Etiket: Muayene

  • VAJİNİSMUS DERECESİ

    VAJİNİSMUS DERECESİ

    Vajinismus derecesi ile vajinismusun ağırlığı da eş anlamlıdır.Vajinismusun derecesi,şiddeti herkes için farklılıklar gösterebilir. Bu konuda ilk vajinismus sınıflandırması  ‘Lamont’  isimli bir bilimadamı tarafından 1978 yılında yapılmıştır.Lamont, vajinismus hastaların öykülerine ve jinekolojik muayene bulgularına göre 4 ayrı gruba ayırmıştır. Son yıllarda başka pacik isimli araştırmacı 5. Derece vajinismus ekleyerek  vajinismus 5 gruba ayrılmıştır.

    1. Düzeyde Vajinismus: En hafif formu olan Bu hastalar muayene sırasında verilen telkinler ile vajinal kaslarının kasılmalarını kontrol edebilmektedirler. Sınırlı penis girişi vardır. Geçmişte yaşanmış bir cinsel travma yoktur.

    2. Düzeyde Vajinismus: Orta derecede vajinismus formudur.kadın sınırlı cinsel birleşme yaşar fakat hissettiği ağrı nedeniyle cinsel ilişkiden kaçınma vardır. Hasta parmağı ile vajen girişine dokunabilir. Bu vajinismus hastaları, jinekolog  tarafından  muayene sırasında verilen telkinlere rağmen, muayene süresince pelvik taban kaslarını kasmaya devam ederler.

    3. Düzeyde Vajinismus:  Ortanın üstü düzeydeki vajinismus formu hasta cinsel birleşme sırasında şiddetli kasılma yaşar, cinsel birleşme hiç olmamıştır.. vajinal girişe dokunamaz. Hasta jinekolog  tarafından yapılan muayene sırasında kendisini kasarak   doktora engel olmaya çalışır.

    4. Düzeyde Vajinismus:  İleri düzeydeki (şiddetli) vajinismus formu. Bu vajinismus hastaları cinsel birleşme anı geldiğinde korku endişe ve pelvik kaslarla birlikte vücutta kasılma oluşur. İlişki sona erdiğinde de sakinleşmesi zaman alır.  doktor tarafından yapılan jinekolojik muayenede kalçasını kaldırır, , bacaklarını kapatır ve bu şekilde muayeneye engel olur.

    5. Düzeyde Vajinismus:  En şiddetli, en ağır düzeydeki vajinismus formudur.Hasta cinsel  yakınlaşma olduğunda korku endişenin eşlik ettiği panik atak tablosu gelişir. Sakinleşmesi zaman alır.  hekim tarafından yapılan jinekolojik muayene sırasında yaşanan yoğun korkuya bağlı olarak bu hastalarda muayene sırasında titreme, hızlı soluk alıp verme , çarpıntı, ağlama krizleri, bayılma nöbeti,bulantı, kusma, masadan kaçma,  gibi tepkimeler ortaya çıkar. Jinekolojik muayeneye izin vermez.

    Vajinismus derecesini veya şiddetini belirlemek tedaviyi planlamak açısından önemlidir.

     

  • Gastroenteroloji bilim dalı ne yapar

    Gastroenteroloji mide bağırsaklar ve karaciğer hastalıkları ile ilgilenen bilim dalıdır. Gastro latincede mide, enteroloji ise kabaca bağırsakları ifade eder. Gastroenteroloji uzman hekimleri, iç hastalıkları ihtisasını tamamladıktan sonra ilave olarak gastroenteroloji bilim dalında da ihtisas yaparlar.

    Gastroenteroloji uzmanları yemek borusu, mide, bağırsak, karaciğer ve pankreas hastalıklarının tanısı ve tedavisi için özel muayene yöntemlerini kullanırlar.

    Bu muayeneler için kullanılan cihazlar;

    GASTROSKOPİ

    Endoskopi ile yemek borusu, mide ve 12 parmak hastalıklarının tanısı konulduğu gibi belli bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan cihazdır.

    Fiberoptik ve elektronik olan bu cihazlar kullanım amaçlarına göre çok çeşitlilik gösterir, tek bantlı ve çok bantlı yapıda olabilir, mültiband cihazlar ise özel eğitim gerektirir.

    Gastroskopi tetkiki esnasında hastalığın tanısını koymak için hasta olan kısımlardan küçük parçalar almak gerekebilir. Buna biyopsi adı verilmektedir. Biyopsi alma esnasında hasta ağrı duymaz. Biyopsi almanın genelde, bazı durumlar dışında herhangi bir sakıncası yoktur.

