Etiket: Metabolizma

  • Aldığımız gıdalar cildimizi nasıl etkiler ?

    Aldığımız gıdalar cildimizi nasıl etkiler ?

    Cildimiz vücudumuzun aynasıdır. Cildimizin nasıl göründüğü sağlığımız hakkında ipucu verebilmektedir.
    Cildimizin rengi soluksa veya sarımsı-gri renkteyse; kansızlık problemi olabilir, sigara içimine bağlı olabilir, beslenme ve metabolizma problemi olabilir, böbrek veya karaciğer hastalığı olabilir.

    Cildimiz fazla kırmızıysa; fazla heyecanlı bir kişiliğimiz olabilir ancak, midede gastrit veya reflü problemi olabilir, kan hücrelerinin sayısında veya fonksiyonunda bozukluk olabilir.

    Bazı cilt hastalıkları da gıdalarla ilişkilidir; rozasea hastalığında (kırmızı yüz sendromu) baharatlı gıdalarla, fazla tüketilen çay, kahve ve alkol ile doğrudan bir ilişkili söz konusudur. Kızarıklık ve kılcal damarlar, güneş hasarı ile ilgili de olabileceği gibi, yenilen bu tip gıdalarla tetiklenen rozasea hastalığı ve lupus hastalığı ile de ilgili olabilir. Bazı gıdalar için mide asidini arttırdığı için veya zaten var olan mide hassasiyetini gastrite, reflü sorunun kronikleşmesine neden olabileceği için yenmemesi tavsiye edilir.

    Tiroid hastalıklarında ise ya ciltte kuruma ve pullanma, saçlarda erken beyazlama veya dökülme-olabilmekte ya da tam tersi ve ciltte yağlanma, akneye yatkınlık, terleme bozuklukları, bazen de tüylenme olabilmektedir. Benzer şekilde kilo problemi olanlarda ve diabet hastalarında da akne veya tüylenme problemi hatta adetlerde düzensizlik ve saçlarda erkek tipi dökülmeler bile olabilmektedir.

    Yediğimiz gıdalar cildimize birebir etkilidir. Hatta bazı gıdaların cildimizde kokuya bile yol açtığını (soğan-sarımsak) cildin ter salgısıyla bu maddeyi elimine ettiğini biliriz.

    Cildi kuru olan insanların su içmelerinin normal düzeyde olabildiği buna rağmen kuruluktan şikayet edebildiği sık rastlanan bir durumdur. Bu durumda içilen suyun cildin hücrelerince tutulamaması sorunu olabilir, altta bir tiroid hastalığı veya hormonal (premenapoz-menapoz) bir durum olabilir. Bazen içilen suyun çok atılması da bir problemdir. Bir görüş de yenilen asitli gıdaların cildi hassaslaştırabileceğidir.

    Kliniğimizde zayıflama bölümü olması ve bu konu ile özel olarak ilgilenen bir hekim olarak sürekli yeni makaleleri ve güncel olan kitapları takip ediyorum. Okuduğum bir kitap mikrobiyoloji ve beslenme uzmanına aitti. Kitapta ilgimi çeken yediğimiz ve içtiğimiz gıdaların pH değerlerinin kilo ile birebir ilişkisini çarpıcı analizlerle göz önüne sermesiydi.

    Aslında her gün tükettiğimiz suyun bile alkalik olması yılda 2.5 kilo kaybetmemize sebep olmaktadır, deniyordu. Özellikle asitli gıdaların mide asidini olumsuz yönde etkilemesi ve vücudu yorması dışında bu asitli gıdaların daha fazla yağ tutulmasına sebep olması söz konusu.

    Kanımızın asit-baz dengesinde bazik tarafta olması yenilen gıdaların kana karışmadan önce bazik hale (alkali) getirilmesini gerekli kılmaktadır. Alkalizasyon adı verilen bu işlemin de karaciğerde yapılması bu asidik gıdaların fazla tüketilmesi sonucunda karaciğerin yorulmasına neden olmaktadır. Karaciğer yorgunluğu kavramı hücresel düzeyde yağlanmayla sonuçlanabilmektedir. Asitli ve fazla yağlı beslenmenin organların genelinde yağlanmaya neden olması aslında bir koruma mekanizması.

