Etiket: Müdahale

  • DOĞAL DOĞUM

    DOĞAL DOĞUM

    Doğal doğumda amaç doğal giden seyri müdahalesiz izlerken hastamıza verilen destek ve motivasyonla zamana takılıp kalmasından kurtarmak, motivasyon ve ağrı hissini azaltacak doğru nefes ve hareketlerle gerekirse masajlarla süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamaktır. Tabi ki tıbbi bir gereklilikte müdahale olabileceğini bilgilendirmektir.

    Doğal doğuma öncelikle verilecek ön bilgiler ve tavsiyelerle hastalarımızı beden ve zihin olarak hazırlamak ilk aşamadır. Doğum sırasında yalnız kalmayacağı bilgisi de önemlidir. Motivasyon kaybına asla izin vermeyeceğimizden emin olunmalıdır.Her imkan ve olanak sağlansa da, seyirde tıbbi olarak gereken müdahale şart olduğunda da hekime olan güveni tam olup bunu kabul etmesi konusunda eksiksiz bilgilendirme şarttır.

    Dünya sağlık örgütünün de kabul ettiği Lamaze felsefesinde kurallar şöyledir;

    Doğum kendisi başlamalıdır. Burada tıbbi olarak gebelik doğumu başlatmayı gerektiren bir endikasyön içermiyorsa kendi başlayana kadar beklenilmektedir.
    Doğum boyunca annede hareket özgürlüğü olmalıdır. Yani doğum takibi boyunca istediği gibi hareket etmeli. Yürüyebilir, oturabilir, çömelebilir bu vücudunun nasıl rahat ettiği ile ilgilidir.
    Doğum yapan kadınlara duygusal ve fiziksel olarak destek verilmelidir. Ağrıyla baş edebilmenin yolu yanınızdaki ekibin sizi telkin edip doğumun seyrinin sorunsuz olduğu, güven içinde olduğunuzu hissettirmesidir. Doula adı verilen bu destek kişi çok önemlidir.
    Doğum eylemi boyunca müdahalelerden kaçınmak. Bu müdahaleler neler olabilir :

    • Aç bırakmamak,
    • Sürekli NST dediğimiz monitöre devamlı bağlamamak,
    • Seruma sürekli takılı bırakmamak,
    • Doğumu diğer hızlandıran manipülasyonları yapmamak,
    • Epizyotomi gerekmedikçe açmamak gibi.

    Doğumda doğal ve aktif ıkınma yöntemleri kullanmak. Yani oturma, çömelme, diz dirsek pozisyonlarından hangisini ister nasıl rahat ederse bu arada doğru nefeslerle yardımcı olmaktır.
    Doğumdan sonra anne ve bebek bir arada tutulup emzirme için yeterli zamanı tanımaktır.
    Doğum sonrası ve sezaryen sonrası sorun yoksa TEN TENE TEMAS sağlamak dediğimiz annenin göğsüne çıplak şekilde bebeği verip üzerini bir battaniye ile örtmek emme refleksi, ısı dengesi, duygusal yönden pek çok faydası vardır.

    HYPNOBİRTHİNG dediğimiz, hipnozun doğumda uygulanması ile bilinç altı korkular azaltılmaktadır. Gevşemeyi öğreten ve ağrı hissetmemesini sağlayacak özel tekniklerle nefes egzersizleri ile yardımcı olunmaktadır. Bu yöntemde hasta uyanıktır.

  • Doğal Doğum

    Doğal Doğum

    Günümüzde doğal doğum kavramı, doğum eyleminin kendi kendine başladığı, sağlık profesyonellerinin tıbbi gereklilik halinde müdahale ettiği, bebeğin doğar doğmaz kordonu kesilmeden anne kucağıyla buluşarak ten tene temasın sağlandığı, ilk emzirme de bir süre annenin göğsünde kaldığı annenin ve bebeğin isteklerine saygı duyulduğu doğum şeklidir. 

    Doğal doğumun en çok kabul edilen diğer tanımı da anne adayının içgüdülerinin rehberliğinde kendi doğumuna aktif olarak katıldığı ve gereksiz müdahalelerin olmadığı doğum eylemidir. Buna İçgüdüsel doğum da diyebiliriz. Kadının kendi içine döndüğü, düşünerek değil bilinçaltı seviyede gerçekleştirdiği doğum şeklidir. Düşünerek ve sorgulayarak doğal doğum yapamayız. Gereksiz yere yapılan her müdahalenin doğumun işleyişi ve hormonların salınımı üzerine negatif etkisi vardır.

    Doğal doğum yapılabilmesi için anne adayının gebe kaldığı dönemden itibaren doğuma hazırlanması gerekmektedir. Bunun için doğuma hazırlık eğitimleri, nefes, yoga çalışmalarına katılabilirler. Sonrasında ise gebenin eğitimlerde öğrendiklerini her gün kendi üstünde çalışarak hazırlanması gereğinde psikolog desteği ile biliçaltı temizliğini yapması önemlidir.

