Etiket: Mikrop

  • Neden hasta oluyoruz? Yoksa “bağışıklık fıçımız” mı doldu?

    Neden hasta oluyoruz? Yoksa “bağışıklık fıçımız” mı doldu?

    “Neden hasta oldum?”, “Neden şimdi?”, “Neden bu hastalık?” Doktorların cevabı sıklıkla tatminkar değildir: “Genetik faktörler”, “ Bünyen yapıyor”, “Şunu yediğin, bunu içmediğin, az hareket ettiğin, çok üzüldüğün için”. Söylenenlerden genelde tatmin olmayız, sorularımızın çoğu yanıtsız kalır.

    Aslında açıklama basit. “BAĞIŞIKLIK FIÇIMIZ” ağzına kadar dolmuş, taşmaya başlamış ve bu durum kendini hastalık olarak gösteriyor.

    “BAĞIŞIKLIK FIÇISI” elbette bir benzetme. Vücudumuz kendine zarar veren faktörleri temizlemek için bağışıklık sistemini kullanır. Bir çöp kovası gibidir bağışıklık sistemi. Tüm zararlı etkenler bu fıçıya atılır. Zaman zaman atılım organları ile biraz boşaltılıp yer açılır. Ancak fıçının kapasitesi sonsuz değildir, zamanla ağzına kadar dolar, taşmaya başlar, hele ki hoyrat kullanıyorsak. Fıçıya attıklarımız çok, fıçıyı boşaltma sıklığımız az ise kısa sürede kapasitesi aşılır. Sonuç “ HASTALIK”tır. Hangi hastalığın ortaya çıkacağını, nasıl hastalık bulguları göstereceğimizi belirleyen de genlerimizdir.

    Genetik yapımız bizi bazı hastalıklara eğilimli kılabilir. Ancak genetik faktörler bizim değiştirilemez kaderimiz değildir. Genler sessizdir; bir yapı planı gibi dosyalarda, raflarda saklanır; ta ki onu harekete geçirecek sinyali alana kadar. Hastalık ilişkili bir gene sahip olmamız, bir gün mutlaka hasta olacağımız anlamına gelmez. Hastalık genlerini harekete geçirecek olumsuz faktörler azaltılır ve “bağışıklık fıçısının” limitini aşması önlenirse hastalıkların ortaya çıkması önlenebilir. Hasta olduktan sonra da çözümsüz değiliz. “Bağışıklık fıçısı”nı daha çok taşıracak etkenleri azaltmak ya da fıçıyı boşaltacak yolları harekete geçirmek şansımız her aşamada var.

    Bağışıklık Fıçımızı Neler Doldurur? Biz Ne Yapabiliriz?

    1. ELEKTROMANYETİK MARUZİYET: Çağın en büyük ve en tehlikeli kirliliği. En kötüsü pek çok araştırmacı tarafından dikkate alınmadığı için yeterince araştırılmıyor, dahası saptanan veriler hasır altı ediliyor, tıpkı 60-70 yıl önce sigarada olduğu gibi. Elektromanyetik maruziyet denince akla ilk gelenler cep telefonu ve kablosuz internet bağlantıları. Ancak zararlı etkenler bunlarla sınırlı değil. Kablosuz telefonlar, bebek telsizleri, televizyon ve hatta saç kurutma makinesi başta olmak üzere her türlü elektrikli ev aleti.

    Hayatımıza bu kadar nüfuz eden bu etkenden nasıl kaçınmalı? Bu tür cihazlar bize ne kadar yakınsa o kadar zararlı. Bahsi geçen cihazlara özellikle uyku sırasında yakın olmamak, kullanmadığımız zamanlarda kablosuz internet bağlantısını kapatmak şart. Başucunuzda cep telefonu, elektrikli saat vb ile uyumayın !! Bazı yarı değerli taşların da bu zararlı etkiler azalttığı biliniyor. En güzel çözüm, mümkün olduğunca doğayla buluşmak, şehirde hapsolduğumuz bu elektromanyetik kafesten kurtulmak.

