Etiket: Mide

  • Helikobakter pilori (midedeki sinsi mikrop)

    Prof. Dr. Barry Marshall Helikobakter Pilori’nin gastrit, ülser ve mide kanserine neden olduğunu keşfetmiş ve bu çalışması nedeniyle de Nobel Tıp Ödülünü kazanmıştır.

    Helikobakter Pilori (Hp) çomak şeklinde, çok hareketli ve üremesi yavaş bir organizmadır. Enfeksiyonun sıklığı gelişmiş ülkelerde %10-50, gelişmekte olan ülkelerde ise %80 civarındadır. Yani ülkemizde 10 kişiden 8’i bu bakteriyi taşımaktadır. Bu durumun en önemli belirleyicisi sosyoekonomik farklılıklardır. Yüksek yaşam standardı, yüksek eğitim düzeyi ve daha iyi sağlık koşullarına sahip olma enfeksiyon sıklığının düşük olmasını sağlamaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde enfeksiyonun uzun dönemdeki sonuçları ortaya çıkar. Helikobakter Pilori, uzun dönemde önce kronik gastrit, sonra atrofik gastrit, sonra intestinal metaplazi ve mide kanserine kadar giden süreçden sorumludur.

    Helikobakter Pilori Bulaşma

    Mikroorganizmanın geçiş yolu tam olarak bilinmemekle beraber, insanlar arasında dışkı-ağız veya ağız-ağız yollarıyla (tükrük, salya vb.) bulaştığı düşünülmektedir. Meyve ve sebzelerin yıkanmaması, orta çatal, kaşık kullanılması, aynı tabaktan yemek yenilmesi, içme sularının hijyenik olmaması gibi koşulların Helikobakter pilorinin geçmesini kolaylaştırır. H.pilori enfeksiyonu açısından herhangi bir yakınması olmayan aileler üzerinde yapılan çalışmalar, aile bireylerinden birinde H. pilori enfeksiyonu varlığında çocuklarının ve eşinin enfekte olma olasılığı %70’lere kadar çıktığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

    Helikobakter Pilori ile ilişkili olduğu gösterilmiş hastalıklar

    Helikobakter Pilori önce kronik aktif gastrit, sonra kronik atrofik gastrit, intestinal metaplazi ve mide kanserine kadar giden bir süreçden sorumlu olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Araştırmalar bu bakteriyi taşıyan kişilerin mide kanserineyakalanma riskinin diğer insanlara göre 4 kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

    1-Mide ve oniki parmak barsağı ülseri gelişimi (%20)
    2-Mide kanseri gelişimi (%1-3)
    3- Mide lenf kanseri (malt lenfoma) gelişimi (%1-3)
    4-Kronik gastrit, atrofik gastrit ve intestinal metaplazi (İntestinal metaplazi, mide mukozasında barsak tipi mukoza adacıklarının ortaya çıkmasıdır ve bazı çeşitleri kansere dönüşüm göstermesi nedeniyle yakından takip gerektirir)
    5-Ağrı, gaz, şişkinlik, bulantı, yemek sonrası dolgunluk hissi, geğirme, ağız kokusu gibi dispeptik yakınmalar Hp ile ilişkilidir.

    Helikobakter Pilori ile enfekte olma riskini artıran faktörler

    * Kirli besin ve su tüketimi
    * Düşük sosyoekonomik durum
    * Geniş aileler ve kalabalık yaşam koşulları
    * Sağlıksız yaşam koşulları
    * Organizmayı taşıyan kişilerin mide içeriğine maruz kalmak
    (Sağlık çalışanları ve eşler arasında geçiş)

    Helikobakter pilori tanısında kullanılan testler

    Endoskopi (Gastroskopi) yapılması gerekli olan hastalarda endoskopi sırasında alınacak doku örneğinin (biyopsi) hızlı üreaz testi (CLO test) kullanılarak veya histopatolojik inceleme yapılarak incelenmesi ile mide de H.pilori olup olmadığı anlaşılır. Hızlı üreaz testinde (CLO test) alınan biyopside renk değişikliğine bakarak HP varlığı veya yokluğu tespit edilir. CLO test, mide dokusunda bulunan atrofi, intestinal metaplazi, inflamasyon (iltihap) şiddeti gibi histolojik durumları bildirmez. Halbuki patolojiye gönderilen biyopside Helikobakter pilori dışında atrofi, intestinal metaplazi, inflamasyon (iltihap) gibi diğer tanıları da gösterir. Kesin teşhis için en güvenilir metot, endoskopi ile yapılan inceleme ve bu sırada alınan biyopside bakterinin patolojik olarak araştırılmasıdır.

    Endoskopi yapılması gerekmiyorsa diğer bir yöntem olan Üre-Nefes Testi veya kanda bu bakteriye karşı oluşmuş antikorların saptanmasına yönelik serolojik testler uygulanabilir. Üre-nefes testinin yapılabilmesi için son 15 gün antibiyotik veya mide asidini azaltmaya yönelik bir ilaç kullanmamış olmak gerekir. Kanda H. piloriye karşı oluşmuş antikorların saptanması sadece kişinin bu bakteri ile herhangi bir zamanda karşılaşmış olduğunu gösterir, bakterinin tedavi edilip edilmediği hakkında bilgi vermez. Bunların dışında dışkıda H. pilori antijeni varlığı araştırılabilir.

    Helikobakter Pilori tedavisinin kesin olarak önerildiği durumlar:

    1- Peptik ülser hastalığı

    2- MALToma (malt lenfoma)

    3- Atrofik gastrit, intestinal metaplazi

    4-Mide kanseri ameliyatı sonrasında kalan midede enfeksiyon varlığı

    5-Birinci derece akrabasında mide kanseri bulunan hastalar

    6-Hastanın kendi isteğiyle Hp için tedaviyi arzu ediyorsa

    Helikobakter Pilori tedavisinin tavsiye edildiği durumlar:

    1- Hp pozitif bulunan fonksiyonel dispepsi (Ağrı, gaz, şişkinlik, bulantı, yemek sonrası dolgunluk hissi, geğirme vb. belirtilerle kendisini gösteren ve altta yatan bir organik hastalığın gösterilemediği durum)

    2- Uzun süreli ilaç tedavisi gereken gastro-özofagial reflü hastalığı

    3-Aspirin ve/veya steroid olmayan antiromatizmal ilaçların uzun süreli kullanımının gerektiği durumlar

    4-Nedeni saptanamayan demir eksikliği anemisi

    5-Fonksiyonel dispepsi (nonülser dispepsi)

    6-Uzun süreli PPI (asit önleyici ilaç) tedavisi

    7-Uzun süreli antiromatizmal ilaç (NSAİİ) tedavisi

    8-Halitosis (Ağız kokusu)

    9-ITP (İdyopatik trombositopenik purpura)

    Tedavi

    Herhangi bir yöntemle özellikle endoskopik biyopsinin patolojisi neticesinde midede Helikobakter Pilori enfeksiyonu varlığı gösterildiğinde yol açabileceği olası hastalıklar nedeniyle enfeksiyonun tedavi edilmesi uygun bir yaklaşım olur. Tedavinin temelini mide asit salgısını baskılayan bir ilaç ve en az iki çeşit antibiyotiğin birlikte 10-14 gün süreyle kullanılması oluşturur. Bakterinin antibiyotiklere duyarlı olduğu pH aralığı 6-8 arasında olduğundan tedavi sırasında mide asit salgısının etkin bir şekilde baskılanması gerekir. Uygun tedavi verildiği halde eradikasyon sağlanamayan hastalarda değişik tedavi kürleri uygulanmalıdır. Bu konuda gastroenterolog bir doktora başvurmanız, size yardımcı olacaktır.

