Etiket: Mutlu

  • Evlenirken Dikkat Etmemiz Gerekenler

    Evlenirken Dikkat Etmemiz Gerekenler

    İki kişinin ev arkadaşlığının ötesinde birşeydir evlilik…Hani derler ya iyi günde kötü günde her zaman yanında olacağına ettiğin yemindir evlilik..Sadece bedensel değil ruhsal da sevebilmektir evlilik…Aldatılmayan insanlar topluluğudur evlilik…Sevmek,sevilmek en önemlisi saygı duymak ve duyulmaktır evlilik…Karşılıklı tahammül etmektir evlilik…Toplumun kutsal kurulu düzenidir evlilik…Seçmek istediğin hayattır evlilik…Hayatını paylaşmak insanla geçirdiğin ömürdür evlilik…

    Evlilik…

    Kimine göre evlilik mutluluk kaynağı olabilirken kimine göre evlilik içinden çıkılamayan bir kabustur.Evliliği mutlu gidenler herkese tavsiye ederken evliliği evliliği mutsuz gidenler hiç kimseye tavsiye etmezeler hatta bekarlık sultanlıktır derler.

    PEKİ NELERE DİKKAT EDELİM?

    • ’’Balık baştan kokar’’  

    İfadesi tamda evlilik için söylenmiştir.Aslında baştan tüm olmsuzluklarını ve hatalarını ve hatta bize uygun olmadığını bile düşündüğümüz halde belki düzelir umuduyla belki de aşık olduğumuz için gerçekleri görmemize rağmen bize olumsuz gelen durumları hiç önemsemeyiz sadece olumlu özelliklerini görür, evlilik yaparız ve tabi sonrasında aşk bittiğinde deriz ki biz ne yapmışız? Çok değişti .. ya da evlilik aşkı bitirdi ! Gibi söylemlerde bulunuruz ama aslında o hep öyleydi ve biz görmek istediğimizi gördüğümüz için durum böyle olur.

    • ’’Gerçek olanı görün’’

    Gerçek olanı görmezsek eğer sadece hayali bir kahramanla evlenmiş oluruz ve hayallerimizdeki beklentiye gireriz ama aslında gerçeğe dönmemiz ve olanı görmemiz gerekmektedir,aksi halde hayal kırıklığına uğrarız.

    • ‘’Bir Kaç Yıl Sonrasını Düşünün’’

    Bir kaç yıl sonra da şimdi istediğimiz hayat arkadaşımız olacak olan insanı isteyecek miyiz?Mesela 5-10 yıl sonra da maddi manevi hayat standartlarımız değişince aynı hazzı alacak mıyız? Diye durup bir düşünmek lazım sonrası için pişmanlık yaşamamak için…

    • ‘’Net olun’’

    Kafanızda hala soru işaretleri varsa hala çözemediyseniz ve düzelir dediğiniz durumlar varsa emin olun onlar evlendiktan sonra daha da sarpa saracak ve içinden çıkılamayan sorunlar zincirini oluşturacaktır.Sorularınızın cevabını bulmadan bu yola girmeyin.

    • ’Uyum ve Etkileşimi Arttırın’’

    Eşler arasındaki ilişinin evlilik doyumu üzerinde önemli olduğunu unutmamak ve ancak kaliteli etkileşim ve uyumla mutlu bir evliliğin kaçınılmaz olduğunuz söylemek yerinde olacaktır.

    • ‘’Ailenizin Önerilerine Kulak Verin’’

    Bazen aileniz sizin içinde bulunduğunuz duygusal durum itibarı ile gerçeği görür ve size hayat boyu devam edecek bir hatadan kurtarabilir dikkate edin.Bu ve buna benzer nedenlerle aile anne baba ağabey ve kız kardeşler hatta yakın çeverenizin önerilerine kulak verin yoksa evlendikten sonra artık herşey çok geç olabilir.

    ‘’13.12.2015 tarihinde evlenen ablama ve enişteme bu temennilerle mutluluklar diliyorum.’’Herkesin mutlu,umutlu,sağlıklı ve güzel evlilikler geçirmesi dileklerimle…

  • İlkokula başlarken beklentier

    Okula Başlarken

    Günümüzde okula başlamak çocuklar kadar ebeveynleri içinde yeni bir sayfanın açılması anlamındadır. Çocuk için ilkokul çoğu zaman bilinmezlerle doludur

    • Acaba anaokula benziyor mu?

    • ilkokulda da oyun oynanıyor mu

    • En sevdiğim arkadaşım da benim sınıfımda mı olacak

    • Yeni öğretmenim nasıl biri. Anaokul öğretmenim gibi beni çok sevecek mi?

    • Ders dedikleri zor mu acaba ?

    • Okula gidince büyük adam olucam. Büyük adam ne peki?

    • Eve gittiğimde oyun oynayabilecekmiyim ? Yoksa hep ders mi çalışacam

    • Derslerim iyi olmazsa annem babam beni yine sever mi ?

    • Ben okulda iken kardeşim ne yapacak hep annemin yanında mı olacak ?

    • Annem beni okulda unuturmu ?

    Göründüğü gibi çocuklar için bir sürü belirsizlikle doludur okul. Belirsizliklerde her zaman kaygının öncüsüdür. Bu nedenle anne babanın okulda ne yapacakları ile ilgili çocukları ile konuşması anlatması ve öncesinde öğretmen ile tanışması okulunu görmesi önemli ayrıntılardır. Ama burada önemli olan bir noktada ebeveynlerin okulu nasıl gördüğüdür. Okul anne baba için ne ifade ediyor?

    • Çocuğum okulda başarılı olacak mı? (başarının ölçütü acaba ne)

    • Derslerde başarılı olmak (sadece notlar mı ölçüt ) komşunun çocuğu, kardeşleri, anaokul öğretmenin dedikleri anne babaları ne kadar etkiliyor?

    • Arkadaşlarıyla iyi geçinmek

    • Sınıfın düzenine uymak -Çocuğum okulda mutlu olacak mı ?

