Etiket: Mi?

  • Kürtaj Nedir? Nasıl Yapılır? Fiyatı Nedir?

    Kürtaj Nedir? Nasıl Yapılır? Fiyatı Nedir?

    İstenmeyen gebeliğin sonlandırma işlemi olan kürtaj ciddi bir tıbbi müdahaledir. Yasal prosedürlere ve tibbi kuralla uymak gereklidir.
    Hastalarımın konforu için hafif bir genel anestezi altında ve ultrason eşliğinde kürtaj işlemini yapmayı tercih ediyorum. Hasta güvenliği ve bilgi mahremiyeti ise ençok dikkat ettiğimiz konudur.

    Kürtaj kaç aya kadar yapılır?
    Kürtaj 10.gebelik haftasına kadar yasaldır. Bu on haftalık süre son adetin 1.günü ile başlar.

    Kürtaj fiyatları ne kadardır?
    Kürtaj fiyatı gebeliğin kaç hafta olduğu, hastaya yapılacak müdahale, anestezi tipi, hastane fiyat politikasına göre .değişir. Muayene olmak buna cevap alacağınız en kısa yoldur.

    Sağlık ocağı veya ailemizin haber olur mu?
    Hayır kesinlikle olmaz bilgi mahremiyeti en değer verdiğimiz hasta hakkıdır. Bu konuda hassasiyetimiz çok fazladır.

    Kürtaj kaç defa yapılır?
    Sayı sınırı olmasa da kürtaj korunma yöntemi değildir, bir cerrahi işlemdir.

    Kürtaj sonrasında kısırlık olur mu?
    hayır, kürtaj kısırlığa sebep olacak bir müdahale değildir.

    Kürtaj sonrasında ilk adet ne zaman başlar?
    Kürtajdan sonra yaklaşık 30-40 gün sonra ilk adet görülür.

    Kürtajı nerede yaptırabilirim?
    Kürtaj işlemi hastanede kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından yapılmaktadır. Kürtaj olacağınız merkezdeki uzmanın deneyimi, tecrübesi ve merkezin gerekli aletler, sterilizasyon açısından kapasitesi önemlidir.

    Düşük hapı veya iğnesi nedir?
    Halk arasında bu isimle anılan çeşitli hormonlar içeren ilaçlar vardır. Fakat bunlar genelde düşüğe neden olmaz, hasta ara kanam görür gebelik genelde devam eder ve hastada bunu fark etmez. Dolayısı ile asıl yapılması gerekli olan tıbbi müdahaledir.

    Düşükten sonra kürtaj yapılması şart mıdır?
    Eğer bütün gebelik materyali tamamen düşmemişse ve parça kalmışsa, kanama varsa kürtaj gereklidir. Gebelik materyali tamamen düşmüşse ve kanama yoksa kürtaj yapılmayabilir.

    İkinci veya üçüncü kere kürtaj olmak riskli midir?
    İlk kürtajda olduğu kadar nadir riskler ikinci ve üçüncü kürtajlarda da vardır. Ekstra başka bir risk taşımaz.

    Bakirelerde kızlık zarı bozulmadan kürtaj yapılabilir mi?
    Kızlık zarı çok geniş olanlarda mümkündür.Tecrübeli bir kadın doğum uzmanı genel anestezi ve uygun ekipmanla bunu yapabilir.

    Kürtaj olduğum sornadan anlaşılabilir mi?
    kesinlikle anlaşılmaz. İşlemden hemen sonra bile Kadın doğum hekiminin dahi anlaması çok zordur. .

    Kürtaj videosu ve görüntüleri izlemek uygun mudur?
    Hastalara bu tür girişimsel işlemlerle ilgili video ve görüntüleri izlemelerini genellikle önermeyiz Sadece korkunun artmasına neden olur.

    Kürtaj ağrı ve acı verir mi?
    Uygun anestezi ile hiç ağrınız olmaz.

    Kürtaj için en çok kullanılan yöntem nedir?
    Standart ve en kaliteli yöntem vakum küretajdır.

    Kürtaj işlemi ne kadar sürer?
    15 dakikalık bir işlemdir. Kısa süreli bir uygulamadır.

    Bekarlar kürtaj olabilir mi?
    Kanuna göre 18 yaşından büyük bekar bayanlar isterse kürtaj olabilir.

