Etiket: Neden

  • Düşük

    Düşük

    WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’ ya göre 20 haftadan küçük 500 gr’ın altındaki bebeğin rahim dışına atılması ABORTUS yanidüşükolarak tanımlanır.Düşükler; SPONTAN (kendiliğinden) yada PROVAKE (bir faktörün gerçekleşmesini sağladığı) ABORTUSLAR yani DÜŞÜKLER olarak incelenir.

    WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ya göre 20 haftadan küçük 500 gr ‘ın altındaki bebeğin rahim dışına atılması ABORTUS yanidüşükolarak tanımlanır.

    Düşükler; SPONTAN (kendiliğinden) yada PROVAKE (bir faktörün gerçekleşmesini sağladığı) ABORTUSLAR yani DÜŞÜKLER olarak incelenir.

    SPONTAN ABORTUSLAR:

    1-SPORADİK ABORTUSLAR:Altta yatan kronik bir patolojik olmadığı durumdur. Kendiliğinden gerçekleşen düşüklerin çok büyük bir kısmını oluşturur.(%97-99).

    Toplumda klinik olarak saptanabilen düşük oranı % 10-15 dir. Yaş ilerledikçe bu oran % 20 ‘lere çıkar. Ülkemizde yaklaşık yılda bir milyondan fazla kendiliğinden düşük olmaktadır. Yine 2-3 haftalık erken dönem düşükleri genellikle gecikmiş tarzdaadet düzensizliğiolarak yorumlandığı için aslında düşüklerin oranı tam olarak belirlenememektedir.

    Düşüklerin çoğu bebek öldükten 1-3 hafta sonra gerçekleşir. Ölü bebek vegebelikmateryalini bir yabancı cisim olarak algılayan rahim kramplar ve kasılmalar gerçekleştirip, rahim ağzını açarak dışarıya atar. Bu sırada şiddetli kanama ve kasık ağrısı meydana gelir.

    SPONTAN ABORTUS NEDENLERİ

    A-Bebeğe ait nedenler:İlk 6-8 haftadaki kendiliğinden düşüklerin %50-80 ‘inde bebeğe ait bir genetik veya organ-şekil bozukluğu söz konusudur.8-12 haftada bu oran %25 ‘lere iner. Bebeklerde organ şekil bozukluklarına neden olan etkenler annenin geçirdiğiviral hastalıklarveya kullandığı zararlı ilaçlar olabilir.

    Canlı doğan 200 bebekten 1 tanesinde kromozomal anomali mevcuttur. Anne karnındaki bebeklerde bu oran çok daha yüksektir. Ancak problemli bebeklerin % 90 ‘ı düşer.

    İlk trimestr düşüklerinin en çok rastlanan kromozomal bozukluğu trizomidir.

    B- Anneye ait nedenler:Annenin böbrek hastalıkları ve yüksek tansiyonu da bebekte kanlanma(beslenme ve oksijenlenme kan yoluyla sağlanır) bozukluğuna yol açar. Göbek kordonununda meydana gelen düğümler de bazen anne karnında ani bebek ölümlerine neden olurlar. Annenin kalp ve akciğer sorunları da yine bebek kayıplarına sebep olabilir. Kan uyuşmazlığı bebekte anemi ve kalp yetmezliği yaratarak bebeğin gebeliğin ikinci üç aylık döneminde ölmesine neden olabilir.

    Annedeki Akut Sistemik Enfeksiyonlar kendiliğinden düşüklere neden olabilirler ki bunlar ; TORCHES (Toxoplazma, Rubella, Cytomegalovirus, Herpes , Sifiliz ) grubu enfeksiyonlar, Listeria, Vibrio, Salmonella, vaksinia gibi enfeksiyonlar gebelik kayıplarına neden olabilir.

    Anestezik gazlar, alkol ve sigara, radyasyon, kolşisin, kanser ilaçlarıdüşük nedeniolabilir.

    Abortusların Klinik Sınıflanması:

    1-ABORTUS İMMİNENS =DÜŞÜK TEHLİKESİyadaDÜŞÜK TEHTİDİ: Gebeliğin ilk yarısında meydana gelen hafif rahim krampları ve beraberinde olanvaginal kanamadır.Gebelerin %20-25 ‘inde görülür. Tedavide Yatak İstirahati, Cinsel ilişki yasağı ve Progesteronlar önerilir.

    2-ABORTUS İNSİPİENS:Kaçınılmaz düşük anlamına gelir. Düşük mutlaka gerçekleşir. Saptandığında hastanın hayatını tehtid edebilecek kan kaybı ve enfeksiyon riski açısından gebelik küretaj işlemiyle sonlandırılmalıdır.

    3-ABORTUS İNKOMPLETUS:Tam olmayan düşüktür.Gebeliğin bir kısmı düşer, bir kısmı rahimdedir.Küretaj ilegebeliksonlandırılmalıdır.

    4-ABORTUS KOMPLETUS:Tam düşük demektir.Tüm gebelik materyali rahim dışına atılmıştır. Yine de rahim içi herhangi bir parça kalma ihtimaline karşı küretaj işlemi ile kontrol edilmeli ve USG ile kavitenin temizlendiği teyid edilmelidir.

    5-MİSSED ABORTUS:Anne karnında fetusun öldüğü ancak düşük belirtilerinin görülmediği durumdur.

    ​​​​​​​​​​​​​​​​​​

  • İDRAR KAÇIRMAYA KARŞI BU 11 GIDADAN UZAK DURUN

    İDRAR KAÇIRMAYA KARŞI BU 11 GIDADAN UZAK DURUN

    İDRAR KAÇIRMAYA KARŞI BU 11 GIDADAN UZAK DURUN

    Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen aktif mesane yani idrar kaçırma sorunu sosyal yaşamı olumsuz etkilediği gibi psikolojik sorunlara da neden olabiliyor. Farklı hastalıklardan kaynaklanabilen idrar kaçırma sorunu gün içinde tüketilen besinlerin içeriğiyle de bağlantılı olabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Tea Tavadze, idrar kaçırma sorunu ve tüketilmesi gıdalar hakkında bilgi verdi.

    Suyu dengeli tüketin

    Karın içi basıncını artıran öksürme, hapşırma, gülme veya ağır kaldırma gibi ani bir teşvik ve mesane kontrolünde olası bir kayıp ile ortaya çıkan idrar kaçırma sorunu farklı rahatsızlıklardan kaynaklanabilmektedir. Obezite, sigara kullanımı, diyabet, dolaşım ve böbrek hastalıkları gibi farklı rahatsızlıklardan dolayı ortaya çıkan idrar kaçırma durumunu ortadan kaldırmak için genellikle az sıvı tüketilmesi gerektiği düşünülebilmektedir. Çok fazla sıvı tüketiminin idrar kaçırma sorununu tetikleyebileceği bir gerçektir ancak az sıvı tüketmek de idrarı daha yoğun ve asidik hale getirerek banyo kullanma ihtiyacını artırabilmektedir. Aktif mesane yani idrar kaçırma sorununda sıvı alımı dengeli olarak yapılmalıdır.

    Sigaranın idrar kaçırma ile ne ilgisi var demeyin

    Aktif mesane sorununda sigara önemli risk faktörlerinden biridir. Sigara kullanımı, mesane kaslarını tahriş etmektedir. Sigara içen kişilerde sık yaşanan öksürük gibi tetikleyici durumlarda yaşanan spazmlar idrar kaçağına neden olabilmektedir.

    Aktif mesane sorununa neden olan önemli faktörlerden biri de tüketilen gıdalardır. Bazı gıdalar mesane veya idrar yollarını tahriş ederek şikayetlerin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Gıdaların aşırı aktif mesane üzerindeki etkileri kişiden kişiye değişebilmektedir.

    1 – Domates: Yapılan birçok araştırma domatesin mesaneyi tahriş ettiğini ortaya koymaktadır. Aşırı aktif mesane şikayetlerini artırabilecek asidik bir besin olan domatesten özellikle hassas olan kişilerin uzak durması gerekmektedir.

    2 – Kahve ve çay: Kahve ve çaydaki kafein mesane aktivitesini artırabilmektedir. İdrara çıkma oranının sıklaşmasına neden olan kahve ve çay semptomların şiddetlenmesine de yol açabilmektedir. Kafein alımının azaltılması veya ortadan kaldırılması veya kafeinsiz çeşitlerin değiştirilmesi semptomları azaltabilmektedir.

    3 – Çikolata: Kahve ve çay gibi çikolata da bir miktar kafeini içermektedir. Çoğunlukla kafein içermeyen beyaz çikolata ya da daha fazla kakao içeren koyu renkli çikolataların denenmesi sorunu azaltabilmektedir.

    4 –Portakal, limon ve greyfurt: Domates gibi portakal, limon ve greyfurt da yüksek miktarda sitrik asit içermektedir. Mesane kontrolünü zorlaştıran bu meyveler yerine daha az sitrik asit içeren elma, muz gibi gıdalar tercih edilmelidir.

    5 – Alkollü içecekler: Aktif mesane sorunu yaşayan kişilerin çikolata ve kahve gibi alkollü içecekleri de sınırlandırması gerekmektedir. Özellikle bira, şarap ve likörden uzak durulması önemlidir. Alkol alımı mesaneyi tahriş edebildiği gibi mesanenin dolduğunu beyne ileten sinyallerin bozulmasına da zemin hazırlayabilmektedir.

    6 – Gazlı içecekler: Gazlı içeceklerde bulunan fizz, potansiyel olarak aşırı aktif mesane semptomlarını şiddetlendirebilmektedir. Özellikle meyveli soda ve enerji içeceklerinin tüketimine dikkat edilmelidir.

