Etiket: Neden

  • Lupus: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Lupus: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Lupus hastalığının tedavisi ve kontrolü için ilaçlar önemli olsa da kendi hastalığınızın tedavisine destek için sizin de yapabileceğimiz pek çok şey var. Sağlıklı beslenme, egzersiz yapmak ve sigara içmemek bunların başında gelir.

    Hastalık Alevlenmesinin Tedavisi:

    Lupus, hastalığın alevlenme ve yatışmalarla seyrettiği, hastalık seyrinin dalgalanmalar gösterdiği bir durumdur. Alevlenme durumlarında ne yapmak gerektiğini bilmek, hastalığınızın seyrini daha iyi kontrol edebilmeniz açından önemlidir. Hastalık alevlenmesinin nedeni kişiden kişiye değişebilir. Güneş ışığına maruz kalmak, yeterince dinlememek ve stres alevlenmeye sebep olan en sık etkenlerdir. Sizde alevlenmeye yol açan nedenleri gözlemek ve bu durumlardan uzak kalmaya özen göstermek faydalı olabilir.

    Bitkinlik

    Sıklıkla kendiniz yorgun hissedebilirsiniz ve bu hayat standardınızı düşürecek düzeyde önemli bir sorun olabilir. Eğer kansızlık veya az çalışan tiroit bezi gibi açıklanabilir bir durum varsa bu kan testleriyle tespit edilip tedavi edilebilir. Eğer sebep tam olarak bulunamıyorsa bu durumun düzeltilmesi daha zor olabilir. Kinin grubu ilaçların bazen katkısı olabilir. Dinleme ve aktivite zamanlarının iyi düzenlenmesi, egzersiz yoluyla forma girmek yarar sağlayabilir. Ancak egzersiz süreleri yavaşça artırılmalı ve uygun egzersizler konusunda bir fizyoterapistten öneriler alınmalıdır.

    Sigara

    Lupusa bağlı pek çok sorun sigara içilmesi ile daha da kötüye gider.

    • Hem lupus hem de sigara içilmesi kan damarlarında daralmaya neden olarak dolaşım sorunlarına ve sonrasında kalp krizi ve inme riskinin artmasına neden olur.

    • Lupus varlığında solunum sisteminin mikrobik enfeksiyonlara yakalanma olasılığı daha fazladır ve sigaraya bağlı uzun sürede oluşan akciğer hasarı bu enfeksiyonların daha sık ve ağır geçmesine neden olur.

    • Lupus böbrekleri etkilediğinde tansiyonun yükselmesine neden olur. Sigara da tansiyon artışına katkıda bulunur ve inme, böbrek hasarının kötüleşmesi olasılığı artar

    Sigaranın bırakılması, lupusa bağlı daha ciddi komplikasyonları azaltmak için şarttır.

    Egzersiz

    Hastalığınız aktifken fazla hareket etmek istemeyebilir, dinlenmek isteyebilirsiniz. Ancak uzun süreli dinlenme ve hareketsizlik kaslarınızın zayıflamasına ve daha yorgun hissetmenize neden olabilir. Bu nedenle dinlenme ve egzersiz arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir. Yürümek ve yüzmek bitkinliğe iyi geldiği, forma girmeyi sağladığı ve eklemlere fazla yük bindirmeden kuvvet kazandırdığı için önerilen egzersizlerdir. Hastalık alevlenmelerinde bile az miktarda egzersiz sürecin iyileşmesine katkıda bulunabilir.

    Beslenme

    Beslenmenin lupus kontrolü ve tedavisi üzerine etkileri konusunda çok az bilgi vardır. Ancak doymuş yağların az tüketilmesi ve yağlı balıklarda bulunan omega-3 alınmasının faydalı olabileceğine dair çalışmalar mevcuttur. Tüm besin türlerine ihtiyaç olduğu için dengeli beslenmek önemlidir, belli besin gruplarının dışlandığı diyetlerden kaçınmak gerekir.

    Güneş Işığı

    Çok fazla ultraviyole ışığa maruz kalmak ciltte raş denen döküntülerin oluşmasına ve bazen de iç organlarda iltihabi süreçlerin alevlenmelerine neden olabilir. Gün ortası gün ışığından kaçınmak, güneşten korunmak, şapka takmak ve yüksek koruma faktörlü güneş yağları kullanmak gereklidir.

    Raynaud Fenomeni

    Eğer ellerde ve ayaklarda soğuk havada aşırı renk değişikliği ile giden Raynaud Fenomeniniz varsa soğuk havalarda el ve ayakları ve tüm vücudu soğuktan koruyacak şekilde giyinmek gerekir. Sigara içmek kan dolaşımını daha da bozduğu için bulguların ağırlaşmasına neden olur. Düzenli egzersiz ise dolaşıma katkı sağlayarak semptomların azalmasını sağlayabilir.

    Stres

    Hastalık sürecini olumsuz etkileyebileceği gibi, durumunuzu olduğundan kötü hissetmenize neden olabilir. Stresle başa çıkma tekniklerinin (Meditasyon, EFT vb) öğrenilmesi fayda sağlayabilir. Gereğinde bir psikiyatrist desteği düşünülebilir.

    Doğum Kontrolü

    Lupusu olan kadınların doğum kontrol hapı olarak sadece progesteron veya düşük doz östrojen içeren tabletler, ancak daha iyisi kondom gibi bariyer metotların kullanılması önerilir. Çünkü östrojen hastalık alevlenme olasılığını artırır.

    Eğer kortizon tedavisi alıyorsanız doğum kontrol yöntemlerinden enjeksiyonla yapılan medroksiprogesterone asetat uygulamasından kaçınmanız gerekir. Çünkü bu tedavi kemik koruyucu etki gösteren östrojen düzeylerini düşürerek kemik erimesi (osteoporoz) riskini artırır.

    Menapoz Sonrası Hormon Replasman Tedavisi

    Geçmişte bu tür tedavilerin lupus alevlenmelerine neden olabileceğinden endişe edilirdi. Ancak son çalışmalara göre iyi kontrol altında olan lupusta, menapoza bağlı yakınmalar da çok şiddetli ise bu tür bir tedavinin kısa süreli kullanımının güvenli olduğu gösterilmiştir.

    Tamamlayıcı Tıp Metotları

    Bu konuda çok bilimsel yayın bulunmamakla beraber pek çok kişi bu tür yöntemlerden fayda gördüğünü ifade etmektedir. Örneğin akupunktur uygulamalarının lupusa bağlı eklem ağrılarında fayda sağladığı görülmüştür. Böyle bir tedaviye başlamadan sizi takip eden Romatoloji Uzmanınızın fikrini almanızda fayda vardır. Sonuç olarak uygulanacak olan Tamamlayıcı Tıp Yöntemi de bir hastalık tedavisi olduğu için bu konudaki uygulayıcıların ilgili konuda eğitim almış tıp doktorları olması gereklidir.

  • Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    DARLIKLAR NEDEN OLUŞUR?

    Sindirim kanalımızda çeşitli sebeplerle darlıklar meydana gelebilir:

    -Hastalıklar

    -Geçirilmiş ameliyatlar

    -Radyasyon tedavisi darlıklara sebep olabilmektedir.

    DARLIKLAR HANGİ YÖNTEMLERLE TEDAVİ EDİLİR?

    Sindirim kanalındaki darlıklar:

    -Endoskopik balon dilatasyon

    -Stent takma

    -Cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

    Bu darlıklar yemek borusu, mide giriş çıkış kısımları veya bağırsaklarda meydana gelebilir.

    1) YEMEK BORUSU(ÖZOFAGUS) DARLIKLARI DİLATASYONU

    Özofagus (yemek borusu) dilatasyonu yemek borusunun herhangi bir nedenle daralmış olan kısmının değişik yöntemler kullanılarak genişletilmesidir.

    Bu işlem için çeşitli teknikler kullanılabilmekle beraber günümüzde en sık tercih edilen yöntem endoskopik balon dilatasyonudur (Stent uygulama, buji ile dilatasyon)

    Balon dilatasyonu sindirim kanalı darlıklarında yakın mesafede olmayan darlıklarda tercih edilmektedir.

    Tümörlere bağlı kanal darlıklarında ve cerrahi operasyonlardan sonra gelişen darlıklarda kullanılan bir yöntemdir.

    İnce bir telin ucunda hava ile şişirilebilen bir balon mevcuttur. Darlık olan bölgeye endoskop vasıtası ile gidildikten sonra, endoskop kanalından tel gönderilir ve darlık olan bölgeye tel geçirilir. Sonra da enjektörle hava basılarak yavaşça şişirilir.

    Avantajı, dilatasyon (genişletme) esnasında işlemin gözle görülmesidir. Uygun genişliğe erişildiğinde işlem sonlandırılır.

    YEMEK BORUSU DARLIKLARININ NEDENLERİ

    -Yemek borusundaki daralmaların en sık görülen nedeni gastroözofagial reflü hastalığı sonucunda yemek borusunun alt kısmında yara oluşmasıdır.

    Böyle bir daralma meydana geldiğinde hastalar gıdaları yutmada güçlük çekerler ve sanki yiyecekler göğüs bölgesinde, yemek borusu içinde takılmış gibi hissederler.

    – Yemek borusu içinde ince zar veya halka oluşumu (Schatzki halkası vb.)