    Gastroskopik tetkik için hastanın 8-10 saat aç olması gerekir, boğazın uyuşturulması muayene için yeterlidir ama bu muayeneden korkan hastaların kısa süreli uyutularak da muayenesi yapılmaktadır. Hastanemizde bu muayene uyutularak yapılmaktadır, hasta isterse muayene uyutulmadan da yapılır. Birçok mide hastalıkların tanısı gastroskopik muayene ile konulabilir.

    – Yemek borusunda yanıklar, iltihap, polip, divertikül, varis, tümör, reflü hastalığı vb. gibi,

    – Midede iltihap, ülser, polip, damarsal hastalıklar, tümörler, midenin giriş ve çıkış kısmındaki darlık ve genişlemeler, yabancı cisimler, mide içinde safra, evvelce yapılmış mide ameliyatları vb. gibi,

    – Duodenum (12 parmak bağırsağı), ülser, daralma, tümör, damarsal hastalıklar, çölyak hastalığı, ana safra kanalının barsağa açılmış olduğu bölge hastalıkları bu muayene ile ortaya çıkarılabilir.

    KOLONOSKOP

    Kalın bağırsağın muayenesinde kullanılan cihazdır. Muayene anal yoldan yapılmaktadır. Bu muayenenin başarılı ve yeterli olması için kalın barsağın bazı ilaçlarla dışkıdan temizlenmesi gerekmektedir. Gastrostroskopik muayene hasta 8-10 saat aç ise muayene günü yapılabilir ama kolonoskopik muayene için hastaya 3-4 gün sonrasına randevu verilmektedir. Bu zaman içinde muayenenin başarısı için hastaya bazı gıdaları yememesi öğütlenir. Muayeneden bir gece evvel, bağırsak temizliği için yazılan reçetedeki ilacı içmesi önerilir. Ertesi sabah da kalın bağırsağın özellikle son kısım temizliği için ilaveten hazır lavman yapılır. Lavmanı hasta evde yapabilir veya hastanede uygulanabilir.

    Kolonoskopik muayene uyutularak yapılır ama hasta isterse uyutulmadan da yapılabilir. Hastanın aç olması gerekir.

    Bu muayene 15-20 dakika sürebilir, muayenede kalın bağırsağın ince bağırsakla birleştiği yere kadar, hatta ince barsağın son kısmına kadar aletle girilir. Kolonoskopik muayene, gastroskopik muayene gibi hem tanı amaçlı ve hem de tedavi amaçlı kullanılır.

    Kolonoskopideiltihabi bağırsak hastalığı, damarsal hastalıklar, polipler, divertiküller, tümör, yabancı cisimler tanınır, bir kısmının tedavisi de yapılabilir.

  • Yenidoğan tarama testleri

    Yenidoğan tarama testleri yenidoğanın sağlıklı büyüyüp gelişimi için oldukça önem taşımaktadır. Hayatın son derece önemli ve dinamik olan bu döneminde yenidoğanlara yapılacak müdahaleler son derece değerlidir.

    Sağlıklı bir yenidoğan normal doğumuda 24 saat sonra, sezaryen doğumda ise en az 48 saat sonra taburcu edilmelidir.24 saatten önce yapılan taburculuk işlemleri erken taburculuk olarak nitelendirilmektedir.

    Bu sebeple bebeklerin optimum zamanda taburculuğu yenidoğan ve anne sağlığı açıdından da oldukça önem taşımaktadır.

    Genellikle zamanında doğmuş sağlıklı yenidoğanın 3 gün sonra doktor kontrolüne götürülmesi ve bu sırada fizik muayenesinin yapılarak tarama testinin alınması önerilmektedir.bU TEST İLE BEBEKLERDE FENİLKETONÜRİ, BİOTİNİDAZ EKSİKLİĞİ VE HİPOTİROİDİ taranmaktadır.

    Bazı kliniklerde genişletilmiş yendioğan taraması TANDEM MASS yapılmakta ve birçok metabolik hastalık taranmaktadır.

    Ayrıca bebeğin taburculuk öncesi ve ilk muayene sırasında tartılarak tartı kaybının değerlendirilmesi ve emzirmenin ve sarılığın sdeğerlendirilmesi gerekmektedir. Bu günlerde D vitaminin 15 günü beklemeden de günlük 400 IU verilebileceği Amerikan pediatri akademisi tarafından bildirilmektedir.

