Etiket: Mide

  • Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    DARLIKLAR NEDEN OLUŞUR?

    Sindirim kanalımızda çeşitli sebeplerle darlıklar meydana gelebilir:

    -Hastalıklar

    -Geçirilmiş ameliyatlar

    -Radyasyon tedavisi darlıklara sebep olabilmektedir.

    DARLIKLAR HANGİ YÖNTEMLERLE TEDAVİ EDİLİR?

    Sindirim kanalındaki darlıklar:

    -Endoskopik balon dilatasyon

    -Stent takma

    -Cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

    Bu darlıklar yemek borusu, mide giriş çıkış kısımları veya bağırsaklarda meydana gelebilir.

    1) YEMEK BORUSU(ÖZOFAGUS) DARLIKLARI DİLATASYONU

    Özofagus (yemek borusu) dilatasyonu yemek borusunun herhangi bir nedenle daralmış olan kısmının değişik yöntemler kullanılarak genişletilmesidir.

    Bu işlem için çeşitli teknikler kullanılabilmekle beraber günümüzde en sık tercih edilen yöntem endoskopik balon dilatasyonudur (Stent uygulama, buji ile dilatasyon)

    Balon dilatasyonu sindirim kanalı darlıklarında yakın mesafede olmayan darlıklarda tercih edilmektedir.

    Tümörlere bağlı kanal darlıklarında ve cerrahi operasyonlardan sonra gelişen darlıklarda kullanılan bir yöntemdir.

    İnce bir telin ucunda hava ile şişirilebilen bir balon mevcuttur. Darlık olan bölgeye endoskop vasıtası ile gidildikten sonra, endoskop kanalından tel gönderilir ve darlık olan bölgeye tel geçirilir. Sonra da enjektörle hava basılarak yavaşça şişirilir.

    Avantajı, dilatasyon (genişletme) esnasında işlemin gözle görülmesidir. Uygun genişliğe erişildiğinde işlem sonlandırılır.

    YEMEK BORUSU DARLIKLARININ NEDENLERİ

    -Yemek borusundaki daralmaların en sık görülen nedeni gastroözofagial reflü hastalığı sonucunda yemek borusunun alt kısmında yara oluşmasıdır.

    Böyle bir daralma meydana geldiğinde hastalar gıdaları yutmada güçlük çekerler ve sanki yiyecekler göğüs bölgesinde, yemek borusu içinde takılmış gibi hissederler.

    – Yemek borusu içinde ince zar veya halka oluşumu (Schatzki halkası vb.)

    -Yemek borusu veya yemek borusuna bası yapan komşu organ kanserleri

    -Radyasyon tedavisi sonrasında oluşan darlıklar

    -Skleroderma gibi bağ dokusu hastalıkları

    -Eozinofilik özofajit gibi bazı çok nadir görülen yemek borusu hastalıkları

    -Yemek borusunun akalazya gibi fonksiyonel hastalıkları olarak sayılabilir.

    KOMPLİKASYONLARI:

    -Kanama ve yemek borusunun delinmesi görülebilecek ciddi komplikasyonlardır.

    – Göğüs ağrısı,

    -Nefes darlığı,

    -Ateş,

    -Çarpıntı, soğuk terleme,

    -Aşırı halsizlik

    – Ağızdan kırmızı renkte kan gelmesi veya siyah renkte dışkılama

    2) MİDE ÇIKIŞI(PİLOR) DARLIĞI

    Mide ile bağırsağın ilk kısmı arasındaki bağlantı, midenin “Pilor deliği(midenin son kısmında bulunur, bağırsağa geçiş yeridir)” aracılığıyla olmaktadır

    BELİRTİLERİ

    -Bulantı

    -Kusma

    -Yemeklerden sonra mide ağrısı

    -Midede dolgunluk hissidir.

    NEDENLERİ

    Pilor darlığına yol açan etkenleri şöyle özetleyebiliriz:

    -Pilor kasının doğumsal olarak büyümüş olması

    – Pilor bölgesinin iltihap nedeniyle ödemli oluşu

    -Pilor bölgesinin ülser sonrası yara dokusu ile daralması

    -Erişkin kimselerde pilor kasının büyümüş olması

    -Pilor bölgesinde gelişen infeksiyonlar(sifilis, tüberküloz)

    -Pilor bölgesinden kaynaklanan tümörler

    -Midedeki yabancı cisimlerin (bezoar gibi) pilor kanalını tıkaması

    -Yakıcı maddelerin pilor bölgesinde yaraya neden olması.

    -Bağırsağın ilk kısım ülserlerinin yara dokusu ile iyileşmeleri

    – Pankreas başı kistleri

    -Bağırsak boşluğuna uzanan anormal zarlar

    -Safra taşları

    -Tümörler.

    TEDAVİ

    Tedavisi cerrahidir.

    3) KOLONDAKİ (KALIN BAĞIRSAKTAKİ) DARLIKLAR

    NEDENLERİ:

    -En sık nedeni karın içi ameliyatlardır.

    -Çeşitli hastalıklar(Crohn hastalığı gibi),

    -Radyasyon

    TEDAVİSİ:

    -Balon dilatasyonu

    -Stent uygulaması

    -Cerrahi

  • Perkütan endoskopik gastrostomi

    Perkütan endoskopik gastrostomi

    Yutma güçlüğü, baş-boyun tümörleri gibi nedenlerle beslenemeyen hastalara karın bölgesinden mideye beslenme tüpü uygulanması işleminin adıdır.

    Uygulama sebepleri

    Yutma yeteneğini kaybettiren hastalıkların varlğında (İnme, beyin ve sinirsel hasarları) ve üst sindirim yolları ve solunum yolları kanserlerinde ve ameliyatlarında beslenmenin sağlanması amacıyla kullanılır

    Mide çıkışında veya ince bağırsakta tıkanıklığa sebep olan kanser hastalarında da beslenmeyi sağlamak amacıyla kullanılır.

    Ne zaman uygulanamaz?

    Kesin uygulanmaması gereken durumlar:

    Pıhtılaşma bozuklukları

    Septisemi

    Karın içi delinme

    Hemodinamik bozukluklar

    Batın içi organları çevreleyen zarın iltihaplanması

    Midenin olmaması

    Yerleştirilecek bölgede batın duvarının enfeksiyonu

    Gerekirse uygulanabilir:

    Yemek borusunda kanser

    Büyük karaciğer

    Büyük dalak

    Midede damarların genişlemesi

    Karaciğer damarların genişlemesi

    Midenin kısmi çıkarılmış olması

    Komplikasyonlar

    Sakinleştiriciye karşı tahammülsüzlük

    Kalp sorunları

    Uygulanan bölgede enfeksiyon

    Kanama

    Batın duvarında hava kaçışı

    Kalın ve ince bağırsağın delinmesi

    Uzun süre kullananlarda mide rahatsızlıkları

    Geçici bağırsak tıkanıklığı

    Karın duvarının iltihaplanması

  • Gastroözofageal reflü hastalığı

    Gastroözofageal reflü hastalığı

    Mide asidi veya mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçtığında oluşur.