    Evli bayanlar kürtaj için eşlerinden izin almalı mı?
    Evli kadınların eşinin rızası gereklidir..

    Kürtajdan sonra hastanede yatmak gerekir mi?
    Kısa süreli gözlem yeterlidir. Hastanede toplam 1 saat geçirirsiniz.

    Kürtaj sonrasında kan uyuşmazlığı iğnesi yapılması gerekir mi?
    6 haftadan önce kan akımı olmadığı için gerkli değildir. 6-10 hafta arsında ise evet olunmalıdır.

    Kürtajdan ne kadar sonra spiral takılır?
    Kürtaj esnasında takılabilir ama tercihen 1 ay sonra takmak gereklidir.

    Kürtajdan ne kadar sonra banyo yapabilirim?
    Kürtaj olduğunuz gün banyo yapılır.

    Kürtajdan sonra havuza veya denize girebilir miyim?
    2-3 gün girmemek uygundur..

    Kürtaj İçin Gerekli Belgeler Nelerdir ?
    Özel muayenehanelerde yasal kürtaj olmak için sadece nüfus cüzdanınızın yanınızda olması yeterlidir. Başkaca bir evrak yada belge istenmemektedir.

  • Oyun ve Çocuk

    Oyun ve Çocuk

    Merhaba Sevgili Ebeveynler,

    Biz yetişkinler her gece yatarken sabah için bazı planlar, her sabah uyanınca da gün içinde yapacaklarımızla ilgili planlar yapar dururuz. Çünkü zihnimiz kendini ayakta tutabilmek için buna ihtiyaç duyar. Peki, şu an bir çocuk olsaydınız ya da birkaç saniyeliğine kendi çocukluğunuza gidebilseydiniz bir sonraki gün için planınız ne olurdu? Gidip alışveriş yapmak mı? Bu ayın faturalarını ödemek mi? Sabah okula/kreşe giderken nasıl bir kombinle gideceğiniz mi? Uçağa nasıl yetişeceğiniz mi? Yoksa sabah anne/babayla parka gitmek mi? En sevdiği oyuncağını arkadaşına götürmek mi? Kumdan kale yapmak mı? Top oynamak mı? Amaçsızca koşmak mı? Bu saydıklarımdan biri bile geçtiyse aklınızdan üzgünüm, şu an bir çocuk gibi düşünemiyorsunuz demektir.

    Çocuklar geleceğe dair plan yapmazlar. O an duyguları, ihtiyaçları neyse ona dair bir davranış gösterirler. Başka bir deyişle yaşadıkları, şimdiki zamandır. Anın içinde var olmak onların en mükemmel özellikleridir. Yaşadıkları anın içinde ise onların en önemli ve tek işi oyun oynamaktır. Doya doya oyun oynayan bir çocuk hem kendini daha iyi hisseder hem de fiziksel, duygusal ve bilişsel yönden gelişimi desteklenmiş olur. Oyun aynı zamanda çocuk için iyileştirici bir güce de sahiptir. Oyun içerisinde çocuk yaşadığı bir zorluğu yeniden canlandırır, yeniden deneyimler ve zorluğu aşmanın olası yollarını deneyerek öğrenir. Bütün bunları gerçek yaşamda yapamaz, çünkü hiçbir yer oyun alanı kadar masum ve güvenli değildir bir çocuk için. Bu güvenli yer onlara alternatifleri deneme fırsatı sunabilir. Burada bahsedilen oyun şekli çocuğun yalnız, ebeveyni ile ya da arkadaşları ile oynadığı serbest oyunlardır.

    Ancak günümüz dünyasında çocuklar ya Avm’lerdeki oyun alanların da ya da telefon/ tablet başında birçok uyarana (ses, ışık, hızlı görüntüler) maruz kalarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dikkat ederseniz 10-20 yıl önce sokak oyunlarının henüz yok olmadığı, bu kadar oyuncağın/uyaranın olmadığı dönemlerde şu anda bahsedilen dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, çocuklarda kaygı bozukluğu, çocuk depresyonu, atipik otizm gibi kavramların birçoğuna bu kadar aşina değildik. Ne zaman ki çocuğun hayatından doğal oyun çıktı, o zaman bu kavramları sık sık duymaya başladık. Çünkü çocuğun işini elinden aldık, var olabildiği alanları yok ettik, çocuk denemekten korkmaya başladı, çocuk oyun yoluyla sıkıntısını aktaramadı, çocuk çözüm yolunu bulamadı. Ya sizin işiniz, amacınız, kariyeriniz, sizi var eden ne varsa elinizden alınsaydı? Nasıl hissederdiniz? Bunu düşünelim, bunu uzun uzun düşünelim…