    -Yemek borusu veya yemek borusuna bası yapan komşu organ kanserleri

    -Radyasyon tedavisi sonrasında oluşan darlıklar

    -Skleroderma gibi bağ dokusu hastalıkları

    -Eozinofilik özofajit gibi bazı çok nadir görülen yemek borusu hastalıkları

    -Yemek borusunun akalazya gibi fonksiyonel hastalıkları olarak sayılabilir.

    KOMPLİKASYONLARI:

    -Kanama ve yemek borusunun delinmesi görülebilecek ciddi komplikasyonlardır.

    – Göğüs ağrısı,

    -Nefes darlığı,

    -Ateş,

    -Çarpıntı, soğuk terleme,

    -Aşırı halsizlik

    – Ağızdan kırmızı renkte kan gelmesi veya siyah renkte dışkılama

    2) MİDE ÇIKIŞI(PİLOR) DARLIĞI

    Mide ile bağırsağın ilk kısmı arasındaki bağlantı, midenin “Pilor deliği(midenin son kısmında bulunur, bağırsağa geçiş yeridir)” aracılığıyla olmaktadır

    BELİRTİLERİ

    -Bulantı

    -Kusma

    -Yemeklerden sonra mide ağrısı

    -Midede dolgunluk hissidir.

    NEDENLERİ

    Pilor darlığına yol açan etkenleri şöyle özetleyebiliriz:

    -Pilor kasının doğumsal olarak büyümüş olması

    – Pilor bölgesinin iltihap nedeniyle ödemli oluşu

    -Pilor bölgesinin ülser sonrası yara dokusu ile daralması

    -Erişkin kimselerde pilor kasının büyümüş olması

    -Pilor bölgesinde gelişen infeksiyonlar(sifilis, tüberküloz)

    -Pilor bölgesinden kaynaklanan tümörler

    -Midedeki yabancı cisimlerin (bezoar gibi) pilor kanalını tıkaması

    -Yakıcı maddelerin pilor bölgesinde yaraya neden olması.

    -Bağırsağın ilk kısım ülserlerinin yara dokusu ile iyileşmeleri

    – Pankreas başı kistleri

    -Bağırsak boşluğuna uzanan anormal zarlar

    -Safra taşları

    -Tümörler.

    TEDAVİ

    Tedavisi cerrahidir.

    3) KOLONDAKİ (KALIN BAĞIRSAKTAKİ) DARLIKLAR

    NEDENLERİ:

    -En sık nedeni karın içi ameliyatlardır.

    -Çeşitli hastalıklar(Crohn hastalığı gibi),

    -Radyasyon

    TEDAVİSİ:

    -Balon dilatasyonu

    -Stent uygulaması

    -Cerrahi

  • Bu hatalar oruç tutanları hasta edebiliyor

    Ramazan ayında yaklaşık 17 saat oruç tutulurken beslenme ve yaşam tarzı ile ilgili önerilere uyulmaması, sağlık sorunları olan kişiler kadar sağlıklı kişileri de olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle iftar ve sahurda yapılan hatalar önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

    Sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin

    Özellikle tansiyon, şeker, böbrek ve kalp hastalarının Ramazan ayı boyunca tahlillerini yaptırması gerekmektedir. Doktor kontrolünde oruç tutması gereken bu kişilerin haftalık üre, şeker kontrolü ve günlük tansiyon ölçümü yapılması unutulmamalıdır. Bunun yanında belli bir yaş grubunun da olanların da Ramazan ayı boyunca sağlık kontrolünden geçmeleri önemlidir. Diyabeti olanların 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmesi gerekmektedir. Bu hastalar oruçluyken şeker düzeyleri düşer iftarda ise tersine yükselir. Ramazan ayında vücudun değişen beslenme düzenine uyum sağlaması, bazen 3 haftayı bulabilmektedir. Bu durum özellikle kalp hastalarının tedavisinde bazı zorluklara yol açarak, ilaç alım saatlerinin yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir.

    İftarda hızlı yemeyin

    Uzun süreli açlık sonrasında iftar sofrasında fazla ve hızlı yemek yenmesi sindirim sisteminde sıkıntılara neden olabilmektedir. Reflü şikayetlerinin artmasına neden olan hızlı ve fazla yemek yerine, bir dilim ekmek ve çorba ile orucu açmak daha sağlıklıdır. Bir süre ara verdikten sonra ana yemeğe geçilebilir. Normal günlerde tüketilen miktardan daha fazlasını tüketmemeye özen gösterilmelidir. İftarda aşırıya kaçıp sahura kadar yapılması gereken ara öğünlerin atlanması, vücudun dengesini bozarak hem sindirim sistemi sorunlarına hem de kan şekerinin aniden yükselmesine neden olabilmektedir. Vücudun dengesini bozmamak ve kan şekerinin aniden yükselmesini engellemek için iftarla sahur arası küçük öğünlerle geçilmelidir. Kan şekerini hızlı yükselten hamur ve şerbetli tatlılar yerine, sütlü tatlılar seçilmelidir. Et ve tavuk ızgara tercih edilmeli, ağırlık zeytinyağlı yiyeceklere verilmelidir. Günlük vitamin ihtiyacını karşılamak için mutlaka bol yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.

    Orucu sigarayla açmayın

    Orucu sigarayla açmak önemli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Uzun saatler süren açlığın ardından sigara içmek damarlarda ani daralmalara neden olabilmektedir. Kalp krizi riskini artıran bu durumun haricinde ciddi nabız ve tansiyon düzensizliklerine de yol açmaktadır. Sigarayla oruç açmak mideyi de olumsuz yönde etkileyerek gastrit ve ülser riskini artırmaktadır. Bunun yanı sıra orucu soğuk su ile açmak da mideyi zorlayıp hazımsızlık, kusma ve bulantı gibi sorunların oluşmasına neden olabilmektedir.

    Asitli ve gazlı içecekler yerine su tüketin

    İftarda yemekle beraber gazlı ya da asitli içecekler tüketilmemelidir. Yaz aylarında oruç tutmak ciddi su kayıplarına neden olabilmektedir. Gazlı ve asitli içecekler sanıldığının aksine içerdikleri yüksek tuz-şeker ve katkı maddeleri ile vücudun yeterli suyu alamamasına, aksine susuz kalmasına neden olmaktadır. Özellikle mide ve sindirim sisteminde ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra gazlı içecekler diyaframın kalbe bası yapmasına ve ritim bozukluğu ile nefes darlığına yol açmaktadır. İçerdikleri şeker oranıyla kan şekerinde ani oynamalara neden olup metabolizmanın bozulmasına yol açabilmektedir. En sağlıklı içeceğin su olduğu unutulmamalıdır. İftarda yemeğe başlamadan önce 1 veya 2 bardak su içmek kaybedilen sıvının yerine konulması ve doygunluk hissinin oluşması bakımından önemlidir. Günlük 2-3 litre olan su tüketimi ihmal edilmemelidir. Suyu bir anda tüketmek yerine, iftarla sahur arasına yayılmalıdır.

    Doktorunuza danışmadan ilaç almayın

    Ramazan ayında da doktora danışılmadan ilaç alınmamalıdır. Özellikle ülser ve gastrit hastalarının, ağrı keseci ve aspirin kullanımına dikkat etmesi gerekmektedir. Mide için zararlı olabilecek bu tür ilaçların doktor önerisi olmadan kullanılması mide kanaması ve delinmesine neden olabilmektedir.

    Sahuru atlamayın

    Sahura kalkarak oruç tutmak gün içinde kan şekeri düzeyinin korunması bakımından önemlidir. Sahura kalkmadan tutulan oruçta açlık dönemi uzayacağı için kan şekerinin düşmesinin yanında konsantrasyon eksikliği, baş ağrısı ve yoğunluk hissi oluşmaktadır. Ağır yemekler yerine sahurda hafif kahvaltılar tercih edilmelidir. Protein içeriği nedeniyle süt ve yumurta tüketmek açlık hissini azaltacaktır. Kan şekerini hızlı yükseltip daha çabuk azlık hissi yaratan beyaz ekmek yerine kepek ya da çavdar ekmeği tüketmek besleyicilik ve tokluk hissi bakımından faydalıdır.

    Yemekten sonra hemen uyumayın

    Sahurdan sonra hemen uyumak özellikle reflü şikayetlerinde artışa neden olmaktadır. Yatar pozisyonda yiyeceklerin yemek borusundan geri gelmesi daha kolay olmaktadır. Özellikle sahurda yemekle yatma saati arasında süre bırakmak şikayetlerin azalmasını sağlayacaktır.

    Sofrada sohbete dalmayın

    İftar sofralarında yapılan uzun sohbetler alınan besin miktarını artırmaktadır. Kişinin Ramazan ayında kilo almasına neden olacak bu sohbetler gereksiz tuz ve kalori alımına da neden olmaktadır. Kalp damar sağlığını olumsuz etkilenmesiyle uzun vadede ritim bozuklukları yaşanabilmektedir.

    Ağır egzersizlerden kaçının

    Oruçluyken ve iftardan sonra ağır sporlar yapmak ciddi su kayıplarına neden olabilmektedir. Bayılmalar ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilecek ağır sporlar yerine Ramazan ayı boyunca daha hafif sporlara yönelmek gerekmektedir. Özellikle iftardan sonra hafif yürüyüşler hem hazmı kolaylaştırmak hem de metabolizmayı düzenlemek bakımından yararladır.

  • Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Ebeveynler çocukları ile ilişkilerinde spesifik çözümler gerektiren somut problemlerle karşı karşıya kaldıklarında, ‘’çocuğa daha fazla sevgi ver’’, ‘daha fazla ilgi göster’, gibi basmakalıp öğütlerin çoğu zaman yetersiz kaldığını bir çok kez hissetmişlerdir.

    Ya da buna benzer şekilde ‘’çocuğunu daha çok dinle’’, ‘’daha iyi iletişim kur’’ gibi biraz eleştirel temalar içeren ve büyülü sonuçlar doğuracağı hayal edilen tavsiyelerin hiçbir işe yaramadığına bir çok kez şahid olmuşlardır.

    Bununla birlikte ebeveyn çocuk ilişkisinde farkında olunmadan sıkça yapılabilen bazı tutum hatalarının, bu ilişkiyi ciddi anlamda zedelediği, farklı dil, din ve ülkedeki bir çok araştırmada gösterilmiştir ve profesyonellerin kabul ettiği gerçekler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

    Her çocuk ebeveyn ilişkisi kendi özelinde değerlendirilmeli gerçeğini baştan kabul ederek bazı evrensel doğruların altını çizmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

    1. UYARILARIN AZALTILMASI:

    Gün içersinde farkında olmadan çocuklarımızı yaptıkları olumsuz davranışlar veya tam olarak yapamadıkları görevler için gereksiz yere  uyarıyor olabiliriz. Önemli önemsiz her şey için çocuk uyarıldığında, zaman içerisinde bu uyarılar hiç dinlenmemeye başlar. Tekrarlayan uyarılara uyulmaması, ebeveynin öfkelenmesine, sabrının tükenmesine, en nihayetinde  kontrolünü kaybederek ağır sözel veya fiziksel cezalar uygulamasına neden olabilir.

    Unutulmamalıdır ki; kurallar; az sayıda olduğunda, işe yarar, aksi takdirde çoğu zaman çiğnenir.

    Özellikle titiz ve kuralcı ebeveynler, çocuklarının daha temiz ve düzenli olması, daha olumlu davranışlar sergileyebilmesi, isteklerin çocuğu tarafından anında hatasız ve eksiksiz yerine getirilmesi, konulan kurallara tam olarak uyum gösterilmesi için  aşırı uyarılarda bulunabilirler.

    Örneğin; trafikte kırmızı ışıkta dur, kemerini tak, hız limitine uy şeklindeki az sayıdaki kurala uyarız, ama bunun yerine onlarcası olsaydı (kırmızı şeritlerin üzerinden geçme, mavi tabelaları  her gördüğünde yavaşla vs) sizce uyar mıydık ?

    Çözüm: Olumsuz davranışı sürekli uyarmak yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır.

    2.ELEŞTİRİLERDENVAZGEÇİLMESİ

    Ebeveynleri tarafından olumsuz davranışların eleştirilmesi, bu davranışların sıklığını azaltmadığı gibi, ebeveyn çocuk arasındaki iletişimin de ciddi anlamda bozulmasına neden olmaktadır.

    Anne babası tarafından onaylanmaya, beğenilmeye takdir görmeye ihtiyaç duyan çocuğun davranışları ile ilgili olumsuz geri bildirimlerle karşılaşması, çocuğun  özgüveninin azalması, kendilik değerinin düşmesi ve yaptığı işleri tam olarak becerememe duygusu geliştirerek  görevleri yapmaktan vazgeçmesine neden olur.

    Çözüm: Olumsuz davranışı eleştirmek yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır. Sürekli eleştirildiğinizde kendinizin hissettiği olumsuzluk, karamsarlık, beceriksizlik, değersizlik duygularını düşünüp, çocuğunuzun benzer duygularla başetmek zorunda bırakmamaya çalışın.

    3.ÖĞÜTLERİN, NASİHATLARIN AZALTILMASI

    Hatalı bir davranışın tekrarlamaması için uzun nasihat ve öğütlerle sayısız kere nasıl doğru davranılacağının anlatılması, zaman içinde çocuklar için sıkıcı ve dinlenmez hale gelmekte, çocukların olumsuz davranışlarını azaltmadığı gibi, ebeveynler söylediklerinin işe yaramadığını gördükçe öfkelenmekte, çocuk ebeveyn arasında ilişkinin bozulması kaçınılmaz olmaktadır.

    Çözüm: Ebeveynler için de yorucu bu iletişim şeklinin terkedilmesi, anlatılmak istenenin en kısa ve yalın şekilde ifade edilmeye çalışılması gerekmektedir. Daha az konuşma, daha çok dokunma, daha az söylenme, daha çok  destek olma.

    4.HATALI DAVRANI KARŞISINDA  ANİ ÖFKELİ, SERT DUYGUSAL ve FİZİKSEL TEPKİLER VERİLMEMESİ

    Yapılmaması gereken bir davranışın çocuğunuz tarafından sürekli tekrarlanıyor olması, şiddet uygulamayla  veya ‘’bir daha yaparsan’’ ile başlayan tehdit cümleleri ile düzeltilmeye çalışılmamalıdır.

    Öfkeli iken hiç bir sorun çözülemeyeceği gibi, öfkenin etkisi ile ağzımızdan çıkan kelimeler veya fiziksel müdahaleler, çocuğun benlik değerinde düşmeye, olumsuz davranışın zaman içinde çok daha yoğun olarak gözlenmeye başlamasına neden olabilir.

    Fiziksel şiddete maruz kalan çocuklar okulda arkadaşları, evde kardeşi ile anlaşmazlığa düştüğünde, sorun çözümü yolu olarak, şiddeti uygulamayı öncelikli olarak kullanmaya başlayabilirler.

    Bir hatasını sizinle paylaştığında sert duygusal tepkiler vermemiz, ergenlikte daha az paylaşımcı olunmasına, daha çok hatalarını saklama eğilimi içine girilmesine ve sıkıştığında yalan konuşmaya başlamasına neden olabilir.

    Dolayısıyla; Bu tip cezalar o an için olumsuz davranışı KORKUTARAK sonlandırabilirken, uzun dönemde olumsuz davranışın tekrarlamasını engellemediği gibi çocukta kendilik değerinin düşmesine, saldırgan davranışların artmasına, ebeveyn çocuk ilişkisinin gün geçtikçe daha çok bozulmasına neden olur.

    Çözüm: Neden ne olusa olsun fiziksel ceza ve tehditlerden uzak durmak gerekir Öfkeli iken çocukla iletişim kurulmaya çalışılmamalı, sakinleşene kadar kendinize fırsat tanımalısınız. Öfke kontrolü ile ilgili sorun yaşayan ebeveynlerin psikiyatrik yardım ihtiyacının mutlaka değerlendirilmesi gerekir.

    KIYASLAMA

    UTANDIRMA    (VAZGEÇMEMİZ GEREKEN DİĞER TUTUMLARDIR.)

    MAHÇUP ETME

    ÇOCUĞUMUZLA İLETİŞİMDE BİR AN EVVEL ÖNCELİK VERMEMİZ GEREKEN DAVRANIŞ BİÇİMLERİ VE ÖNLEMLER

    1.OLUMLU DAVRANIŞLARA ODAKLANILMASI:

    Olumsuz davranışlarının eleştirilmesi yerine istenilen davranış gösterildiğinde memnuniyetin belirtilmesi, çocukların bu memnuniyeti duymak ve hissetmek  için olumsuz davranışlardan zaman içersinde vazgeçmeleri ile sonuçlanır. Bu yüzden çocuğun neleri yapamadığına değil, neleri yapabildiğine çok daha fazla vurgu yapmak ve olumlu davranışın hemen ardından memnuniyeti belirtmek gerekir.

    Düzgün oyun oynamadığında, oyuncakları dağıttığında uyarmak yerine, oyuncakları ile düzenli paylaşımcı bir şekilde, sessizce oynadığında memnuniyetimizi belirtmeyi daha sık yapmak gibi. Kardeşi ile bir şeyi paylaşmadığında sert çıkma yerine, kardeşi ile herhangibir konuda işbirliği yaptığında memnuniyeti belirtmek gibi.

    Olumlu hiçbir davranışı yok diyorsanız; kolayca yerine getirebileceği bir şeyi yapmasını isteyip sonrasında övgü ve takdir ederek başlayabilirsiniz. Diğer önemli bir nokta olumlu davranış devam ettiği sürece ebeveyn bunun farkında olduğunu belirtecek şekilde olumlu geri bildirimleri tekrarlaması gerekliliğidir.

    Çözüm: Doğru davranışı gösterebileceği ortamlar hazırlamalısınız. Doğru davranışı gösterdiğinde bunu fark edip şımarır korkusu taşımadan onayladığınızı hissettirmeli(övgü, aferin, kucaklam, puan, oyun oynama) memnuniyetinizi belirtmelisiniz.

    2.ÖZEL ZAMAN UYGULAMASI

    Olumsuz davranışların düzelmesi, kurallara uyumun sağlanması için öncelikli koşul, ebeveyn çocuk iletişiminin sağlıklı olmasıdır. Yöntem, olumsuz davranışların düzelmesi için ön koşul olan, ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkiyi düzenlemeyi ve yakınlaşmayı sağlamayı amaçlar.

