Etiket: Meme

  • Bebekler neden emmeyi bırakır ?

    Bebekler Neden Emmeyi Bırakır ?

    Bebekler genellikle 3.-5. ay civarında veya bazen daha geç aylarda emmeyi reddedebilir. Pek çok anne bu durumda bebeğin kendisini reddettiğini, bir daha asla emmek istemeyeceğini düşünür ve endişelenir. Bu durumda annenin olabildiğince sakin olması ve pozitif düşünmesi gerekir, aksi durumda annenin gerginliği bebeği de etkiler. Bebeğin emmek istememesi memeyi tamamen bıraktığı anlamına gelmez, bu genellikle geçici bir durumdur. Emme reddinin altında yatan birçok sebep olabilir.

    Burnu tıkalı olabilir

    Üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren veya burnu tıkalı olan bebekler ememez. Emmeye başlar ama devamlı memeyi tutup bırakır ve ağlar. Serum fizyolojik damla ve burun aspiratörü yardımıyla bebeğin burnunu açtıktan sonra emzirin.

    Ağrısı var mı ?

    Bebek diş çıkarma dönemindeyse, ağzında pamukçuk veya aft gibi yaralar varsa veya boğaz ağrısı varsa emmek istemeyebilir. Bu durumda çocuk doktorunuza başvurun, uygun tedavi başlandıktan 1-2 gün sonra bebeğinizin emmesi düzelecektir.

    Enfeksiyon durumu olabilir

    Üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı veya ateşli hastalık durumu varsa emmeyi reddedebilir. Böyle bir şüpheniz varsa doktorunuza başvurun.

    Gündelik hayatınızda bir değişiklik emmeyi reddetmesine neden olabilir

    Kullandığınız farklı bir parfüm, sabun veya losyonun kokusu bebeğinizi rahatsız etmiş olabilir. Acılı, baharatlı veya kokulu besinlerin ( sarımsak, lahana vb.) tadı sütünüze geçtiği için bebeğinizin hoşuna gitmemiş olabilir. Bu durumları gözden geçirip, varsa değiştirin. Bunların yanı sıra tekrar hamile kaldıysanız veya mensturasyon periyodunuz başladıysa bu hormonal değişiklikler de bebeğinizi etkileyebilir.

    Sütünüzde azalma var mı ?

    Bebekler özellikle 4. aydan sonra daha fazla süt isteyebilir. Sütünüz yavaş ve yetersiz geliyorsa sinirlenebilir, emmek istemeyebilir. Göğsünüzü emmek yerine çok fazla emzik emiyorsa bu da meme karmaşasına ve sütünüzün azalmasına sebep olur. Emziği daha az kullanmanız ve daha sık emzirmeniz bu durumu düzeltecektir. Eğer biberonla mama veriyorsanız, memeden de biberonda olduğu gibi hızlı bir akış isteyebilir. Biberonu tek delikli kullanmak ve mümkün olduğu kadar az vermek işe yarayacaktır.

    Etrafta fazla uyaran var mı ?

    3.-4. aydan sonra etrafta çok fazla uyaran ve dikkat dağıtıcı (TV, ses, konuşma, hareket vb.) varsa emmeye ilgisi dağılabilir. Sessiz sakin bir odada tek başınıza emzirin. Bazen de tam tersi olarak hareket etmek işe yarar; yürüyerek emzirmeyi deneyin.

    Bazen de hiçbir sebep olmaksızın emmeyi bırakabilir. Ama aniden bırakıyorsa genellikle altta yatan bir neden vardır ve bu gerçek anlamda bir sütten kesilme değildir. Yavaş yavaş emmekten uzaklaşıyorsa sütten kesiliyor olabilir.

    Bu durumda neler yapılabilir ?

    Sık sık emzirmeye çalışın ama bu sırada bebeğinizi çok zorlamayın, inatlaşmayın. Sessiz, sakin bir odada, bebeğinizle temas edecek şekilde emzirin. Memenizi elinizle bebeğinizin ağzına sıkarak onu teşvik etmeye çalışın. Farklı emzirme pozisyonları deneyin. Uyanıkken emmek istemiyorsa uykuluyken emzirmeye çalışın. Bütün bunlara dikkat etmenize rağmen bebeğinizin emme reddi 4-5 günden fazla devam ederse çocuk doktorunuza başvurmanız uygun olacaktır.

  • Genç Kızlık Dönemi (Puberte) ve Bilinmesi Gerekenler

    Genç Kızlık Dönemi (Puberte) ve Bilinmesi Gerekenler

    Puberte vücutta değişikliklerin başladığı ve artık bir erişkin görünümü oluşan dönemdir. Bu değişimlerin
    en erken 8 yaşında veya en geç 13 yaşına kadar başlaması normaldir.

    Puberte beyninizin bazı sinyalleri göndererek vücudunuzda belirli bölgelerde değişiklik yapmasını
    söylediği zaman başlar. Bu sinyallere biz hormon diyoruz. Hormonlar vücüdun fonksiyonlarını kontrol
    eden kimyasal maddelerdir.

    Hormonlar puberte döneminde şu değişikliklere sebep olur; boyunuz uzar ve kilo alırsınız, kalçanız
    genişleyebilir, memeleriniz büyür, koltuk altında ve vulvada kıllarınız oluşur, vücut kokunuz değişir,
    yüzünüzde sivilve veya komedonlar oluşur ve ilk adet kanamanız başlar.

    Meme gelişimi başladıktan sonra meme başının etrafındaki koyu alanlar şişme oluşur. Meme dokusu
    büyür ve yuvarlaklaşır. Bir memenin diğerine göre daha büyük olması normaldir. Bazen memede ağrı
    veya hassasiyet olur. Bu bulguların hepsi normaldir.

    Adet kanaması her ay olan, olası bir gebeliğe vücudun hazırlık dönemidir. Hormonlar yumurtalıklara her
    ay bir yumurta üretmesini söyler. Bu yumurta fallopian tüp denen tüp içinde ilerler. Bu sırada rahim
    içindeki cilt gibi olan doku kalınlaşır ve büyür. Eğer gebelik oluşmamışsa (yani sperm yumurtayı
    döllemediyse) rahim içindeki cilt gibi olan ve kalınlaşmış doku dökülür ve kanama oluşur.

    Adet kanaması genelde 12-14 yaş arasında oluşur. Kanama 2-7 gün sürer. Kanama her 21-45 günde bir
    olması normaldir. Adet kanamasının başladığı ilk yıllarda düzensiz kanama olması normaldir. Adet
    kanaması 2 ayda bir olabilir veya bir ayda iki kere kanama olabilir. Genellikle ilk adet kanamaları 6 yıl
    sonra düzenli hale gelir.

    Şunları unutmamalısınız;

    Eğer cinsel ilişkiye girdiyseniz ve adet kanamanız gecikti ise gebe olma ihtimaliniz var. Bu nedenle
    mutlaka gebelik testi yapmalısınız.

    12 yaş civarındaki kızların henüz adet kanaması başlamamış olsa bile heran bir adet kanaması
    olabileceğinden okula giderken çantalarında adet dönemi pedi bulundurmaları gerekir.

    Kullandığınız ped veya tamponu 4-8 saatte bir mutlaka değiştirmelisiniz. Adetin ilk birkaç gününde
    kanamanız daha fazla olabilir daha sık ped değiştirmeniz gerekir.

    Adet döneminde bazı kızların kasıklarında ağrı veya bel ağrısı olabilir. Bazı kızlarda ise baş ağrısı, baş
    dönmesi veya ishal olabilir.

    Adet sancılarını azaltmak için ibufen veya naproksen sodyum (allerjiniz yoksa veya ciddi astımınız
    yoksa) kullanabilirsiniz.

    Ağrıları hafifletmek için egzersiz yapılabilir veya bel veya kasık bölgesine sıcak su torbası konabilir.