  • Mide kanseri öncüsü intestinal metaplazi

    İntestinal metaplazi mide mukoza epitelinin kronik hasar sonucunda intestinal tip epitelle yer değişmesine denir. İntestinal metaplazi mide kanserleri açısından prekanseröz lezyon olarak kabul edilir ve mide kanseri riskini 6 kat arttırır. İntestinal metaplazi, Helicobacter pylori enfeksiyonu olan kişilerde, 1. derece yakınlarında gastrik kanser olan kişilerde, sigara içenlerde ve yaşla birlikte artar. İntestinal metaplazi, Helicobacter pylori pozitif olanlarda daha fazla görülürken, negatif olanlarda daha az görülür. Helicobacter pylori pozitif olanlarda intestinal metaplazi daha genç yaşlarda görülme sıklığı artar. Kırk yaşın altında görülme oranı %5 civarında iken 80 yaşın üzerinde bu oran %46’ ya kadar yükselir. İntestinal metaplazi, non-ülser dispepsisi olan vakalarda %30 civarında iken, gastrik ülseri olan hastalarda %55, intestinal tip gastrik kanser olanlarda ise %100 oranında görülür. İntestinal metaplazi kronik inflamatuvar gastrik mukoza hasarının bir sonucu olarak oluştuğu düşünülmektedir. Helicobacter pylori enfeksiyonları da bu açıdan ana etiyolojik faktör olarak görünmektedir. Helicobacter pylori, intestinal metaplazi riskini 4.5- 9 kat artırmaktadır. Hem ailede mide kanseri öyküsü varsa, hem de Helicobacter pylori enfeksiyonu mevcutsa intestinal metaplazi olma olasılığı daha da artar. İntestinal metaplazi, gastrik karsinogenezde önemli bir kırılma noktasıdır.

    İntestinal metaplazinin helikobakter pylori eradikasyonundan sonra geri dönüşü genellikle yoktur. Bu arada yapılan çalışmalarda intestinal metaplazi ve helikobakter pylori pozitif olan hastalarda eradikasyondan sonra altı ay süreyle askorbik asit ek katkı tedavisi olarak verilmiş. Bu hastalarda intestinal metaplazinin azaldığı izlenmiş. Öte yandan mukozal atrofi helikobakter pylori eradikasyonundan sonra geri dönebilir. Diğer yandan helikobacter pylori eradikasyon tedavisi regresyon sağlamasa da progresyonu yavaşlattığını bildiren çalışmalar vardır. Helikobakter pylori eradikasyonu ile geri döndüğü söylenemez ancak enfeksiyon kontrolü ile mukozal hasarın ilerleyişi, displaziye dönüşmesi yavaşlayabilir. İntestinal metaplazi, komplet ve inkomplet tip diye 2’ye ayrılır. Komplet tip ince barsaklardaki bez yapısından oluşurken, inkomplet tipte kolonik bez yapıları hakimdir. Her yıl, kronik atrofik gastritislilerin %7’sinde intestinal metaplazi, intestinal metaplazililerin ise %3’ ünde displazi gelişmektedir.Gastrik kanser riski inkomplet intestinal metaplazide daha da yüksektir. Hem antrum, hem de korpusu tutan durumlarda gastrik kanser riski daha yüksektir. Ayrıca intestinal metaplazi gastrik mukozanın %20 sinden fazlasını tuttuğunda gastrik kanser riski daha da artar.

    Düzenli aralıklarla endoskopik kontrol yapılması intestinal metaplazi olan hastalarda önemlidir. İntestinal metaplazi, endoskopik olarak normal mukozaya göre hiperemik, düzensiz alanlar şeklinde görülür. Bu görünümü gastritin endoskopik görünümünden ayırt edebilmek çok güçtür. O nedenle şüpheli bölgelerden biyopsi alınması gereklidir. Ayrıca helikobacter pilorinin tanısını koyma açısından mide biyopsisi önem arz eder. Helikobacter pylori infeksiyonunun, atrofi ve metaplazi ile sonuçlanan kronik gastritiN önemli bir nedeni olduğu bilinmektedir. İntestinal metaplazi sıklıkla kronik atrofik gastritisle birliktedir. Mide biyopsisinde atrofik gastrit açısından da böyle hastaları takip etmek önem arz eder. Dolayısıyla CLO test ile alınan biyopsiler yerine patolojiye gönderilen biyopsiler daha değerlidir.

    1-İntestinal metaplazi %20 den fazla yüzeyi kapladıysa

    2-İnkomplet tip intestinal metaplazi olanlarda

    3-Birinci derecede yakınlarında gastrik kanserli vaka olan intestinal metaplazi hastalarında

    4-Sigara içen ve intestinal metaplazisi olanlarda mide Ca riski daha artar ve böyle hastaların endoskopik kontrollere tabii tutulması gereklidir.

    Bu konuda gastroenterolog bir doktora başvurmanız, size yardımcı olacaktır.

  • Reflü, reflü hastalığı

    Klinik tıpta en sık karşılaştığımız sorunlardan birisidir. Hemen hemen herkes, yaşamının bir döneminde bu şikayetler ile karşılaşır.

    Reflü hastalığı; mideden yemek borusu içine mide asidinin ve mide içeriğinin kaçışı ile ortaya çıkar.

    Hastalarımız bize genellikle; göğüs kemiği arkasında, nadiren sırtta ve mide bölgesinde olan; midede yanma, ekşime, ağıza ekşi acı su gelmesi veya yenilen yiyeceklerin gelmesi gibi şikayetlerle gelirler.

    Reflü hastalığı yemek borusu dışında da bazı sorunlara yol açar. Uzun süren nedeni açıklanmayan kuru öksürük, tekrarlayan ses kısıklığı, boğazda gıcık hissi, tekrarlayan kronik faranjit ve larenjit altında da reflü çıkabilir. Bu hastalar göğüs ağrısı ile Kardiyoloji bölümüne giderler altından reflü çıkabilir. Bazı hastalar öksürük ve ses kısıklığı nedeni ile Göğüs Hastalıkları ve KBB bölümüne giderler altından reflü çıkabilir.

    En önemli konu bu şikayetler ile gelen hangi hastaların araştırılması gerektiğidir.