    Buraya daha bir çok soru ekleyebiliriz. Ama en önemlisi bunların birlikte olduğu zaman ortaya çıkacak olan mutluluktur. Mutlu olmak için çocuk bunları birlikte yapmak zorundadır. Bu durum ona yeni bir yük getirir. Çünkü bu dönemde sosyal ilişkileri daha önce yaşadığından farklıdır. Artık en hızlı koştuğu için ya da çok zıpladığı için eskisi kadar rağbet görmemektedir. Dersleri de iyi olmalıdır ki arkadaşları onu dışlamasın, öğretmeni daha çok sevsin, anne babası da mutlu olsun. Yani mutlu olma kavramı artık eskisi kadar kolay olamamaktadır. Bu daha oyun çağını bitirmemiş ve asla bitmesini istemeyen bir çocuk için oldukça zordur. Artık anne babaların yaşadığı hayatın provasını yapmaya başlamışlarıdır. Bu sizin de tahmin ettiğiniz gibi 60 -66aylık çocuklar için daha da çekilmez hale gelebilir. Aslında birinci sınıf çocuğundan beklenmesi gereken okulda uyumlu olması, okuma- yazmayı öğrenmesi ve yakın olabildiği birkaç tane arkadaşının bulunmasıdır. Bunları başarabilen çocuk sosyal ilişklerini, öğretimi 1. Sınıf için başarmış olacaktır.

    Yine anne ve babalara dönersek onlar da okul açılmasıyla birlikte kendi çocukluğundan olan yükleri de bazen çocuklarına yansıtabilirler.

    • Ben çok zor okudum ama onu özel okula yolluyorum o benim gibi zorlanmasın

    • Ben okuyamadım, bu nedenle hayatta çok zorlandım. o benim gibi olmasın okullarını hepsini tek tek bitirsin

    • BENİM çocuğum benim gibi başarılı olmalı.

    Bazende çocuğun sorumluluğu tamamen annenin üzerindedir (babanın iş yoğunluğunun fazla olması, şehir dışında çalışması, babanın kişilik özellikleri, aile yapısı vb). Yani çocuğun başarısızlığı durumunda ilk hesap sorulacak kişi annedir. Anne bu durumda çocuğuna daha kaygılı yaklaşabilir. Yani kendi hayatımızda ki yükler çocuğu da yüklendiği zaman kaygımızı beklentilerimizi, yapamadıklarımızı çocuğa yüklemiş oluruz. Bu çocuk her yaşta taşınması oldukça ağır bir yük olup bazen bu yükü hayatı boyunca taşıyabilir.

    Okul görüldüğü gibi çoğu zaman sadece çocuğun değil ebeveynlerin hayatında da yeni bir sayfa açar. Bu sayfanın güzelce dolması için ebeveynlerin ilk önce çocuklarının yapabildiklerini görmeleri, onun hala bir çocuk olduğunu unutmadan davranmaları, öğrenmenin sonu olmayan bir merdiven olduğu ve basamakları tek tek çıkması gerektiğini ve ebeveynler mutlu oldukça çocuğun mutlu olabileceğini unutmadan davranmaları gerekmektedir.

  • Ailede Mutluluk

    Ailede Mutluluk

    Aile insanı, toplumu ve devleti güçlü ve huzurlu kılan en temel kurumsal yapıdır. “ Bir kralda olsa mutlu insan evinde mutlu olandır” sözünden de anlaşılacağı gibi aile dünyadaki cennetimiz diyebileceğimiz huzur yuvalarıdır. Ancak bütün insanlar ve aileleri için maalesef bu durum oluşmamıştır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre boşanma oranı aile içi şiddet ve şiddetli geçimsizlik sonucu oluşan istenmeyen olaylar oldukça yaygınlaşmıştır.

    Sağlıklı iletişim kuramayan, kişilik ve ruh sağlığını koruyamayan bireylerin evlerinde huzurlu olmaları ve huzur dağıtmaları mümkün mü? Medya, kültürel yozlaşma, maddi değerlerin egemenliği gibi unsurlar paylaşma, dayanışma, fedakârlık ve saygı gibi manevi değerleri yok etmeye başlamış ancak zengin mutsuz insanların sayısı artmıştır. Günümüzde insanlar artık “bir kilim yeter” sözünü farklı manada algılamaktadır. Bir fincan kahvenin hatırı bir saat bile süremez olmuştur.

    Kendi içimize dönüp baktığımızda her ailede bir depresyon vakası, aşırı öfke ve saldırganlık, içe kapanma gibi duygusal ve davranışsal bozukluklara rastlamak mümkündür. Kim huzur dolu sağlıklı, neşeli bir aile yaşamı olsun istemez ki? Belki birçoğumuzun dertli olduğu bir konudur bu. Ancak yaşadığımız sorunları nasıl çözebileceğimizi bilemeyiz. Sorunlara doğru teşhisi koyabilsek bile çözümle ilgili teknik üretemeyiz ya da gerekli desteği ailemizden bulamayız.

    Bir ailede iletişim olmazsa olmaz bir unsurdur. Eğer aile bireyleri birbirini anlamıyorsa, ailede saygı ve fedakârlık oluşmamışsa herkes sadece kendini haklı görüp karşıdakini saldırgan bir tavırla eleştiriyorsa o ailede mutluluk olması beklenebilir mi? Bu durumda hemen bu becerileri kazanmalı ailemizi güçlü kılacak, huzur getirecek değerleri oluşturmalıyız. Eğer bu konuda etkin olamıyorsak ya da yetersiz kalıyorsak mutlaka bir psikolojik danışmandan yardım alarak aile içinde yaşadığımız problemlere son verebilmeliyiz. Hatta bir aile belirli zamanlarda psikolojik danışmanla görüşerek psikolojik destek alamadır. Uzman yardımı almayı bir utanç kaynağı olarak görmek oldukça yanlış bir tutum olmakla birlikte tam tersine bir dâhiliye uzmanımızla nasıl görüşebiliyorsak bir ruh sağlığı uzmanı ile de görüşebilmeliyiz. Gelişen kültürle birlikte “psikolojik danışmana sadece deliler gider” gibi yanlış yargılar da silinmiştir.