    7 – Baharatlı gıdalar: Gözleri sulandıran ve dudakları yakan gıdalar mesaneyi de rahatsız edebilmektedir. Baharatlı ve acı gıdalardan uzak durmak yaşana sorunların azalmasına yardımcı olabilmektedir.

    8 – Tatlandırıcılar: Yapılan araştırmalarda yapay ve doğal tatlandırıcıların aktif mesane sorunu şikayetlerini artırabileceği ortaya koymaktadır. Şekeri tamamen kesmek yerine diyetle sınırlandırarak şikayetler üzerindeki etkisini kontrol edilmelidir.

    9 – İşlenmiş gıdalar: İşlenmiş gıdalar; aroma ve koruyucular gibi birçok yapay bileşen içerdiğinden dolay şikayetleri artırabilmektedir.

    10 – Soğan: Baharatlı ve asitli gıdalarda olduğu gibi soğan tüketimi mesane problemlerine neden olabilmektedir. Özellikle çiğ soğan tüketimi idrar yapma isteğini artırabilmektedir. Mesanedeki olumsuz etkiyi azaltmak için soğanı pişirerek tüketmek daha sağlıklıdır.

    11 – Kızılcık: Birçok kişi kızılcık suyunun üriner sistem enfeksiyonlarının belirtilerini hafiflettiğini iddia etmektedir. Ancak asidik bir meyve olan kızılcık, domates, limon, portakal ve greyfurt gibi mesaneyi tahriş edebilmektedir.

  • Hamilelikte Sıkça Rastlanan Rahatsızlıkların Üstesinden Nasıl  Gelinir

    Hamilelikte Sıkça Rastlanan Rahatsızlıkların Üstesinden Nasıl Gelinir

    Hamilelikte sıkça rastlanan rahatsızlıkların üstesinden nasıl gelinir

    Gebelik Son mestruasyonilk günden itibsren 280 gün yada 10 gebelik ay yada 40 hafta sürer gebelik süresince oluşan anatomik, fizyolojik ve biyokimyasal değişiklikler belirgindir. Sistem değişiklikleri endokrin, üreme, kas-iskelet, kardiyovasküler, hematolojik, solunum, üriner sistem ve ciltte olmaktadır. Doğum sonrasında ise annenin önceki anatomik ve fizyolojik durumuna dönüş olur. Bu değişiklikler gebelik boyunca bazi şikayetlerin oluşmasına neden olur. Bunlardan bazilar ile nasıl başedebileceğinizi anlattık.

    Sabah bulanı ve kusma

    Mide bulantısının sabahları ve hamileliğin erken dönemlerinde daha sıkça görülmesine karşın, günün herhangi bir zamanında ya da hamileliğin herhangi bir döneminde meydana gelebilir. Çoğunlukla hamileliğin yaklaşık altıncı haftasında başlar ve yaklaşık 14 ile 16. haftalarında sona erer. Nedeni bilinmemekle beraber, hamilelik döneminde hormon düzeylerinde oluşan değişikliklerle ilişkili bulunmaktadır. Yardımcı olabilecek öneriler:

    • Yemek ve hafif yiyecekleri az ve sıkça yiyin; midenizin boş olması ve açlık hissetmeniz bulantıyı artırır

    • Su kaybını önlemek için bol miktarda sıvı için; konsantre meyve suyu (cordial), meyve ve sebze suları, çorbalar, buzlu meyveli çubuklar ya da jöle, limonata, sade gazoz, soda veya maden sularını deneyin

    • Bol baharatlı ya da yağlı ve ağır yiyecek kokuları, kahve, çay, alkol ya da sigara içme gibi mide bulantınızı uyarıcı maddelerden ve davranışlardan sakının

    • Yataktan hızla kalkmak ya da duş almaya koşmak gibi ani davranışlar da sizi hasta yapabilir

    • Yorgun olmanız durumunda mide bulantısının daha kötü olabilmesi nedeniyle, çokça dinlenin. Hiçbirinden olumlu sonuç alamamanız, kendinizi bitkin hissetmeniz ya da kusuyor ve kilo kaybediyor olmanız durumunda, doktorunuz ya da ebenizle görüşün. Sabah hastalıklarını kontrol edici ve hamilelikte güvenle kullanılabilecek ilaçlar bulunmaktadır.

    Kabızlık

    Hamilelik hormonlarının bağırsak kaslarının çalışmasını yavaşlatması nedeniyle, bazı kadınlarda kabızlık görülebilir. Bu konuda yardımcı olabilecek öneriler aşağıda açıklanmaktadır:

    • diyetinizin bol lifli yiyecekler içermesini sağlayın, örneğin; taze meyve ve sebzeler, kepekli ekmekler ve kahvaltı tahılı, kuru meyveler, fındık fıstık benzeri kuru yemiş ve baklagiller gibi

    • Psyllium gibi ek bir elyaf alın

    • Bolca su ve sıvılar için

    • Düzenli olarak egzersiz yapın. Doktor ya da ebenizle görüşmeden müshil almayın. Kabızlık bazen demir tabletleri alınması nedeniyle oluşabilir – başka bir tür ile değiştirme konusunu doktorunuzla görüşün.

    Bazı yiyeceklere duyulan şiddetli istek

    Bazı kadınlar hamilelik dönemlerinde bazı yiyeceklere şiddetli istek duyabilirler. Bunun nedenini gerçekten anlamıyoruz ancak, süt (hamilelikte daha fazla kalsiyuma gerek duyarız) ya da domates ve portakal (hamilelikte C vitamini gereksinimi iki kat artar) gibi çoğu kez gerek duyduğumuz yiyeceklerin şiddetle istenmesi ilginçtir. Bazı kadınlar, tebeşir (kireç taşı) ya da kil gibi yenmeyecek maddelere şiddetli istek duyarlar. Tat değişikliği ve yiyecek içeceklerden hiç hoşlanmama Kadınlara bazen yiyecek ve içeceklerin tadı değişik gelebilir ya da çay, kahve ve et gibi belirli bazı gıda maddelerinden ‘hoşlanmamaya’ başlayabilirler. Bu durum çoğu kez hamilelik döneminin ilerlemesi ile düzelir. Bu nedenle, diyetiniz için önemli belirli yiyecekleri yemede zorluk çekmiş olmanız durumunda, sözkonusu yiyecekleri hamileliğinizin ileri döneminde tekrar denemek isteyebilirsiniz.

    Mide ekşimesi

    Mide ekşimesi, bir dereceye kadar hormonlardaki değişme ve daha sonra bebeğin büyümesiyle midenize yaptığı baskı nedeniyle oluşur. Mide ekşimesi, göğsünüzde yanma duygusu ile birlikte ağzınıza acı tad veren bir sıvının gelmesiyle algılanır. Bu konuda yardımcı olabilecek öneriler aşağıda açıklanmaktadır:

    • Hafif yiyecekler halinde daha sık ve yavaş yavaş yiyin

    • Yağlı, kızarmış ve baharlı yiyeceklerden sakının

    • Yarı dik ve bolca yastıklarla desteklenmiş olarak uyuyun

    • Yemekten bir süre önce bir bardak süt için

    • Yemekle birlikte herhangi bir içecek almayın. Bu önlemlerin yardımcı olmaması durumunda, doktorunuz asit önleyici bir ilaç verebilir.

    Yorgunluk ve uyumada zorluk

    Hamile kadınların çoğu, hamileliğin ileri dönemlerinde uyumada zorlanırlar. Bu dönemde, tuvalete gitme, mide ekşimesi, bebeğin tekmeleri ya da yatarken duyulan rahatsızlık nedenleriyle, uyku kolayca bozulabilir. Bazı kadınlar, yaklaşan doğum ve annelik ile ilgili kaygılar nedeniyle, son iki ay içinde rahatsız edici rüyalar ya da kabuslar görebilir. İyi bir uyku sağlayabilmek için denenebilecek tavsiyeler aşağıda açıklanmaktadır:

    • Karnınızın altına ve dizlerinizin arasına birer yastık yerleştirerek bir yanınıza dönük olarak yatın

    • Gün süresince dinlenin

    • Çay, kahve ve alkol gibi uyarıcıları yatma zamanından önce almayın

    • Yalnızca yorgun olduğunuz zaman yatın

    • Yürüme gibi egzersizleri öğleden sonra ya da akşam erken zamanda yapın

    • Yatmadan önce, banyoya girme, müzik dinleme, masaj yaptırma ya da meditasyon gibi rahatlatıcı etkinliklerde bulunun.

    Hemoroitler (Basurlar)

    Bunlar, kalın bağırsak ve makat çevresinde bulunan kaşıntı, acı ya da ağrı oluşturabilen sişmiş damarlardır. Basurlar biraz kanayabilir ve tuvalette dışarı çıkarken rahatsızlık verebilirler. Bunlar kabızlık ve bebeğin başından gelen baskı nedenleriyle uyarılabilirler. Bu konuda yardımcı olabilecek öneriler aşağıda açıklanmaktadır:

    • Diyetinizin bol lifli yiyecekler içermesini sağlayın, örneğin; meyve ve sebzeler, kepekli ekmekler ve kahvaltı tahılı (cereal) gibi

    • Uzun süre ayakta durmaktan sakının

    • Tuvalette otururduğunuzda ıkınmaktan kaçının

    • Kanama ve ağrının sürmesi durumunda, uygun bir merhem ya da fitil kullanma konusunda ebeniz ya da doktorunuzla görüşün.

    Vajinal mantar

    Hemen hemen tüm kadınların hamilelik döneminde vajinal akıntılarında artış görülür. Bu akıntının kötü kokması, kaşıntı oluşturması ya da renk değiştirmesi durumunda, vajinal bir enfeksiyonunuz bulunabilir. En sık rastlanan enfeksiyon türü mantardır. Tedavinin başlatılabilmesi için doktorunuzla görüşmeniz önemlidir.

