Etiket: Mutlu

  • Pozitif Aile Terapisi

    Pozitif Aile Terapisi

    Yaşamımızda birçok farklı ilişki türü vardır. İlişkilerin de farklı seviyeleri vardır. Bazı insanlar bir nedenle ya da sadece bir dönem hayatımıza girerler ve sonra kaybolurlar. Bazı ilişkiler ise sürekli ilişkilerdir. Hepimiz bir aileye dahil olmak üzere dünyaya gözlerimizi açarız. Sevgi, bağlılık ve dayanışma gibi yaşamsal duyguları ilk olarak ailemizde deneyimleriz. Mutlu bir aile ilişkisine sahip olmak yaşamdaki en değerli mutluluk kaynaklarından birisidir. Ne var ki aile içi sorunlar ve çatışmalar ortaya çıktığında, mutluluğumuzu olumsuz etkilemeye başlar. Olumsuz iletişim, öfke, aşağılama ve hayal kırıklığı ortaya çıkar ve bu da ilişkileri riske atar. Anlaşmazlıklar tabii ki ilişkinin bir parçasıdır. Ancak daha iyi bir anlayış ve olumlu iletişimle anlaşmazlıkları çözme yollarını bulabilirsiniz.

    İlişkiler birçok yönden bitkilere benzer. Eğer onları besler ve ilgilenirsek büyür ve gelişirler. Ancak onları ihmal eder ve görmezden gelirsek, yabani bir şekilde büyür ya da yaşamlarını kaybederler. İlişkiler heyecan verici ve canlandırıcı olabildiği gibi kurutucu da olabilir. Bazı ilişkiler, bizi güçlendirirken, bazıları bizi yorar. Bazı ilişkiler çabaya gerek duymaz, ama bazı ilişkiler yoğun bir çaba ve emek gerektirir.

    Aile ve çift terapisi, çatışmaları tanımlamak, çözmek ve etkili iletişim kurabilmek için etkili bir yöntemdir. Aile ve çift terapisi, size aile ve ilişki içinde yaşadığınız duygusal sorunlar için etkili araçlar sunar. Olumsuz yönlere değil, sizi bir arada tutan olumlu yönlere odaklanma alışkanlığı geliştirmenizi sağlar. Ailenizi ve ilişkilerinizi güçlendirmek, eşsiz ve mutlu ilişkilere sahip olmak için size umut ve cesaret verir. Farklı kişiliklere sahip olmanın zenginliğini ilişkilerinize yansıtmanız için kapı açar. Aile terapisi sona erdiğinde, kalbinizdeki sevginin gücünü hem kendiniz hem de ailenizin mutluluğu için kullanmaya başlarsınız.

    Pozitif Aile Terapisi, Avrupa Psikoterapi Birliği tarafından onaylanan bir psikoterapi yöntemidir ve yüksek oranda etkin olduğu yapılan bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. İnsana bakış açısı pozitiftir ve her insanın kendi kapasitesini geliştirme yeteneği olduğuna inanır.

    Aile ve İlişki Problemlerinde Çalışma Konuları

    • Aile Terapisi
    • Aile İçi Duygusal İletişimi Geliştirme
    • Evlilik Öncesi Danışmanlık
    • Evlilik Danışmanlığı
    • Boşanma Sürecinde Danışmanlık
    • İlişki Danışmanlığı

    Hayalinizdeki ilişkilere ulaşmanız mümkün. Tek yapmanız gereken çaba, sabır ve kararlılıkla ilişkilerinizi beslemek. Buna değer…

  • Mutlu Aşk Var Mıdır?

    Mutlu Aşk Var Mıdır?

    MUTLULUK AŞK SEVGİ EVLİLİK İPUÇLARI: MUTLULUK NEDİR? NASIL MUTLU OLURUZ?

    Çoğu insana “Mutluluk” tanımını kendilerince tarif etmelerini istesek, “Mutlu bir aile ve mutlu bir yuva kurmuş olmak” şeklinde tanımlıyorlar. Peki, nedir gerçek mutluluk, bir aile kurmak mutluluk için geçerli bir formül müdür? Haydi, gelin hep birlikte biraz bunun üzerine düşünelim değerli dostlar.

    Dilerseniz öncelikle “Aşk” nedir sorusu ile başlayalım düşünmeye. Aşk’ın ne olduğunu bin kişiye sorsak, bin ayrı cevap alırız, zira herkes kendi yaşadıklarından yola çıkarak aşk ve mutluluğun kendince tarifini yapacaktır:

    AŞK MUTLULUK TARİFLERİ:

    • Aşk, muhteşem bir duygudur.

    • Aşk, uzak durulması gereken bir şeydir.

    • Bir daha asla âşık olmayacağım.

    • Evlilik, aşkı öldürüyor.

    • Aman sakın evlenmeyin, birbirinizden bıkarsınız, vb…. daha neler neler, hepsi tanıdık geldi değil mi bu söylemlerin?

    Etrafımızdaki birçok kişi kendi deneyimlerini anlatıyor oysa. Peki, gerçek anlamda aşk nedir?

    Aşk, senden çıkan, karşısındaki yansıyacak yüzey bulup, sana geri dönen duygudur. Yani en az 2 kişi gereklidir, birisinden diğerine karşı hissedilen duygular vardır, bu duygular diğer kişiye uygun ortam ve mesajlar ile iletilir. Ardından karşımızdaki kişide ilettiğimiz duygular bir etkileşime girer ve bize geri dönen duygusal mesajlar ile yanıt ulaşır. İşte AŞK duygusu, o kişiden mesaj bize ulaştığında, asıl ilk duygu mesajını ileten kişinin biz olduğumuzu unutmamızdır.

    NEDEN ZORDUR MUTLULUK VE AŞIK OLMAK

    Âşık olmak zordur, mutluluk kolay değildir. Kişi âşık olabilmek adına önce kendisini tanımalıdır. Eksik yönlerini keşfedebilmeli, bununla yüzleşebilmelidir. İnsani eksiklerimiz olduğu ile barışmak ve kendimizi tamamlamak adına uğraşılar ve meşgaleler bulmak konusunda pozitif adım atmış olmalıdır mutlu olmak isteyen insan. Yani mutlu insan olmak yolunda bolca fırın ekmek yemek gereklidir.

    Kendisini gerçek anlamda tanımayan, kişilik özeliklerini farkında olmayan, istek ve arzularını bilmeyen, sınırlarını keşfetmemiş kişi henüz olgun değildir. Duygusal ve düşünsel olarak olgunlaşmamış kişi âşık olamaz, şehvet ile şefkat duygularını karıştırır.

