Etiket: Meme

  • Nesne İlişkileri ve Aşk

    Nesne İlişkileri ve Aşk

    Doğumla beraber dünya ile tanışan bebeğin gerçeklik ile temas etmesi mümkün değildir. Dünyayı gerçeklikten uzak, kendi içsel nesneleri üzerinden anlamlandıran bebek annesi ile kurduğu ilişkiler sonucunda sağlıklı bir şekilde gerçekliğe taşınır. Bu süreç içerisinde bebek dış dünya nesneleri ile de ilişki kurmaya başlar ve dünyayı bu nesneler ile anlamlandırır. Bu çalışmada bebeğin dünyaya gelişi ile başlayan ilişkisel dinamiklerin yetişkinlik döneminde yaşadığı romantik aşk ilişkilerini ve eş seçimlerini nasıl etkilediği üzerinde durulmuştur. Bireyleşme yolunda bebeğin özellikle ilk üç yılı ayrıntılı olarak incelenmiş ve kurduğu nesne ilişkilerinin ve çocukluk deneyimlerinin, yetişkinlik ilişkileri için ne kadar belirleyici bir rol oynadığı vurgulanmıştır.

    Varoluşun sorgulandığı kadar sorgulanan bir konudur aşk. Belki de bu yüzdendir türlü şiire, şarkıya, romana, tiyatroya ve daha nice yerlere uyarlanışı. Hayatın çoğunun üzerine düşünülerek, zaman zaman üzülerek harcandığı ve türlü sorgulama yağmuruna tutulan aşk kavramı edebiyatçıların olduğu kadar, psikologlarında önemli bir uğraşı olmuştur. Psikanaliz bağlamında aşka dair söylenebilecek ilk şey, kuşkusuz Freud’un ilk aşkın anne ile bebek arasında yaşandığını söylemesi olacaktır. Analitik perspektiften bakıldığında her aşkın ilk aşk biçimlerinin yinelenmesi olduğunu söyleyebiliriz. Kaynağını psikanalistlerin anne-bebek ve ilişkileri üzerine olan uğraşılardan alan bu çıkarımı açıklayabilmek için bebeğin ilk yaşantılarına göz atmak gerekir.

    Bebek dünyaya ilk geldiğinde sahip olduğu libidosu, kendisine yöneliktir ve bu yüzden tüm sevgisi de kendisinedir. Sağlıklı gelişimle beraber bu libidoyu nesnelere yönlendirir ve kendisi dışındakileri de sevmeye başlar. Böylelikle bebek “aşk nesneleri” ile tanışmış olur. Bebeğin ilk aşk deneyimlerini ayrıntılı incelemeden önce, bebek için libidosunu yüklediği nesnenin ne olduğu, nesne ile ilişkisi, bu süreçte neler yaşadığına dair önemli noktalara değinmek daha doğru olacaktır.

    ‘Nesne’ sözlük anlamı olarak “Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık” olarak tanımlanıyor. Oysa felsefi terim olarak baktığımızda karşımıza bilincimizin karşısında duran ve dış dünyanın parçası olan her şey olarak çıkar. Psikanalizdeyse bu terimi ilk kullanan Freud’dur (1905) ve ‘nesne’ terimine daha felsefi bir anlam yüklemiştir. Freud ‘nesne’ ile bebeğin içgüdüsel enerjiyle algıladığı dış dünyanın parçası olan her şeyi kast etmiştir. Ve bebeğin güdülerini doyum amacıyla yönlendirdiğini söylemiştir. Freud 1914’te kaleme aldığı “Narsizm Üzerine” makalesinde iki çeşit nesne seçiminden bahseder; anaklitik nesne seçimi ve narsistik nesne seçimi. Anaklitik nesne seçimi ile bebekliğinde kişiye bakım sağlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, anne figürü ile örtüşen nesne seçimleri temsil edilir. Narsistik nesne seçiminde ise kişinin benliği ile alakalı bir durum söz konusudur. Burada kişi benliğini temsil eden, bir zamanlar olduğu, olmak istediği, benliğinin parçası olan, kendisine yakın nesneleri seçme eğilimindedir. Dürtülerin temelinde haz arayışı yattığını savunan Freud’a göre dürtüleri tatmin eden her hangi bir dış dünya varlığı nesne olabiliyordu ve bu nesne ile dürtü arasındaki bağ ancak bireyin tekrarlayan döngüsel deneyimleri sayesinde anlam kazanabiliyordu (Freud, 1905). Bu noktada Klein, Freud’la fikir ayrılığı yaşar. Klein’a göre içgüdü tatmini sağlayan nesne ve ilişki arayışı en başından yani doğumdan itibaren bebekte vardır, hatta oedipus kompleksi yaşamın ilk bir yıl içerisinde yaşanır (Klein, 1957).

    Bireyin iç dünyası içselleştirilmiş nesne ilişkileri ile doludur. Klein, içe yansıtılmış nesneleri ve onları kapsayan içsel nesnelerin birbiriyle karıştırılmaması gerektiğini vurgular ve içe yansıtmayı da bireyin benliğinde “iyi” olma kaygısına yönelik bir savunma olarak kabul eder. Ölüm içgüdüsüyle doğduğumuzu savunan Klein (1957), bu içgüdüden kaynaklı “saldırgan, kötü ve zulmedici nesneler” ile dolu bir iç dünyaya sahip olan bebeğin, bu “kötü”nün kendisinde olmasına tahammül edemeyeceğinden, “kötü”yü dış dünya nesnesine yansıtıp, onu “kötü” ilan ederken, dışarıdaki “iyi” olan nesneyi içe yansıtarak benliğini ve içsel iyi nesnelerini iyi olarak korumaya çalıştığını savunmuştur. Anne karnındaki bebek, anne ile bir bütün halindedir ve güvenli bir birliktelik söz konusudur. Doğumla beraber ilk ayrışmayı ve aslında ilk yasını yaşar bebek. Hayatının kalanında bu güvenli birlikteliği yeniden kurabilme arayışı içinde olur. Bu arayışı nesne ilişkileriyle yapan bebeğin ilk nesnesi annenin memesidir. Dünyaya geldiği andan itibaren tüm dış dünyayı kurduğu nesne ilişkileriyle algılayıp, anlamlandırmaya çalışan bebeğin arzu dolu ihtiyacını (beslenme ve sevgi) karşılayan meme iyi nesne halini alır. Anne karnındayken annenin kapsıyor halde olduğu bebek, anne memesini içselleştirerek, hem memeyi hem de meme üzerinden anneyi içine alarak artık anneyi kapsayan durumundadır (Klein, 1957). Bebek için meme onun yarattığı nesnedir, çünkü ihtiyaç duyduğu anda ortaya çıkmıştır ve arzularını tatmin etmektedir. Memeyi o yaratmıştır, ona aittir, onun denetimindedir. Bu yanılsama ona tümgüçlülük duygusunu yaşama imkânı sunar. Kurduğu bu nesne ilişkisi sayesinde yeniden anne karnındaki güvenli ilişkiyi kurma amacındadır bebek. Melanie Klein, Haset ve Şükran kitabında (1957) bebekte hasedin ortaya çıkışıyla ilgili olarak, memenin yeterince besleyici olmadığı durumu da ele almıştır. Bebek için süt pınarı gibi tabir edebileceğimiz meme, ihtiyaç duyulduğu kadar doyum sağlamadığı zaman, bebek yaşadığı yoksunluktan memeyi sorumlu tutar ve negatif duygularını memeye yansıtarak onu kötü nesne konumuna taşır. Böylelikle haset ve nefret duygularını yaşar. Klein aynı kitabında doyurucu olan memeye de duyulabilecek hasede dair şunu söylemiştir; “Sütün cömertçe akması (bebeğe tatmin duygusu verse bile) hasede de yol açar, çünkü bu kadar büyük bir armağan bebeğe hiç ulaşamayacağı bir şey olarak görünüyordur.” İşte bu noktada ilk nesne olan annenin memesiyle yaşanan ilişkide bebek bir bocalama yaşar. Ona şefkat sunup arzularını karşılayan memeyi iyi nesne olarak içe yansıtan bebek, onu doyurduğu halde kendi haset duygusunu memeye yönlendirerek hem memeyi hem de anneyi kötüleştirmiştir. Bu sarsıntıyla “iyi nesne” ve “kötü nesne”yi birbirinden ayıran bebeğin hayatının geri kalanında kuracağı tüm ilişkilerin ana taslağını bu ilk nesne ilişkisi oluşturacaktır ve bu açıdan da oldukça önemlidir. İyi nesne ile bir arada tutulduğu takdirde, kötü nesneye yüklenen saldırgan duygulanımın iyi nesneyi tahrip etmesi mümkündür. Bu açıdan yapılan “iyi” ve “kötü” bölmesi oldukça önemlidir. Bu noktadan hareketle, bebek sadece nesneyi değil, kendini de “iyi ben” ve “kötü ben” olarak böler. Klein’ın “paranoid-şizoid konum” olarak adlandırdığı süreç ilk üç ayı kapsar ve bu dönemde henüz üstben oluşumu gerçekleşmediği için bu dönemde “erken ben”den ve yaşanılan paranoid bir kaygıdan söz eder. Bebeğin kullandığı iki savunma mekanizması vardır; bölme ve yansıtmalı özdeşim. Bu savunma mekanizmalarının amacı ölüm içgüdüsünden kurtulmaktır. Bebek sahip olduğu ölüm içgüdüsünden benliğini ve içsel iyi nesnelerini korumak adına saldırganlık ve nefret duygularını dış nesnelere yansıtır ve bu da paranoid kaygıya sebep olur (Klein, 1946). Üç – altı ay arasını ise “depresif konum” olarak adlandırır. Bu evrede bebeğin daha önce böldüğü nesnelerin birleşmesi söz konusudur. Başka bir deyişle, sevilen ve iyi nesne olan meme ile haset duyulan ve kötü nesne olan memenin bir olmasıdır. Bu evredeki depresif konumun temeli suçluluk duygusudur, çünkü nesneye yönelik bir çift değerlilik söz konusudur. İyi ve kötü nesnenin bir ve aynı olması kötü nesneye yansıtılan saldırgan duygulanımın iyi nesneye zarar vereceğine dair kaygı ve suçluluk oluşturur (Klein, 1948).