    Sıkça idrar yapma (sıkça idrar yapma gereği duyma)

    Hamileliğin erken dönemlerinde sıkça idrar yapma hormonal değişikliklerle ilişkilidir. Ancak, hamileliğin ileri dönemlerinde, bebeğin büyüyen bedeninin idrar torbasına baskı yapmasına bağlı olarak bu sorun ortaya çıkar. Hamileliğin ileri döneminde idrar torbanızı tam olarak boşaltmakta zorluk çekebilirsiniz. Hamileliğin son birkaç haftası içinde, öksürdüğünüz, aksırdığınız ya da bir şey kaldırdığınız zaman, bir miktar idrarınızı ‘sızdırabilirsiniz’. Pelvis (alt karın) tabanı egzersizleri konusunda doktorunuzla görüşebilirsiniz. İdrarınızı yaparken herhangi bir ağrı ya da yanma duymanız bir enfeksiyonla bağlantılı olabilir. Bu durumda doktorunuzla görüşün.

    Kramplar

    Hamilelikte, ayak, bacak ya da uyluk bölgesinde, özellikle geceleri oluşan kas kramplarına çok rastlanır. Bu krampların nedeni açıkça bilinmemektedir. Araştırma sonuçları, ek olarak kalsiyum alınmasının anılan krampları iyileştirmede ya da rahatlatmada bir etkisi olmadığını ortaya koymuş bulunmaktadır. Kas kasılması ya da kramplarında rahatlama sağlamak için:

    • Kramp sırasında etkilenen kol, bacak ya da kası masaj yaparak germeniz durumunda çoğu kez rahatlama sağlanır.

    Bilek, ayak ve parmaklarda şişme

    Hamile kadınların %80’inde bu tür şişmeler oluşacaktır. Hamilelikte beden dokunuz içinde gereğinden fazla sıvı bulunur ve özellikle hamilelik döneminin sonuna doğru bu sıvının bir bölümü bacaklarınızda toplanır. Özellikle sıcak havada uzun süre ayakta durmanız durumunda, bu sıvı bilek ve ayaklarınızda şişmeler oluşturabilir. Şişmeler, günün sonuna doğru daha belirginleşir ve çoğu kez gece siz uyurken iner. Aşağıda belirtilen durumlarda doktorunuza bilgi verin:

    • Şişkinliğin aşırı olması

    • Dinlenmeyle azalmaması

    • Bedeninizin diğer bölümlerinde de şişmeler görmeniz. Şişmeyi azaltmak için:

    • Uzun süre ayakta durmaktan sakının

    • Ayaklarınızı yükseğe kaldırarak sık sık dinlenin

    • Rahat ya da bol ayakkabılar giyin. Şişmeler yüksek kan basıncı ya da eklampsi (ağır gebelik toksikozu) başlangıcı belirtisi olabilir.

    Bel ağrısı

    Birçok kadın, hamileliklerinin bazı dönemlerinde bel ağrısı çeker. Bunun nedenleri, bebek büyüdükçe beden duruşunun değişmesi, bağlarda gevşeme oluşturan hormonlardaki değişmeler ve dokuların daha fazla su tutması gibi hususları içerir. Bel ağrısı çoğunlukla geceleri ve özellikle hamileliğin son dönemlerinde uyumada karşılaşılan zorluklara katkıda bulunur. Bel ağrısını nasıl azaltabılırız:

    • Ağır kaldırma ve ev işlerinden sakının

    • Uzun süre ayakta durmayın

    • Ayaklarınızı yükseğe kaldırarak sık sık dinlenin

    • Beden duruşunuza dikkat edin

    • Oturmak için uygun bel desteği sağlayan sandalyeler kullanın.

    Bayılma

    Bazı kadınlar, bayılma duygusu sorunu yaşayabilirler. Bir sandalye ya da sıcak banyodan hızla kalkmanız ya da uzun süre ayakta durmanız durumunda, büyük olasılıkla bayılma hissi duyabilirsiniz. Baygınlık duygusunun ilk belirtisinde hemen oturun ya da uzanın. Hamileliğin ileri döneminde sırt üstü yatmanız bayılma duygusu oluşturabilir; bu durumda yan tarafınıza dönmeniz sizi rahatlatacaktır. Sık sık baş dönmesi ya da bayılma duygusunun oluşması durumunda, doktorunuz ile görüşün.

    Kaşıntı

    Bebeğinizin büyümesiyle, karın deriniz gerginleşir ve hafif kaşıntıya neden olur. Hamilelikte bu sıkça rastlanan bir durumdur. Bununla beraber, kaşınmanın sürekli devam etmesinin daha ciddi sorunların belirtisi olabileceğini göz önüne alarak, doktorunuz ile görüşün. Doktorunuz tedavi önerir yada sebebi araştırmak için daha ileri testler uygulanabilir.

    Cilt

    Hamilelik hormonlarına bağlı olarak cidinizin ton ve renginde değişiklik görülebilir. Bedeniniz çevresindeki kan dolaşımının artmasıyla, cildinizin ‘parlak’ bir görünüm almasına karşın kırmızı benekler oluşabilir, sivilceler çoğalabilir ve cildinizin bazı bölümleri kurulaşabilir ve pullar meydana gelebilir ve yüzünüzde pigmentasyonların daha da derinleştiğini görebilirsiniz. Özellikle, benler, çiller ve göğüs uçları (areola) gibi bedenin gözenekli bölgelerindeki değişiklikler, hemen her kadında görünür. Cinsel organının, uyluk bölümünün iç tarafının, gözlerinizin altının ve koltuk altlarınızın rengi koyulaşabilir. Bazı kadınlarda, mide bölgesinden aşağıya doğru uzanan koyu renkli bir çizgi belirebilir. Bu çizgi linea nigra olarak tanımlanır. Gözenekli cilt bölümlerinde güneş ışınının etkisi daha güçlü olur ve kadınların çoğu hamileyken cilt renklerinin daha kolay bronzlaştığını farkederler. Doğumdan sonra dahi, derin olarak gözeneklenmiş cilt bölümleri bir süre daha koyu renklerini sürdürürler ancak, bu koyu renk giderek solar ve gözden kaybolur.

    Kholoasma

    hamilelik maskesi olarak da adlandırılan özel bir gözenek oluşum türüdür. Bu tür gözenek oluşumu burun köprüsünde, yanaklarda ve boyunda görülür. Koyu renk ciltli bazı kadınların yüz ve boyunlarında daha soluk cilt lekeleri görülebilir. Bu lekeler bebeğin doğumundan sonra giderek solarlar. Bu lekeleri örtmek için makyaj yapabilirsiniz.

    Gerilme işaretler (cilt çatlamasi olarak da bilinir)

    Kadınların yaklaşık %90’ının cildinde gerilme işaretleri oluşur. Bunlar genellikle karın bölgesinde çaprazlama olarak meydana gelmesine karşın, oyluk bölgesini, kalçaları, göğüsleri ve kolların üst kısımlarını da etkiler. Giderek alınan kilolar, cildin yırtılmadan gerilmesini sağlar. Hamilelik süresince kırmızı çizgiler belirgin olarak görülürken, doğumdan sonra bunlar soluk gümüş renginde çizgi görünümüne dönüşür. Cildinize sürdüğünüz kremler bunların oluşmasını engellemez.

  • Gebelikte Vajinal Enfeksiyonlar

    Gebelikte Vajinal Enfeksiyonlar

    Gebelikte neden vajinal akınt olur?

    Hamileyken vücudunuz pek çok yönden değişir ve vajinal akıntıda bir artış olması (eğlenceli değil) bu değişikliklerden biridır . Akıntı açık veya beyaz ise , kokusu yok ise büyük olasılıkla bu akıntılar hamilelik döneminde hormon değişikliğe bağlıdır ve vajinanın sağlıklı olduğu yönünde bir işarettir. Ancak, bazen fazla akıntı , vajinada yaşayan doğal bakteri denge bozulduğunda ortaya çıkan bir enfeksiyon sinyali verir.En yayığın olarak gebelikte karşilaştiğimiz enfeksyonlar şunlardır: vakterial vajinozis (BV) grup B streptokok (GBS) trıkomonaz ve mantar enfeksyondur.İyi haber şu ki doktor tarfından tanı konulduğuna uygun tedavi ile hemen iyiyleşme sağlaniyor.Her enfeksyonun kendine özgü klinik bulgulari mevcut.dikat edersek sağlıklı vajinal akıntıyı sağlıksız vajinal akıntıdan nasıl ayrt edebilmemiz geretiğini incelieceğiz.

    BAKTERİAL VAJİNOZİS (BV)

    Ulusal Sağlık Enstitülerine göre, 5 gebeden yaklaşık 1’i bu kaşıntılı, rahatsız edici enfeksiyona maruz kalabiliyor. BV, gebelikte hormon değişikliğiyle etkilenebilen, doğal olarak vajinada yaşayan bakterilerin aşırı çoğalmasıyle oluşur. Tedavi edilmediğinde BV semptomları devam eder ve erken doğum tehdidini yaratabılır veya düşük kilolu bebeklerin doğmasına neden olabilir.(Hamile olmayan kadınlarda, BV infertiliteye neden olan veya fallop tüplerine zarar verebilen pelvik inflamatuar hastalığa neden olabilir.) BV basit bir vajinal kültür ile teşhis edilebilir; Doktorunuz vajenden bir sürüntü alarak , mikroskopta incelendikten sonra kolayıca tanı konuabilir.

    BAKTERİAL VAJİNOZİS BELİRTİLER NELERDİR.?