    Alkali besinlerle beslenmenin ve alkali su tüketmenin metabolizmayı hızlandırarak kilo verme üzerine etkilerini inceleyen bilim adamının mikroskobik düzeyde çarpıcı kan analizleri var.

    Bildiğimiz bir konu hakkında daha fazla ve ayrıntılı sunumlar okumak benim de bazı önerilerimi daha fazla vurgulamama sebep oldu ve bunların uygulanması için ikna edici bilimsel verilere daha fazla sahip olabilmek de hoş oldu.

    Bu durumda içtiğimiz suyun pH düzeyinin 7 ve üstünde olmasına özen gösterelim. Asitli içeceklerden (kahve, çay, alkol, her tür gazlı içecekler ve meyve sularını) asgari ölçüde tüketmek ve bunları tükettiğimiz zaman daha fazla alkali su tüketmekle önlem almak, ilk önerim olacaktır. Detoks içeceklerinin özellikle alkali olmasına özen göstermek, faydadan çok zarar olmaması için dikkat etmek. Metabolizmayı canlandırmak için gıdalardan gereken oranlarda faydalanmak, yani az yağlı yiyerek metabolizmayı daha da yavaşlatmak yerine hayvani yağlardan uzak durup ölçülü oranda bitkisel yağlardan ve balıktaki gibi omega 3-6 içerikli doymamış yağlardan faydalanmak.

    Hızlanmaya başlayan ve canlanan metabolizmaya egzersiz yaparak ve belli kas gruplarını düzenli olarak çalıştırarak katkıda bulunmak ve bu hızı idame edebilmek. Hem cilde hem de sağlıklı bedene kavuşmada faydalı olan bazı anti-oksidanları ve gıda takviyelerini doktorunuza danışarak periyodik olarak tüketmek.

    Peki kanımızı asidik ya da alkalik yapan besinler nelerdir?

    Asidik yapan besinler; özet olarak tüm şeker içeren içecek ve yiyecekler, kuru yemişler, köy peyniri, patates, sakatatlar, çoğu etler, kümes hayvanları, kabuklu deniz mahsülleri,

    Alkalik yapan besinler; en çok ağırlık vermemiz gereken besin grubudur . Kanımızın da alkalik bir yapıya sahip olduğunu düşünürsek , vücudumuzun sindiriminde de zorlanmadığı en iyi besinler olarak düşünebiliriz. En alkalik besin olan anne sütünden sonra, yeşil sebzeler, soya filizi, salatalık, domates, dolmalık biber, deniz sebzeleri, brocoli, lahana, maydonoz, yeşil fasulye, ıspanak, sarımsak, karalahana, hindiba, brüksel lahanası, bamya, pırasa, roka, hardal, kabak, su teresi, frenk soğanı, avocado sayılabilir.

    Burada önemli olan, sindiriminde asidik bir ortam sağlayan proteinlerin genel beslenmemizde % 20 – 25 civarında yer almasıdır. Mümkün olduğunca, protein tüketimi gerçekleştirildiğinde yeşil sebze ve salata türlerinin de birlikte tüketilmesine özen gösterilmelidir .

    Yağ alımını sıfırlamayınız. Kaliteli yağ tüketiniz.
    Oksijen ve sudan sonra, sağlıklı ve formda bir vücut için en önemli unsur yağdır. Hücre zarlarının ve hücrelerin enerji üretebilmesi ve işlevi için yağlar çok önemlidir. Özellikle sinir hücrelerinin işlevinde, dolayısıyla beyin işlevlerinde de yağların çok önemli bir rolü vardır.

    Tüketilmesi gereken yağların başında, tekli doymamış yağlar, çoklu doymamış yağlar ve temel yağ asitleri olarak bilinen omega – 3 ve omega – 6 yağları olmalıdır.

    İDEAL SAĞLIK VE İDEAL KİLO İÇİN SUYA İHTİYACINIZ VAR!

    Eğer yeterince su içmezseniz şişmanlarsınız.