    2. ALERJİLER: Alerjiler bağışıklık sisteminizi sürekli meşgul eden, bağışıklık fıçımızı hızla dolduran etkenlerin başında geliyor. Özellikle besin alerjileri. Pek çok alerjen giriş kapısından farklı bir yerde etki gösterdiği için gözümüzden kaçabiliyor. Örneğin besin alerjileri kendini solunum yolunda gösterebiliyor. Alerjilerimizi büyük bir tren gibi düşünürsek, bu treni çeken 3 önemli lokomotif alerjen Buğday, Yumurta ve İnek Sütü. Bu lokomotif alerjilerin çözümü sağlanırsa, bağışıklık sistemimiz diğer alerjilerle çok daha kolay başa çıkıyor, fıçımızı fazla doldurmuyor. Özellikle genetiğiyle çokça oynanmış “BUĞDAY” bağışıklığımızı ciddi biçimde zorluyor. Alerjilerin tek çözümü alerji yapan etkenden kaçınmak değil, bu konuda “Biorezonans” gibi farklı çözüm yolları da mümkün.

    3. TOKSİK MADDELER VE AĞIR METALLER: Gıda koruyucularından, aşılardaki ağır metallere, şehirde soluduğumuz havadaki zararlı gazlardan, kullandığınız kozmetiklerdeki toksik maddelere, sebze meyvelerdeki böcek ilaçlarına her gün binlercesiyle karşılaşıyoruz. Tamamen kaçınmak mümkün değil, ancak en aza indirmek olası.
    En önemli önerim “PAKETLİ GIDA TÜKETMEYİN”. Mümkün olduğunca organik pazarlardan, yerel üreticiden alınan sebze, meyve, yumurta, et, tavuk tüketin. Gıda maddelerinizi, suyunuzu camda muhafaza edin; plastikten kaçının. Taze sebze, meyve, hatta badem, ceviz, kuru üzüm gibi kurutulmuş gıdaları tüketmeden önce kısa süre az miktarda elma sirkesi katılmış suda bekletin.
    Kozmetikler ve deodorantlardaki alüminyuma da dikkat!

    4. MİKROPLAR: Pek çok mikrop, kronik hastalıkların başlangıç tetiğini çekebilir. Bazı romatizmal hastalıklar ve kanserlerde de süreci başlatan mikroplar. Yeni yeni fark edilen bir başka durum ise pek “Fibromiyalji”, “Multipl Skleroz (MS)”, hatta şeker hastalığı gibi pek çok kronik hastalığın aslında mikrobik bir etkenden kaynaklanıyor olabileceği. “CANDİDA” adlı mantar enfeksiyonuna ayrı parantez açmak gerekli. Bu mantar vücudun hemen her yerinde yerleşip beklenmedik bulgularla kendini gösterebilen bir fırsatçı mikrop.

    5. BAĞIRSAK MİKROPLARI: Bağırsaklarımızın, bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olduğunu biliyor muydunuz? Vücudumuzda bize ait hücrelerden çok daha fazla sayıda mikrop mevcut ve bunların çoğu bağırsaklarımızda. Bağırsak mikroplarının çoğu bize faydalı ve belli bir düzende varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak bu düzen bozulup, zararlı mikroplar arttığında bağırsak duvarlarının yapısını bozulup bağırsaktan emilmemesi gereken besin artıkları ve maddeler kana karışıyor, bağışıklık sisteminin düzenini bozup hastalıklara neden olan süreçler başlıyor,

    Düzeni bozan en önemli faktör beslenme şekli. Şekerli ve işlenmiş gıdalar; paketlenmiş, yapay koruyucular içeren ürünler zararlı mikropların artmasına zemin oluşturuyor. Gereksiz kullanılan antibiyotikler ise bağırsaktaki yararlı mikropları ortadan kaldırıp, fırsatçı zararlı mikropların çoğalmasını kolaylaştırıyor. Pek çok besin maddesi ve hatta bazı diş macunlarında bile antibiyotik mevcut.
    Yapılması gereken başta meşrubatlar olmak üzere rafine şeker içeren gıdalar ve tüm paketli gıdalardan kaçınmak. Besinlerimizi olabildiğince pazarlardan ve yerel üreticilerden almak, organik ürünleri seçmeye çalışmak lazım. Yararlı bakterileri yerine koymanın bir diğer yolu “probiyotik” denen besin destekleri. Probiyotik etkisi gösteren doğal ürün ise evde üretilmiş kefir.