    • İnce grimsi beyaz akıntı
    • İdrarda görülen ağrı
    • Vajina çevresinde kaşıntı

    NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    İlk üç aylık dönemdeyseniz, doktorunuz ikinci trimesterine kadar tedaviyi erteleyebilir Genelde Metronidazol veya Klindamisin gibi bir dizi antibiyotik terapiye ihtiacimiz olabilir ,bazı zamanlarda kendi kendine iyileşebilir.

    ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPMALİYIZ?

    Asla ıslak bir mayo veya terli külotta oturmayın; daima temiz bir çift pamuklu iç çamaşırı kulanalım

    Bakteri üremesine ve terlemeye neden olabilecek sıkı külotlu veya pantolonlardan kaçınalım özellikle gebeiken

    Tuvalete giderken genital bölge temizliğine dikat edelim.

    Genital bölge temizliyici sıvı sabunlardan uzak duralım onlar vajinal flora dengesizliğine neden olabilirler.

    MANTAR ENFEKSYON NEDİR?

    Doğal olarak vajınada yaşayan bir mantar olan Candida’nın aşırı çoğalmasndan kaynaklanır. Hamilelik süresince, östrojen ve progesteron düzeylerinin artması, mantarın gelişebileceği ortamı yaratmaya yardımcı olur. mantar enfeksiyonlarının diğer nedenleri ise fazla antibiyotik kullanımı ve cinsel ilişkidir. bunların her ikisi de vajinanızdaki doğal pH’ı bozabilir. Doktor, bir mantar enfeksiyonunu basit bir vajinal kültürle teşhis edebilir; Bir pamuklu çubuk yardmiyle genital bölgenizden örnek alınır ve mikroskobik inceleme için gönderilir .

    Manter enfeksyonun belirtileri nelerdir.

    • Vajinal bölgesinde ağrı ,yanma ve kaşıntı

    • Kalın, kıvrımlı beyazımsı-sarı deşarj; kokusu olabilir yada olmayabilir.

    • Cinsel ilişki esnasında ağrı ve yanma hissi

    • İdrar yaparken yanma

    Bu şikayetleri oıuştu zamnada mutlaka doktorunuza danışın size uygun tedavi uygulansin.

    Mantar enfeksyon nasıl önlenebiliriz

    • Enfeksiyondaki çevresel faktörlerin azaltılmasına yardımcı olmak için rafine edilmiş şeker yerine kompleks karbonhidratları ve kepekli tahılları yiyin.

    • Yoğurdu sık sık tüketin. Laktobasillus doğal olarak yoğurtta bulunur ve uygun sindirimi sağlayan ve vajinal enfeksiyonları önlemeye yardımcı olduğu bilinen bir probiyotiktir.

    • Enfeksiyona neden olan bakterilerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olmak için düzenli olarak idrar yapın.

    • Toksinleri boşaltmaya yardımcı olması için . Günde en az sekiz bardak su için.

    • Pamuklu iç çamaşirlari giyelim.

  • Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve Gebelik

    Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve Gebelik

    Bakteriyal Enfeksiyonlar

    Tedavi edilebilen enfeksiyonlar.

    Gonere

    Cinsel yolla bulaşan, sık rastlanılan bir hastalık. Kadında pelvik inflamatuar hastalığa (PID) yol açarsa dış gebelik ve kısırlığa neden olabilir. Hamilelikte erken doğum ve bebekte göz enfeksiyonuna neden olabilir. Doğum sırasında vajenden bebeğe bulaşır. Tedavide anne için antibiyotik kullanılmalı. Bebek için gözde enfeksiyon olmaması için antibiyotik kullanılır.

    Klamidya

    PID ve kısırlık nedeni. Bebekte pnömoni, göz enfeksiyonu ve körlüğe neden olabilir. Doğum sırasında vajenden bebeğe bulaşır. Tedavide antibiyotik kullanılır.

    Trikomoniazis

    Tüplerde hasara neden olabilir. Bebekte erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sebep olur. Doğum sırasında bulaşır. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    Bakteriyel Vajinozis

    Bebekte erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sebep olur. Doğum sırasında bulaşır. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    Sifiliz

    Konjenital sifilis bebekte zihinsel ve fiziksel sorunlara yol açar. Gebelik sırasında plasentadan geçerek bebeğe ulaşır. Ayrıca doğum sırasında bulaşabilir. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    • Viral Enfeksiyonlar
    • Tedavi edilemeyen enfeksiyonlar.

    HPV (Human Papilloma Virüs)

    Kadınlarda genital kanseri arttırdığı kanıtlanmış olan virüs. Bebeklerin boğazında siğile neden olur. Cerrahi olarak tedavi etmek gerekir. Bebeğe doğum sırasında bulaşır. Siğil tedavisi gebelik devam ederken de yapılabilir.

    Hepatit B

    Karaciğere zarar veren bir virüs. Doğumdan sonra 1 saat içinde tedavi edilmezse bebekler ömür boyu taşıyıcı olur. Doğumda bebeğe bulaşır. Tedavisi yok ancak aşı yapılarak bebeği etkilemesi engellenebilir.

    Herpes

    İlk trimesterde düşüğe neden olur. Doğumda bebeğe bulaşırsa neonatal herpes oluşur. Doğumda bebeğe bulaşır; çok nadir gebelik sırasında plasentayı geçerek bebeğe ulaşır. Annede herpes oluşursa bebek etkilenmemesi için ağızdan ilaç alınabilir ancak doğumdan hemen sonra bebek tedavi edilirse sağlıklı bebek olabilir.

    HIV

    HIV aids hastalığına yol açar. Bebeğe anne karnında, doğum sırasında ve daha sonra sütverirken geçebilir. Gebelik sırasında antiviral ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçların kullanımı bebeğe virüsün geçme şansını azaltır.

  • Menopoz: Sil Baştan!

    Menopoz: Sil Baştan!

    Yaşam süresinin uzaması, kadınların yaşamlarının 1/3ini menopoz sonrasında geçirmesine yol açmıştır. Bu durum menopozun ve menopoz sonrasının bedensel ve ruhsal değişikliklerine dikkatleri çekmiş ve bu konu önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Yapılan önemli gözlemsel araştırmalar ile bu dönem kadınlarında hormon ilaçlarının kullanımı çok faydalı olarak nitelendirilmişti.

    2002 yılında yayımlanan WHI (Women’s Health Initiative, Kadın Sağlığı İnisyatifi) isimli yayın hem konu ile ilgili tıp camiası üstüne, ama belki de daha şaşırtıcı şekilde daha öncesinden basına “bomba haber” olarak düşmüştü. Amerika Birleşik Devletlerinde 16bini aşkın (161,808) menopoz sonrası kadın üzerinde yapılan bu araştırma sonucunda hormon tedavisi “AFAROZ” edildi. Bu işle uzun yıllardır uğraşan hekimler sonuçlar karşısında hayrete düştü ve bu çalışma sonuçlarını mercek altına aldılar. Öncelikle eleştirilen en önemli konu yaş olarak değerlendirilmişti. Gerçekten de çalışmanın yapıldığı grup kadınların ortalama yaşları 50-79 (ortalama 64) idi. Olguların %12’si 20 yıldan fazla süredir menopoz sonrası dönemde idi. Bu anlamda bakıldığında 73 yaşında yakınması olmayan 22 yıldır menopozda olan bir kadına hormon ilacı verme gibi düşünce eleştirinin ana hedefi oldu. Üstelik rastgele seçildiği söylenen bu inceleme grubundaki kadınlarda yakınması olan bir grubun ayrıldığı ve mevcut olanlar içerisinde bir kısmında tansiyon yüksekliği gibi kalp damar sağlığını ilgilendiren hastalıkların bulunduğu bilgisi de bu çalışmanın yayınlandığı 2002 yılından sonra özellikle son 5 yılda ciddi eleştiriler almasına yol açtı. Bu çalışmayı yapan ekipte yer alan Prof Robert Langer, Prag’da yapılan 2016 Uluslararası Menopoz Derneği (IMS) toplantısında şu sözleri sarf etti: “klinik bir çalışmayı yürütme süreci çok çetrefilli. İnsan metabolizması ve fizyolojisi –işleyişi- karmaşık ve sürprizler ile dolu. Sonunda hiçbir zaman başlangıçtaki kadar akıllı olmuyoruz”. Konuşması adeta bu çalışmada yanlışlıklar olduğunu kabul ediyoruz anlamına geliyordu. Peki öyleyse günümüzde “menopoz” nerede, menopozda bizi neler bekler, hormon tedavisi ne durumda? İşte bu soruların cevaplarını aşağıdaki soru-cevap tarzında “Menopoz; sil baştan” olarak sizlere aktaracağım. Bu konu üyesi olduğum Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Yönetim kurulunca da üzerinde çok uzun süreler bir araya gelinip çalışılmış ve bir rapor hazırlanmış bir konudur. Bu rapor ve yurtdışındaki güncel veriler ışığında soru ve cevaplara başlayayım:

    • Menopoz nedir?

    Menopoz asıl anlamıyla yumurtalıkların çalışmasının sonlanmasına bağlı olarak “son görülen adet kanaması”na verilen addır. Anlaşıldığı üzere tam anlamıyla tanısı geriye doğru konulabilir.

    • Menopozal süreçte ne tür yakınmalar olur?

    Menopoz öncesinden başlayan ve sonrasında yaşlılık (senilite) ye dek süren dönem yani klimakterik dönem yakınmaların en fazla görüldüğü dönemdir. Hatta bu dönemde de en çok perimenopoz Bu dönemde olguların %75 inde ateş basmaları (vazomotor semptomlar) görülür. Hatta %30 kadında bu ateş basmaları orta-şiddetli düzeyde olup yaşam kalitesini çok olumsuz etkiler. Ateş basmaları geceleri uykusuz kalmaya yol açar ki bu durum ertesi günü/günleri etkiler, yorgunluk, konsantrasyon kaybı, iş verim kaybı, depresif duygulanım gibi sorunları beraberinde getirir. Eklem ve kas ağrıları görülebilir.