    Yediğimiz bazı besinlerin vücutta asidik bir ortam oluşturduğunu artık biliyoruz. Kanınız asidik bir dolaşım sağladığında tüm vücudunuz ve organlarınız bundan olumsuz etkilenir. Vücut bu asidik ortamdan kendini korumak için yağ hücrelerinden destek almaya başlar ve dolayısıyla yağlanmaya eğiliminiz artar. En önemlisi vücudunuz suyu, asitleri ve atık maddeleri idrar, ter ve bağırsak yoluyla atabilmek için kullanır. Vücut asitli ortamı temizleyemezse yağ depolama durumuna geçiş yapar .

    Her şeyden öte hafif bir susuzluk bile metabolizmayı % 3 oranında yavaşlatmaktadır.

    Alkalik suyun önemi

    Saf, damıtılmış suyun pH’ sı ortalama 7 olarak bilinmektedir. Yedinin üzerindekiler alkaliktir ve asidik suya oranla daha verimlidir. Fakat alkalik sudan tam olarak faydalanmak için, sizi şişmanlatan asitleri nötrlemesi adına, suyunuzun pH’ sı en az 9,5 seviyelerinde tutulmalıdır .

    Ciddi obezite ve sağlık durumları karşısında pH’sı 11,5 -12 lere kadar olan suyun içilmesi tavsiye edilmektedir .

  • Metabolik sendroma uygun beslenme modeli: metabolik balans

    Metabolik sendrom;beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi ve hareketsizlik ile sıklığı artan, merkezinde insülin direncinin olduğu karIn yağlanması, şeker yüksekliği, kan yağlarında artış, tansiyon yüksekliği ve göbek çevresinin artışı ile seyreden tedavi edilmediğinde önemli sorunlara yol açan ölümcül bir hastalık maalesef. Ülkemizde 2004 yılında yapılan Türkiye Metabolik Sendrom Araştırması sonuçlarına göre 20 yaş ve üzerindeki erişkinlerde metabolik sendrom sıklığı % 35 olarak saptanmıştır.(kadınlarda % 41.1, erkeklerde % 28.8) . 2010 yılında yapılan Metabolik Sendrom Derneği Türkiye Sağlık Çalışması (PURE TÜRKİYE)’nda 4057 birey çalışmaya dahil edilmiş, bel çevresi erkeklerde > 94 cm, kadınlarda ise > 80 cm kriter olarak alınmıştır; kadınlarda metabolik sendrom sıklığı %43.5, erkeklerde ise %41.4 olarak saptanmıştır. Aynı çalışmada, yaş arttıkça metabolik sendrom sıklığının da artmasıyla, 60-64 yaşlarındaki bireylerde metabolik sendrom sıklığı %57.7 olarak saptanmıştır. Bu çalışmada bir başka özellik kadınların %63.6′sının, erkeklerin %34.5′inin obez olduğunun saptanmasıdır. Hastalığın tanısı için çeşitli dernekler farklı kriterler ortaya koysada en sık kullanılanı Ulusal Kolesterol Eğitim Programı Erişkin Tedavi Paneli (NCEP-ATP III) 2005 yılında revize ettiği yetişkinlerde, abdominal obezite (erkeklerde >102 cm kadınlarda >88 cm ), hipertrigliseridemi ( >150 mg/dl), düşük HDL (erkeklerde <40 mg/dl, kadınlarda < 50 mg/dl ), hipertansiyon (kan basıncı >130-85 mm-Hg ), hiperglisemi (Açlık kan şekeri >110 mg /dl ) . Çalışmalar metabolik sendrom tanısı için bu beş kriterden üçünün varlığının yeterli olduğunu bildirmiştir

    METABOLİK SENDROMDA TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

    Genetik özellikler dışında, çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan bir hastalık olan metabolik sendromda öncelikli yaklaşım, yaşam tarzının düzenlenmesi olmalıdır. Amaç şeker hastalığı ve kalp hastalığından biryei korumaktır. Uygun bir beslenme ve egzersiz programıyla sağlanan kilo kaybı, şeker gelişimini, kalp damarlarının tıkanmasını düzeltici yönde etki sağlar.

    YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ

    Metabolik sendromun tedavisinde, abdominal obezitenin önlenmesi öncelikli bir çözüm gibi görünmektedir. Bunun için 6-12 aylık sürede toplam vücut ağırlığında %7-10’luk bir düşüş sağlayacak ve bunu idame ettirecek bir yaşam tarzı düzenlenmesinin; kalori alımının kısıtlanması, fiziksel aktivitenin artırılması ve kişilerin bu konuda motive edilmesiyle sağlanabileceği bildirilmektedir. Uygun bir egzersiz programıyla enerji tüketimi kademeli olarak artırılarak insülin duyarlılığı artırılır, böylece hem kardiyovasküler olay riski hem de metabolik sendrom gelişimi azaltılabilir . Güncel klinik kanıtlar, haftalık fiziksel aktivitede 150 dakika ve vücut ağırlığında yalnızca %5-7′lik bir azalma sağlayan yaklaşımların bile metabolik sendromu engellemeye yettiğini; kan yağlarını, insülin direncini düzeltiği ve tansiyonu normale getirdiği yönündedir. Metabolik sendromlu kişiler için genel olarak; doymuş yağlardan ve kolesterolden kısıtlı, kompleks karbonhidratlardan zengin, bol meyve ve sebze tüketimini ve hipertansiyonu olanlarda tuz kısıtlamasını içeren diyet modelleri önerilmektedir. Geleneksel Akdeniz diyeti koroner kalp hastalığının ve metabolik sendromun önlenmesinde en önemli tedavi seçeneklerinden birini oluşturmaktadır. Akdeniz diyetinin önemli bir komponenti olan zeytinyağının, kan basıncını düşürmede de etkisi olduğu savunulmaktadır. Yine benzer şekilde Akdeniz diyetinin başka bir önemli komponenti olan omega-3 yağ asidi ve antioksidanlardan zengin balık, sebze ve meyve, kuru baklagil, saflaştırılmamış taneli tahıllar gibi besinlerin tüketiminin artırılmasının koroner hastalıkların riskini ve ölüm riskini azalttığını gösteren epidemiyolojik çalışmalar bulunmaktadır. Yavaş şekilde sindirilen düşük glisemik indeksli diyetler de lipid metabolizması üzerinde yararlı etkilere sahip olabilir. Düşük glisemik indekse sahip gıdalar insülin direncini düşürebilir ve metabolik sendromu iyileştirebilir.DPP çalışmasında yaşam tarzı değişklikleri ile diyabet riski %58 oraninda düşmüştür. Metformin kullananlarda diyabet riski %31oraninda azalmıştır . Tansiyon yüksekliği yine diyet tedavisi ve kilo kaybı ile normale gelebilir. Tüm çalışmalarda

    Metabolik sendromun önlenmesinde ve tedavisinde yaşam tarzının düzenlenmesi en öncelilkli ve etkili yaklaşımdır.

    METABOLİK BALANS METABOLİK SENDROMDA NASIL ETKİ EDİYOR?

    1-Metabolic balans nedir? Metabolic balans Dr Wolf Funfack ve Besin uzmanları tarafından geliştirilmiş, kilo düzenleyici bir metabolizma programıdır. Bu program sayesinde, önceden edindiğiniz beslenme alışkanlıklarınız sağlıklı, tamamen dengeli ve sadece size özgü bir beslenme şekline dönüşecektir. Size özel olan bu beslenme programı kişisel bilgileriniz, güncel laboratuvar tahlilleriniz ve sağlık durumunuz göz önüne alınarak hazırlanmaktadır. Bu program sizi sağlığınızı koruyarak ve kilo problemlerinizi çözerek 4 aşamada başarıya götürecektir.

    2-Metabolic balans nasıl etki ediyor? Kişisel beslenme programınızla, “beden kimyanız” göz önünde bulundurularak ve size

    uygun “gıda maddeleri” seçilerek metabolik dengenizin oluşması sağlanacaktır. Sizin için sağlıklı ve gerekli olan besinleri, vitamin ve mineralleri içeren gıdaları tüketmenizin yanı sıra, metabolizmanızın dengede kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu besinleri almanız da sağlanacaktır. Bu nedenle, size özel hazırlanan bu program, sadece sizin metabolizmanıza uygundur ve tamamen sizin kişisel özelliklerinize göre hazırlanmıştır.