    Taburculuk sonrası annenin psikolojik durumunun da değerlendirilmesi çocuk hekimlerine düşmektedir. Doğum sonrası depresyonun ilk belirtileri çocuk hekimi tarafından değerlendirilerek gerekirse anne psikiatrik destek için yönlendirilebilir.

    Bebek anne bağının kurulduğu ilk günler çok değerlidir. Bu günlerde anne tarafından sık sorulan sorular bebeğin göbek bakımı, beslenme aralıkları, su verilmesi, uyku düzeni, gaz sancıları,pişik bakımı,vitamin desteği gibi konulardır.Doktor bu konuda rahatlatıcı öneriler sunmalıdır.

    İşitme testi, doğumsal kalça çıkığı muayenesi ve göz muayenesi yenidoğan muayenesinin parçası olmalıdır.

    Sıklıkla ilk ayde yapılan OAE testi (otoakustik emisyon testi) işitme için değerlidir.Bu test bebek uyanıkken dahi saniyeler içinde birçok devlet hastanesinde dahi yapılabilmektedir.

    Göz muayenesi oftalmoskop ile çocuk hekimi tarafından yapılabilir.

    Kalça muayenesi normal olsa bile 1 aydan sonra kalça USG nin yapılması faydalıdır.

    Tarama testleri erken taburcu olan bebeklerde (24 saatten önce) alınmış ise mutlaka tekrar edilmelidir.Patolojik durum varlığında haber verildiğinde mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmaldıır.

  • Çocuklarda cinsel istismar

    Çocuğun bir yetişkin tarafından; cinsel uyarı ve doyum için kullanılması,
    fuhuşa zorlanması, pornografi gibi suçlarda cinsel obje olarak kullanılması
    cinsel istismardır. Genital bölgeye dokunma, teşhircilik, pornografi, ırza
    geçmeye kadar çok geniş yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır. Cinsel
    istismarın mutlaka şiddet içermesi gerekmez, çocuğun rızasının olup
    olmadığına bakılmaz (Polat, 2000; Nurcombe, 2000).

    Başkaları tarafından suistimal edilip, cinsel anlamda kötüye kullanılmak; başkalarının cinsel yönelimlerine maruz kalma, kendi kabulü olmadan cinsel anlamda kullanılma çocuk için travmatik bir durumdur. Kabul durumunu çocuğun bilerek isteyerek olması şeklinde düşünmesekte, varsayılsa bile hukuki sonuçlarının olduğunu bilmek gerekir.
    Cinsel davranışların suç olması için gerekli koşullar, rıza dışı olması, çocuklara uygulanmasıdır. 15 yaşından küçük çocuğa uygulanan her türlü cinsel niyetli taciz, kanunumuzca yeni düzenleme ile suç olarak kabul edilmiştir. Çocuklarla yakından ilgisi olan öğretmen, bakıcı, akraba gibi kişiler bu suçu işlerse ağırlaştırıcı sebep olarak sayılmıştır.

    Cinsel istismarın % 70 i 2-10 yaş arası çocuklarda görülmektedir.
    Çocuk istismarı tanısı için genital muayene yapılır. Çocukla yapılan görüşmelerle uğranan istismarın çocuğun ruhsal durumuna yansıması ve bunu uzmanların değerlendirmesi gerekir. Ayrıca ödem, zorlanma bulguları değerlendirilir.
    Cinsel istismar tanısında fizik muayene önemlidir. Fizik muayenede sperm örnekleri alınır. Fiziksel zorlanma, kızarıklık, ödem olup olmadığına bakılır.
    Tanı koymak için doktor bazı hususlara dikkat etmelidir. Muayene tekrarlanmayacak şekilde bir kez yapılmalı ve çocuk bunu tekrar tekrar yaşamamalıdır. Muayene sırasında uygun koşullar sağlanmalıdır. Gerekirse muayene anestezi altında yapılmalıdır.
    Muayenede kullanılacak teknikler, oyun, drama, resim çizimi, sözlü anlatım olabilir. Çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sözcükler kullanılarak, çocuğun kendini iyi bir şekilde ifade etmesini sağlamak gerekir. Çocukla iyi ve güvene dayalı bir diyalog kurmak gerekir. Çocuğa kendini ifade edebileceği samimi bir ortam yaratılmalı ve uygun süre verilmelidir.