    Eğer hastada aşağıdaki şikayetlerin biri var ise;

    45 yaşın üzerinde ise ve uzun zamandır olan reflü şikayetleri varlığında

    Lokma yutmada güçlük, boğazda lokmanın takılmasını tarifliyor ise

    Ağızdan kanlı kusma, dışkıda siyahlaşma (zift gibi) tarifliyor ise

    Sebepsiz ani kilo kaybı geliştiyse

    İnatçı kusmaları var ise

    Tetkiklerinde kansızlık (anemi) saptanmışsa mutlaka araştırılmalıdır.

    Bu şikayetleri olan hastalar en kısa zamanda bir Gastroenteroloji Uzmanına gitmelidir. Bu hastalara ENDOSKOPİ adı verilen, yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının kameralı alet ile görüntülenmesini sağlayan işlem yapılmalıdır.

    Bu şikayetleri olan hastalar nelere dikkat etmelidir?

    -Kahve ve kolalı-asitli içeceklerden uzak durmalı

    -Kendisini rahatsız eden, dokunan, belirli besinlerden kaçınmalı (Örneğin; fazla acı, baharat, yağ, kızartma, çilolata, nane, domates, soğan, turşu)

    -Fazla miktarda bir öğün yerine , sık sık ancak az az yemek yemeli

    -Yemek yedikten hemen sonra televizyon karşısında uzanmamalı yada yatmamalı (oturur pozisyonda kalmalı), yemeklerden en az 2 saat öncesinde yatmamalı

    -Akşam geç saatlerde yemek yememeli

    -Soluna yatmaya çalışmalı

    -Yemek yerken acele edilmemeli, lokmalar iyi çiğnenmeli

    -Egzersi öncesi yememeli

    -Yatak başı yükseltilmeli

    -Kahve , çay içmeyi azaltmalı

    – Karına bası yapabilecek sıkı giyecekler gevşetilmeli (Örneğin; sıkı kemer ve korse takmamalılar)

    – Kiloyu ideal kiloya düşürmeliler (Zayıflamak)

    -Sigara içenler sigarayı bırakmalı, Alkol tüketimi kesilmeli

    -Ağrı kesici ilaçlar mümkünse kullanılmamalı

    -Stersten uzak durulmalıdır.

    Reflüde ilaç ve cerrahi tedavide söz konusudur. Ancak bu tedavi kararını doktorunuz size uygun şekilde düzenleyecektir.

  • Gastroenteroloji bilim dalı ne yapar

    Gastroenteroloji mide bağırsaklar ve karaciğer hastalıkları ile ilgilenen bilim dalıdır. Gastro latincede mide, enteroloji ise kabaca bağırsakları ifade eder. Gastroenteroloji uzman hekimleri, iç hastalıkları ihtisasını tamamladıktan sonra ilave olarak gastroenteroloji bilim dalında da ihtisas yaparlar.

    Gastroenteroloji uzmanları yemek borusu, mide, bağırsak, karaciğer ve pankreas hastalıklarının tanısı ve tedavisi için özel muayene yöntemlerini kullanırlar.

    Bu muayeneler için kullanılan cihazlar;

    GASTROSKOPİ

    Endoskopi ile yemek borusu, mide ve 12 parmak hastalıklarının tanısı konulduğu gibi belli bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan cihazdır.

    Fiberoptik ve elektronik olan bu cihazlar kullanım amaçlarına göre çok çeşitlilik gösterir, tek bantlı ve çok bantlı yapıda olabilir, mültiband cihazlar ise özel eğitim gerektirir.

    Gastroskopi tetkiki esnasında hastalığın tanısını koymak için hasta olan kısımlardan küçük parçalar almak gerekebilir. Buna biyopsi adı verilmektedir. Biyopsi alma esnasında hasta ağrı duymaz. Biyopsi almanın genelde, bazı durumlar dışında herhangi bir sakıncası yoktur.

    Gastroskopik tetkik için hastanın 8-10 saat aç olması gerekir, boğazın uyuşturulması muayene için yeterlidir ama bu muayeneden korkan hastaların kısa süreli uyutularak da muayenesi yapılmaktadır. Hastanemizde bu muayene uyutularak yapılmaktadır, hasta isterse muayene uyutulmadan da yapılır. Birçok mide hastalıkların tanısı gastroskopik muayene ile konulabilir.

    – Yemek borusunda yanıklar, iltihap, polip, divertikül, varis, tümör, reflü hastalığı vb. gibi,

    – Midede iltihap, ülser, polip, damarsal hastalıklar, tümörler, midenin giriş ve çıkış kısmındaki darlık ve genişlemeler, yabancı cisimler, mide içinde safra, evvelce yapılmış mide ameliyatları vb. gibi,

    – Duodenum (12 parmak bağırsağı), ülser, daralma, tümör, damarsal hastalıklar, çölyak hastalığı, ana safra kanalının barsağa açılmış olduğu bölge hastalıkları bu muayene ile ortaya çıkarılabilir.

    KOLONOSKOP

    Kalın bağırsağın muayenesinde kullanılan cihazdır. Muayene anal yoldan yapılmaktadır. Bu muayenenin başarılı ve yeterli olması için kalın barsağın bazı ilaçlarla dışkıdan temizlenmesi gerekmektedir. Gastrostroskopik muayene hasta 8-10 saat aç ise muayene günü yapılabilir ama kolonoskopik muayene için hastaya 3-4 gün sonrasına randevu verilmektedir. Bu zaman içinde muayenenin başarısı için hastaya bazı gıdaları yememesi öğütlenir. Muayeneden bir gece evvel, bağırsak temizliği için yazılan reçetedeki ilacı içmesi önerilir. Ertesi sabah da kalın bağırsağın özellikle son kısım temizliği için ilaveten hazır lavman yapılır. Lavmanı hasta evde yapabilir veya hastanede uygulanabilir.

    Kolonoskopik muayene uyutularak yapılır ama hasta isterse uyutulmadan da yapılabilir. Hastanın aç olması gerekir.

    Bu muayene 15-20 dakika sürebilir, muayenede kalın bağırsağın ince bağırsakla birleştiği yere kadar, hatta ince barsağın son kısmına kadar aletle girilir. Kolonoskopik muayene, gastroskopik muayene gibi hem tanı amaçlı ve hem de tedavi amaçlı kullanılır.

    Kolonoskopideiltihabi bağırsak hastalığı, damarsal hastalıklar, polipler, divertiküller, tümör, yabancı cisimler tanınır, bir kısmının tedavisi de yapılabilir.

  • Gastrit mide kanserine dönüşür mü?

    Mide bölgesinde ağrı, şişkinlik, gaz, açlık hissi ve sık yemek yeme isteği ile kendini belli eden gastrit, tedavi edilmezse kronikleşerek mide kanserine doğru giden bir tabloya yol açabilir. Gastritin başlıca nedenleri; alkol, sigara, çeşitli ilaçların uzun süreli kullanımı ve “helikobakter pilori” denilen bir bakteridir.

    Gastrit bağışıklık sistemi yetersiz kaldığında kronikleşebilir!