    Menopoz sonrası süre geçtikçe vajinal kuruluk, yanma, ilişkide acı gibi sorunlar (GSM=genitourinary syndrome of menopause) da görülmeye başlar.

    Aslında tüm bu yakınmalar buzdağının üst kısmı gibidir; kalp ve kemik sağlığı her şeyin önünde olarak hormonların azalması ile birlikte olumsuz etkilenmeye başlar.

    • Menopozda kilo artışı olur mu?

    Orta yaşlardan itibaren kilo artışı yaşandığını hepimiz biliriz ki bu yaklaşık olarak yılda 0.5 kg kadardır. Ancak orta yaşta görülen bu kilo artışı menopoza atfedilemez. Bununla olmakla birlikte menopozda toplam yağ miktarında artış ve yağ dağılımında bir değişiklik olduğu gösterilmiştir. Kadınlarda özellikle bel bölgesinde yağlanma artışı söz konusu olmaktadır. Bu durum sağlık anlamına olumsuz bir işarettir ve gerek özenli beslenme gerekse egzersiz ile özellikle bel bölgesinde yağ birikimi engellenmelidir. Yapılan araştırmalar özellikle östrojen tedavisi alan kadınlarda bu olumsuz yağ dağılımının düzelme eğilimi gösterdiğini ve şeker hastalığı (Tip II diabet) riskinin azaldığını ortaya koymuştur.

    • Menopozda mıyım?

    Adet görmeyen kadınlarda, hekim muayenesi ve isteyeceği testler sonucunda menopozal süreç tanısı konur. Testler arasında yer alan FSH testinin yorumunu hekime bırakmak uygun olacaktır. Kitabi bilgi olarak 40 IU/L ve üstündeki farklı zamanlarda en az iki kez bakılan FSH değerleri yumurtalıkların çalışmadığını ifade etmekle birlikte tek başına FSH sonucu menopoz tanısı koydurmaz.

    • Erken Menopoz Nedir?

    Menopoz tanısı 40 yaşından önce konulduysa buna erken menopoz denmektedir.

    • Erken Menopoz neden olur?

    Büyük çoğunlukla belli bir neden bulunamaz. Bazen genetik bozukluklar (monozomi X, FMRI vb), doğuştan enzim eksiklikleri veya bağışıklık sistemi ile ilgili bazı problemler neden olabilir

    • Menopozu geciktirmek söz konusu mu?

    Hayır. Menopozu geciktirmek için maalesef bir ilaç veya yöntem yok. Ancak burada şu bilgiyi hatırlatmamız lazım “sigara içen kadınlar daha erken menopozu yaşamaktadır”. Dolayısı ile sigarayı bırakmak, en azından bu olumsuz faktörü ortadan kaldırmak uygun olacaktır.

    Menopozu geciktirmek mümkün değil ancak bu süreçteki kadınlarda düzenli adetlerin gelmesi ilaçlar ile sağlanabilir. Bu durum menopozun geciktiği anlamına gelmez.

    • Menopoz sonrasında kanamam oldu, ne yapmalıyım?

    Menopoz sonrası kanamaların büyük çoğunluğu hormonal ve iyi nedenlerdir. Ancak menopoz sonrası kanamaların %10-15 kadarında rahim kanseri saptanmaktadır. Dolayısı ile menopoz sonrası kanama durumlarında derhal hekime başvurmak gereklidir.

    • Menopoz sonrasında idrar kaçırmalarım var ne yapmalıyım?

    Alt idrar yolları da “östrojen” adını verdiğimiz hormona bağımlı olduğu için menopoz sonrasında bu bölgelerde de değişiklikler olur. En basit ifade ile temelde iki tür idrar kaçırma vardır: öksürüp aksırmak, hapşırmak, gülmek gibi karın içi basıncımızın artması ile olan idrar kaçırma (stres üriner inkontinans) ve ani gelen idrar sıkıştırma hissi ile olan tip (aşırı aktif mesane) idrar kaçırma.Bunların tedavisi ile ilgili olarak hekiminize danışmanız uygun olacaktır. Çünkü ameliyat veya ilaç gereksiniminiz yapılacak muayene ve bazı testler ile belirlenir. Bu anlamda menopoz tedavisi önerilmemektedir.

    • Menopoz sonrası dönemde en riskli hastalık hangisidir?

    Sıklık dikkate alınırsa genel olarak kadınlarda (ve de erkeklerde) ölüm nedenlerinin başında “kalp hastalıkları” gelmektedir. Özellikle menopozdan sonra östrojen adı verilen hormonun azalması ile kalp koruması azalmakta ve kalp hastalıkları riski artmaktadır.

    • Menopozdan sonra hangi vitaminleri kullanmalıyım?

    Düzenli beslenen kişiler için vitamin torbası ile gezmek (!) gerekli olmamakla birlikte, hekimin belirlediği vitaminlerin kullanılması uygun olacaktır. Bu konuda D vitaminin önemli olduğunu vurgulamak gerekir: günlük D vitamin gereksinimi menopoz sonrası kadında 800-1000 IU olarak belirlenmiştir. Bu kadar D vitamini besinlerle alınamayacağı için hekimin önerdiği şekilde D vitamini kullanmak gerekir.

    Kalsiyum takviyesi kullanılması ise son zamanlarda özellikle kalp krizi riski gibi çelişkili sonuçlar nedeniyle –hekim özellikle vermediyse- önerilmemektedir.

    • Peki ya tüm kadınların korktuğu meme kanseri? İlaç kullanımı meme kanseri yapar mı?

    Meme kanseri (cilt kanseri hariç tutulursa) kadının yaşam boyu karşılaşma riskinin en yüksek olduğu kanserlerdir. Yaşam boyu görülme olasılığı 8-10 kadında birdir. Meme kanseri riski genel olarak yaş ile birlikte artmaktadır.

    • Menopoz ilaçları kanda pıhtılaşmaya neden olur mu?

    Menopozal hormon tedavilerinde en dikkate değer dururum kanda pıhtılaşma eğiliminin artabilmesi riski olmakla birlikte kişiye özel olarak seçilen ilaçlar ile bu risk en aza indirilmektedir.

    • Menopoz sonrasında ilaç kullanmalı mıyım, kafam çok karıştı?

    Eğer

    1) Ateş basması başta olmak üzere yakınmalar varsa VE

    2) Kullanmaya engel bir durum yoksa,

    60 yaş altı (veya menopoz süresi 6 yıldan az) kadınlarda hekim önerisiyle menopoz ilaçları kullanılabilir. Ateş basmaları, uykusuzluk, vb gibi menopozal yakınmalar için bu ilaçlar en etkili tedavidir. Güvenle kullanılabilinir.

    • İlaç kullanmayı istiyorum, ama hangi ilacı ne kadar kullanmalıyım?

    Herkes birbirinden kişisel özellikler, şikayet şiddeti, tedaviden beklentileri nedenleriyle farklıdır. Bu nedenle size uygun ilacın seçilmesi muayenelere ve test sonuçlarınıza bağlıdır. Size reçete edilen ilaçları 5 yıl kontrollü olarak rahatça kullanabilirsiniz. Daha uzun süre kullanım da hekiminizin genel değerlendirmesi ve sizinle görüşmesi ile sağlanabilir.

    • Meme kanseri tanısı aldım ancak çok şiddetli ateş basmalarım var ve vajinal şikayetlerim var. Ne yapabilirim?

    Bu durumda sizlerin kullanabileceği etkinliği kanıtlanmış alternatif tedaviler de bulunmaktadır. Bunlar farklı hormon içermeyen haplar veya vajinal kayganlaştırıcılar kremler kullanılabilmektedir.

    • Menopoz sonrası cinsel ilişkiden kaçıyorum adeta, ne yapabilirim?

    Menopoz sonrasında “östrojen” hormonun azalmış olması nedeniyle vajen örtüsünde ciddi bir incelme olur. Bu durum ilişkide ciddi yanma, acıma yakınmalarına yol açar ve menopoz sonrası dönemde cinsel ilişkiden kaçmanın en önemli nedenlerindendir. Ayrıca cinsel istek (libido)’de azalma da hormonal nedenli olarak görülmektedir. Bu durumda öncelikle kremler veya fitiller ile vajenin yeterince kalınlaşması ve sonrasında da libidoyu artırmak uygun olacaktır. Yakın zamanda özellikle cinsel isteği artırıcı etkileri olan destek ilaçlar da ülkemizde raflarda yerini alacak.

    • Aktarlarda satılan bitkilerden menopoza iyi gelenleri hangisi?

    ASLA. Her ne kadar bitkiler günümüzde tıbbi ilaçların çoğunda genel olarak bulunsa da, aktarlardan alınan bitkilerde ne kadar etken madde olduğu ne kadar ve ne sıklıkla kullanılması gerektiği belirsiz ve adeta “göz kararı”dır. Bu nedenle bu tür bitkiler yerine hekime danışılarak eczanelerde satılan destek ürünlerin kullanılması daha uygundur.

    Kısacası sağlıklı menopoz ve sonrası dönem için lütfen kadın hastalıkları hekiminize yılda bir kez kontrollerinizi yaptırın ve danışın. Kadın yaşamının azımsanmayacak bu dönemini sağlıklı geçirin.

    Sağlık ve mutluluk dolu günler dileğimle…

  • Şiddetli kaşıntı sosyal yaşamdan soyutluyor

    Ürtiker halk arasında yaygın bilinen adıyla kurdeşen, toplumda sık görülen cilt hastalıklarının başında geliyor. Kızaran, kabaran, kaşıntı yapan döküntülerle gelişen hastalık, özellikle alerjik bünyeli kişilerde daha sık görülüyor. Bazı ciddi hastalıkların belirtileri ile benzer özellikler gösteren ürtikerde doğru tanı ve tedavi önem taşıyor.