    3-Metabolic balans neden başarılı oluyor? Beslenme programınız, metabolizmanızın sağlıklı biçimde çalışmasını sağlar ve kilonuzu

    dengeleyerek sizi ideal kilonuza kavuşturur.

    4-Metabolic balans kilo kaybını nasıl sağlıyor? Kisiye özel hazırlanan beslenme programı sayesinde vücudun ihtiyaç duyduğu tüm sağlıklı

    besinler alınıyor. Programda yer alan besinler sadece içerdikleri kaloriye, yağ, protein ya da karbonhidrat miktarlarına göre seçilmiyor, aynı zamanda sağlık durumu ve hormon düzeyi de dikkate alınıyor. Bu sayede metabolizmanın sağlıklı çalışması sağlanıyor. Beslenmenizi bu yeni ve kolay uygulanabilen kurallara göre düzenlediğiniz için kilonuz kontrol altına alınıyor, aynı zamanda metabolizmanızın hormon dengeleri de düzenleniyor.

    5-Metabolic balans ile sağlığım nasıl düzeliyor? Düzenli ve dengeli beslenme sayesinde (özellikle uygun egzersizleri de uygulayarak)

    kalıcı bir sağlığa kavuşabilir; kendinizi çağın önemli hastalıklarından koruyabilirsiniz. Doğal ve dengeli beslenme sayesinde vücudunuz olması gereken doğal kilosuna kavuşur. Bu beslenme programı sayesinde, günlük veriminizde ve konsantrasyonunuzda da gözle görülür bir düzelme, enerji düzeyinizde de artış görülür. Daha iyi uyuyabilir, fiziksel anlamda kendinizi daha güçlü hissedebilirsiniz. Sonuç olarak; daha sağlıklı, daha aktif, daha zinde olup bu özellikleri çevrenize de yansıtırsınız. Programı uygularken vücuttaki yağlar azalır, bu arada kas ve bağ dokusu metabolic balance® sayesinde dengelenir. Böylece cildiniz de daha gergin ve pürüzsüz bir hale gelir.

    6-Metabolic balans programına ne zaman katılmam gerekir? Programa katılmanız ancak aşağıdaki durumlarda başarılı ve yararlı olacaktır:

    – Kendi isteğinizle kilo vermek veya almak için kesin bir çözüme ihtiyaç duyuyor ve özellikle de bunu sağlıklı bir şekilde başarmak istiyorsanız

    – Fazla kilo ya da beslenme bozukluğu nedeniyle bazı sağlık sorunlarınız varsa (örneğin şeker hastalığı, romatizma, kronik migren, metabolizma bozukluğu, yüksek tansiyon vs.)

    – Hangi yaşta olursanız olun, enerji dolu, canlı ve formda olmak istiyorsanız

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Metabolizmayı hızlandırmak mümkün mü ?

    Bazal metabolizma bir insanın istirahat halinde günlük yaşamını idame ettirebilmek için ihtiyaç duyduğu minimum kaloridir. Metabolik hız; bedeninizin aldığı besinleri enerjiye dönüştürme ve bu enerjiyi kalori olarak yakma kapasitesini ifade eder. Metabolizmanız yeterince çalışıyorsa, aldığınız besinler kolayca enerjiye dönüştürülüyor ve bu enerji eksiksiz olarak yakılıyor. Bunun aksine metabolik hızınız genetik olarak yavaş çalışıyorsa ya da hastalık gibi herhangi bir nedenden dolayı yavaşladıysa, besinleri enerjiye ve kaloriye dönüştürme kapasiteniz azalıyor. Bunun sonucunda ise; fazla kaloriler yakılamıyor, yağlar depolanıyor ve kilo artışı görülüyor. Metabolizmanızı hızlandırmak için işte size öneriler.

    1.Kas oranını artırıp, vücut yazını azalmak

    Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirlerine oranıdır. Kaslar, vücutta yağlardan daha fazla kalori kullanırlar. Kaslı vücuda sahip olan kimselerin, daha az vücut yağına sahip olmalarından dolayı, daha hızlı metabolizmaları vardır. Örneğin aynı boy ve kiloda olan iki kişiyi ele alalım. Bunlardan düzenli olarak aerobik çalışma, vücut geliştirme, fitness ve benzeri aletli programlan uygulayan kişinin vücut yağ oranı daha düşüktür. Diğeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadığı için, vücut yağ oranı diğer kişiye oranla daha yüksektir ve dolayısıyla metabolizma hızı da yavaştır. Başka bir deyişle, birinci kişinin vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için, ikinci kişiden daha fazla kalori harcaması gerekmektedir.