    Bazı insanlar mutsuzluğu alışkanlık haline getirmişçesine aile içi iletişim sorunlarını umursamaz hatta hiç bir zaman çözülemeyeceğine inanır. Bu inanış gerçekten de sorunun kangren olmasına sebep olur. Bu tutum akıllıca değildir. Çünkü bu dünyada sadece bir defa yaşama şansına sahip olan bizler kesinlikle sağlıklı hayat yaşamayı ve mutlu olmayı hak ediyoruz. Bunu da her şartta başarabiliriz. Yeter ki buna inanlım ve kendimizi daha da güzelleştirmek adına değişmeye cesaretli olalım. Aile cennetlerinde dolu dolu ve paylaştıkça çoğalan mutluluklar yaşamanız dileğiyle…

  • Nasıl Mutlu Olurum?

    Nasıl Mutlu Olurum?

    Yedi temel duygularımızdan biri olan mutluluk, her insanın sürekli olmak istediği bir kavram durumuna dönüşmekte. (Yedi temel duygularımız; korku, öfke ,üzüntü, mutluluk, hayret, tiksinme ve
    küçük görme) Mutluluğu kavramdan çıkarıp yaşam şekli haline getirmek için sürekli şöyle düşünüyoruz; iyi bir eş, iyi bir kariyer ve sürekli devam eden bir çaba. Fakat bu çaba tatmin olmuşluk duygusu yerine zamanla kaygıya dönüşmektedir. Araştırmalar gösteriyor ki sürekli mutlu olmaya çalışmak insanları mutsuz ediyor. Mutlu olmaya çalıştıkça sürekli zihninizden gelen bir ses bir şeylerin eksik olduğunu söylüyor. Mutlu insan düşüncesi, mükemmel hayat kavramından ileriye gidilememektedir.

    Mutluluk kavramı ;

    Türk Dil Kurumunu sözlüğünde ; “bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu “olarak tanımlanmıştır.

    Mutluluk üzerine alternatif düşünceler:

    “Sonu mutluluğa varan bir yol yoktur: Yol mutluluğun kendisidir.” Gautama Buddha (M.Ö. 500)
    “Her konuda tedbirli olmalıyız, ancak; severken tedbirli olmak gerçek mutluluk için en zararlısıdır.”Bertrand Russell (19. yy)
    “Mutluluk, güçle çoğalan; direncin üstesinden gelindiğinde ortaya çıkan bir duygudur.” Friedrich Nietzsche (19.yy)
    “Mutluluk daha fazlası için uğraşarak değil; daha azdan keyif duyma kapasitesine ulaşma ile elde edilir.” Sokrates (M.Ö. 450)

    Mutlu musunuz?
    Şimdi düşünelim, geçmişte sizi neler mutlu ediyordu? Peki ya gelecekte nasıl mutlu olmayı planlıyorsunuz?

    Bu soruların cevapları için bir süre kendinize zaman ayırın ve sizi nelerin mutlu ettiğini düşünün. Bu düşünceniz de şunu göz ardı etmemelisiniz, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan en son ne zaman mutlu oldun? Önemli olan bir şeylere ihtiyaç duymadan ve bağımlı olmadan mutlu olmak olduğunu düşünerek soruları cevaplayın ve ayrıca anlık hissettiğimiz haz ile mutluluğun karıştırmayın . Mutsuz insanlar da zaman zaman haz yaşarlar.

    Mutluluk ile ilgili sorulara cevap verdiyseniz, şimdi sizi daha çok nelerin mutlu ettiğini ve nelerden uzak durmanız gerektiğini az çok öğrenmişsinizdir.
    Mutluluk tanımı kişiden kişiye değişkenlik gösterse de ilerleyen zamanlarda mutluluğu yakalamada kabul görmüş yöntemleri kendi yaşam ve gereksinimlerinize göre uyarlayarak yaşamınız daha mutlu, pozitif ve hümanist bir şekilde olacaktır.

    • Çocukluğunuzu hatırlayın,

    • Bakış açınızı değiştirin,

    • Teşekkür edin,

    • Gülümseyin,

    • Hayatta olma amacınızı keşfedin,

    • Hedef belirleyin ve harekete geçin,

    • Meditasyon, yoga gibi bedeninizi ve zihninizi rahatlatacak etkinliklere katılın,

    • Mükemmeliyetçi olmayın, insanları hataları deneyimleri yani öğrenme yöntemleridir.

    • Zamanın değerini bilin ve yönetmek için zaman kaybetmeyin,

    • Sabır ve hoşgörü doğduğunuz andan itibaren size öğretiliyor hayatınızı geri kalanında uygulayın,

    • Hatalarınızda ısrarcı olmayın, hatalarınızdan deneyimlerinizi alıp geçmişe takılı kalmayın.

    • Kendinize güvenin,

    • Güçlü yanlarınızı keşfedin,

    • Anın anlamını sorgulamak yerine yaşayın,

    • Keşfedin, her gün yeni bir bilgi edinin,

    • Yardım edin,

    • Kendinizi ve diğer insanları dinleyin,

    • Spor yapın,

    • Bedeninizi sevin ve ona zarar veren şeylerden uzak durun.

    Mutlu olmak kavram olmaktan çıkmalı hayatınızın su gibi bir ihtiyacı olduğunu hatırlayın ve yukarıda yazılı bilgileri düzenli olarak uygulayın.

    Mutlu olmak sizin elinizde, artık yönetimi devralın.