    Aniden başlayan kaşıntılar kronik hale gelebiliyor

    Ürtikerin, akut ve kronik olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Akut tabloda döküntüler 15-20 dakika içinde genellikle kaybolur. Hatta hasta, sabah hastaneye gittiğinde hiçbir iz kalmamış olabilir. Ancak bu döküntüler kimi zaman öyle kaşıntılı olur ki kişinin iş ve özel yaşamı sekteye uğrar ve sorunlar yaşanabilir. 6 haftayı geçmiş olan ürtiker kronik olabilir. Döküntüleri kısa sürede ortadan kaldırmak mümkün olabildiği gibi zaman zaman inatçı olabilir. Antihistaminik ilaçlarla hastanın hayatına devam etmesi sağlanabilir.

    Döküntüler ağız içinde görülmeye başlarsa…

    Ürtikerin yol açtığı döküntüler, saçlı deri dahil, vücudun her yerinde görülebilir. Ancak en önemlisi ağız içi ve solunum yollarıdır. Böyle bir tabloda, hasta solunum sıkıntısı ile acile gelir. Hastanın adrenalin gibi özel bir takım ilaçlarla konforlu solunum sağlayabilmesi için belirli tedaviler verilir. Bu uygulamaların evde yapılması ya da önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle döküntüler oral mukozaya yani ağız içi ve dudak çevresine sıçrarsa ve solunum sıkıntısı olursa zaman kaybedilmeden doktora gidilmelidir.

    Stres, hastalık gelişiminde önemli rol oynuyor

    Ürtiker, genelde alerjisi olan kişiler arasında yaygın olmakla birlikte, alerjisi olmayan kişilerde de görülebilmektedir. Alerjiye ek olarak; tiroid, mide-bağırsak hastalıkları, kolejen doku hastalıklarının ilk semptomları olabilir. Ürtikerin bir diğer önemli nedeni de strestir. Bir kişi vücudunda kızaran, kabaran, kaşıntı yapan ve sonra da kaybolan döküntüler görüyorsa hemen doktora başvurmalı ve nedenini öğrenmelidir. Hastadan alınan kan, idrar ve dışkı testleri ile ürtikere neden olabilen hastalıklar tespit edilip, hastaya ek tedavi verilebilir.

    Nedeni bilinmeyen ürtiker tedavisinde psikolojik destek önemli

    Ürtiker tedavisi, hastanın durumuna göre değişir. Hastaya, akut ve kronik ürtiker teşhisi konmasının ardından tedavide ilk seçenek olarak antihistaminik ilaçlar devreye girer. Eğer şikayetler artarak devam ederse steroid yani kortizon tedavisi başlanabilir. Hastanın tetkiklerinde herhangi bir problem tespit edilmezse ve klinik tablo 6 haftayı da geçmiş ise “Kronik idiopatik ürtiker” yani nedeni belli olmayan ürtiker teşhisi konulur. Bu durumda tıbbi tedaviye ek olarak psikiyatristten yardım alınabilir.

    Şikayetler azalınca ya da geçince tedavi bırakılmamalı

    Ürtiker tedavisi uzun solukludur ve ilaçlar, “döküntüler geçti denilerek” asla bırakılmamalıdır. Eğer ilaçlar, 3 gün kullanılıp bırakılırsa ürtiker, daha şiddetli bir şekilde geri dönebilir. Bu nedenle hastaya genelde aylık tedaviler verilir, iyileşse bile tedaviyi bırakmaması ve tekrar doktora başvurması gerektiği söylenir. Belirtiler azalmışsa tedavi, doktor tarafından basamak basamak azaltılarak sonlandırılır. Ancak şikayetler hala devam ediyorsa süreç 2-3 ay, hatta daha fazla uzayabilir.

    Ürtiker hastalarının adım adım dikkat etmesi gerekenler

    · Ürtikeri aktive eden alerjen gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle çilek, yumurta sarısı, fındık, fıstık, çikolata ve deniz ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    · Kişi hayatındaki değişiklikleri çok iyi not etmelidir. Banyodaki sabun, şampuan, cilde uygulanan topikal bazı maddeler ürtikeri tetikliyorsa kaçınılmalıdır.

    · Çamaşırlar, deterjan artıklarının kalmaması için çift durulanmalıdır.

    · Çamaşır yıkarken yumuşatıcı asla kullanılmamalıdır.

    · Banyoda cilt rahat bırakılmalı, kese ya da lif yapılmamalıdır.

    · Solunum yoluyla giren alerjenler açısından tozlu ortamlarda bulunulmamalıdır.

  • Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik pelvik ağrı göbek deliği altı ile leğen kemiği arasında lokalize, 6 aydan daha uzun süredir var olan, devamlı yada aralıklarla gelen ağrılar olarak tanımlanmaktadır. Kronik pelvik ağrılar kadınlar arasında en sık görülen medikal problemler arasında yer alır. Ağrı genellikle orta şiddettedir ve künt, keskin yada kramp tarzında olabilir. Sıklıkla karnın alt kısmında,kasık bölgesinde tarif edilir. Hemen hemen her durumda ortaya çıkabilir. Cinsel ilişki esnasında, tuvalette hatta merdiven çıkarken bile ağrı başlayabilir. Sıklıkla uzun süre ayakta durmak ağrıları başlatır. Şiddeti hafiften çok şiddetliye kadar uzanabilir.

    Tüm kadınların yaklaşık %10‘unda var olan bu ağrı türü kadınların çok çeşitli tıbbi müdahalelere tabi tutulmasına neden olan ve çoğu durumda kesin tanıya gidilemediğinden kadının sosyal yaşamını derinden etkileyebilen bir ağrıdır. Jinekolojik muayenelerin %15, laparoskopilerin %20 kadarı bu nedenle yapılır.

    Kronik pelvik ağrı varlığında depresyon ,uyku problemleri ,iştahsızlık ve halsizlik problemleri görülür. Ne tür olursa olsun ağrı kaslarda bir gerginlik yaratır. Uzun süren ağrılar pelvik bölge dışındaki mesane, bel kasları,bağırsaklar gibi kaslarda da fonksiyon bozukluklarına neden olur.

    Hatta pelvik alandaki cilt ve bağ dokularında da hassasiyet görülebilir.

    Araştırmalar depresif, aşırı stres altında olan ve cinsel yada fiziksel tacize uğramış kadınlarda daha sık kronik pelvik ağrı olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginlik henüz bilinmeyen bir mekanizma ile belki de sistemin kimyasını bozarak ağrı ile mücadele etme yeteneğini bozmaktadır.

    Kronik pelvik ağrının nedenleri nelerdir?

    Kronik pelvik ağrıların %90 nedeni jinekolojik sorunlara bağlıdır. Jinekolojik nedenlerle olan pelvik ağrıların bir kısmı uterus dışı nedenlerle, bir kısmı ise uterin nedenlerle olan pelvik ağrılardır
    Kronik kasık ağrısı tıbbın esrarengizliğini koruyan konularından birisidir. Altta yatan bir neden bulunamadığından nasıl baş edileceği de bilinmez.

    Kronik kasık ağrısının nedeni her zaman tam olarak bilinemez. Altta yatan organik bir sebep olabileceği gibi pek çok durumda ağrının nedeni psikolojik nedenlerdir. 50’den fazla durum kasık ağrısına yol açabilir.En sık suçlanan nedenler şunlardır:

    • Enfeksiyonlar

    Kronik ağrı nedenlerinden akut enfeksiyonlar ve bunların sekelleri önemli rol oynar. Aslında enfeksiyon esnasındaki ağrı kronik değildir ancak enfeksiyona bağlı gelişen yapışıklıklar normal anatomiyi bozdukları ve organlarda yer değiştirme ile çekilmelere neden oldukları için kronik ağrı sebebidirler.

    Endometriosiz ( Çikolata Kisti )

    Rahim iç tabakasının bulunması gerektiği yerden daha farklı bir yerde bulunmasına endometriyozis adı verilmektedir. Rahim iç tabakası normalde her ay düzenli olarak kanamayla atılan bir dokudur ve endometriyoziste doku karın içinde bir yerde hapsolduğundan kanama buraya olur. Karın içindeki kan vücut tarafından yok edilirken oluşan iltihabi süreç ve oluşan yapışıklıklar kadının ağrı duymasına neden olur.Endometriozisde ağrı en sık rastlanılan şikayettir.Ağrı genelde adet kanamaları ile birlikte görülür.

    • Yapışıklıklar

    Pelvis içinde veya karnın daha üst kısımlarında daha önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı, endometriyozise veya pelvik enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar oluşabilmektedir. Bu yapışıklıklar özellikle bağırsakların hareketlerini kısıtladıklarında şişkinlik ön planda olmak üzere çeşitli şiddette ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yapışıklıklar çoğu durumda kronik ağrının laparoskopi yöntemiyle değerlendirilmesinde saptanırlar. Bu yapışıklıkların aynı seansta giderilmesi mümkün olmakla beraber bazen geniş ve kalın yapışıklıklar için açık ameliyat gerekebilir.

    • Yumurtalık kistleri ve miyomlar

    Kronik ağrıların bir nedenide yumurtalık kisti ve miyom varlığıdır.