    Kronik gastritin en yaygın görülen nedenlerinden biri %80-85 oranda mide sıvısı altında yaşayabilen helikobakter piloridir. Bunun dışında kimyasal gastrit, otoimmun gastrit gibi nedenlerle de kronik gastrit gelişebilmektedir. Helikobakter pilori, genellikle çocukluk çağlarında bağışıklık sistemi tam olarak oturmamışken, kirli sulardan bulaşmaktadır. Bakteri mide hücrelerinin yüzeyinde, asit tabakasının altında kolonize olarak yaşamaktadır. İlk bulaştığında akut enfeksiyon yapmakta ve bağışıklık sistemi tarafından bertaraf edilemeyince enfeksiyon kronikleşmektedir.

    Gastrit doku değişikliklerine bu durum da kansere eden oluyor!

    Kronik gastrit ilerledikçe mide bezlerinde çekilmeye ve doku değişikliklerine (atrofik gastrit ve intestinal metaplazi) neden olabilmektedir. Bu durum da genetik yatkınlığı olan ve özellikle kanserojen maddelere maruz kalan bireylerde kansere gidişe zemin hazırlamaktadır. Mide bezlerinde doku değişiklikleri olan hastalarda mide kanseri dört kat daha fazla görülmektedir. Bu doku değişiklikleri mideden endoskopi ile alınan biyopsilerle saptanabilmektedir. Bu nedenle bu tür hastaların belli zaman aralıklarında endoskopik olarak takip edilmeleri gerekmektedir. Midede ileri derece doku değişikliği saptandığı zaman hasta çok daha yakından takip edilmelidir. Bu bölgeler özel endoskoplarla veya boyama yöntemleri ile tam olarak saptanmalı, endoskopik veya cerrahi yöntemlerle çıkarılmalı ve hastada kanser oluşmadan tedavi edilmiş olmalıdır.

    Yanmış gıdalar ve sigara en önemli tetikleyiciler

    Midede ileri derece doku değişikliği, başlangıç evre kanser ile eş anlamlıdır. Bu noktada beslenme alışkanlıkları oldukça önemlidir. Özellikle yanmış tütsülenmiş gıdalar, yağlı ve fazla miktarda kırmızı et tüketimi, ızgara ve çok pişmiş etler risk yaratabilmektedir. Salamura gıdalar, gıdalarda koruyucu olarak kullanılan nitrat içeren gıdalar nitritlere çevrilerek tetiği çekebilmektedir. Bunun yanı sıra antioksidanlar, C ve E vitaminlerinin koruyucu olduğu bilinmektedir. Sigara içimi de mide kanseri riskini en az dört kat artırmaktadır.

    Taze sebze meyve tüketin

    Kronik gastrit sorunu yaşayan kişiler vakit kaybetmeden bir hekime danışarak tedavi olmalıdırlar. Gelişen teknoloji ve endoskopi sayesinde bu hastalığın tanısı kolaylıkla konulmakta ve uygun yöntemle tedavi edilebilmektedir. Ayrıca kronik gastritin mide kanserine neden olmaması için bol miktarda taze sebze ve meyve tüketilmeli, sigaradan uzak durulmalı ve tespit edilmiş ise helikobakter pilori ortadan kaldırılmalıdır.

  • Yemek borusu (özafagus)

    Reflü nedir?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır. Bu içerik asidik karakterde olabileceği gibi alkali özellikte de olabilir. Yemek borusuna kaçan bu içerik yalnızca yemek borusunda kalmayıp boğaza, yutağa, ağız boşluğuna, östaki borusu aracılığı ile kulak içine, solunum sistemine ve akciğerlere kadar gidebilir.

    Reflü normalde olur mu? Ne zaman hastalık olarak kabul edilir?

    Normal koşullarda görülebilen bir durumdur. Yeni doğanda, gebelikte ve aşırı yemek yenmesi durumunda görülebilir. Yaşam kalitesini bozan yakınmalara sebep olduğu zaman reflü hastalığından, patolojik reflüden söz edilir. Reflünün sıklıkla olması, göğüs ağrısı, yanma hissi olması durumunda Gastro-özofajial reflü hastalığı’ndan bahsedilir.

    Reflü hangi yakınmalar ile ortaya çıkar?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması (regürgitasyon) ile heartburn (göğüste yanma hissi), yutmada takılma hissi (disfaji) , ağrılı yutma (odinofaji) tipik yakınmalar olarak görülür. Ağıza kadar gelebilen asidik veya alkali mide içeriği kulak iltihabı, farenjit (boğaz iltihabı), öksürük, ses kısıklığı, diş çürükleri, solunum yolu enfeksiyonları (zatürre), alerjik astım gibi atipik refl, yakınmaları-semptomlarına- (tipik olmayan) sorunlarına da yol açabilir.

    Reflü hastalığının tanısı hangi yöntemle ile konulur?

    Tanı koymada altın standart olarak ph -etri (24 saatlik yemek borusu altından asit ölçümü) yöntemi bilinmkete ise de pratik uygulamda her hasta için gerekli değildir. Günümüzde tanısı gastroskopi (endoskopi) ile konulur. Her reflü hastasına endoskopi gerekli midir ? sorusuna yanıtlarsak akılcı yaklaşımın doğru zaman, doğru yer ve deneyimli Gastroenterolog tarafından endoskopinin yapılmasıdır diyebiliriz. Endoskopinin geciktirilmesi yanlış tanılara veya tanının geciktirilmesine sebep olmaktadır. Batı dünyası sigorta sistemleri bu konuda endoskopi yapılmasını sınırlayan ,geciktiren belirli koşullarda yapılmasını öneren standartlar belirlerken Japonya , Çin gibi doğu ülkeleri daha kolay endoskopi uygulamalarını önermektedirler. Bu sayede daha reflü tanısı ve ayırıcı tanısını koyabilmektedirler. Çocukluk çağında reflü yanışında gastroskopiden ziyade sintigrafik ( radyoaktif maddeler ile işaretli gıdaların yemek borusundan geçişleri veya geri kaçışlarının nükleer tıpta incelenmesi) yöntemler tercih edilirler.

    Refl, tanısında impedansın yeri nedir?

    İmpednas ph-metri yönteminden farklı olarak yemek borusunun içindeki içeriğin hem asit hem de safra özelliğinde olup olmadığını değerlendirebilmektedir. Bu değerlendirme genellikle sık olarak gereken bir yöntem değildir. Bununla birlikte mide operasyonu geçiren olgularda alkalen reflü gastrit gelişimi durumlarında refl, söz konusu ise impedans ölçümü yararlı olabilir. Bunun dışında midenin motilite ( kediliğinden oluşan mide hareketleri) kusurları söz konusu olduğunda safra reflüsü de olabileceği için impedans ölçümleri gerekebilir.

    Reflü ile özafagus (yemek borusu) kanseri ilişkili midir ?