    Yapılan araştırmalar anaokulu çağındaki bir çocuğun en az 5 saat, ilkokul çağındaki bir çocuğun ise en az 3 saat serbest oyuna ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Kreşteki, tabletteki, Avm’deki oyunları bu saatlerin dışında tutalım lütfen. Evet, sokaklar eskisi kadar güvenli değil, ama hala varlar. Birlikte çıkın, doğaya karışın, taşa toprağa birlikte dokunun, bir meyveyi dalından birlikte koparın, bir toprağa bir tohumu birlikte ekin. Çocuğunuza ve kendinize bunu yaşatın. İnanın bizim de onların da buna çok ihtiyacı var.

    Merhaba Sevgili Ebeveynler,

        Biz yetişkinler her gece yatarken sabah için bazı planlar, her sabah uyanınca da gün içinde yapacaklarımızla ilgili planlar yapar dururuz. Çünkü zihnimiz kendini ayakta tutabilmek için buna ihtiyaç duyar. Peki, şu an bir çocuk olsaydınız ya da birkaç saniyeliğine kendi çocukluğunuza gidebilseydiniz bir sonraki gün için planınız ne olurdu? Gidip alışveriş yapmak mı? Bu ayın faturalarını ödemek mi? Sabah okula/kreşe giderken nasıl bir kombinle gideceğiniz mi? Uçağa nasıl yetişeceğiniz mi? Yoksa sabah anne/babayla parka gitmek mi? En sevdiği oyuncağını arkadaşına götürmek mi? Kumdan kale yapmak mı? Top oynamak mı? Amaçsızca koşmak mı? Bu saydıklarımdan biri bile geçtiyse aklınızdan üzgünüm, şu an bir çocuk gibi düşünemiyorsunuz demektir.

        Çocuklar geleceğe dair plan yapmazlar. O an duyguları, ihtiyaçları neyse ona dair bir davranış gösterirler. Başka bir deyişle yaşadıkları, şimdiki zamandır. Anın içinde var olmak onların en mükemmel özellikleridir. Yaşadıkları anın içinde ise onların en önemli ve tek işi oyun oynamaktır. Doya doya oyun oynayan bir çocuk hem kendini daha iyi hisseder hem de fiziksel, duygusal ve bilişsel yönden gelişimi desteklenmiş olur. Oyun aynı zamanda çocuk için iyileştirici bir güce de sahiptir. Oyun içerisinde çocuk yaşadığı bir zorluğu yeniden canlandırır, yeniden deneyimler ve zorluğu aşmanın olası yollarını deneyerek öğrenir. Bütün bunları gerçek yaşamda yapamaz, çünkü hiçbir yer oyun alanı kadar masum ve güvenli değildir bir çocuk için. Bu güvenli yer onlara alternatifleri deneme fırsatı sunabilir. Burada bahsedilen oyun şekli çocuğun yalnız, ebeveyni ile ya da arkadaşları ile oynadığı serbest oyunlardır.

        Ancak günümüz dünyasında çocuklar ya Avm’lerdeki oyun alanların da ya da telefon/ tablet başında birçok uyarana (ses, ışık, hızlı görüntüler) maruz kalarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dikkat ederseniz 10-20 yıl önce sokak oyunlarının henüz yok olmadığı, bu kadar oyuncağın/uyaranın olmadığı dönemlerde şu anda bahsedilen dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, çocuklarda kaygı bozukluğu, çocuk depresyonu, atipik otizm gibi kavramların birçoğuna bu kadar aşina değildik. Ne zaman ki çocuğun hayatından doğal oyun çıktı, o zaman bu kavramları sık sık duymaya başladık. Çünkü çocuğun işini elinden aldık, var olabildiği alanları yok ettik, çocuk denemekten korkmaya başladı, çocuk oyun yoluyla sıkıntısını aktaramadı, çocuk çözüm yolunu bulamadı. Ya sizin işiniz, amacınız, kariyeriniz, sizi var eden ne varsa elinizden alınsaydı? Nasıl hissederdiniz? Bunu düşünelim, bunu uzun uzun düşünelim…