    • Rahimde pozisyon bozuklukları

    Rahimin geriye doğru dönük olması uzun yıllardır kronik pelvik ağrı ve bel ağrısı nedeni olarak görülmektedir. Her 100 kadından yaklaşık 20 sinde rahim geriye doğru dönüktür. Gerçekte bu durum ağrıya neden olmaz ancak eğer rahimin geriye dönük olmasına neden olan endometriozis yada yapışıklık gibi bir etken var ise bu aynı zamanda kasık ağrısına da yol açabilir. Eğer muayenede rahim geriye doğru dönük olmasına rağmen rahat hareket edebiliyor ise yani serbestse büyük olasılıkla ağrının nedeni geriye dönüklük değildir. İleri derecede geriye dönüklük varlığında ise rahimin kan dolaşımı bozulacağından ağrı görülebilir.

    • Zor Doğumlar (Allen Masters sendromu)

    Bebeğin uzun süreler sonunda ve zorlanarak doğduğu durumlar vajina ve dış genital bölgede yırtıklar oluşmasına neden olabileceği gibi aynı durum rahimi yerinde tutan bağlar için de geçerli olabilir. Bu yırtıklar büyük olduğunda özellikle adet döneminde şiddetlenmekle beraber sürekli var olan bir ağrı nedeni olabilmektedirler.Doğum sonrası rahimi yerinde tutan ve sarkmasını engelleyen bağlarda yırtılmalar olabilir. Yırtıkların iyileşmesi tam olmaz ve defekt kalır ise şiddetli pelvik ağrı ortaya çıkar. Bu durumun tedavisi pek mümkün değildir. Defekti düzeltmek için yapılan cerrahi girişimler genelde sonuç vermez.
    Ayrıca dışa boşalma yöntemi ile korunan kadınlardada kronik pelvik ağrılar sıklıkla görülmektedir.Nedeni uterus yan bağlarında erkeğin penisi ani geri çekimine bağlı olarak küçük kanamalar olması ve zaman içinde burada yapışıklık olmasıdır.

    • Pelvik konjesyon (göllenme)

    Pelvisi oluşturan damarlarda kan göllenmesi olarak adlandırabileceğimiz bu durumun kronik ağrıya neden olabileceği ileri sürülmektedir.Ancak bunun mekanizması tam olarak açıklanamamıştır. Tanı genellikle kronik ağrının değerlendirilmesi amacıyla uygulanan laparoskopi incelemesinde bölgedeki toplar damarların şiştiğinin gözlenmesiyle konur. Tedavide doğum kontrol hapları veya diğer hormon içerikli ilaçlar kullanılabilir.

    • İnterstisiyal sistit

    İnterstisiyal sistit enfeksiyon belirtileri olmadan mesanenin içini döşeyen dokunun kronik olarak iltihaplanmasıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında ağrı, basınç hissi ve sık sık idrara gitme hissi yer alıyor. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu durumun tanısı sistoskopi (optik bir cihaz ile mesanenin incelenmesi) ile konur. Tedavisi oldukça zor olan bu durumda üroloji hekimine başvurmak gerekir.

    • Mittelschmerz (yumurtlama ağrısı)

    Dismenore dışında bilinen tek siklik yani düzenli,ritmik ağrıdır. Adet döneminin ortasında yaklaşık 14. güne denk gelen dönemde görülür. Yumurtalık içinde büyüyen yumurta hücresinin yarattığı bası ve çatlama esnasında yumurtalık dokusunun bütünlüğünün bozulması bu ağrıya neden olur. Yine çatlama sonrası görülen az miktarda kanama karın boşluğunda irritasyon ve ağrıya neden olur.

    Mide-barsak sistemine ait kronik pelvik ağrı nedenleri

    Kronik apandisit: Kronik apandisit durumunda sağ alt kadran ağrısı izlenir. Apandiste perforasyon olursa pelvik apse gelişir ve kronik pelvik ağrıya neden olabilir.
    İnflamatuvar barsak hastalıkları: Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi kalın barsağı tutan hastalıklar kronik pelvik ağrıya neden olur. Karında şişkinlik, aralıklarla gelen kramplar, kronik kanlı ishal gibi şikayetlere neden olur.

    Kolon ve rektum kanseri: Kronik pelvik ağrı yapan nedenler arasındadır.
    Kas – iskelet sistemi hastalıklarına bağlı kronik pelvik ağrı nedenleri

    Koksikodini: En çok zor ve travmatik vajnal doğum sırasında kuyruk sokumunda (sakrokoksigeal ligament) oluşan hasar sonucunda ortaya çıkar. Bu hastalar özellikle merdiven çıkarken ya da uzun süre oturmada kuyruk sokumunda ağrı hissederler. Bu bölgede oluşan hasar nedeniyle kaslarda gerilim (gerilim myaljisi) sonucunda pelvis tabanında, kaslarının spazmı ile kronik ağrılar ortaya çıkar. Kuyruk sokumunda olan hasar düşmeler ya da trafik kazası gibi olaylara bağlı olarak da gelişebilir.

    Levaton ani sendromu: Pelvis taban kaslarının spazmından kaynaklanır. Bu hastalar vajinal ya da rektal muayene sırasında batma tarzında ağrı olduğunu oturma pozisyonunun ağrıyı artırdığını ve sıcak uygulamanın ağrıyı hafiflettiğini ifade ederler.

    Miyofasyal ağrı sendromu: Kas üzerinde tetikleyici noktalardan başlayan kas ağrısı, lokal yansıyan ağrıya ya da pelvik ağrıya neden olur. ”Carnett belirtisi” adı verilen kasın gerilmesiyle lokal hassasiyetin artması gözlenir. Hasta sırt üstü yatar pozisyonda iken düz bacak kaldırma ya da başını göğsüne değdirme hareketi sırasında, kaslarda ağrının ortaya çıkması miyofasyal ağrı sendromunu destekler.

    Fibromiyalji: Kaslarda, eklem yerlerinde yaygın ağrı, yorgunluk, bitkinlik, uyku bozukluğu, kramplar, kulak çınlaması ile seyreden bir hastalıktır. Hastanın tüm tetkikleri normal çıkar, teşhis hastanın ifadesine göre konur.

    Psikolojik nedenler

    Diğer bütün etkenler bir yana kronik pelvik ağrıda en önemli neden psikolojik faktörlerdir.Yapılan araştırmalarda kronik pelvik ağrıdan şikayetçi olan hastalarda psikolojik bozukluklar anlamlı oranda fazla bulunmuştur.

    Tanı için ne yapılır?

    Kronik pelvik ağrının tanısında amaç altta yatan etkeni ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla muayeneden laparoskopiye kadar pek çok tanısal girişimde bulunulur. Kan tetkikleri enfeksiyonu gösterme açısından yardımcı olabilir.

    Tanıda kullanılan yöntemler:

    • Muayene: Enfeksiyon bulgularının saptanması, pelvis boşluğunu dolduran kitlelerin tespit edilmesi ve hassas alanların belirlenmesi açısından önemlidir.
    • Görüntüleme yöntemleri:Ultrason, karın röntgen filmi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans karın boşluğu içindeki anormal oluşumları saptamak için önemlidir.
    • Kan ve idrar tetkikleri: İdrar yolu enfeksiyonlarını ve kasık ağrısına yol açabilen bazı kan hastalıklarını tespit için kullanılır.
    • Kültür: Cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların tespiti için vajinal ve servikal kültürler alınabilir.
    • Laparoskopi: Endometriozis ya da pelvik konjesyon gibi hastalıkların saptanması açısından kronik kasık ağrısında son çare olarak laparoskopi yapılabilir.

    Tedavi nasıl düzenlenir?

    Kronik pelvik ağrıda tedavi altta yatan etkene yöneliktir.Böyle bir etken bulunmadığında psikoterapi yardımcı olur.
    Kronik pelvik ağrıya neden olabilecek çok çeşitli hastalıklar olduğu için tedavide hasta ve hasta yakınlarının eğitimi son derece önemlidir. Hastanın ruh hali, psikososyal durumu da bu ağrılarda etkilidir. Hekim ve hasta ağrıya neden olabilecek olasılıkları tartışmalı ve ağrının tedavisi sırasında yapılacak çalışmalar sıralanmalıdır. Hasta tedaviden sonra düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir.
    Kronik pelvik ağrının medikal tedavisinde analjezikler, antidepresan ilaçlar gibi bir takım ilaçlar kullanılmakla beraber bu hastaların psikolojik destek alması da gerekmektedir.

    Medikal Tedaviler

    • Analjezikler: Narkotik olmayan analjezikler (ibuprofen, naprosyn, vb) mide ve barsakta ülserasyon yapabileceğinden dikkatli kullanılmalıdır. Ağrı çok fazla ise ve diğer yöntemler ile tedavi edilemiyorsa narkotik analjezikler (hidrokodon, oksikodon, kodein, v.s.) tercih edilir. Bu ilaçlar sersemlik, uyuşukluk, bulantı yapabilir.
    • Hormon tedavileri: Pelvik ağrılarınız adet döngüsünün belirli bir fazı ve yumurtlamayı sağlayan hormonal değişiklikler ile çakışabilir. Doğum kontrol hapları ve diğer hormonal ilaçlar pelvik ağrılarınız hafifletmeye yardımcı olabilir.
    • Antibiyotikler: Bir enfeksiyon ağrı kaynağı ise, antibiyotik tedavisi gerekebilir.
    • Antidepresanlar: Özellikle kronik pelvik ağrısı ve depresyon belirtisi olan hastalarda trisiklik antidepresan tercih edilir. Kas spazmına bağlı ağrılarda ise spazm giderici ilaçlar kullanılabilir. Pelvik taban kasları gevşetmek için gerektiğinde elektrikli sinir stimülasyonu ya da masaj tedavisi gibi çeşitli yöntemler kullanıldığı gibi bu tür ağrıların tedavisinde başarı sağlayan fizik tedavi uzmanından da yardım alınabilir.