    Reflü hastalığı yemek borusunun alt ucunda mukoza (örtü) değişikliklerine yol açarak Barrett epiteline (Mide örtüsüne değişim) dönüşümüne sebep olur ise % 10 yemek borusu altında adenokanser – kanserleşme riski ortaya çıkabilir. Ayrıca reflü hastalığının larinks kanseri (Yutak kanseri) ile ilişkisi mevcuttur. Türkiye’de reflü hastalarında kanser gelişme riski Amerika, İngiltere, Almanya gibi Batı ülkelerindeki oranlardan çok daha aşağıdadır. Sağlıklı istatistiksel bilgiler elimizde olmamasına rağmen gastroenteroloji alanındaki uzun deneyimlerimizle bu görüşü ileri sürmek mümkündür.

    Özafajit nedir? Hangi yakınmalar ile özafajitten kuşkulanılır?.

    Yemek borusu örtüsünün değişik sebeplere bağlı yangısıdır (İltihabıdır).

    Göğüs ağrısı (retrosternal ağrı) , lokma yutarken takılma hissi (disfaji) veya yanma hissi (pirozis) olabilir. Hiç lokma alınmaksızın da bu yakınmalar oluşabilir.

    Özafajit nasıl oluşur ?

    Akut (ani) veya kronik (süregen) oluşabilir. Akut özafajit aspirin, tetrasiklin gibi ilaçlar ile oluşabileceği gibi, koroziv madde (asidik veya alkali) maddeler: tuzruhu, çamaşır suyu vb temizlik malzemeleri alımında da ortaya çıkabilir. Kronik özafajit ise sıklıkla hiatus hernisi (mide fıtığı), Gastro-özafajial reflü hastalığına bağlı gelişebilir.

    Özafajit ile özafagus kanseri arasında ilişki var mıdır?

    Özafajit reflüye veya koroziv madde (tuz ruhu çamaşır sodası vb.) alımına bağlı ise kanserle ilişkili olabilir. Akalzya (yemek borusu alt ucunda yeterli açılmama ) seyri sırasında da yemek borusu kanseri gelişme riski mevcuttur.

    Özafagus kanseri neden gelişir?

    Yemek borusunun kanseri ne yazık ki sık rastlanan kanserler arasındadır. Yutmada takılma hissi (disfaji), ağrılı yutma (odinofaji), kansızlık (demir eksikliği anemisi ), göğüs ağrısı (retrosternal ağrı), kilo kaybı, iştahsızlık gibi yakınmalarla ortaya çıkabilir. Erken tanı konabilmesi için erken başvuru kadar doktorun bu yakınmaları dikkate alması da önemlidir. Ortaya çıktığında çevre dokulara yayılmış olma olasılığı yüksektir. Farklı tipleri mevcuttur. Kanser tipine göre farklı tedavi yöntemleri mevcuttur. Bu nedenle tedavi başarı oranları farklıdır. Endoskopik işlem ile tanı konması sonrası endoskopik veya cerrahi tedavi şansı mevcuttur. Kemoterapi (İlaç tedavisi) ve radyoterapi (Işın tedavisi) diğer tedavi yöntemleridir.

    Yemek borusu biyopsisinde displazi ne anlama gelir?

    Endoksopik girişim sırasında alınan biyopsilerde displazi her dokunun değerlendirmesinde olduğu gibi kanser gelişimi açısından risk olduğu anlamı taşır. Düşük derecede ve orta derecede displazi isimlendirmeden de anlaşılabileceği gibi biyopsi alınan dokunun hücrelerinde kansere doğru bir değişim ve başkalaşım düşük olasılıkla söz konusu olabileceğini fakat henüz kanser özelliği taşımadığını belirtir. Yüksek derecede displazi ise kötü anlam taşır ve kansere çok yakın değişikliklerin bulunduğu kuşkusunu belirtir. Bu tarzda bir sonuç kısa zamanda tekrar değerlendirmeyi gerektirir. Gastroenterolog bu sonuca göre işlemi yineleyebilir ya da başka bir yöntemle kanser olup olmadığını ivedilikle değerlendirir.

  • Psikolojik Mide Bulantısı

    Psikolojik Mide Bulantısı

    Oturmuş vahşi doğada hayatta kalma ile ilgili belgeselimi güzel güzel izliyordum. Hayatta kalma uzmanımız zor şartlar altında yiyecek bulmayı anlatıyor, bir yandan anlatıyor bir yandan da fil dışkısını eşeliyordu. Neymiş efendim, filler yedikleri besinin yarısını sindiriyormuş, pisliklerinde sindirilmemiş bir sürü meyve bulunabilirmiş ( hala eşeliyor). Fil dışkısının içinden çıkardığı birkaç meyve çekirdeğini yıkadıktan sonra kırıp içlerini yedi. Bildiğiniz klasik belgesel işte, ta ki uzmanımız şu cümleyi kurana kadar: ‘’ Gayet faydalı bir besin tabi psikolojik mide bulantısı sonucu kusmazsanız!’’ ve ampul yanar!

    Kusmanın bir sürü nedeni var hem de bir sürü. Ben burada psikolojik kaynaklı olanları ifade etmeye çalışacağım. Önce eskilere çok eskilere gidelim.Evrimcilere kusma bir reflekstir ve zararlı besinlerin vücuttan hızlıca atılmasını sağlar ki iğrenme duygusu bu zararlı besinlere karşı geliştirilmiş bir davranıştır derler. Haklılar mı haksızlar mı bilmem ama bildiğim bir şey varsa beyinde bulunan Medulla Oblangata’nın bu işte epey rol oynadığıdır.

    Kusma,beynin ‘medulla oblongata’ bölümünün arka kısmında bulunan ‘kusma merkezi’ tarafından düzenlenir. Bu merkez, beynin duygusal, görsel ve işitsel bölgelerinden, iç kulak ve sindirim sisteminden gelen uyarıları alır ve bunlara kusma/bulantı şeklinde cevap verir.

    Örneklerle açıklamak daha kolay olacak. Kusma merkezi beynin duygusal uyarıları sonucu harekete geçebilir:

    Sevgilisinden ayrılan kızımız ağzına bir lokma yemek koyunca hemen kusuyor.

    Sınava giren gencimiz stresten (duygusal uyarım) dolayı midesi bulanıyor.

    Görsel/Kokusal uyarıcılar:             

    Bir insan cesedi görmek.                     

    Bozulmuş yemek/et görmek ve koklamak.

    İşitsel uyarıcılar:                                                                           

    İltifatlar karşısında midede kelebeklerin uçuşması              

    Tehditler karşısında sindirim sorunları yaşanması.

    İç kulak uyarılarına bağlı bulantı dengeyle ilgili. Örneğin çok dönünce başın dönmesi ve midenin bulanması. Sindirim sistemi uyarıları ise medulla oblangatayı genelde zehirli gıdalarla ilgili uyarır.

    Elimden geldiğince ayrı ayrı vermeye çalıştım örnekleri ama çoğu kez hepsi el ele verir öyle bulandırırlar midemizi. Bir insan cesedi gördüğümüzde hem koklamış hem görmüş hem de duygusal olarak uyarılmışız demektir.Çoğu kez doğal olarak kabul edebileceğimiz  bu durum bazen zorlayıcı olabiliyor. Örneğin: sınavlara hazırlanırken, sevgiliden ayrılmışken, hayatta kalmak için idrarımızı içmemiz, fare yememiz , fil dışkısından çekirdek ayıklamamız gerekirken. Abarttığımı düşünenlere Suriye ve Yemen de açlıktan ölen insanları  hatırlatmam yeterli olacaktır galiba. Çoğu ölmeden önce yukarıda saydığım şeyleri denemişlerdir. Allah hiç kimseyi böyle zor durumlara düşürmesin.