    Puberte dönemindeki kızlar aşağıda sıralanan belirtilerden birisini farkederlerse mutlaka ebeveynleri ile
    görüşmeli veya doktora başvurmalıdır:

    15 yaşındasınız ve heüz adet kanamanız başlamamışsa
    İlk başlarda adet döneminiz düzenli fakat sonra düzensizleşmeye başladıysa
    Adet kanamanız 21 günden önce veya 45 günden sonra oluyorsa
    Adet kanamanız 90 gün geciktiyse (yılda 1 kere bile olsa)
    Kanamanız 7 günden fazla sürüyorsa
    Kanamanız çok fazla mesela satte 1 veya 2 saatte bir ped değiştirmek zorunda kalıyorsanız.
    Adet sancınız günlük işlerinizi kısıtlayacak kadar çok ve ağrı kesici ile geçmiyorsa
    Kadın doğum uzmanı kadın sağlığı konusunda uzmanlaşmış bir doktordur. 13 veya 15 yaş arasında ilk
    görüşmenizi yapmanızı öneririm. İlk muayenede sadece sohbet edip soracağınız sorulara cevap verebilir
    ve vücudunuzda oluşacak değişiklikler ile ilgili, sağlıklı olmanız ile ilgili bilgiler verebilir. Ayrıca sonraki
    kadın doğum muayenesi ile ilgili bilgi verebilir. 

  • Emzirme !

    Emzirme doğumdan yarım saat sonra başlamalıdır. Annelere emzirme ve bebeklerinden ayrı olduklarında da sütlerini muhafaza etme yöntemleri öğretilmelidir. Yeni doğmuş bebeklere anne sütü dışında herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemelidir. Bebek her isteğinde emzirilmelidir. Yapay meme veya emzik emzirme döneminde bebeklere verilmemelidir.

    * Emzirmeden önce eller sabunlu su ile yıkanmalıdır.
    * Anne rahat pozisyonda oturmalıdır. Sandalyeler emzirmek için uygun değildir.
    * Meme başı kaynatılmış ılık suyla veya % 5’lik karbonatlı su ile silinmelidir.Meme başının dışarı çıkık olması için meme ucu iki parmakla tutup masaj yapmalıdır.
    * Bebeğin burnunun açık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Meme başı hafif bastırılarak burun açık tutulmalıdır.
    * Bebeğin altı temiz olmalıdır. Bebeğin emmesini engelleyebilecek nedenler ortadan kaldırılmalıdır.
    * Emzirme bittikten sonra bebek dik olarak anne omuzuna yatırılmalı ve sırtına hafif masaj yapılarak gazı çıkartılmalıdır. Bir defa geğirdikten sonra gazın çıktığı sanılmamalıdır. Bu nedenle yatağa yatırıldıktan sonrada, sağ yanına veya yüzün koyun yatırılmalıdır.
    * Her beslemede her iki memede boşaltılmalıdır. Devamlı olarak 10-15 dakika emme bile bir memeyi boşaltmaya yetecek süredir. Eğer bebek, prmatüre (erken doğmuş) bebeklerde olduğu gibi bu sürede boşaltamıyorsa , meme tutması iyi olabilir ancak sütü ağız içne çekmesi yetersizdir. Bu durumda müdahale etmek gereklidir. Kalan süt sağılarak boşaltılmalıdır. Memede kalacak süt, daha sonra gelecek süt oranını azaltacaktır. Sağılan süt ayrıca bebeğe verilir.
    * Annenin psikolojik durumu süt salgısını etkiler. Yorgunluk süt salgısını azaltır.
    * Süt yapımını artıran belirli bir besin veya ilaç yoktur. Ancak annenin susuz kalmaması ve psikolojik durumu önemlidir. Bu açıdan sulu gıdaların yayarı olabilir.
    * Emziren anne alacağı ilaçlara dikkat etmelidir. Süt ile bu ilaçla bebeğe geçebilir. Anne sütü vageçemediğimiz bir gıda olduğundan,süte geçen ilaçın bebeğe zararı olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Süt verilip verilmemesine karar verilmelidir. Süt verilmemesi genellikle geçiçi tutulmaya çalışılarak bu arada anne memesinin boşaltılmasına çalışılır.

    Anne sütü tüm uğraşılara rağmen verilemiyorsa, anne sütüne adapte edilmeye çalışılan endüstriyel mamalar verilir. İneksütü verilmek zorunda kalındıysa, bebeğin ayına göre süt yarı yarıya veya 2/3 oranında sulandırılır ve % 5 şeker eklenir. Bebek yeni doğduğunda mama için her ağladığında ortalama günde 8-12 kez emzirilir, takiben günde 6-8 kez anne sütü verilir.

  • Anne sütü ve emzirmeye ait pratik bilgiler

    Anne sütünün içeriği

    Anne sütü, gebeliğin 6-7. aylarında yapılmaya başlar. Bebek doğana kadar salgılanan süt miktarı azdır. Bebek doğduktan sonra süt yapımı da artar.

    Anne sütü, bebek için en uygun bileşimlerdedir. İçeriği sabit olmayıp, bebeğin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterir. Temel olarak protein, yağ, karbonhidrat ve su’dan oluşur. İçinde, vitaminler, kalsiyum gibi elementler, çeşitli enzimler ve bebeği hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık proteinleri de içerir. Büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormonları da içerir. Anne sütünde, 20’den fazla aktif enzim tanımlanmıştır. İlk 5 gün salgılanan süt; “kolostrum” veya “ağız” denen özel yapıda bir süttür. Yağı az, sodyum, potasyum, çinko ve bebeği mikroplardan koruyan antikorlardan zengindir. Kolostrumda yağ oranı % 2, daha sonra giderek artar ve 15. gün civarında % 3.5-4 grama ulaşarak sabit kalır. Sütün içindeki yağ oranı, beslenme sırasında da değişiklik gösterir. Başta daha az, emzirme sonuna doğru doygunluk hissi verip bebeğin memeyi bırakması için daha yağlı bir kıvam alır. Anne sütündeki enerjinin yarısı yağlardan karşılanır.

    Anne sütündeki protein oranı; başlangıçta litrede 15 gram civarında; olgun sütte 8-9 gram civarındadır. Anne sütündeki protein miktarı, inek sütünden daha düşüktür. Ancak yararlanım düzeyi daha yüksektir, bebeğin ihtiyacını tamamen karşılar. Ayrıca, böbreklere de gereksiz protein yükü bindirmemiş olur.

    Anne sütündeki karbonhidrat, esas olarak laktoz (süt şekeri)dur. Litrede 70 gram civarında laktoz bulunur.

    Vitamin içeriği, annenin beslenmesinden ve aldığı vitaminlerden etkilenir. Genel olarak sağlıklı bir annenin sütünde, K ve D vitamini dışındaki vitaminler yeterlidir.

    Sütün %80’den fazlasını oluşturan su ise, bebeğin tüm su ihtiyacını karşılar.

    Anne sütünün bebeğe faydaları

    Anne sütü, bebeğin tüm ihtiyaçlarına cevap verir. Özellikle ilk 4-6 ay, başka hiçbir gıda almaksızın, her türlü ihtiyacı karşılar. Bebeğin su ihtiyacını karşılar. Büyüme gelişmesi için gereken proteinini, enerjisini karşılar. Anne sütündeki yağlar, enerjiyi karşılamanın yanı sıra, gözün retina tabakası ve beyin gelişimi için de gereklidir. Anne sütünde; hazır mamalarda olması mümkün olamayan ve bebeği çeşitli mikroorganizmalardan koruyan biyoaktif maddeler, bağışıklık sistemini düzenleyen faktörler, büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormon ve büyüme faktörlerini de bulundurur. Enzimlerden biri olan laktoferrin, demiri bağlayarak mikropların kullanmasını ve üremesini engeller. Kazein, ve bazı başka enzimler de mikropların bebeğin barsağına tutunmasını engeller. Özellikle sindirim ve solunum sistemi başta olmak üzere, çok sayıda organın büyüme ve gelişmesini düzenler.