    Geçmişte işler belki de biraz daha kolay yürüyordu, eşlerin seçiminde aileler karar veriyordu ve görücü usulü ile evlenip aile kuruyordu insanlar. Bu yazıyı okuyan siz değerli dostlarımızın ailelerinde bile belki de anne babalarımız görücü usulüyle evlenmiş olabilirler ve belki de hepimizden çok daha mutlu bir ömrü birlikte paylaşmış da olabilirler. Yani aşk yaşayarak evlenmek ve yuva kurmak ile görücü usulüyle evlenmek arasında “mutluluk” tanımı açısından bir avantaj farkı olduğunu iddia etmek pek mümkün olmayacaktır.

    SÖZÜN ÖZÜ: MUTLU AŞK VAR MIDIR?

    Sözün özü sence nedir, derseniz a dostlar, öncelikle hepimiz insan olduğumuzu hatırlayalım, hepimiz ölümlüyüz, hepimiz eksiğiz. Yaşam hep bir tamamlanma mücadelesi olacaktır bizler için. Kitap yazmak, yemek yapmak, resim yapmak, işe gitmek, evi derlemek toplamak, çocukları uyutmak, ödev yapmak… Hepsi kendimizi tamamlamak için meşrebimize göre bulduğumuz, seçtiğimiz farklı farklı tamamlanma yolları.

    Kişi kendisini ne kadar iyi tanırsa, eksiklerini o kadar iyi fark eder ve tamamlanmak için çok daha verimli ve uygun yöntemler seçer. Tamamlanma yolculuğunda olan insan, olgunlaşma yolunda ilerliyor demektir. Kendilerini tanıyan bilen kişilerin kurduğu ilişkiler çok daha paylaşımcı, tamamlayıcı ve mutluluk odaklı olacaktır.

    Mutluluk, çiftin kendilerini huzurlu ve tamamlanmış hissettiklerinde algıladıkları durumdur.

  • Bağlanma Stillerimiz ve Partner Seçimlerimiz

    Bağlanma Stillerimiz ve Partner Seçimlerimiz

    Aşk yakınlık, bağlanma, güven, saygı ve sevgi gibi duyguları beraberinde getirmektedir.

    Kişilerin çocukluklarında hatta bebeklikte bakım verenleri ile (anne-baba,bakıcı)ilişkilerinde temelleri atılan bağlanma stilleri ileriki yaşlarda onların romantik ilişkilerinde de belirleyici olur.

    Güvenli Bağlanma Stili:Sevgilimle kolaylıkla yakınlık kurabiliyorum. Rahatlıkla ona bağlanabiliyorum ve o da bana bağlanabiliyor. Terk edilmekten ya da bir başkasının bana çok yakınlaşmasından endişelenmem.

    Bu tarz bağlanma stiline sahip bireyler, kolayca yakın ilişkiler kurabildiklerini ve ilişkilerinin doyurucu olduğunu belirtmişlerdir.

    Bu gruptan yetişkinler ilişkilerinde çok az sorun yaşamakta ve ilişkileri genellikle uzun süreli olmaktadır.

    Güvenli bağlanma stili olan yetişkinlerin, romantik ilişkilerinde daha mutlu, kendilerini güvenli ve birlikte oldukları kişilerin hatalarına karşın onlar için destekleyici oldukları görülmüştür. 

    Kaçınmacı Bağlanma Stili: Başkalarıyla rahatlıkla yakınlık kuramıyorum ve bağlanmakta güçlükler yaşıyorum. Sevgilim bana çok yakın olduğunda sinirleniyorum. Benim istediğimden daha fazla benimle yakınlık kurmak istediğini düşünüyorum.

    Bu kişiler, yakınlık kurmak istememektedirler.

    Bu bireyler, birlikte oldukları kişilere karşı soğuk ve mesafelidirler.

    İlişkilerinde kıskanç ve sık sık duygusal iniş ve çıkışlar yaşamaktadırlar

    KAYGILI-KARARSIZ Bağlanma Stili: Sevgilim benim istediğim kadar benimle yakınlık kurmak istemiyor. Genellikle sevgilimin beni gerçekten sevmediğini ya da benimle birlikte olmak istemediğini düşünüyorum.

    Bu kişiler, romantik ilişkilerinde birlikte oldukları kişilerin  kendilerini terk edeceğinden endişe duyduklarına işaret etmişlerdir.

    Eşlerine böyle bağlanan yetişkinlerin ilişkilerinde kıskanç, oldukça cinselliğe önem verdikleri ve ilişkilerinde çok sık duygusal iniş çıkışlar yaşadıkları gözlenmiştir.

    Son olarak, bu bireyler eşleri tarafından reddedilecekleri endişesi taşımaktadırlar.

    Güvenli bağlanma stiline sahip kişilerin kendileri gibi güvenli bağlanmaya sahip kişilerle mutlu oldukları görülmektedir. Kaygılı-kararsız kişiler ise şikayet etmelerine rağmen akıllarında sürekli terk edilecekleri, ilgi görmeyecekleri beklentisini taşıdıkları için bu beklentilerini doğru çıkaracak olan kaçıngan bireylerle ilişki kurma eğilimindedirler. Kaygılı-kaçıngan kişilerin güvenli bağlanma modeline sahip kişilerle romantik ilişki kurarak kendilerine yönelik algılarını olumlu hale getirerek mutlu olmaları sağlanabilir. Kaygılı kişiler de yakınlıktan kaçınmalarına rağmen kendilerine aşırı ilgi gösterecek kaygılı-kararsız kişileri seçerler. Kaygılı kişilerin de güvenli bağlanma stiline sahip kişilerle daha mutlu aşk ilişkileri yaşayabilecekleri açıktır.

    Özetle diyebiliriz ki, partner seçimlerinizde bağlanma stili güvenli olan adayları değerlendirin, mutlu olun.

     Peki sizin bağlanma stiliniz ve partner seçiminiz hangisi?

  • Evlilik Terapisi

    Evlilik Terapisi

    Evlilik hayatımızın en önemli dönüm noktalarından biridir.Evlilik öncesi dönemde bir çok stresli karar,masraf,beklenti ve yeni roller çiftleri bekler.Özel ilişkilerimizde bazen detaylara o kadar takılıyoruz ki, birbirimizle ilgilenmeyi hatta diğerinin orda hangi amaçla bulunduğunuzu unutuyoruz. Mutluluğunuza hizmet etmesi gereken şeylerin mutsuzluk kaynağına dönüşmesine izin vermeyin. Düğün öncesi çiftlerin daha çok tartışmalar, gerginlikler yaşadıklarını görürüz. Genellikle bu tartışmalar ev,eşya gibi konulardadır. Düğün öncesi yapılanların hepsi sizin mutluluğunuz içindir. Sevdiklerinizle oturmak için o koltuk. Başında tartışma yapılsın diye değildir. Bizim esas hedefimiz sevdiğimiz kişiyle mutlu bir yuva kurmak, hayatı paylaşmak, keyif almak değil mi? Sevdiğinizle mutlu olmak için çıktığınız bu yolda  ev,eşya,ıvır zıvır başında kavga edip esas hedefinizi unutmayın. Bir eşya sizi mutlu ediyorsa, ilişkinize anlam katıyorsa faydalı ve anlamlıdır. Aranızdaki ilişkinin niteliği dışında her şey detaydır.Eşiniz ile aranız iyiyse, sağlıklı bir temasınız varsa mutlu olursunuz.Evlendiniz,balayından döndünüz evliliğin birinci virajını alıp eşinizle aynı evde rutin yaşama dönüş yaptığınızda ikinci viraja geldiniz.Bu viraj biraz keskin ve uzun olabilir. 