    Muayene sırasında çocuk, gerçeklerin yanında hayal ürünü anlatımlarda yapabilir. Uzman, gerçeklerle hayali anlatımları beden diline, kullandığı sözcüklere dikkat ederek değerlendirir. Çocuk kendine özgü söz ve anlatım biçimi kullanıyorsa, baskı altında olup olmadığı hissediliyorsa bu durum dikkate alınmalıdır.

    Genellikle çocuklar, yaşadıklarını söylemek istemezler. Bunun nedeni istismarcının büyük olasılıkla yakın aile çevresinden olmasıdır. Çocuk, kendisine inanılmayacağı endişesini duyar. Ailenin kendisini suçlayacağını düşünür, ailesinden korkabilir. Çocuk,ayıp ve saklanması gereken bir durum olarak görebilir. Konuşmak istemeyen çocuklara resim çizme, oyun ve drama yoluyla kendilerini ifade etmede ortam yaratılabilir.

    Cinsel istismara uğrayan çocuk, içine kapanabilir, suçluluk hissi duyabilir, uykusunda kabus görebilir, ağlama krizlerine girebilir ya da için için ağlayabilir, uykusunda huzursuz olup, sayıklayabilir, sıçrayabilir.

    Cinsel istismara maruz kalan çocukların günlük yaşama adapte olmaları değişiklik gösterir. Burada ailenin tutumları önemlidir, suçlayıcı olmamak ve çocuğun yanında olduğunu hissettirmek gerekir. Uzman desteği almak önemlidir. Çünkü aileye doğru davranış biçimleri kazandırılması, aile ve çocuk arasındaki iletişimin sağlıklı şekilde düzenlenmesi için bu desteğe ihtiyaç vardır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, gelişim seviyesi, kim ya da kimler tarafından cinsel istismara uğradığı, çevre koşulları, günlük yaşama adaptasyonu etkiler.

    Aile, çocuğun günlük yaşama uyumu için özen göstermeli, çevre koşullarını düzenlemeli ve gerekirse uzmanlardan destek almalıdır.

    ÖZNUR SİMAV- PEDAGOG
    Kurucu- aile danışmanı-öğrenci koçu

  • A p a n d i s i t

    Apandisit, appendiks denen organın enfeksiyonu ya da inflamasyonudur. Apendiks kalınbağırsağın başlangıcında kör bir bağırsak çıkıntısıdır. Karın muayenesindeki izdüşümü “sağ alt kadran”dır.

    Apandisit, bu organın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Ortalama olarak çocukların %10’unda karşımıza çıkabilen çocukluk döneminin en önemli “akut batın ( acil cerrahi gerektiren karın hastalığı ) ” nedenidir.

    Çocukluk çağında daha fazla görülmesinin en önemli nedeni, çocuklarda lenf bezi sistemi ve bağışıklığın daha aktif olmasıdır. Apandiksin başındaki lenf bezlerinin şişmesi ile apendiksin şişmesi apandisite yol açabilir. Bu nedenle üst solunum yolları enfeksiyonu ya da ishal sonrasında ya da sırasında apandisit gelişebilir. Apendiks iç çapı, dar olan bir organdır, bu yüzden kolaylıkla tıkanabilir. Sertleşmiş kaka parçacığı ( fekalit ), barsak parazitleri, meyvelerin çekirdekleri, tıkanmaya en sık yol açan nedenlerdir.

    Apendiks tıkanmaya başladığında hastalık “akut” aşamasındadır. Ancak tıkanmayla birlikte apendiksin içinde irin toplanmaya ve dolaşımı bozulmaya başlar. Bu aşamada “apandisit” aslında çok komplike bir hastalık değildir. Ancak dolaşımın bozulup apendiksin delinmesi ile irin karın içine yayılmaya başlarsa gerçekten apandisit kişinin hayatını tehdit eden, tüm hayatını boyunca onu etkileyebilecek sonuçlara yol açan bir hastalık haline döner. En temel amaç bu aşamaya gelmeden apandisitin akut aşamada ortadan kaldırılmasıdır.

    Apandisit, klasik bulgularla nadiren karşımıza çıkar. Çocuklardaki muayene zorluğu da buna eklenirse genellikle tanıda gecikmelere çocukluk çağında rastlanır. En temel bulgular, karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateş olmasıdır. Ancak hiçbir hastada muayene bulguları tam olarak birbirini tutmayabilir. Apandisit en önemli tanı aracı muayene eden kişinin tecrübesi ve muayene bulgularıdır.