    Bebeğin içsel süreçlerini yorumlayarak kuramını şekillendiren Melanie Klein’a ek olarak Winnicott bebek ile anne arasındaki ilişkisel alanı da vurgulamıştır. Winnicott kuramında doyurulması gereken dürtülerden değil, gelişimsel ihtiyaçlardan ve annenin bunları karşılamasıyla oluşan ilişkiden söz etmiştir (Tükel, 2011). Bebek muhtaç olan, anne ise bunu karşılamak zorunda olandır. Winnicott, sağlıklı gelişim için bebeğin çevreden ihtiyacı olanı alması gerektiğini aksi takdirde bebeğin yıkım ve yok olma yaşayacağını söyler (Habip,2011). Bebeğin çevreden ihtiyacı olanı alması ile aslında bebeğin anneden ihtiyacı olanı alması demek istenmiştir. Buradaki çevre, bebeğin ihtiyaçlarını karşılayan ve onlara duyarlı olan annedir. Winnicott (1953) bu anneyi “yeterince iyi anne” olarak adlandırır. Bebeğin kendiliğine dair ilk başlangıcı annenin yüzünü ayna olarak kullanması ve annenin bakışlarındakinin kim olduğunu sorgulamasıdır (Winnicott, 1967). Annenin yüzüne bakan bebek orada gördüğü üzerinden kendi varlığını ve kendiliğini anlamlandırır. Bu yansımada bebeğin kendini görememesi ya da yansımanın kusurlu olması bireyleşme sürecini ve kendilik oluşumunu kötü yönde etkiler. Bebekte ruh-beden bütünleşmesinin bir başka deyişle bireyleşmenin olabilmesi için anne yeterince iyi olmalıdır (Habip, 2011). Annenin yeterince iyi olmayışı ve bebeğin ihtiyaçlarının yeterince karşılanmaması durumunda bebeğin kendilik oluşumu tehlikeye girer ve bununla birlikte “gerçek kendilik” ve “sahte kendilik” olarak kendilik bölünmesi yaşanır. Gerçek kendilik bebeğin anneden ihtiyacı olan yanıtı olmasıyla oluşur ancak bebek ihtiyaçlarına uyumsuz yanıt aldığında gerçek kendiliğini korumak için sahte kendiliğini ön plana çıkartır. Böylelikle gelişen sahte kendilik, gerçek kendiliği yalıtarak savunma altına alacaktır ancak bu durum beraberinde boşluk, boşunalık ve ölüm korkularının gelişmesine neden olur (Tükel, 2011).

    Bebeğin gerçek kendiliği onun ilk var olma duygusudur ve bunu yaratıcı olduğu yanılsamasına girip tümgüçlülüğü hissettiği zaman yaşar. Gerçek kendilik için tehlike oluşturabilecek her duruma karşılık sahte kendilik siper olarak onu gizler ve korur. Ancak sağlıklı bir kendilik gelişimi için bu tümgüçlülük yanılsaması yavaş yavaş terk edilmelidir. Bu annenin yardımı ve geçiş nesneleri aracılığı ile mümkündür (Winnicott, 1953). Geçiş nesnelerinin anlamı özne tarafından verilir ve anne bebeğe bu geçiş nesnelerini tümgüçlülük yanılsaması ile gerçeklik arasında köprü olarak kullanması için gerekli olan zihinsel imkânı sunar. Geçiş nesneleri parmak emme, annenin ninni söylemesi, emzik, oyuncak ayı gibi bebeğin ilk “ben olmayan” olarak algıladığı davranış, ses ya da nesneler olabilir. Bu süreçte anne geçiş nesnesini sorgulamadan gerekli olan zihinsel ortam imkânını sunarak sağlıklı bir kendilik oluşumunun temellerini atar.