    Evliliğin ilk yılı sorumluluğunun yavaş yavaş kendini hissettirdiği dönemdir. Evlenmiş olmak için evlenenlerin (görücü usulü,sosyal baskı gibi…) en çok zorlandığı dönemdir.Bu dönemde evliliğe adaptasyonu kolaylaştırmak için evlilikten ne bekliyorum sorusunu değil de evliliğe ne verebilirim sorusunu kendinize sorun.Evlendiğiniz zaman sadece o kişi ile evlenmiyorsunuz.O kişinin bir hayatı,bir yaşam kümesi var.Maç mı seviyor yine sevecek,arkadaşlarıyla ilişkisi azalacak ama sıfıra inmeyecek,inmesi sağlıklı değildir.’Evlendik artık önceliği ben olayım’ öğrenilen yanlış bir ezberdir.Durun acele etmeyin.Önce siz evliliğe alışın.İkinizi bir fanusa koyup dünyanın geri kalanından soyutlandıramayız.Biz birbirimize yeteriz diyorsanız yetemeyeceğinizi, çabuk bitebileceğinizi söylemek zorundayım. Birbiri dışında şarj olmayan çiftler ya çabuk tükenir ya da ölü bir ilişki içinde olur. Karşınızdakini olduğu gibi tanımak ve kabullenmek gerekir. Sevmek kabullenmektir. Evleneceğiniz insana iyi bakın ve iyi tanıyın.Siz onun hayatına girdiğinizde,bir yuva kurduğunuzda o yine aynı insan olarak kalacak.Değişmeyecek.Bir hayat kurmak demek eskileri yıkıp yeni bir şey inşa etmek değildir.İki yol birleşiyor ve yeni bir yol olarak devam ediyor. Bir şey bitip yeni bir şey başlamıyor.Siz bir X eşiniz de bir Y olarak,sizi X ve Y yapan olgularla ile bir küme (aile) oluşturursunuz. Ne ben X olayım ne de eşim Y olsun bunları atalım bir kenara birlikte bir Z olalım diyorsanız sağlıksız bir evliliğin temelini atmış olursunuz.Eski hemen bitsin istiyoruz.Çocukluğunuzdan bu yana cebinizde biriktirdiğiniz yaşam,evlilik,hayat hakkındaki bilgileriniz ve bakış açınız ile bu yolculuktasınız. Eşinizin cebindekiler sizin cebinizdekilerden farklı olabilir.Bu noktada ben’leri koruyarak biz olmayı öğrenmemiz gerekir. Her ikiniz de bireysel ilgi alanlarınız ve hobilerinize zaman ayırın. Kişinin kendine özel zaman ayırmasına ‘bireyselleşme’, çift olarak başka çiftlerle bir arada olmalarına ise ‘sosyalleşme’ adını veriyoruz. Sosyalleşen ve bireyselleşen bir çift hem kendini özgür hisseder hem de ‘biz kimliği’ geliştirebilir ve bu kimliğini koruyabilir.

    Evliliğin ilk yıllarında görülen problemlerden biri de eşlerin birbilerine gerçekçi olmayan sınırlar getirmeye çalışmasıdır.Artık evli bir kadınsın/adamsın  diyerek karşımızdakine sınırlar getirmeye çalışırız. Artık evli bir insansın önceliğin eşin olmalı baskısı kurulur.Ancak eş olmak hayatımızdaki rollerden bir tanesi. Bizler birilerinin evladı,birilerinin arkadaşı, birilerinin kardeşi,öğretmeni,yeğeni,komşusu,dostu ya da düşmanıyız.Rollerimizden sıyrılamayız.Evliliğin büyümesi ve gelişmesi için zamana ihtiyacı vardır.Kavga ederek,zorlayarak  sağlıklı bir yere varmanız mümkün değildir. Ben önceliği değilim, varsa yoksa ailesi, arkadaşları benden kıymetlidir sitemlerini danışanlarımdan çokça duyarım. Lütfen böyle bir kıyaslama içine sokmayın kendinizi.Değerinizi böyle ölçmeyin.Bu sizin daha az önemli olduğu anlamına gelmez.

    Diğer bir ilişki hatası çatışmalarda eşlerin suçlu ile suçsuzu ayırt etmeye çabasında olmasıdır.Evlilik kurumu hem sanığın hem mağdurun hem de hakimin eşlerin olduğu bir mahkeme değildir.Çiftler, terapilerde benden ilişkilerinin hakemi olmasını bekleyerek ‘hocam haksız mıyım?,yanlış mıyım? Bu konuda  suçlu muyum ?’ gibi sorular yöneltirler.Aslında bir yerden sonra suçun kimde olduğunun çokta önemi yoktur.Sonuçta bu geminin yürümesi için birinin suçu telafi etmesi gerekir. Hatalı olan değil de müsait olan da hatayı onarabilir. Âmâ hep bir taraf onanırsa da olmaz. Adalet duygusu kaybolur. Hep onaran kişi kurban durumuna düşer en kötüsü de  artık kendini mecbur hissetmesidir. Yorgun ve öfkelidir. İçine atsa hasta, dışına atsa sorunlu kişi olur. Sağlıklı aile akşam iyi yatan sabah iyi kalkan ailedir der sevgili hocam Prof.Dr.Hürol Fışıloğlu.Eğer bir aile yatağa giderken mutlu değilse yatıncaya kadar sorunlarını çözememiş demektir.Aynı şekilde sabah kalkıp herkes kendi aktivitelerine iyi başlayamıyorsa,evden çıkanlar evden mutlu çıkamıyor,evde kalanlar mutlu kalamıyor.

    Mutlu evlilik demek her iki eşin de faydasına olan ilişki demektir.Bir taraf bedel öderken,diğer taraf elde edilen faydalı sömürüyorsa ilişkideki denge bozulur.İlişkide daha çok yük çeken kızgın ve öfkelidir.Bu yüzden isteklerinin karşılanması için baskı kuramaya başlar.Cezalandırmanın,baskı kurmanın,zorlamanın,tehdit etmenin işe yaradığı görülmemiştir. Taşıdığımız fazla yükleri sakince bırakıp eşinizi nazikçe yönlendirmenin yollarını bulmaya çalışın.Bu yöntemler nedir diye sorarlar danışanlarım genellikle cevabım hep şu şekilde olur;eşinizi en iyi siz tanıyorsunuz,eşinizi mutlu eden  ve etmeyen şeyler,anlayış gösterebildiği ya da hiç anlayış gösteremediği konular,tolere edebildiği ya da edemediği olaylar sizlere ipucudur.Alışkın olduğunuz yolları bırakıp tembellik etmeden yeni yollar keşfetmeye çalışırsanız her zaman kapılar açılır.Bu konuda evlilik terapistlerinden danışmanlık alabilirsiniz.

