Etiket: Mit

  • Cinsel Mitler (Batıl İnançlar)

    Cinsel Mitler (Batıl İnançlar)

    Cinsel mit; halk arasında cinsellikle ilgili doğru olmayan, abartılı, yanlış ve uydurma hikayelerle kulaktan kulağa anlatılarak oluşturulmuş inanışlara verilen addır.

    Mit kelimesi İngilizcede “Myth” kelimesinden gelmekte olup Türkçemize “batıl inanç” olarak çevrilebilir. Cinsel mitler “seksüel mit” olarak da anılabilir. Zaman içinde büyüyerek toplumda sanki doğruymuş gibi yer eden cinsel mitler, genç kişilerin zihinlerinde yer ederek vajinismus, erken boşalma, sertleşme problemi, cinsel isteksizlik vs. gibi daha pek çok cinsel problemlere neden olabilmektedir. Toplumda konuşulan, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşan cinsel mitlerin bu kadar etkili ve güçlü olmasının nedeni; ülkemizde cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşüncesiyle, ne ebeveynlerin ne de eğitimcilerin, gençlerimize bu konuda hiçbir eğitim vermemesidir.

    Ülkemizde evlilik kurumuna önem verilirken, üremenin ve psikolojik sağlık için çok önemli bir yere sahip olan cinselliğin neredeyse yok sayılması mutsuz ve çatışmalı evliliklere yol açmaya devam ediyor.

    İşte en yaygın cinsel mitlerden bazıları:

    -Erkekte cinsel organın boyutu çok önemlidir.

    Erkek tarafından en çok takıntı yapılan konulardan biri penis boyutudur. Penis boyu ortalama 14 santimetre olmakla beraber 10-18 santimetre arası olanlar normal boyutlarda kabul edilmektedir. Sanıldığının aksine, penis boyuyla cinsel performans arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Ayrıca vajinal uyarı vajinanın 1/3 kısmında yoğunlaşır. Bu da penis boyuna yönelik takıntıları temelden yıkmaktadır. Buradan yola çıkarak söylene bilinir ki, mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam için penis boyu tek kriter olamaz. Çiftlerin birbiriyle açık ve samimi bir iletişim kurmaları, birbirilerinin arzu, istek ve beklentilerine değer vermeleri doyurucu ve sağlıklı bir cinsel yaşam için oldukça önemlidir.

    -İlk cinsel ilişki kadına çok ağrı verir ve kanama olur. İlk ilişkide kanama olmazsa kadın bakire değildir.

    Cinsel ilişki ağrı ve acı yapmaz. Kadının cinsel ilişki sırasında uyarılması, ıslanması olmuş ve kendini kasmaz ise ne ilk ilişkide ne de sonraki ilişkilerinde ağrı acı olmaz. Vajinanın görevi penisi içine almak ve neslin devamını sağlamaktır. Vücudumuzdaki diğer organlar görevlerini yerine getirirken nasıl ki ağrı ya da acı yaşanmıyorsa, vajina da haz alıp-verme olan görevini yerine getirirken ağrıya ve acıya neden olmaz. Kızlık zarı vajina girişinin hemen yakınında, doğuştan delik olan, esnek bir yapıdır ve ilk ilişki sırasında kızlık zarında hafif bir açılma olur. Aslında kanama olmaması normalde beklenen bir durumdur. Normal şartlar altında, normal bir kızlık zarı, kanamaz, delinmez, patlamaz, yırtılmaz. İlk cinsel ilişki sırasında penis vajinaya girdiğinde kızlık zarında hafif bir açılma olur. Bu noktada kadın rahat ve kendini kasmazsa, ıslanmışsa bu girişi hissetmez. Kızlık zarının açılması denilen olgu giyinilen ince çorabın bir yere takılması ve kaçması gibidir. Ayrıca kızlık zarından gelen kan, parmağın kanaması gibi değil, belli belirsiz bir sıvıdır. Bu da kadın rahatsa, kendini kasmazsa, ıslanması tam olmuşsa ve erkek acele etmezse hiç fark edilmez bile.

    -Mastürbasyon cinsel isteği ve gücü azaltır.

    En geçerli ve en yaygın cinsel eylem olan mastürbasyon, Türk toplumunda her nedense zararlı ve günah olarak vurgulanır. Kişinin rahatlamasına ve kimseye zarar vermeden cinselliği yaşamasına yardımcı olduğu için de doğaldır. Mastürbasyonun cinsel gücü azalttığına dair söylenenler ise yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değil ona eşlik eden ayıp, günah veya zararlı gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendisiyle barışık olduğunun temel göstergelerindendir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkılar sağlayan bir süreç meydana getirir. Ancak yakalanma korkusuyla ve günah işliyorum duygusuyla yapıldığında erkeği erken boşalmaya , kadını da cinsellikten haz almamaya programlayabilir, ayrıca erkeklerde sıklıkla karşılaştığımız, suçluluk duygusu ileride sertleşme sorunlarına ve cinsel isteksizliğe yol açabilir.