    GÖRH Belirtileri:
    -Göğüste yanma hissi
    -Göğüs ağrısı
    -Yutma güçlüğü
    -Kuru öksürük
    -Boğaz ağrısı veya ses kısıklığı
    -Boğazında bir kitle var hissi
    -Ağza yiyecek veya ekşi sıvı gelmesi

    NEDENİ:

    -Yemek borusunun alt ucunda bulunan mideden yemek borusuna yiyeceklerin geri kaçmasini önleyen kas kitlesinin işlevini yitirmesi

    RĪSK FAKTÖRLERĪ:
    -Obezite
    -Hamilelik
    -Sigara
    -Ağız kuruluğu
    -Midenin diyafram kasının içine doğru fıtıklaşması
    -Astım hastalığı
    -Şeker Hastalığı
    -Midenin bağırsağa geç boşalması
    -Bağ dokusu hastalıkları (skleroderma)

    KOMPLĪKASYONLARI:
    -Yemek borusunda daralma
    -Yemek borusu ülseri
    -Yemek borusunda kanser öncüsü değişiklikler (Barrett özofagus)

    TANI YÖNTEMLERĪ:
    -Ph metre: 24 saat boyunca yemek borusuna kaçan asit miktarını ölçer.
    -Gastroskopi
    -Manometri: yemek borusunun hareketlerini ölçmek için kullanılır.

    TEDAVĪ:
    -Antiasidler: mide asitini nötralize eder. ( Gaviscon, Rennie, Antepsin…)
    -H2 reseptör blokörleri: asit üretimini azaltırlar. ( famotidin, ranitidin…)
    -Proton pompa inhibitörleri: asit üretimini durdururve yemek borusunun iyileşmesini sağlar. ( lansoprazol, omeprazol, pantaprazol, rabeprazol, esomeprazol)

    – Nissen Fundoplikasyonu ameliyatı: yemek borusunun alt ucunda bulunan kas kütlesi ameliyatla sıkılaştırılarak mide içeriğinin yemek borusuna kaçışı önlenmiş olur.
    -Links halkası yemek borusuyla midenin birleştiği yere takılır ve kas kütlesi daha sıkı hale getirilir.

    ÖNERİLEN YAŞAM TARZI DEĞĪŞĪKLĪKLERĪ:
    -Kilo vermek
    -Sıkı giyinmekten kaçınmak
    -Tetikleyici yiyecek ve içeceklerden kaçınmak ; yağlı ve kızartılmış yemekler, domates, alkol, çikolata, nane, sarımsak, soğan ve kafein. —Kişinin kendi reflüsünü tetiklediğini bildiği yiyeceklerden kaçınması.
    -Bir öğünde çok fazla yememek, gün içinde azar azar yemek.
    -Yemek yedikten en az 3 saat sonra uzanmak veya uyumak.
    -Yatağın baş kısmını yükseltmek.
    -Sigara içmemek

