıcı, kaygıyı azaltıcı rol oynarken, kompulsiyonların kısıtlayıcı ve sıkıntı verici olmasıdır. Eğer ritüeller sıkıcı, kaygı verici ve yaşamı etkileyen hale geldiyse hastalık boyutuna ulaşmış demektir. Tanı konulurken dikkat edilmesi gereken şeylerden biri ailenin verdiği öykü ve tanımlamalardır. Aileler genellikle kompulsiyonları ‘tik’ olarak tarif eder. Özellikle de bir yere dokunma ya da belli hareketi tekrarlama olduğunda bu anlatım gözlenir. Oysa tik kasların istemsiz kasılmasıdır ve birbirlerinden farklı hastalıklardır. Çocukların bazı şeyleri aktarımındaki güçlükler nedeniyle de tanı için başka hastalıkların değerlendirilmesi gerekir.

    Tedavi: OKB’de en başarılı tedavi ilaç + davranışçı kognitif terapidir. Genellikle tedaviye iyi yanıt veren bir hastalıktır. Tedavisiz kalan olgularda depresyon sıklıkla tabloya eklenebilir. Çocuğun işlevselliğini giderek daha fazla bozar, okul ve ev hayatını çekilmez hale getirebilir. Çevresi için de ciddi zorluklar yaratmaya başlar. Bazen çocukluk çağı psikozları OKB şeklinde başlayabilir. Bu nedenle çocuğun bir hekim tarafından tedavi edilmesi büyük önem taşır.

    Dr Deniz Tirit Karaca

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

  • Fobi Nedir?

    Fobi Nedir?

    Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı anksiyete duyar. Kişiler korkularının saçma olduğunun farkındadır, ancak korkularını mantıksal düşünerek engelleyemezler.

    Korkular fobik kişilerin günlük işlevlerinde bozulmaya neden olur. Fobiler toplumda sık görülür. Araştırmalarda toplumda %10 oranında fobik olduğu söylenmekle birlikte tahminen bu değer %25 dolayındadır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni bu kişilerin hastalıklarının farkında olmaması ve tedaviye başvuruların az olmasıdır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Sosyal fobi genelde gençlik yıllarında özellikle karşı cinse ilginin arttığı dönemlerde ortaya çıkar.

    Fobi Neden Olur?

    Fobilerin gerçek nedenleri bilinememektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik ve çevreseldir.

    Genetik yatkınlık: bazı özgül fobilerde genetik yatkınlık fazladır. Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerde ailede benzer hastalık normal topluma göre daha sıktır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir.

    Nörokimyasal nedenler: bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir.

    Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlantılı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teorileri mevcuttur. Watsonun öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaran ile bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir. Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre binebilirken asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir

    Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebilmektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma,ev içinde şiddete maruz kalma sayılabilir.

    Fobi Belirtileri Nelerdir?

    Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:
    • Çarpıntı
    • Yüz kızarması
    • Titreme
    • Terleme
    • Bulanık görme
    • Nefes darlığı
    • Ağız kuruluğu
    • Yutkunma güçlüğü v.b.
    Panik bozukluğu olan kişiler ne zaman panik atak geçireceklerini bilirler ve panik atak geçirmemek için fobik durumlardan kaçınırlar. Örneğin asansör korkusu olan kişiler asansöre bindiklerinde panik atak geçirebilirler ve bundan korunmak için üst katlara merdivenlerden çıkıp inmeyi tercih ederler bu şekilde panik atak gelmesini önlerler. Yine uçak korkusu olan kişiler uçağa binmek yerine başka vasıtaları kullanarak yolculuk etmeyi tercih ederler. Fobisi olan kişiler bu kaçınma davranışını kullanarak panik atak gelişmesini önlerler. Panik bozukluğu olan kişilerde fobilerden farklı olarak panik ataklarının ne zaman, nerede geleceği belli değildir ve atağın gelmesi genelde önlenemez.

    Fobi Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Fobiler tedavi edilmediği taktirde çok uzun zaman devam edebilir, aslında tedavi olmaksızın düzelen hasta sayısı azdır. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan anksiyeteyi azaltmaktır. Çeşitli psikoterapi yöntemleri uygulanabilir. Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde hastanın korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan anksiyete ile başa çıkması öğretilir. Tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve hastanın özelliklerine göre değişir

  • Ders başarısızlığı

    Sanırım hepimiz öğrenci olduk. Zaman zaman pek çok sınavda zayıf aldığımız, hatta hayatımızın belli dönemlerinde dersler konusunda çok başarılı olamadığımız zamanlar olmuştur. Hemen herkesin sınıfında dersleri sevmeyen ya da öğretmeni ne derse desin sınıfın akademik olarak hep sonlarında olan kişiler vardı çevremizde. Her ne kadar yıllar önce bu durum, çevre ve hatta öğretmenler tarafından önemsenmese de, “her kez okumaz zorunda değil” sözü daha sık telaffuz edilse de, günümüzde pek çok kişinin hayranı olduğu acımasızlaşan yenidünya düzeninde çocuğun ders başarısızlığına yer bulunmamaktadır. Yarış atı misali 5 yaş civarında kulvarında yerini alan çocuk önündeki 20 yıl boyunca koşmaya devam etmektedir. Ve en kötüsü de durması, mola vermesi, dinlenmesi mümkün değildir. Çünkü herkes koşmaktadır. Bu nedenledir ki günümüzde pek çok psikiyatri merkezine başvuran ailenin yakınması çocuğun sadece son sınavdan zayıf alması olabilmektedir.

    Ders başarısızlığı, çocuk psikiyatrisi kliniklerine ailelerin en sık başvuru nedenlerinden bir tanesidir. Sıklıkla ailenin bazen tek şikayeti çocuğun dersine çalışmaması veya dersler konusunda isteksiz davranması olabilmektedir. Her ne kadar çoğu aile tarafından ayrı bir sorun olarak görülmesine rağmen psikiyatrik açıdan ders başarısızlığı birçok farklı sorunun bir yansımasıdır. Tüm psikiyatrik bozukluklarda ders başarısı olumsuz yönde etkilenebilmesine rağmen ders başarısızlığının en belirgin nedeni psikiyatrik sorunlar değildir. Sıklıkla çocuğun bilişsel becerileri, algılaması, öğrenme süreçleri ile ilgili yapılan gerek psikiyatrik değerlendirme, gerekse psikikolojik testler normaldir. Temel sorun çocuğun derslere olan motivasyonu, yani istenci ile ilişkilidir. Her hangi bir psikiyatrik sorun yaşamamasına rağmen çocuk derslere karşı isteksizdir. Bu sürece neden olabilecek pek çok farklı faktör olmasına rağmen 3 temel etki payına sahip ortam her zaman için temeli oluşturmaktadır; okul, aile ve arkadaş çevresi.

    Ders Başarısızlığında Okulun Rolü

    Mesleğime yeni başladığım dönemde ders başarısızlığı nedeni ile getirilen bir çocuk “Sınıfım 45 kişi. Ben arkalarda oturuyorum. Öğretmen dersi anlatırken sınıfta sürekli bir uğultu var. Dersi dinleyemiyorum ki anlayayım” demişti. Aslında bu serzeniş okul ile ilişkili birçok sorununda özeti olmaktadır. Her çocuğun hakkı olan eşitlik gibi bir kavramdan uzak eğitim sistemlerinin getirdiği farklılıklar, bazen ders başarısızlığının temel nedeni olabilmektedir. Birçok açıdan baktığımızda bir çocuğun ders çalışmasında temel etken öğretmene karşı duyduğu sorumluluk duygusu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Tabii ki 50 kişilik bir sınıfta öğretmenin öğrencilerine ayırdığı zamanla ilişkili sorunlar olması, yeterince ilgi gösterememesi beklenilen bir sonuç olabilir. 20 kişilik sınıflarda, öğrenciyi de içine alabilen, uygulamalı, interaktif eğitim metodlarının hakim olduğu bir okulla ile kıyaslandığında çocukların fırsat eşitsizliği yaşadığı aşikardır. Neden sonuç ilişkisinin işlenmediği eğitim metodlarında çocuğun motivasyonunun zaman içerisinde düşmesi normal bir sonuç olabilir. Kendimden örnek vermek gerekirse lise döneminde türev ve integral hesaplamalarını çok rahat bir şekilde yapabilmeme rağmen bunun hangi alanlarda kullanıldığı bilgisine geçtiğimiz günlerde bir sohbet sırasında ulaştım. Bu nedenle ders başarısızlığı ile ilişkili okul ve özelliklede öğretmenlere çok ağır görevler düşmektedir.