    Anlaşılacağı üzere bu verdiğim örnekler çoğaltılabilir hatta 500 sayfalık bir kitap bile yazılabilir. Ama tabi bu bizi çözüme götürmez. Peki çözüm nedir? En önemlisi çocuklarımız doğduğu anadan itibaren cinsiyet ve cinsellik ile ilgili eğitim vermektir. Ve toplum olarak önce okumayı ve araştırmayı alışkanlık haline getirebilmek gerekir. Eğer bu olursa zaten zihin her söylene inanmaz tüm bunları kendi zihin süzgecinizden geçirebilme yetisini kullanabilir. Bilimin ışığında, gerçek bilgiler ile yaşamanız dileğimle…

  • EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    Mit; bilimsel verilere dayanmayan, gerçekliği kanıtlanamayan, toplumun geneline mal edilen düşünce, inanış ve alışkanlıklar bütünüdür. Örneğin; “eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez” düşüncesi evliliğe ait bir mittir. Bu düşünce gerçekçi olmayan bir düşünce ve inanışı yansıtır.

    Mitler; sadece evliliklerde yoktur. Genel olarak yaşamın her alanında sıkça karşımıza çıkarlar. Ama ben bugün mitlerin evliliğe bakan yönünü ele almak istiyorum. Çünkü kişilerin evliliğe dair mitleri, evlilikte sorunlar yaşanmasına ve toplumun temel taşı olan aile kurumunun parçalanmasına yol açmaktadır.

    Evlilikle ilgili kişilerin düşünce, inanış ve tercihleri olması doğaldır. Bu düşünceler ve inanışların oluşmasında yetişme ortamı ve eğitim düzeyi etkilidir. Sorun şu ki; kişinin tercihlerini yansıtan mitlerin, zorunluluk olarak algılanması ve karşıdaki kişilerin bu zorunluluğa göre davranmasının beklenmesi.Yukarıda verilen örnekte, ‘eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez’ mitine sahip olan bir kişi; bu inanışa göre hareket edecek ve eşinden tercih etmediği bir davranış gördüğünde eşini suçlayacak ve eşinin kendisini yeteri kadar sevmediğini düşünecektedir.

    Böyle bir mit ne kadar gerçekçidir?

    Bu mite sahip kişinin eşi için evlilik ne kadar zordur?

    Evliliğe dair yaygın olan bazı mit örnekleri vermek istiyorum.

    “Eşini seven biri onu üzmez. Onun her dediğini yapar.

    Bu mit gerçekçi olmayan bir düşüncedir. Bir insan eşini ne kadar severse sevsin, arada sırada onun tercih etmediği davranışları yapabilir. Her komutu yerine getiren, her denileni yapan olsa olsa bir makine olur. Bir insanın her zaman eşinin her dediğini yapması mümkün değildir.

    “Kişi evliliğinde mutluysa, arkadaşa ihtiyaç duymaz.”

    İnsan evliliğinde kendini mutlu hissetse bile, arkadaşın yeri ayrıdır. Bir eş, arkadaşın yerini tutamaz. Eşle paylaşım ayrıdır, arkadaşla paylaşım ayrıdır.

    “Çocuk sahibi olmak evlilikteki sorunları bitirir.”

    Gerçekçi olmayan bir düşünce tarzı daha. Çiftler aralarında sorun yaşıyorlarsa, sorunları çözmeye çalışmadan sadece bebek sahibi olarak sorunların çözümünü beklemek doğru değildir. Aksine sorunlar devam ederken bebek sahibi olmak sorunların daha da çoğalmasına yol açabilir.

    “Tartışmaların yaşandığı bir evlilik kötüdür.”

    İnsanın olduğu yerde, tartışma ve çatışmaların yaşanması doğaldır. Tartışmasız veya sorunsuz hiçbir evlilik yoktur. Tam tersine bir evlilikte sorun yoksa, o evlilikte ciddi sorunların varlığından endişe etmek gerekir. Önemli olan sorunsuz bir evlilik temenni etmek değil, sorunları sağlıklı bir şekilde çözebilmek için çabalamaktır.

    “Evde yemeği kadın pişirmelidir.”