  • Mide balonu

    Mide Balonu Nedir?
    Mide balonu tamamen ameliyatsız, organ kaybının olmadığı, kolay uygulanabilir bir zayıflama yöntemidir. Mide içerisine endoskopik yöntemle yerleştirilen silikon yapıdaki materyal, yaklaşık 450-600 cc arasında sıvı ya da hava ile şişirilerek hem midenin hacmini azaltmakta hem de mide duvarı üzerinde basınç etkisi oluşturarak iştah ile ilgili bazı hormonların salınmasına neden olmaktadır. Bu uygulama risklerinin oldukça düşük olması, kolay uygulanabilir olması ve tekrar edilebilir olması nedeniyle çok geniş bir hasta grubunda kullanım alanı bulunmaktadır. Mide balonları hastalarda ameliyatsız olarak kilo kaybı sağlamakta ve kalıcı kilo kaybı ile yaşayacakları konforun yolunu göstermektedir. Mide balonu uygulanacak hastalar BMI (body mass index – vücut kitle indeksi) değerleri 33’ün üzerinde olan ve yandaş problemleri olmayan insanlardır. Bu hastalarımızın büyük çoğunluğu daha önce defalarca diyet programlarına katılmış, kısmen kilo kaybetmiş ya da hiç kilo verememiş kişilerden oluşmaktadır. Birçok hasta açlık hissini bastırmanın çok küçük porsiyonlar ile mümkün olamadığından yakınmaktadırlar. Mide balonunun en belirgin etkisi de zaten bu noktada ortaya çıkıyor. Hızlı tokluk hissine ulaşma ile uygulanan diyete uyum çok daha kolaylaşır. Beraberinde uygulamanızı istediğimiz egzersiz programı ile desteklendiğinde mide balonu ile çok başarılı sonuçlar alacaksınız. Bununla birlikte BMI 30’un üzerinde olan ve Diyabet, hipertansiyon gibi sağlık problemi olan hastaların kilo kontrolünün sağlanmasında da mide balonu uygulaması 1nci seçenek olmaktadır.
    Mide Balonu ile Nasıl Kilo Veririm?
    Mide balonları aralarında farklılıklar gösterse de etkilerini mide hacmini azaltarak ortaya çıkartırlar. Mide içine yerleştirilen mide balonu, hava ya da sıvı ile dolması fark etmeksizin, belli bir hacimle mide içinde yer kaplar. Mide balonları arasında bu hacim değişebilmektedir. Bazı mide balonları hacimleri ayarlanabilir olarak üretilmişlerdir. Mide zaman içinde balonun varlığına karşı uyum göstererek hacmini büyütmektedir. Bu ise mide balonun sabit hacminin mide hacminde yaptığı kısıtlamayı ortadan kaldırabilmektedir. Hacimleri ayarlanabilir mide balonlarının üretiliş amaçları bu sorunu azaltmaktır. Mide balonunun yerleşimini takiben kilo kaybının yavaşlaması başlarken bu balonların hacimlerinde ek artışlar yapılarak etkinin uzaması hedeflenir.
    Mide Balonu ile Ne Kadar Kilo Verebilirim?
    Mide balonu 6 aylık bir süre içinde size yaklaşık 20-25 kg arasında kilo kaybı sağlayabilecek ameliyatsız bir zayıflama yöntemidir. Mide balonu ile kilo vermenin en önemli şartı mutlak bir destek programı çerçevesinde bu işlemi yaptırmaktır. Tek başına mide balonu yerleştirilmesi yeterli kilo kaybını sağlamaz. Başarı ancak diyet ve egzersiz programına sadık kalarak doğru beslenme ve yaşam alışkanlıkları kazanarak olabilir. Mide balonu sizin bu yolda ki en önemli yardımcınız olacaktır. Çeşitli mide balonları ile yapılan çalışmalar, doğru programlar ile desteklendiğinde fazla kiloların % 35-45 düzeyinde azaltılabildiğini göstermektedir. Yapılan bir çalışmada mide balonu yerleştirilen 24 hastada ortalama % 46 oranında fazla kilo kaybı sağlanmıştır. (Turk J Gastroenterol. 2010 Dec;21(4):333-7. Intragastric balloon treatment of obesity must be combined with bariatric surgery: a pilot study in Turkey.Saruç M, Böler D, Karaarslan M, Baysal Ç, Rasa K, Çakmakçi M, Uras C, Tözün N.) 49 hastalık başka bir çalışmada ortalama fazla kilo kaybı yüzdesi kadın hastalarda % 35.2 erkeklerde ise % 23.4 olarak saptanmıştır. Bu hastalar içinde egzersiz ve fiziksel aktivite programına düzenli uyan hastalar incelendiğinde ise kadınlarda % 39.7 erkeklerde ise % 45.8’e varan oranlarda kilo kaybına erişildiği gösterilmiştir. (Nutr Hosp. 2009 May-Jun;24(3):282-7. Intragastric balloon and multidisciplinary team. Mazure RA, Salgado G, Villarreal P, Cobo B, Valencia A, Culebras JM.) Mide balonu ile ne kadar kilo kaybı sağlanabileceği uygulanacak destek programı ile doğrudan alakalıdır. Obezite tedavisi deneyimli bir ekip tarafından yürütüldüğünde başarı şansı belirgin olarak artmaktadır. Endokrinolog, gastroenterolog, diyetisyen, psikiyatrist ve psikolog ve egzersiz uzmanı bu ekipte birlikte çalışmaktadır. Mide balonu taktırmaya karar vermeden önce, bunun bir hayat tarzı değişikliğine başlangıç olması gerektiğini anlamalısınız. Sağlıklı bir hayata yeni bir başlangıç yapmak için bizimle bağlantıya geçin. Hasta temsilcilerimiz size en kısa sürede geri dönecek ve konsultasyon randevunuzu ayarlayacaklardır.
    Mide Balonunun Avantajları Nelerdir?
    Birçok kişi fazla kilolarından şikâyetçidir. Bunların bir kısmı morbid obezite dediğimiz ağır şişmanlık sınıfına girerler. Bu grup içinde başarısız diyet öykülerini çok duymaktayız. Bütün bu hastalar için en güvenilir ve sonuçları açısından en yüz güldürücü yöntem mideye balon yerleştirilmesidir. Mide balonu ameliyatsız bir zayıflama yöntemidir. Mide balonu sedasyon ile yapılan endoskopi ile mideye kolayca yerleştirilir. Birçok hastada günübirlik tedavi olarak ayaktan uygulanmaktadır. Modern mide balonları ile güvenle ve etkin olarak kilo verebilirsiniz. Mide balonu yaşamınızın geri kalan kısmında yapmanız gereken hayat tarzı değişiklikleri için gerçek bir yardımcıdır. Mide balonu tamamen geri dönüşümlü bir işlemdir. İstediğiniz zaman mide balonunuz midenizden çıkartılır ve her şey eskisi gibi olur. Hiçbir organ değişikliği yapmaz. Mideniz balon çıktıktan sonra eski formuna döner. Mide balonu ile elde edilen kilo kaybının korunması doğru beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının yerleşmesi ile mümkün olmaktadır. Mide balonu bu alışkanlıkların edinilmesinde çok iyi bir motivasyon sağlamaktadır. Bütün bu uygulama kolaylığı gibi avantajlarının yanı sıra, mide balonu şişmanlık tedavisinde en ekonomik seçenek olmayı sürdürmektedir. Mide balonu belli aralıklar ile tekrarlanabilir. Bu özelliği ile kilo kaybetmeyi başaramayan hastalar için erişilebilir ve tekrarlanabilir tek seçenek olarak görülmektedir. Mide Balonu Öncesinde Değerlendirme: Mide balonu kilo vermek hasta için yardımcı bir yöntemdir. Mide balonunun başarısı ilk planda doğru hasta seçimi ile mümkündür. Mide balonu ile kilo vermek sadece balonun uygun şekilde midenize yerleştirilmesi ile sağlanamaz. Bu işlemden sonra ilk bir yıl boyunca takip programında kalmanız gerekmektedir. Balon uygulanmasından önce hastaları bir değerlendirme sürecine sokarız. Bu süreçte özellikle yemek alışkanlıkları, yeme bozuklukları ve hayat tarzı değişikliklerine uyumunuzu değerlendiririz. Bunun için psikiyatrist, dietisyen, endokrinolog ve gastroenterolog tarafından değerlendirilirsiniz. Gerekli ön hazırlıklar içinde size uygun ve kalorisi ihtiyaçlarınıza göre ayarlanmış bir ön diet programına balon takılmadan başlamanız sağlanır. Bunda sorunsuz ilerlendiği ve sizin uyum gösterdiğiniz görüldükten sonra mide balonu uygulamasına karar verilir. Takip Programı Mide balonunuz yerleştirildikten sonra ilk 6 ay boyunca çok sıkı şekilde takip programınıza uymanız istenecektir. Kişisel farklılıklar olmakla birlikte ilk ay her hafta, ikinci aydan sonra ise iki haftada bir kontrolleriniz yapılacaktır. Takipleriniz balonun çıkartıldığı 6. ayda bitmez. Sonraki altı ay boyunca da ayda bir kontrollere gelmeniz, sağlanan kilo kaybının korunması açısından önemlidir. İkinci altı aylık kontrolleriniz balonla geçen süre içinde geliştirdiğiniz yaşam değişikliklerinin alışkanlık haline getirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır

  • Sağlıklı oruç için püf noktaları

    Ramazan geldi, şimdi oruç zamanı! Oruç tutulurken bütün gün aç olmak mide ve bağırsak hastalıkları açısından sorun oluşturabiliyor. Sindirim sistemi hastalığı olanların özellikle de reflü, gastrit ve ülser geçirenlerin Ramazan ayında oruç tutmaya başlamadan önce çok dikkatli olması gereklidir. Özellikle reflüsü olanlar çok dikkatli olmalı. Uzun süren açlık sonrasında fazla miktarda ve hazmı güç besinler yemek sonucunda mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarı artar. Gün de yoğun geçtiyse yemek sonrası uyku ihtiyacı olur. Bütün bunların sonucunda reflü ortaya çıkması ya da reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır!

    Yemek Sonrası Hemen Yatmayın

    Uzun süren açlığı takiben fazla miktarda ve hazmı güç besinlerin hızlı bir biçimde tüketilmesi sonucu, mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarında artış meydana gelir. Günü yoğun bir çalışma temposu içerisinde ve oruçlu geçiren ve bu şekilde yanlış beslenenlerde yemek sonrası uyku ihtiyacı da kaçınılmaz olur ve yemek yer yemez uzanmak ihtiyacı hissederler. Bütün bunların sonucunda ise reflü ortaya çıkması veya var olan reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır! Bu açıdan özellikle önceden reflü tanısı konulan hastalar Ramazan ayı başlamadan takiplerini yapan gastroenteroloji uzmanı ile görüşmeli; yeni öneriler ve ilaç tedavileri alarak uygulamaya başlamalıdır.

    Reflüsü Olanlar Oruç Tutarken Nelere Dikkat Etmeli?

    Günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde beslenmemeli. İftar ve sahur arasında ek öğünler alınmalı, tek öğünde aşırı yemekten kaçınılmalıdır.

    İftar su veya çorba gibi sıvı besinlerle açılmalı. Bunları bitirdikten sonra 15-20 dakika beklenerek diğer besinlere geçilmelidir.

    Yemekler iyi çiğnenerek öğütülmeli ve hızlı yemekten kaçınılmalıdır. Çiğneme tükrük ve mukus salgılanmasını sağlayarak yemek borusu ve midenin iç yüzünü döşeyen örtüyü mide asidine karşı korumaktadır.

    İftar veya sahurda yemeği takiben hemen yatılmamalı, 2-3 saat beklenmelidir.