    Bebeğe ne zamana kadar süt verilmeli?

    Anne sütü, ilk 6 ay bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılar. Bu süre zarfında bebeğe sadece anne sütü ve D vitamini verilmelidir. Bundan sonra ise bazı eksikliklerin oluşmaması için, ek gıdalara başlanmalıdır. Anne sütüne ilave ek gıdalara 4 aydan önce başlanmamalıdır. Ek besinlerle birlikte anne sütü, 1 yaşına kadar verilmelidir. Tercihan 2 yaşına kadar da devam edilebilir. Ancak bebek, alması gereken ek gıdaları almayıp sadece anne sütüne devam ederse, 1 yaşından sonraki dönemde bazı eksiklikler ortaya çıkabilir. Bu durumda anne sütünün verilmemesi de söz konusu olabilir.

    Katı besinlere erken başlanırsa, anne sütü alımını kısıtlar, büyümesi olumsuz etkilenir. Ek gıdalara erken başlamakla besin alerjisi riski de artmaktadır. 4. aydan önce verilen ek gıdalar, ishal, kabızlık, gaz gibi mide barsak sistemi sorunlarına yol açabilir.

    Emzirirken bebek nasıl tutulmalı?

    -Anne, rahat bir pozisyonda oturmalı ve kendini rahat hissetmelidir.

    -Bebeğin başı ve vücudu düz bir hat üzerinde olmalı, yüzü memeye doğru, burnu da meme ucunun tam karşısında olmalıdır.

    -Anne ve bebeğin vücudu çok yakın bulunmalı, bebek sadece baş ve omuzlarından değil, kalçasından da desteklenmelidir.

    -Bebek, meme başının tüm renkli kısmını ağzına alacak şekilde ayarlanmalıdır. Sadece meme ucunu ağzına alması yanlıştır.

    -Mutlaka gerekmedikçe emzirme sırasında anne veya bebeğe müdahale edip rahatsız edilmemelidir.

    -Bebeğin başı memeye doğru itilmemelidir. İtilirse, bebek başını daha da geriye atarak huzursuz olur.

    -Anne, memeyi eli ile alttan desteklemelidir.

    -Parmaklarla meme hafifçe sıkılmalı, bebeğin burnunu tıkamamalıdır.

    -Emzirme sırasında bebeğin pozisyonu ara ara rahatsız etmeden değiştirilmeli, memenin farklı noktalarına da basınç uygulanması sağlanmalıdır.

    -Sezeryan doğumlarından sonra oturarak emzirmek zor olabilir. Bu durumlarda yan yatarak emzirmek de mümkündür.

    Anne sütü nasıl saklanmalı?

    Böyle bir uygulama ne kadar yararlı?

    Özellikle çalışan anneler için süt saklanması gerekebilir. Ancak bebeğin emzirme saatleri ayarlanmalı, anne işe gitmeden hemen önce bebeğini direkt memeden emzirmelidir. Ancak işyerinde de uygun koşullarda el veya pompa aracılığı ile süt sağılıp, steril kaplarda saklanabilir. Anne sütündeki enzimlerden dolayı, 6 saat kadar süre oda ısısında bile bekleyebilir; mikrop üremez. Buzdolabında da 24-48 saat bekletilebilir. Bu süt, verileceği zaman benmari usulü ile ısıtılıp, kapla, biberonla veya kaşıkla verilebilir. Özel süt toplama torbaları da satılmaktadır. Steril bu torbalara sağılan anne sütü, derin dondurucuda 6 ay kadar saklanabilir. Saklanan süt ısıtılıp bebeğe verildikten sonra artanı atılmalı, tekrar dondurulmamalıdır. Ancak unutmamak gerekir ki; anne sütü, canlı bir maddedir. İçeriği bebeğin ihtiyaçlarına göre değişmektedir. Şimdi sağılıp saklanan sütün içeriği, 6 ay sonra bebeğin ihtiyacına uygun değildir. Bu nedenle uzun süreli saklamalar önerilmez. Annenin süt üretimi, psikolojik ve sosyal şartlardan çok etkilenir. Annenin bebeğine süt verememe vicdan azabı, sütün kesilmesine neden olabilir. Bu nedenle de çalışan anneleri, emzirme saatlerini evde bulunduğu dönemde, gecede artırmaya yönlendirmek daha uygun olur. Ancak, işyerinde sağılarak bebeğine süt getiriyor olması, anneyi kendisi yokken de bebeğinin doğru beslendiği için huzurlu kılacaktır. Bu nedenle de süt sağılıp saklanması doğru ve uygun bir yaklaşımdır.

  • Bebeklerde emzirme, emzirmede karşılaşılan güçlükler ve süt depolama

    Bebeklerde beslenme

    ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI

    Anne sütü her zaman temizdir, mikropsuzdur.

    Anne sütü daima hazırdır, ekonomiktir.

    Anne sütü bebekle anne arasında sevgi bağı kurulmasını sağlar.

    Anne sütü en doğal ve en taze besindir.

    Anne sütünün sindirimi kolaydır.

    Anne sütünün alerjik özelliği yoktur.

    Bebeği hastalıklara karşı koruyucu bağışıklık maddeleri içerir(ishal, orta kulak enfeksiyonu vb.).

    Annede meme kanseri görülme riskini azaltır.

    NE SIKLIKLA EMZİRİLMELİDİR?

    Bu sorunun cevabı genellikle ” bebeğin istediği sıklıkta” dır.Ancak bu çoğunlukla meme başı çatlaklarına neden olabildiği için
    ilk gün her bir memeyi 5 dakikadan fazla emzirmeyiniz. 2. gün 10 dakika, 3. günden itibaren her bir memeyi 15 dakika veya daha uzun süre,bebek doymuş görünene kadar yada memenin boşaldığı hissedilene kadar emziriniz. Memenin tam boşalması 5-20 dakikadır. Ancak bazı bebekler ilk 2 dakikada memedeki sütün yarısını, 5-6 dakikada % 90’nını boşaltır. Bu nedenle daha uzun emmezse bebeğin aç kaldığını düşünmeyin.Ama unutmayınızki daha uzun emme sütün son kısımlarında bulunan yağların bebekler tarafından alınmasını sağlayacaktır. Meme değiştirmeden önce bebek uyuya kalırsa veya emmeyi erken bırakırsa gazını çıkarın ve beslemeye devam edin; çünkü midesini dolduran süt değil gaz olabilir.

    Bebebekler 2-3 saatte bir olmak üzere günde 8-12 kez beslenmelidir.İlk 3-4 hafta gündüz 2-3 saatten,gece ise 4 saatten daha uzun aç bırakılmamalıdır.

    Beslemek için illada bebeğin ağlamasını beklemeyiniz,2-3 saat geçmiş ise bebek ağlamadan öncede açlık işaretleri verir,daha uyanık bakar, emme hareketleri gösterir.

    Anne 4-6 aya kadar bebeğin normal büyüme ve gelişimini sağlayacak kadar süt üretebilir. Bebekler ilk 3 ayda 750-900, 3-6 ayda 450-600, 6-12 ayda 300-400 gr alır. Eğer 8-12 kez emiyorsa ve aralarda uyuyorsa yeterince besleniyor demektir. Eğer memedeki sütün yeterince boşalmadığı düşünülüyorsa süt pompa yardımıyla sağılıp bebeğe verilmelidir.

    EMZİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Dışardan bebeğini besleyen bir anne gördüğünüzde her şeyin ne kadar kolay olduğunu düşünürsünüz. Ancak ilk kez bebeği memeye koyduğunuzda hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığını fark edeceksiniz…

    Tüm gayretlerinize rağmen bebeği memede tutmayı başaramayabilirsiniz. Emmeye hiç de hevesli olmayabilir. Bebek huysuzlaşır, ağlar, siz de hayal kırıklığı ya da umutsuzluğa kapılma hissi yaşayabilirsiniz. “ anneliğin en kolay ve temel fonksiyonunu bile yerine getiremiyorum, anneliğin diğer şartlarını nasıl sağlayacağım” diye düşünebilirsiniz. Durun! Hemen pes etmeyin. Her şey bitmiş değil ve siz henüz her şeyin başındasınız.