    Ders Başarısızlığında Aile ile İlişkili Faktörler

    Çocuk ailenin yansımasıdır. Ailenin genetik yatkınlıklarından, eğitime bakış açısına ve çocuğun eğitimi de ön planda tuttuğu konulara kadar pek çok farklı alan çocuğun ders başarısını etkileyebilir. Ailenin en belirgin etkisi model oluşturmak yönündedir. Gazete, kitap okumayan bir anne babanın çocuğum kitap okumuyor demesi gülünç olacaktır. Sosyal bir varlık olan çocuk davranışlarını sosyal alanlarda çevresindeki kişileri taklit ederek kazanma eğilimindedir. Özellikle göreceli bir şekilde okul dönemine kadar kapalı bir ortamda, sınırlı bir çevre içerisinde yetişen çocuğun çevresindeki en belirgin model aile bireyleridir. Bu nedenle okul öncesi dönemden itibaren ders başarısı ile ilişkili birçok etkenin çocuğun tüm gelişim dönemleri boyunca sürdüğü söylenebilir. Ailelerin ders başarısı ile ilişkili nasıl davranmalıyım sorusuna en güzel yanıt iyi bir model oluşturmak yönünde olacaktır. Çocuğun okul öncesi dönemden itibaren kitaplara alıştırılması, yeni şeyleri öğrenmeye yüreklendirilmesi, eğitimsel imkanların sunulması ailenin temel görevleridir.

    Ders Başarısızlığında Arkadaşların Rolü

    Daha önce bahsedildiği gibi sosyal bir varlık olan çocuklar sosyal ortamlarda çevresindeki kişilerin davranışlarını taklit etme eğilimi gösterirler. Okul öncesi dönemde çevresindeki kişiler sıklıkla aile bireyleri olmasına rağmen okul döneminde birçok yeni arkadaş kazanımı olacaktır. Ergenlik döneminde daha fazla belirginleşmekle birlikte çocuğun sadece ders alanında değil birçok farklı alanlarda da arkadaşlarının etkisini görmek mümkündür. Çevresinde ders başarısına önem vermeyen, olumsuz davranışları olan arkadaşlar her zaman için çocuğun bu davranışları taklit etmesi ile sonuçlanabilir. Bu konuda en ağır yük ailelere düşmektedir. Birçok aile bazen çocuğun olumsuz davranışlarının arkadaş çevresinden kaynaklandığını düşünmesine rağmen bu konuda yaptığı müdahaleler sıklıkla fayda dan çok çocuğun ailesine karşıda cephe alması ile sonuçlanır. Bu konuda yapılacak en doğru yaklaşım çocuğun çevresinin aile tarafından yapılandırılmasıdır. “O arkadaşın kötü. Onunla arkadaşlık yapma” demek yerine olumlu arkadaş ilişkilerini kurabileceği ortamlara yönlendirmek daha faydalı olacaktır.

    Ders Başarısızlığında Psikiyatrik Rahatsızlıkların Rolü

    Her ne kadar sıklıkla ailelerin çocuk ve ergen psikiyatrisi hekimine başvuru şikayeti ders başarısızlığı olsa da, psikiyatrik açıdan ders başarısızlığı ayrı bir hastalıktan çok birçok farklı psikiyatrik rahatsızlığın belirtisidir. Psikiyatrik rahatsızlıkların çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı değerlendirildiğinde, ders başarısızlığı ile en çok ilişki gösteren sorunun dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olduğu söylenebilir (ayrıntılı bilgi için dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu linkine tıklayınız). Diğer yönden depresyonu olan bir genç tüm hayata karşı isteksizliğinin yanında derslere karşıda isteksizlik sergileyebilir. Ya da sınavlarda çok belirgin olarak kaygı yaşayan bir çocuğun sınav başarısında düşme beklenebilir.

    Ailelere ders başarısızlığı ile ilgili öneriler:

    1. Yapıcı olun. Çocuğu ders başarısızlığı nedeni ile suçlamak yerine sorunu çözmeye çabalayın
    2. Eğitimsel olarak uygun ortamı sağlayın. Zayıf olan derslerle ilgili özel dersler faydalı olacaktır. Matematik veya İngilizce gibi birçok dersin temel bilgilerin üzerine yapılandırılabilecek alanlar olduğunu unutmayın. Temeli zayıf olması durumunda çocuk eksik olan konularını kapatmadan başarıya ulaşması mümkün olmayacaktır.
    3. İyi bir model oluşturun. Çocuğun birçok alanda aslında sizi taklit ettiğini unutmayın. Anne ve babası kitap okumaya bir çocuğun kitap okumasını beklemek yanlış olur.
    4. Yeni şeyler öğrenmesi konusunda yüreklendirin. Öğrendiği bilgileri uygulayabilecek imkanlar sağlayın.
    5. Yaşı küçük okul çağı çocukları ile birlikte ders çalışın. Bu çocuğunuzun hem motivasyonunu arttırabilir hem de akademik olarak seviyesini daha iyi takibinizi sağlar.
    6. Uzman yardımı alın. Ders başarısızlığına neden olabilecek psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili çocuk ve ergen psikiyatristinden yardım alın.

  • Alt ıslatma sorunu nedir? (enürezis nokturna)

    Alt Islatma Sorunu Nedir?

    Alt ıslatma ya da tıbbi adı ile enürezis nokturna, kişinin uyku sırasında istemsiz olarak idrar kaçırma sorununu tanımlamak için kullanılır. Bu tanının alınabilmesi için en az 3 ay boyunca, haftada en az 2 kez alt ıslatmanın olması ve çocuğun en az 5 yaşında olması gerekir.

    Alt Islatma Sorunu Sık Rastlanan Bir Sorun mudur? Düzelir mi?

    5 yaşındaki çocukların yapılan değerlendirmelerinde yaklaşık % 25 gibi yüksek bir oranda alt ıslatma sorunlarının olduğu saptanmıştır. Diğer bir deyişle her beş yaşındaki dört çocuktan birisinde görmek mümkündür. Yaşın ilerlemesi ile kendiliğinden düzelme eğilimi belirgindir. Bu sorunu yaşayan çocukların her yıl % 15 kadarı herhangi bir müdahale uygulanmadan düzelir.

    Alt Islatmanın Nedenleri nelerdir?

    Sıklıkla ailelerin genellikle alt ıslatma sorununu daha çok ruhsal nedenlerle ilişkilendirme eğilimine karşın, alt ıslatma sorununda genellikle ruhsal sorunlar nedeni ile ortaya çıkmaz. Alt ıslatma sorununda kalıtsal faktörler en önemli nedeni oluşturmaktadır. Örneğin anne veya babadan birisinde çocukluk döneminde alt ıslatma sorunu varsa çocukta benzer bir durumun görülme olasılığı % 50'lere kadar yükselebilmektedir. Bunun dışında çocuğun gelişimsel olarak mesane kapasitesinin gelişimsel olarak küçük olması önemli nedenlerden bir tanesidir. Ayrıca birçok farklı tıbbi rahatsızlık çok daha nadir olmasına rağmen alt ıslatma sorunu tarzında bulgu verebilir (Örn. Şeker hastalığı, omurgalarla ilgili yapısal bozukluklar, epilepsi, çeşitli ilaçlar gibi).