    Reflüyü artıran veya kolaylaştıran besinlerden (yağlı yiyecekler, kızartmalar, acılı-baharatlı yemekler, aşırı kahve ve demli çay, gazlı içecekler, sigara, alkol vb) kaçınılmalıdır.

    Reflü hastalığı için doktorunuzun önerdiği mide asit salgılanmasını azaltan ilaçlar iftar ve sahurda alınmalıdır.

    Mide ülseri veya gastriti olanlar oruç tutmalı mı?

    Önceden mide ülseri olanların Ramazan ayı öncesinde hekimlerine başvurmaları yararlı olacaktır. Bu hastalar, geçirdikleri ülser hastalığına bağlı mide veya on iki parmak bağırsağında kalıcı bir hasar yoksa ve ülser tamamıyla iyileştiyse oruç tutabilirler. Ülserin tekrarlamasını önlemek için günde bir adet mide koruyucu olarak bilinen ve mide asit salgısının azaltılmasını sağlayan ilaçlar alınmaya devam edilmelidir. Ramazan ayının özellikle ikinci yarısında ülseri olan kişilerin ağrılarında artma veya ülsere bağlı kanama veya delinme gibi istenmeyen durumların sıklığında artış görülür. Yemekten ortalama 1.5 -2 saat sonra meydana gelen ve tekrarlayan kusma şikayeti olan kişilerle, özellikle geceleri uykudan uyandıran, sırta yayılımı olan karın ağrısı, yanma, şişkinlik, dolgunluk yakınmaları olan kişiler ülser açısından değerlendirilmelidir. Aksi takdirde ülsere bağlı kanama ve delinme gibi istenmeyen durumların gelişme riski artacaktır.

    Sıvı Tüketimini Artırın

    Oldukça uzun süren açlık süresi ve mevsim nedeniyle artan hava sıcaklığı oruç tutmayı zorlaştırmakta ve bazı önlemler almayı gerekli hale getirmektedir. Beslenme açısından dikkat edilecek en önemli noktalar ise; sıvı tüketimini arttırmak, az baharatlı gıdalar tüketmek, yoğun tuz içeren salamura besinler ve şarküteri ürünlerinden ve kızartmalardan kaçınmak, çay ve kahve tüketimini azaltmak, bol sebze, meyve, komposto ve yoğurt tüketilmektir.

    Ramazanda kilo almamayı başarabilir miyiz?

    Yaz mevsimine denk gelen Ramazan oruçlarında açlık süresi 15 saati aşmaktadır! Oruç tutan kişilerde yeme düzeni tamamıyla değişmekte, öğün sayısı ve sıklığının azalmasıyla birlikte, vücudumuz yeterli enerji alamadığı sinyalini alır almaz enerji tasarrufu yapmak için metabolizma hızını %30-40’lara varan oranlarda azaltma yoluna gitmektedir. Bu savunma mekanizmasına, gereğinden fazla ve dengesiz beslenme, fiziksel aktivitenin azalması gibi faktörler de eklenince, Ramazan ayını oruçlu geçiren insanların pek çoğunda kilo alımı meydana gelmektedir. Böylece kısa sürede meydana gelen fazla kilo alımı karaciğerde yağlanmaya yol açabilmektedir. Bu nedenle her zaman tavsiye ettiğimiz gibi sık ve az beslenmeliyiz; iftar ve sahur arasında ek bir öğün yapmak yararlı olacaktır.

  • Kaygı Bozukluğunun 10 Habercisi

    Kaygı Bozukluğunun 10 Habercisi

    Kaygı her insanın hissettiği normal bir duygudur diyor, psikoloji bilimi. Peki, kaygı ne zaman normal ne zaman hastalık oluyor? İnsanoğluna bahşedilmiş ve hayatta kalmayı sağlayan bir duygu değil midir? Örneğin karşınıza vahşi ve çok zehirli bir yılan çıktı ve size bakıyor onun size zarar vereceğine ve hayatınızı sonlandıracağına dair kaygınız olmadığında kaçma eğiliminde olur musunuz? Ya da ertesi gün çok önemli bir sınavınız var o sınavda, başarısız olmak ve sınıfta kalmakla ilgili kaygınız olmasa çalışır mısınız? Cevap:HAYIR.

    Hayatımızın birçok bölümünde kaygı hareketi, çabayı ve başarıyı doğuran bir duygu durumken ne zaman hastalık oluyor? Hayatta her şeyin bir dengesi var ise kaygının da aşırısı dengeyi bozmaktadır. Bu bozulan denge hem vücudu hem de zihinsel faaliyetleri etkilemektedir. Kaygı birçok bedensel faaliyeti etkilediği için çoğu kaygı bozukluğu olan insanlar soluğu hastanede alıyorlar.

    İştekaygının bedensel işaretleri:

    Baş ağrısı

    Kaygı bozukluğu olan kişilerde beden de duyumsanan ağrılar ön plandadır, bu ağrılardan en çok rastlanılanı ise baş ağrısıdır. Peki, kaygıya bağlı baş ağrısı diğer rahatsızlıkların neden olduğu baş ağrısından nasıl ayrılıyor? Hiçbir sebep yokken ortaya çıkan ve her türlü ışık, ses ve diğer etkenlerden izole edilmiş ortamlarda da devam etmesi ile ayrılıyor.

    Mide bulantısı

    Uzun yıllardan beri stres ve ülser arasında bir ilişkinin varlığı savunulmuştur. Hatta İkinci Dünya savaşı sırasında fazla duygusal gerilim yaşayan havacılarda ülser rahatsızlığının olduğu belirlenmiştir. Mide günlük yaşamdan en çok etkilen organlardan bir tanesidir dolayısıyla kaygılı kişilerin birçoğunda da mide rahatsızlıklarına rastlanabilmektedir. Özellikle mide bulantısı ve mide de şişkinlik yaşanmaktadır. Kaygılı olunca yemek yiyememe veya aşırı yeme gibi davranışların da mide rahatsızlıklarına sebep olacağı düşünülmektedir.

    Kalp çarpıntısı

    Kardiyoloji polikliniklerine başvuran hastaların %57’sinin kaygı bozukluğu olan hastalar olduğunu biliyor muydunuz? Yoğun kaygı yaşayan kişilerde kalp çarpıntısı şikâyeti kalp krizi geçiriyor olmaya yönelik düşünceyi arttırmakta ve insanlar kendilerini hastanede bulmaktadır.

    Nefes darlığı

    Nefes almakta güçlük mü çekiyorsunuz? Sanki birisi sizin boğazınızı mı sıkıyor? Ağır bir şey göğsünüzün üzerine oturuyor gibi mi geliyor?  Bu şikâyetler sık sık hastanelerin acil servisine gitmenize sebep oluyor ve doktorlar hiçbir problem yok mu diyor? İşte kaygı bozukluğunda görülen bedensel şikâyetlerden biri de herhangi biyolojik sebep yokken nefes darlığı ve boğulma hissidir.

    Baş dönmesi ve Sersemlik

    Kaygılar yoğunlaştığında baş etme gücünü bulabilmek için nefes alış verişimizde hızlanma olmaya başlar bu hızlanma beynimize olması gerekenden fazla oksijenin gitmesine sebep olur. Beynimize giden fazla oksijen baş dönmesini ve sersemlik hissini tetiklediği için kaygı bozukluklarında baş dönmesi ve sersemlik hissi gibi şikâyetler ortaya çıkar.