    Bebeğin sahip olduğu tüm bu nesne ilişkileri ve deneyimleri hakkında ayrıntılar ile paralel olarak “aşk” yaşantısının köklerini incelemeye de Freud ile devam etmek en uygunu olacaktır. Aşka dair ilk analitik kuramı Freud oluşturmuştur ve en yalın haliyle kuramın temelini kadınların babaya, erkeklerin ise anneye âşık olduğu fikri oluşturmaktadır (Freud, 1905). Kuramın çerçevesi ise çocuğun psikoseksüel gelişimi üzerine şekillenmektedir. Çocuğun psikoseksüel gelişimindeki her evre farklı bir erojen bölgeyi ve ona ait libidinal dürtüyü tatmin eden nesneyi simgeler. İlk evre oral dönemdir ve bu dönemde bebeğin erojen bölgesi ağızdır, aşk nesnesi ise memedir. Bu dönemde bebek anneden sevmeyi öğrenir ve meme ile kurduğu ilişki tüm sevgi ilişkilerinin temelini oluşturur (Freud, 1905). İkinci aşama olan anal dönemde ise aşk nesnesi yine annedir. Üçüncü aşama olan fallik döneme kadar aşk nesnesi seçimi cinsiyetler arası fark göstermemektedir ancak bu dönemde kızlar ile erkekler arasında farklılık görülür. Cinsel his odaklı olup, 3-5 yaşları arasını kapsayan bu döneme ait en önemli olgu kastrasyon kompleksidir. Bu dönemde karşı cinse duyulan çekim söz konusudur, bu yüzden de kız çocuk babayı, erkek çocuk ise anneyi aşk nesnesi olarak seçer. Bu seçimlerden kaynaklı olarak çocuklar hemcinsi olan ebeveyni kendisine rakip olarak görür. Âşık olduğu ebeveynine sahip olabilmek için erkek çocuk babayı yok etmek ister, kız çocuk ise anneyi tahtından etmek ister (Freud, 1905). Ensest yasaları yüzünden erkek çocuğun anneyi arzulaması yasaktır, bu sebeple kendisinden güçlü olan babanın onu cezalandırmak için cinsel hislerinin kaynağı olan üreme organlarına zarar vereceğinden korkarak hadım edilme kaygısı yani oedipus kompleksi yaşar. Bu kaygıdan kurtulmanın tek yolu ise babayla özdeşimdir. Bu süreçte kız çocuk ise penis kıskançlığı yaşar. Penise sahip olmayışı, tıpkı hadım edilme gibi bir cezalandırma yöntemi olarak düşünür. Kız çocuk çok değerli bir şeyi kaybettiğine inanır, erkek çocuk ise ceza olarak onu kaybedeceğinden korkar (Pines, 2005). Bu ödipal karmaşanın çözülmesinin tek yolu çocukların rakip olarak gördükleri hemcins ebeveyn ile özdeşimidir. Erkek çocuk bu yolla babasının ona ceza vermeyeceğini ve ileride annesi gibi bir kadınla evleneceğini umarken kız çocuk annesi gibi olursa, babası gibi bir eş bulabileceği inancındadır. Bireylerin yetişkinlik döneminde, ilk aşk nesneleri olan ebeveynleri yerine başkasını koyup, âşık olabilmeleri için bu ödipal karmaşanın çözülmesi gerekmektedir (Pines, 2005). Bir sonraki evre olan latens dönemi 5 yaşından ergenliğe kadar sürer. Okul döneminin başlangıcı olduğundan çocuğun libidosu bu yeniliklere yönlenir ve cinsel dürtüler örtük duruma geçer. Ancak ergenliği kapsayan bir sonraki evre, genital evrede tüm cinsel dürtüler geri gelir. Bu evrede her ne kadar birey aile dışından aşk nesnelerine yönelse de bu evredeki aşk nesnesi seçimleri ödipal evredeki seçimlerden etkilenir. Çünkü “bir aşk nesnesi bulmak, aslında onu yeniden bulmaktır. Ebeveyne yönelik çocuksu arzunun yerine cinsel eşe yönelik arzu konur.” (Pines, 2005).

    Tıpkı nesne seçimlerinde olduğu gibi Freud (1914), iki çeşit aşktan söz eder; “narsistik aşk” ve “anaklitik aşk”. Narsistik aşkta birey, benliğini temsil eden, bir zamanlar olduğu, olmak istediği, benliğinin parçası olan, kendisine yakın aşk nesnesine âşık olur. Anaklitik aşkta ise bebekliğinde kişiye bakım sağlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, anne ya da onu koruyan baba figürü ile örtüşen aşk nesnesine âşık olur. Yetişkin bireylerin aradığı aşk aslında ilk aşk nesnesi olan anne veya babanın içsel imge temsilidir çünkü “âşık olmak, ilk aşk nesnesiyle yeniden bir araya gelmeyi temsil eder.” (Pines, 2005).

    Otto Kernberg (1974) âşık olabilmenin bireyin gelişmişlik düzeyiyle ilişkisi olan sevme yetisi ile bağlantılı olduğunu söylemiş ve sevme yetisini beş alt kategoriye bölmüştür. İlkine en uç nokta olan “sevme beceriksizliği” ile başlayıp “rastgele cinsel ilişkiler”, “sevilenin ilkel idealizasyonu ve çocuksu bağımlılık”, “tam cinsel doyum olmaksızın istikrarlı ilişkiler kurabilme becerisi” ve “sağlıklı bir cinsellik ve ötekine karşı duyarlılık içeren derin yakın ilişkiler” olarak daha sağlıklı örüntülere doğru ilerlemiştir. Bu sevme yetisi kategorileri bireyin gelişmişlik seviyesini yansıtmaktadır. Uç kategorilerdeki örüntüler düşük seviye gelişmişlikle ilintilidir ve bu yüzden bireyin gelişimini anlamak önemlidir. Mahler (vd. 1975) çocukların ilk üç yılını gözlemleyerek bireylerin belli evrelerden geçerek kişiliğini oluşturduğunu ve bu evreleri tamamladıktan sonra “psikolojik doğum”un gerçekleştiğini söylemiştir. Bu aşamalardan ilki 0-2 yaş arasını kapsayan otistik evredir ve bu dönemde bebek için sadece içsel ihtiyaçlar önemlidir. 2-5 ay arasını kapsayan evre sembiyotik evredir. Bu evrede bebek sadece içsel ihtiyaçlarına değil dış dünyaya da tepkiselleşir. Bu süreçte bebek anne ile bir bütün halindedir, bu yüzden bir benlik yoktur. Bebeğin anne ile ayrışmamış bu hali kişinin gelecekteki aşk ilişkilerinin kökenidir. Bunun ardından anne ile ayrışma ve bireyleşme evresi gelmektedir. Bu evredeki en önemli nokta annenin Winnicott’ın tarif ettiği gibi “yeterince iyi anne” olabilmesidir, ancak o zaman bebek anneden ayrışıp, bireyselleşebilir. Bu evrede 3 alt evreden daha söz edilir. İlk alt evre olan ayrışma evresinde bebek büyük bir merak ve hayret içerisinde dünyayı keşfeder. Bebeğin dış dünya nesnelerini, kişilerini, ilişkilerini içselleştirebilmesi için önce kendini ve kendi olmayanı ayırt edebilmesi gerekmektedir. İlk içselleştirilen nesne annedir ve anne ile ayrışma yaşandıktan sonra bu kez bebek anneye ait parçaları içselleştirir. Bunun ardından bir sonraki alt evre olan alıştırma evresinde bebek anneden ayrılmaya hazırdır. Bu süreçte bebek emeklemeye, ardından da yürümeye başlar. Bu süreçte anne, bebeğe bu ayrılmanın bir sevgi kaybı olmadığını öğretebilmek için ona destek olup, ihtiyaçları doğrultusunda yanında olmalıdır. Bunun ardından gelen alt evre ise yakınlaşmadır. Burada anneden ayrılan bebeğin korktuğu ve ihtiyaç duyduğu anda anneye geri dönmesi söz konusudur. Çocuğun en son yaşadığı evre ise bireyselliğin pekiştirilmesidir. Bu dört evre tamamlandıktan sonra bireyin “psikolojik doğum”u gerçekleşmiş olur. Bu süreçleri sağlıklı olarak tamamlayan kişinin ilk benlik temelleri atılmış olur ve kişi aşk ilişkisinde yaşadığı tüm zorluklara ve hayal kırıklıklarına rağmen o ilişkiyi sürdürebilir. Kişinin romantik ilişkilerinde de çocukluğunda yaşadığı anneyle bir bütün olduğu döneme duyduğu özlem ile bireyleşme ihtiyacı arasındaki çatışma aynı şekilde görülür (Pines, 2005). Kişi bu gelişim aşamalarını sağlıklı bir şekilde yaşamadığı zaman romantik ilişkilerinde yakınlık ile ilgili yoğun bir sorun ve terk edilme korkusu yaşayabilir. Bu problemli dinamik kişinin eş seçimini ve romantik ilişkisinin gidişatını etkiler. Kişilerin aileden ayrışamaması durumunda sağlıklı bir benlik oluşumu söz konusu değildir bu yüzden eşe de yöneltilmesi gereken libidonun tamamı aileye yöneltilir.