    Böyle bir zorunluluk yoktur. Evde yemeği kimin pişirip pişirmeyeceği eşler arasındaki işbirliğine göre değişebilir. Kadının pişirmesi bir zorunluluk değil, tercihtir. Yemeği bazen kadın, bazen erkek pişirebilir.

    Özetle, vurgulamak istediğim nokta; evlilikte kişinin sahip olduğu inanışlar %100 mutlak doğrular değildir. Mutlak doğru olmayan her şey değişebilir. O yüzden gerçekçi olmayan inanışları bir zorunluluk olarak algılamaktan vazgeçip esnek bir bakış açısı geliştirmek gerekir. Aksi halde evliliklerde sorunların yaşanması kaçınılmazdır.

    Yazımı şu sözlerle noktalamak istiyorum.

    “Eşler bir makasın iki tarafı gibi olmalıdır. Araya giren tüm olumsuzlukları kesebilmelidirler.”

  • İnfertilite tedavisinde nöral terapinin yeri ve önemi

    Özet:
    İnfertilite vakalarına nöralterapi ile anlamlı katkılar sunmak mümkün. Öncelikle hastadan detaylı bir öykü alınarak bedensel ve psikolojik rol oynayan faktörler incelenir, daha sonra eğer gerekli görülürse birtakım laboratuar ve görüntüleme yöntemlerinin yardımı ile bir ön tanı oluşturulur. Kadın doğum uzmanı ile yapılan konsültasyondan sonra bir tedavi planı oluşturulur (5,10,71,72).
    Elimizdeki bütün tanısal metotlar ancak, hastanın şikâyetleri ve bulguları ile ilgili tüm vücudu ilgilendiren bütünsel bir yaklaşım ortaya koyar ve bu incelemeler doğru organ ve fonksiyonlara yönelik olarak yapılırsa bizi doğru teşhise götürebilir. Bu bütünsel yaklaşım, bir nöralterapist için olmazsa olmaz bir prensiptir (2,3,4,5,7,9).
    Bütünsel yaklaşım içerisinde, organizmanın regülasyonunun yeterli olup olmadığı incelenmektedir. Regülasyon genel olarak vücudun bir uyarıya karşı reaksiyonundan başka bir şey değildir. Vücuda verilen uyarıdan sonra vücudun verdiği cevap izlenir. Bu cevapta oluşan sapma bizi hastalıkların tanısına götürebilir. Vücudun verdiği reaksiyon normal sınırlar içerisinde olabileceği gibi, zayıflamış reaksiyon, abartılmış reaksiyon ve paradoks (tersine) reaksiyon şeklinde de olabilir. Bütün bu reaksiyonların birbirinden ayırt edilmesi gerekir (1,6,11-15,21,22,27,30)
    Günlük pratiklerimiz sırasında nöralterapi yöntemini uygulayan hekimler olarak, bu bölgenin anatomisine en ince detaylarına kadar hakim olmak son derece önemlidir. Çünkü hem fizik muayenede tespit edilen bulguların doğru yorumlanması, hem uyguladığımız enjeksiyonların hedefine ulaşması hem de oluşabilecek bir takım komplikasyonların önüne geçilmesi ancak bu sayede mümkün olacaktır (20,23,26,31,32).
    Nöralterapi protokolünde lokal, segmental, genişletilmiş segmental, bozucu alanların eliminasyonu ve damar içi tedaviler şeklinde bir yaklaşım düzenlenir ve bedenin değişik yerlerine lokal anestezik maddeler enjekte edilir (40,53,55,58,60,61,65)
    SONUÇ
    Kısacası nöralterapi infertilite dahil pek çok jinekolojik problemde etkin şekilde kullanılan bir yöntem olup, sevindirici sonuçlar almak ve infertilite alanında ciddi katkılar sunmak mümkün (5,10,71,72).
    Bütünsel yaklaşım içerisinde, organizmanın regülasyonunun yeterli olup olmadığı incelenmektedir. Regülasyon genel olarak vücudun bir uyarıya karşı reaksiyonundan başka bir şey değildir. Vücuda verilen uyarıdan sonra vücudun verdiği cevap izlenir. Bu cevapta oluşan sapma bizi hastalıkların tanısına götürebilir. Vücudun verdiği reaksiyon normal sınırlar içerisinde olabileceği gibi, zayıflamış reaksiyon, abartılmış reaksiyon ve paradoks (tersine) reaksiyon şeklinde de olabilir. Bütün bu reaksiyonların birbirinden ayırt edilmesi gerekir.
    Günlük pratiklerimiz sırasında nöralterapi yöntemini uygulayan hekimler olarak, bu bölgenin anatomisine en ince detaylarına kadar hakim olmak son derece önemlidir. Çünkü hem fizik muayenede tespit edilen bulguların doğru yorumlanması, hem uyguladığımız enjeksiyonların hedefine ulaşması hem de oluşabilecek bir takım komplikasyonların önüne geçilmesi ancak bu sayede mümkün olacaktır.
    Nöralterapi protokolünde lokal, segmental, genişletilmiş segmental, bozucu alanların eliminasyonu ve damar içi tedaviler şeklinde bir yaklaşım düzenlenir ve bedenin değişik yerlerine lokal anestezik maddeler enjekte edilir (1-8 ,11,12,13, 56,60,72).