    Emzirme anne olmanın diğer yanları gibi sonradan öğrenilir, iç güdüsel değildir. Kendinize ve bebeğinize zaman tanıyın. Emzirmenin size kolay geleceği günler hiç uzak değil. Sıkıntıya ve umutsuzluğa kapıldığınızda bunu düşünün ve rahatlayın.

    Bir süre sonra emzirmenin, anneliğin en kolay ve tatlı yanı olduğunu anlayacaksınız. Üstelik bebeklerin midesi sandığınız kadar büyük değildir. Onun fazla süte ihtiyacı olduğu dönemde emin olun sizinde yeterli miktarda sütünüz gelmiş olacaktır.

    Memeyi almamasının nedeni erkenden biberon veya yalancı emzik kullanma olabilir. Çünkü yapay meme ile anne memesi farklı ağız ve dil hareketi gerektirir. Bebek, anne memesini emmek daha fazla efor gerektirdiği için biberona yönelebilir. Bu nedenle ilk 3 hafta 1 ay yalancı emzik ve biberon kullanmayınız.

    Bebek uyanık ve ilgili iken besleyin,ancak bunu başaramazsanız bebek uyurkende besleyebilirsiniz. Beslenmeden önce anne ellerini yıkamalıdır, memem başı ve çevresi temiz su ile silinmelidir. Meme başını temizleme de sabun veya alkol kullanmaya gerek yoktur.

    Emzirirken rahat bir yere otururunuz ve sırtınızı bir yere dayayınız. Bebeğin üzerine eğilmek yerine kucağınıza koyacağınız bir yastıkla bebeği meme hizasına getirebilirsiniz.

    Bir elinizle bebeği uygun pozisyonda tutup serbest kalan elinizin son 3 parmağı ile memeyi alttan destekleyiniz. İleri çıkmış meme başını bebeğin ağız köşesine sürerek, bebeğin arama refleksini uyarıp, bebek ağzını açınca memeyi verin. Aranmasını ve ağzını açmasını sağlayana kadar bu hareketi tekrarlayın, bebeği zorlamayın.

    Bebek emzirilirken mümkün olduğunca dik tutulmalıdır. Yatar durumda emzirme bebeğin genzine süt kaçmasına ve daha fazla gaz yutmasına neden olur.

    Bebeğin alt dudağını ve kendi elini emmediğinden emin olun.

    Emzirirken memenin bebeğin burnunu tıkamamasına dikkat edin.

    Emzirmede yalnızca meme başı değil, meme başı çevresindeki koyu renkli bölgeyi de çocuğun ağzına alması sağlanmalıdır.

    Her seansta her iki meme verilmelidir. Her beslenmeye bir önce bıraktığınız memeden başlanmalıdır.

    Bebeği memeden alırken bir parmağınızı hafifçe ağzına sokarak memeyi zedelemeden çıkarın.

    Emzirdikten sonra bebek dik olarak omuza dayandırılıp yuttuğu hava (gaz) çıkartılmalıdır.

    EMZİRMEDE KARŞILAŞILAN GÜÇLÜKLER

    Meme başı çatlaması, ağrılı şiş göğüsler annenin süt vermesini güçleştirir. Bu nedenle gebelik sırasında göğüsler emzirmeye hazırlanmalıdır. Meme başı çökükse gebeliğin 5. ayından itibaren ele masajlar yapılarak meme başını uzatmaya çalışılmalıdır.

    Göğüslerde dolgunluk: genellikle ilk doğumdan sonraki 2-5 gün içinde memelerde rahatsızlık verici bir şişkinlik olabilir. Meme başı ile etrafındaki kahverengi kısmın birleşim yeri sertleşir. Konveks bir durum olur. Bebek memeyi iyi tutamaz ve içinde süt kanalları bulunan kısma baskı yapamaz. Böyle olunca meme başı çatlakları oluşabilir ve meme içi boşalmadığı için süt kesilmesi olabilir.

    ÖNLEMLER:

    Memeler sık aralıklarla ve pozisyon değiştirerek emzirilmelidir.

    Memede biriken süt el yardımıyla veya pompayla boşaltılmalıdır.

    Emzirmeden önce memeye sıcak uygulanması meme boşaltılmasını kolaylaştırır.

    Emzirme aralarında memeye soğuk kompres uygulanması daha fazla dolgunluğu engeller.

    MEME BAŞI ÇATLAKLARI VEYA MEME BAŞINDA AĞRI

    Oldukça sık görülen bir durumdur. Ancak geçicidir. Genellikle doğumdan sonra ikinci veya üçüncü gün görülür.

    ÖNLEMLER

    Bebeği kısa süre fakat sık emzirin.

    Bebeği memeye koyarken ve çekerken dikkatli olun.

    Emzirme sonunda memeleri açık havayla temasta bırakın.

    Beslenme sonunda ince tabaka bir lanolinli pomat kullanın.

    Daha geç başlayan çatlaklarda doktorunuzu arayın, nedeni mantar enfeksiyonu olabilir.

    Emzirirken bebeğin pozisyonunu sık sık değiştirerek memenin aynı kısmına basınç yapmasını engelleyin.

    MASTİT: Ateş, halsizlik, titreme, memede kızarıklık ve hassasiyet ile karakterizedir. Doktorunuzu arayın. Antibiyotik tedavisi gerekir. Doktorunuza ulaşıncaya kadar sıcak kompres yardımcıdır. Memeden iltihap gelmiyorsa emzirmeye devam edin.

    SARILIK: Sıklıkla 3-4 günlerde yeterince süt almayan bebeklerde görülür. Süt salgılanması tam başlayıncaya kadar destekleyici mama verilebilir. Ancak mümkün olduğunca sık sık emzirerek süt gelmesini sağlamaya çalışılmalıdır. Gerçek sütü sarılığı tamamen sağlıklı bebeklerin %2’sinde görülür. Anne sütünde bulunan bir madde bundan sorumludur. Doktorunuzu arayın; çünkü sarılığın bir çok nedeni vardır.

    ANNE SÜTÜNÜN TOPLANIP DEPOLANMASI

    Ellerinizi sabun ve su ile iyice yıkayınız.

    Sağma cihazları sıcak sabunlu suda iyice yıkanmalı, durulanmalı ve açık havada kurutulmalıdır. Bulaşık makinesinde yıkamakta yeterli olacaktır.

    Sütü depolamak için özel olarak üretilmiş saklama kapları kullanınız.

    Eğer sağılmış sütü 24 saat içinde kullanacaksanız dondurmayınız.

    Dondurulmuş süt deep freez de 3-6 ay özelliğini korur,ancak unutmayınızki depolama anne sütündeki yağların parçalanmasına neden olabilir ,bu nedenle her nekadar 3-6 ay diyorsakta siz mümkünse 3 ay saklamayı tercih ediniz.

    Depolama kapları üzerine tarih ve saat koymayı unutmayınız.

    Donmuş süt üzerine yeni sağdığınız sütü eklemeyiniz

    Donmuş sütü buzdolabında veya ılık su dolu bir kap için de bekleterek çözebilirsiniz.

    Çözmek için mikrodalga fırın kullanmayınız ,mikrodalga eşit ısıtma yapmaz ve bazı partiküller az ısınırken bazısı çok aşırı ısınıp yanıklara neden olabilir,ayrıca önemli protein ve vitaminlerin ölmesine yol açabilir.

    Buzdolabında çözülmüş süt 24 saat içinde kullanılmalıdır.

    Çözülmüş sütü tekrar dondurmayınız.

    Çözdükten sonra bebek sütün tamamını bitirmez ise daha sonra beslemek için saklamayınız,atınız.

  • Emzirmeye başlarken..