    Tabi ki bunun yanında anne adayına sağlanan doğum ortamı da önemlidir. Anne adayına güven ve mahremiyetin olduğu ortamı sunmalıyız. Gebe kendi bedeni ve ruhuna, güven ve saygı duymalıdır. Doğumda anne adayına destek olacak sevdiği birinin (arkadaş/ eş/ doğum koçu) yanında olması önemlidir. Doğumda kadın istediği şekilde davranmalı ve hareket özgürlüğü sağlanmalıdır. Doğum, anne adayının işi olup, doktor ve ebe rehberlik yapmalı, tıbbi gereklilik durumunda müdahale etmelidirler. 

    Sonuç olarak doğum, yüzyıllardan beri kendiliğinden gerçekleşen bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur. Bu fizyolojik süreçte, gereğinde tıbbi müdahale yapılması önemlidir. Gebelik döneminde rol olan tüm hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır. Yeter ki biz bu doğal eylemin gerçekleşmesine izin verelim.

  • Hayati tehlikesi olan ‘’do not resuscıtate’’ dövmeli birisine nasıl bir davranış sergilersiniz?

    A-Kişinin kararı-saygı duyulmalı düşüncesi ile müdahale etmemek

    B-Her ne olursa olsun hayat kurtarıcı olmak

    Öncelikle burada amaç kişinin kendi ölüm kararını irdelemek değildir. Bunu altını çizerek belirtmek istiyorum.

    ‘’DO NOT RESUSCITATE (DNR)’’in anlamı ‘’kalp ve solunum durmasında yeniden canlandırma için müdahale edilmemesi’’dir. DNR hiçbir zaman tedavi etmeme anlamına gelmez. Kronik hastalığı olan ve tedavi alternatifleri tükenmiş son dönem hastalarda, hasta tarafından fikri ve onayı bildirilmiş durumlarda veya olay esnasında hastanın primer yakınlarının isteği ve onayı ile solunum veya kalp durması halinde müdahale edilmemesidir.

    DNR ve ÖTENAZİ’nin karışmaması önemli bir konu. ‘’ÖTENAZİ’’ hastanın isteği ile yaşamın sonlandırılmasıdır. Kronik hastalığı nedeni ile zor durumda olan hastaların isteği ve tıp konsey kararı sonrasında uygun ilaçlarla yaşam sonlandırılır. Bu durum Hollanda, Belçika, Lüksemburg’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletlerinde yasal bir süreç olarak yerini almaktadır.

    Başlıktaki sorumu şöyle bir senaryo ile pekiştirmek, düşüncemiz hakkında yardımcı olacaktır;

    ‘’Sabah evden çıktınız ve hava güzel olması nedeni ile işe metro ile gitmek istediniz. İlk metro istasyonuna ilerlerken kaldırımda bir kişin yerde yattığını gördünüz, etrafınızda birkaç kişi ile durumu anlamaya çalıştınız. Solunumun olmadığını ve nabzının atmadığını fark ettiniz ve bu durumda müdahale kararı diğerlerinden çok size kaldı. Ani bir kararla kalp masajı yapmak için hastanın göğsünü açtınız ve karşınıza kalıcı tatuaj olarak yazılmış ‘’ ‘’DO NOT RESUSCITATE’’ gördünüz. Ne yapardınız veya ne yapmazdınız?’’

    Bu soru dünya çapında önemli bir medikal sitede oylamaya sunulmuş. Cevap verenlerin %81’i kişinin dövmesindeki kararına saygı duyup müdahale etmeme düşüncesinde olduğunu bildirmişler. %10’u kararsız olduğunu bildirirken, %9’u müdahale etme yönünde cevap vermiş.

    İşin farklı yönleri karşımıza çıkabilir tabii; Dövmenin ne zaman, kim tarafından, ne amaçla yazıldığı-yazdırıldığı vb diğer soruların cevabı bilinmek istenecektir.

    Soruyu daha da netleştireyim: Senaryodaki ‘’DO NOT RESUSCITATE’’ dövmesi, uygulanması konusunda isteği olan bir kişi tarafından bilinçli bir şekilde yazdırılmış ise tutumunuz ne olur?

    Önümüzdeki yıllarda, değişen toplumsal davranımların neticesinde, bu ve benzeri durumlarla karşılaşabileceğimizden kuşkum yok, cevap konusunda düşünmek lazım.

    Benim şahsi cevabım; Kişi hakkında hiçbir şey bilmediğim ve gerekli hukuki evraklar olmadığı için her ne yazarsa yazsın, o an için, bir onkoloji hekimi olarak müdahale ederim (Ankete katılan %9’luk kısımda olurdum)

    NOT: Benim cevabım asla belirleyici değil, böyle bir düşünce içinde yazmadım, sadece cevaplanması ve uygun hukuki zeminin oluşturulması (böyle bir yazıyı yazdırmanın veya bu durumlardaki tepkinin hukuken düzenlenmesi) konusunda yazdım.