  • Cinsel Tabular

    Cinsel Tabular

    Küçülen dünyayla birlikte cinsel sorunların öneminin giderek anlaşılması ve toplumun cinsel sorunlara duyarlı hale gelmesi, sorunlar karşısında pasif kalmak yerine sorunun giderilmesine yönelik çalışmaların başlatılması cinsellik adına olumlu gelişmelerdir. Buna rağmen hala cinselliğin bir tabu olarak görülmesi, ayıplama endişesi ve utangaçlık duyularından dolayı pek çok çift çare arayışında bulunamamaktadır. Hatta çiftler yaşadıkları sorunları birbirleri ile paylaşmamaktalar. Ülkemizde bu süreç ‘Tadına varılacak bir armağan’ olarak görülmesi nedeniyle evlenmeden önce olabildiğince baskılanan ve evlendikten sonra günlük hayatın rutin koşturmacasından git gide daha az konuşulur ve daha az paylaşılır bir duruma gelmiştir. Yani aslında cinselliği de yaşarken hayatımızda ki diğer pek çok şey gibi zevk alarak değil de yaşamış olmak amacıyla geçici hazlara takılıp geneli göremeyecek kadar sıradan ve basit yaşanmaktadır. Dar kalıpların içinde sıkışmış tamamen fiziksel ihtiyaçları doyurmaktan öteye gitmeyen bir süreç olarak yaşanmaktadır. İnsanlar birbirleri ile cinselliği konuşmaktan çekinmekte, konuştuğunda da yanlış anlaşılma kaygısını yaşamaktalar. Tabi bu ve bunu gibi pek çok sorunun temelinde defolu öğrenmeler veya cinsel bilgi eksikliği bulunmaktadır. Türkiye de bu konuda henüz yeterli bilinç oluşmamıştır. Cinsel mutluluğa ulaşabilmek için kişinin önce kendi bedenini tanıması ve sevmesi gerekir. Kendi bedenini tanıyan, nelerden zevk aldığını bilen, cinsellikle ilgili olumlu duygu ve düşüncelere sahip olan insan cinsellikten keyif alır . Ayıp, yasak günah duygularıyla dolu olan, yaptığı eylemlerden dolayı suçluluk duyan elbette cinsellikten zevk alamaz. Bayan danışanlarımın pek çocuğunu dinlediğimde eğitim düzeyi ne olursa olsun kendi bedenine dokunmaktan çekindiklerini hatta evlenmeden önce hiç dokunmadıklarını ifade etmekteler. Nasıl oluyor da insan kendi bedenine dokunmaktan korkabiliyor tabi bunların temelinde pek çok psikopatoloji olmak ile beraber toplumsal ve çarptırılmış dinsel öğretiler kişinin merak duygusunu da ortadan kaldırıp , kendine yabancılaşmasına neden olmaktadır. Kadının cinselliğine baktığımızda; cinselliğin erkeğe karşı bir sorumluluk ve görev bilici ile yaşandığından kadının cinselliği daha karmaşık hal almaktadır. Orgazm taklidinin altında ezilen kadın hem fiziksel hem duygusal anlamda cinselliğin ruhunu yaşayamaz ve anlayamaz. Orgazm olmak genellikle boşalmak olarak algılanır ama ikisi birbirinden farklı şeylerdir.Orgazm çeşitli fiziksel ve psikolojikcinsel uyaranlar sonucu beynin harekete geçmesi ve hormon mekanizmalarının etkisi ile hem bedensel hemde ruhsal olarak algılanan ’geçici şuur bulanıklığı, kontrol kaybı duygusu’ ve istem dışı ritmik vajinal kasılmaların yaşandığı ‘yoğun bir boşalma olarak tanımlanabilir.Boşalma ise cinsel ilişkilerin sonlarına doğru yaşanan kasılmalarla kendini gösteren fiziksel ve bedensel rahatlama olarak tarif edilebilir. Yaklaşık olarak boşalma 5 ile 10 saniye orgazm ise 10 ile 15 saniye arası sürer. Bazı kadınlar orgazm veya boşalma için geçen süre uzadıkça kendilerine olan güvenlerini kaybedebiliyorlar. Dahası filmlerde gördükleri seks sahnelerini olması geren bir standart olarak değerlendirip cinsel ilişkide mutlaka orgazm olmak gerektiğini ve yatakta çıkarttığı seslerin erkeğin yaşadığı duyunun yoğunluğunu artırdığına dair inancıyla kendini yetersiz hissetmekte ve yatakta özgüven eksikliği yaşanmasına neden olmakta bunu temelinde de erkeğin egosunu tatmin etmek arzusu yatmaktadır. Dolayısıyla kadın orgazm taklidinin altında ezilmektedir. Kadının orgazm olamamasının temelinde pek çok neden olabilir. Bu nedenlerden en sık görülenleri; ön hazırlık ve uyarılma olmadan doğrudan cinsel birleşme, partnerin erken boşalma ve sertleşme sorunun olmasından dolayı erkeğini mutlu etme çabası içinde kendi hazzına odaklanamaması ve cinselliği görev olarak görmesi nedeniyle zevk alamaması, zevk alamadığı için biran önce ilişkiyi bitirme isteği orgazm olamamasının nedenleri arasında sayılabilir, bunun yanı sıra partnere duyulan olumsuz duygular, geçmişinde yaşadığı travmatik cinse deneyimler, hamile kalma endişesi, sosyo kültürel yasaklamalar ve dinsel inançlar, aldatılmış olmak, alkolizm, depresyon vb. psikolojik ve nörolojik rahatsızlıklar da orgazmı engellemektedir. Mutluluk veren bir cinsellik çiftleri daha huzurlu, daha mutlu ve çevreye daha pozitif yaparken, çiftleri birbirlerine daha çok bağlar ve bütünleştirir. Orgazmı yaşamayan kadın cinsel mutluluğu da yaşayamaz. Bu durum aslında ciddi bir stres kaynağı olabilir çünkü cinsel mutluluk yatak odası ile sınırlı değildir. İnsanın en aktif cinsel organı beynidir. Arzuladığınız cinsel hayata ulaşmak imkansız değil sadece cinsel eğitimle pek çok sorunu ortadan kaldırıp yerine keyifli an’lar koyabilirsiniz ve bu sizin elinize hiç birşey için geç değil cinsellikten keyif almamış kadın mutlu bir kadın değildir. Cinselliğin felsefesini ve ruhunu anlamamış bir erkek de ne kendine ne de partnerine cinselliği yaşayamaz, çünkü cinsellikte biraz bencil olmalı insan karşı tarafı mutlu etmek isterken kendi arzularınızdan vazgeçersin ve zamanla seks senin için sadece görev olur. Onun için keyfini çıkarmalısın hayat kısa…