    Çocuk anne babasının kendi hoşlandığı şeylere ilgi gösterebileceğinin farkına varır. Kötü davranışlarım olsada seviliyorum önemseniyorum duygusu çocuğun kendisine saygısında artışa yol açar.

    Etkinliğin özellikleri;

    1.Haftanın 3-4 günü, 20-30 dk kadar baba ile birlikte, bire bir (kardeş dahil edilmeyecek) oyun/etkinlik saati oluşturulmalıdır. Oynanacak oyun veya yapılacak etkinlik çocuk tarafından seçilmeli.

    2.Etkinliğin amacı oynanılan oyunu öğretmek yada bir beceri kazandırmak değil, çocuğun hoşlandığı bir aktiviteye ilginin gösterilmesidir. Bu yüzden, baba kural koymak, emir vermek, eleştirmekten kaçınmalı, insiyatif çocuğa bırakılmalıdır.

    3.ebeveynin kendisini rahat, stressiz hissettiği bir saat seçilmeli. Ebeveyn o esnada başka bir şey ile uğraşıyor olmamalı, ilgisini gösterebilmeli.

    4.Oyun sırasında çocuğun olumsuz davranışları olabildiğince gözardı edilmeli. Davranış sürerse nedeni belirtilerek aktite sonlandırılabilir.

    5.Etkinliğin zamanı önceden belirlenmeli ve olabildiğince aynı saatlerde olunmalı.

    Farkında olmadan günlük hayat koşuşturmasında çocuğu ihmal ediyorsak, bu durumu farkına varmamızı sağlar. Günde 20 dakika çocuğuna zaman ayıramayan ebeveynlerin ihmal etme konusunu daha ciddi olarak gözden geçirmeleri gerekir.

    3.EVDE HUZURLU BİR ORTAMIN SUNULMASI

    Çocuklar çok iyi gözlemcidirler. Dinlemediklerini sandığımız bir çok şeyin farkındadırlar. Ebeveyn arasında olabilecek sözel ve fiziksel şiddet içeren münakaşalar çocuğun kendini en huzurlu hissetmesi gereken aile ortamında bile güvenliğini sorgulamasına neden olur. Huzursuzlukları olabildiğince yansıtmamaya çalışmak alınması gereken en önemli tedbirlerden birisi.

    İşlerim çok yoğun, küçük kardeşi ile ilgileniyorum, ev işlerine yetişemiyorum, tek işim o değilki  gibi  kendi tükenmişliklerini neden olarak görmek yerine;

    • Çocuğuna ilgi, sevgi, alaka gösterebilen bunun için özel zamanlar ayırabilen,
    • Duygusal olarak ulaşılabilir,
    • Hatalarına karşı, sert duygusal tepkiler vermek yada uzun öğütlerle çocuğu bunaltmak yerine, çoğu zaman dinleyici olabilecek kadar sabır gösterebilen

    ebeveynlerin varlığı : Hiç şüphesiz ki ergenlik döneminin çok daha sağlıklı geçirilmesini sağlayacak en önemli etkendir.

  • Ağız ve genital aftları behçet hastalığının habercisi olabilir!

    Ağız bölgesinde ayda bir veya daha sık çıkan aftlar varsa, ağrılı yaralar oluşmuşsa ve bu tabloya bir de genital aftlar eşlik ediyorsa, mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurmalı. Çünkü bu belirtiler, özellikle genç yaş grubunu etkileyen Behçet hastalığının en tipik belirtilerini oluşturuyor!

    Her insanda hayatının bir döneminde nadiren ağız aftları çıkabiliyor. Ancak ayda bir veya daha sık, birkaç adet, dudak ve dilde, büyük ve uzun sürede iyileşen ağrılı yaralar varsa, bu ağrılı yaralara genital yara da eşlik ediyorsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurmak gerekiyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem, özellikle ailesinde Behçet hastalığı olan kişilerin bu hastalık yönünde araştırılması gerektiğine dikkat çekerek, “Çünkü bu tür yakınmalar Behçet hastalığının en tipik belirtilerini oluşturuyor.” uyarısında bulunuyor. (bu aftlar ağız sadece dudak ve dilde mi çıkıyor, yoksa ağızda da görülüyor mu? )

    Tekrarlayan göz enfeksiyonu Behçet hastalığı habercisi olabilir!

    Tedavi edilmeyen Behçet hastalığı körlük nedeni!

    Gözde kızarıklık, ağrı ve bulanık görmeyle kendini gösteren görme tabakasında iltihaplanma, verilen tedaviler sonucunda tümüyle geçmiyorsa ya da sorun iyileştikten sonra tekrarlıyorsa, dikkatli olmalı! Çünkü Behçet hastalığının önemli belirtilerini oluşturan bu tablo ve geç fark edilir ve iyi tedavi edilmezse körlüğe neden olabiliyor!

    Ciltten eklemlere kadar birçok sistemi etkileyebiliyor!

    Behçet hastalığı her insanda çok farklı seyir gösteriyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem hastalığın birçok sistemde yakınmaya neden olduğunu, ancak tüm bulguların aynı anda ve aynı kişide görülmesi diye bir durumun söz konusu olmadığını belirterek, “Yani bazı hastalar hafif cilt bulgularıyla yıllarca sorunsuz yaşayabilirken, bazı hastalar görme kaybı ve damar tıkanıklıkları nedeniyle yaşamı tehdit eden sorunlarla karşılaşabiliyor. Bu nedenle hiçbir Behçet hastası bir diğerine tam anlamıyla benzemiyor” diyor. İlginç olarak hastalık ilk başladığı yıllarda daha şiddetli yakınmalara yol açarken, ilerleyen yıllarda daha selim olma eğilimini taşıyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem, Behçet hastalığının belirtilerini şöyle sıralıyor:

    En belirgin yakınmaları ağız içinde sık ve çok miktarda olan aftlar, cinsel organlarda tekrarlayan yaralar oluşturuyor.

    Diğer cilt bulguları arasında yaygın büyük sivilceler ve ağrılı, sıcak cilt altı bezeleri yer alıyor. Hastalar bu yakınmalarla ilk olarak ve cilt hastalıkları uzmanına başvuruyor.

    Gözde kızarıklık, ağrı ve bulanık görmeyle kendini gösteren, görme tabakasında iltihaplanma diğer önemli bulgularını oluşturuyor. Geç fark edilirse ve iyi tedavi edilmezse körlüğe neden olabiliyor.

    Daha çok diz ve ayak bilek ekleminde görülen şişlik, ağrı ve kısıtlılıkla giden iskelet sistemi bulguları olabiliyor. Bazen standart tedavilere dirençli eklem iltihabı sakatlığa neden olabiliyor. Behçet hastalarında omurga boyunca ve kuyruk sokumu bölgesinde, özellikle sabah ağrıları ve tutuklukları olabiliyor.

    Enfeksiyonun eşlik etmediği, sık tekrarlayan testis iltihabıyla üroloji hekimlerinin kapısını çalabilirler.

    Bazen bacak ve kol damarlarında, bazen iç organları besleyen damarlarda ve bazen de beyin içindeki damarlarda pıhtı oluşması ve tıkanıklıklar görülüyor. Eğer beyin damarlarında ise ani bilinç kaybı ve felç bulgularına neden oluyor.

    Bağırsakları besleyen damarlar etkilendiğinde karın ağrısı, kanlı ishal gibi yakınmalar yapabiliyor. Akciğer ve kalpte bile hafif bulgular oluşabiliyor. Birçok sisteme ait değişik yakınmaların varlığı hekim tarafından fark edilirse Behçet hastalığı düşünülebiliyor ve o zaman hastalar romatoloji bölümüne yönlendiriliyor.

    Kontrol altına almazsa

    Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem, Behçet hastalığının yaşam kalitesi üzerindeki yansımasının hastalığın etkilediği organlara göre değiştiğini söylüyor. Sıklıkla ağrılı ağız aftı ve ağrılı genital yarası olan bir kişi için sürekli bir ızdırap söz konusu oluyor. Hasta yemek yerken, konuşurken ve yürürken acı çekiyor. Ağzındaki aftlar nedeniyle tat alamıyor. Gözünde sık tekrarlayan enfeksiyonu olan bir hasta tanı konamaz ve yeterli tedavi almazsa görme kaybı yaşayabiliyor. Eklem ve kas etkilenmesi olan bir hastada hareket etmek, yürümek ve koşmak büyük bir işkenceye dönüşebiliyor. Hatta hastalar gündelik aktivitelerini ve kişisel bakımlarını yapamaz hale gelebiliyor. Diğer önemli organ etkilenmelerinin varlığı ise hayatı tehdit edici boyutlara ulaşabiliyor.

    Uykusuz kalmayın, stresten kaçının!

    Eğer eklemlerinizle ilgili bir yakınmanız yoksa, istediğiniz sporu yapabilirsiniz.

    Hemen her hastalıkta olduğu gibi stresten kaçınmanız çok önemli. Çünkü stresli dönemlerde yakınmalarınızın şiddeti artabiliyor.

    Yorgunluk, yoğun tempo ve uykusuzluk dönemlerinde aftlar sıklaşıyor, halsizlik belirginleşiyor ve üveit atağı tetiklenebiliyor. Bu nedenle sağlıklı beslenmeye ve yeterli süre kaliteli uyumaya dikkat edin.

    Hastanın yakınmalarının detaylı öyküsü şart!