    2.Hormonların etkisi

    Yaşınız ilerledikçe buna paralel olarak metabolik hızınız da yavaşlıyor. Öyle ki, 20’li yaşlardan sonra vücudunuz her 10 yıllık dönemde yüzde 2 – 3 daha az enerji yakmaya başlıyor. Bunun sebebi menopoz gibi hormonal faktörler de devreye girince metabolizmanızın yavaşlamasıdır. Diğer taraftan, yaşımız ilerledikçe azalan bedensel aktivite düzeyi, kas kitlesinde azalmaya ve yağ depolarında artmaya yol açıyor. Metabolizma hızı yavaşladığı takdirde, obezite oluşma riski artıyor. Obeziteye eğilimli kişilerde görülen en önemli özellikler aşırı iştahın yanı sıra, yağ yıkımının azalmış olması. Yağların fazla alınması yağ yıkımını engeller. Dolayısıyla yağ tüketimi, günlük besin tüketiminin yüzde 30’unu aşmamalıdır.

    3.Haydi egzersiz yapalım

    Egzersiz yapmak ve kas kitlemizi artırmak metabolizmayı hızlandırmanın en etkili yoludur. Peki egzersiz sırasında yağ yakmak için kalp atışımız kaç olmalıdır ?
    Aerobik karakterde bir çalışma sırasında maksimum kalp atım sayınızın (MHR) belirlenmesi, çalışma amaç ve verimi açısından önemlidir. Bu sayı şöyle hesaplanır: 220 – yaş formülü bu hesap için kullanılır. Buna formüle göre 20 yaşındaki bir kişinin, “Maksimum kalp atım sayısı” 200, 50 yaşındaki bir kişinin ise 170 dir. Aerobik çalışma sırasında nabzınız (HR); maksimum kalp atım sayınız ( MHR ) x % 50’si ile MHR x % 80’i arasında değişmelidir. Bu aralığa “Faydalı Antrenman Sınırı”(Training Effect Zone) denir. Bu hesaba göre, 20 yaşındaki bir kimsenin nabzı (HR), 100 ile 160 sayısı arasında değişmelidir. Bunun üstünde bir nabız sayısı daha fazla aerobik bir fayda sağlamaz.

    Düşük metabolizma hızının yarattığı kilolardan kurtulmanın en kolay yolu, düzenli egzersiz yapmaktır. Eğer daha az kilo almak istiyorsanız, daha çok egzersiz yapmalı ve daha çok yağsız kas kitlesine sahip olmalısınız. Yani, ortalama metabolik hızınızı artırarak daha fazla kalori yakmalısınız.

    4. Yeşil çay

    Yeşil çay da krom, manganez, selenyum ve çinko gibi ve bazı mineraller, bitkisel A vitamini, E vitamini, C vitamini bulunur. Bu içeriği yeşil çayı güçlü bir antioksidan yapar. Yeşil çayda bulunan ‘epi-gallo-kateşin-3-gallat’ adı verilen ve kısaca EGCG olarak isimlendirilen bir biyolojik öğenin vücuttaki yağ yakım hızını artırarak obeziteyle savaşmada rol oynayabileceği bildirilmektedir. Çeşitli çalışmalarda yeşil çayda bulunan kateşinlerden yüksek oranda alan kişilerin total, deri altı karın yağlarında ve trigliseridlerinde büyük düşüş gözlendiği bildirilmiştir. Araştırmacılar, yeşil çayla alınan kateşinin, sindirim sisteminde enzimlerin aktivitesini yavaşlatarak ve kalorilerin bağırsaklar tarafından emilimini azaltarak, kilo kaybını artıracağı üzerinde durmaktadır. Ortalama bir kupa yeşil çayda, 50-150 mg. arasında polifenol bulunmaktadır. Önerilen miktarsa günde 2-3 kupa yeşil çay veya 100-750 mg./yeşil çay ekstresi almaktır.