    Yeni doğan bebeğinizi doğum salonunda kollarınıza aldığınız ilk an, emzirmeye başlamak için harika bir andır. Başlangıçta, vücudunuz kolostrum adı verilen özel bir süt üretecek, az miktarlardaki bu süt bebeğinizin enfeksiyonlardan korunmasına yardımcı olacaktır. (Bebeğinizin midesi çok küçük olduğundan, doyması için bu az miktarlar yeterlidir. Midesi büyüdükçe, sütünüz de değişir ve daha fazla miktarda süt üretmeye başlarsınız.)
    Bebeğinizin tüm vücudunu, göğsü göğsünüze gelecek şekilde çevirin. Meme başınızı bebeğinizin üst dudağına değdirin. Ağzını genişçe açtığında, bebeğinizi memenize doğru çekin ve memenizi alttan destekleyerek tutun. Bebeğinizin ağzı yalnızca meme ucunu değil, meme başı çevresinin (baş çevresinin etrafındaki daha koyu bölgenin) mümkün olduğunca geniş bir kısmını içine almalıdır.

    Yeni doğan bebeğiniz meme başınızı bulmakta veya burada kalmakta zorlanırsa paniklemeyin. Emzirme süreci sabır ve bolca pratik ister. Bir hemşireden size nasıl emzireceğinizi göstermesini istemekten veya hastanede kaldığınız süre içerisinde bir emzirme danışmanlığı ziyareti talep etmekten çekinmeyin (birçok hastanede kadrolu danışmanlar vardır).
    Bebeğiniz prematüre doğduysa, onu hemen emziremeyebilirsiniz. Bu durumda, sütünüzü pompayla çekip, biriktirmeye başlamalısınız. Bebeğiniz emzirilmek için yeterli güce ulaşana kadar, bu sütü biberon yardımıyla alacaktır.

    Emzirmeye başladıktan sonra, bu sürecin acılı olmaması gerektiğini unutmayın. Bebeğiniz memeye tutunduğu zaman, memenizdeki hisse dikkat edin. Bebeğinizin ağzı, meme başının altındaki çevre kısmının büyük bir parçasını kaplıyor olmalı, meme başınız ise bebeğin ağzının arka kısmına yerleşmelidir.
    Bebeğinizin memeye tutunması canınızı yakıyorsa, ağzını memenizden ayırın (serçe parmağınızı bebeğinizin diş etleri ile memenizin arasına yerleştirerek) ve tekrar deneyin. Memeye doğru bir şekilde tutunan bebeğiniz, işin geri kalanını zaten kendi başına halledecektir.

    Ne sıklıkta emzirmeli?

    Sık sık. Ne kadar çok emzirirseniz, o kadar sütünüz olur. 24 saatte sekiz ila 12 kez emzirmeyi hedef alabilirsiniz.
    Amerikan Pediatri Akademisi’ne (AAP) göre, emzirmede bir düzeni sıkı sıkıya takip etmek yerine, yeni doğan bebeğinizi aşırı duyarlılık veya hareketlilik ya da meme başınızın etrafında aranma gibi erken açlık belirtileri göstermeye başladığı her seferde emzirmelisiniz. Ağlama da bir açlık belirtisidir – ideal şartlarda, bebeğinizi ağlamaya başlamadan önce emzirmeye başlamalısınız.
    İlk birkaç gün boyunca, bebeğinizi emzirmek için nazikçe uyandırabilirsiniz. Bu durumda, bebeğiniz emzirmenin yarısında uyuya kalabilir. (Bebeğinizi emzirme sırasında uyanık tutmak için, kundağını açabilir veya bir kat kıyafetini çıkarabilir.) Bebeğinizin yeterli sıklıkta beslendiğinden emin olmak için, onu son emzirmenizden en geç dört saat geçtikten sonra uyandırın.

    Konforlu bir emzirme için…

    Beslenme süreleri özellikle yenidoğan aylarında 40 dakikayı bulabileceğinden, emzirme için rahat bir alan seçin. Bebeğinizi, kollarınızı ve sırtınızı ağrıtmayacak bir pozisyonda tutun. Bebeğinizin başını elinizle desteklemeniz işe yarayabilir ama seçeceğiniz pozisyon, her zaman sizin rahat etmenize bağlıdır.
    Oturarak emziriyorsanız, bebeğinizi bir emzirme yastığıyla destekleyebilirsiniz. Birçok anne, rahat etmek için ayak taburesi kullanıyor. Emzirirken oturabilir veya uzanabilirsiniz, ama bebeğiniz ve siz rahat edene kadar emzirmeye başlamayın, çünkü bu pozisyonda bir süre kalmanız gerekecek.

    Neler yemeli?

    Emzirirken ihtiyaç duyacağınız tek şey, normal, sağlıklı bir beslenme düzenidir. Kendi beslenme düzeniniz mükemmel değilse bile, bebeğiniz için süt üretmeye devam edebilirsiniz. Ancak, dengeli beslenme süt kalitenizin ve miktarının mümkün olan en yüksek düzeye ulaşmasını sağlayacaktır. Kalori saymak yerine, açlığınızı dinleyin ve su dengenizi koruyabilmek için, gün boyunca sıvı alın.
    Emzirme sırasında, vücudunuz gündüz ve gece boyunca bebeğinize süt üretmek için çalışacağından, diğer birçok anne gibi kendinizi daha aç hissetmeniz normaldir. Ara öğünlerde sağlıklı atıştırmalıklar tüketmek (ki hamilelikte de böyle yapmış olabilirsiniz) açlığınızı yatıştırmak ve enerjinizi yüksek tutmak için güzel bir yöntemdir. (Genel bir kural olarak, emziren çoğu anne, emzirmeyen annelere göre günde 200 ila 500 kalori daha fazla tüketmeye ihtiyaç duyar.)
    Kafein tüketiminizi fazla abartmayın, çünkü kafein sütünüzle bebeğinize geçer ve bünyesinde birikme yapabilir. (Uzmanlar, kafein alımınızı günde 300 mg, yani bir fincan kahve ile sınırlandırmanızı tavsiye eder.)
    Ayrıca, emzirme sırasında alkol tüketiminizi de sınırlandırmanız gerekir, çünkü alkol de anne sütüne geçer.
    Emzirme dönemindeki bebeklerin çoğu, annelerinin baharatlı yiyecekler tüketmesine aldırış etmez. Aslına bakılırsa, bazı uzmanlara göre bebekler bu çeşitlilikten hoşlanabilir. Tüm bebekler için sorun yaratacak belirli bir gıda yoktur.Yani gaz yapacak diye kuru baklagil süt ve süt ürünleri yememek doğru değldir,dengeli besleneceksiniz. Bu nedenle, yediklerinizi hemen sınırlandırmanız gerekli değildir. Ancak, belirli bir yiyeceği (örn. süt ürünlerini) tükettiğinizde bebeğinizin daha gazlı veya huzursuz olduğunu gözlemliyorsanız, şüphelendiğiniz yiyeceği bir süre bırakıp, bebeğinizin bu yiyeceği almadan daha rahat edip etmediğini belirlemeyi deneyin.

    Karşılaşabileceğiniz sorunlar

    Bazı anneler emzirmeye kolaylıkla ayak uydurup, herhangi ciddi bir fiziksel veya duygusal sorunla karşılaşmaz. Ancak, birçok yeni anne emzirmeyi öğrenmekte zorlanabilir. Şevkinizin kırıldığını hissediyorsanız, yalnız değilsiniz.
    Bebeğinizin sürekli talepleri yüzünden hiçbir şeye yetişemediğinizi ve uykusuzluktan yorgun düştüğünüzü hissedebilirsiniz. Kafanızda sorular da olabilir: Bebeğim yeterince süt alıyor mu? Meme başlarımda yaralar olmalı mı? Emzirme ne kadar sürmeli? Bebeğim emzirme sırasında uyuyakalırsa onu uyandırmalı mıyım?
    Kadınlar bebeklerini yüz yıllardır emziriyor olsa da, emzirme süreci her zaman kolay olmayabilir. Birçok kadın, en baştan bazı zorluklarla karşılaşır. İlk altı haftada karşılaşabileceğiniz en yaygın emzirme sorunları şöyledir:

    Angorjman (memelerin aşırı dolu olması ve rahatsızlık vermesi)

    Mastit (meme enfeksiyonu)
    Bu sorunlar karşısında sessiz kalmayın. Yukarıdaki sorunlardan herhangi birini yaşıyorsanız, ağrınız varsa veya fiziksel rahatsızlığınız emzirmenizi engelliyorsa, doktorunuzu arayın.