    Bu zor durumlar bir yana her şeyden tiksinen midesi hemen bulanan ve kusan insanlarda var. Bu arkadaşlarımız nasıl bu kadar hassas olabiliyor?

    Medulla oblangatanın çok çalışması mı desem çalıştırılması mı desem bilemedim. Gözlemlerim çok çalıştırıldığını fısıldıyor bana. İnce bir hanım efendi, beyefendi olabilmek için bol bol tiksinmekten gerektiğini düşünen arkadaşlar maalesef medulla oblangatalarını istemeden geliştiriyor gibiler. Ben bu yemeği hayatta yiyemem ıyyy, bu elbise iğrenç, adamın tipi mide bulandırıcı … ifadelerini çokça kullanan gençlerin stres( ayrılık, sınav vb.) karşısında epey mide sorunları yaşayacaklarını tahmin edebiliyorum.

    Çözüm: Medulla oblangatamızı terbiye edeceğiz. Beğenmediğimiz bir yiyeceği yiyen insanları izlemek ve onların çok sağlıklı olduğunu ( yerken de gayet mutlular) gözlemlemek tiksinmeye ciddi bir darbe vuruyor.Ondan sonra ufak ufak yeme denemeleri yapıp bu duygumuzu daha kontrol edilebilir bir seviyeye getirmemiz gerekiyor. Bence en önemlisi de konu gözetmeksizin ( yiyecek, giyim ,hal ve hareket, renk vb.) duygularımızı ifade ederken iğrenç , mide bulandırıcı, tiksinç… gibi ifadeleri kullanmamak. Bunun yerine tadını beğenmedim, rengini sevmedim çok kapalı, tadı çok ekşi deyin. Bu tarz ifadeler psikolojik stresleri artık mide ağrısı/bulantısı yerine kendimizi konuşarak ifade etmemize ve daha sağlıklı bir bedene sahip olmamıza yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

  • Ülser nedir?

    Tüm gastrointestinal yani mide barsak sisteminin yüzeyini saran mukoza adını verdiğimiz zar gibi bir tabaka mevcuttur ve bu katmanda başlayıp daha derine kadar uzanan katlarda oluşan yarıklara yaralara ülser denilir.

    En sık mide asidine bağlı olarak oluşan peptik ülser dediğimiz tipi görülür, nadiren de mide kanserlere bağlı ülser görülebilir.

    Peptik ülserin nedeni nedir?

    Peptik ülserler en çok sırasıyla incebarsak, mide ve yemek borusunda görülür. Mide asidinin artmasına bağlı olarak ortaya çıkarlar. Mide asidi artınca pepsin denilen enzim aktifleşir ve mide barsak duvarını hasarlandırır. Normalde mide yüzeyi aside karşı koruyucu bir tabaka ile sarılıdır. Asidin artması ve ya bu tabakanın zarar görmesi ya da azalmasına bağlı olarak mukoza hasar görür ve önce yüzeyel yaralar daha sonra ise derin yaralar gelişir.

    Mide asidi ise strese, yenilen yemeklere ve bazı hastalıklara bağlı olarak artar. Bunun yanında ağrı kesiciler ve h.pylori bakterisi midenin koruyucu tabakasının zarar görmesine neden olur ve normal miktarda olan mide asidi dahi mideye zarar verebilir.

    H.pylori bakterisinden bahsedecek olursak; bu bakteri Türk halkının neredeyse yüzde 80’nde bulunurken sadece bazı kimselerde şikayetlere ve hastalığa neden olur. Bakterinin kendine has bazı direnç mekanizmaları nedeniyle diğer birçok bakterinin aksine tek bir antibiyotik tedavisi le ortadan kaldırılamaz, 15 gün kadar süren çoklu antibiyotik tedavileri gerekir. Bakteri tedavi edilmediğinde uzun yıllar içinde ülser yanında diğer bazı ciddi hastalıklara da yol açabilir.

    Peptik ülser belirtileri nedir?

    En sık şikayet mide üzerinde ağrıdır. Sırat vuran ağrılar ülseri işaret eder.

    Bulantı, kusma, kilo kaybı olabilir.

    Uykudan uyandıran ağrılar, kusma, kilo kaybı ülserin derin ya da kötü huylu bir ülser olabileceğinin habercisi olabilir.

    Bunun yanında ülserin ilk belirtisi kanama ya da yırtılma, perforasyon da olabilir ki bunlar hayatı tehdit eden durumlardır.

    Tanısı nasıl konulur?

    Belirgin şikayetler ile peptik ülserden kuvvetlice şüphe edilebilir ancak kesin tanısı endoskopi ile konulur. Endoskopi ile ülserin varlığı, ülserin yeri , büyüklüğü, kanama riski olup olmadığı, karakteri hakkında bilgi edinilir. Endoskopi biyopsi alınarak ülser hakkında daha değerli bilgiler elde etmemizi sağlar.

    Uykudan uyandıran ağrılar, kusma, kilo kaybı ve ailesinde mide kanseri olan ve mide ağrısı olup 35 yaşın üzerinde olan tüm hastaların endoskopik incelemesi yapılmalıdır.

    Endoskopi nasıl bir işlemdir?

    Endoskopi işlemi, ucunda görüntüleme sistemi olan esnek bir tüp şeklindeki aletle vücudun dışarıdan görünmeyen yerlerini görme işlemidir. Tıpta çeşitli uygulamaları vardır. Peptik ülser tanısını koymak için üst sindirim sisteminin endoskopisi uygulanır. Bu işlemle yemek borusu, mide ve ince bağırsağın başlangıç kısmı görülür. Endoskopi sırasında gerekir ise doku örnekleri alınabilir. Bu yöntemle üst sindirim sistemindeki gözle görülebilecek anormallikler genellikle her zaman yakalanır.

    Peptik ülser tedavisi güç müdür?

    Peptik ülserin en sık nedeni daha önce de değinildiği gibi H.pylori enfeksiyonudur. Ülser teşhisi endoskopi ile konulurken alınan biyopsiler h. Pylori tayini de sağlar. Eğer h.pylori var ise bunu tedavisi ile ülser hızlı iyileşme gösterir. Eğer yok ise Mide asidi azaltıcı ilaçlar ile ülserin gerilemesi sağlanır.

    Peptik ülser tedavisinde cerrahi yani ameliyatın yeri azdır . Nedeni ise artık çoğu ülser yırtılma ya da yırtılarak çevre organlara yapışma derecesine gelmeden ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Bunun yanında kanayan mide ülserleri de eskiye oranla endoskopik yöntemle daha başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

    Ağrı kesici ya da asprin gibi ilaçların kullanması zorunlu olan kişiler ne yapmalıdır?