    Evlilik terapistlerinin kendi düşünceleriyle taraflardan birini ikna etmeye çalışacağı ön yargısı maalesef yaygındır. Çiftler iletişim bozukluğu yaşandığında haklı olduklarını, bir başkasının fikrine ihtiyaç duymadığını söyleyerek çoğu zaman terapiste gelmeyi kabul etmezler. Hâlbuki terapistin görevi çifte ne yapacağını söylemek ya da haklı ve haksızı ayıran bir hakem olmak değildir. Çiftlerin  aralarında kendilerinin farkında olmadıkları iletişim sorunlarını tespit etmek, birbirlerini anlamalarını sağlamak, çatışmaları yönetmeyi öğrendikleri,sorunlarını konuşarak çözebilecekleri bir süreç başlatmaktır.Evlilik terapisi sadece çatışmalı çiftler için var olan bir yöntem değil aynı zamanda hem ilişkisel hem de cinsel uyumsuzlukların çözümünde ya da zenginleşmesinde önemli bir katkı yapabilir. Bu nedenle alanında uzman bir evlilik terapistinden destek almaktan da asla çekinmeyin.Çift terapistine başvurmak için belli bir zaman yoktur. Evli çiftler başvurabildiği gibi evlenmek üzere olanlar da başvurabilirler. Amaç sağlıklı iletişimin sağlanması ve çiftin kendi dinamikleriyle kendi sorunlarını çözebilecekleri noktaya gelmeleridir. Hatta evlilik aşamasında olan kişilerin başvurduğunda daha olumlu sonuçlar alınabilir. Zira yeni başlayan bir ilişkiyi yapılandırmaya çalışmak bozulmuş bir ilişkiyi düzeltmekten daha kolaydır.

    Gottman, Seattle’daki atölyede evli çiftleri bir araya getiriyor. Evliliklerinden doyum aldığını ve mutlu olduğunu söyleyen çiftlerin bunu nasıl başardıklarını araştırıyor. Evlilikleri durağan ya da kötüye giden çiftlerden bu çiftleri ayıranın ne olduğunu bulmak için bir grup uzman ile çiftleri günler boyu kontrollü şartlar altında gözlemliyor. Araştırma neticesinde, çiftlerin, mum ışığında akşam yemeği yiyerek daha mutlu olduklarını ya da pahalı hediyelerle aşklarını canlandırdıklarını değil, günlük yaşamda eşleri ile beraber geçirdikleri, belirli temalar üzerine kurulu 2 ila 35 dakikalık anların mutlu çiftlerin ortak noktası olduğu ortaya çıkıyor. Her çift bu dakikaları kendine özgü bir biçimde geçiriyor olsa da ortak temalar üzerinde buluşuyor. Haftada toplam beş saat süren bu aktiviteleri rutine oturtan çiftlerin ilişkilerindeki mutluluğunun giderek artmakta olduğu görülüyor.

  • İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    Kariyer, başarılı evlilik, eğitim, bir şeyler satın almak, tatile çıkmak ve daha bir çok şey kendimizi “iyi hissetmek” için hayalini kurduğumuz şeyler. İyi bir kariyere sahip olursanız, kendi standartlarınıza göre dört dörtlük bir eş bulur ve yine ondan dört dörtlük çocuklara sahip olursanız, o harika arabayı satın alırsanız ve üstüne bir de işyerinde düzenli terfi aldığınızda…. HAYIR! Maalesef ne yapılan araştırmalar, ne de yaşamsal deneyimler bunu doğruluyor! Satın aldıklarınızla ya da mükemmele ulaşma hayallerinizin gerçekleşmesi ile iyi hissedebileceğinizi düşünüyorsanız; mutsuzluğunuzun sebebi sizin yarattığınız bu illüzyon.

    <

    Yapılan araştırmalar insana iyi hissettiren yani insanı mutlu eden şeylerin başında “seks” i sıralıyor. Tabi ki doğanın devamı için gerekli olan üreme davranışı tam ve gerçek anlamda ve insana uyarlanmış hali ile yaşanırsa, yani içerisinde romantizm, fantezi, samimiyet, kendi bedenini olduğu gibi kabullenme ve partnerinle uyumlu olma gibi gereklilikleri yerine getirirse kişiyi gerçekten mutlu edebilir. Bunları yerine getirmeyen seks ise insanı mutsuz edebilir ki iyi haber bu noktadaki çiftlerin sahip olduğu cinsel fonksiyon bozukluklarını cinsel terapiyle tedavi edebiliyoruz.

    İnsanları iyi hissettiren davranışlarda kinci sırada ise; insanlarla sohbet etmek geliyor, yani iletişim kurmak. Anlatmak, dinlenmek, dinlemek, fikir almak ve en önemlisi onay almak. Doğduğumuz andan itibaren “onaylanmak” psikolojimiz ve nasıl hissettiğimiz üzerinde önemli bir söz sahibi. Çocukken etrafımızda olan ve bizi onaylaması gereken kişiler yakın çevremizdedir ; yani kontrolümüz ve seçimimiz dışındaki ailemiz, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımızdır. Bu çevrede sürekli eleştiren ve onaylamakla ilgili meselesi olan insanlara sahipsek o çocukluktan epey yaralı çıkabiliyoruz. Ama her çocukluğun bir çıkışı var neyse ki. Yetişkin olmaya başladığınız noktada sizi çocukken eleştiren ve bizi beğenmeyen insanlardan dolayı hissettiğiniz değersizlik duygularına tekrar bir göz atıp kendinizle barışırken, çevrenizdeki yetişkinlerin onay vermeme halinin onların kendileriyle ilgili bir mesele olduğunu fark ederek hafiflemeyi seçmeliyiz.

    İYİ HİSSETTİREN İNSANLAR BİRİKTİRİN!

    Herkesin çevresinde olumlu ve olumsuz insanlar vardır. Yani her duruma karşı olumsuz yaklaşan insanlar olduğu gibi olaylara pozitif bakarak insana kendini iyi hissettiren, felaketleştirme yerine çözüm odaklı yorumlar yapan kişiler de vardır. Kendinizi kötü hissettiğiniz anlarda size iyi gelen bir kişiyle konuşun. Tercihen yüz yüze gerçekleşecek bu konuşmada kontrolünüz dışında gelişen olumsuz bir gidişat olursa ise konuşmayı kısa kesip bitirin ve şansınızı başka biriyle deneyin.

    ESNEME HAREKETLERİ İLE HAYATINIZI ESNETİN.

    İnsanın zihinsel süreçlerine bedeni, bedensel süreçlerine zihni eşlik eder. Yani zihin olarak gergin ve stresliyken bedenimizde gergin ve streslidir. Bu yüzden bu döngüyü bedenle kırmak yine iyi hissetme önerilerim arasında.