    6. DİŞ SORUNLARI ve AMALGAM DOLGULAR: Diş ve dişeti sağlığımızın için ne kadar önemli olduğunu çoğu doktor bile farkında değil. Dişeti iltihabının, romatizmal hastalıklar ve bazı kanserleri artırdığı, kötüleştirildiği bilimsel bir gerçek. Amalgam dolgular ise bir başka kocaman sorun. Bu tür dolguların içeriğinde pek çok metalin yanı sıra zararları bilinen civa mevcut. Bu tür dolguların bir diğer sakıncası içerdikleri metaller nedeniyle adeta bir anten görevi görmeleri ve çevredeki zararlı elektromanyetik dalgaların vücutta yoğunlaşmasına neden olmaları.
    Dişlerimizin düzenli kontrolü şart. Amalgam dolgu kesinlikle kullanılmamalı. Mevcut amalgam dolguların da bu konuda deneyimli, ön hazırlık konusunda bilgisi olan diş hekimlerince çıkarılması gerekli.

    7. STRES: Günümüzde bağışıklık fıçımızı en hızlı dolduran etken. Hayatın içinde olup da stresten uzak kalmak hiçbirimiz için olası değil. Stres yapan faktörleri olabildiğince azalttıktan sonra “Stresle başa çıkma” yollarını geliştirmek gerekli. Herkesin kendine ait yöntemleri olabilir. Bir hekim olarak benim fikrim “ANTİDEPRESAN İLAÇLAR ÇÖZÜM DEĞİL”. Bazı hallerde kısa süreli kullanımlar gerekli olabilse de uzun süreli kullanımları doğru bulmadığımı belirtmeliyim. Meditasyon, yoga, benim de zaman zaman hastalarıma uyguladığım psikokinesyoloji, matriks tedavisi, EFT tedavisi daha kalıcı, etkili ve zarar vermeyen yollar.

    Bağışıklık Fıçısı Nasıl Boşaltılır?

    İlk bilinmesi gereken “VÜCUT KENDİNİ KORUMAYI BİLİR”, yeter ki biz izin verelim. Vücudumuza zararlı etkenlerin atılması için pek çok sistem çalışıyor sürekli: Böbrekler, karaciğer, akciğerler, deri gibi. Yapmamız gereken bu sistemlerin çalışmasına olanak vermek. Öncelikle sistemin çalışmasına engel olmayalım. Nasıl mı? Sigara, fazla alkol, şeker, çok zaman buğday ürünleri tüketmek sistemi bozan etkenler. Tüm atılım sistemlerinin doğru çalışması için “SU İÇMEK” çok önemli bir faktör. Düzenli ve uygun egzersiz, sağlıklı bir ortamda yeterince alınan uyku da bu sistemleri harekete geçiriyor. Fıçıyı boşaltmanın bir başka yolu da etkili ve zararsız bir yöntem olan “biorezonans”, detayları bir başka yazının konusu.

    Sağlıklı günler dilerim.