    Bireylerin yetişkinlik dönemlerinde kurduğu romantik aşk ilişkileri de birer nesne ilişkisidir. Anne ile kurulan ilk ilişkinin niteliği sevgi, şefkat ve ihtiyaçları karşılama bakımından ne kadar iyi ise bireyin ileriki yaşantısında kuracağı romantik ilişkilerin niteliği bir o kadar olumlu yönde etkilenecektir. Bireyler eş seçimlerini benliklerini baskılayarak böldükleri parçayı bulmaya yönelik yaparlar ve bu eylem bilinçdışı gerçekleşir. Örneğin çocukken sevilmediğini düşünen birey, yüksek ihtimalle kendisine sevgisini az gösteren bir eş seçecektir. Böylece kendisine dair sahip olduğu negatif duygulanımını eşine yansıtarak onu suçlayabilecektir (Pines, 2005). Tıpkı bebeğin kendi haset duygusunu memeye yansıtarak, memeyi suçlaması gibi. Bu seçimin altında yatan ihtiyaç sadece suçlama değil, aynı zamanda bireyin bölünmüş yanlarını temsil etme ihtiyacıdır. Çünkü bu seçimle, eşinde bölünmüş yanını bulan birey, negatif duygularını ona yansıtarak bu duygularından kurtulacaktır. Tıpkı bebeğin doğuştan getirdiği ölüm içgüdüsüne bağlı zulmedici duyguları dış nesnelere yansıtıp, onları kötü nesne olarak ilan ederken kendini iyi olarak koruması gibi. Bu noktada seçilen eş ona yansıtılanlarla özdeşim yaparak, kendisine yansıtılana uygun davranmaya ve düşünmeye başlar. Örneğin; sevgisini az gösteren eşin, sevilmediğini düşünen bireye sevgisini gösterdiği zaman bile, aldığı yansıtmayla özdeşim yaparak yeterli sevgi göstermediğini düşünür. Bu yansıtmalı özdeşim, çiftler arasında karşılıklı yapılarak birbirlerinin baskılanmış yanlarını içselleştirirler.

    İnsan hayatındaki tüm bu anne-bebek uğraşları yetişkinlik yatırımlarıdır. Yetişkinlik deneyimleri bu ilişkiler etrafında döngüsel bir düzen kurduğundan bireylerin yaşantılarını anlamak için ilke inmek çok önemlidir. Doğumla birlikte başlayan serüven, anne-bebek ilişkisi, dünyayı anlamlandıran nesneler, nesnelere yüklenen öznel anlamlar ve gerçeklik ile tanışma derken, kişinin bireyleşmesi kendilik oluşumuyla devam eder ve serüveninin başlangıcında yaşadığı ilişki dinamikleriyle döngüsel bir arayışa girer. Bu bağlamda, tıpkı bulunan her nesnenin ilk nesnelerin yeniden basımı olması gibi, insan hayatının neredeyse tamamında yer alan aşk olgusu da yaşanılan ilk aşk duygularının yeniden basımıdır.

  • Meme ve yumurtalık kanserleri

    MEME VE YUMURTALIK KANSERLERİ GENETİK GEÇİŞLİ OLABİLİR Mİ?

    Soru 1. Altı yıl önce annemin sağ memesinde kanser tespit edildi. Tedavi oldu. İki yıl önce diğer memesinde kanser ortaya çıktı. Bu da tam tedavi edilmişken bu sefer sol yumurtalığında kanser görüldü. Ameliyat edildi. Kemoterapi aldı. Doktorlar annemde şu anda tüm kanserlerin temizlenmiş olduğunu söylüyorlar. Ancak biz tedirginiz. Bundan sonra ne yapmalıyız? Annemde ve kızları olarak bizlerde kanser riski nedir?
    Yanıt 1. Meme kanseri özellikle genç yaşlarda ortaya çıkmışsa, her iki memede görülüyorsa ve yumurtalık kanseriyle birlikte ise bu kanserlerin genetik değişikliklere bağlı olma olasılığı yüksektir. Annenizin yaşını bilmiyoruz, ancak birbiriyle ilintili organlarda kanser görülmesi bunların genetik kökenli olabileceğini akla getiriyor. Ailevi kanserlerin yarısından brca-1 ve brca-2 dediğimiz genetik mutasyonlar sorumludur.

    Annenizdeki kanserlerin tedavisinin yapıldığını belirtiyorsunuz. Ancak özellikle ikinci meme kanserinin üzerinden henüz iki yıl geçmiş. Bu memedeki kanserde hormon reseptörleri pozitif ise, yani östrojen hormonuna duyarlı ise tamoksifen ya da aromataz inhibitörü ilaçların beş yıl süreyle kullanımına devam etmek gerekir. Üç ayda bir kontroller sürdürülmeli, memelerin tamamı alınmamışsa yılda bir kez mamografi yapılmalıdır. Yumurtalık kanseri için de belli aralarla kanda tümör belirtecine bakılmalıdır. Yumurtalık kanserinde yükselme eğilimi gösteren belirteç, CA-125 denilen proteindir. Bunun yükseldiği durumlarda ya da herhangi bir kuşkuda karın ultrasonografisi, tomografisi ya da MR'ı çekilebilir.

    Annenizdeki meme ve yumurtalık kanserlerinin genetik yönü olabileceğinden sizlerin de yaş durumuna göre mamografi, meme ve yumurtalık muayenesi yaptırmanızda yarar vardır. Normal kadınlara göre sizde riskin arttığını söyleyebiliriz. Mamografilere başlama yaşı normal kadınlar için 40'dır. Ancak brca-1 ve brca-2 mutasyonları var ise mamografilere daha önce başlanabilir. Hatta MR ve mamografi 6 ayda bir dönüşümlü olarak uygulanabilir.

    Kızları olarak risk açısından kendinizi streste hissediyorsanız brca-1 ve brca-2 mutasyonlarına baktırabilirsiniz. Böylelikle daha sağlıklı bir risk değerlendirmesi yapılabilir. Brca mutasyonu olan kadınlarda meme kanseri gelişme riski % 45-85, yumurtalık kanseri gelişme riski % 15-30'dur.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Tümör belirteçleri ne anlama gelir?

    Tümör belirteçleri ne anlama gelir?

    Soru 1 – Ben 44 yaşında bir kadınım. Düzenli olarak kontrollere giderim. Kan tetkiklerinde CA 15-3 yüksek çıktı. Bu meme kanserinde yüksek olurmuş. Bu nedenle mamografi ve meme ultrasonu ve tüm tetkikler yapıldı. Kötü huylu bir durum görülmedi. Ama ben tedirginim. Sizin tavsiyeniz ne olur ?

    Yanıt 1- Kanda düzeyine bakılan CA 15 -3, tıpta tümör belirteçleri olarak bilinen maddelerden biridir. Maalesef hastalar arasında biraz da biz hekimlerin katkısıyla tümör belirteçlerine gereğinden fazla önem atfedilmiştir. Oysa ki prostat kanserinde kullanılan prostat spesifik antijen ( PSA ) dışında hiçbir tümör belirtecinin sağlıklı insanlarda tarama amacıyla kullanılmaması gerekir. Çünkü tümör belirteçleri yalnızca kanserlerde değil, başka bazı iyi huylu meme hastalıklarında ve karaciğer rahatsızlıklarında da yükselebilmekte ve insanların gereksiz yere tedirginlik yaşamasına, zaman ve para kaybına neden olmaktadır. Örneğin CA 15 – 3 bazı iyi huylu meme hastalıklarında ve karaciğer rahatsızlıklarında da yükselebilir. Sizde bir kez CA 15 -3 düzeyine bakılıp yüksek çıktığında bu durumlar araştırılmalı, bir neden bulunamıyorsa izlemden başka bir şey yapılmamalıdır.