  • Bekle Beni Mutluluk, Biraz Hazırlanmam Lazım

    Bekle Beni Mutluluk, Biraz Hazırlanmam Lazım

    Mutluluk içimizde hissetmemiz gereken bir duyguyken biz sürekli dışarıdan gelen şeylere bağlıyoruz. Yeni bir araba alınca mutlu olacağım, evlenince mutlu…, çocuğum olunca.., boşanınca …, sınavı geçince .., terfi alınca mutlu olacağım. Yani mutluluk bir hedefe dönüşüyor ve bunun için de hep bir şeyleri beklememiz gerekiyor. O beklediğimiz şey gerçekleştiğinde de kısa süreli anlık bir iyi hissetme halini alıyor. Aslında o anda hissettiğimiz şey gerçekten “Mutluluk” mu? yoksa “Coşku” mu?

    Peki mutluluk nedir? Tarifini bile tam yapamadığımız herkesin farklı tanımladığı bir duygu. Kimine göre mutsuz olmamak, kimine göre sosyal statü, kariyer sahibi olmak, kimine göre zengin olmak ya da huzurlu bir aile yaşantısına sahip olmak. Ama genel bir yanılgımız var, hep bir şeylere bağlıyoruz bu mutluluk denen olguyu. Oysa mutluluk bir “His”tir. Bizim satın aldığımız ya da sahip olduğumuz şeylere kodlarsak hep dışımızda kalmaya devam edecek uçucu, anlık yükselmelerden başka bir şey olamayacak ne yazık ki!

    Mutluluğu tanımlarken sanki hep bir neşe, abartılmış bir iyi olma haliyle özdeş tutma eğilimindeyiz. Oysa mutluluk; hüzünlü bir anımızı sevdiğimiz bir dostumuzla paylaşırken de hissedebileceğimiz bir şey. Ya da sadece çocuğumuzun gülümsemesini izlerken, kedimizle oynarken, sevdiğimiz bir şarkıyı mırıldanırken.

    Duygu repertuarımız o kadar genişken, mutluluğun biraz abartıldığını düşünüyorum. İnsan olarak her duyguyu deneyimlemek bizi ruhsal anlamda çok daha zenginleştiren bir şey. Ama biz sadece mutlu olalım beklentisine kapıldığımızda çok daha derin duygular hissedebileceğimiz değerli “An” ları kaçırıyoruz. Belki de hayat; her bir “An”ı farkındalıkla hissedip ustaca yaşayabilme sanatı. Yani yaşadığımız tüm duyguların harmanlandığı “An”lar bütünü. Biz ise onu üç ay sonra gelecek, 1 yıl sonra gelecek bir tren gibi bekliyoruz. Oysa mutluluk bir sonuç değil süreçten keyif alacağımız bir hayat yolculuğu..

    Bekleyerek, hazırlanarak, sipariş vererek elde edebileceğimiz bir şey değil Mutluluk. Tüm pozitif bilimlerin, dinlerin, bütün kadım öğretilerin dediği gibi. “Mutluluk İçimizde”. Dışarıdaki şeyler eğer biz izin verirsek sadece harekete geçirebilir. Ama herhangi bir kişiye, bir duruma bağlı olamaz. Eğer öyle olursa da sürdürülebilir olamaz. Uzun zaman beklediğiniz şeylerin gerçekleştiğinde hissettiğiniz duyguyu hatırlayın. İlk başta kısa süreli bir “Haz” sonrasında kocaman bir boşluk. Hatta belki hayal kırıklığı. Bunca zaman beklediğim şey bu muydu? Bu kadar mıydı?.. Öyle anlamlar yükleriz ki o beklentiye, gerçekleştiğinde hiç bir zaman yeterli olmaz.

    Sonuç olarak mutluluk, kişilere ve durumlara bağlı olmadığında, kaynağı kendi içimizden beslendiğinde, sürekliliği olan bir Olguya dönüşür, ne yaşarsak yaşayalım.

    Son söz; mutluluğun sana gelmesini mi bekliyorsun; daha çook beklersin!!

  • MUTLU EVLİLİKTE Kİ ALTIN KURALLAR

    MUTLU EVLİLİKTE Kİ ALTIN KURALLAR

    Mutsuz evliliklere sıkça rastlasak da mutlu evliliklerle ilgili çok fazla konuşmayız. Mutsuz çiftlerin mutsuzluklarının nedenleri üzerine oldukça konuşur ve düşünürüz; ancak mutlu çiftlerin mutluluklarını nasıl sürdürdükleri, mutlu olmayı ve mutlu etmeyi nasıl başardıkları konusuna daha az odaklanırız.

    Gottman, evli çiftler üzerinde yaptığı detaylı araştırmalar sonucunda mutlu evliliklerin 9 ortak özelliğini ortaya çıkarmıştır:

    1-Mutlu çiftlerde eşler geldikleri aileden sağlıklı bir uzaklaşma gerçekleştirirler. Yani, kendi anne, babaları ve kardeşleriyle bağlarını koparmadan onlardan ayrılmayı başarırlar. Bu şekilde, eşleriyle birlikte yeni bir birim oluştururlar ve artık anne babalarının dışında yeni bir çekirdek ailenin üyesi olduklarını kabul ederler.

    2-Mutlu çiftler ‘biz’ olmayı öğrendikleri gibi, ‘ben’ i de korumayı becerirler. Eşleriyle birçok konuda birlikte davranmak, birlikte karar vermek ve birlikte düşünmek durumunda kalsalar da, gerektiğinde eşlerinden farklı düşünüp farklı davranabilirler. Eşler bazen zevk aldıkları bir faaliyet nedeniyle birbirlerinden ayrı zaman geçirmeyi başarabilirler.