    Ruhsal Sorunlar Alt Islatmaya Neden Olur mu?

    Alt ıslatma sorunu sıklıkla ruhsal rahatsızlık sonrası ortaya çıkmamaktadır. Ruhsal bir sorun sonrasında başlayan durumlarda genellikle çocuğun en az bir yıl kadar altını ıslatmadığı bir dönem bulunur. Bunun dışında özellikle ergenlik dönemine kadar düzelme göstermeyen durumlarda, çocuk bu rahatsızlık nedeni ile sosyal sorunlar yaşayabilir. Bu durumda depresyon dahil olmak üzere birçok ruhsal hastalığa zemin hazırlayabilir.

    Tedavisi Var mıdır?

    Alt ıslatma sorununda uygulanan tedaviler üç kısımda incelenebilir:

    Davranışsal uygulamalar: Sıvı kısıtlaması, gece uyandırması, kayıt tutma ve ödüllendirme uygulamalarını içermektedir. Bu uygulamaların ayrıntılarının yazılmamasının nedeni gereksiz müdahalelerle çocuklarının konforunu bozma potansiyeli olan ailelerden çocukları korumaktır.

    Alarm cihazları: Çocuğun altını ıslatması sonrasında alarm veya titreşimle uyandırılması için kullanılan cihazlardır. Ülkemizde pek çok farklı tipi mevcuttur. Yapılan araştırmalara göre en başarılı yöntemlerden birisidir.

    İlaç tedavileri: Alt ıslatma sorununda kullanılabilen birçok farklı ilaç tedavisi bulunmaktadır. Ailelerin sıklıkla endişe duymasına ve hatta zaman zaman “kısır bırakır, kör eder” tarzındaki mantığa aykırı fikirlerine rağmen alt ıslatma tedavisinde kullanılan ilaç tedavilerinin çocuklarda güvenilirliği birçok bilimsel çalışmada ortaya konulmuştur.

    Evde Neler Yapılabilir?

    Sorunu net bir şekilde tanımlayın. 5 yaşından küçük bir çocukta geceleri alt ıslatma sorunu nedeni ile herhangi bir müdahale yapmaya gerek yoktur.

    Destekleyici olun. Utandırmak, bağırmak, dışlamak, cezalandırmak kendiliğinden düzelme olasılığı çok yüksek olan bir soruna faydadan çok zarar verecektir. Bilerek ve isteyerek ortaya çıkan bir durum olmadığını bilin.

    Uzman yardımı alın. Bazen bilinçsizce uygulanan davranışsal yöntemler çocuğun yaşam konforunun belirgin bir şekilde bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmana danışarak çocuğunuza özel bir uygulama planlanmasını sağlayın.

    (Bu makale psikiyatri.org/Home_Page.php” target=”_self”>www.cocukpsikiyatri.org adresinden alınmıştır)

  • Çocuklarda obsesif kompülsif bozukluk

    Çocuklarda obsesif kompülsif bozukluk

    Tanım

    1500’lere dek uzanan yazılı metinlerde bahsi geçen ve 19. yüzyılda yayımlanan ilk olgu serileri ile tıp literatürüne giren Obsesif Kompülsif Bozukluk; obsesyonlar ve kompülsiyonların birlikteliğinden / içiçeliğinden oluşmuş bir hastalıktır.

    Obsesyon dediğimizde gündelik yaşamsal endişelerin ötesinde, uygunsuz zamanlarda ortaya çıkarak zihni meşgul eden, sıkıntıya ve işlevsellikte bozulmaya neden olan tekrarlayıcı düşünceler, imajlar ve dürtüler anlaşılır.
    Kompülsiyon ise obsesyonun yarattığı sıkıntıyı yatıştırmak adına, obsesyonla ilişkili ya da ondan bağımsız olarak görülebilen, bazı ritüellere ve katı kurallara dayalı yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    Klinik tablo çok fazla değişkenlik gösterebilir. Tipik örüntüsünde obsesyonlar ve kompülsiyonlar birlikte ve peşi sıradır. Obsesyonların ağırlıklı olduğu olgular da çok sıktır, obsesyonların olmadığı ya da silik olduğu, baskın kompülsiyonlarla tipik olgular da vardır.

    Bu durumu yaşayan bireylerde işlevsellikte azalma vardır yani obsesyonlar ve kompülsiyonlar günlük yaşamda aksamalar yaratır. Zorlayıcı özelliği kendisini ve çevresini huzursuz eder. Her ne kadar küçük çocuklara sorulmasa da hasta kişi obsesyon ve kompülsiyonların mantığa aykırı olduğunun farkındadır ve bu durum belirtilerin saklanması nedeniyle tedavi başvurusunun gecikmesine neden olur.

    Çok fazla sayıda obsesyon ve kompülsiyon vardır ama belli başlıları klinik pratiğimizde daha sık gözlenir.
    En fazla karşımıza çıkanlar kontaminasyon (bulaşma) ve temizlik ile ilgili olanlardır. Hastanın zihni sürekli olarak bedeninin bir bölgesinin kirli olduğu veya yeterince temiz olmadığı düşüncesi ile meşguldür. Bu obsesyonun verdiği gerilimden kurtulmak adına sık sık ya da belli bir sayıda yıkanma, kirli olduğu düşünülen yerlere dokunmama ve uzak durma gibi kompülsiyonlar sergilenebilir.
    Çocuklarda en sık görülen ikinci grup zarar görme / zarar verme üzerine kurulu olanlardır. Çocuk; aile bireyleri başta olmak üzere başkasına kötü bir şey yapacağı ya da kendisinin başına kötü bir şeyler gelebileceği temelinde obsesyonlar ve kompülsiyonlara kendisini kaptırır. Ölüm, yaralama, kaybolma vb içerikli zarar görme obsesyonları gözlenebilir ve çocuk bunun verdiği gerilimden kurtulmak için annesine ve başkalarına “bir şey olur mu?” benzeri güven arayıcı sorular sorabilir ya da kendisi bazı eylemler sergileyebilir, yakınlarının sık sık kontrol edebilir, bedeniyle ilgili endişeli sorular sorabilir vs.

    Bunlardan başka zihinden sayma veya sıralama kompülsiyonları, aynı eylemi belirli sayıda tekrarlama, tekrar tekrar kontrol etme kompülsiyonları, kutsiyeti olan kavramlar hakkında zihinde kötü düşünceler ve imajlar canlanması, eylemlerde simetrik davranma ya da sıralama vb davranışlar da sıktır. Obsesif Kompülsif Bozukluk’ta saklama, biriktirme ya da istifleme ile tipik bir alt tip de vardır.

    Dağılım

    Obsesif Kompülsif Bozukluk ile ilgili araştırmalar çocuk ve ergenlerin yüzde 0.2 -1.2’sinde ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Erkek çocuklarda kız çocuklara göre 1.5-2 kat daha fazladır. Genellikle 9-10 yaş civarında başlar ama 4 yaşından 17 yaşına bütün çocukluk ve ergenlik sürecinde başlayabilir.

    Çocukluk çağı OKB genellikle genetik kökenlidir, yani çocuğun yakın akrabalarında da OKB belirtileri sıkça görülür. Yetişkinlikte tanı konulan OKB hastalarının yüzde kırkının çocuklukta başladığı kabul edilir. Ayrıca; araştırmalar göstermektedir ki; hastalar tedavi için başvurmadan önce 7-8 yıl hastalık belirtilerini göstermektedirler.