    Tıpta tümör belirteçleri olarak bilinen maddeler kanser hücrelerinden salınabildiği gibi kimi zaman normal, sağlıklı hücrelerden de salgılanabilir. En sık kullanılan tümör belirteçleri arasında şunları sayabiliriz:

    CEA ( karsinoembriyonik antijen) : En çok kalın bağırsak kanserinde yükselir. Meme kanseri de dahil başka bazı kanserlerde de artabilir, ancak sigara içenlerde, bronşit, bağırsak divertiküliti, mide ülseri, iyi huylu meme hastalıkları ve karaciğer hastalıklarında da hafif – orta derecede artışlar görülebilir. Kalın bağırsak kanserinin tanısında değil, tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde kullanılmalıdır.

    CA- 125: En sık kadınlardaki yumurtalık kanserinde yükselir. Başka kanserlerde ve endometriyoz, iltihabi kadın hastalıkları, yumurtalık kistleri , gebeliğin ilk üç ayında ve karaciğer hastalıklarında da yükselir.

    PSA: Prostat kanserinin tanı ve tedavisinde kullanılan en duyarlı tümör belirtecidir. Hafif artışlar prostat iltihabı ve bazen de iyi huylu prostat büyümelerinde olabilir. 40 yaş üstü erkeklerde tarama amaçlı kullanılır. PSA artışı olanlarda prostat biyopsisi gerekir. Kanserli hastada düzeyin azalması tedaviye iyi oluğunu gösterir.

    İnsan koryonik gonadotrpin (hCG): Başta erkek yumurtalık kanseri olmak üzere germ( üreme, tohum ) hücresi içeren birçok kanserde yükselir. Başka kanserlerde de bazen yükselebildiğinden germ hücresi kanserine spesifik değildir.

    Alfa feto protein ( AFP ) : Bu da hCG gibi başta erkek yumurtalık kanseri olmak üzere germ hücreli kanserlerde yükselir. Ayrıca hepatoma denilen karaciğer kanserlerinde de artışı gözlenir.