    Uzun süre masa başı bir işte çalışmak, ya da sınıfta hareketsiz ders dinlemek uykunuzun gelmesi, kendinizi mutsuz hissetmeniz gibi zihinsel semptomlara sebep olabilir. Böyle durumlarda ellerinizi havaya kaldırıp avuçlarınızı açıp kapattığınızda bile serotonin yani mutluluk hormonu salgılama oranınız epey artar. Mümkünse yerinizde ayağa kalkıp esnerseniz sonuç daha iyi olacaktır.

    MEDİTASYON EN GÜZEL TERAPİ

    Meditasyon bilinenin aksine hiçbir şey düşünmemeye çalışmak değil, zihni izlemeye, kendini gözlemlemeye çalışmaktır. Özel ritüelleri hiç önemli değildir. Oturarak, yatarak, öğlen arasında kısacası her zaman yapabileceğiniz kendinizi gözlemlemek adına bir moladır. Birkaç dakikalığına zihninizi yönlendirmeden akışına bırakmak ve bu durumda neye ne tepki verdiğini izlemektir. Böylece kendinizi, duyularınızı, tolerans geliştirdiğiniz ve geliştiremediğiniz şeyleri tanırsınız. 

    Ve güzel haber bunu 5 yaşında da 85 yaşında da yapabilirsiniz. Yapılan araştırmalarla, düzenli meditasyon yapan kişilerin zihinlerinin daha iyi çalıştığı, zorluklarla daha iyi mücadele ettiği, daha sağlıklı olduğu gibi bir çok sonuca ulaşılmıştır.

    Meditasyon+Esneme=Yoga

    Meditasyonla zihninizi izlerken bir yandan belli esneme hareketleri yapmanız durumunda yaptığınız şeye “yoga” deniyor. Bedeninizin kapasitesine uygun esneme adımlarıyla bir süre zihninizi akışına bırakmak hem bedeniniz hem de zihniniz tarafından şükranla karşılanacaktır.

    HEDİYE VERİN, SÜRPRİZ YAPIN…

    İnsan diğer canlılarla birlikte anlamlı ve tamdır. İnsanı mutlu eden şeylerin başında ise yine diğerleriyle sağlıklı sosyalleşme hali gelmektedir. Bir insanın elindeki parayla kendine bir şey alması ile bir başkasına bir şey alması arasındaki mutluluk düellosunda ise başkasına bir şey vermealma davranışının açık ara önde olduğu görülmüştür. Yani insanlar birine yardım ettiğinde, ya da sevdiği birine hediye aldığında daha çok mutlu olmaktadır. Bu sebeple küçük büyük farketmez, hediyeleşmek mutlu eder diyebiliriz.

    SAĞLIKLI BİR EVLİLİK MUTLULUK SEBEBİ

    Onay almanın insan hayatındaki öneminde uzun uzun bahsettik. Evlendiğimizde en azından bir kişi bizi onaylamış oluyor. Bu onayın her gün düzenli gelmesi de insanın stabil mutluluğuna katkıda bulunuyor. Ancak burada altını çizmek gerekir ki mutlu bir evlilik insan hayatını ne kadar olumlu etkiliyorsa mutsuz bir evlilik de o kadar olumsuz etkileme gücüne sahip. Bu yüzden evli çiftlerin evlilik problemlerini önemsemeleri, gerekirse destek almaktan çekinmemeleri çok önemlidir.

    Hepinize mutlu olmak için bahaneler yarattığınız güzel günler diliyorum.

  • Mutluluk Amaçtır, Çabalamak Gerek

    Mutluluk Amaçtır, Çabalamak Gerek

    Mutluluk tesadüf müdür, yoksa bir tercih midir? Doğuştan mı bilinir, sonradan mı öğrenilir? Sürekli midir, aralıklı mı? Sahi nedir mutluluk?

    En bilindik tanımıyla mutluluk, bireyin ihtiyaç duyduklarına ve isteklerine ulaşmasından doğan bir doygunluk halidir. Kişinin eyleminin sonucu, arzusunun ödülüdür. Yani arzuladıklarımız ve elde ettiklerimiz arasındaki orandır.

    Bazı araştırmalar, insanların şekerli besinlerin tadını doğuştan sevmesinin, içgüdüsel olarak mutluluk arayışından kaynaklandığını söylemektedir. Mutluluk hormonu olarak bilinen beyin kimyasallarından serotonin, beslenme yoluyla etkilenebilen bir nörotransmitterdir ve salınımı şeker tüketimiyle ilişkilidir. Bu ipucundan yola çıkarsak, dünyaya mutlu olmak güdüsüyle geliyoruz. Bir başka yaklaşıma göre ise, yaşamda duygular da dâhil her şeyi görerek ya da deneyimleyerek öğreniyoruz. Yani dünyaya geldiğimiz çevre ve aile mutluysa, onlardan mutlu olmayı aksi durumda ise mutsuzluğu öğreniyoruz. Mutlu olmayı olumlu bir değer kabul edip, deneyimlerimizle edindiğimiz mutluluk durumlarına ulaşmak için çaba harcıyoruz.

    Pek çok insanın zihninde çocukluğundan beri süregelen, mutluluğa ait şablonlar vardır. Hangi koşullarda, ne olursa, ne kadar sürerse mutlu olunacağına dair yargılar belirler mutluluğu. Yaşananlar şablona uyuyorsa mutluluk yakalanmıştır, uymuyorsa (bu şablonların, tanık olduklarımız, duyduklarımız, izlediklerimiz ve hayal ettiklerimizle yaratılmış beklentiler olduğunu göz önüne alırsak uymayabilir) mutsuzuzdur. Bazen yaşadığımız mutluluk sırf zihnimizdeki şablona uymadığı için gözden kaçırırız farkına varmayız. İnsanların mutlulukla aralarındaki en büyük engel kendi mutluluk tanımlarıdır demek yanlış olmaz sanırım.

    Mutluluğu “mutsuz olmama hali” ya da “yaşamın genelinden duyulan memnuniyet” olarak tanımlamamız mümkün mü? Neden olmasın! Bireyselliğin giderek yaygınlaşması, popüler kültürün dört bir koldan mutluluğa dair “talep edin” “mutluluğun 72 yolu” dayatmaları, bireye mutlu olmayı artık bir istek değil, zorunluluk olarak algılatmaya başladı. Mutluluğun sıra dışı bir hal, yaşamın amacının da bu anları kesintisiz kılmak olduğunun sürekli altının çizilmesi, kişileri adeta mutluluk için sürekli koştur oldu. Mutluluk kişinin yaşantısının toplu olarak olumlu bir değer ifade etmesinden çok, kendi benlik algısının zorunlu bir parçası olarak algılanmaya başladı. Halbuki mutsuz olmamak bile mutlu sayılmak başlı başına bir neden olamaz mı?