        Yapılan araştırmalar anaokulu çağındaki bir çocuğun en az 5 saat, ilkokul çağındaki bir çocuğun ise en az 3 saat serbest oyuna ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Kreşteki, tabletteki, Avm’deki oyunları bu saatlerin dışında tutalım lütfen. Evet, sokaklar eskisi kadar güvenli değil, ama hala varlar. Birlikte çıkın, doğaya karışın, taşa toprağa birlikte dokunun, bir meyveyi dalından birlikte koparın, bir toprağa bir tohumu birlikte ekin. Çocuğunuza ve kendinize bunu yaşatın. İnanın bizim de onların da buna çok ihtiyacı var.         

  • Nitelikli Personel Seçimi

    Nitelikli Personel Seçimi

    Rekabetin sürekli arttığı günümüz iş dünyasında profesyonellik giderek daha da önemli bir hal almaya başladı . Artık şirketler bünyelerine katacakları personeli büyük bir titizlikle seçiyorlar. Ya da mevcut personelin iş verimliliğini artırmanın değişik yollarını arıyorlar. Yeni işe alımlarda çoğunlukla daha önceden hazırlanmış soruları olan klasik mülakat yöntemleri veya İK departmanının hazırladığı formlar tercih edilebiliyor . Mülakata çağırılanlar işin tanımına uygun özellikte olduğu düşünülen adaylar oluyor .İşe uygunluğu adayın özgeçmişine (cv) bakılarak karar veriliyor. Maalesef bütün bunlar da doğru adayları seçebilmek için tek başına yeterli olamıyor.

    Hepimiz, zaman zaman beklentilerimizi karşılamayan kişileri işe almışızdır. Mutlaka bu kişilerin yeterli deneyimi, olumlu nitelikleri, iyi bir referansları vardı ve yaptığımız görüşmelerde olumlu geçmişti. Ancak; hepside bir şekilde görevlerini yeterince yerine getiremediler. Hatta sizi öyle bir noktada terk ettiler ki; işe alım maliyetini bırakın; daha da kötüsü, verim kaybına ve ekibinizin motivasyonunun düşmesine neden oldular.

    İş ortamında başarılı olabilmek için hangi adayların işe daha uygun olduğunu , hangi çalışanlara terfi vereceğinizi, çalışanlarınızın nasıl motive olduğunu ve onların güçlü ve limitli yönlerinin neler olduğunu bilmek oldukça önemlidir. Daha da önemlisi; bireylerin yetenek ve davranışlarını karşılaştırarak kurumda istenen başarıya ulaşmak ve yüksek bir verim elde etmektir. Bu, her kurumun gerçekleştirmek istediği temel bir hedeftir. Bu hedefi gerçekleştirmek ise insan davranışlarıyla yakından ilgilenen psikoloji bilimiyle mümkün olabilmektedir.

    Burada da Endüstriyel Psikoloji devreye girmektedir. Endüstriyel psikoloji terimi kısaca ‘ İnsanı iş hayatında inceleyen psikolojinin alt dalı’ olarak tanımlanmaktadır. Bu alanda çeşitli psikometrik ölçümler kullanılmaktadır.

    Bugün uygulanan pek çok psikometrik ölçüm için dört ana davranış profilinin tamamı azıyla çoğuyla hepimizde var ve biz bu davranış şekillerini zaman zaman ve gerekli gördüğümüzce kullanırız. Asıl hedef kişinin mizacını belirleyen ve baskın olan davranış kalıplarını belirlemektir. Bizler (bu alanda çalışan psikologlar) bu kalıplara göre kişileri analiz eden bilimsel ölçümler kullanır ve hangi durumlarda nasıl tepkiler verebileceğini öngörebiliriz.

    Yöneticilere teknik terimlerden uzak kişinin profil analizini, göreve uygunluğunu, güçlü ve limitli yönlerini, nasıl motive olduklarını temel korkularını, baskı altında nasıl çalıştıklarını, kriz anlarında nasıl davrandıklarını, iletişim tarzlarını gösteren raporlar ve grafikler sunarız.

    Gerekli departmana uygun adayın hangi özelliklerde olması isteniyorsa Görev Analizi oluşturur, bireylerin özellikleriyle görevin gerektirdiği özellikleri eşleştirerek, görevle birey arasındaki ‘uyumu’ ortaya çıkarır ve kişilere uygun görev vermenizi sağlayabiliriz.