    Takıntıların şiddetlendiği durumlarda; kompülsif eylemlerin sıklığı bütün aileyi rahatsız edecek boyutlara varabilir. Aşırı yıkanmalara bağlı ciltte egzemaya varabilen kuruma, tekrarlayıcı eylemlere bağlı yavaşlama ve gecikme, düzenleme, sıralama kompülsiyonları sonucu sofra düzeni ve beslenmede aksama, zarar görme / verme obsesyonlarına bağlı aşırı endişe ve kaçınma davranışları, mükemmeliyetçilik ve emin olamama zemininde gelişen kompülsiyonlar nedeniyle okul başarısında gerileme gibi pek çok olumsuz sonuç gözlenebilir.

    Nedenleri

    Obsesif Kompülsif Bozukluk ortaya çıkışı tek bir neden bağlı değildir. Birçok faktörün etkileşimi ile geliştiğine inanılmaktadır.

    Genetik Köken

    Nedenleri konusunda yapılan araştırmalar genetik yatkınlığın önemine işaret etmektedir. Klinik deneyimlerimiz ve yapılan araştırmalar OKB tanısı alan çocukların birinci derece yakınlarında da farklı boyutlarda OKB belirtilerinin varlığına işaret etmektedir.

    Nörokimyasal / Nöroendokrin Değişimler

    Beyindeki serotonin yolaklarındaki değişimler gözlenmesi ve sinir hücrelerinde serotonin ömrünü uzatan ilaçların OKB belirtilerini azaltması; serotonin eksikliğinin OKB ortaya çıkışında önemli bir unsur olabileceğini düşündürmektedir.
    Beyinde; dopaminin sık bulunduğu bazal ganglion bölgesini tutan hastalıklarda OKB belirtileri gözlenmesi, dopamin işleyişini önleyen ilaçların OKB belirtilerini azaltması veya tedavisini desteklemesi gibi bulgular aşırı dopamin aktivitesinin OKB ortaya çıkışındaki rolüne işaret etmektedir.
    Bu iki madde dışında; oksitosin, adrenokorikotropik hormon, arjinin vazopressin, kortikotropin salıcı faktör, somatostatin, opiod vb pek çok maddenin OKB’daki bilişsel ve davranışsal süreçlerle ilgisi olabileceği yönünde araştırma sonuçları bulunmaktadır.

    Beyin Görüntüleme Çalışmaları

    OKB’da beynin pek çok bölgesi BT (Bilgisayarlı Tomografi), MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme), fMRG (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme), PET (Pozitron Emisyon Tomografi), SPEKT (tek foton emisyon kompitürize tomografi) gibi yöntemlerle araştırılmıştır.
    BT’de ventriküllerde genişleme, kaudat nükleusta ve bazal ganglionda yapısal değişimler, MRG’de frontal korteks, singulat girus ve lentiküler nükleusta yapısal değişimler, fMRG’de frontal korteks, kaudat ve lentiküler nükleuslar ile amigdalada aktivite artışı, PET’ de orbital gyrus ve kaudat nükleus, ant singulat gyrus ve prefrontal gyrus bögelerinde metabaolizma artışı, ilaç tedavisine olumlu yanıt verenlerde sağ kaudat nükleus ve frontoorbital bölgede metabolizma azalması, SPEKT’de temporal kan akımında azalma, medyal frontal kan akımında artış, orbitofrontal kortekste aktivite artışı ve kaudat bölgede iki yönlü aktivite azalması gibi pek çok bulgu ortaya konulmuştur.
    Özet olarak bütün bu bulgular; OKB’da frontostriatal döngü ve orbitofrontal korteks düzeyinde aktivite ve hacim değişiklikleri olduğuna işaret etmektedir.

    İmmünoloji Araştırmaları

    A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonlarıyla oluşan antinöronal ve B lenfosit yüzey antijene karşı gelişen D8/17 antikorlarının bazal ganglionları etkilemesi sonucu OKB belirtilerinin gözlenebildiği bir alt grup vardır. Bütün olguların yaklaşık yüzde 10-20’sinden sorumlu olduğuna inanılır. Sıklıkla tikler eşlik eder.

    Psikanalitik Teoriler

    Sigmund Freud’a göre; anal organizasyon sürecinde ortaya çıkan saldırgan ve cinsel dürtülerin egoya baskı yapması sonucu, libidinal dürtüler genitalden anal-sadistik organizasyona gerilemekte, bu da kompülsiyonlara zemin hazırlamaktadır. Anna Freud ise kompülsiyonları; ambivalan (ikircikli) duygularla başa çıkmakta başarısızlığa, ego ve süperegodan aynı anda gelen cezalandırıcı, toleranssız yanıta anal sadistik dürtülerin eşlik etmesine bağlamış.

    Tanı Koyma

    Tanı koymaya yönelik olarak ilk atılacak adımlar ayrıntılı bir anamnez alma ve psikiyatrik muayenedir.
    Tanıyı kesinleştirmek, OKB’a eşlik eden başka hastalıkları ya da OKB ile karışabilecek durumları ekarte etmek adına veya tedaviye yönelik ayrıntılı veri toplamak amacı ile pek çok nöropsikolojik test bataryası uygulanabilir.

    OKB ile birlikte görülen veya onunla karışabilen, bu nedenlerle de ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken birçok durum vardır: Tik Bozukluğu ve Tourette sendromu, trikotillomani, anoreksia, vücut dismorfik bozukluğu, delüzyonel bozukluk, hipokondriazis, obsesif kompülsif kişilik bozukluğu, genelleşmiş kaygı bozukluğu, yaygın gelişimsel bozukluk, çeşitli fobiler, şizofreni, şizoidal veya şizotipal kişilik, somatizasyon bozukluğu, somatoform bozukluk, dürtü kontrol bozuklukları bunlardan belli başlılarıdır.

    Tanının netleştirilmesi ve eşlik eden patolojilerin saptanması daha etkili bir tedavi için çok önemlidir.

    Tedavi

    OKB tedavisinde; serotonin geri alım önleyici olarak bilinen ilaçların çok yüksek etkinliği vardır ve pek çok olguda kısa zamanda olumlu yanıtlar alınabilir. Bunun yanında; belirtilere yanıtı önleyerek kademeli yüzleştirme tekniği başta olmak üzere bilişsel davranışçı terapi teknikleri başarı şansını çok yükseltir. Aile danışmanlığı ile anne baba pratiklerini çalışmak, okul işbirliğine girmek vb teknikler de tedavide ihmal edilmemelidir. Dirençli olgularda bu tedaviler, yatırılarak da uygulanabilir.
    OKB ile görülen başka hastalıklar var ise, anne babada ruhsal problemler var ise, aileye özgü patolojiler var ise, bunlar da uygun yöntemlerle tedavi edilmelidir.

    Seyir

    Çocukluk çağında görülen OKB’da tedavi sonuçları genellikle yüz güldürücüdür ancak bazı durumlar tedaviye dirençli olabilir ki; anne babada ruhsal problemler olması, ilave hastalıklar olması, aile içinde psikopatoloji bulunması gibi durumlar buna örnektir.

  • Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuğa sağlıklı eğitim verebilmenin yolu sağlıklı iletişimden geçer. Eğitim sürecinde, anne baba ve çocuğun bakımına yardımcı olan kişilerin doğru davranışlar sergilemesinin önemi büyüktür. Genel olarak dikkat edilmesi gereken kurallar varolmakla birlikte, özellikle bazı yaş dönemlerinde çocukların ebeveyleri daha zorlayabileceği unutulmamalıdır.

    a) İki yaş dönemi:

    Bu dönem aynı zamanda tuvalet alışkanlığının da kazanılmaya başladığı zamana denk düşer. İki yaş civarında çocuk artık kendi vücudu üzerinde kontrol kazamaya başlar. Hareket ve kendini ifade etme becerileri hızla gelişir. Bununla birlikte çocuk istekleri üzerinde daha ısrarcı, inatçı olmaya aşlar. Anne babanın tahammül sınırlarını zorlayacak kadar zıtlık çıkarabilir, gereksiz yere ağlar, istekleri olmadığında eşyaları fırlatabilir, kendini yerlere atabilir. Bu durum zordur ancak normal gelişimin de bir parçasıdır. Bakım verenin bu sürecin geçici olduğunu bilerek sabırlı olması gerekir. Çocuğa bağırmak, şiddet uygulamak gibi yanlış tavırlar çocuğun daha da negatif bir tavır içine girmesine neden olmaktan başka işe yaramaz. Böyle durumlarda en uygun davranış sabırlı, sakin ve kararlı olmak, çocuğun sakinleşmesini beklemektir.

    b) Anne baba tutumu:

    Çocuğun içinde bulunduğu yaş döneminin yanı sıra, çocuk eğitiminde anne babanın takındığı tavır ve farkında olmadan yaptıkları tutum hataları da çocuğun söz dinlememe davranışı göstermesine sebep olabilir. Özellikle çocuklara uygulanan katı disiplin veya tam tersi fazla gevşek bir disiplin, ebeveynlerin kararlı ve net bir tavır sergileyememesi ve çocuğa farklı mesajların verildiği kalabalık ortamlarda yetişmiş çocuklarda bu tip olumsuz davranışları daha fazla görüyoruz. Ayrıca çocuğa bir kardeş gelmesi de çocukta yarattığı stres nedeniyle, sinirli olmasına ve olumsuz da olsa ilgiyi üzerine çekmeğe yönelik zorlayıcı, söz dinlemez davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Çocuğun toplum içinde uyum içinde yaşayabilmesi, sorumluluk duygusu ve iç denetim kazanabilmesi için belli bir disiplin içerisinde yetiştirilmesi gerekir. Kural tanımayan, her istediği yapılmış, söz dinlemeyen çocuklar hem kolay mutlu olamazlar, hem de davranışlarındaki benmerkezci tutum nedeniyle sosyal çevre tarafından dışlanabilirler. Bu nedenle anne babaların çocuklarına bazı toplumsal kuralları ve sağlıklı davranış modellerini öğretmeleri çok önemlidir. Burada en önemli noktalardan birisi anne ve babanın çocuklarına kendi davranışlarıyla örnek olduklarını unutmamalarının gerektiğidir. Kendisiyle ve birbirleriyle sürekli bağırılarak ve azarlayarak konuşulan çocuklar aynı davranışları kendi anne baba ve kardeşlerine gösterirler. Aynı şekilde saygılı, çalışkan, girişken olabilmeleri için çocuklarımıza davranışlarımızla örnek olmalıyız. Aşırı katı disiplin uygulanması ise çocuğun korkak, öfkeli ve kızgın davranışlar sergilemesine yol açabilir.

    c) Ödül ve cezalandırma:

    Doğru davranışlarının gözden kaçırılmadan, fazla abartılı olmamak kaydıyla övülmesi ve takdir edilmesi çocuğu mutlu ederek olumlu davranışın tekrarlanması ve pekişmesini sağlar. Somut hediye ve ödüller de sık olmamakla birlikte verilebilir.

    Ceza ve ödüllendirme çocukların eğitiminde kullanılan ve etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir. Öncelikli olarak tercih edilmesi gereken her zaman ödüllendirme olmalı, cezaya en son başvurulmalıdır. Cezalar asla çocuğun kişiliğini zedeleyecek, onun kendine güvenini sarsacak nitelikte olmamalıdır. Bilgisayar oyunu oynamasının kısıtlanması, sokağa çıkmasına belli bir süre izin verilmemesi, odasında bir süre oturup beklemesi gibi onun için önemli ve severek yaptığı birkaç aktiviteden uzaklaşması şeklinde cezalar daha uygun olacaktır. Çocuğu da eleştirirken “Sen yaramaz bir çocuksun” gibi genel ifadeler kullanmak yerine, “Bu yaptığın davranış yanlıştı” gibi hataya odaklanmak çok daha doğrudur.

    Sonuç:

    Kendine güvenen, mutlu ve sosyal ilişkilerinde başarılı çocuklar yetiştirmek istiyorsak onlara davranışlarımızla örnek olmalı, onlara güvendiğimizi hissettirmeli, olumlu davranışlarını takdir etmeli, onlarla ilişkilerimizde hoşgörülü, tutarlı, net ve kararlı davranmaya dikkat etmeliyiz. Aşırı gevşek ve aşırı katı bir disiplin çocuklarda davranış sorunları oluşmasına neden olacağından dengeli bir eğitim çok önemlidir.

  • Bebekler neden kusar ?

    Bebekler dünyaya geldiklerinden itibaren sık sık kusarlar. Bebeklerin kusması normal bir durum olsa da bebeklerin nasıl kustuğu, hangi dönemlerde kustuğu, kusmaya hangi semptomların eşlik ettiği gibi farklı değişkenler kusma sorununun detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiği sonucunu doğurabilir.

    Bebekler yeni doğdukları dönemde beslendikten sonra fizyolojik reflü nedeniyle sıklıkla kusabilirler; bebek büyüdükçe, kilo almaya başladıkça beslenme donrasında kusma rutini ortadan kalkar. Kusma metabolik bir refleks olabileceği gibi farklı hastalıkların habercisi de olabilir. Bu nedenle kusma sorunu yaşayan bebeklerin ebeveynlerinin kusma sıklığını kontrol etmesi ve kusarken bebeklerin zorlanıp zorlanmadığını izlemesi önerilir.

    Bebeklerin kusmasına neden olabilen birçok faktör vardır. Az önce de belirttiğimiz gibi fizyolojik reflü bebeklerin beslendikten sonra kusmasına yol açabilir. Aynı şekilde anne sütü emerken bebeğin pozisyonunun yanlış olması ve yanlış beslenme tekniklerinin uygulanması da kusmayı tetikleyebilir. Beslendikten sonra gazı çıkarılmayan bebekler hemen yatırıldığında kusma riskinin arttığı da rahatlıkla söylenebilir. Bu saydıklarımız kusmanın tehlike arz etmeyen ve kolaylıkla elimine edilebilen nedenleri arasında yer alır. Ancak kusmaya neden olabilecek ciddi sağlık sorunlarının var olma ihtimali de gözden kaçırılmamalıdır.

    İdrar yolu enfeksiyonu, reflü, gastrit, karaciğer enfeksiyonları, menenjit, mide çıkışındaki darlıklar, enfeksiyonlar, orta kulak iltihabı, besin zehirlenmesi, ateş, bağırsak düğümlenmesi, bağırsak tıkanıkları vb. sağlık sorunları kusmanın problem teşkil eden nedenleri arasında yer alır.

    Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?

    Bebekler zaman zaman küçük miktarlarda kusuyorsa genellikle bu sorun doktorlara başvurmayı gerektirmez. Ancak kusma miktarı şiddetliyse ve bebek kusarken fışkırma yaşanıyorsa; kusma uzun süre devam ediyor ve sık sık tekrarlanıyorsa; bebeğin ateşi yükseliyorsa, sıvı kaybı belirtileri ortaya çıktıysa, kusmukta kan görülüyorsa, bebeğin cildinde soluklaşma varsa, bebekte genel bir sersemlik hali görülüyorsa ve her beslenmeden sonra kusma gerçekleşiyorsa uzman hekimlere başvurulması gerekir.

    Kusma söz konusu olduğunda hekimler için endişe yaratan iki ayrı unsur olur. Kusma çok sık tekrarlıyor ise bebekte su kaybı görülebilir ya da kusmaya neden olan sağlık problemi cerrahi bir müdahale gerektirebilir. Üstelik kusmanın kronik hale gelmesi bebeklerin gelişiminin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için engel teşkil edebilir.

    Bu nedenle anormal kusma problemi yaşayan çocukların ileri tetkiklerin yapılabilmesi ve kusmaya yol açan temel unsurun belirlenmesi adına uzmanlara götürülmesi gerekir. Bu süreçte uzmanlar bebeğin genel sağlık durumunu inceleyerek kusmaya neden olan faktörler doğrultusunda tedavi sürecini şekillendirirler.