    3-Cinsellik konusunda nicelik ve nitelik bakımından uyum sağlamayı becerirler. Eşler birbirlerine beklentilerini açıkça ifade ederler. Bu beklentileri karşılamaya da isteklidirler.

    4-Ebeveynlik konusunda eşler arasında uzlaşma sağlanmıştır. Çocuklarına nasıl davranacakları, hangi konularda nasıl tavır takınmaları gerektiği konusunda fikir birliğine varmışlardır.

    5-Mutlu çiftler hayatın zorluklarına birlikte göğüs gererler. Zor günlerde birbirlerine destek olmayı başarırlar.

    6-Mutlu evliliklerde de tartışmalar olur. Ancak bu çiftlerde eşler bireysel farklılıklarını kabul ederler. Tartışma sırasında öfkelerini kontrol etmeyi becerirler. Tartışma yıkıcı değil, tam tersine yapıcı olur. Bundan sonra tartışılan konuyla ilgili ne yapılacağıyla veya yapılamayacağıyla ilgili bir sonuca varılır. Böylelikle, her tartışmadan sonra eşler birbirlerini daha iyi tanıdıklarını ve ilişkilerini daha iyiye götürdüklerini hissederler.

    7-Gülmenin ilişkide önemli bir unsur olduğu düşünülmektedir. Birlikte gülen çiftlerin daha mutlu oldukları görülmüştür.

    8-Eşlerden birinin bir sıkıntısı veya sorunu olduğunda, diğeri ona destek olur. Eşler birbirini nasıl rahatlatacağını bilir ve bunu başarır.

    9-Mutlu çiftler ilişkilerinin başında birbirleriyle ilgili yarattıkları romantik hayalleri hayatta tutmayı becerirler. Eşlerinin nasıl biri olduğuna dair idealize ettikleri imaj hala, aşağı yukarı, aynıdır. İlk günlerde eşleriyle ilgili düşündüklerini bir yerlerde hala yaşatırlar.

    Gottman’ın araştırmasını çift terapistlerinin klinik deneyimleri de desteklemektedir. Bu 9 maddenin yanında her çift için farklı olan öncelikler ve mutluluk kaynakları da vardır. Ama her şeyden önce, çiftlerin ilişkileri için göstermek istedikleri çaba ilişkiyi belirleyici faktör olmaktadır.

  • ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

    Evlilik iki kişinin hayatını birleştirmesi, ‘ben’ olan yaşantının ‘biz’e dönüşmesidir. Kolay bir süreç değildir elbette. İki ayrı hayatın ortak bir mekanda birleşmesi, değişen alışkanlıklar, özgürlükler, paylaşımlar ve nitelikleri, yeni akraba ilişkileri, sorumluluklar,ekonomik değişimler çifti bu süreçte zorlayabilecek koşullardandır.
    Çiftler evlilik kararı aldıklarında bir ömür beraber yaşamayı ve mutlu olmayı hayal ederler. En özellerini, en kıymet verdiklerini eşleriyle paylaşmayı, onunla yaşlanmayı, onunla gülmeyi, onunla ağlamayı ve onunla ölmeyi isterler. Evlenirler, kavuşurlar ve mutlu olurlar. Zaman geçer, bir şeyler değişmeye başlar. Bazı çiftler sorunlarla baş eder, çözüm yolları bulurlar ama bazıları tükenir. Bir dönem mutlulukla birleştirdikleri hayatlarını, ayırmak isterler. Kimse mutluluğunu bitirmek istemez, eğer bir çift boşanmak gibi zor bir karar alıyorsa gerçekten mutsuzdur demektir. Çözüm ise boşanmak dışında bir şeyler de olabilir.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yürüttüğü “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”nda Türkiye genelinde toplam 12 bin 56 hane ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin televizyon izleme alışkanlıklarından kültürel aktivitelere katılımına, alkol kullanımından evlilik kararına kadar birçok durum incelenmiştir. En dikkat çeken sonuçlardan biri boşanma nedenlerinin sıralaması olmuştur. Genel kanının aksine boşanmada ilk sıralarda, dayak, aldatma, ekonomik yokluk yer almamaktadır. Yüzde 27,3′lük oranla “eşlerin birbirine ilgisizlik ve sorumsuzluğu” boşanma nedenlerinde açık ara birinci çıkmıştır. Bu nedeni sırasıyla, evin ekonomik geçimini sağlayamama, aldatma, dayak/kötü muamele, içki ve kumar, eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması, terk etme/edilme, eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması, çocuk olmaması, ailedeki çocuklara karşı kötü muamele, eşin tedavisi güç bir hastalığa yakalanması, hırsızlık, dolandırıcılık, gasp taciz gibi suçlar, aile içi cinsel taciz ve diğer nedenler izlemiştir.

    Eşlerin birbirleriyle yeterince ilgilenmemesi; evlilik öncesi çiftler birbirlerine fazlasıyla ilgi gösterirler, sevdiklerini özlediklerini sıkça ifade ederler. Evlendikten sonra zaten aynı yerde yaşadıkları için, birbirleriyle görüşmeleri zor olmadığı için ve birbirlerine alıştıkları için zamanla eskisi gibi ilgi göstermemeye başlarlar. Sevgi, mutluluk, kızgınlık, öfke vb duyguların ifade edilmemesi yakınlığın bozulmasına ve eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına sebep olur. Uzaklaşan insanlar problemle baş etmekte zorlanır, uyumsuz davranır ve sık sık kavga ederler.