    Genel yetenek testleriyle de şu soruların cevaplarını elde edebiliriz:

    • Bu kişi hızlı düşünüp anında karar verebilir mi?
    • Bu kişi değişime uyum sağlayabilir mi?
    • Görevin zihinsel zorluklarıyla başa çıkabilir mi?
    • Bu kişi işinde başarılı olabilir mi?
    • Bu kişi problemleri kolayca çözebilir mi?
    • Eğitim vererek bu kişiyi ne derece geliştirebiliriz?

    Burada anlatılan envanterleri, testleri yeni personelde uygulayabileceğimiz gibi mevcut personelimizde de uygulayıp onlarla daha doğru iletişim kurabilir, motivasyonlarını artırmaya yardımcı olabilirsiniz. Bu sayede sık personel değişimini ortadan kaldırabilir, doğru kişilere doğru görevler vererek, işe alım hatalarını en aza indirebilirsiniz.

    Unutmayalım ki bir iş yerinde önemli ve faydalı ipuçlarını bilmek, personel ve performans yönetimi için oldukça gerekli bir noktadır.

  • Psikoterapi Tanımı ve Süreci

    Psikoterapi Tanımı ve Süreci

    Kişinin yaşadığı bir takım olaylardan dolayı zihinsel ve davranışsal bozukluklar gelişebilir. Bu bozuklukları iyileştirmeye ve çözümlemeye yönelik belli bir bilimsel kurama bağlı olarak geliştirilen tedavi sürecine psikoterapi denir. Zihinsel ve davranışsal bozuklukların yanı sıra kişinin gelişimi ve olgunlaşması ve öz farkındalık kazanması hedeflenir.

    Psikoterapide ilaç kullanılmaz. Psikoterapi psikolojik hastalıkları hafifletmek ve iyileştirmek amaçlı olup, bilimsel olarak doğrulanmış ve etkisi kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir. Gerekli eğitim ve donanıma sahip uzman psikologlar tarafından yapılmalıdır.

    Psikoterapiye İhtiyacım var mı?

    Hayatımızın belli dönemlerinde nasıl fiziksel bir rahatsızlığımız olduğunda doktora başvuruyorsak eğer zihnimizin de aynı şekilde rahatsızlanabileceğini unutmayıp bu alanda uzmanlaşmış psikologlara başvurmalıyız. Gerekli durumlarda birimimizde bulunan konsültan psikiyatristlere de yönlendirme yapılmaktadır.

    Kendiniz için psikoterapinin söz konusu olup olmadığını daha ayrıntılı test etmek isterseniz aşağıdaki soru listesine bir göz atın, eğer üç sorudan fazlasına evet cevabı veriyorsanız bir uzmandan yardım almanın zamanı gelmiş demektir.

    • Kendimi tanıyamıyorum! Kendimi öncekinden farklı hissediyor muyum?

    • Bu değişiklik huzurumu bozuyor mu?

    • Bu değişikliğin bir açıklaması var mı?

    • Bu açıklama sıkıntıların süresini ve şiddetini açıklamaya yetmiyor mu?

    • Günlük işlerimi oldukça zorlanarak mı yapıyorum?

    • Hep endişeli miyim ve çok korkuyor muyum?

    • Bedensel rahatsızlıklarım var mı?

    • Rahat uyuyamıyor muyum? Yetersiz veya fazla mı uyuyorum?

    • Kendimi sıklıkla saldırgan, kin dolu, gergin hissediyor muyum veya çok tahammülsüz ya da hoşgörüsüz müyüm?

    • Sık sık çalışamaz raporu alıyor muyum?

    • İntihar düşüncelerim var mı?

    • Çevremde sorunlarım hakkında konuşabileceğim insan yok denecek kadar az mı?

    • Arkadaşlarımla yaptığım konuşmalar artık fayda etmiyor mu?

    • Başkaları da bendeki değişikliğin farkında mı?

    • Bu değişiklikler üç aydan uzun bir süredir devam ediyor mu?

    • Bu değişikliklere umursamaz mı davranıyorum?

    Psikoterapinin Faydaları nelerdir?