    Behçet hastalığı için tanısını hastanın yakınmalarının ayrıntılı sorgulanması gerektiğine dikkat çeken Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem, “Çünkü hastalar bazı belirtileri dikkate almadıkları için söylemeyebiliyor. Bu nedenle tek tek her bulgunun olup olmadığının sorulması gerekiyor.” diyor. Ağız ve genital aftların varlığı tanıda en önemli kriteri oluşturuyor. Diğer organ belirtileri de olabiliyor veya olmayabiliyor. Ancak Behçet için tanı konulmasını sağlayan özel bir laboratuar testi yok. Genetik molekülün varlığı (HLA-B5 ve B-51) tanıyı desteklerken, negatif olması bu hastalığın olmadığı anlamına gelmediği için ancak yardımcı tanı yöntemi olarak bakılabiliyor. Paterji testi olarak isimlendirilen bir deri testi tanıya yardımcı olabiliyor.

    Atakları ilaçlar ile kontrol altına almak mümkün!

    Romatoloji Uzmanı Dr. Selda Öktem, Behçet hastalığının kronik bir hastalık olduğu için tamamen yok edilemediğini ancak ilaç tedavileri sayesinde belirtilerin kontrol altında tutulabildi bilgisini veriyor. Tedavi yöntemi belirlenirken tamamen hastalığın şiddetine ve organ tutulumlarına göre hareket ediliyor. Cilt bulguları ile sınırlı hafif bir hastalık varsa, tekli ve basit ilaçlar kullanmak yeterli oluyor. Beyin, damarlar ve göz gibi organlarda yakınma varsa, o zaman çok daha karmaşık ve özel ilaçlar kullanmak gerekiyor. Çünkü tedavi edilmeyen göz iltihapları körlüğe neden olabiliyor. Damar tıkanıklığı ve beyin tutulumu yaşamı tehdit edici olabiliyor, bu nedenle daha ciddi bir tedavi gerektiriyor. Böyle durumlarda birkaç ilaç bir arada kullanılıyor. İlaç kullanırken hastaların yakın ve sık takip edilmesi gerekiyor.

  • Hayvansal proteinler romatizmal hastalıkları ve ağrıları nasıl tetikler?

    Uzun zamandır romatizma tedavisinde birçok ilaç kullanılmakta ve her geçen gün yeni ilaçlar piyasaya çıkmaktadır. Bizler, yoldan çıkmış ve kendi vücuduna zarar vermeye başlamış bağışıklık sistemi hücrelerini nasıl durduracağımızın çarelerini aramaktayız. Bunun için iltihap kaskadında belirli noktaları bloke eden ilaçlar kullanıyoruz. İltihabı oluşturan moleküllerin üretimini kimyasal yollarla engellemeye veya bunu üreten hücrelerin elini kolunu bağlamaya çalışıyoruz. Özellikle son yıllarda yeni geliştirilen bazı ilaçlar hem maliyetleri hem de yan etkileri nedeniyle son derece dikkat edilmesi gereken ilaçlardır…

    Romatizmal hastalıkların büyük çoğunluğu otoimmun hastalıklardır. Yani bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini artık tanıyamaz duruma geldiği ve kendi hücrelerine savaş açtığı haller olarak tanımlayabiliriz. Peki, bu neden oluyor? Genetik yatkınlığın katkısı büyük ama çevresel bazı etkenler nasıl bir değişim yaratıyor da hücreler birbirini tanıyamaz hale geliyor?

    Elbette ki bu ince mekanizmaları aşağı yukarı biliyoruz ve ilaçları da bu mekanizmalar üzerinden geliştiriyoruz. Kesinlikle verilen ilaçlar işe yarıyor. Ama bir yandan da yan etkilere neden oluyor… Üstelik ilaçları kullandığımız sürece etkili ve bırakınca olay bir süre sonra başlangıç noktasına dönüyor. Acaba daha uzun süre etkili ve olayın başlamasına engel olacak bir çözüm bulunabilir mi?

    Tedavi dendiğinde akla sadece ilaç mı gelmelidir? Ya da bitkisel ya da kimyasal bir maddeyi düzenli uygulamak mıdır?

    Tedavinin bir diğer şekli hastalıkları engellemeye çalışmaktır. Yani olayı başlatan nedenleri ortadan kaldırmaktır. Bazen dışarıdan ilaç vermenin yanında, bazı şeyleri de yasaklamaktır.

    Birtakım araştırmalar ve çalışmalar sonunda yanlış beslenmenin hücre hasarına yol açtığı, üzerindeki “kendini tanıtıcı reseptörlerin” ve “insülin reseptörleri” gibi diğer moleküllerin yapısını bozduğu, böylelikle o hücrenin immun sistem hücreleri tarafından ve hatta insülin tarafından tanınmaz hale geldiği bilinmektedir.

    Yanlış beslenme kapsamına giren tüm gıdalar bu yazının konusu değil ama romatizma özelinde özellikle hayvansal proteinler konusunu uyarmam gerekiyor. Hayvansal proteinler kapsamına hayvan etleri, süt-süt ürünleri ve yumurta giriyor.

    Hayvansal gıdaların hazmı zordur. Birincisi midede daha fazla asit salgılanmasına neden olurlar, asite bulanmış olan bulamaç mideden ince bağırsağa geçtiğinde ise pankreastan daha fazla sıvı salgılanması için onu yorar. Bu da vücuttaki asiti tamponlayan (nötralize eden) alkali rezervlerin çok harcanmasına neden olur.

    Parçalanan proteinler bağırsaktan emilmeye başlar. Bağırsaktan emilen her molekül bağırsak çeperindeki “immun sistem hücreleri” tarafından tek tek kontrol edilir. Aslında, günde 3-4 kez veya daha fazla yiyeceklerle alınan molekülleri kontrolden geçiren immun sistemimizi yorduğumuzu ve onu oyaladığımızı bilmenizi isterim… Ne kadar çok yerseniz o kadar çok yorarsınız…

    Hayvansal proteinler enzimlerle parçalanarak aminoasitlerine ayrılır. Proteinlerin son yıkım ürünleri yoğun asite neden olur. Ürik asit de bunlardan biridir. Bilindiği gibi ürik asitin fazlalığı ve bunların kristalleşerek eklem sıvısına çökmesi “gut artritine” neden olur.

    Diğer son ürün ise amonyaktır ve vücut için son derece toksik bir maddedir. Oluşan amonyak bir an önce üreye çevrilir ve böbrekler yoluyla vücuttan atılmaya çalışılır. İşte bu basamakların her birinde asit yük vücut tarafından bazı özel sistemlerle tamponlanmaya çalışılır. Ama her seferinde hücre cepten yemeye başlar. Özellikle de hücre zarı…

    Hücre zarı hasarlandığında üzerindeki reseptörlerde değişim yaşanır. Bu da otoimmuniteyi başlatmış olur. İmmun sistem hücreleri kendinden olanı tanıyamaz hale gelmeye başlar… Böylece romatizmal hastalıklara adım atılmış olur.

    İnsülin reseptörlerindeki değişim nedeniyle, insülinle doğru iletişim kuramamaya başlar. İşte size insülin direnci… Aslına bakarsanız insülin direnci sadece çok karbonhidratlı ve şekerli beslenenlerde olmuyor anlayacağınız…

    Proteinin fazlası da sanıldığının aksine kaslarda protein olarak depolanmıyor. Proteinin fazlası glikojen ve yağ olarak depolanıyor!

    Bunlara ek olarak özellikle kırmızı etin içinde “araşidonik asit” denilen bir molekül yoğun olarak bulunur. Bu molekül iltihap kaskadının başrol oyuncusudur. Yani bir hammaddedir. Ortamda bulunan omega-3 miktarına göre ya iltihap moleküllerine döner ya da anti-iltihap moleküllerine… Eğer beslenmenizde yeterince omega-3 yoksa iltihap moleküllerinin miktarı artar. Siz de ağrı çekersiniz. Balık da hayvansal protein olmasına rağmen içeriğinde yoğun omega-3 olduğu için iltihap moleküllerinin değil, anti-iltihap moleküllerinin miktarını artırır. Hayvan etlerinden sadece balık yemenizi öneririm. Hatta haftada 3-4 öğün… Omega-3’ü alabileceğiniz bir diğer besin maddesi tohumlardır (keten tohumu, ayçekirdeği gibi)…

    Hayvan etleri tüketilmesiyle yaşanan her şey süt-süt ürünleri ve yumurta için de geçerlidir.

    Serbest hayvansal proteinler ise sadece LOR ve BALIK’tır.

    Diğerlerinden canınız çok çekerse ne yapalım?

    Kırmızı-beyaz eti ayda bir öğün yiyebilirsiniz ama yanına onun 3 katı kadar taze yeşil salata ve omega-3 (hap olarak veya keten tohumu olarak) ile birlikte…

    Lor dışında peynir yemek isterseniz keçi sütünden üretilenleri tavsiye ederim ve 2 haftada bir kez… Yine yanına yeşillikle birlikte…

    Yumurtayı ise haftada 1 kez tüketebilirsiniz…

    Hayvansal proteinleri hayatımızdan çıkardığımızda proteinsiz mi kalırız? Hayır… Onun yerine bitkisel protein kaynakları olan bakliyatlar (kuru fasülye, mercimek, nohut, börülce…), yemişler (badem, fındık, fıstık, kaju…) ve tohumları (ay çekirdeği, kabak çekirdeği, keten tohumu) diyetinize eklemelisiniz…

    Bu tarz bir beslenmeye geçerek verilen ilaçlarla birlikte tedavi başarısını artırmış olursunuz. Zamanla durumunuz iyiye gittikçe ilaç dozlarında azalma bile yaşanabilir…

  • Romatizmal hastalıklarda (otoimmun hastalıklarda) beslenme neden önemlidir?