  • Meme kanseri

    Genel bilgiler
    Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerde ise akciğer kanserinden sonra ikinci sıradadır.
    Meme bezi, meme başı çevresinde yer alan 15-20 lobdan oluşur. Memede süt salgısını yapan hücreler tarafından oluşturulan lobül adı verilen birimler birleşerek lobları meydana getirirler. Lobüller birbirlerine süt kanalları ile bağlıdır ve süt kanalları meme basına doğru birleşirler.
    Her memenin kan ve lenf damarları vardır. Lenf damarları lenf adı verilen renksiz, enfeksiyon ve hastalıklara karşı savaşmamızı sağlayan hücreler içeren bir sıvıyı taşırlar ve lenf bezlerine boşalırlar. Koltuk altında, göğüs kemiğinin etrafında ve boyunda pek çok lenf bezi bulunmaktadır.
    Meme dokusu hormonların etkisi altında gelişir.Bu hormonların başlıcaları ise estrojen ve progesterondur. Salgılanan hormonların etkisi ile süt kanalları, lobüller büyür ve gelişir. Hormonların meme üzerindeki etkilerini göstermek için meme hücreleri üzerinde özel yerlere (reseptörlere) bağlanması gereklidir.
    Lobülleri ya da süt kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile gelişen meme kanseri süt kanallarından kaynaklanırsa duktal karsinoma adını alır. Lobüler kansere daha seyrek rastlanır ancak lobüler kanserin aynı anda iki memede de olma riski diğer meme kanseri tiplerine göre yüksektir.
    Enflamatuar kanser türünde ise meme sıcak, kırmızı ve hassastır. Bu kanser türünde kanser hücreleri lenf damarlarında tıkanıklığa neden olduğundan meme büyük ve ödemlidir, portakal kabuğuna benzer bir görünüm alabilir. Enflamatuar kanser daha seyrek görülür fakat hızlı yayılır.
    Meme kanseri öncelikle lenf damarları ile koltuk altındaki lenf bezlerine sıçrar. Kanserin meme dışında başka organlara sıçramasına metastaz yapma denir. Meme kanseri en çok kemik , akciğer ve karaciğere metastaz yapar.
    Meme kanserinde erken tanı mümkün müdür ve tarama testi var mıdır?
    Her kadın, doktoruna meme kanserine ait belirtilerin neler olabileceğini sorarak ya da hangi yaşta ne tür tetkikler yaptırması gerektiğini öğrenerek meme kanserinin erken tanısında ve taramasında aktif rol oynamalıdır. Hiç şikayeti yokken olası bir kanseri erken yakalamak için yapılan işlemlere tarama testleri denir. Böylelikle henüz hastada hiç bir şikayete yol açmadan çok erken evrelerde meme kanseri yakalanabilir. Unutulmamalıdır ki; erken evre meme kanseri tedavi ile iyileştirilebilir bir hastalıktır.
    Her meme kanserini yakalayamamakla birlikte günümüzde tarama amacı kullanılan en iyi yöntem mamografidir. Mamografi özel bir çeşit X ışınıdır, az miktarda radyasyon verir ve meme iki plak arasında sıkıştırılarak çekilir. Ele gelmeyen, henüz şikayete yol açmamış meme tümörlerini tespit edebilir. 50 yaş sonrasında her kadın her yıl bir mamografi çektirmelidir. Ailesinde meme kanseri öyküsü olup, meme kanseri gelişmesi için riskli grupta olan kadınların ise 40 yaşından sonra yıllık mamografi çektirmeleri önerilmektedir.
    Diğer bir tarama yöntemi ise belli aralarla bir doktor tarafından meme muayenesi yapılmasıdır. 20 yaş ile 40 yaş arasındaki kadınlara her 3 yılda bir, 40 yaş ve üstündekilere ise her yıl bir doktor tarafından meme muayenesi yapılmalıdır.
    Ayrıca , bu tarama yöntemlerine ek olarak, 20 yaşın üstünde kadınların banyoda tercihen sabunlu iken memelerini kendilerinin her ay muayene edip, ayna karşısında iki memede daha önceden olmayan bir görüntü var olup olmadığını kontrol etmeleri önerilmektedir. Unutulmamalıdır ki, herkesin meme dokusu aynı olmadığı gibi aynı kişinin meme dokusu farklı zamanlarda farklı yapıya sahip olabilir.Örneğin; menopozda, gebelikte , doğum kontrol hapları alırken ya da adet döneminde meme farklı yapıya sahip olur. Adet öncesi memelerde hassasiyet, gerginlik olması doğaldır.
    Meme kanserinin belirtileri neler olabilir?
    Erken evre meme kanserinde hastanın hiç şikayeti olmayabilir. Meme kanseri genellikle ağrıya neden olmaz. Çoğunlukla aşağıdaki belirtilerden bir ya da birkaçı vardır.
    * Memede ele kitle gelmesi en sık rastlanan belirtidir.
    * Memeden akıntı gelmesi (bulanık ya da kanlı)
    * Meme başında veya meme derisi üzerinde çekilme
    * Memede büyüme, ödem, kızarıklık, meme derisinin portakal
    kabuğu görünümünde olması
    * Meme başında iyileşmeyen yara, ülser
    * Hastalık meme dışında organlara sıçramışsa (metastaz yapmışsa), sıçradığı organa göre şikayetler ortaya çıkar. Örneğin kemiğe sıçramışsa, kemik ağrısı, kemik kırıkları beyne sıçramışsa baş ağrısı, bulantı, kusma, baş dönmesi, görme bozukluğu hatta felç gibi şikayetler gelişebilir.
    Meme kanserine yakalanma riskini arttıran durumlar nelerdir?
    En önemli risk faktörü yaştır. Yaş arttıkça meme kanserine yakalanma riski de artar. Meme kanserlerinin çoğu 50 yaş üzerinde görülür. Aile öyküsü önemlidir. Birinci derece akrabalarında (anne, kız kardeş gibi) meme kanseri olanların meme kanserine yakalanma riskleri daha yüksektir.Eğer akrabası meme kanserine menopoz öncesi yakalanmışsa bu risk daha da yüksektir.Bu grupta olan bayanların olmayanlara göre tarama testlerine daha erken başlamaları önerilir.
    Önceden meme kanseri olanlarda her geçen yıl yeni meme kanseri gelişme riski %1 artar.Barsak, yumurtalık ve rahim kanseri olan hastalarda da meme kanseri gelişme riski daha fazladır. İlk adeti erken yaşta görenlerde (12 yaş öncesi) risk artar. Geç menopoza girenlerde (55 yaş sonrası) risk artar. ilk gebelik yaşı ne kadar geç ise (özellikle 30 yaş üstünde) meme kanseri riski de o kadar yüksek olur.Kürtaj ya da düşük nedeni ile doğum yapamadan gebeliklerin sonlanmasının meme kanseri riskini arttırdığı düşünülmektedir. Hiç evlenmemiş bayanlarda daha sık görülür. Sosyoekonomik durumu daha iyi olan bayanlarda değişen yaşam koşulları nedeni ile meme kanseri riski daha yüksektir (Geç evlenme ve geç çocuk doğurma gibi nedenlerle). Doğum kontrol hapı kullananlarda ve uzun dönem menopoz için estrojen tedavisi almış olanlarda meme kanserine yakalanma riskinin az da olsa arttığı bilinmektedir.
    Yaşam biçimi de meme kanseri ne yakalanma şansını etkileyebilir. Menopoz sonrası dönemde fazla kilo alma meme kanseri riskini arttırır.Yetersiz fizik aktivitenin ve ileri yaşta fazla kilolu olmanın meme kanseri riski arttırdığı düşünülmektedir.Bugün herhangi bir diyetin meme kanserine yakalanma riskini azalttığına dair bilgi yoktur ancak araştırmacılar düşük miktarda yağ içeren, meyve ve sebzenin bol tüketildiği, ideal kilonuzda kalmanızı sağlayan dengeli bir beslenme önermektedir. Ergenlik döneminde yapılan düzenli fiziksel aktivitenin meme kanseri gelişmesini azalttığı bilinmektedir. Alkol alımı (fazla miktarda) meme kanserine yakalanma riskini arttırır.
    Meme kanseri beyaz ırkta daha sık görülür. Radyasyona maruz kalma meme kanseri riskini arttırır.
    Uzun süre emzirmenin meme kanserine karşı koruyucu olduğu düşünülmektedir.
    Meme kanseri kalıtsal mıdır?
    Tüm meme kanserlerinin % 5-10’u kalıtsaldır. Hücrelerimizdeki genler anne ve babamızın genlerinden aldığımız kalıtsal bilgiyii taşırlar. Meme kanseri olanların bazı genlerinin hasarlı olduğu tespit edilmiştir. Bu hasarlı genleri taşıyan meme kanseri hastalarının akrabalarında, meme kanseri ve yumurtalık kanseri gelişme riski daha fazladır. Bazı etnik gruplarda örneğin Yahudilerde ve İzlandalılarda belirlenmiş, meme kanserine yol açtığı tespit edilen meme kanseri genleri bilinmektedir.
    Teşhis (tanı) nasıl konulur?