    Terapiler

    Doktorunuz kronik pelvik ağrısı için tedavinin bir parçası olarak spesifik bazı terapiler veya prosedürler önerebilir. Bu tedaviler aşağıdaki gibidir:

    • Fizik tedavi: Karın bölgenize sıcak ve soğuk uygulamalar, germe egzersizleri, masaj ve diğer gevşeme teknikleri ile kronik pelvik ağrı düzelme gösterebilir. Doktorunuz ayrıca pelvik taban kaslarını güçlendirmek için egzersizler önerebilir. Bir fizyoterapist bu terapiler ve başa çıkma stratejileri ile size yardımcı olabilir.
    • Deri yoluyla elektriksel sinir stimülasyonu (TENS): Bu yaklaşım, lokalize veya bölgesel ağrıların düzelmesine yardımcı olabilir. TENS tedavisi sırasında, elektrotlar yakındaki sinir yollarına elektriksel uyarılar gönderirler ve bu şekilde bazı ağrıların kontrol edilmesine yardımcı olur.
    • Danışmanlık: Hasta depresyon, cinsel istismar, kişilik bozukluğu, sorunlu bir evlilik ya da bir aile krizi ile iç içe olabilir. Bu nedenle psikolojik, sosyal, ruhsal ve duygusal sorunlar için yardım alma, tedavi planının önemli bir parçası olabilir.
    • Tetikleyici nokta enjeksiyonları: Doktorunuz ağrı hissediyorum dediğiniz belirli bir nokta bulursa, olası bir tedavi seçeneği olarak ağrılı noktaya bir enjeksiyonla uyuşturucu ilaç enjekte eder. Bu şekilde, genellikle uzun-süreli etkili lokal anestezik, ağrıları engellemek ve rahatsızlıkları gidermek için kullanılabilir.

    Cerrahi Tedaviler:

    • Laparoskopik cerrahi: Bazı durumlarda, pelvik yapışıklıklar veya endometrium dokusu laparoskopik ameliyatla alınabilir. Laparoskopik cerrahi sırasında, doktorunuz bir kameranın bağlı olduğu araçlar kullanarak, karında birkaç küçük kesi yoluyla işlemi gerçekleştirir.
    • Laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA):Ağrının giderilmediği durumlarda başvurulan yeni bir ameliyat türü ise rahme uzanan sinirlerin kesildiği ve laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA) olarak adlandırılan ameliyattır. İlaç tedavisine ve klasik cerrahi girişimlere cevap vermeyen durumlarda LUNA kesin sonuç verebilir.
    • Histerektomi: Son çare olarak, doktorunuz histerektomi önerebilir. Ameliyatla rahimi kaldırma işlemi gerekebilir. Histerektomi ağrının bazı nedenleri için bir seçenek olabilir mecbur kalmadıkça tavsiye edilmez. Eğer ağrılarınız diğer konservatif tedavi yaklaşımları sonrasında gitmediyse ve şiddetli adet ağrısı yaşıyorsanız uygulanabilir.
  • Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte tansiyonun 140/90’dan yüksek olması Hipertansiyon olarak kabul edilir ve mutlaka tedavi edilmelidir. Hipertansiyon sırasında böbrekteki hasar nedeniyle idrarda protein (albumin) kaybı başlar ve bunun neticesinde de ödem ( vücutta su tutulması) oluşur.Bu durum gebelik zehirlenmesi denilen Preeklampsi gelişmesine neden olabilir.

    Gebelikte yüksek tansiyon denilen preeklampsi genelde hamileliğin 20. Haftasından sonra ortaya çıkar ve gebeliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden birini oluşturur. Gebelik takibi sırasında erken dönemde doktor bu durumdan şüphelenip tanı koyarsa erken tedaviye başlanırsa tedavisi mümkün olan bir durumdur.

    Gebelikte tansiyon yükseldiği zaman bebeğin eşi denilen plasentada erken yıpranma ve buna bağlı bebekte gelişme geriliği ve erken doğuma neden olmaktadır. Tansiyon yüksekliği saptanan gebelerde Tam idrar testi, kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, pıhtılaşma testleri mutlaka bakılmalıdır. Hastaya hemen uygun bir antihipertansif ilaç başlanarak gebelik takibi daha sıkı bir şekilde yapılmalıdır.

    Gebelikte Hipertansiyon ve Gebelik zehirlenmesi bakımından kimler risk altındadır?

    • Gebe kalmadan önce tansiyon hastası olanlar
    • 20 yaşından küçük ,40 yaşından büyük gebeler
    • Çoğul gebelikler
    • Çok kilolu olanlar
    • Ailesinde tansiyon yüksekliği olanlar
    • Daha önceki gebeliklerinde tansiyon yüksekliği yaşamış olanlar
    • Sistemik bir hastalığı olan gebeler (Diyabet,böbrek hastalığı gibi)

    Gebelikte tansiyon yükselmesi ve preeklampsi için hangi önlemler alınmalıdır?

    • Gebelik boyunca doktor kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalı
    • Gebelik sırasında çok kilo alınmamalı
    • Gebelikte çok tuzlu gıda tüketmek,çok soda tüketmek ödem ve tansiyon yüksekliğine neden olur
    • Özellikle gebeliğin 20 haftasından sonra tansiyon yükselmesi durumunda bir iç hastalıkları uzmanına kontrol olmanızda fayda vardır
    • Ellerde, ayak ve bacaklarda şişme, yüzde şişlik olması durumunda mutlaka doktorunuzu arayın
    • Ani baş ağrısı krizleri yaşanıyorsa altta yatan bir tansiyon problemi olabilir ,baş ağrıları olduğunda mutlaka tansiyonunuzu kontrol ettirin
    • Bu riskleri taşıyan bir gebe iseniz gebelik sırasında mutlaka bebe asprinine başlamak gereklidir
  • Kamuoyuna bilgilendirme ve uyarı

    Sağlığımız en değerli hazinemiz. Gözümüz bozulduğunda göz doktoruna, dişimiz ağrıdığında diş doktoruna gideriz. Konu deri olunca da deri hastalıkları uzmanına gitmeliyiz.

    Günümüzde son 15-20 yılda teknoloji ve bilişim hizmetlerine ulaşımın kolaylığı sayesinde kozmetoloji konusunda gelişmeler de hızla artmaktadır.

    Bir yandan bilgiye ulaşım bu kadar kolay olurken bir yandan da denetimsizlik nedeniyle bir o kadar da bilgi kirliliği oluşmakta ve kamuoyunun kafasını karıştırmaktadır. Birbirine tamamen zıt bilgiler arasında insanların bazen başı dönmekte ve neye inanıp güveneceği konusunda bocalamasına neden olmaktadır.

    Güzellik ve genç kalma isteği, yüzyıllardır insanların ilgi odağı haline gelmiş ama ne yazık ki çok da istismar edilmiştir.

    İnternet sitelerinde; bitkisel, zararsız diye tanıtılıp, gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerle bir pazar yaratılmış, insanların hem sağlığı hem parası zarar görmüştür.

    Sektörün yüksek rant oranına sahip olması, deneyimi, eğitimi, yetkinliği, yetkisi olmayan, ehil olmayan kişilerce de sahiplenilmesine neden olmuştur.

    Hekimler, başta olayın ciddiyetini anlamakta gecikmiş, daha çok kendilerini sağaltım hizmetlerine adadıklarından ve koruyucu, iyileştirici kozmetik sektörüne yeterince ilgi göstermediğinden ortalık bu ehil olmayan ellere kalmıştır. Ancak ne zaman ki bu işlemlerin komplikasyonları artmaya başlamış ve insanlar mağdur olarak doktorların kapısını çalmış o zaman hekimler de bunun sağlık sorunlarına yol açtığını fark etmişlerdir.

    Kamuoyuna yeterince bilgilendirme yapılmaması ve denetimlerin, hukuki yaptırımların ve düzenlemelerin yetersiz oluşu aktarların, eczacıların, kuaförlerin, güzellik salonlarının, estetisyenlerin, hemşirelerin yani sağlık çalışanı olan ve olmayan pek çok kesimin kozmetik işlemleri fütursuzca yapmalarına neden olmuştur.

    Kozmetik işlemler, ruhsatı dahi olmayan işletmelerde hatta evlerde yapılır hale gelmiştir.

    Kuaförler, güzellik salonları, solaryum merkezleri gibi merkezler tıbbi işletme statüsünde olmamalarına rağmen lazer, botox, dolgu, mezoterapi, PRP ve bunun gibi pek çok tıbbi uygulamayı yapar hale gelmişlerdir.

    Oysa ki bir dermatoloji uzmanları 6 yıllık tıp fakültesi eğitiminin üstüne 4-5 yıl kadar da deri anatomisi, histolojisi, patolojisi, hastalıkları, sağaltımı ve korunması konusunda eğitim almış uzmanlardır. Bu eğitim elbette ki cildin sorunlarını anlayıp bilimsel çözüm üretmek konusunda fazlasıyla yeterlidir.

    Türkiye’de yaklaşık 1500 civarında Dermatoloji hekimi bulunmaktadır.

    Hangi cilt tipine hangi tedavi yönteminin uygulanması gerektiği, hangi uygulamaların hangi ciltlerde yan etki oluşturabileceği ve en önemlisi bir yan etki geliştiğinde nasıl çözüleceğini bilecek kişiler yine derimizin uzmanı dermatoloji doktorlarıdır.

    Bu nedenle kanıtı olmayan bilgi ve uygulamalara, internetten satışı yapılan bitkisel olduğu iddia edilen, nerede ne şekilde üretildiği belli olmayan, Sağlık Bakanlığı ve FDA gibi onayları bulunmayan bu tür ürünlere itimat edilmemeli, ehil olmayan kişilere tıbbi işlem yaptırılmamalıdır.

    Derinizi bunca yıl bu alanda eğitim ve öğretim görmüş dermatologlara emanet ediniz.