Etiket: Miktar

  • Vajinal akıntılar

    Vajinal akıntılar

    Öncelikle bilinmesi gereken her vaginal akıntı bir hastalık değildir. Vajen normalde, içinde bir miktar akıntı barındırır. O halde hangi akıntı hastalık, hangi akıntı fizyolojik, yani normal akıntıdır bunu ayırd etmek gerekir.

    Normalde vajen, ancak geç menapoz dönemlerinde tamamen kuru bir hal alabilir ki esas tedavi edilmesi gereken rahatsız edici durum budur. Menapoz öncesi dönemde vajen kup-kuru olmaz. Tıpkı ağzımızın içinin kupkuru olmadığı gibi. 

    Farklı olarak vaginal akıntı miktarı bir adetin bitimiden diğer adetin başlamasına kadar olan süre içinde de farklı miktarlarda ve nitelikte olur. Yani kadının vaginal akıntı miktarı hergün aynı değildir. Örneğin iki adetin ortasına rastlayan günlerde miktarı artar ve daha yapışkan bir hal alır. Adetten birkaç gün önce de miktarda artış olur , cinsel uyaranlar yine vaginal akıntı miktarını arttırır. Normal yani fizyolojik kabul ettiğimiz bu tür akıntılara topluca Fluor Genitalis denilir. 

    Özelliği başlangıçta renksiz, kumaş üzerinde kuruduğunda kumaşta “saman kağıdı” rengine benzer lekelenme yapan rahatsız edici bir kokuya da sahip olmayan fizyolojik bir akıntıdır. Adete yakın günlerde ve iki adetin tam ortasındaki günlerde biraz daha artar.

    Bu durumda hangi tür akıntılar patolojik yani bir hastalık düşündürecek akıntılardır?

    Eğer akıntınız yukarıda tanımladığım niteliklerden başka bir nitelikteyse mesela koyu kahverengi, sarı-yeşil-kirli görünümlü, içinde süt kesiği gibi partiküller bulunduruyorsa veya kokulu ise, vajen içinde kaşınma veya yanma gibi şikayetlere sebep oluyorsa ozaman bu akıntı tedavi edilmesi gereken bir akıntı olarak değerlendirilebilir ve birçlk zaman tedavi gerektiri.

    Normal Vaginal Akıntı olarak tanımladığımız Fluor Genitalis türü akıntılar, kusurlu kıyafet ve uygulamalar nedeniyle artarak nitelik olarak normal olmasına rağmen, rahatsız edici bir hal alabilir. Vajen normalde havayla temas etmesi gereken bir organdır. Bu yüzden nesiller boyu ve hemen her kültürde kadın kıyafetleri vajen havalanmasını sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Etekler, entariler böyledir. Ancak son yüzyılda kadınların sosyal hayatta işgal ettikleri yer ister istemez kullandıkları kıyafetlere de yansımakta bu anlamda daha sağlıksız giyinmek zorunda kalmaktadırlar. Kilotlu çoraplar, taytlar, sentetik materyalden imal edilmiş iç çamaşırları, pedler hatta oturarak çalışan hanımların kullandıkları sandalye ve koltukların sentetik kumaşları vaginal akıntı miktarını arttırır. Artmış bir vaginal akıntı heryerde bolca bulunan bakteriler mantarlar için bir besi yeri haline gelir. Bu ortamda üreyen bakteriler enfeksiyona sebep olurlar. 