  • Sağlıklı kilo vermenin yolu metabolizmanızın şifresini çözmekten geçiyor

    Sağlıklı, açlık krizlerine girmeden ideal vücut hatlarına sahip olarak zayıflamak istiyorsanız metabolizmanıza hangi besinlerin uygun olduğunu seçebiliyor, Parmak İzi yöntemiyle sağlıklı bir şekilde fit kalabiliyorsunuz.

    Yapılan kan, hormon, kan şekeri, enzimler ve diğer parametreler göze alınarak 3 bin besin içinden metabolizmanıza en uygun besinler belirlenip sağlıklı kilo vermeyi sağlıyor. Kişi, açlık krizine girmeden kendi metabolizmasına uygun yiyecekleri tüketerek sağlıklı beslenmiş oluyor. Ayrıca uygulanan yöntemle; var olan tansiyon, şeker, tiroid gibi hastalıklarda gözle görülür ölçüde düzelmeler gözleniyor. Kişinin parmak izi gibi çalışacak bu beslenme uygulamasıyla kişinin ne yiyip ne yemeyeceği, hangi saatte ne tüketeceği, nelerden uzak durması gerektiği belirlenebiliyor.

    Yüzlerce diyet çeşidi deneniyor ancak her diyet kişinin zayıflamasına yardımcı olmuyor. Kişiye ait DNA’ların, kodların, kan grubunun, hormonların beslenmede önemli faktörler arasında. Salt diyet programları kişiyi zayıflatmıyor ancak kişiye özel sağlıklı beslenmeyle fit kalmak mümkün. Önemli olan kişinin metabolizmasına ve değerlerine uygun beslenmesi. Her kişinin nasıl ki parmak izi farklı ise metabolizması da farklıdır, bu yöntem de her kişinin değerlerine özel uygulanıyor.

    Bu program sayesinde, kilo problemleri büyük oranda ortadan kalktığı gözlemlenmiş, şok diyetlerden uzak olan bu program, kişiye özel olduğu için öncelikle kişinin sağlık durumu düşünülerek hazırlanıyor. Bu yöntem uygulanırken kişinin metabolizma dengesinin, en verimli şekilde çalışması hedeflenerek mevcut hastalıklarında beraberinde tedavi edilmiş oluyor. Örneğin, şeker, kolesterol, tansiyon, tiroid gibi sorunlarda gözle görülür ölçüde düzelmeler oluyor.

    Yaza Fit Girin!

    Yaz mevsimine fit bir görünümle girmek isteyenlere metabolizmalarını yaza hazırlamaları öneriliyor. Kişinin kaç saatte besleneceğini gün içinde kaç saat aç kalacağı hatta yemeğe hangi lokma ile başlayacağı ve hangi lokma ile bitireceğine kadar özel bir program uygulanıyor. Programdaki temel amaç; kişinin tamamen kendi bünyesine uygun sağlıklı besinleri yemesi. Uygulamanın olumlu yönleri: ‘’Kendi bünyesine uygun besinler sayesinde kilo vermek isteyen hasta, eski yaşantısına göre çok daha sağlıklı besleniyor. Programları uygulayanların memnuniyeti; daha iyi uyuyabildikleri, sağlıklı beslendikleri, sarkma olmadan kilo kontrolü sağladıkları ve psikolojik olarak da olumlu yönde etkilendikleri yönünde.’’

    Bir üniversite öğrencisi hastası bilgisayar ve playstation oyunlarının başından kalkmayarak hareketsizlikten kilo alıyor ve hastasının kilo verme hikâyesi şöyle: “Bir üniversite öğrencisi bilgisayar ve playstation tutkunu. Bilgisayarda sabahlara kadar oyun oynuyor ve de hareketsizlikten abur cubur yemekten 130kilolara dayanıyor ve sosyal açıdan tamamen içe kapanık asosyal hale geliyor, tüm özgüven kaybolmuş. Bu sistemi uygulamaya karar verdikten sonra 6 ayda 89 kiloya düşüyor. Şu anda hem sosyal hem çok rahatlıkla spor yapabiliyor. Ve de çok başarılı bir şekilde hayatına devam ediyor.”