    Sorumlulukların paylaşılmaması; değişen yaşam şartları ile birlikte evdeki ve dışardaki işlerin paylaşımı eşlerin zorlandıkları sorunlardır. Kadın ve erkeğin tüm gün çalışması, kadın çalışmadığı durumlarda iş yükünün fazla olması ve kadının zorlanması, erkeğin tüm gün stresli ve yorucu bir işte çalışması eve geldiğinde sadece dinlenmek isteyişi probleme dönüşebilecek durumlardır. Buradaki temel problem fiziksel yorgunluktan çok, eşinin kendini anlamadığını, önemsemediğini, onun için bir şey yapmak istemediğini düşünmesi ve bunların eşler arasında konuşulmamasıdır. Zevkle yapılabilecek işler zamanla eziyete dönüşür ve eşler tükenir.

    Niteliksiz iletişim; her şeyi düzeltecek olan ya da kötüye götürecek olan da iletişimdir. İletişimin bozulması, paylaşımın bozulmasına sonrasında nitelikli vakit geçirmeyi engellemeye, yan yana gelmekten hoşlanmamaya ve tahammülsüzlüğe sebep olur.
    Ekonomik sebepler; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya söz veren çiftler zamanla kötü günde tahammül edecek gücü bulamazlar kendilerinde.
    Fiziksel ve duygusal şiddet; şiddet sadece dayak değildir. Aşırı kıskançlık, kısıtlamalar, anlaşılmamak, sürekli eleştiri, duygusal açlık yaşatmak, sürekli dır dır yapmak, fiziksel zor kullanmak, duygusal zor kullanmak eşleri birbirlerinden uzaklaştıracak sebeplerdendir.

    SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN, İSTER MİSİNİZ?

    Evlendikten sonra önce iki kişilik bir aile olun, sonra ailenize yeni bir birey ekleyin, en az iki yıl birbirinizi tanımak ve uyum sağlamak için yeterli bir süre olabilir.
    Eşinizi tanıyın; ne onu çok incitir? Ne onu çok mutlu eder? Ne onu deliye döndürür? Neye dayanamaz hemen barışır? Ne onun suratını astırır ve nasıl düzelir? Bunları bilin ve bu bilgileri iyi olmak için kullanın,
    Birbirinizin zaaflarını ve acılarını kaşımayın aksine acılarınıza merhem olmak için birliktesiniz,
    Birbirinizi eleştirmeyin, eksikliklerinizi sevgiyle ifade edin, birbirinizi tamamlayın çünkü o yüzden evlisiniz bunu hep hatırlayın,
    En çok ilgi beklediğiniz insan eşinizdir değil mi? Aynı şekilde o da sizden ilgi ve sevgi bekler. Bu her şeyden önemlidir. Unutmayın eşinizle huzuru ve mutluluğu sağlamazsanız, kendinizi iyi hissedemezsiniz. Birbirinizden beklentilerinizi konuşun ve isteklerinizi uygulamaya geçirin, hem de hemen,
    Evdeki ve dışarıdaki sorumluluklarla ilgili sorunlar yaşıyorsanız ve bunu bir türlü çözemediğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur, yeter ki çözmek isteyin ve çözüm odaklı olun ikiniz de. Unutmayın çözümsüz düşündüğünüz konularda tepki gösteriyor olabilirsiniz, konu üzerinde konuşmaya başladıkça aslında sorunun başka yerlere kaymaya başladığını siz de göreceksiniz,
    Duyguları paylaşmak şifa verir. Hissettiğiniz her şeyi eşinizle konuşun, biriktirmeyin. Bu şekilde duygusal patlamalar yaşamamış, sorunları büyütmemiş olursunuz,
    Nitelikli iletişim kurmak önemlidir. Eşinizi fark edin, değer verin, dinleyin, anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin,
    İstediğiz olsun diye ya da başka sebeplerle duygusal ya da fiziksel şiddet kullanmayın. Bu aciz bir yöntemdir, daha olgun olan öfkenizi ve kızgınlığınızı ifade edebilme becerisini kazanmaktır,
    Ailelerle ilgili yaşadığınız sorunlarda, eşinizin yanında olun, birbirinizi anlamaya çalışın. Unutmayın sizin aileniz ne kadar kıymetliyse eşinizin ailesi de o kadar kıymetlidir. Her biriniz kendi ailesiyle eşi arasında süzgeçli bir form oluşturun, her yaşanan olayı ya da her duyduğunuzu eşinize söylemeyin, yerinde ve yeterince aktarın,
    Eşinizin her türlü ihtiyacını önemseyin, birbirinizin önemsediği şeylere, hobilerine, hedeflerine ve işine saygı duyun,
    Çocuklarınızın fiziksel, sosyal, psikolojik ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuklarınızla nitelikli vakit geçirin, ve onları koşulsuz sevin,
    Her çift sorun yaşar, her çift krizlerle savaşmak zorundadır. Önemli olan krizleri avantaja dönüştürebilme becerisi kazanmaktır. Sorunlarınızı çözemiyorsanız, eşinizle uyum sorunlarınız her geçen gün artıyorsa destek alın. Çünkü çift olarak kendinize bakamayabilirsiniz, dışarıdan bir profesyonelin size söyleyeceği bir iki cümle evliliğinizi kurtarabilir, sizin mutlu olmanızı sağlayabilir.