    Vaginal enfeksiyonlara ve akıntıya sebep olan önemli faktörlerden biri de gebeliktir. Normalde vajen içinde bulunan bir tür mikroorganizma, burada hastalık yapıcı diğer mikroorganizmaların üremesini ve hastalık oluşturmasını önler. Gbelikte değişen hormonal işleyiş nedeniyle normal vaginal akıntının asitliği artar artan asidite sözü edilen bu koruyucu mikroorganizmaların azalmasına böylelikle vagenin savunmasının düşmesine neden olur. Özellikle mantar enfeksiyonları kolayca oluşur. Tedavi edilse bile gebelik süresince tekrarlama eğilimi çok yüksektir. Sık rastlanılan şeker hastalığı da benzer bie etki ile vajen savunmasını olumsuz yönde etkileyerek vaginal enfeksiyonlarda artışa sebep olabilir.
    Günümüzde sık kullanılan antibiyotiklerden bazıları (özellikle penisilin grubu antibiyotikler), cortisol ve kanser ilaçları gibi vücudun top yekün savunma sistemiini olumsuz etkileyen ilaçlar da sözü edilen, vajende normalde bulunması gereken mikroorganizmaları yok ederek, vajenin savunma gücünü azaltır ve akıntıların ortaya çıkmasına sebep olabilir.
    Bilinmesi gereken bir diğer önemli konu da her vaginal akıntı cinsel yolla bulaşan bir hastalık değildir. Evli çiftlerde zaman zaman çatışmalara sebep olabilen bu durumu da akılda tutmak gerekir.

  • Bilinçsiz vitamin kullanımı hasta ediyor

    Sağlıklı yaşam, hastalıklardan korunma ya da enerji kazanmak için alınan vitaminlerin kullanımı giderek artıyor. Vitamin ihtiyacını doğal besinlerden almak yerine bilinçsizce ek vitaminler kullanmak ise hastalıklara davetiye çıkarıyor.

    Karaciğer ve böbrek sağlığını tehdit edebilir

    Sağlıklı bireylerin gıdalarına ek olarak vitamin almalarına gerek yoktur. Ancak kişinin vitamin eksikliği varsa isteğine bağlı olarak değil doktor kontrolünde ek vitaminleri alması gerekmektedir. Çünkü bilinçsizce tüketilen A vitamini karaciğer bozukluğuna; C vitamini, böbrek taşına ve mide rahatsızlıklarına yol açabilmektedir.

    Gereksiz vitamin kullanımı vücuda zarar verir

    Gereksiz yere alınan A vitaminin fazlası vücutta birikip karaciğer zehirlenmesine yol açabilmektedir. D vitamininin fazlası ise kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olabilir. Kalsiyumun fazlası böbrek taşına sebep olabilirken; yüksek miktardaki niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilmektedir. B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı ise kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olabilmektedir. ABD’de yapılan bir bazı bilimsel araştırmalar da aşırı vitamin kullanımı ile ilerlemiş prostat kanseri arasında bağlantı olduğu da gösterilmektedir.

    Fazla alınan C vitamini taş oluşumuna neden olabilir

    Soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklarda ilk başvurulan C vitamini tüketimi olmaktadır. Ancak yüksek dozda ve uzun süre C vitamini alınması oksalat taşları oluşturabilmektedir. Ayrıca C vitamininin mide asidini artırdığı ve midenin saldırgan faktörlerinden biri olduğu da bilinmektedir. Anemik hastalarda demirle birlikte C vitamini alınması önerilir; ancak demir birikimi olan hemokromatoz durumlarında ve hemolitik anemilerde C vitamini önerilmemektedir.

    Her bireyin vitamin ihtiyacı farklıdır

    Gerekli olan vitaminler ve miktarları doktor kontrolünde belirlenmelidir. Genellikle büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği belirlenen vitaminler kullanılmaktadır. Vitaminlerin tavsiye edilen günlük miktarları “RDA” olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler vitaminlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır. Ama yine de ihtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebileceğinden mutlaka doktor kontrolünde olunmalıdır. Çünkü belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir.

    Vitaminleri doğal yolla besinlerden alın

    Doğru bir beslenme programı ve besin çeşitliliği ile vücudun günlük vitamin ihtiyacı karşılanabilmektedir. Vitaminlerin çoğu bitkisel ve hayvansal besinlerde zaten bulunmaktadır. Bunun için doğal yollarla sebze ve meyve ağırlıklı ve dengeli bir beslenmeyi tercih edilmelidir. Mevsimine göre uygun miktarlarda tüketilen taze meyve ve sebzeler en zengin vitamin ve mineral kaynaklarıdır.