    Karın ağrısı ilk olarak önceleri göbek etrafında başlar ve tam olarak lokalize edilemez, ancak hastalık ilerledikçe ağrı sağ alt kadrana yerleşir. Ağrı karakter olarak artma eğiliminde ve devamlı olan bir ağrıdır. Ancak bu klasik ağrı öyküsüdür, hastaların çoğunda ağrılar bu klasik ağrı karakterine uymaz, sadece ishal, sadece kusma ya da ateş ile başlayan apandisitlerlede sıklıkla karşılaşır.

    Tanısal aşamada, en önemli inceleme şikayetlerin dinlenmesi ve karın muayenesidir. Muayenede karın bölgesinde hassasiyet, ağrıyı arttıran hareketlerin uygulanması çocuk cerrahını yönlendirir. Muayene bulguları dışında laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler ancak tanı koymaya yardım eden ve olası diğer hastalıklara tanı koymaya yarayan yan parametrelerdir. Muayene bulgusu olmayan ancak ultrasonografide “apandisit” tanısı alan bir hasta opere edilmez. Zamanında tanı konamazsa çocuklar bu hastalık yüzünden zarar görebilirler, geç tanı olası yan etkileri arttırır ancak hemen operasyona karar verebilen durumlarda da ailelerde genellikle “gereksiz operasyon kaygısı” vardır. Burada gerçekten “tecrübeli bir çocuk cerrahı” kesin çözümdür.

    Tek ve kesin tedavi enfeksiyon karna ve vücuda yayılmadan önce, enfekte organın hızlı bir şekilde karın dışına alınmalıdır. Ameliyat açık veya kapalı yöntemle (laparoskopik olarak) yapılabilir.

    Apandisit günümüzde korkulması gereken bir hastalık değildir. Ancak çocukların kendini ifade edememesi, muayenenin korkutularak yapılması, gereksiz antibiotik ve ağrı kesici kullanımı nedeni ile hastalık bulgularının ilerlemesine yol açmak yüzünden, hala çocuklarda tehlike oluşturabilen ve ciddi sakatlık ya da ölüme yol açabilen bir hastalıktır.

    Karın ağrısı ve yazılan bulguların olduğu durumlarda ilaç kullanmadan mutlaka çocuk cerrahisi olan bir merkeze başvurmak hızlı tanı ya da gereksiz ameliyattan korunmak adına çok önemlidir.

  • Varikosel!

    Testis venlerinin genişleyerek varis içermesi durumuna varikosel denir. Torba içinde genişlemiş variköz venler muayenede solucan benzeri hissedilir.

    10 yaş altı çocuklarda çok nadirdir.

    Sol tarafta daha sık (%85-90) görülür. %8-10 sağda görülür, %2-5 iki taraflıdır.

    Genellikle hafif bir kasık ve torba ağrısı dışında şikayete neden olmaz.

    Muayene edildiğinde hastada şiddetine göre 3 ayrı derecede Varikosel saptanabilir;

    1. Derece (Grade I): Sadece hasta ıkındırıldığında elle muayenede saptanan genişlemiş venlerin olması durumudur.

    2. Derece (Grade II): Hasta ıkındırılmaksızın elle muayenede saptanan genişlemiş venlerin varlığı sözkonusudur.

    3. Derece (Grade III): Hastada gözle görülür genişlemiş venler mevcuttur.

    Tanıda muayene bulgularına ilave olarak Dopler Ultrasonografi kullanılır. Dopler Ultrasonografi ile genişlemiş ve akımı bozulmuş venler saptanır.

    Sağ tarafta varikosel görülen hastalarda Ultrasonografi ile karın içi kitle varlığı da araştırılmalıdır.

    Ayrıca bu hastaların Hormon analizlerinde de anormallik saptanabilir. (Gonadotropin serbestleştirici hormon uyarımı ile Follikül stimüle edici hormon yanıtı artmıştır.) Bu hormonal anormallik testis fonksiyonlarının zarar görmesine bağlı ortaya çıkar.

    Tedavisi cerrahidir. Genişlemiş venler ameliyatla çıkartılarak, kanın genişlemiş venlerde göllenmesine bağlı ortaya çıkan testis zararı önlenir.

    DİKKAT!

    Kısırlık nedeniyle doktora başvuran erkeklerin 1/3 ‘ünde Varikosel saptanmakta olup geç kalınmadan cerrahi olarak tedavi edilmesi önerilmektedir.