  • Çocukluk çağının kabusu : ateş

    Ateş;vücut ısısının 38 C nin üzerinde olması durumudur. 2 yaş sonrası kulaktan,2 yaş öncesi ise kol altı( dış kulak yolunun yapısı tam olarak uygun olmadığı için ) ölçümü tercih edilir.39 C üzeri yüksek ateş,40 C üzeri ise çok yüksek ateş olarak tanımlanır)

    Çocuk hekimine başvuran hastaların üçte birinde ateş yakınması vardır. Ateşli hastalıkların çoğunluğu enfeksiyonlara, bunların da büyük kısmı virüs denilen mikroplara bağlıdır. Çocuklardaki enfeksiyonların çoğu viral üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları şeklinde ortaya çıkar.( Grip, soğuk algınlığı, bronşiyolit, kulak iltihabı, zatürre ve krup gibi ) Çocuklarda ateşin en sık rastlanan diğer bir nedeni yine virüslere bağlı ishallerdir. Kızamık, kızamıkçık ve suçiçeği ,5. ve 6. hastalıklar gibi döküntülü viral enfeksiyonlar da ateşin kaynağı olabilir.

    Virüslerden daha az olmak üzere ateş yapan efeksiyonlar ;bakteri kökenli olabilir(özellikle Beta mikrobu olarak bilinen Streptococlar, daha çok deride enfeksiyon yapan stafilococlar gibi )Tedavide antibiyotiği gerektiren işte bu grup enfeksiyonlardır.Genellikle üst solunum yolu,kulak,akciger ,idrar yolu,barsaklar ve nadiren beyin-beyin zarlarını ilgilendirebilir. Difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci ve menenjit gibi aşı ile önlenebilen bakterileri de unutmamak gerekir.

    Bağışıklık sistemi vücuda giren her mikrobu tanıyıp sınırlamaya çalışır. Daha sonra aynı mikropla karşılaşmalar için belleğine o mikrobun özelliklerini yerleştirir. Bu nedenle enfeksiyon hastalıkları en çok bebek ve çocuklarda görülür. Mikroplarla ilk karşılaşmada ona karşı sınırlandırma (iltihap) reaksiyonu geliştirirken, sonraki karşılaşmalarda çoğunlukla vücutta hiçbir belirti olmaksızın mikrobu uzaklaştırır. Erişkinler de çocuklar gibi aynı mikroplara maruz kaldıkları halde, daha önceden bağışık oldukları için hastalık tablosu gelişmez.

    Ateşi olan çocuklarda anne ve babaların korkusu havale geçirme olasılığıdır. Bu korku nedeniyle gerek aileler gerekse hekimler ateşin düşürülmesi için gereğinden çok fazla bir çaba içine girerler.Çok sık,yüksek dozlarda ve birden fazla ateş düşürücü ilaç kullanımı söz konusu olur.Yanısıra soğuk duş,alkollü-sirkeli kompresler uygulanır.Oysa son tıbbi çalışmalar ‘ateş fobisi’ni gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.

    · Ateş düşürmek havale nöbetlerini engellemez.

    · Vücut ısısı hastalık nedeniyle 41-42oC’yi aşamaz. Beyinde hasara yol açabilen ısı derecesi bu sıcaklığın üzerindeki derecelerdir.

    · Menenjit, epilepsi veya daha önceden bilinen bir beyin hastalığı yoksa,ailede havale hikayesi bulunmuyorsa ateşin tetikleyeceği havale nöbeti genellikle zararsızdır ,hasar bırakma olasılığı çok düşüktür.

    · Çocuklarda ateşi düşürmenin amacı ateşin sebep olduğu huzursuzluk, ağrı, uykusuzluk gibi fiziksel rahatsızlıkları hafifletmektir.
    Ateş sırasında paracetamol ve ibuprofen içerikli ateş düşürücü ilaçların ardışık kullanımı konusunda kanıta dayalı hiçbir veri bulunmamaktadır.Ailelerin neredeyse 2-3 saat ara ile bu ilaçları vermeleri belki ateşi düşürür ama mide-karaciğer-böbrek üzerine ciddi yan etkileri unutmamak gerekir.Tek doz ateş düşürücü ilaç ile böbrek yetmezliği,mide kanaması,kanda pıhtılaşma hücrelerinde ani azalma(trombositopeni) gibi çok hayati komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir.Aynı zamanda ateş direkt kendisi mikrobu sınırlar(çoğu mikrop için ideal ısı 36-37 C arasıdır),vücudun bağışıklığını uyarır(mikrobu öldüren faktör ve hücrelerin yapımı ve salınımını tetikler).