  • Yenidoğan döneminde beslenme

    Bebeğin doğumdan sonraki ilk bir ayı yenidoğan dönemi olarak adlandırılır. Bu dönem hem bebek hem de anne açısından çok önemli bir dönemdir. Anne ve bebek arasındaki ilişkinin temelleri bu dönemde atılır.

    Doğumdan sonraki ilk birkaç saat çok önemlidir. Bu dönem yenidoğan bebeğin en aktif olduğu dönemdir. Bebek mümkün olan en kısa sürede anne memesine getirilmeli ve en az 10-15 dakika aktif emmesi sağlanmalıdır. Bebeğin memede kalması aktif olarak emdiği anlamına gelmez. Öncelikle bebeğin memeyi tam kavradığından emin olmak gereklidir. Mümkünse önce annenin rahatı sağlanarak meme hafifçe aşağıya doğru yönlendirilmelidir. Meme başı ve etrafındaki kahverengi kısmın büyük bir kısmı bebeğin ağzını dolduracak şekilde kavraması sağlanmalıdır. Bu durum hem bebeğin etkin emmesi, hem de annenin meme başı çatlağı oluşumunun azaltılması açısından önemlidir. Bebek sol memeyi emerken anne sağ elinin 4 parmağı memenin altında olacak şekilde memeyi desteklemeli başparmağı ile de arada göğsü yukarıdan aşağıya doğru sıvazlayarak hem süt akışını sağlamalı, hem de bebeğin burun deliğinin açık olmasını sağlamalıdır. Arada işaret parmağı ile bebeğin çenesine dokunarak da uyaran vermekte fayda vardır.

    Doğum sonrası ilk günlerde süt az geldiği için bebek çabuk yorulabilir, bu yüzden ara ara bebeğe uyarı verilerek ve göğüs sıvazlanarak bebeğin uyumasına fırsat verilmeden emzirme süresi en az 10-15 dakika olmalıdır. Bebek emerken ara ara 5-10 saniyelik dinlenmesi normaldir. Ancak bu süreyi çok uzatıp uykuya geçmesine müsaade edilmemelidir. Bir meme emzirildikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalı, altı değiştirilmeli; sonra diğer memeye geçilmelidir. İkinci memeye geçmeden önce 15-20 dakika kadar ara verilmesi bebeğin gazını çıkarması, çiş-kaka yaparak karnının biraz boşalması ve yediğini biraz sindirmesi için bebeğe zaman verecektir. Bu sürenin sonunda bebeğin altını değiştirmek ikinci memeye geçmeden önce tekrar uyanmasını sağlayacaktır. Yani beslenme ve bebeğin bakımı için toplam 1 saat kadar süre ayrıldığında ve bu süre etkin olarak değerlendirildiğinde bebek iyi beslenmiş ve rahatlamış olduğu için ikinci memeyi emdikten sonra yaklaşık 1,5-2 saat uyuyacaktır.

    Doğum sonrası 3-7. günler arası bazı problemler görülebilir. Bu dönemde anne eve çıktığı için biraz yorgundur. Yeni anneliğin şaşkınlığına bir de meme başı problemlerine bağlı ağrı da eklendiği için bazen emzirme eziyet haline dönüşebilir. Doğru emzirme tekniklerinin uygulanması bu durumun biraz daha hafif atlatılmasını sağlayabilir. Ancak bu dönemde süt yapımı çok arttığı için memelerde gerginliğe bağlı ağrı olabilir. Bebek bazen gerginlikten dolayı memeyi kavramada zorlanabilir ve süt çok olmasına rağmen bebek aç kalabilir. Bu durumda yine öncelikle bebeğin doğru şekilde emzirildiğinden emin olunmalıdır. Eğer bebek emme sonrası huzursuzlanıyorsa, memeye geldiğinde hemen uyuyor, yeterince ememiyorsa, çok kısa aralıklara emmek istiyorsa yeterince beslenemiyor olabilir. Bu durumda beslenme öncesi anne memesi sağılarak biraz yumuşatılır ve süt akışı başladıktan sonra bebeğe meme verilirse daha başarılı olunacaktır.

    İlk 7-10 günü başarılı bir şekilde atlattıktan sonra bebek yaklaşık 2-3 saatte bir düzenli olarak emiyor ve uyuyorsa sonrasında genelde artık uyarı vermeye gerek kalmaz. Bebek artık güçlendiği ve süt yapımı da bebeğe uygun şekilde düzenleneceği için bebeği aynı düzende emzirmeye devam etmek genel olarak bebeğin yeterli beslenmesini sağlayacaktır. Düzenin devam etmesi 15-20 günlükken başlayacak gaz sancısı döneminin biraz daha rahat atlatılması açısından da önemlidir.

    Tüm annelere ve anne adaylarına; bebeğinizle birlikte yeni hayatınıza güzel bir başlangıç yapmanız dileğiyle.

  • Pubertal jinekomasti (ergenlikte meme büyümesi):

    Pubertal jinekomasti, erkeklerde endokrin bir patoloji olmaksızın memedeki glandüler yapının geçici büyümesidir. Meme büyümesi tek ya da çift taraflı ve ağrılı olabilirken, bu ergenlerde herhangi bir kronik hastalık ya da ilaç kullanım öyküsünün olmaması önemlidir. Fizyolojik jinekomasti yaşam boyunca en sık üç dönemde görülmektedir; yenidoğan dönemi, pubertal dönem ve yaşamın geç dönemidir.

    Geçici pubertal jinekomasti en sık karşılaşılan jinekomasti tipidir ve 10-16 yaş arasındaki erkeklerde daha sık görülmektedir. Özellikle 13-14 yaşları arasında pik yapmaktadır. Pubertal jinekomastinin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Sıklıkla altta yatan kronik bir hastalık, endokrinopati ve ilaç kullanımı öyküsü saptanamamaktadır. Bedende normal şartlarda östrojen ve androjen arasında bir denge söz konusudur. Östrojen ve androjen arasındaki dengenin bozulması jinekomasti gelişiminde çok önemlidir. Örneğin kilo fazlası olan çocuklarda azalmış seks hormon bağlayıcı globulin (SHBG) seviyesi sonucu artan serbest östrojen konsantrasyonu jinekomasti gelişimine katkıda bulunmaktadır. Pubertenin ilerlemesi ile birlikte gece ve gündüz testisden testosteron salınımı olmakta ve gün içerisinde testosteron seviyeleri de yüksek kalarak jinekomasti gerilemektedir. Pubertal dönemde görülen jinekomastinin büyük bir kısmı iyi seyirlidir. ilk 3 yıl içinde olguların çoğunda kendiliğinden düzelirken, %10’luk bir grupta düzelme olmamaktadır.

    Pubertal jinekomasti, genellikle hastanın kendisi ya da ebeveynleri tarafından rastlantısal olarak saptanır. Memedeki şişlik sıklıkla şikayete neden olmaz, ancak bazı olgularda dokunmayla ya da dokunmadan ağrı ve hassasiyet olabilmektedir. Memedeki glandüler dokunun hacmine ve gelişim hızına göre meydana gelen hassasiyet, ağrı ve büyüklük simetrik olmayabilir. Genellikle glandüler doku sıklıkla 4 cm’in altındadır. Tek taraflı başlangıç gösterebileceği gibi çift taraflı başlangıçta gösterebilir. Olguların %25-75’inde başlangıç iki taraflıdır. Makrojinekomasti glandüler doku çapının 5 cm ve üzerinde olmasıdır ve bu durum sıklıkla kendiliğinden gerilememektedir.