    Asprin dışında ağrı kesici gibi ilaçları uzun süre kullanması gereken hastalara hekim yanında mide asidini azaltıcı ilacı da reçete eder. Ancak asprinin yanında her zaman mide asidi ilaç verilmez eğer hastanın şikayet, varsa gastroenteroloğa başvurmalıdır. Yapılan endoskopide ülser tespit edilirse kardiolog ile birlikte asprin ya kesilir ya da başka bir ilaç ile değiştirilir.

    Sigara, alkol, asitli yiyecek ve içecekler, kahve, ağrı kesiciler..

  • Ağız kokusu (halitozis)ve helikobakter pilori

    Halitozis, diğer bir deyişle ağız kokusu, toplumda sık olarak karşılaşılan ve kişilere sosyal anlamda sorun yaratan toplumsal bir problemdir. Dünyada çeşitli ülkelerden yapılan çalışmalarda her 100 kişiden 30’unda Ağız Kokusu vardır.

    Ağızdan kaynaklanan kötü kokunun esas nedeni volatil sülfür bileşikleri ( VSB) adı verilen (hidrojen sülfit, metil merkaptan ve dimetil sülfittir) maddedir. Bu madde ağız içi bakteriler tarafından üretilebildikleri gibi proteinler ve sülfür içeren maddelerin ağız içerisinde yıkımına bağlı olarak da ortaya çıkabilirler. Ayrıca bazı sistemik hastalıklarda vücutta biriken maddelerin nefesle kokuları ortaya çıkabilir, örneğin diyabetik hastalarda aseton kokusu, böbrek yetmezliği hastalarındaki üre ve sirozlu hastalardaki amonyak kokusu gibi.

    Ağız Kokusunun %90 sebebi ağız kaynaklı olmakla beraber üst solunum yolları, gastrointestinal hastalıklar ve sistemik infeksiyonlar, ilaçlar, yiyeceklerde nedenler arasında sayılmaktadır. Ağız Kokusuna neden olan mide hastalıkları arasında midede yaşayan Helikobakter pilori adlı bakterinin yaptığı infeksiyon önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu bakteriye sık rastlanmaktadır. Kontrolsüz ve sık kullanılan antibiyotikler nedeniyle bu bakteri birçok antibiyotiğe direnç kazanmıştır ve tedavi edilememektedir. Nitekim, ülkemizde yapılan araştırmalarda çeşitli bölgelerde her 100 kişiden 80’inde Helikobakter pilori olduğu tesbit edilmiştir.

    Ağız Kokusunun mekanizması net olarak bilinmemekle beraber bu bakterinin ağız kokusunun oluşumundaki rolü konusunda birçok farklı düşünce bulunmaktadır. Bu bakterinin Ağız Kokusu oluşumundaki rolü konusundaki bir düşüncede , bu bakterinin ağız içerisinde yerleşerek sülfir bileşikleri oluşumuna neden olduğudur. Midelerinde bu bakteri varlığı tesbit edilen ve ağız kokusu olanlara tedavi verildikten sonra ağız kokusunun kaybolduğu tesbit edilmiştir. Ağız kokusunun temel nedeni net olarak bilinmemekle beraber bu bakteride sebepler arasında yer almaktadır. Sonuç olarak: Kulak burun boğaz enfeksiyonu, diş eti hastalıkları, şeker hastalığı, böbrek hastalığı olmayan kişilerde ağız kokusu olabilmektedir. Bu durumda ister mide şikayeti olsun ister mide şikayeti olmasın ağız kokusu şikayeti olanlar mutlaka bu bakteri (Helikobakter pilori ) açısından incelenmeli ve midesinde bu bakteri varlığı tesbit edilenlerde bunun tedavisi verilmelidir. Tedavi edilenlerin büyük çoğunluğunda büyük bir sosyal problem olan ağız kokusu kaybolmaktadır.

  • İntestinal metaplazi-atrofik gastrit

    İntestinal metaplazi-atrofik gastrit

    İNTESTİNAL METAPLAZİ

    Kronik gastrit nedir?

    Kronik (müzmin) gastrit midenin iç yüzeyini döşeyen ve mukoza olarak adlandırılan ince doku tabakasının uzun süreli iltihabıdır. Kronik gastrit, mukoza hücrelerinde (epitel hücreleri) zamanla çeşitli değişikliklere neden olabilir. Endoskopik olarak normal görülen midelerin büyük bir çoğunluğunda doku örneği alınarak mikroskop altında incelendiğinde (biyopsi) kronik gastrit izlenir. (Bkz. Gastrit).

    Atrofik gastrit nedir?

    Atrofi, hücre içeriğinin kaybı ve hücrenin boyutlarında azalma olmasıdır. Atrofik gastrit ise midenin iç yüzünü döşeyen mukoza tabakasının burada bulunan epitel hücrelerinin ve salgı bezlerinin kaybı ile sonuçlanan kronik iltihabıdır. Atrofik gastritli midelerde mide mukozasında barsak tipi dokular oluşmaya başlar ki bu durum intestinal metaplazi olarak adlandırılır. Midede asit salgılayan hücrelerin azalmasına bağlı olarak mide suyunun asiditesi azalır ve besinlerin sindirimi zorlaşır. Ayrıca B12 vitamini ve demir emilimi de bozulur ve uzun dönemde bu maddelerin eksikliğine nedeniyle kansızlık (anemi) gelişir.

    Atrofik gastrite neler sebep olur?

    En sık görülen sebepleri otoimmünite(*) ve helikobakter pilori isimli bakterinin yol açtığı kronik enfeksiyondur (Bkz. Helikobakter pilori). Daha nadir olarak kronik alkalen reflü gastritinde (mideye safra kaçması) ve parsiyel mide rezeksiyonlarından sonra kalan midede atrofik gastrit gelişebilir. Tip-A gastrit veya otoimmun gastrit olarak da adlandırılan atrofik gastrit tipinde atrofi midenin korpus (gövde) ve fundus (kubbe) olarak adlandırılan üst kısımlarında ortaya çıkar. Asit salgılayan hücrelerin kaybına bağlı olarak mide suyunun asiditesi azalır. Mide asidinin azalması midenin antrum olarak adlandırılan alt kısımlarındaki hücrelerden ‘gastrin’ adlı hormonun salgılanmasını artırır ve bu nedenle bu hastalarda kanda gastrin seviyesi yüksek bulunur.

    Kronik helikobakter pilori enfeksiyonuna bağlı atrofik gastritte ise atrofi midenin antrum olarak adlandırılan alt kısımlarında daha belirgindir. Midenin bu bölgesinde midedeki asit salgılanmasını artıran ‘gastrin’ adlı hormonu salgılayan hücrelerin kaybına bağlı olarak midenin asit sekresyonu azalır. BU türde serum gastrin düzeyi ise genellikle normal bulunur.