    Bağırsak hareketleri

    Mide kadar, yoğun yaşanan kaygıdan etkilenen diğer bir organ ise bağırsaktır. Kaygı bozukluğu olan bir kişi karın ağrıları, sık tuvalet ihtiyacı, isal ve kabızlık gibi problemlerle karşılaşabilir. Mesela bir öğrenci sınavla ilgili yoğun kaygı yaşıyorsa sınav ortasında sık tuvalete gitme ihtiyacı duyabilir.

    Titreme

    Kaygı bozukluğu olan birçok insanda titreme şikâyeti gözlenebilir örneğin kaygıyı tetikleyen bir uyaranla karşı karşıya kalmışsa özellikle ellerde titreme görülebilir. Titreme ve sarsılma uzun bir süre devam ediyorsa ve kontrol edemiyorsanız bu kaygı bozukluğunun işareti olabilir.

    Terleme

    Bir spor salonunda spor yaparken terlemeniz gayet normaldir ama diyelim ki sosyal ortamda olmakla ilgili kaygılarınız var ve birçok insan önünde sunum yapmanız gerekiyor sunum öncesinde terlemeye başlamanız ve bu kaygı durumundan uzaklaşana kadar devam etmesi sizin kaygı seviyenizin çok yüksek olduğunu gösteriyor.

    Kas Ağrıları

    Üzüntüler, kaygılar ve korkular gibi birçok duygunun çok fazla ifade edilmediği toplumlarda bu duygular çoğunlukla kronik ağrılarla ortaya çıkarlar. Örneğin Japonya da duyguların çok ifade edilmediği ve Japonların psikolojik sorunlarını somatik şikâyetlerle ortaya koydukları bulunmuş. Depresyon hastası olan Japon ve Amerikalılarla yapılan bir araştırmada duygusal problemleri ifade etme yöntemi araştırılmıştır. Japon depresyon hastalarının Amerikalı depresyon hastalarına göre daha çok rahatsızlıklarına ait semptomları fiziksel ağrılar olarak (baş ve boyun ağrıları) ifade ettikleri ve psikolojik sorunlarından da söz etmedikleri ortaya çıkmıştır. Türk toplumunda da durum çok benzerdir örneğin duyguların ifade edilmesi çok kabul görmez, depresyon ve kaygı gibi rahatsızlıklar zayıflık olarak nitelendirildiği için daha çok karşılaşılan fiziksel ağrılar dikkate alınmakta ve kabul görmektedir.  Kaygı bozukluğu yaşayan insanların en çok şikâyet ettikleri kas ağrıları ise boyun ve sırt bölgesinde olan kas ağrılarıdır.

    Halsizlik

    Kaygı durumunda yorucu aktivitelerin olmamasına rağmen halsizlik duyulması vücudumuzun kaygıyla beraber çok fazla kasılmasının etkisidir. Uzun süreli ve gereğinden fazla kasılan vücudumuzda yorgunluk ve halsizlik hissi gayet doğaldır.

    Çok yoğun ve uzun süreli yaşanan kaygı duygusu vücudumuzda gerilimin artmasına sebep oluyor ve bu belirtilerin hepsi veya birçoğu ortaya çıkabiliyor. İnsan vücudu muntazam bir mekanizmaya sahiptir dolayısıyla kaygıya sebep olan uyaranla karşılaşılıp baş edilemediği takdirde vücudumuz bir binanın yangın alarmı gibi sinyal vermeye başlıyor. Eğer sizin vücudunuzda da bu sinyaller varsa savaşmanız ve baş etmeniz gereken bir problem var demektir. 

  • Reflü hastalığı

    GASTROÖZOFAGİAL REFLÜ HASTALIĞI (GÖRH)

    TANIM

    Gastroözofagial reflü hastalığı (GÖRH) , kronik bir sindirim sistemi hastalığı olup, mide asidinin, zaman zamanda safra asidinin yemek borusuna geri kaçısı ile oluşan bir hastalıktır. Bu geri kaçış yemek borunuzda tahrişe neden olarak GÖRH ile ilgili belirti ve bulgulara neden olur.

    Belirti ve bulguların başında ağza acı su gelmesi ve mide yanması gelmektedir. Bu iki belirti sindirim sistemi şikayetleri arasında oldukça sık rastlanan belirtilerdir. Eğer bu belirtiler haftada en az iki kez görülüyorsa ya da bu şikayetler günlük yaşamınızı etkileyecek kadar çok görülüyorsa bir doktora başvurmanız gerekir.

    Çoğu hastada, yaşam tarzı değişiklikleri ve bazı ilaçlar mide yanması ve reflü şikayetlerini azaltabilirler. Anacak çoğu hasat ne yaşam tarzı değişikliğine ne de aldıkları ilaçlara yanıt vermezler. Birçok hasta bu şikayetleri azaltmak ya da tamamen geçirmek için güçlü ilaç tedavilerine hatta cerrahiye ihtiyaç duyarlar.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Göğüste yanma hissi ki bu bazen boğaza kadar yayılabilir , ağızda acı bir tat bırakabilir.

    Göğüs ağrısı

    Ağrılı yutma

    Kuru öksürük

    Ses kısıklığı ya da boğaz ağrısı

    Ağza acı su gelmesi

    Boğazda yumru hissi

    NE ZAMAN DOKTORA GÖRÜNMELİ?

    GÖRH ,mide yanması ve mide ağrısı en çok kalp hastalıkları ,özellikle de kalp krizi ile karışan hastalıklardır. Bu nedenle ani başlayan ,çeneye, sol kola yayılan göğüste yanma, nefes darlığı, ağrı şikayetiniz varsa, kalp krizini atlalamak için acilen bir doktora görünmenizde fayda vardır.

    Eğer bu şikayetlerinizin kalpten olmadığı saptanırsa ve uzun süredir sık sık bu semptomları yaşıyorsanız GÖRH açısından bir doktora görünmenizde fayda vardır. Yine aynı şekilde mide yanmanız için haftada 2 seferden fazla ilaç almanız gerekiyorsa doktorunuza başvurmanızda fayda vardır.

    NEDENLERİ NELERDİR?

    GÖRH mide ya da safranın sık bir şekilde yemek borusuna geri kaçması ile oluşur. Yutma sırasında yemek borusunun alt ucunda bulunan dairesel kaslar, yutulan gıdanın mideye geçmesini sağlamak için gevşeyerek açılır ve yemek mideye geçtikten sonra tekrar kasılarak kapanır. Ancak bu gevşeme ve kasılma anormal olursa ya da burdaki kaslar zayıflarsa mide asiti ve içeriği yemek borusuna doğru geri kaçabilir . Bu ise mide ve göğüste yanma ile kendini gösterir. Geri kaçan mide asidi yemek borusunda irritasyona neden olarak zamanla inflamasyona ( özofajit) neden olabilir. Zaman geçtikçe, bu olay devam ettikçe, bu inflamasyon yemek borusunda yaralara neden olur ki bu da kanama ve solunumsal problemelere kadar giden problemlere neden olabilir.

    RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Bazı sebepler GÖRH riskinde artışa neden olur;

    Şişmanlık

    Hiatus hernisi ( mide fıtığı)

    Gebelik

    Sigara

    Astım

    Şeker hastalığı

    Mide boşalmasının geçikmesi

    Skleroderma gibi bağ dokusu hastalıkları

    Zollinger -Ellison sendromu

    TEDAVİSİZ GERH NE GİBİ SONUÇLAR DOĞURUR?

    Yemek borusunda daralma ( özofagial striktür) : mide asitinin yemek borusunun alt tarafına sık geçişi, yemek borusunun alt kesimindeki hücrelere zarar vererek scar (ölü) dokusunun oluşmasına neden olur. Bu ise zamanla yemek borusunda daralmaya neden olur.

    Yemek borusunda yara ( özofagial ülser) : Yemek borusunun mide asidiyle sık karşılaşması sonucunda yemek borusunda yaralar oluşabilir. Bu yaralar kanamaya, ağrıya ve yutma güçlüğüne neden olabilir.

    Kanser öncüsü değişiklikler ( barret özofagus) : Barret özofagus, alt yemek borusu dokusunun renk ve yapısının değişmesi sonucu oluşur. Buradaki hücresel boyuttaki yapısal değişiklikler yemek borusu kanseri riskindeki artışla ilişkilidir. Barret özofagusta kanser riski düşük olmakla birlikte, doktorunuz düzenli endoskopi kontrolleri isteyebilir.

    TANI NASIL KONULUR?

    Baryumlu üst özofagus grafisi: İlaçlı film olarak da bilinen bu tetkik reflü,mide ve oniki parmak ülserleri için bilgi verebilse de çoğu zaman yetersiz kalır. Artık reflü tanısında çok nadir kullanılır.

    Üst özafagus – mide endoskopisi: Endoskopi yemek borusu ve mideyi göstermede en başarılı görüntüleme yöntemidir. Hem yemek borusu ve midedeki değişiklikleri hemde ülseri görüntülemede, gerektiğinde de biyopsi almada oldukça faydalı bir yöntemdir. Endoskopi aynı zamanda barret özofagus oluşumunu gibi komplikasyonları da göstermede önem arzeder. Tanı ve tedavi amaçlı yapılabilir.

    Alt özofagus asid mikatarını izleme ( PH monitarizasyon) : Burundan yemek borusunun alt ucuna kadar ilerletilen ince bir boru vasıtasıyla , alt yemek borusunun mide asitine ne kadar maruz kaldığını gösteren bir yöntemdir. Bu boru, asid ölçen küçük bir bilgisaraya bağlıdır. Bu bilgisayar yemek borunuzun ne kadar zaman ve ne derece aside maruz kaldığını ölçmeye yarar.

    Yemek borusunun hareketini ölçmek: Özofagial motilite testi denen bu test , yemek borusunun hareket kabiliyetini ve alt yemek borusunu saran dairesel kasların basıncını ölçmeye yarar. Bu test de yine burundan yemek borunuza konulan bir kateter ( boru) vasıtasıyla yapılır.

    TEDAVİ VE İLAÇLAR

    Mide asidini nötralize eden anti-asitler: Renie, talcid gibi ilaçlar mide yanması ve reflü belirtilerini hafifletselerde, mide de ve yemek borusunda oluşmuş olan inflamasyonu iyileştirmede yetersiz kalırlar. Etkileri kısa süreli ve geçicidir. Kabızlık ishal gibi yan etkiler gösterebilirler.

    Mide asit salgısını azaltan ilaçlar:H2-rsepör blokerleri olarak bilinen bu ilaçlar ( famodin) kısa sürede etki etmezler ancak uzun süreli koruma sağlarlar. Tek başlarına kullanıldıklarında yetersiz kalabilirler.

    Mide asitini bloke eden ve yemek borusunu iyileştiren ilaçlar: Proton pompa inhibitörleri olarak da bilinen bu ilaçlar ( lansor) 24 saat boyunca mide asit salgısını bloke ederek yemek borusunun iyileşmesi için zaman kazandırılar.

    Alt yemek borusu kaslarının kasılmasını arrtıran ve mide boşalmasını hızlandıran ilaçlar: Prokinetikler olarak adlandırılan bu ilaçlar mide boşalmasını hızlandırır yemek borusunun altındaki kasların kasılmasını artırırlar. Yalnız bu ilaçların halsizlik yorgunluk, depresyon ve diğer nörolojik problemler gibi yan etkileri olabilmektedir.

    Mide ve özofagus mukozasını ( iç yüzünü) kaplayarak etki eden ilaçlar: Arjinik asit olarak bilinen bu ilaçlar (gaviscon) mide ve yemek borusunun iç yüzeyini kaplayarak asitten korunmasını sağlarlar.

    Reflü hastalığında çoğu kez bu ilaçların kombinasyonu kullanılır.

    Bu ilaçaların kullanılması ve yaşam tarzı değişikliğine rağmen şikayetleri devam eden hastalarda cerrahi tedaviler önerilmektedir.

    YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ

    Yaşam tarzı değişiklikleri medikal tedavinin yanında mutlaka yapılması gerekenlerdir . Bu değişiklikler mide ve reflü şikayetlerinde azalma sağlarlar.

    Fazla kiloların verilmesi: Fazla kiloların verilmesi karın içi basıncını azaltarak yemek borusunun altından ,mide asidinin yukarı kaçmasını azaltır.

    Sıkı giysiler giymekten kaçının: Sıkı giysiler karın içi basıncını arttırarak mide asitinin yemek borusuna kaçısını kolaylaştırır. Hastalar rahat ve geniş giysiler giymelidir.

    Mide yanmanızı arttıran yiyecek ve içeceklerden uzak durun: Yiyecek ve içecekelerin kişilerde oluşturduğu etkiler değişkendir. Bazı hastalarda şikayet oluşturmayan yiyecek ve içecekler bazılarında oluşturabilir. Bu nedenle hasta kendinde şikayet oluşturan yiyeyecek ve içeceklerden uzak durmalıdır. Yaygın olarak mide yanması yapıp reflü oluşturabilecek gıdalar şunlardır; yağlı gıdalar, fast food, domates sosu, alkol, çikolata, nane, sarımsak, soğan, kahve gibi yiyeceklerden uzak durma reflüyü ve mide yanmasını azaltabilir.

    Sık sık az yiyin

    Yemekten sonra en az 2 saat uzanmayın, yatmayın

    Yatağınızın baş kısmını yükseltin

    Sigarayı bırakın

    Dr. Cem Özcan

    Dahiliye Uzmanı

  • Bulantı – kusma

    Bulantı, yakın zamanda gerçekleşecek kusma isteğine karşılık gelir. Sıklıkla kusmadan öncedir ya da kusmayla birliktedir.

    Kusma, mide içeriğinin ağızdan istemli ya da istemsiz kuvvetle çıkarılması olayıdır.

    Öğürme, bulantı döneminde ,kusma öncesinde kuru kuruya olan yorucu ritmik aktivitedir.

    Regürjitasyon ( ağza yemek sıvı asid vs gelmesi), bulantı yokken karın ve diyafram kaslarının kasılmasıyla mide içerininin yukarı çıkmasıdır.