    Olguların çoğunda meme gelişimi ilk 6 ay içinde kendiliğinden gerilerken, %75’i iki yıl içinde, %90’ı ise üç yıl içinde kendiliğinden düzelmektedir. Hormonal bir patoloji saptanmayan pubertal jinekomasti olgularında jinekomastinin ağırlık derecesi ya da uzun süre devam etmesi (%10) durumlarında rezeksiyon seçeneği düşünülebilir, aksi halde hastaların grup içi etkinliklerinin (yüzme v.s.) ve/veya sosyal etkinliklerinin bozulmasına neden olarak ileri dönemde psikolojik sorunların ortaya çıkması söz konusu olabilmektedir.

    Günümüzde giderek artan obezite sorunları ile birlikte daha sık görülen lipomasti dikkatli bir fizik incelemeyle tanınabilir. Kilolu erkeklerin beden yağ kitlesinin fazla olması nedeniyle jinekomastinin daha sık görülebileceği akılda tutulmalıdır. Kilolu erkeklerde meme dokusu palpe edilirken subareolar disk ve glanduler dokunun hissedilmemesi lipomasti (pseudojinekomasti) olarak değerlendirilmektedir.

    Erkeklerde pubertal bulgular yokken gelişen tek ya da çift taraflı meme büyümesi prepubertal jinekomasti olarak adlandırılmaktadır. Patolojik olma riski yüksektir, bu nedenle bu olgulara dikkatle ve özenle yaklaşılması çok önemlidir. Bu hastaların değerlendirilmesinde konjenital adrenal hiperplazi (11-beta hidroksilaz defekti), artmış aromataz enzim aktivitesi, ilaçlar (dijitaller, simetidin, rezerpin vb), adrenal ve testiküler tümörler, östrojen ile tedavi edilen hayvansal gıdalar, östrojen içeren kremler ve saç için kullanılan ürünler, büyüme hormon tedavisi gibi sebepler dikkatten kaçmamalıdır. Bugün 300’den fazla ilacın jinekomastiye neden olduğu bilinmektedir. Saptanabilen bir durum varlığında sebebin ortadan kaldırılması gerekir.

    Pubertal jinekomasti tedavisi; izlem, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere üç yaklaşım vardır.

    İzlem: Altta yatan bir neden saptanmamış olan pubertal jinekomastili olgularda tedavinin temelini gözlem oluşturmaktadır. Pubertal jinekomastinin %90’a yakın bir kısmının ortalama 3 yıl gibi bir sürede kendiliğinden gerileyebileceği göz önünde tutularak, pubertal jinekomastili olguların 3-6 ay aralarla izlenmesi önerilmektedir. Çünkü olguların birçoğundaki patoloji, medikal ve cerrahi yaklaşımsız spontan olarak gerilemektedir.

    Medikal Tedavi: amacı, jinekomasti fizyopatolojisini oluşturan östrojen/androjen oranları ve östrojen duyarlılığı artışının değiştirilmesidir. Medikal tedavi, pubertal jinekomasti başladıktan sonra ilk 1 yıl içinde meme bölgesinde ağrısı, hassasiyeti olan ve durumun kozmetik açıdan psikolojik travma yaratmaya başladığı hastalara önerilmektedir. Ancak şu ana kadar pubertal jinekomasti tedavisinde onaylanmış bir ilaç hala yoktur.

    Cerrahi Tedavi: Makrojinekomastisi olan ve başlangıçtan beri 4 yıldan daha fazla zaman geçmiş olgularda fibrozis gelişmiş olduğu için cerrahi tedavi tercih edilmelidir.

  • Çocuklarda meme hastalıkları

    Çocuklarda meme hastalıkları

    Yenidoğanda Meme Büyümeleri: Yenidoğan çocuklarda hayatın ilk birkaç haftası içerisinde anneden geçen hormonlar nedeni ile memede büyüme görülebilir.Hem kız hem erkek çocuklarda görülebilen bu büyüme sonucu meme başından süte benzer halk arasında ‘cadı sütü’ olarak adlandırılan bir akıntı görüle bilir.Bu durumlarda bebeğin memesi sıkılarak büyümesinin engellenmesi gibi fevkalade yanlış girişim yapılmamalıdır. Böyle sıkılan meme dokusunda oluşacak nekroz (doku ölümü) iltihaplanmanın yanı sıra özellikle kız çocuklarında ileri yaşlarda meme dokusunun gelişiminde deformitelere neden olabilir.

    Yenidoğanda görülen bu tip meme büyümesi erkek çocuklarda iki hafta,kız çocuklarında ise birkaç ay içerisinde kendiliğinden kaybolur.

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA MEME BÜYÜMELERİ

    Çocuklarda;çoğunlukla kızlarda,sekonder seks karakterleri ne ait (pubik kıllanma gibi) bir belirti olmaksızın meme büyü meleri görülebilir.Başlangıçta meme areolası altında hassas bir kitle olarak kendini gösterir ve tedricen büyürler.Belirli bir zaman sonrada kendiliğinden kaybolurlar.Bu durum nadiren erkek çocuklarda görülebilir.

    Bazen de küçük kız çocuklarında iki taraflı olarak hassas nodül şeklinde meme dokusunun tamamını tutan bir büyüme görülebilir.Bu durum mikroskopik olarak bağ dokusu hiperplazisi ve meme iltihabı olarak değerlendirilir.Herhangi bir tedavi gerektirmez.Kesinlikle biopsi önerilmez.Zira meme dokusu içerisindeki kanal harabiyetine ve ilerde gelişecek meme dokusunun şeklinde bozukluğa neden olabilir.

    MEME APSESİ: Meme apsesi çoğunlukla yenidoğanlarda görülür.Hikayelerinde doğumu takip eden birkaç gün içerinde meme de büyümeyi takiben kızarıklık lokal ısı artması şeklinde kendini gösterir.Lezyon henüz küçük iken geniş spektrumlu bir antibiyotik verilerek tedavi edilir.Antibiyotiğe cevap vermeyen olgularda apse drenajı gerekebilir.Meme apsesi çoğunlukla yenidoğan yaş grubunda görülse de bazen daha büyük çocuklarda da görülebilir.

    ADOLESAN DÖNEMİNDEKİ ERKEK ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN MEME
    BÜYÜMESİ

    Bazı erkek çocuklarda adolesan döneminde meme büyümesi görülebilir.Bu bazı çocuklarda 5-6 yaşlarında da görülebilir.Büyüme belirli bir süre devam ettikten sonra kendiliğinden küçülerek kaybolur.Büyüme genellikle tek taraflıdır nadiren çift taraflı da olabilir.Büyümenin oldukça uzun sürdüğü durumlarda meme dokusu cerrahi olarak çıkartılarak patolojik incelemesi yapılmalıdır.

    ÇOCUKLARDA İYİ HUYLU MEME TÜMÖRLERİ

    Çocuklarda meme tümörleri oldukça nadirdir,çoğu da iyi huyludur.

    Adenofibroma: Çoğunluğu bağ dokusu elemanlarından oluşur ve süratli büyümeleri habis tümör intibanı verirler.Bu tümörler çoğunlukla kız çocuklarında 10 yaşın üzerinde görülürler. Tümör sert kıvamda olup büyüme hızı değişik olmakla birlikte genellikle hacimleri süratle artar.Kitle elle temasta hassas olabilirler.Üzerlerini kaplayan meme derisi parlak bir karakter kazanabilir.

    Tedavi olarak; meme başı etrafındaki pigmende dokuda yapılan dairevi bir kesi ile meme dokusunu tahrip etmeden cerrahi olarak çıkartılır.