    Otoimmunite basitçe, bağışıklık sistemi hücrelerinin kendi doku ve organlarını yabancı olarak algılayıp onları yok etmek için saldırması olarak açıklanabilir. Çoğu romatolojik hastalık bu mekanizma ile oluşmaktadır. Romatolojik hastalıklar dışında tiroidin ve bağırsakların da otoimmun hastalıkları olduğunu bilmekteyiz.

    Normal şartlarda bağışıklık sistemi hücrelerimiz (savunma hücreleri) sadece yabancı hücrelerle (bakteri, virüs, yabancı madde vb.) mücadele etmek için programlanmıştır. Kendi hücrelerini bilir, tanır ve onlara zarar vermez. Ancak genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde bazı dış etkenler nedeniyle (ultraviyole, bakteri, virüs, parazit, kimyasal maddeler vb…) “kendinden olanı tanıma” durumu ortadan kalkar ve vücut kendi kendiyle savaşmaya başlar. Bu dış etkenlerin kendi hücrelerimizde yaratmış olduğu değişiklikler, onları bağışıklık sisteminin hedefi durumuna getirmektedir. Bu savaş hem hücresel düzeyde hem de antikorlar yoluyla olur.

    Bakterilerin, virüslerin ve güneş ışığının hücrelerimizde DNA kırıklarına ve bazı farklılıklara neden olduğu gösterilmiştir. Hücrelerimizdeki farklılaşmayı başlatan sebepler olduklarını eskiden beri bilmekteyiz. Bu nedenle enfeksiyonlardan korunmayı ve direkt güneş ışığına çıkmamayı önermekteyiz. Tüm bu dış etkenler kişinin genetik alt yapısına göre romatizmal süreci başlatabilir veya başlatmayabilir…

    Bu durumu yaratan dış etkenler arasında beslenmenin rolü yeterince bilinmiyordu. “Doktor olmayan birtakım şifacıların” otları kaynatarak bu hastalıkları tamamen tedavi ettiğini iddia etmesi nedeniyle birçok romatolog konuya mesafeli yaklaşıyordu ve buna yeterince önem vermiyordu.

    Ancak bu konuda yapılan gözlemsel çalışmalara dayanarak, besinlerin vücudumuzda yaratabileceği değişiklikler ve takipler sonucunda beslenmenin önemini yadsıyamaz durumdayız. Fakat yine de “bitkisel tedavi” adı altında belirli otları kaynatıp içirmek amacında değilim.

    Aldığımız bazı gıdalar hücrelerimizin sağlığını bozmakta, serbest oksijen radikallerinde artışa neden olmakta, sağlıksız hücrelerin vücut tarafından doğal yollarla temizlenmesini (apopitoz) engellemekte, yüzeylerindeki “tanıtıcı moleküllerin” yapısını bozmakta ve bağışıklık hücrelerimizin onları yabancı olarak algılamasına yol açmaktadır… Buna karşılık yeterince antioksidan içeren besinler yenmediğinde bu durum daha da hızlanmaktadır. Yani kısaca otoimmuniteyi biz yanlış beslenerek kolaylaştırmaktayız maalesef…

    Özellikle hazır ve işlenmiş gıda sektörünün giderek gelişmesi, hayvansal proteinlerin çok tüketilmesi, protein tozlarının sıklıkla kullanılması, bazı besin maddelerinin tüketilmesinin şart olduğu şeklindeki iddialar, son yıllarda romatolojik hastalıkların (diğer otoimmun hastalıkların), kanserin ve alerjilerin daha da artmasıyla sonuçlanmıştır.

    Biz romatologlar kontrolden çıkmış bağışıklık sistemi hücrelerini baskı altına alabilmek için birtakım ilaçlar kullanmaktayız. Bunlar önemli ilaçlardır ve “sitotoksik ilaçlar-immunsupresif ilaçlar” olarak adlandırılır. Yani hücrelere toksik etki yapan ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır. Zaman zaman bu nedenle bağışıklığımız zayıflayabilir, sık sık enfeksiyon geçirebilir ve kendi sağlam hücrelerimize de zarar verebiliriz. Ancak bu ilaçları vermek durumundayızdır… Yani ortada bir sorun vardır ve bu sorunun çözüm yollarından biri ilaçlardır.

    Sorunun bir diğer çözüm yolu da otoimmuniteye yol açan faktörleri engelleyebilmek ve azaltabilmektir. Yani önleyici hekimliktir. Bunun için hastalarımıza mümkün olduğunca enfeksiyonlardan korunmalarını, kimyasal maddelerle temastan kaçınmalarını, direk ve çıplak güneş ışığından uzak durmalarını ve beslenmelerinde bazı konulara dikkat etmelerini önermekteyiz… Böylece tedavide kullandığımız ilaçların da etkinliğini artırabilir ve gereken ilaç dozlarını da minimuma indirebiliriz.

    Beslenmemizde kalori almak yerine “gerçek besinler” almamız çok önemlidir. Hem makrobesinleri hem de mikrobesinleri gözetmemiz gereklidir.

    Otoimmuniteyi azaltmak, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek ve hücrelerimizi korumak için dikkat edilmesi gerekenler;

    1. Hayvansal proteinlerden (et, yumurta, süt ve süt ürünleri) mümkün olduğunca uzak durmak

    2. Beyaz un ve onunla üretilmiş her türlü besinden uzak durmak

    3. Şeker ve tatlandırıcılardan uzak durmak

    4. Protein ihtiyacımızı da karbonhidrat ihtiyacımızı da sebzeler, meyveler ve bakliyatlardan (mercimek, kuru fasülye, nohut vb) karşılamak

    5. Yağ ihtiyacımızı kabuklu yemişlerden (ceviz, fındık, badem vb) ve gerçek tohumlardan (zeytin, ayçiçeği, keten tohumu, kabak çekirdeği vb) ve soyadan karşılamak

    6. Zencefil, zerdeçal gibi doğal iltihap önleyici gıdaları diyetimize eklemek

    7. Bol su içmek

    Romatolojik hastalıkların tedavisinde ilaçlara ek olarak beslenmeye de dikkat edilmesi tedavinin başarısını artıracaktır. Hastalıkları daha kolay kontrol altına alabiliriz ve ilaç sayılarını ve dozlarını azaltma şansına sahip olabiliriz.

    Bu tarz bir beslenme ile ideal kiloya da rahatlıkla ulaşılabilir. Böylece özellikle eklem hasarına yol açan romatizmalarda kilo kaybetmiş olmak, eklem ağrılarının ve hasarın da azalmasına yardımcı olacaktır.

    Romatizma türleri de tedavisi de her hasta için farklıdır. Yani hastaya özel bir ilaç ve diyet programı ile daha başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Tedaviye mutlaka probiyotiklerin, D vitamininin ve omega-3’ün de eklenmesi gereklidir.

  • Sosyal Medya Kullanımı İlişkinizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya Kullanımı İlişkinizi Nasıl Etkiliyor?

    Teknolojinin gelişimi ile birlikte birçok alışkanlığımız, özel hayatımız ve sosyal hayatımız değişmeye başladı. Sosyal paylaşım siteleri ve akıllı telefonlar iletişimi kolaylaştırıp, uzağı yakınlaştırırken özel hayatın çizgilerini ihlal etmeye başladı. Günlük yaşamımız, romantik ilişkilerimiz ve bize dair her şeyi sosyal medyada paylaşır haldeyiz. Pekii, sıkça kullandığımız sosyal mecralar romantik ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?
    “Çevrimiçi olduğunu biliyorum, ama bana cevap vermiyor, bazen de mesajlarımı görüyor ama okumuyor, bu beni çok öfkelendiriyor.”, “Neden o fotoğrafını beğendi?”, “Neden onu takip ediyorsun?” tarzı cümleler ilişkinizi etkiler nitelikteyse bu yazımız tam size göre.
    İsmer Aile Danışma Merkezi’ne göre, çiftler arasında en sık rastlanan problemlerden biri iletişimsizliktir. Medya araçları ve sosyal medya ile birlikte iletişim kurma kolaylaşsa da iletişimsizlik arttı. Artık yüz yüze görüşme yerine görüntülü arama, konuşma yerine mesajlaşma tercih ediliyor. Fakat iletişimin önemli unsuru olan yüz yüze olma hep erteleniyor.

    I. Mesaj Yolu İle Tartışmalar
    Mesajlaşma, özellikle de tartışma esnasında kullanılmaması gereken bir iletişim yöntemidir. Çünkü iletişim tek yönlü değildir ve verilmek istenen mesaj yüz yüzeyken beden dili ve diğer etkenler de desteklenir. Fakat mesajlaşma, yanlış anlamlar çıkarılmasına ve asıl konuşulan konudan uzaklaşmaya neden olabilir.