    Yukarıda sayılan belirti veya şikayetleri olan hastaların mutlaka bir doktora başvurmaları gereklidir. Doktor muayenesini yaptıktan sonra memede kitle veya herhangi bir şüpheli durum fark ederse bir mamografi ister ve hastayı bir genel cerraha gönderir. Mamografi memenin X ışını verilerek filminin çekilmesidir. Elle fark edilmeyecek kadar küçük kitleleri gösterebilir. Genellikle mamografide şüpheli bulgu varsa meme ultrasonu da yapılır. Ultrason insanların duyamayacağı yüksek frekanslı ses dalgaları ile meme dokusu içinde farklı kıvamda olan yapıların anlaşılmasını sağlar, TV ekranı gibi bir ekrana görüntü verir.Ultrason ile memedeki kitlenin sıvı ile mi dolu olduğu ya da katı mı olduğu anlaşılabilir. Eğer içinde sıvı olan bir kitle varsa buna kist denir , kistin içinden enjektörle örnek alınarak mikroskop altında incelenir. Memede katı bir kitle tespit edildiğinde doktorunuz bir iğne ile girerek bu kitleden parça alınmasını ister. Bu işleme biyopsi denir, bazen bir iğne ile bir parça meme dokusunu enjektör içine çekerek (aspirasyon biyopsisi) bazen de özel bir iğne ile memedeki kitleden küçük bir parça koparılarak (trucut biyopsi) yapılabilir. Her iki işlem için de genel anesteziye ihtiyaç yoktur, kolaylıkla lokal anestezi ile ayaktan yapılabilir, hastanede yatmayı gerektirmez.
    Meme kanseri teşhis edildikten sonra tedavi planı nasıl belirlenir?
    Meme kanserinin tedavisi öncelikle hastalığın ne kadar ilerlemiş olduğu yani evresine bağlıdır. Hastalığın evresi ameliyat sonrası tümörün büyüklüğü, lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı ve vücudun meme dışında başka bölgelerinde hastalık olup olmadığı araştırılarak anlaşılır. Genellikle, meme kanseri biyopsi ile teşhis edildikten sonra hastaların çoğunda ameliyatla kanserin çıkarılması gerekir.Bu ameliyatta çoğu zaman kanserin olduğu taraftaki koltuk altı bezleri de çıkarılır. Ameliyatla alınan tümör ve lenf bezleri mikroskop altında incelenerek bir rapor yazılır. Bu raporu yazan bölüm patoloji bölümüdür ve yazdıkları rapora patoloji raporu denir. Ameliyatla alınan kanserli dokuda estrojen ve progesteron reseptörlerin tayin edilir, çünkü bu test hastanın hormon tedavisinden faydalanıp faydalanamayacağını gösterir. Patoloji raporunda yazılan tümöre ait özellikler (tümörün boyutu, kanser hücrelerinin mikroskop altında görünümü, lenf bezlerinin kanser hücreleri tarafından tutulup tutulmadığı, estrojen ve progesteron reseptörlerinin varlığı gibi pek çok önemli özellikler) tedavi planını belirlenmesinde önemli rol oynar. Hastanın patoloji raporundaki özellikleri, yaşını , menopoza girip girmediğini ve genel durumunu göz önüne alarak ameliyat sonrasında ek tedaviye gerek olup olmadığına, olacaksa hangi tedavinin, hangi sıra ile verilmesi gerektiğine medikal onkologlar, genel cerrah ve radyasyon onkologları birlikte karar verirler.
    Tedaviye başlamadan önce doktor tarafından hastalığın başka organlara sıçrayıp sıçramadığını anlamak için bir akciğer filmi, kemik sintigrafisi , karın ultrasonu ve kan testleri istenebilir. Bütün bu özellikleri göz önünde bulundurarak doktor en uygun tedavinin nasıl olacağını hastaya anlatır.Tedavide son karar her zaman için hastanındır, hasta kendisine sunulan tedavi seçeneklerini düşünüp karar verir. Bu karar verme döneminin bir kaç hafta kadar sürmesinin hastalık üzerinde kötü bir etkisi bulunmamaktadır.
    Hastalığın Evreleri
    Erken evrelerde (Evre 1 ve 2) tümörün boyutu küçüktür ve hatta bazen koltuk altı lenf bezlerine dahi yayılmamış olabilir. Evre arttıkça (Evre 3) tümörün boyutu , sıçradığı lenf bezi sayısı ve bölgesi artar. Boyun ve göğüs kemiğinin yanındaki lenf bezlerine de sıçrayabilir. Biraz daha ilerlerse kanser göğüs kasları, kaburga kemiklerine de sıçrar. İleri evrede (Evre 4, metastatik hastalık) hastalık kemik, karaciğer, akciğer, beyin gibi diğer organlara sıçrar.
    Nüks hastalık : Hastalığın tedavi edildikten sonra geri gelmesidir. Eğer hastalık ameliyatın yapıldığı bölgede geri gelmişse lokal nüks , başka organlarda geri gelmişse metastatik hastalık adını alır. Nükslerin çoğu tedaviden sonraki ilk 2 yılda gelişir, ama meme kanseri yıllar sonra da geri gelebilir. Nüksün sebebi tedaviye rağmen geride kalan ve tespit edilemeyen kanser hücreleridir.
    Meme kanserinde tedavi seçenekleri nelerdir?
    Meme kanserinin tedavisini iki bölüme ayırabiliriz. Hastalığın bulunduğu bölgeye etkili tedaviye lokal tedavi denir. Radyoterapi ve cerrahi tedavi bu grup tedavilerdir. Vücudun herhangi bir yerindeki kanser hücrelerini yok etmek amaçlı yapılan tedaviye ise sistemik tedavi denir. Kemoterapi ve hormon tedavisi ise bu gruptadır. Hastaların hem sistemik hem de lokal tedaviye gereksinimi olabilir. Cerrahi tedavi, ameliyatla kanserli dokunun alınmasıdır. Radyasyon tedavisi yüksek dozda X ışınları ile kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Kemoterapi, çoğunlukla damardan verilen ilaçlarla kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Hormonların kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlayan etkilerini yok etmek amacı ile hormonların çalışmasını bozan, üretimini azaltan veya hormon salgılayan bezleri çalışamaz hale getiren ilaçlar verilmesine ise hormon tedavisi adı verilir.Bazen, yumurtalıkların çalışmasını bozmak amacı ile yumurtalıklara radyasyon (ışın) tedavisi verilebilir, bazen da yine aynı amaçla yumurtalıklar ameliyatla çıkarılarak kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlayan estrojen hormonunun yapımı durdurulabilir.
    Cerrahi Tedavi
    Hangi çeşit ameliyatın yapılacağını hastanın memesinin büyüklüğü, tümörün büyüklüğü , hastanın genel durumu ve istekleri belirler. Meme kanserinde iki türlü ameliyat yapılır. Birinci grup, memenin tümünün alınmadığı sadece tümörün çıkarıldığı meme koruyucu ameliyatlardır. Bunlar:
    *Lumpektomi: Yalnızca tümörün ve çevresindeki meme dokusunun çıkarılmasını ifade eder. Genellikle geriye kalan meme dokusuna ışın tedavisi verilir ve aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri çıkarılır.
    *Segmental Mastektomi: Memedeki kitlenin çevresindeki meme dokusu ile beraber ve tümörün altındaki göğüs kaslarını saran ince zarla birlikte çıkarılması anlamına gelir. Genellikle aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır ve ameliyat sonrası ışın tedavisi verilmesi gereklidir.
    İkinci grup ise memenin tümünün alınmasını içeren ameliyatlardır. Bu ameliyatları takiben ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir. Bu grup ameliyatlar şöyle sıralanabilir:
    *Basit Mastektomi: Memenin çevresindeki yağ dokusu ve üzerindeki deri ile beraber çıkarılmasını ifade eder, genellikle aynı seansta koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır.
    *Modifiye Radikal Mastektomi: Meme kanserinde en yaygın yapılan ameliyattır.Tüm memenin , aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri , göğüs kaslarını saran ince zar ve bazen de göğüs duvarı kaslarının da bir bölümü ile birlikte çıkarılması anlamına gelir. Ameliyat sonrasında ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir.
    *Radikal Mastektomi: Memenin göğüs kasları ve koltuk altı lenf bezleri Günümüzde sadece tümör göğüs kaslarına sıçradığında yapılmakta olan bu ameliyat eskiden en sık yapılan ameliyattı.ile birlikte alınmasıdır.
    Radyasyon (ışın tedavisi veya radyoterapi) Tedavisi
    Yüksek enerjili X ışınlarını kullanarak tümör hücrelerinin ölmesini ve tümörün büyümesini engelleyen ışın tedavisi vücut dışında bir makinadan ya da kanserli doku içine yerleştirilen materyaller (radyoizotop) aracılığı ile verilebilir. Bu tedaviyi alan hastaların birlikte yaşadıkları insanlara radyasyon yayması gibi bir durum söz konusu değildir.
    Meme koruyucu ameliyat yapılan hastalar mutlaka radyoterapi alırlar. Hastanın ve tümörün taşıdığı özelliklere göre bazen radyoterapi bazen de kemoterapi ameliyat sonrası ilk verilecek tedavi olur. Radyoterapi, kemoterapi tamamlandıktan sonra veya kemoterapi kürlerinin arasıda verilebilir. Radyoterapi toplam 5-6 hafta sürer, hastalar haftanın 5 günü hastaneye gelip tedavilerini alıp evlerine dönebilirler. Radyoterapisini tamamlayan hastalar radyoterapiye bağlı gelişmesi muhtemel yan etkiler açısından bu bölümün doktorları tarafından belli aralıklarla izlenirler.
    Kemoterapi