    PROF. DR. HÜSEYIN NAZLIKUL
    NÖRALTERAPI DERNEGI BASKANI

    KAYNAKLAR

    1. Badtke G, Mudra J. Neuraltherapie – Lehrbuch und Atlas. Berlin: Ullstein-Mosby, 1994.

    2. Barop H. Gutachten über Procain zur Anwendung in der Neuraltherapie nach Huneke. Gutachten, eingereicht dem Bundesgesundheitsamt Berlin als Beitrag für die Erstellung der Procain-Monographie. 1991.
    3. Barop H. Klinische Studie über den Wirksamkeitsnachweis der Neuraltherapie nach Huneke (basierend auf Praxis- Dokumentation H. Barop). Erfahrungsheilkunde 1991; 3: 158-61.
    4. Barop H. Neuraltherapie nach Huneke aus der Sicht der Relationspathologie Rickers. In: Dosch P. Hrsg. Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    5. Barop H. Lehrbuch und Atlas der Neuraltherapie nach Huneke. Stuttgart: Hippokrates, 1996.
    6. Barop H. Weiterbildungsverantwortlicher, Gutachter und wissenschaftlicher Beirat der Internationalen Ärztegesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Persönliche Mitteilung (mündlich und schriftlich). 2004.
    7. Becker A. Die kombinierte Störfeld-Segmentbehandlung in der Neuraltherapie nach Huneke. Erfahrungsheilkunde 1978;1: 12-5.
    8. Bergsmann O. Grundsystem, Regulation und Regulationsstörung in der Praxis der Rehabilitation. In: Pischinger A. Hrsg. Das System der Grundregulation. 8. A. Heidelberg: Haug, 1990.
    9. Bergsmann O, Bergsmann R. Projektionssymptome. 2. A. Wien: Facultas, 1992.
    10. Dittermar F.W, Loch E.G, Wiesenauer; Naturheilverfahren in der Frauenheilkunde un Gebusthilfe, Hippokrates Verlag 2004 3 Auflage
    11. Dosch M. Neurologie und Neuraltherapie. Freudenstädter Vorträge 1979; 6: 129-44.
    12. Dosch P. Die Beseitigung von Commotio- und Contusio-cerebri-Folgen mit Impletol. Erfahrungsheilkunde 1965; 14 (3): 101-8.
    13. Dosch P. Störfeldsuche bei Erkrankungen des Bewegungsapparates. In: Dosch P. Hrsg. Freudenstädter Vorträge. Heidelberg: Haug, 1986: 157-71.
    14. Dosch P. Procain auch gegen Schlangengift? Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    15. Dosch P. Lehrbuch der Neuraltherapie nach Huneke. 14. A. Heidelberg: Haug, 1995.
    16. Fischer L. Komplementärmedizin – Unwissenschaftlich? Bulletin der Schweiz Ärzteges Komplmed 1994; 1: 3-4.
    17. Fischer L. Neuraltherapie in der Notfallmedizin. Ärztez f Naturheilverf 1995; 9: 676-85.
    18. Fischer L. Injektionsstatistik. Praxis (1.1.1998 – 31.12.2003).
    19. Fischer L. Myofasciale Trigger-Punkte und Neuraltherapie nach Huneke. Erfahrungsheilkunde 1998; 3: 117-26.
    20. Fischer L. Einfache Untersuchungs- und Injektionstechnik am Iliosakralgelenk. Erfahrungsheilkunde 1999; 13: 159-66.
    21. Fischer L. Zu den Grundlagen der Neuraltherapie: Selbstorganisation in der Biologie. In: Reimers A. Hrsg. Kongressband Jubiläumskongress Int Gesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Mexiko City, 2000.
    22. Fischer L. Neuraltherapie nach Huneke. Grundlagen, Technik, praktische Anwendung. 2. A. Stuttgart: Hippokrates, 2001.
    23. Fischer L. Praxisdokumentation. 2004.
    24. Fischer L. Statistik (Ärztekasse), Verbrauch Procain. 2004.
    25. Fischer L, Pfister M. Wirksamkeit der Neuraltherapie bei zugewiesenen Patienten mit Resistenz auf konventionelle Therapiemassnahmen. In Vorbereitung zur Publikation. 2004.