    Oysa ki içimizde pek çok duyguyu bir arada barındırırız: heyecan, korku, ümit, hayal kırıklığı… Olumsuz duygular da yaşamımızda kaçınılmaz ve değerlidir. Sağlıklı birey,  bu duygulardan sadece olumlu olanlara talip olup, diğerlerinden kaçınmaya çalışmaz. Olumlu ya da olumsuz yaşadığımız her deneyim ve duygu kişisel gelişimimiz için kıymetlidir. Olumsuz duygu ve deneyimlerimizi reddetmek bizi noksan bırakacaktır. Ancak bir kaybın yasını tuttuğumuzda, bir hatanın pişmanlığını yaşadığımızda, yakınlarımızın üzüntülerini içimizde hissettiğimizde tamamlanırız. Tamamlanmış olmak bizi mutsuz mu etmeli?

    Yeni yıl, yeni kararlar almak, yeni başlangıçlar yapmak ve mutlu olmak için iyi bir fırsat olabilir. Peki mutluluğun formülü ne? Nasıl mutlu oluruz? Sanırım işe önce mutluluğu doğru tanımlayarak başlamamız gerekiyor. Mutluluk salt içimizdeki bir dürtü değil aynı zamanda yaşam boyu öğrendiklerimizi de içerir. Henüz mutlu olmayı bilmiyorsak bile bu öğrenemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. En önemlisi mutluluk, bizim mutluluğa dair tanımlarımıza bağlıdır. Gerçeklikten uzak, yüksek beklentili tanımlar bizi daha büyük mutluluklara taşımaz bilakis mutlu olma seçeneğimizi elimizden alır. Mutluluğu bulduğumuzda, sonsuza kadar sürmeyeceğini, her duygu gibi bir zaman sonra azalacağını düşünüp, mutlu anların tadını çıkartmalıyız. Ve mutsuz olduğumuzda, bu duygudan elde ettiğimiz kazanımlarla sakince bir sonraki mutlu anı beklemeye koyulmalıyız.

  • MUTLULUK HER ZAMAN BİR TERCİH MİDİR?

    MUTLULUK HER ZAMAN BİR TERCİH MİDİR?

    MUTLULUK HER ZAMAN BİR TERCİH MİDİR?

    Her zaman kendi tercihlerimizin sonucunu mu yaşarız bu hayatta?

    Kimisi içine doğar mutluluğun, birbirini seven, kalplerinde merhamet taşıyan ailenin bir bireyi olarak dünyaya açar gözlerini. Sevilirken sevmeyi öğrenir. Sevilmek için büyük çabalar sarfetmesi gerektiği inancı gelmez aklıma. Ötekini sevmenin ne kadar doğal bir süreci olduğunu bilerek yetişir. İleriki yaşamında da koşullu sevgiler barındırmaz hayatında, içinden geldiği gibi sever, kendi olur, kendi olduğu gibi kabul görür. Buradaki içsel huzur zorlu bir süreçten geçerek kazanılmış mutluluktan kaynaklanmaz. Nasıl bir aileye gözümüzü açtığımıza kader denebilir.

    Öte yandan stresli bir sürecin içine doğmuş çocuklar vardır. Ailevi ilişkileri kopuk, ailesinin günah keçisi olmuş, öfke ve baskıyla yetiştirilmiş çocuklar dünyaya gözlerini açtığında kendilerini, sevilmek ve kabul görmek için her zaman sorunsuz bir çocuk olması gerektiği inancını taşıyarak büyürler. Kendiyle savaşır, olduğu gibi olamamanın içinde oluşturduğu öfke, kırgınlık, huzursuzluk halleri ile uğraşır. Kendisinin sevilebileceğini dair inancı düşüktür. Tedirginlikle yaklaşır ileriki hayatında karşılaştığı kimselere. Bir ters bakıştan, imalı sözden incinir, sevilmediğine inanır.

    Bu kişi bunca his ile uğraşırken mutlu olmak mutlu hissetmek emek verilmesi gereken bir süreç haline gelir. Ve belki de neden böyle olduğu ile ilgili suçlar kendisini.

    Nasıl bir aileye doğacağını seçemez insan ve yaşadıkları yüzünden kızmamalı da ailesine. Bu çözüm getirecek bir durum olmadığı gibi ilişkileri daha çok yıpratabilir. Bazen “böyle olması gerekiyormuş böyle olmuş” ,“belki böyle olması daha kötülerinden beni korumuştur” diye düşünebilmek bu süreçte geçmişe takılı kalmaktan kurtarır.

    Bu, kişinin hayat boyu mutsuz olacağı ve sevilmeyeceğine dair olan inancını yaşamı boyunca içinde taşıyacak diye bir durum söz konusu değil. Sadece biraz daha uğraşacak. Bu hisle büyümese de, kendi hislerinin temelini öğrenip bu saatten sonra değiştirmek için çaba sarfedecek. İçinde bulunulan durum zor görünse de, her zaman daha kötüsünün de olduğunu bilip kendini çaresiz hissetmeyecek, yine de şükredeceği nimetlerine bakıp motive olarak ayağa kalkacak ve değişimi için harekete geçecek.

    Evet, içine doğduğumuz mutluluk tercihimiz değil ama farkındalık kazandıktan sonra sürdürmek istediğimiz hayat, düşünce yapımız, insanlara yaklaşımımız tamamiyle bizim irademizle gerçekleşen, bize âit kararlar.

    Sorumluluğu ele almak, yetişkin bir birey olmanın en temel vazifesi.

    Bu yüzden önce kendini kendin sev, kendine dair olan inancını değiştir, yaşadıklarının seni güçlendirdiğine inan ve yeniden başla hayata

    Umutla

    Uzman Psikolog Zeynep Görenoğlu

  • Özgüven Eksikliği

    Özgüven Eksikliği

    Aynaya baktığımızda ne görüyoruz? Yüzümüzde hangi ruh hali var? Yaşadığımız şeylerden pişmanlık duyuyormuyuz?en önemlisi Mutlumuyuz? Son zamanların en klişe laflarından brkaçı ‘hiçbirşey yapmak istemiyorum!,mutsuzum!,içim sıkılıyor’. Peki bu sıkıntılar neden oluyor? Biz herşeyi kendi isteklerimiz doğrultusunda yaparız.yemek yemek istiyorsak yeriz,eğer siyah giymek istiyorsak giyeriz;ya da konuşmak istiyorsak konuşuruz. Yaptığımız her eylemi,kendimiz için yaparız. Kimileri çok yemek yiyerek,kimileri çok para harcayarak,kimileri kendini aşka bırakarak mutlu olmayı tercih eder.