    Öncelikle psikolog ve danışan arasında tarafsız, tamamen güvene ve uyuma dayalı bir işbirliği kurulmalıdır. Bu sayede danışan çevresine konuşmaktan çekindiği, yargılanmaktan korktuğu konuları açıkça psikoloğu ile konuşarak iyileşmeye yönelik ilk sağlam adımı atmış olur. Psikoterapi sürecinde psikolog, danışanın sorunlarını çözmesinin önündeki engelleri görmesini ve sorunlarını kendi başına çözebilecek yeterliliğe ulaşmasını sağlamaya çalışır. İşlevsel olmayan davranış ve düşünceleri tanımayı, bunları değerlendirmeyi ve bunlara karşı koymayı öğretir. Bu süreçte danışan aynı zamanda öz farkındalık kazanarak olgunlaşır ve yaşam kalitesini arttırır.  

    Psikoterapi Seans Süreci nasıl başlar ve devam eder?

    İlk seansta psikolog önce danışanla beraber hastalığın nedenini ve neden kendiliğinden atlatılamadığını anlamaya ve danışanı daha yakından tanımaya çalışır. Danışan ile birlikte somut terapi hedefleri üzerine anlaşıp hastalığın sebepleri ile belirtilerinden yola çıkarak tedavi planı hazırlanır ve danışana anlatılır.

    Psikolog danışanı, başkalarını algılayış biçimlerini veya bazı durumlarda sergiledikleri davranışları daha iyi inceleyip kendi durumlarını nasıl etkilediğini sorgulamaya teşvik eder. Örneğin, olumsuz düşünceleri ve o düşüncelerin danışanın duygu ve davranışları üzerindeki etkisini algılamalarını sağlayıp günlük yaşantılarında faydalı düşünceleri ve farklı davranış şekillerini denemelerine yardımcı olurlar. Psikologlar, hayatınız boyunca edinmiş olduğunuz davranış kalıplarınızı daha iyi anlayıp onları yok edecek ya da hafifletecek şekilde değiştirmenize destek olurlar.

    Seans süreleri 50-60 dakika olup sayısı ve sıklığı hastalığın türüne göre belirlenmektedir. Tedavi genelde altı ay ile bir yıl arası, gerekirse daha da uzun sürebilir.

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel model, işlevsiz düşüncenin (hastanın duygu durumunu ve davranışını etkileyen) tüm psikolojik bozukluklarda yaygın olduğunu savunmaktadır. İnsanlar düşüncelerini daha gerçekçi ve daha uyarlayıcı bir yolla değerlendirmeyi öğrendiklerinde, duygu durumlarında ve davranışlarında iyileşme yaşamaktadır. Örneğin, oldukça depresif olduğunuzda ve bazı kontrolleri yapamadığınızda, aklınızda bir “otomatik düşünce” olabilir. “Şu an hiçbir şey yapamam.” Bu düşünce daha sonra belirli bir tepkiye neden olabilir: Üzgün hissedebilirsiniz (duygu) ve yatağınızın köşesine kıvrılırsınız (davranış). Eğer bu düşüncenin geçerliliğini inceleseydiniz, aşırı genelleme yaptığınızı görerek gerçekte birçok şeyi iyi yaptığınızı fark edebilirdiniz. Deneyiminize bu yeni bakış açısı ile bakmanız, muhtemelen daha iyi hissetmenizi ve daha işlevsel davranışlarda bulunmanızı sağlayacaktır.

  • Çocuk Öncesi, Çocuk Yetiştirme ve Sonrası

    Çocuk Öncesi, Çocuk Yetiştirme ve Sonrası

    Çocuk doğmadan önce ana babanın çocuk yetiştirmeyle ilgili temeli hazırlamaya,bir bina yapmaya hazırlanan inşaatçı gibi,büyük önem vermesi gerekir.Temelin sağlamlığı, ilişkinin sağlamlığı demektir.

    Çocuk Öncesi

    Cinsellik nasıl gidiyor?Para kazanma,para harcama, para biriktirme konularında anlaşıyorlar mı? Birbirlerinin mutluluğuna kendilerini adadıklarını gösteren davranışlar somut olarak ortada mı? Kendi bilişsel ve manevi gelişimleri için bir ortam oluşturdular mı? Birbirlerinin sevgi dillerini öğrenip bu dili kullanarak iletişim kuruyorlar mı?

    Yaşamlarında kişisel bütünlük,denge,hizmet,girişimcilik,dayanışma,birin değeri ve onur var mı?