    Kistler: En sık rastlanılan lezyonlardan biridir.Ebatları 0,5 – 1 cm civarındadır.Bazen daha büyük olabilirler.Boyları enlerinden daha büyük olup hassas olabilirler.Bu lezyonlar genellikle meme başının hemen altında,hareket ettirilebilir, deri veya göğüs duvarına fiske değillerdir.Oldukça karakteristik olan bu kistler uzun bir süre için kaybolur sonra tekrar ortaya çıkarlar.Kistler bazen oldukça büyük olabilirse de bu durum nadirdir.Oldukça büyük olanlar dışında herhangi bir tedaviyi gerektirmezler.Zira bunlar kendiliğinden zaman içerisinde kaybolurlar.Biyopsi önerilmez zira biyopsi meme dokusunda tahribata neden olabilir.Büyük kislerin içleri aspire edilebilir.Tanıda ultrasonografi yardımcı olur.

    Çocuklarda nadir olsada,lipoma,hemanjiom ve lenfanjiom her iki cinste de görülebilir.Bunlar genellikle doğumdan kısa süre sonra görülürler.Lipom ve lenfanjiomlar cerrahi olarak meme dokusunu zedelemeden çıkartılmalıdırlar.Hemanjiom (kan damarı yumağı) için beklemelidir.Bunlar 7-8 aylığa kadar büyürlerse de sonradan spondan olarak regresyona (gerilemeye) başlar ve kaybolabilirler.Hemajiomlar nadiren beklenenin üzerinde bir büyüme gösterirler ve meme dokusuna zarar vermeden eksizyonları gerekebilir.Tanıda ultrasonografi ve doppler yardımcı olabilir.

    ÇOCUKLARDA KÖTÜ HUYLU MEME TÜMÖRLERİ

    Gerek erkek gerek kız çocuklarında kötü huylu (maliğn) tümör görülmesi oldukça nadirdir.Sadece memeyi tutan olgularda mastektomi,lenf nodüllerinin de tutulduğu olgularda radikal cerrahi gerekebilir.

    ÇOCUKLARDA İKİDEN FAZLA MEME BULUNMASI

    Oldukça nadir görülen fazla meme koltuk altı ile karın bölgesi arasında herhangi bir lokalizasyonda olabilir.Tedavi fazla memenin cerrahi olarak çıkartılması şeklindedir.

  • Obezite ve kanser ilişkisi

    Obezite ve kanser ilişkisi

    Kanser, hücrelerin kontrolsuz olarak çoğalmasıdır. Çevresel nedenler (kimyasal, radyasyon, viruslar gibi) ve yapısal nedenler (hormonal, bağışıklık bozuklukları, kalıtsal mutasyonlar ve diğer genetik nedenler gibi) birlikte veya ardışık olarak hücreleri etkileyerek uzun yıllar içinde kansere yol açabilirler. Beslenme alışkanlıkları da kanser oluşumunda etken olabilir. Buna sebep olan beslenmeyle ilgili faktörler arasında; yanlış besin seçimi ve kötü beslenmek ,aşırı kilolu olmak ve fiziksel aktivitede yetersizlik yer alır.

    Erkekler açısından en yaygın türler akciğer ve mide kanseri iken kadınlar açısından bu meme ve serviks(rahim ağzı) kanseridir.

    Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum ve kan kanserleri obez bireylerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. Yağ tüketiminin yüksek olması obeziteye neden olmaktadır. Yağlı besinler ve bozulmuş yağ tüketimi, kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin de alımının artmasına neden olmaktadır.Her türlü yağın fazla alınması özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık ve kalın bağırsak-rektum kanserlerinin oluşum riskini arttırmaktadır.Kanserojen maddeler (kanser yapıcı) yağ içinde birikir ve fazla yağ alımı bu maddelerin vücuda girişini artırır.Cinsiyet hormonları yapısal olarak yağa benzerler.Yağın fazla alımı bu hormonların çalışma düzenini bozar.

    Kalın bağırsak-rektum kanserlerini ilerletici safra tuzları gibi maddelerin yapımı yağ alımı arttıkça artar.Çoklu doymamış yağ asitlerinden zengin sıvı yağlar kolay okside olurlar. Oksidasyon sonucu oluşan öğeler bağışıklık hücrelerinin yıpranmasına neden olarak kanser riskini arttırırlar.

    Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın bağırsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülmektedir. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı bilinmektedir. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.

    Yapılan çalışmalar; meyve, sebze, tam tahıllar, diyet lifi, bazı mikro besin öğeleri, yağlar (omega-3 yağ asitleri, özellikle omega-3/omega-6 oranı) ve fiziksel aktivite ile kanser riski arasında negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Toplam yağ alımı/bazı yağlar (doymuş yağlar vb), obezite, beden kitle indeksi, gıda hazırlama yöntemleri (tuzlama, tütsüleme, kürleme, turşu, yüksek sıcaklıklarda pişirme vb.) ile kanser arasında pozitif ilişki olduğunu bilinmektedir.

    Obezite – Prostat Kanseri

    Erkeklerde abdominal obezite ve bel/kalça oranı artışının prostat kan- seri için bir risk faktörü olduğu bildirilmektedir. Özellikle yayılmaya (me- tastaz) meyilli prostat tümörlerinde obezite daha da risk taşımaktadır. Vücut kitle indeksi ve prostat kanseri arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışma sonuçları farklı olsa da leptin hormonunun yüksekliği, insülin ve IGF-1 (İnsülin Büyüme Faktörü-1)’in yüksek olması hastalık riskini arttırmaktadır.

    Obezite – Meme Kanseri


    Meme kanseri, abdominal obeziteyle yakın bağlantısı olduğu bildirilmektedir. Abdominal (karın) ve kalça bölgesindeki yağ dokusu arttıkça, kanser riski de artmaktadır. Bu etki, kadının menapoz dönemi ile bağlantılıdır. Menapozdaki kadının kansere yakalanma olasılığı az olmakla birlikte, menapoz sonrası şişman kadınlarda risk yükselir. Menapoz öncesi gerekli olan östrojen, artan yağ dokusu tarafından üretilir. Östrojene hassas dokular, şişmanlıkta bu hormonun salınımını uyarırlar. Bu da tümörün büyümesine neden olur.

    Meme kanseri ile obezite arasındaki bir diğer ilişki de, obez olanlarda tümörün daha geç aşamada fark edilmesidir. Bunda Vücut Kitle İndeksi’ndeki yüksekliğin önemli bir faktör olduğu bildirilmektedir. Vücutta yağ dağılımı da meme kanser riskini etkiler.

    Obezite – Uterus (Rahim) Kanseri

    Obezite; endometriyum (rahmin iç yüzeyini oluşturan doku) kanseri ile ilişkili bulunmuştur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte şişmanlarda yüksek östrojen ve insülin düzeyinin buna sebep olabileceği belirtilmiştir. Yağ dokusu hücrelerinde östrojen üretiminin artması endometriyal kanser riskinin obez kadınlardaki artış nedenine yönelik açıklamalardan biridir. Endometriyum kanserlerinin %40’ının obezite kaynaklı olabileceği düşünülmektedir.

    Obezite – Kolon Kanseri

    Kolon kanseri de şişman bireylerde daha sıklıkla görülmektedir. Özel- likle erkek bireylerde VKİ’ndeki artış ile kolon kanseri arasında kadınlarda olduğundan daha kuvvetli bir ilişki saptanmıştır. Meme ve endeometriyum kanserlerinden farklı olarak kadınlarda, östrojen hormonunun kolon kan- serine karşı koruyucu olduğu bildirilmiştir. Ancak, obezite ve östrojen ara- sındaki denge de kolon kanserini tetikleyebilir. VKİ değeri yüksek olan pre veya postmenapoz dönemindeki östrojen alan kadınlarda kolon kanseri riski artmaktadır. BKİ değeri 30 ve üstü olan 30-54 yaş arası bireylerde, kolon kanseri riskinin %50 arttığı bildirilmiştir.