    I. Tartışmaların Online Ortama Taşınması
    Partneriniz ile bir sorun yaşadığınızda bunu sosyal medya üzerinden paylaşmak, diğer insanların da konuya dahil olmalarına neden olacaktır. Bu da ilişkinizde özel olması gereken şeylerin ortalığa saçılmasına ve partnerinizle çözülmesi gereken sorun büyüyerek farklı bir soruna dönüşecektir. İsmer Aile Danışma Merkezine göre, tartışmalarınızı ya da ilişkide yaşadığınız sorunları sosyal medyada paylaşmamak en iyisi olacaktır.

    III. İlişkinin Her Anını Sosyal Medyada Paylaşmak
    İlişkinizin her anını sosyal medyada paylaşmak, anı kaçırmanıza neden olabilir. Yapılan araştırmalar, mutlu ilişkileri olan kişilerin daha az fotoğraf çekip, daha az paylaşım yaptığını göstermiştir. Hayat sizi mutlu ediyorsa, o andan uzaklaştıracak diğer şeylerden de uzak duruyoruz ya da daha az ilgileniyoruz. Bu nedenle size önerimiz ilişkinizde ana odaklanarak, bulunduğunuzun keyfini çıkarmak olacaktır. Kaçırılan anlar sonrasında ilişkiye zarar verebilecek nitelikte olabilir.

    IV. Sosyal Medya Paylaşımları Tartışma Sebebi 
    Çiftler arasında önemli bir problem alanı da bireysel sosyal medya paylaşımları. Özellikle çiftlerden biri sosyal medyaya daha fazla önem veriyor, daha fazla aktif kullanıyorsa bu karşı taraf için bir tehdit unsuru olarak algılanabiliyor. Bunun sonucunda ise yapılan paylaşımlardan farklı anlamlar çıkarma, şüphecilik, sürekli profili takip altına alma ve sonrasında tartışma ile devam eden bir süreç oluşabilmektedir. Yapılan paylaşımların çiftlerden birini rahatsız etmesi sonrası stalkerlık (kişileri gizli takip) gelişmekte ve bu da şüpheciliğin ve sorgulamanın artmasına neden olarak ilişkiyi zedelemektedir.

    V. Sosyal Medya Arkadaşları
    Sosyal medya kullanımı günlük hayatımızın o kadar içine girdi ki, gerçek hayattaki arkadaşlarımız yerine sosyal medyadan edindiğimiz arkadaşları tercih ediyoruz. Facebook’taki arkadaş sayımıza göre kendimizi değerlendiriyoruz. İşte bu aşamada sosyal medyadan edinilen arkadaşlıklar, romantik ilişkilerinizde sorun olabilir. Sosyal medyadan arkadaş edinirken seçici ve sorgulayıcı davranmak gereklidir, unutmayın ki sosyal medya kendimizi en farklı gösterebileceğimiz alandır.

    VI. Her An Ulaşılabilir Olmak
    Partneriniz ile her an birlikte olabilme imkânı, günümüzde çok kolaylaştırıcı bir gelişme gibi görünse de esasında ilişkileri olumsuz etkileyebiliyor. İlişkileri hızlı yaşayıp kolay tüketilebilir hale getirmenin yanı sıra, ilişkileri sıradanlaştırabiliyor. Sonrasında ise mutsuz ve sona gelinmiş bir romantik ilişki ile karşı karşıya kalınabiliyor. Bunu önlemek için partneriniz ile her an mesajlaşmak ya da telefonla görüşmek yerine yüz yüze görüşebileceğiniz kaliteli anlar yaratmak, ilişkinizin enerjisini yükseltmede önemli bir rol üstlenecektir.

  • Çocuklarda Kaka Tutma Problemi

    Çocuklarda Kaka Tutma Problemi

    Çocuklarda Kaka Tutma Problemi

    Çocukların birçoğunda, özellikle 2-4 yaş aralığında kaka tutma problemi sıkça görülmektedir. Tuvalet eğitiminin kazanıldığı bu yaş aralığında çevresel ve psikolojik faktörler çocuğu etkilemektedir. Anal dönemde olan çocuk dışkılamayı, yitirme, vücudundan bir parçanın kopması şeklinde algılar. Böylelikle durum korkutucu bir hal alabilir. Kaka tutma probleminin altında birçok faktör yer alır. Örneğin çocuk tuvaleti büyük ve korkutucu olarak algılayabilir. Erişkinler için yersiz olan bu korkular, çocuklar için hayatı zorlaştıran korkulardır.

    Çocuklar genellikle acı veren bir tuvalet deneyimi sonrası kaka tutma eğilimindedir. Ve çocuğun tutma davranışı bir kısır döngüye girerek kronikleşmeye başlar.

    Kısır döngü nedir?

    Çocuk kaka tutmaya acı verici bir deneyim sonrasında başlar.

    “Kaka yaptığımda acıyacak” düşüncesi oluşur.

    Çocuk kakasını tuttuğu için de kabız olur.

    Sonrasında gerçekten acı yaşar.

    Bu döngü birbirini tekrarlar.

    Peki Neden Olur?

    Çocuklarda sık görülen bu durumun birçok nedeni olabilir. Bu nedenler psikolojik ya da çevreseldir. Özellikle anne-baba ve bakım veren diğer erişkinlerin tutumu oldukça etkilidir. Kaka tutma problemi, tuvalet alışkanlığı kazandırılmadan önce görülebildiği gibi kazandırıldıktan sonra da görülebilir.

    • – Anne-babaların kontrol duygusu çok yoğun olduğunda, çocuklar bu kontrol ihtiyacını kaka, yemek yeme, uyku üzerinden gösterirler. Bedenden gelen sinyallerini “kontrol bende” diyerek kontrol ederler.
    • – Daha çok 2-4 yaş arasında görülen bu sorun, çocuğun özerklik, bağımsızlık sembolüdür. “Benim istediğim olacak, kontrol bende, kakaya hakimim” mesajı verir.
    • – Çocuk klozeti büyük ve içine düşülebilir olarak algılıyor olabilir.
    • – Çocuk tuvalet eğitimi için erken dönemde zorlanmış olabilir.
    • – Ebeveynlerin tutumu ısrarcı ya da cezalandırıcı/otoriter ise çocuk bu yolla kendini ifade ediyor ve ispatlıyor olabilir. Özellikle tuvalet eğitimi sırasında cezalandırıcı ve ısrarcı tutumlar çocuğun tuvalet eğitimi süresinin uzamasına ve zorlaşmasına neden olmaktadır.
    • – Tuvalet eğitimi ile aynı döneme farklı değişimlerin getirilmesi kaka tutma problemine neden olabilir. Bu nedenle boşanma, ev değiştirme, emzik bırakma vb. çocuk için önemli değişimlerin olduğu dönemlerde tuvalet eğitimi verilmemelidir.
    • – Bakım veren kişinin sık sık değiştirilmesi neden olabilir. Bakım veren kişilerin farklı tutumları ve zorlayıcı davranışları çocuğun tepki göstermesine neden olur.
    • – Annenin mükemmeliyetçi yapısı neden olabilir. Tuvalet eğitime dair katı kurallar, erken tuvalet eğitimi gibi nedenlerle çocuk tuvalet eğitiminde zorluk yaşayabilir.
    • – Çocukların en önemli ihtiyaçları sevme, sevilme, takdir edilme ve onaydır. Kaka tutma probleminde belki de en önemli neden çocuğun yeterli kabul ve onay alamamasıdır. Kabul ve onay alamayan çocuk kendini ispat edebilme çabasına girer. Bunu da kendi bedenine hükmederek yapar. Böylelikle kabul ve ilgi ihtiyacını da bu yolla karşılar.
    • – Aile içinde yaşanan stres faktörleri tüm aile bireylerini etkiler. Örneğin babanın iş yerinde yaşadığı stres, anne-baba arasındaki iletişim problemleri, köken aileler ile yaşanan problemler bunlara örnek olabilir.
    • – Çocuğun tuvalet/banyo rutinlerinin değişmesi etkilidir. Örneğin anaokuluna başlayan bir çocuk evdeki tuvalet rutininin dışına çıkacaktır. Bu da  kaygılanmasına neden olabilir.
    • – Çocukluk dönemi depresyonu, kaygı bozuklukları, OKB gibi durumlarda ek olarak kaka tutma görülebilir.

    Beslenme Alışkanlıkları Etkilidir

    Lifli gıdalar az tüketildiğinde kabızlığa yol açabilmektedir. Bu nedenle lifli gıdaların bu süreçte tüketilmesi önemlidir. Buğday, yulaf, kayısı, elma gibi besinler bunlara örnektir.

    Hazır ve katkı maddeli gıdaların fazla tüketilmesi gerekmektedir.

    Süt tüketiminin fazla olmaması gerekir. Süt ürünlerine odaklı bir beslenme şekli, lif yönünden eksik olacağından kabızlığa neden olabilir.

    Çok yağlı/şekerli gıdalar beslenme düzeninden çıkarılmalıdır. Doymuş yağlar sindirim sisteminde yavaş ilerlemeye neden olmaktadırlar.

    Çözüm İçin Neler Yapılabilir?