    26. Göbel, H., Graf-Baumann, T., Nazlikul, H., Zenz, M.: Differentialdiagnosse des Gelenkschmerzes. Schmerz 1998 – 12: 223-237 Springer Verlag Berlin 1998
    27. Goecke H. Über Erfahrungen mit Neuraltherapie in der Gynäkologie und Geburtshilfe. In: Gross D. Hrsg. Therapie mit Lokalanästhetika – Funktionsstörungen des oberen Verdauungstraktes und ihrer Behandlung. Stuttgart: Hippokrates, 1966: 239-50.
    28. Hahn-Godeffroy JD. Procain in der Neuraltherapie nach Huneke. Literaturüberblick und zusammenfassende Bewertung. Der Allgemeinarzt 1993; 15 (14): 876-83.
    29. Hahn-Godeffroy JD. Procain in der Neuraltherapie nach Huneke. Zusammenfassende Bewertung. In: Barop H, Hahn- Godeffroy JD, Dosch P, Hrsg. Freudenstädter Vorträge. Vol. 16. Haug: Heidelberg, 2002: 36-49.
    30. Hänisch R. Segment-Störfeld. In: Dosch P. Hrsg. Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    31. Harrer G. Kritisches zur Neuraltherapie aus neurologischer Sicht. Physikalisch-diätetische Therapie in Klinik und Praxis 1965; 6 (2): 43-51.
    32. Heine H. Lehrbuch der biologischen Medizin. Stuttgart: Hippokrates, 1991.
    33. Heine, H.: Anatomische Struktur der Akupunkturpunke. DZA 2/1998, 31 Jg., 26-31
    34. Hergert, H.F., Hergert, H., Letzel, C.: Lehrbuch der Konstitutionsmedizin – Grundlagen, Theorie und Praxis- Pascoe Verlag, Giessen 1997
    35. Hergert, H.F.: Neuro- und Phytotherapie schmerzhafter funktioneller Erkrankungen. Band I, Pascoe; Giessen 1995
    36. Hergert, H.F.: Neuro- und Phytotherapie schmerzhafter funktioneller Erkrankungen. Band II, Pascoe; Giessen 1995
    37. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung 4. Auflage, Pascoe, Giessen, 1994
    38. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung . Acta Biologica Nr. 1 26: 15-23 1987
    39. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung . Acta Biologica Nr. 2 26: 27-51 1987
    40. Hergert, H.F.: Akupunktur zur Schmerztherapie. Deutsches Arzteblatt 73: 2373-2377, 1976
    41. Hergert, H.F.: Akupunktur zur Therapie schmerzhafter Erkrankungen. Nidersachhs Arzteblatt 51: 159-166, 1978
    42. Hergert, H.F.: Akupunktur: Ursprünge und klische Anwendung. MMG 5: 209-221, 1980
    43. Hergert, H.F.: Konstition und Schmerz. Arztezeitschrift für Naturheilverfahren 29: 198-202,1988
    44. Hergert, H.F.: Konsitutionsmedizin . Pasco Giessen, 1996
    45. Hergert, H.F. et Kollegen: Kopf- und Geschihtsschmerz. Herasgeben Hans P.Ogel Könnemann Verlag 2000 Köln
    46. Hergert, H.F.: Einfache Technik zur Zeitweiligen Aussachaltung des Ganglion stellatum. Chirurg 1963; 15:600
    47. Irrmann M. Der Geburtsschmerz und seine Beeinflussung – Alternativen zu pharmakologischen Methoden. Symposium Budapest. Wissenschaftl Information 1981; 2: 73-93.
    48. Kieper V. Die Neuraltherapie nach Huneke in der Gynäkologie und Geburtshilfe. In: Zum 100. Geburtstag von Ferdinand Huneke. Int med Gesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Hrsg. 1991.34
    49. Killian H. Lokalanästhesie und Lokalanästhetika zu Operationen, diagnostischen und therapeutischen Zwecken. Stuttgart: Thieme, 1973.
    50. Moulaert P, Mertens F. Neuraltherapeutische Beeinflussung des sympathischen Systems durch intra- und perivasale Infiltration. Ärztez f Naturheilverf 1990; 3 (90): 231-4.
    51. Mucke L. Clinical management of neuropathic pain. Neurol Clin 1987; 5: 649-63.