  • MUTSUZ EVLİLİKLER ARTIYOR

    MUTSUZ EVLİLİKLER ARTIYOR

    Ekonomik kriz kişilerin psikolojisini bozuyor. Bu gerginlik evlilikleri de olumsuz etkiliyor. Biz bu durumu biliyoruz. Ekonomik kriz işsizliği arttırıyor. Kişiler işsiz kalıyor, işlerini kaybediyor, iş yerleri kapanıyor, iflaslar artıyor. Bu durumlar evlilikleri temelinden sarsıyor. Bütün bunları biliyoruz. Şimdi size anlatmak istediğim tüm bunlardan farklı bir durum. Ekonomik krizli dönemlerde boşanmalar artar. Günümüzde evliliklerde bir farklı yaklaşım gözleniyor. Evli çiftler ayrılmaları gerektiği konusunda hem fikirler. Artık çocuk etkilenir diye bir korkunun arkasına saklanmıyorlar. Artık evli çiftler çocuklarına boşanmanın her ikisi içinde doğru olduğunu anlatmak konusunda da sorun yaşamıyorlar. Bu zorluğu da aşmışlar. En sıkıntılı nokta boşandıklarında nerde ve bu parasızlıkta nasıl yaşamlarının sürdürebileceklerini bulamadıkları için boşanamıyorlar. Boşanamadıkları için de mutsuz evliliklerini götürüyorlar. Bu aşamada dışarıdan evli gibi görünüyorlar. İçerde aynı evi paylaşan iki yetişkin biçiminde yaşıyorlar. Bu aşamada onlar netleşmişler.Çocuklar artık kavga gürültü dinlemiyor. Bu defa çevre onları hala evli bildiği için kendilerine yeni ilişkiler kuramıyorlar. Bu durum onları sıkıntıya sokacağa benziyor. Hayat hızlı geçiyor. Ömür böyle mutsuz tüketilip gidiyor. Böyle ilişkilerde toplum daha hoşgörülü olmalıdır. Kişiler kendi hayatlarını hızla kurabilmek için toplumunda desteğine ihtiyaç duyarlar. Evli çiftler ömürlerini daha önceleri çocukları için feda ediyorlardı. Şimdi de hem ekonomik kriz hem de toplum ne der biçiminde feda etmeye devam ediyorlar. Zorunlu evlilikler değil mutlu evlilikler insanları geliştirir. Mutlu insanlar mutlu toplumları oluştururlar. Hayat değerlidir. İnsanlar değerlidir. Hayatınızı yaşamayı hiçbir nedenle ertelemeyin. Mutluluğa doğru gidin. Onu yakalamaya çalışın. İmkanları zorlayın. Yaşamı aydınlatın. Kendi yaşamınıza sahip çıkın. Yön verin. Hayatınızı elinize alın. Mutluluk verilmez. Beklemeyin. Mutluluğunuzu siz almalısınız. Siz mutlu olduğunuzda göreceksiniz ki her şey daha farklı ve güzel görünecektir.

  • FARKLILIKLARI KABULLENMEK YA DA KABULLENMEMEK II

    FARKLILIKLARI KABULLENMEK YA DA KABULLENMEMEK II

    Önceki yazımda farklılıklarla dolu bir dünyada benzeyerek ya da benzeterek yaşamaya çalışıyoruz, hem kendimize hem de sevdiklerimize hayatı çekilmez hale getiriyoruz, O halde ne yapmalıyız da hayatı çekilmez duruma getiren yıkıcı çatışmalardan, anlaşmazlıklardan kendimizi korumalıyız? Bu konuda sihirli bir reçete var mı? Bu soruların cevabını sonraki yazımda vereceğim demiştim…

    Yıkıcı çatışmalar ve anlaşmazlıklardan korunmanın sihirli bir reçetesi ne yazık ki bu güne kadar yazılmadı… Ancak bununla birlikte bazı temel ilkelere uygun hareket edildiğinde farklılıkların, uzlaşma, dostluk, yaratıcılık ve sinerji ile sonuçlanmasının olanaklı olacağı birçok araştırma ile ortaya konuldu.

    Farklılıklardan kavga değil de zenginlik yaratmanın ilk adımı, onu reddetmek yerine kabul etmektir… (Sanırım redetmek kabul etmekten daha kolay geliyor insanlara) Bunu farklılıkların doğanın ve onun en güçlü varlığı olan insanın temel özelliği olduğunu, farklılıkları yok etmenin insanları yok etmek anlamına geleceğini, bunun da mümkün olmadığını aklımızdan çıkarmayarak başarabiliriz… Bu noktada bir başka gerçeği daha hatırlamak işimizi kolaylaştırabilecektir… O da; bireysel farklılıklar karşısında başkasından değil de kendimizden sorumlu olduğumuz, dolayısıyla başkalarını değil de kendimizi değiştirmeye çaba göstermemizin daha doğru olacağıdır…

    Kendimizi kontrol edebilme, değiştirebilmenin en kolay yolu; kendimizi ve farklılıklar karşısındaki tutumumuzu tanımaya çalışmaktır… Ben kimim? Nelerden hoşlanıyorum? Nelerden hoşlanmıyorum? Başkalarıyla ortak yanlarım neler?.. Onlardan ayrılan yanlarım neler?.. Başkalarından farklı olduğum konularla onlarla nasıl etkileşim içinde oluyorum?.. Farklı görüş ve düşünceler karşısında nasıl davranış gösteriyorum? Bu davranışlarımla hangi sonuçlara ulaşıyorum?.. Ulaştığım sonuçlar beni ne kadar mutlu ediyor?.. Karşımdaki insanı ne kadar mutlu ediyor? Beni ve çevremdekileri ne kadar rahatsız ediyor? Bu güne kadar farklılıklar karşısında gösterdiğim tutumların sonuçları neler oldu? vb. gibi soruları cevaplandırarak bunu başarabiliriz. Kendimizi ve farklılıklar karşısındaki tutumumuzu bilmemiz, bizi çoğu zaman farkında olmadan gösterdiğimiz yanlış ve ani tepkilerden koruyarak, farklılıklar karşısında daha akılcı davranmamıza yardım edecektir… Bu da farklılıklarla dolu bir dünyada mutlu olmayı başarabilmemizi kolaylaştıracaktır.

    Eğer, evde anne ve babalar; okullarda öğretmen ve yöneticiler; işyerinde işgörenler ve patronlar; maçlarda izleyici, yollarda sürücü kısaca insanlar olarak kavgasız yaşamak ve mutlu olmayı istiyorsak; önce insan olduğumuzu ve dolayısıyla farklı olduğumuzu kabullenmeliyiz… Bireysel farklılıklara hoşgörüyle yaklaşmalıyız… Sonra da kendimizi bilmeliyiz. Yoksa mutluluğun yazılmış bir reçetesi henüz ne yazık ki bulunamadı.

    Dostlukla…