    Bulantı kusma çok sayıda hastalığın belirtisi olabilir;

    Karın içi sebeplere bağlı olanlar;

    1-mide çıkış yolu tıkanıklığı

    2-ince barsak tıkanıklığı

    3- kalın barsak tıkanıklığı

    4-barsağı besleyen damarların bozuklukları

    5- barsak iltihapları

    6-safra kesesi hastalıkları

    7- pankreas hastalıkları

    8- apandisit

    9-karaciğer hastalıkları (hepatit)

    10-midenin bozulmuş hareket bozuklukları

    11- reflü hastalığı

    Karın dışı sebeplere bağlı olanlar;

    1- kalpve akciğer hastalıkları hastalıkları

    2-iç kulak hastalıkları (vertigo )

    3-beyin hastalıkları (kanama, kanser)

    4-psikiyatrik hastalıklar (depresyon, psikojenik kusma)

    5- operasyon sonrası kusmalar

    6-dönemsel kusma sendromu

    İlaçlar ve diğer sebepler;

    1- kanser ilaçları

    2- antibiyotikler

    3- kalp ilaçları ( digoksin vs)

    4-diyabet ilaçları

    5- gebeliği önleyici ilaçlar (oral kontraseptifler)

    6-gebelik

    7- böbrek hastalıkları ( kronik- akut bönrek yetmezliği)

    8-asidozlar

    9- guatr hastalıkları

    10- böbrek üstü bezi hastalıkları

    11- alkol

    Kusmanın ayırıcı tanısında;

    Bulantı- kusmanın oluşum zamanı ve karakterine göre belli hastalıklar düşünülebilir;

    özellikle sabahları olan bulantı kusma, gebelik ve böbrek hastalıklarında görülebilir. İstemsiz, bulantı olmadan birden bire fışkırır tazda olan kusma kafa içi basınç artış ( beyin ödemi , beyin kanaması) durumlarında görülebilirYyemek sırasında ya da hemen yemek sonrasında görülen kusmalar psikolojik ,mide ülseri ya da gastrit gibi hastalıklara bağlı oluşabilir. Yine bulantıya eşlik eden şikayetlerde önemlilik arz eder. Bulantı kusma ile birlikte baş dönmesi varsa vertigo denilen iç kulak hastalığını, kusma ile geçen karın ağrısı mide ülserini düşündürebilir.

    Tüm bu anlatılanlardan anlaşılacağı gibi bulantı kusmanın bir çok sebebi olduğu gibi, eşlik eden semptomlarla birlikte birçok hastalığında bir belirtisi olabilir. Tedavisi altta yatan sebebe göre gerekli branş ve uzmanlar tarfından gerçekleştirilmelidir. Uzun süreli, inatçı, bulantı kusmalarda mutlaka bir uzmana danışmanız gerktiğini unutmayın.

    Uzm. Dr. Cem Özcan

    Dahiliye Uzmanı

  • Ülser

    ÜLSER

    Ülser nedir?

    Ülser denildiğinde ilk aklımıza gelen midenin çıkış kısmında yani bağırsakların başlangıcındaki “duedonal ülser”dir ve bu hastalık mide asit salgısının fazlalığı ile oluşur. Mide asidi yoksa bu tip ülserde olmaz. Bu tip ülsere ise “peptik ülser” denir yani mide asidi ile gelişen ülser denir. Karın üst kısmında ağrı ile birliktedir. Mide asidi giderilirse bu ülser geçer. Kanserleşme riski yoktur. Ayrıca midenin kendisinde oluşan ülserler vardır ki bunlar tehlikeli olabilir ve kansere dönebilirler. Bu ülserler pek ağrı yapmaz ve mide asit fazlalığına bağlı oluşmazlar ve tedavileri yakın takip ister. Tamamen tedavi oluncaya kadar takip edilmelidirler. Ülserlerde helicobacter denilen mikropların da etkisi gösterilmiştir.

    Ülser hastalarının özellikleri vardır. Her yaşta oluşabilirler. Genellikle hassas, alıngan, kırılgan ve stresli insanlardır. Bahar aylarında ülser ağrıları artar.

    Ülser tedavisi, ülserin yerine göre değişir. Duedonal ülserle, mide ülserlerinin tedavileri farklıdır. Hastalığın şiddeti, mikrop olup olmaması, kanama yapıp yapmaması, ağrının geçip geçmemesi, ağrının sırta vurup vurmamasına bağlı olarak farklılık gösterir.

    Ülserler sindirim sistemi kanalı boyunca mukoza adı verilen iç tabakada yer alan yarıklardır. Peptik ülser, mide ya da oniki parmak barsağının (mideden sonra gelen ilk kısım) asidik salgılarla tahriş olması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır.

    Ülser görülme sıklığı toplumumuzda herhengi bir zamanda mevcut ülserli hasta (yeni geçiren veya geçirmiş) %2- 6'dır. Duedenal (onikiparmak barsağı) ülseri, mide ülserine göre çok daha fazla görülür. Duedenal ülser 30- 50 yaşları arasında daha sık olup, erkeklerde kadınlara göre 2- 4 kat daha sıklıkla görülmektedir. Mide ülseri 60 yaşından sonra daha sık gözlenir ve kadınlarda daha çok görülür.

    Peptik ülser nasıl ortaya çıkar?
    Midenin iç kısmında mukoza adında bir tabaka bulunur. Bu tabakadan asit ve pepsin enzimi salgılanır. Bu salgı aşırı miktarda olduğunda koruyucu faktörler bunu engellemeye yetmez. Mide ve oniki parmak barsağında yara oluşturur. Bu durumda ülser oluşumuna neden olur.

    Diğer bir neden ise Helicobacterpylori olarak isimlendirilen bakterinin enfeksiyon meydana getirmesidir. Bu enfeksiyon peptik ülserli hastaların yüzde 70-80'inde bulunmaktadır. Bu durum ortaya çıktığında antibiyotiklerle tedavi edilmezse hayat boyu görülebilir. Çünkü bu bakteriler yapısında bulunan sindirici enzimler (parçalayıcı bir yapı) ve fiziksel yetenekleriyle midenin mukoza bariyerini eritirler. Bunun sonucunda da midede bulunan güçlü asit yapısındaki sindirici sıvılar bu mukoza tabakasının altında bulunan örtü tabakasının hücrelerini sindirir. Daha ağır durumlarda bunun altındaki dokularda da hasar meydana gelebilir. Sonuçta peptik ülser oluşur.

    Bunların dışında da bazı nedenler de ülser oluşmasına sebeb olabilir. Alkol,sigara,ilaçlar (aspirin, antiromatizmal ilaçlar, kortizon…), stres.

    Peptik ülserin belirtileri
    Midede yanma ve ağrı. Ağrı genellikle öğün aralarında meydana gelir. Gece hastayı uykudan uyandırabilir (daha çok duedenal ülserde). Yemek yemekle ve antiasit dediğimiz mide asidini nötrleyen çiğneme tableti ve pastillerle birkaç dakika ile birkaç saat arasında ağrı hafifler. Sonbahar ve ilkbaharda ağrıların sıklığı artar. Bulantı ve kusma, kilo kaybı, şişkinlik ve geğirme, daha az sayıdaki hastada ise perforasyon görülebilir.