    Kimileri ise sürekli beklenti içindedir. Hiçbirşey yapmadan çabalamadan arzuladiklarinin hemen olmasini dilerler.bununla mutluluk duyanlarda vardır.herkes iyi hissemek ister.yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen umudunu kaybetmeyen milyonlarca insan varken; sürekli kendini şartlayan bir hedef doğrultusunda ilerleyen ve hedefine ne kadar yaklaşırsa yaklaşşın asla mutlu olamayan insanlar da vardır. Boyu 169 dur 1 75 olmak ister,ya da kilosu 48 dir ama 50 hisseder  bilsede görmezden gelir ya da evlenirken sorun olmayan şeyler evlendikten sonra göze batmaya başlar eşini evlendikten sonra değiştirmeye çalışanlar olur.Peki bu yaptıklarımız bizi gerçekten mutlu edecekmi?  Mutlu olmanın tek yolu beklentilerin tamamlanması mı? Beklentiler tamamlandığın da herşey istediğimiz gibi olduğunda kuracak hayalimiz kalacak mı ? O zaman mı çözülecek sıkıntılarımız?

    Mutluluk, hayal kurmaktır. Bir hedef bulup o hedefe doğru gittiğimiz her yoldur bizim mutluluğumuz.biz başardıkça,hayallerimizi gerçekleştirdikçe yeni umutlar keşfederiz.biri bittiğinde diğerleri devreye girer. Farz edelim ki her istediğimiz oldu,hedef belirlemeden,çabalamadan,hayal kurmadan elde edersek hep birşeyler eksik kalır..herşey kolay elde ettiğimizden kolay sıkılırz ve mutlu olmak hayal olur. Hiçbir amacımız kalmadığın da huzursuz oluruz ,yaşadığımız her sıkıntı bizi ruhsal açıdan yıkar.Ruhsal açıdan yıkılırsak eşimize,ailemize verimli olabilmemiz ne kadar mümkün ? kim ister huzursuz bir anne veya hiç birşeyden mutlu olamayan baba..

    Bizim için en önemli mutluluk hayalimize koşmaktır.koşarken yaşadığımız bütün mücadeleler bizi aydınlığa götürür.yaptığımız herşeyin kıymeti büyük olur daha çok haz duyarız.yaşama sevincimiz artar.insan ilişkilerimiz güzelleşir.yüzümüz hep güler ve insanın sadece kendi hayali olmalı başkası için değil kendisi için yaşamalı. Öyleyse kim kendisini nasıl mutlu ediyorsa onu yaşasın. Neyle mutlu oluyorsa onu yapsın. Bütün kötü cümleleri ‘hayattan zevk alamıyorum,herşey üstüme geliyor,içim sıkılıyor’gibi hayatımızdan çıkarıyoruz.Derin bir nefes alıyoruz..Bugüne kadar yaşadığımız her ne varsa iyi ve ya kötü iyi ki diyoruz..gördüğümüz herşey bizim için bir tecrübeydi diyoruz. Belki yaşadıklarımız,hayallerimiz,çabalarımız olmasaydı hep eksik ve memnunıyetsiz olacaktık.yaşadığımız herşeye şükür ederek, hep en güzel şeyi hayal ederek,ne olursa olsun umudumuzu kaybetmeyerek,yaptığımız her ne varsa arkasında durarak,kendimizi severek yaşarsak mutlu olmak hiçte zor olmayacak! hiçbirşey sizin mutluluğunuzdan önemli değil. Ve siz istemedikçe sizi birisi asla üzmeyecektir. Hayatınızdan gülümseme ve mutluluk hiç eksik olmasın.Her zaman tutunacak bir hayaliniz olsun!

  • Aşkın Tarifi

    Aşkın Tarifi

    Antoine Bret: “Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur.”

    Hiç bir şey eskisi gibi değildir artık. Varlığınızın merkezi bir anda değişmiştir. Öncelikleriniz; aileniz, işiniz, ya da okulunuz artık belki de önceki gibi ilk sırada değildir. Bitmek bilmeyen işiniz için hayıflanmak yerine, dilinizde sevdiğiniz melodileri mırıldanırken buluverirsiniz kendinizi. Her zaman yürüdüğünüz o kasvetli yol artık daha bir güzeldir. Güneş daha bir ısıtır içinizi. Yıldızlar daha bir parlaktır ama yalnız sizin için. Bir anda dünyanın en cesaretli insanı olabilecek kadar güçlü, bazen de minik bir kız çocuğu gibi ürkek, kırılgansınızdır. Toz pembedir dünyanız.

    Bu toz pembe harika halin adi aslında sevilme ihtiyacımızdır. Aşkta aranan yalnızca sevgi ve mutluluk değildir. Aynı zamanda manevi doyum ve bütünlük durumunu özleyişimizdir. Çünkü aşk, bize tamamlanmışlık duygusunu yaşatır ve eksik olan parçamızın artık bizimle beraber olduğunu düşünmemizi sağlar. Aşk, bu anlamda tıpkı bir puzzle gibidir. Parçalar önce, onunla yerine oturur sonra ise, onunla tamamlanır.

    Kişi bu sevilme ihtiyacını karşıladığı zaman o güne kadar aldığı yaraların ,sarıldığına, güvensizlik duygusunun güvene dönüştüğüne, belki de ruh eşine kavuştuğuna inanır. Geçmişten getirdiği yaralarını başka bir insanın varlığıyla gidermeye çalışıyordur. Aslında “Ben Seni Seviyorum” demek “senin beni sevmeni istiyorum” demektir. Çünkü birinin bizi sevdiği düşüncesi, eksik olan yanlarımızı bize unutturur. Bizi tam ve bütün hissettirir.

    Bazı insanlar için, geçmişteki aşkın açtığı yaraların kabuk tutmasını sağlamak zordur. Geçmişin izlerini taşıdığından yeni bir ilişkide mutlu olabilmesi zorlaşır. Tartışmalarda kişi hep başa dönerek ve eskiyle kıyaslama yaparak çıkılmaz girdaplarda bulur kendisini. Bu durum onun mutsuzluğunu ve hayal kırıklığını her geçen gün biraz daha arttırır. Ne kendisi mutludur ne de büyük umutlarla başladığı yeni ilişkisindeki üçüncü insan…

    Bir diğer grup ise, bir türlü uzlaşma sağlayamadıkları, sorunlar yaşadıkları anne ve babalarına benzer eşler seçerler kendilerine. Amaçları geçmişteki kötü giden o ilişkiyi yeni ama onlara benzer biriyle telafi etme, düzeltme çabasıdır. Bu çözüm yolu, belki de çekilen acıların, sıkıntıların yeniden yaşanmaması için atılan adımlardır. Yapılanlar bir nevi kendimizi garantiye almaya çalışmalarıdır.

    Sonuç olarak aşk, eksik olan diğer yanımızı bulma çabasından ibarettir. Kötü giden eksik yönler, yeni biriyle telafi edilmek istenir hep. Geçmişi değiştirip bugünden zevk alabilme düşüncesi bu dertten muzdarip tüm insanlara hoş gelir. Bu yüzden kendisini tamamlayabilecek, yeniden mutlu hissedebilecek yollar arar. Ne yazık ki aşık olan kişi, gösterdiği mutlu olma çabasıyla sınanan ve ayrılıkla sınava tabi tutulan bir varlıktır.