  • Anevrizma ve beyin cerrahisi

    Anevrizma, atardamar duvarındaki zayıf noktada oluşan balonlaşmayı ifade eden terimdir. Anevrizma duvarı normal bir damar duvarına göre daha ince ve zayıf yapıdadır. Dolayısıyla oluşan baloncuğun patlayıp beyin kanamasına yol açma riski yüksektir. Ciddi bir sağlık sorunu anevrizma zamanında ve gerekli müdahale yapılmaz ise ölümle sonuçlanabilir.

    ANEVRİZMA KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Anevrizma, doğuştan gelen bir hastalık değildir. Genellikle 30 yaş üstü kişilerde görülür. Birinci derece akrabasında anevrizma olanlar, aşırı sigara ve alkol tükenlerle beraber hipertansiyon hastalarında anevrizma görülme riski daha yüksektir. Ayrıca ani hareket yapanlarda ve ağırlık kaldıranlarda anlık olarak anevrizma patlaması görülebilir. Maalesef anevrizma kanaması yaşayan hastaların %20 lik kısmı olay anında vefat etmektedir. Dolayısıyla riskli durumlarda kontrol yapılması çok önemlidir.

    ANEVRİZMA TEDAVİSİ

    Anevrizma teşhisi zor bir hastalıktır. Basit bir baş ağrısı gibi görülebilir ve kişi tarafından önemsenmeyebilir. Eğer teşhis zamanında yapıldıysa cerrahi müdahale riskli fakat en etkili yöntemdir. Hastaya genel anestezi yapılarak anevrizmaya müdahale edilir. Anevrizmaya direk kafatasından müdahale edilebileceği gibi koldan veya kasıktan açılan kesikler ile de müdahale edilebilir. Ameliyat sonrasında hasta uzun bir süre dikkatli olmalıdır. MR yardımı ile gerekli kontroller yapılmalıdır.

    ANEVRİZMA VE BEYİN CERRAHİSİ

    Anevrizma, beyin içerisinde damarlarda oluştuğu için başvurulması gereken ve müdahale edecek olan bölüm beyin cerrahisidir. Genel anestezi sırasında beyine açılan küçük bir kesik ve kafatasından kemik alınması ile açık ameliyat yapılır. Anevrizmanın alınması sonrasında kesikler kapatılır ve gerekli kontroller ardından hasta taburcu edilebilir.

  • İntrakranial anevrizmanız var mı?

    İntrakranial anevrizmalar normal popülasyonda herhangi bir nedenle yaşamını yitiren bireylerin yapılan otopsilerinde %3-5 oranında tespit edilmiştir. Ancak bu kadar sık görülmesine karşı bu anevrizmaların kanama oranı 13-15/100 000 dir. Yani mevcut olan bu anevrizmaların çok az bir kısmı kanamaya (beyin kanaması-subaraknoid kanama) meyillidir.

    Ancak anevrizmaya bağlı oluşan beyin kanamaları maalesef çok benign seyirli değildir. Bu tip hastaların %30-35’i kanamayı takiben kaybedilir, %30-35′ ise tüm tıbbi ve cerrahi müdahalelere rağmen ciddi nörolojik sekel bırakacak şekilde yaşamlarını devam ettirmek zorunda kalırlar. Ancak %30 luk bir hasta popülasyonu tüm yapılan tıbbi ve cerrahi müdahaleler sonrası normal yaşamlarına dönerler.

    Yüz kişiden 3-5 kişinin taşıdığı ne zaman patlıyacağı belli olmayan bir saatli bombayı kafasının içinde kim taşımak ister sorusuna ise cevap herhalde hiçkimsedir.

    İntrakranial anevrizmaların tespiti yani daha bulgu vermeden kanama yapmadan evvel tespiti öncelikli bir koruyucu tedavi yöntemi olmalıdır.

    Anevrizmaların tespiti ise şimdi noninvaziv ve herhangi bir radyasyona maruz kalmadan %95 otanında bir güvenilirlikle İntrakranial MR angiografi görüntüleme ile yapılabilir.

    Ayrıca Aorta koartasyonu, polikistik böbrek hastalığı, Mukopolisakkaridozlar, Fibromuskuler Displazi gibi hastalıklarda anevrizma görülme sıklığı çok yüksek olduğu için bu grup hastalarda 3 yılda bir MR angiografi ile kontrol önerilir ve eğer anevrizma tespit edilirse yıllık veya 6 aylık MR angiografi ile takibi yapılarak büyüdüğü tespit edildiğinde veya daha evvel de (ilk tespit edildiği zaman) müdahale edilebilir.

    Normal popülasyonda MR angiografi ile tespit edilen anevrizmaların çapı 5mm den büyükse müdahale edilebilir veya takibe alınabilir. Eğer anevrizmanın büyüdüğü veya 9-10 mmden büyük olduğu tespit edilirse buna müdahale etmek en akılcı yöntemdir.

    TÜM BU SORULARIN CEVABINI ÇEKİLECEK BİR İNTRAKRANİAL MR ANGİOGRAFİ İLE BULMAK VE GEREĞİNİ YAPMAK MÜMKÜNDÜR!