    Ülser tanısı için üst sindirim sisteminin radyolojik tetkiki veya daha iyisi üst sindirim sistemi endoskopisi (özofagogastroduedenoskopi) ile konur. Peptik ülserler kronik ve tekrarlayıcıdır. Hayatı kısaltmaktan çok hayatın kalitesini azaltır. Tedavi edilemeyen bir ülserin iyileşmesi 10 – 15 yıl kadar sürer.

    Peptik ülserden korunmak için…
    – Alkol ve sigara kullanmayın,

    – Mide asidini arttıran, kahve, kola gibi mideye zarar veren kafeinli içeceklerden uzak durun,

    – Stres ülsere yol açan bir durumdur. Stresten uzak sakin bir yaşam sürmeye çalışın

    – Bal yemenizin ülserin iyileşmesine çok faydası vardır. Büyük oranda iyileşme sağlar. Ağrı ve yanma şikayetlerini yok eder. Diyabet öykünüz yoksa bir tatlı kaşığı doğal bal tüketebilirsiniz.

    – Az ama sık yemek yiyin.

    – Aspirin asidik yapıda olduğundan ülserli kişilerde rahatsızlığa yol açabilir,

    – Aniden mideniz ağrıdığında bir bardak ılık su içip rahat bir şekilde oturun,

    – Sindirimi zor olan özellikle çiğ besinlerden uzak durmak gerekir. Özellikle soğan ve sarımsak mideye zarar verir ve bu yüzden ülser hastalarına tavsiye edilmez.

    – Doğru tedavi için doğru yaklaşım gerekir…

  • Helicobacter pylori

    Helicobacter pylori adlı bakteri 1983 yılında ilk defa Avusturalyalı iki doktor tarafından insan midesinde gösterildi. Daha sonra bu bakterinin ülser hastalığının en önemli nedeni olduğunun kanıtlanması gastroenterolojide bir çığır açmıştır. Çünkü; eskiden ülserin yaşam boyu devam eden bir hastalık olduğu ve zaman zaman alevlenmeler ile seyrettiği bilinirdi. Oysa, günümüzde ülser hastalığının en önemli iki nedeninin Helicobacter pylori ile aspirin ve benzeri ağrı kesici romatizma ilaçlarının olduğunu biliyoruz. Bakteri tedavi ediir ve hasta aspirin ile benzeri ağrı kesici ilaçları kullanmaz ise ülser hastalığı tamamen ortadan kalkmış olur.

    Resimde midedeki bakterilerin özel mikroskoplar ile çok büyütülmüş görüntüleri görülmektedir.

    İlerleyen yıllarda bu bakteri ile gastrit, mide kanseri ve mide lenfoması gibi hastalıklar arasında önemli bir ilişkinin varlığı gösterildi. Ancak midesinde bakteri olan herkesin mide kanseri adayı olması söz konusu değildir. Kanser gelişimi tek bir etken ile oluşmamamktadır. Kanseri oluşması için genetik yatkınlık, bakteri nin varlığı, kötü beslenme gibi birçok faktörün bir araya gelmesi söz konusudur.
    Helicobacter pylori 'nin mide hastalıklarındaki bu önemli rolünün kanıtlanmış olması bu bakteriyi insan midesinde gösteren Marshall ve Warren'e 2005 yılında Nobel ödülünün verilmesine neden olmuştur. Bu gastroenteroloji alanında verilen ilk Nobel ödülü olması nedeniylede çok önemlidir.

    Helicobacter pylori 'nin görülme sıklığı nedir ?
    Helicobacter' in toplumlarda görülme sıklığı o toplumun sosyoekonomik durumu ile çok yakından ilişkilidir. Örneğin bu bakteri ile infekte olmuş insanların oranı Avusturalya'da %20, ABD'de %30 oranında bulunurken ülkemizde %70 civarındadır. Bazı Afrika ülkelerinde %100'e ulaşabilmektedir. Ailede yaşayan birey sayısı arttıkça bakterinin bireylerde bulunma olasılığı da artmaktadır.

    Helicobacter pylorinasıl bulaşmaktadır?
    Bakterinin nasıl ulaştığı kesin bilinmemektedir ancak, bakterinin ağız yoluyla bulaştığı ve bu bulaşmanın genellikle çocukluk çağında olduğu kesindir.

    Helicobacter pylori varlığı nasıl tespit edilir ?
    Endoskopi yapılan hastada mideden alınan biyopside bakterinin varlığı kolaylıkla tespit ediebilmektedir. Endoskopi yapılmayan hastada nefes ya da dışkı testi ile bakterinin varlığı saptanabilir. Tüm bu yöntemler ile bakteri aranır iken hastanın mide asidini azaltan ilaçlar veya antibiyotik almadığından emin olmak gerekir. Bu ilaçlar bakterinin görünmesini engellemektedir. Kan ya da tükrük testlerinde bu bakteriye karşı gelişmiş antikorun gösterilmesi bakterinin varlığını göstermez. Bu testler ile gösterilen antikor hastanın yaşamının herhangi bir döneminde bakteri ile karşılaştığını gösterir, bakterinin canlılığının göstergesi değildir. Bu nedenle pratikte bu testler kullanılmamalıdır.

    Ne zaman tedavi edilmelidir ?
    İdeali bakteriyi taşıyan her hastada tedavi uygulamaktadır. Ancak ülkemizde bakterinin çok yaygın olması, tedavide başarı oranının düşük olması, giderek artan antibiyotik direnci ve maliyet nedeniyle mutlak tedavi gereken hastalarda öncelikle tedavi uygulanmaktadır. Mide veya duodenum (oniki parmak barsağı) ülseri olan, erken mide kanseri nedeniyle ameliyat olmuş veya ailesinde birinci derecede akrabasında mide kanseri olan hastalar ile midesinde metaplazi denilen hücresel değişiklikleri olan hastalardxa mutlaka tedavi uygulanmalıdır. Bunun dışındaki durumlarda bireysel karar verilebilmektedir.

    Nasıl tedavi edilir ?Her bakteride olduğu gibi tedavide antibiyotikler kullanılmaktadır. Ancak Helicobacter pylori güç tedavi edilebildiğinden tedavide iki antibiyotik birlikte kullanılmakta ve tedaviye mide asidini azaltan bir ilaç ilave edilmektedir. Mide asidinin azaltılması antibiyotiklerin etkisini arttırmaktadır. Tedavi süresi 10-14 gün olmalıdır. Bu tedavi süresince antibiyotiklerin bazı yan etkileri olabilir. Bu nedenle mümkün ise ilaçlar kesilmemelidir. Çünkü böyle bir durum ikinci denemede bakterinin tedavisini güçleştirebilir.

    Tedavi edildikten sonra tekrarlar mı ?
    Etkin bir tedavi uygulandığında bakteri %80-90 olasılıkla tedavi edilmektedir. Bakterinin tekrar midede görülme olasılığı ise çok düşüktür. Ancak maalesef ülkemizde bu bakteriyi tedavi edebilme olasılığı günümüzde %50-65 oranına düşmüştür. Bunun nedeni toplumumuzda antibiyotiklerin gelişigüzel kullanılması ve tedavide aynı antibiyotiklerin tekrar tekrar kullanılmasıdır. Eğer bir antibiyotik kombinasyonu ile bakteri tedavi edilemedi ise tekrar tedavide aynı kombinasyon kullanılmamalıdır.