    Bailey: “Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır.”

  • Mutsuzluk Sanatı, Neden Mutsuz Oluruz?

    Mutsuzluk Sanatı, Neden Mutsuz Oluruz?

    İnsanoğlunun gelişim sürecine baktığımızda eskiye nazaran çok daha fazla çalıştığımızı, daha fazla şeye sahip olduğumuzu ama buna rağmen daha güvensiz ve daha mutsuz olduğumuzu görmek hiç de zor olmasa gerek.

    Her şey için dört bir yanımızda kurslar açılıyor, kitaplar yazılıyor, mutlu olmanın on yolu, huzuru yakalamanın sırları, insanları etkilemenin prensipleri, bilmem kaç zamanda bir milyon dolar kazanmanın yöntemi… Her şeyin öğrenilecek bir şey olduğunu ve bunu başarabileceğimizi söyleyen bir sürü insan.

    Çekimin yasası; evrenden isteyin ve sahip olun sloganlı yüzlerce garip kitap. Herkes size nasıl mutlu, zengin ya da popüler olacağınızı öğretmeye çalışıyor.

    Buda ‘’Acının kaynağı istemektir’’ der. İstedikçe ve sahip olamadıkça mutsuzluğa sürükleniriz. Bazı maddi şeylere sahip olmanın ya da bilgiye ulaşmanın peşinde koşarken biz, yaşamın bilgeliğini kaçırır olduk.

    Mutluluğun kriteri yüksek maaşlar, marka kıyafetler, sosyal paylaşım sitelerindeki arkadaş sayılarımız oldu.

    Herkes daha fazlasına sahip olmak için gece gündüz çalışıyor. Denize sıfır bir yazlık, daha yüksek model bir araba ve daha fazla beğenilmek için durmadan çabalıyor insanoğlu. Zengin ya da popüler olunca mutlu olacağımızı düşüyoruz.

    10 tane eviniz olsa birinde oturabilirsiniz, 5 tane yazlığınız olsa birine gidebilirsiniz, 20 tane arabanız olsa birine binebilirisiniz.

    Ünlü düşünür Montaigne’nin dediği gibi ‘’Dünyanın en büyük tahtına dahi otursanız, oturduğunuz şey en nihayetinde kendi kıçınızdır’’.

    Tüm yaşam hayallerimiz bir ev, bir araba, yüksek bir maaş hedefleri arasında sıkışmış durumda. Bunlara ulaşmak için o kadar yoruluyoruz ki eve geldiğimizde koltuğa yığılıp birbirinin aynısı dizileri izlemekten ya da neredeyse hiç değişmeyen birkaç web sitesinde gezinmekten başka yaptığımız bir şey kalmıyor.

    Mutluluğu dış dünyada ve insanlarda aramak yerine, kendi iç dünyamıza bakmayı denemiyoruz bir türlü.

    Gittikçe yalnızlaşıyoruz. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız ve büyük olasılıkla hiçbir zaman bir araya gelmeyeceğimiz insanlarla sohbet edip mutlu olmaya çalışırken, yanı başımızda iş arkadaşımızla ya da komşumuzla samimi iki sohbet etmiyoruz.

    Yakınlaştığımız şey ruhlar değil yalnızca bendenler.

    Kısa sürede sevişmeyle sonlanan, bir daha görüşmenin gerekmediği yakınlaşmalar. Bir araya gelince bizi terk eden sevgilimizle başlayıp, canımızı sıkan patronumuzla biten birbirinin aynısı sohbetler.

    Herkes yaralarını saklıyor, aslında olmadığımız bir ben sunup, sonra o yalancı benin sevilmesini bekliyoruz. Şu an anımsayamadığımız ünlü bir şarkıcının sözleri geziniyor aklımda ‘’Benim için en zor olan şey sabah uyandığımda kendimi yalnız hissetmem, üstelik yanımda biri uyurken!’’

    Hayatın sanıldığı kadar zor ya da karmaşık olmadığını düşünüyorum.

    Ünlü psikolog A. Maslow ‘’ihtiyaçlar hiyerarşisi’’nde sağlıklı insanın 4 temel ihtiyacı olduğunu söyler.

    Birinci basamakta yeme-içme ve cinsellik, ikinci basamakta barınma ve güvende olma, üçüncü basamakta sevme-sevilme, ait olma ve dördüncü basamakta toplum tarafından onaylanma-beğenilme ihtiyacı. Bu dört ihtiyacı karşılayan kişinin sağlıklı bir insan olarak yaşamını sürdüreceğini savunmaktadır.

    Bakıldığında herkes bunlara sahip olmak için çabalıyor gibi görünse de ölçüyü kaçırınca sorunlar baş gösteriyor. Aşırı yemek takıntısı obeziteye, ev sahibi olma takıntısı yaşamı erteleyip işkolik olmaya, sevilme ihtiyacının saptırılması, ilişki bağımlılığına ya da çorap değiştirir gibi sevgili değiştirmeye, sosyal beğeni isteğinin abartılması bizi olmadığımız gibi biri olmaya sürüklüyor.

    Özetle mutlu bir yaşam için; bir ev, doymuş bir mide, temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için YETERLİ miktarda para, dostlara ve hobilere ayrılmış zamanların yeterli olduğuna inanıyorum.

    Yaşam dediğimiz şey hepi topu 75 yıldan ibaret. (Tabi şanslıysanız!)

    Ben 75 yılı 3’e bölüyorum; ilk 25 yılda zaten çocukluktu, ergenlikti, okuldu derken ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Son 25 yılda doktor oluyorsunuz; kalp nerede, böbreklerde nerede, tansiyona ne iyi gelir, sağlıkla ilgili bir sürü şey öğreniyorsunuz. Geriye 25’le 50 yaş aralığında sağlıklı, bilinçli, bir zaman dilimi kalıyor. Onu da hırslarımızla, geçmişin hayal kırıklıklarıyla, geleceğin kaygılarıyla harcamamak gerek. Dediğim gibi hayat 3 parça ve en işe yarar parçasını nasıl yaşayacağınızı iyi düşünmek gerek… Hayatta 3’ün 1’ini alabiliyorsanız ne ala…

    Boşa geçen bir ömrün; orta yaş bunalımları, başkalarını suçlamalar ve pişmanlıklarla geçmesini istemiyorsak belki de oturup hayatımızı yeniden gözden geçirmenin tam zamanıdır.

    Yaşam ileri doğru yaşansa bile ancak geriye doğru anlaşılabilir. Bu güne kadar ne yaşadık ve bundan sonra ne yaşamak istiyoruz? Ve en önemlisi öldükten sonra mezar taşınıza yaşamınızı özetleyecek ne yazılacak!!! Bi düşünün derim.

    Hayattan 3’ün 1’ini aldığınız bir yaşam sürmeniz dileğiyle.