    Sürekli Kusmak Bebekleri Susuz Bırakabilir!

    Bebeklerin ne sıklıkla ve ne miktarda kustukları onların vücudundaki su miktarını etkileyebilir. Özellikle yenidoğanlarda kusmaya bağlı sıvı kaybı kolay bir şekilde gerçekleşebilir. Bebeğinizde sık sık ve endişe duyacağınız bir miktarda kusma sorunu yaşanıyorsa uzman hekimlere danışmalısınız. Sıvı alımlarını doğru yöntemlerle arttırmak için uzmanlardan destek almalısınız. Bebeğinizin kaç aylık olduğu onun sıvı ihtiyacını nasıl karşılayacağınıza dair farklı alternatifler sunabilir. Bu aşamada uzmanlara danışmadan aksiyon almamanızı öneriyoruz.

    Bebeklerde Kusma Engellenebilir!

    Bebeklerde kusma; beslenme yanlışları ve beslenme sonrası yanlış tutumlar nedeniyle görülüyorsa basit önlemlerle kusma sorununun üstesinden gelinebilir. Bebeklerde kusmanın önlenmesi için:Bebek beslendikten sonra hemen yatırılmaması gerekir. Beslenme sonrası bebek dik tutulmalı, gazı çıkarılmalı ve belirli bir süre sonra yatırılmalıdır.Bebeğin aşırı beslenmesi kusmayı tetikleyebilir. Bu nedenle bebekler az ve sık beslenmelidir.Bebeklerin hava yutması engellenmelidir. Genellikle ağlayan bebeklerin emzirmeye devam edilmesi bebeğin hava yutmasına neden olur. Bu sebeple öncelikle bebek yatıştırılmalı ve akabinde emzirilmeye devam edilmelidir.

  • Akut bronşiolit nedir ?

    Akut bronşiolit; çoğunlukla hayatın ilk iki yılında ortaya çıkan ve alt solunum yollarını etkileyen bir sağlık sorunudur. Bebeğin sigara dumanına maruz kalması, kalabalık bir ortamda büyümesi, anne sütü ile yeterince beslenememesi ile görülme sıklığı artan akut bronşiolit genellikle sonbahar ve kış aylarında etkisini arttırır. Çocuklarda huzursuzluğa, uyuyamamaya, öksürük nöbetlerine, nefes düzensizliklerine ve nefes sırasında hırıltılara yol açabilen akut bronşiolit hakkındaki bu yazımızda merak ettiğiniz soruların yanıtlarına ulaşabilirsiniz.

    Akut Bronşiolit Hastalığı Nedir?

    Öksürmeye, huzursuzluğa, nefes problemlerine yol açabilen; genellikle 2 – 6 aylık bebekleri etkileyen ve alt solunum yollarının akut enfeksiyöz hastalığıdır. Bronşiollerin viral enfeksiyonlar kapması ve buna bağlı olarak küçük hava yollarının daralıp tıkanmasına yol açan akut bronşiolit; birçok virüs türü nedeniyle oluşabilir. Genellikle hafif ve orta şiddetli seyreden akut bronşiolit hastalığı kendiliğinden geçme eğilimindedir. Belirtilerinin şiddetlenmesi ve çocuğun huzursuzluğunun artması durumunda tıbbi destek alınması ihmal edilmemelidir.

    Akut Bronşiolit Neden Olur?

    Akut bronşiolit birden fazla faktör nedeniyle oluşabilir:

    Respiratuvar Sinsitiyal Virüsü (RSV): Bu virüs akut bronşiolit hastalığının en yaygın sebebidir. Genellikle 1 yaş altındaki bebekleri etkiler. Hava yolları ve mukus tabakası bu virüs nedeniyle iltihaplanır.

    İnsan Metapnömovirus

    Adenovirüs

    Parainfluenza virüs: Akciğerlerde, burunda ve boğazda iltihaplanmaya neden olur. Hem yetişkinleri hem de çocukları etkiler. Bebeklerin bağışıklık sistemi göreceli olarak zayıf olduğu için bebeklerde daha tehlikeli semptomlara yol açabilir.

    Akut Bronşiolit Oluşum Riskini Arttıran Faktörler

    Akut bronşiolit oluşma riskini arttıran temel unsur bebeğin veya çocuğun yaşadığı ortamın kalabalık olmasıdır. Kalabalık evlerde yaşayan, kreşe giden, anne sütü ile yeterince beslenmeyen ve sigara dumanına maruz kalan çocuklarda bu hastalık daha sık gözlemlenir. Aynı şekilde prematüre doğan, düşük kilo ile dünyaya gelen, kronik akciğer hastalıkları olan, diyabeti bulunan, konjenital (doğumsal) solunum yolları anomalilerine sahip olan ve kalp rahatsızlıkları bulunan çocuklarda da akut bronşiolit oluşumunun daha fazla gözlemlendiği bilinmektedir.

    Akut Bronşiolit Belirtileri Nelerdir?

    Viral nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve çocukların hayat kalitesini azaltan bu sorun öksürük, burun tıkanıklığı, nefes almada zorlanma, hırıltılı soluma ve huzursuzluk gibi belirtilere sahiptir. Bu süreçte çocukların beslenmesine dikkat edilmeli ve hastalığa bağlı semptomlar yakından izlenmelidir. Bronşiolit kendiliğinden geçebileceği gibi uzun süre direnç de gösterebilir. Özellikle alerjik bünyesi olan çocuklarda nefes alma zorlukları şiddetlenebileceği için uzmanlara başvurulması gerekebilir. Aynı zamanda farklı sağlık sorunları olanlar için de tıbbi destek alınmalıdır.

    Akut Bronşiolit Önlenebilir mi?

    Akut bronşiolit viral bir hastalık olduğu için gerekli önlemler alındığı takdirde bulaşma riski azaltılabilir. Ortam hijyeninin sağlanması, çocukların aşırı kalabalık ortamlardan uzak tutulması, ev ortamının sık sık havalandırılması, sigara içilmemesi, hasta çocuklar okula gidiyorsa bir süre dinlenmelerinin sağlanması ile bu hastalığın bulaşması önlenebilir. Ebeveynlerin akut bronşiolit hastalığının bulaşıcı olduğunu bilmeleri oldukça önemlidir. Hem kendi çocuklarının hem de diğer kişilerin sağlığının korunması adına üzerlerine düşen koruyucu önemleri almaları gereklidir.

  • Çocuklarda baş ağrısı neden olur?

    Erişkin insanlarda olduğu gibi çocukların da başı ağrır. Okul hayatının başlamasıyla baş ağrısı sıklığının da arttığı gösterilmiştir. Tekrarlayan baş ağrıları okul sorunlarına, öğrenme güçlüğüne neden olabilir. Ebeveynler çocukların şikâyetleri ciddi olmadan ve süreğen hale gelmeden baş ağrısını genellikle makul sebeplere bağlayarak geçiştirirler. Altta yatan nedenler alışılagelen nedenler olabileceği gibi hayatı tehdit eden sorunların habercisi de olabilir. Bu yüzden çocuklardaki baş ağrısını önemseyerek ayrıntılı bir şekilde değerlendirmek ve nedenlerini ortaya çıkarmak gerekir.

    Çocuklarda baş ağrısının kaynağı nelerdir?

    Başımızı kafatası içindeki (intrakraniyal) ve dışındaki organlar ve yapılar (ekstrakraniyal) olarak ele alabiliriz. Kafatası içinde yer alan beynimizin kendisi ağrıya duyarlı değildir. Fakat beyni sıkıştıran, basınç yapan, içindeki sıvıyı ve kan akımını etkileyen her türlü durum ağrıya duyarlı beyin zarları, damarlar ve beyinden çıkan sinirler aracılığıyla ağrı duymamıza sebep olur. Bir başka deyişle baş ağrısı meydana gelen bozukluğun habercisi yani alarmıdır.