    Genel durumu iyi olan,koşup oynayan,beslenebilen,ateşi 38.5 C nin altında olan çocukları takip etmek ,ince giydirmek-ılık duş aldırmak ve gerekirse 6 saatten sık olmamak üzere sadece paracetamol vermek ebeveynin yapacağı en akılcı yaklaşımdır.Ateşin kaynağını tespit için Çocuk Hekimi’ne başvurulmalıdır ve hekim teşhisi ile bakteri enfeksiyonu kesinleşmeden antibiyotik verilmemelidir.

  • Ameliyat riski ve ameliyat komplikasyonu nedir?

    Bir ameliyatın riskli olmaması düşünülemez tabii ki. Ameliyat riski kaynaklarına teker teker bakacak olursak, ilk sırada mikrop kapma riski vardır, yani yaraya mikrop bulaşması; buna doktorlar enfeksiyon riski de diyorlar. Özellikle de “hastane mikrobu” denen çok tehlikeli mikroplar ne yazık ki artık ülkemiz için önemli bir sorun olmuştur. Modern ve depo hastane denemeyecek yani orta boyutlardaki yeni hastanelerdeki ameliyathane koşulları bu riski giderek çok düşük seviyelere indirmiştir. Hastane mikroplarının bulunmadığı butik hastanelerdeki; özel laminar hava akımı donanımı olan, yani havanın bile mikroptan arındırıldığı ameliyathanelerde ameliyat olmaya çalışın.

    İkinci sırada olan narkoz riski ise gelişmiş anestezi ilaçları sayesinde, tecrübeli anestezi hocası elinde ortadan kalkmaya başlamıştır. Pek çok ağır hastalığı olan hasta, artık bölgesel narkoz yani “lokal anestezi” ile uyutulmadan ameliyat edilebilmektedir.

    Üçüncü sıradaki risk olan cerrahinin kendisinden kaynaklanan riskler ise artık 21.yüzyılın sadece mikrop değil tüm virüsleri de yok eden temizleme yöntemleri, tek kullanımlık malzemeler, paslanmaz aletler, cerrahın görme gücünü defalarca yükselten mikroskoplar, köşenin arka tarafını gösteren endoskoplar gibi gelişmiş cerrahi teknolojisi ve tecrübeli cerrahlarımızın dünyaca kabul edilmiş yetenekleri sayesinde artık neredeyse sıfırlanmak üzeredir. Üçü bir arada: Sıfır risk, Yüzde yüz başarı, En kısa sürede işbaşı…

    Ameliyat Komplikasyonu Nedir?

    Komplikasyon basitçe terslik demektir. Yani işlerin ters gitmesi demektir. Aslında sadece bir şanssızlıktır. Yoksa beklenmeyen bir şey değildir. Hiçbir ameliyat komplikasyonsuz değildir. Bunların yıllar içinde hesaplanmış olan, ortaya çıkma ihtimalleri yüzde olarak bilinmektedir. Zaten cerrahınız sizi ameliyattan önce, sizden “bilgilendirilmiş onam” alırken, bu komplikasyonların tümünden bahsetmiştir.

    Komplikasyon cerrahın bir beceriksizliği demek değildir. Dünyanın en tecrübeli cerrahlarının elinde de olabilir. Önemli olan, yani cerrahın tecrübesini konuşturduğu yer; komplikasyon olduğunda ne gibi bir önlem alacağını veya ne gibi bir tedavi uygulayacağını bilmesidir. Çünkü hayatın her alanında olduğu gibi; cerrahide de tehlikeyi erkenden fark edenler, riski düşürecek önlemleri zamanında alabilirler. Hatta risk gerçekleştiğinde gerekecek olan kurtarma planları ve teçhizatları da hazırdır.