    • – İlk olarak çocuğun fiziksel bir problemi olup olmadığını incelemek adına çocuk doktoruna durum bildirilmeli, gerekli ise tıbbi destek alınarak sürece başlanmalıdır.
    • – Ev çocuğun güvenli bölgesidir. Çocuğun ev içerisinde kendini rahat hissetmesi adına bazı düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin; çocuğun tuvaletten korkmaması için tuvalete uygun yükseklikte tabure konulabilir. Tuvalet koltukları kullanılabilir (Bu, çocuğun tuvalete düşme gibi   korkularını engeller).
    • – İlk aşamada tuvaletten korkan çocuğun lazımlık üzerine bez ile oturması sağlanmalıdır. Ardından çocuğu zorlamadan ve motive ederek aşamalı geçişler oluşturulmalıdır. Bezsiz lazımlığa oturma, ardından tuvalete oturtulmaya geçilmelidir.
    • – Çocuğun beslenme alışkanlıkları gözden geçirilmelidir. Abur cubur odaklı, yağlı beslenme engellenmelidir. Lifli ve sağlıklı, bağırsakları harekete geçirici yiyecekler teşvik edilmelidir.
    • – Çocuğun aile üyeleri ile geçirdiği süre artırılmalıdır. Özellikle bakım veren kişiler ile geçirdiği süre artırılmalı, kaliteli etkinlikler ile aradaki bağ güçlendirilmelidir.
    • – Çocuk için ev güvenli yerdir. Ev onun için rahatlatıcı olmalıdır, kaygı yaratıcı değil. Bu nedenle ev içerisinde çocuğun kaygısını artıracak unsurlar azaltılmalı, çocuk anne-babanın tartışmalarına maruz kalmamalıdır.
    • – Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verilmelidir. Örneğin oyuncaklarını toplama, sofrayı kurmaya yardım etme gibi küçük sorumluluklar ile çocuğun ev içerisinde aktif olması teşvik edilmelidir.
    • – Tuvalet hakkında sık sık konuşulmamalı, hatırlatılmamalıdır. Ebeveynler kendi tuvalet alışkanlıkları hakkında konuşup bunu normalize etmelidir.
    • – Çocuk direkt tuvalete oturtulmamalı, aşamalı olarak bez-lazımlık-tuvalet üzerinden ilerlenmelidir.
    • – Tuvalet çocuk için korku unsuru ise, kitap/oyuncaklar ile sevimli hale getirilmelidir. Tuvalete birkaç sevdiği oyuncağını götürme, renkli kitaplar koyma gibi değişiklikler ile tuvalet korku unsuru olmaktan çıkarılmalıdır.

    Çocukta Bu Tür Davranışlar Görüldüğünde Yapılmaması Gerekenler Nelerdir?

    • – Öncelikle sürekli kaka ve tuvalet hakkında konuşmamak gereklidir. “Tuvaletin var mı, çıkmadan yap, tekrar dene” gibi tekrarlayıcı sorular çocuğun kendini baskı altında hissetmesine neden olur.
    • – Kakayı sürekli takip edilmemelidir.
    • – Çocuk tuvalete zorla oturtulmamalıdır. Bu sürecin daha da zorlaşmasına ve uzamasına neden olabilir.
    • – İlk aşamada çocuk istenilen davranışı yerine getirildiğinde ödüllendirilebilir. Fakat bu ödüllendirilme abartılmamalıdır. Ödül her seferinde maddi olmak zorunda değildir. Sözel pekiştireçler de çocuğun davranışı tekrar etmesinde önemlidir.
    • – Çocuğu cezalandırma ve yargılamadan kaçınılmalıdır. Bu çocuğun size olan tutumunu olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca yaşanan problemin kökleşmesine neden olabilir.
  • Karın ve sırt bölgesinde şiddetli ağrıya dikkat!

    Karın ve sırt bölgesinde şiddetli ağrıya dikkat!

    Karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve şiddetli kanama ile ortaya çıkabilen pankreastaki ani bir iltihaplanma olan akut pankreatit hayati tehlikeye yol açabilir. Bu rahatsızlığın en önemli nedenleri arasında alkol kullanımı ve safra yolu taşları gelmektedir.

    Pankreas, başta kan şekeri düzenlenmesi olmak üzere hormonları ve sindirim için gerekli enzimleri salgılamaktadır. Akut pankreatitin en önemli nedenleri arasında alkol kullanımı ve safra yolu taşları gelmektedir. Yabancı ülkelerde alkol tüketimi akut pankreatitlerin birinci nedeniyken, ülkemizde safra taşlarına bağlı pankreatit daha sık görülmektedir. Fazla miktarda alkol tüketimi, pankreas dokusunda ödem ve akışın engellenmesine yol açarak hastalığa neden olabilmektedir. Safra taşları ise; safra kesesini bağırsağa bağlayan kanala geçerek burada kalıcı veya geçici tıkanıklığa neden olabilir. Pankreas kanalında tıkanıklık, ödem ve sonrasında da pankreatit tablosu ortaya çıkabilmektedir.

    İlaç kullanımı tetikleyebilir

    Başta bir kısım tansiyon ilaçları olmak üzere kişinin kullandığı ilaçlar, kanda trigliserid artışı, kalsiyum yüksekliğine neden olan hastalıklar da akut pankreatit yaratabilmektedir. Daha önceden akut pankreatit geçirmiş kişiler de tekrar ataklar için risk grubundadır.

    Karın ve sırt ağrısı görülebilir

    Akut pankreatitin ilk ve en önemli belirtisi karın ağrısıdır. Özellikle karnın üst bölgesinde başlayan ve sırta yayılan çoğu zaman kuşak tarzında karnı çevreleyen şiddetli bir ağrıdır. Ağrı genellikle akut ve ani başlangıçlı, giderek şiddetlenen tarzdadır. Ağrıya çoğu zaman bulantı ve kusma da eşlik etmektedir.

    Safra taşı kanalda tıkanıklığa neden olabilir

    Bazı hastalarda idrar renginde koyulaşma, gözlerde sararma gibi bulgular da ortaya çıkabilir. Akut pankreatit oluşumu için risk taşıyan kişilerde bu bulgular ortaya çıktığında mutlaka en yakın hastaneye başvurulmalıdır. Kan tetkikleri ve ultrasonografik inceleme ile akut pankreatit tanısı konulabilmektedir. Tipik karın ağrısı, beraberinde bulantı ve kusma şikayeti de olan kişilerde kanda bakılan pankreas enzim (amilaz ve lipaz) düzeylerindeki yükselme akut pankreatit tanısının konulmasını sağlar. Tipik ağrısı olan, amilaz ve lipaz adı verilen değerleri yüksek olan kişilerde akut pankreatit tanısı konulduktan sonra sebebe yönelik olarak “karın ultrasonografik incelemesi” yapılmalıdır. Bu hem hastalığın nedeni hem de şiddeti hakkında bilgi sağlar. Bu sayede safra taşının olup olmadığı ve varsa kanalda tıkanıklığın devam edip etmediği hakkında bilgiler elde edilir.

    Önce ilaçla tedavi yoluna gidilir

    Akut pankreatit hastalığında ilk olarak ilaç tedavisi uygulanır. Altta yatan sebebe göre endoskopik girişimler de gerekebilir. Hastada ilk olarak ağızdan beslenmenin kesilmesi, bozulan sıvı dengesinin yeniden sağlanması için serum tedavisi ve birtakım ilaçlar ile pankreas istirahate alınır. Altta yatan neden safra taşı ise ve safra yolu tıkanıklığı halen devam ediyorsa endoskopik olarak yapılacak müdahale (ERCP) ile safra kanallarının ağzı genişletilerek var olan taş dışarıya alınıp, akış yeniden sağlanarak hem safra kanalı hem de pankreas kanalındaki basınç düşürülmektedir.

    Tedavi süresi hastalığın evresine göre değişir

    Akut pankreatitte tedavi süresi hastalığın şiddetine göre değişkenlik gösterir. Hafif ve orta şiddetli pankreatitte birkaç gün içerisinde iyileşme sağlanırken, pankreas organında doku kaybı ile birlikte olan şiddetli pankreatitin tedavisi hem daha güçtür hem de daha uzun sürmektedir. Bu gibi durumlarda oluşan ölü dokuların temizlenmesi için endoskopik ve/veya cerrahi müdahale gerekebilmektedir.

    Erken tanı ile kontrol altına alınabilir

    Akut pankreatit hastalığı erken ve doğru teşhis edildiği takdirde uygun tedavi ile kontrol altına alınabilir. Ancak hastalığın nasıl seyredeceğini kesin olarak ön görmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle hastaneye yatırılarak tedavi edilen kişide, belirli aralıklarla tekrarlanacak tetkikler sayesinde hastalığın gidişatı hakkında fikir sahibi olunarak tedavi yeniden şekillendirilir. Hafif ya da orta şiddetli pankreatitte çoğu zaman tam bir iyileşme söz konusu olmaktadır. Şiddetli pankreatit tablosu ise hayati risk taşıyan ciddi bir hastalıktır. Özellikle alkol kullanan, safra taşı tanısı konulmuş kişiler, trigiliserid değerleri yüksek olan ve bazı grup tansiyon ilaçlarını kullanan kişiler risk altında oldukları için karın ağrısı ortaya çıktığında akut pankreatit açısından değerlendirilmelidirler.

    Pankreas hastalığından korunmak için

    Alkol ve sigara kullanımı sınırlandırılmalı

    Aşırı yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak durulmalı

    Diyabet (şeker hastalığı) tanısı olanlar düzenli kontrollerini yaptırmalı

    Kan yağları (trigliserid) yüksek olanlar tedavi için gerekli önlemler almalıdır.