    Yüz ve baştaki atar ve toplardamarlar, baş ve boynun çizgili kasları, dişler, sinüsler ve buradaki mukoza, kemik zarları, göz çukuru ise ağrıya duyarlı kafatasımız dışındaki yapılardır.

    Çalışmalar baş ağrısını arttıran nedenler içinde yaş, cinsiyet, ailede (öncelikle anne ve babada) baş ağrısı öyküsü ve araç tutma öyküsü varlığının önemli olduğunu göstermektedir. Baş ağrısı yedi yaşına kadar kız ve erkek çocuklarda eşit oranda görülürken bu yaştan sonra kızlarda sıklığı giderek artmaktadır. Tekrarlayan baş ağrısı sıklığı yedi yaşına kadar %2.5 iken 15 yaşında bu oran %15’e çıkmaktadır. Erken ergenlik döneminde kızlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görülmektedir.

    Çocuklarda baş ağrısının tipleri nelerdir?

    Baş ağrıları bilimsel olarak birincil ve ikincil baş ağrısı bozuklukları olarak sınıflandırılır.

    Birincil bozukluklar olarak öncelikle migren, gerilim tipi ve küme şeklinde (cluster tipi) baş ağrısı bozukluklarını görüyoruz. Bu tip baş ağrıları genellikle tekrarlayıcı ve süreğen karakterdedirler. Hayatı tehdit etmezler ancak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilerler. Çevresel faktörler bu tip baş ağrıları için tetikleyici olabilir. Örneğin gürültü, fazla ışık, açlık, yorgunluk, uykusuzluk, stres, rüzgârlı ve basıncı yüksek hava durumu, bazı yiyecekler (peynir, çikolata, kafeinli içecekler, bazı meyveler, monosodyum glutamat içeren hazır gıdalar vb) baş ağrısı krizlerini arttırır. Krizler dışında hasta tamamen normaldir.

    İkincil tipbozukluklar dediğimiz baş ağrıları daha sık ve sayıdaki nedenlerden oluşur. Genellikle tekrarlayıcı değillerdir ancak sebebe bağlı olarak süreğen olabilirler. Sıklıkla baş ağrısı nedeni olarak karşımıza çıkmalarına rağmen (örn. akut sinuzit) çok az bir kısmı ani ortaya çıkan, hayatı tehdit edici ve ilerleyicidir (anerizma yırtılması, beyin tümörü vb).

    Baş ve boyun travmasına bağlı

    Baş ve boyun damarsal olaylarına bağlı (kanama, anevrizma, anomali vs)

    Kafa içinde damarsal olmayan yer kaplayan (tümör vb) olaylara bağlı

    Alışkanlık yapan maddeye veya yoksunluğuna bağlı

    Enfeksiyon kaynaklı (Menengit, ensefalit vb)

    Pıhtılaşma bozukluklarına bağlı (tromboz vb)

    Kafatası kemikleri, ense, göz, kulaklar, burun, sinüsler, dişler, yüz veya diğer yapılara bağlı

    Sistemik hastalıklara bağlı (hipertansiyon vb)

    Uyku düzensizliği veya aşırı yorulmaya bağlı (bilgisayar, tablet, telefon aşırı kullanımı dâhil)

    Psikiyatrik bozukluklara bağlı olabilir.

    Baş ağrısı olan bir çocukta öyküde öğrenmemiz gereken bilgiler nelerdir?

    Nasıl ve ne zaman başladı?

    Baş ağrısının seyri: ani, ilk ağrı, tekrarlayıcı, her gün, giderek artma?

    Baş ağrısı tek tip mi yoksa farklı şekilleri var mı?

    Ne sıklıkta gelir ve ne kadar sürer?

    Baş ağrısının geleceğini anlar mısın?

    Yeri neresi ve özelliği (zonklayıcı, sıkıştırıcı, bıçak saplanır gibi vs)

    Eşlik eden bulgu var mı? Burun akıntısı, kusma, baş dönmesi, uyuşma?

    Baş ağrısına iyi gelen veya kötüleştirenler? Aktivite, ilaçlar, yiyecekler…

    Baş ağrısı günlük aktiviteye engel oluyor mu?

    Baş ağrısı özel bir dönem veya zaman dilimine özgümü?

    Baş ağrıları olmayan zamanda başka bulgu var mı?

    Tedavi için kullanılan ilaçlar var mı?

    Başka tıbbi problem var mı?

    Ailede baş ağrısı çeken kimse var mı?

    Mobil cihazlarda (bilgisayar, TV, telefon, tablet vb) geçirilen süre günlük olarak kaç saat?

    Uyku düzeni ve ağrı ile ilişkisi nedir?

    Baş ağrınızın nedeni olarak düşündüğünüz bir şey var mı?

    Baş ağrısı olan çocuklarda hangi tetkikler yapılmalıdır?

    Laboratuar tetkikleri ayırıcı tanıya yönelik istenir. Kan tetkikleri özellikle anemi saptanması açısından önemlidir. Ağır anemilerde baş ağrısı yakınması söz konusudur. Sinüs grafileri enfeksiyon düşündüren olgularda istenebilir. Hekimin muayene sırasında göreceği burun arkası bir akıntı klinik bulgularla birlikte ise sinüs filmini gereksiz kılar. Kafa grafisi çok nadiren gerekir ve baş ağrısı olan birçok hastada normaldir. Röntgen ışınlarının zararlı etkileri de göz önünde bulundurulduğunda çok gerekli değilse istenmez.

    EEG: baş ağrısının rutin değerlendirmesinin bir parçası olarak önerilmez. Ancak epileptik nöbet sonrası baş ağrısı çok sık gözlenir. Hastada bilinç kaybı, bilinç değişikliği veya epileptiform bir bozukluk düşünüldüğünde veya sebebi belirlenemeyen baş ağrılarında EEG yararlıdır. Auralı migrende, nöbet benzeri semptomları olanlarda ayırıcı tanı için incelenmesi gerekir.

    Kranial görüntüleme (MR, Tomografi vb): Her başı ağrıyana MR veya tomografi çekilmez. Dünyada kabul gören Amerikan Pediatri Akademisi kriterlerine göre tekrarlayan baş ağrısı olan bir çocukta nörolojik muayene normal ise rutin olarak görüntüleme gerekli değildir. Görüntüleme aşağıdaki gibi hikâyesi olan çocuklarda yapılması öncelikle önerilir:

    Yeni başlayan şiddetli baş ağrısı olanlar (1 aydan kısa süreli), baş ağrısı tipinde değişiklik olanlar, nörolojik bozukluğu olanlar

    Anormal nörolojik muayenesi olan çocuklarda (fokal bulgular, intrakranial basınç artışı bulguları, belirgin bilinç değişikliği) ve nöbet de eşlik ediyorsa görüntüleme önerilir.

    Uykudan uyandıran baş ağrısı, yakınlarında beyin tümörü öyküsü gibi nedenlerle ailenin aşırı endişesi, nadir görülen durumların dışlanması gibi nedenler ile de görüntüleme yapılabilir.

    Baş ağrısı tedavisi nasıl yapılır, nelere dikkat edilmelidir?

    Çocuklarda ara sıra olan kısa süreli ve hafif ağrılar sık görülür ve genellikle özel bir tedavi gerektirmez. Tedavi orta veya şiddetli olan, tekrarlayan veya ilerleyici olan ağrılarda gereklidir.

    İlaç tedavisinden önce başı ağrıtan sebepler ortaya çıkarılıp bu sebeplerden kaçınmaya çalışmak tedavinin ilk basamağıdır.