    Evlenmeden önce birey olarak ayrı ayrı sahip oldukları vizyon evlendikten sonra zayıfladı mı yoksa güçlendi mi? Müşterek bir “aile vizyonu” gelişmeye başladı mı?

    Bunların hepsinin çocuk doğmadan önce konuşulması,açıklığa kavuşması gerekir.Eğer evlilik Sen-Ben anlayışı içinde gelişiyorsa,küçük “ben”ler ilişkiye hakimse,kişiler sürekli sürtüşme içinde olacaklar ve ilişki zaman içinde gittikçe olumsuzlaşarak sağlığını kaybedecektir.Sağlıksız ilişki içinde doğan çocuk,kalıplaşan yetişkin çocuklar ordusuna katılarak, motoru stop etmiş arabaların arkasında korna çalmak üzere,topluma atılacaktır.

    Eğer evlilik BİZ Bilinci içinde gelişiyorsa,büyük “Ben”ler ilişkiye hakimse,kişiler sürekli paylaşacak,ilişki gelişecek ve daha sağlıklı olacaktır.Sağlıklı ilişki içinde doğan çocuk,gelişen olgun bir insan olarak topluma katılacak ve kendi yaşamının liderliğini ele alacak,yaşamın her yönünde ailesine,işyerinde,topluma olumlu katkılarda bulunacaktır.

    Bu konularda sağlam bir temel oluşturan çift,sağlam temeli oluşturan inşaatçının binayı yapmaya hazır olması gibi,çocuk yetiştirmeye hazır demektir.

    Çocuk Yetiştirme

    Karı koca arasındaki ilişki ailenin temelidir.Eğer bu temel sağlıklı ise ailenin diğer tüm işlevleri sağlıklı olacaktır.Bir süre bazı aksaklıklar ortaya çıkabilir ama zaman içerisinde bu aksaklıklar ortadan kalkacak,ailenin temelindeki sağlıklı ilişki her şeye damgasını vuracaktır.

    Karı koca arasındaki ilişki sağlıksız ise, eninde sonunda bu sağlıksızlık ailenin ekonomik koşullarını,çocuk yetiştirmesini,insan ilişkilerini,kısaca her yönünü olumsuz etkileyecektir.

    Yedi Temel Aile Gereksinimi;

       Çocuk yetiştirirken ailenin yedi temel gereksinmesinin bilinmesi gerekir.

                1-Değerli olma duygusu

                2-Güven ortamı

                3-Yakınlık ve dayanışma duygusu               

                4-Sorumluluk duygusu

                5-Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme

                6-Mutluluk ve kendini gerçekleştirme ortamı

                7-Sağlıklı manevi yaşamının temellerini oluşturma ortamı

     Çocuktan Sonra

    Doğal olan,çocukların büyüdükten sonra kendi ailelerini,kendi yaşamlarını kurmalarıdır.Çocuklar evden ayrıldıktan sonra karı koca yine baş başa kalacaklardır.Eğer temel ilişki Sen-Ben anlayışı içinde kalmışsa,çocuklar evden ayrılınca karı koca birbirlerini denetlemeye,yönetmeye çalışacak,doğal olarak bu,akıcı,canlı,coşku ve sevgi dolu bir iletişimi ortadan kaldıracaktır.Yılların sonunda asık suratlı,kızgın,mutsuz,iki yaşlı insan,aynı evde,hayatı birbirine cehennem etmeye devam edecektir.

    Biz Bilinci’ne ulaşmış iki insan,çocuklar evden ayrıldıktan sonraki devrede,yılların deneyimleri ve hatıralarıyla daha içten ve daha sıcak birbirlerine,”sen varsın,sınırların ve sorumlulukların var,” demeye devam edecektir.

     KAYNAK: Cüceloğlu, Doğan, İçimizdeki Biz, 2011 , ss.131-13

  • Çocuğunuzun Gelişimi Yaşı ile Uyumlu mu?

    Çocuğunuzun Gelişimi Yaşı ile Uyumlu mu?