    (*) Oto; kendi kendine, immunite; vücudun savunma sistemi, Otoimmunite; savunma sisteminin bozularak organizmanın kendi kendine zarar vermesi

    Klinik bulgular

    – Atrofik gastritli hastaların büyük bir kısmında belirgin bir yakınma yoktur. Bazı hastalarda aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilirsede bu belirtiler sadece bu hastalığa özgül olmayıp başka mide rahatsızlıklarında da görülebilir.

    – Üst karın bölgesinde rahatsızlık hissi, erken doyma, yemeklerden sonra midede dolgunluk ve hazımsızlık hissi.

    -İştahsızlık, kilo kaybı, bulantı

    -B12 vitaminin ve/veya demir eksikliğine bağlı ortaya çıkan kansızlık (anemi) ve bunun yol açtığı halsizlik, çarpıntı, el ve ayaklarda uyuşma vb. belirtiler.

    -Birlikte bulunabilecek tiroidit (Hashimato tiroiditi) , tip-1 diabet, Addison hastalığı ve Sjögren sendromu gibi diğer otoimmun hastalıklara bağlı belirtiler [Örneğin; tiroid bezinin iltihabı olan ‘tiroidit’ te tiroid hormonu yetersizliğine bağlı belirtilerin bulunması (Tirogastrik hastalık), Sjögren sendromında tükürük bezlerinin yetersiz salgı yapmasına bağlı ağız kuruluğu vb.].

    Tedavi ve takip

    Bir midede atrofik gastrit geliştiğinde artık geri dönüş sözkonusu değildir. Atrofik gastritli midelerde mide kanseri gelişme riski normal topluma göre artmış olduğundan bu hastalar belirli aralıklarla endoskopi yapılarak takip edilmelidir. Ailesinde mide kanseri bulunan hastalarda daha titiz davranılmalıdır. Midede helikobakter pilori enfeksiyonu saptanırsa tedavi edilir. Mide asidi aşırı derecede azalmış hastalarda görülebilecek hazaımsızlık vb. yakınmaların azaltılmasında yemek sırasında limonata ve kokakola gibi asitli içeceklerin tüketilmesi fayda sağlayabilir.

    İntestinal metaplazi nedir?

    Normal mide mukoza epitelinin yerini ince ve/veya kalın barsaktakine benzer epitelin aması intestinal metaplazi (İM) olarak adlandırılır. Metaplazik mide mukozası ince barsak epitelinin morfolojik ve biyokimyasal özelliklerini gösterir. İM çoğunlukla midenin antrum olarak adlandırılan mide çıkışına yakın alt kısmında görülür ve sıklıkla kronik atrofik gastrit ile birliktedir. Endoskopik olarak normal mukozaya göre yüzeyden hafifçe kabarık 3-5mm çapında, somon renginde düzensiz adacıklar şeklinde görülür. İM nin kronik gastritin endoskopik görünümünden ayırmak güçtür ve teşhiste endoskopistin tecrübesi önemlidir. Tipik endoskopik görünüm ancak ileri evredeki hastalarda saptanabileceğinden kesin teşhis mide mukozasından alına doku örneklerinin mikroskop altında incelenmesi ile koyulur (Biyopsi).

    İntestinal metaplazinin tipleri

    İM ler, metaplazik hücrelerin ince bağırsak enzimlerini ne düzeyde içerdiklerine dayanılarak tam ve kısmi metaplazi olarak ikiye ayrılır. Tam metaplazide enzimlerin tamamı ya da tamamına yakını salgılanmaktadır ve hücresel yapı ince bağırsaktakine son derece benzemektedir. İM bu şekilde , ince barsak epitelinin özelliklerini gösterdiğinde TİP1 (Komplet tip) olarak adlandırılır. Bu tipte metaplazik epitel ince barsak mukozasının hemen tüm özelliklerini gösterir. Kısmi metaplazide ise bu enzimler yoktur ya da birkaçının kısmi olarak salgılanması sözkonusudur ve hücresel yapı ince veya kalın barsak epiteli görünümünde olabilir. Tip 2 (inkomplet tip) İM olarak adlandırılan bu türde normalde incebarsak tipi epitelde bulunan emici hücreler ya çok azdır, ya da hiç yoktur ve metaplazik epitel genellikle Paneth hücreleri olarak adlandırılan hücrelerden yoksundur. Tip 2 İM iki guruba ayrılır;

    TİP 2A İM de metaplazik epitelde müsin salgılayan goblet hücreleri ve nötral musin ve/veya asid siyalomusin salgılayan hücreler bulunurken TİP 2B İM de asid sulfomusin salgılayan hücrelerin varlığı belirgindir. Tip 2B İM, TİP 3 İM olarak da adlandırılır. Tip 2B İM en seyrek görülen tiptir, ancak kanser gelişimi en sık olarak bu tipte görülür. İntestinal metaplazi tipleri arasındaki farklar aşağıdaki tablo da görülmektedir.


    İntestinal metaplazi tipleri

    İntestinal metaplazi ve mide kanseri

    Yapılan çalışmalarda atrofik gastrit ve İM bulunan midelerde mide kanseri gelişme riskinin normal popülasyona göre artmış olduğunu göstermiştir. Bu risk artışı Tip-1 ve Tip 2 A İM de kesin olarak gösterilememiş olmakla birlikte özellikle Tip 2B ( Tip 3) İM de belirgindir. Midede yaygın atrofik gastrit uzun sürede displazi ve gastrik kanser gelişimi için bir risk faktörüdür. Displazi hücrelerin şekil ve yapısal özelliklerinin kaybıdır ve kanser öncesi bir değişimdir. Tip 2B İM bulunan kronik atrofik gastritde intestinal tip gastrik kanser gelişme riski yaklaşık 5 kat artmıştır. Bu nedenle yüksek riskli hastaların düzenli olarak endoskopik kontrollerle takip edilmesi ve mideden doku örneklerinin kansere dönüşüm bulguları yönünden değerlendirilmesi gerekir.

    Güncellenmiş çalışma protokollerine göre midede yaygın atrofik gastrit (Multifokal atrofik gastrit) saptanan hastalarda displazi ve gastrik kanser gelişimini araştırmak için mideden en az 5 adet biyopsi alınmalıdır. Bu biyopsilerin 2’si midenin çıkışına yakın alt kısmından (preplorik antrum), 2’si midenin korpus olarak adlandırılan orta kısmından, 1 i de midenin incusura angularis olarak adlandırılan bölgesinden alınır. Ailesinde, 1. ve 2. derece akrabalarında mide kanseri bulunan ve mide kanserinin sık görüldüğü bölgelerde yaşayan hastalarda midede multifokal atrofik gastrit varlığı araştırılmalıdır. Multifokal atrofik gastrit var ise 3 yılda bir gastroskopi yapılarak takip önerilir. Bütün İM tiplerinde midede Helikobakter pilori enfeksiyonu varsa tedavi edilmelidir. Günümüzde bu tür midelerde gelişmiş endoskopik yöntemlerin kullanılmasıyla kansere dönüşüm erken evrede yakalanabilmektedir.

    * Prof.Dr.Ahmet Dobrucalı hocanın sitesinden aynen alınmıştır.