    Baş ağrısının akut tedavisi ve krizlerin gelmesini, ortaya çıkmasını önleyici ilaç tedavileri farklıdır ve doktor önerisi doğrultusunda yapılmalıdır. Doktor kontrolü olmadan ağrı kesicilerin sürekli ve fazla kullanımı böbrek, karaciğer gibi hayati organlara zarar verebilecek etkiler yapabilir. Öncelikle sebebi ortadan kaldırmaya yönelik tedavi yaklaşımı seçilmelidir. Örneğin sinüzit için seçilecek ilaç ile hipertansiyon için seçilen tedavi farklıdır. Aynı şekilde hidrosefali ve beyin tümörünün tedavisinde cerrahi müdahale gerekir iken kırma kusuru gibi görme ile ilgili baş ağrılarında uygun gözlük tedavi edici olabilir.

    Çocuklarda göz ve görme sorunları her zaman kolay fark edilemeyeceğinden, şikâyeti olmasa da, rutin göz muayenesinden geçmesi önerilmektedir.

    Baş ağrısına sebep olan durumlar ortadan kaldırılmadıkça yapılacak tedaviler ya kısa süreli fayda sağlar ya da etkisiz kalır.

  • Çocuklarda tekrarlayan karın ağrısı ve sindirim sistemi

    Kronik tekrarlayıcı karın ağrısı, çocuklarda sık rastlanan bir sorun olup okul çağındaki çocukların ortalama % 10-15’inde görülmektedir (bazı yazarlar % 40’a kadar değerler bildirmiştir). Karın ağrısı çok sayıda nedene bağlı olarak ortaya çıkan subjektif bir bulgudur. Apley isimli bir araştırmacı 1950’li yıllarda yaptığı bir çalışmada karın ağrısı olan çocukların % 90’ından fazlasında organik bir neden bulamamış ve psikolojik faktörlerin karın ağrısı gelişmesinde çok önemli bir rolü olduğunu öne sürmüştür.

    Helicobacter pylori’nin keşfinden sonra tekrarlayıcı karın ağrısı olan çocuklarda bu bakterinin rolünü araştıran çeşitli çalışmalar yapılmış ve sözkonusu çocuklarda bu enfeksiyonun sıklığı değişik ülkelerde % 7 ile % 44.4 arasında bulunmuştur. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji Bilim Dalı’nda gerçekleştirdiğimiz bir çalışmada nedeni açıklanamayan tekrarlayan karın ağrısı ile bize getirilen ve endoskopi (mide ve barsakların özel bir kamera ile görülmesi) yapılan çocukların % 65’inde Helicobacter pylori enfeksiyonu tespit edilmiştir.

    Helicobacter pylori, gastrit, duodenit (oniki parmak barsağı iltihabı) ve ülser yoluyla çocuklarda tekrarlayan karın ağrılarına yol açabilir. Gastrit, tekrarlayan karın ağrısı yanında bulantı, kusma gibi belirtilerle kendini gösterir. Karın ağrısı daha çok yemekten sonra olabildiği gibi, bazı olgularda gece uykudan uyandıran ağrı şeklinde olup ülserle karışabilir. Bazı çocuklarda tesadüfen Helicobacter pylori ve bu enfeksiyona eşlik eden gastrit saptanmasına rağmen belirti olmayabilir. Bu çocuklar günün birinde ülser kanaması ile acil servise getirilebilir. Pediatrik Gastroenteroloji Bilim Dalı’mıza üst sindirim sistemi kanaması ile getirilen çocukların % 55’inde Helicobacter pylori enfeksiyonu saptanmış ve olguların % 33’ünde Helicobacter pylori varlığından başka kanama nedeni saptanamamıştır. Bu nedenle en azından ailesinde ülser hastalığı bulunan, böbrek yetersizliği gibi risk oluşturan bir hastalığı olan veya romatizmal bir hastalık nedeni ile non-steroid anti-enflamatuar ilaç kullanan çocuklarda Helicobacter pylori enfeksiyonu tespit edildiğinde gelişmesi muhtemel komplikasyonları önlemek amacıyla mutlaka tedavi edilmelidir.

    Mide veya oniki parmak barsağındaki ülserler ve özofajit de (yemek borusu iltihabı) tekrarlayan karın ağrısına yol açabilir. Yemekten sonra ağrı olması gastrit, açlık ağrısı ve gece uykudan uyandıran ağrı olması daha çok ülser lehinedir. Ailede başka bireylerde de ülser olması hekimi uyarmalıdır. Özofajitli çocuklarda ise karın ağrısına göğüste ağrı, yanma, ağıza acı su gelme eşlik edebilir.

    Non ülser dispepsi (hazımsızlık) veya fonksiyonel dispepsi tekrarlayan karın ağrısı, gaz, şişkinlik, dolgunluk, bulantı ve kusma gibi yakınmaların olduğu ancak yapılan incelemelerde organik bir lezyonun tespit edilemediği bir tablodur. Son yıllarda bu olguların bir kısmında Helicobacter pylori enfeksiyonu saptandığı ve tedavi sonrasında hastalarda belirgin iyileşme olabildiği gösterilmiştir.

    Helicobacter pylori enfeksiyonu varlığını ve ilişkili lezyonları gösterebilmek için endoskopi gereklidir. Endoskopi sayesinde Helicobacter pylori enfeksiyonuna eşlik eden gastrit, doduodenit ve ülser saptanabileceği gibi Helicobacter pylori tanısı için gerekli olan testler de yapılabilir. Ayrıca, eğer varsa özofajit tanısı konabilir.

    Sindirim sisteminden kaynaklanan başka hastalıklarda da karın ağrısı görülebilir. Kabızlık oldukça yurdumuzda ihmal edilen bir hastalıktır. Kabız olan çocuklarda tekrarlayan karın ağrıları sık olarak görülür. Kolit (kalın barsak iltihabı) çocuklarda zaman zaman görülen ve karın ağrısı yanında büyüme ve kilo almada gerilik görülebilen bir hastalıktır. Tanı konması yıllar alabilir.

    Laktoz entoleransı (Süt şekerine tahammülsüzlük) belli bir yaştan sonra ortaya çıkıp süt içildiğinde aşırı gaz ve karın ağrısı, süt miktarı arttığında da ishale yol açabilen bir hastalık tablosudur. Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde oldukça sık olduğu düşünülmektedir.

    Safra kesesinde taş veya safra kesesi iltihabı gibi hastalıklar karın ağrısı yanında ateş ve sarılığa da yol açabilir. Pankreatit (Pankreas bezi iltihabı) tekrarlayan karın ağrıları ve sindirim bozukluğuna yol açabilen ve çocuklarda da nadir de olsa görülebilen bir başka hastalıktır.

    Bunlardan başka barsak parazitleri ülkemiz benzeri gelişmekte olan yörelerde çocuklarda sık rastlanan ve her türlü hastalıkla karışabilen tablolara yol açabilir. Diş gıcırdatma, ağızdan su akma, tekrarlayan karın ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtileri olan bir çocukta mutlaka parazit araştırılması gerekir.

    Solunum yolları enfeksiyonları, sinüzit, zatürre, böbrek hastalıkları (hidronefroz, nefrit, idrar yolları enfeksiyonu, taş..), omurga ve omurilikle ilgili hastalıklar, bazı romatizmal hastalıklar (ailevi Akdeniz ateşi, PAN..), bazı kan hastalıkları, bazı metabolik hastalıklar çocuklarda sık olarak karın ağrısına yol açan sindirim sistemi dışı nedenlerdir.

    Sonuç olarak karın ağrısı çok sayıda sindirim sistemi hastalığına eşlik edebilmenin yanında sindirim sistemi dışında da bir çok hastalığın başvuru yakınmasını oluşturabilir. Bu nedenle karın ağrısını psikolojik olarak nitelendirmeden önce hastada karın ağrısına eşlik eden diğer yakınmaların ve fizik ve laboratuar bulgularının ışığında karın ağrısı nedenlerinin araştırılması gerekmektedir.