    Bebeğin varoluşunun gereği ruh sağlığının gelişimi yanında bir de fizyolojik gelişimi vardır;
    Fizyolojik Gelişim; belirli bir sırayı takip eder hiç bir şey zamanından önce ya da sonra olmaz. Hazır bulunuşluk ilkesi bunu gerektirir.
    Gelişim belli bir sırayla baştan ayağa ; içten dışa doğru uzanır.Önce iç organlar,sonra dış organlar gelişir.Başını tutamayan bebek oturamaz örneğin.
    Genel normlara göre bebeklerden beklediğimiz gelişime göre şunları izleyiniz:
    0-12 ay:
    -Yüz yüze bakışıp gülüşüyor mu?
    -Çıngırağı kavramak için uzanıyor mu?
    -Renkli nesneleri gözüyle takip ediyor ve arkanıza sakladığınızda yok olmadığının orada olduğunun farkında mı?
    -Kahkaha atabiliyor mu?
    -Tıkırtı gürültü gibi duyduğu seslere doğru dönüp bakar mı?
    -Yüz üstü yatırdığınızda göğsünü kollarından destek alarak kaldırabilir mi?
    -Yattığı yerde tam tur dönebilir mi?
    -Kendi başına bisküvi ekmek yiyebilir mi?
    -Heceleme biçiminde değil de bilinçli olarak anne-baba kelimelerini kullanabilir mi?
    -Hiçbir yere tutunmadan 5-6 sn ye kadar ayakta durabilir mi?
    Eğer bebeğiniz 1 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.
    24-36 ay:
    Bardaktan tek başına su içebiliyor mu?
    Evde işlere yardım edebilir mi? (Artık sofra kurarken ondan basit yardımlar alabilirsiniz)
    Kendisi hem çatal hem kaşığı kullanarak tamamen yemek yiyebilir mi?
    Kıyafetlerinin alt parçalarını (pijama vs) giyebilir mi?
    Adını soyadını söyleye bilir mi?
    Aile dışındaki bireyler tarafından konuşmaları net şekilde anlaşılabiliyor mu?
    Ayağını yerden keserek zıplayabilir mi?

    Ayaklarını yere sürümeden, pedal çevirerek bisiklete binebilir mi?
    Bebeğiniz 3 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.
    36-60 ay:
    -Kıyafetlerinin alt parçalarını kendisi giyinebilir
    -Ters de olsa kıyafetlerinin üst parçalarını kendisi giyinebilir.
    -Legolarla inşa ettiğiniz basit şekillerin bakarak aynısını yapabilir.
    -Kaba hatları ile uzuvları yerli yerinde insan resmi çizebilir.
    -Acıkınca , yorulunca ne yapman gerekir sorularına cevap verebilir.
    -Basit kelimelerin zıddını bilir(gece-gündüz, büyük küçük gibi)

    Bu yaş aralığı özellikle kritiktir, ebeveynin çocuğun yapamayacağını düşünerek ya da daha iyi anne olma kaygılarıyla çocuğun yerine yaptığı her türlü eylem onun girişimcilik duygusunu zedeleyecektir.Anneye bağımlı hale gelecektir.

    5 yaş itibariyle;
    Kendisi düğmelerini iliklemek dahil tamamen giyinebilir.
    İnsan resmi çizebilir (Baş gövde bacak olan resim yeterli kabul edilir)
    Tek ayağının üstünde (hem sağ hem sol) hiçbir yere tutunmadan 6-7 saniye kadar durabilir.
    Genelde 1 yaşına kadar normal gelişim göstermiş, gelişim görevlerini zamanında tamamlamış çocuklar da sonradan gelişim geriliği ortaya çıkmaz.

    Gelişimi sekteye uğratabilme ihtimali olan sıklıkla 6 aydan 5 yaşa kadar karşılaşılan ; febril/ afebril konvülsiyonun kalıcı etkisi harici durumlarda;
    Çocukların ebeveyn tarafından deneyimsiz bırakılması halinde gelişim gecikmiş gibi değerlendirilebilir. Bu yalancı bir gecikme durumudur. Ebeveynin kendi kaygılarından arınarak çocuğunun deneyimler yaşamasına fırsat vermesi normal gelişim düzeyine yaklaşması için çocuğun yerine yapması değil,yeteri kadar destekle kendisinin deneyim yaşamasına fırsat vermesi,çocuğun başarmışlık duygusunu tatmasını sağlaması yerinde bir tutum olacaktır.
    Eğer uygun tutumlarınıza rağmen çocuğunuzun gelişimi yukarıda belirtilen genel Dünya normlarından farklılık gösteriyor ise hiç vakit kaybetmeden çocuğunuzun gelişim değerlendirme ve takibini yaptırmanız erken teşhis ve erken müdahale açısından büyük önem arz eder.