    Kemoterapi, kanser hücrelerinin ilaçlarla öldürülmesidir. Genellikle birden fazla ilaçtan oluşur. Kemoterapiyi yalnız bu konuda özel eğitimi olan hemşireler verir. Kemoterapinin verilme sayısı kür diye ifade edilir (1. kür, 2. kür gibi) ve genellikle aynı ilaçlar 21 veya 28 günde bir tekrarlanarak verilir. Kemoterapi çoğunlukla damardan sıvı şeklinde ayaktan tedavi merkezlerinde veya ağızdan hap olarak verilir. Bazen hastanın genel durumundaki bozukluk , verilen ilaçlar veya ilaçların veriliş şekillerine göre hastaların tedavilerini hastanede yatarak almaları gerekebilir. Her kür sonrası hastalar medikal onkoloji polikliniğinde kontrol edilirler. Bu kontrollerde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, ilaçların yan etkileri sorgulanır ve vücuttaki diğer organlara bir zarar verip vermediğini araştırmak için bazı kan tetkikleri istenir. Her kür öncesi kan sayımının yapılması ve bu sayımın kemoterapiyi veren yetkili hemşirelere gösterilmesi gerekmektedir. Bir hastanın ameliyat sonrası kemoterapi alıp almayacağını, eğer alacaksa kaç kür alacağını patoloji raporundaki tümöre ait özellikler belirler. Ancak bu kararların verilmesinde hastanın yaşı, genel durumu ve menopozal durumu da önemli rol oynar.
    Bir gün içinde 12 saatten fazla zamanını yatarak geçirecek kadar genel durumu kötü olan hastalara kemoterapi verilmesi, yan etkilere tahammül edemeyeceklerinden uygun değildir. Kemoterapi yapılması planlanan hastalarda, ameliyattan sonraki 3 hafta içinde kemoterapinin başlanması tercih edilir.
    Hormon Tedavisi
    Kanser hücrelerinin büyümek için gereksinim duyduğu hormonları engellemek amacı ile hormon tedavisi verilir. Hormon tedavisi ilaçlarının çoğu ağızdan hap olarak verilir. Bu ilaçlar ya vücutta hormonların çalışmasını engelleyerek, ya üretimlerini azaltarak ya da bu hormonları üreten yumurtalıkları çalışmaz hale getirerek etki ederler. Bir hastanın hormon tedavisinden fayda görüp görmeyeceğine estrojen ve progesteron reseptörleri tayin edildikten sonra karar verilir. Adjuvan kemoterapi alan hastaların eğer reseptörleri pozitif gelirse , kemoterapiyi takiben 5 yıl boyunca tamoksifen kullanması önerilmektedir. İleri yaşlarda, kemoterapinin yan etkilerini kaldıramayacağı düşünülen hastalara kemoterapi verilmeden cerrahi sonrası sadece hormon tedavisi de önerilebilir.
    En uygun tedavi seçeneği nasıl belirlenir?
    Meme dışında başka bir organa sıçramamış meme kanserlerinde ilk tedavi tümörün ameliyatla çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrası gözle görünür, tespit edilecek düzeyde kanseri kalmayan hastalara verilen ek tedaviye adjuvan tedavi denir. Adjuvan tedavi ameliyat sonrası gözle görülmeyen ancak geride kalmış olması muhtemel az sayıdaki kanser hücrelerini öldürmek amacı ile verilir. Adjuvan tedavi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki özelliklere, hastanın yaşına, menopozal durumuna ve genel durumuna göre belirlenir. Hastalar ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak sadece kemoterapi veya sadece radyoterapi veya hem kemoterapi hem radyoterapi veya sadece hormon tedavisi alabilirler. Bazen, çok erken evrede olan hastalarda ameliyat sonrası adjuvan tedavi gerekmeyebilir. Meme koruyucu ameliyat yapılan tüm hastalar ameliyat sonrası ışın tedavisi almalıdır. Eğer ameliyatla alınan meme dokusunda estrojen ve progesteron reseptörleri pozitif gelirse, bu bulgu hastanın tümörünün vücudunda doğal olarak bulunan estrojen hormonu etkisi altında büyüyebileceğini gösterir. Kanser hücrelerin çoğalması için gereksinim duydukları hormonları azaltmak ya da ortadan kaldırmak amacı ile hormon tedavisi verilir.
    Bazı durumlarda örneğin tümör ameliyatla çıkarılamayacak kadar büyükse ameliyat öncesi kemoterapi verilerek tümör küçültülür (neoadjuvan tedavi) ve böylelikle hastaya meme koruyucu ameliyat yapılabilir. Hasta ameliyattan sonra gerekli olan adjuvan tedavisini alır.
    Metastatik hastalıkta hastalığın ilerlemesini durdurmak amacı ile hormon tedavisi veya kemoterapi verilebilir. Eğer sadece kemik metastazları varsa hormon tedavisi verilebilir. Kemik dışında karaciğer, akciğer veya başka organlara yayılım var ise kemoterapi verilebilir. Kemoterapi alabilmek için hastaların genel durumu iyi olmalıdır. Hastalık beyine sıçramışsa ışın tedavisi tercih edilir. Kemik ağrılarını azaltmak amacı ile kemik metastazlarına ışın tedavisi verilebilir. Akciğer veya karaciğerinde tek bir metastazı olan hastalarda hastanın genel durumu da uygunsa, bu metastazlar ameliyatla çıkarılabilir. Günümüzde metastaz ameliyatla alındıktan sonra hastanın sistemik bir tedavi alması kabul görmektedir. Metastazlı hastalar yürümekte olan ve tedavide umut vadeden yeni ilaçları deneyen klinik çalışmalara dahil edilebilirler.
    Tedavinin yan etkileri nelerdir?
    1.Cerrahi Tedavi
    Ameliyat sonrası o taraf kol ve göğüs kaslarında geçici bir süre güçsüzlük olabilir.Ameliyat sırasında sinir hücreleri kesildiği veya hasara uğradığı için ameliyat bölgesinde yanma, batma, karıncalanma, hissizlik gibi şikayetler gelişebilir. Bu şikayetler aylar içinde geçebileceği gibi bazı hastalarda kalıcı da olabilir.
    Koltuk altı lenf bezleri alındığından o kolda lenf dolaşımı yetersizdir. Bu nedenle o kol ve el olabilecek her türlü yara, kazaya karşı daha fazla korunmalıdır. Önerilen egzersizler yapılmalı o kolda meydana gelebilecek bir yara böcek sokması kesik gibi durumlarda doktora haber verilmelidir.O taraf kol ile ağır yük taşımaktan kaçınılmalı, el işleri ve uzun süre daktilo yazmak gibi yorucu işlerden de kaçınılmalıdır.
    2.Radyoterapi
    Kalp ve akciğerler memenin hemen arkasında kalan organların verilen ışından zarar görmemesi için doz hesapları yapılır ve gerekli bölgeleri koruyucu kalkan görevini gören levhalar kullanılır.Radyoterapi aldıkları süre içinde hastalar mümkün olduğunca istirahat etmelidir.
    Tedavi gören bölgedeki cilt kızarabilir, kuru, hassas ve kaşıntılı olabilir.Tedavinin sonuna doğru aynı bölge daha ıslak ve akıntılı hale gelir. Bu derinin ışına karşı verdiği bir reaksiyondur. Bu alan mümkün olduğunca hava ile temas edecek şekilde olmalı, sıkı iç çamaşırı ve kıyafetlerden bu dönemde kaçınılmalıdır. Işın tedavisi aldığı süre içinde bu bölge suyla temas ettirilmemelidir. Doktora sormadan bu bölge için herhangi bir losyon ya da krem kullanılmamalıdır.Işın tedavisinin deri üzerindeki etkileri geçicidir. Fakat etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir. Bazen ışın tedavisi almış alan bölgede cilt rengi normale göre daha koyu renkte kalabilir.
    Metastatik hastalıkta özellikle beyin metastazlarında beyin ışınlaması yapılır.Bu işlem 1 hafta veya 10 gün kadar sürer, ışın tedavisine bağlı bulantı ve kusma gibi yan etkiler gelişebilir.Bu durumlar için radyoterapist tedavi öncesinde ve tedavi devam ederken alınması gereken ilaçları hastaya anlatır.
    3.Kemoterapi
    Kemoterapi alan hastalar her kemoterapiden yaklaşık bir hafta kadar sonra medikal onkoloji polikliniğinde doktor kontrolünden geçmelidir. Bu kontrolde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, kemoterapinin yaptığı yan etkiler değerlendirilerek gerekirse ilacın dozunda yeniden ayarlama yapılır.
    Kemoterapinin yan etkileri verilen ilaca göre değişir. Genel bir kural olarak kemoterapi hızla çoğalan hücreleri etkiler. Kanama sırasında pıhtılaşmayı sağlayan, hastalıklara karşı savunmamızı yapan ve vücudumuzdaki organlara oksijen taşıyan kan hücreleri hızlı çoğalan hücrelerdir. Bu kan hücreleri kemoterapi aldıktan yaklaşık 1 hafta 10 gün sonra sayıca azalırlar ve bu nedenle çabuk morarma veya diş fırçalama gibi küçük işlemler sonrası kanama olabilir. Normalde vücudumuza girdiklerinde savunma sistemimiz güçlü olduğundan hastalık yaratmayan mikroplar kemoterapi sonrası savunmamızı sağlayan hücreler azaldığından kolaylıkla ateşli hastalıklara yakalanmamıza neden olabilirler.Bu dönemde yıkanarak yediğimiz çiğ sebze ve meyvelere (örneğin salata gibi) en az 10 gün kadar yemekten kaçınmalısınız. Bu dönemde çevredeki insanlardan mikrop kapmamak kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınmalısınız
    Unutmayınız ki bu yasak meyve ve sebzelerin hastalığınız üzerine olan herhangi bir etkisinden dolayı değil, ne kadar temiz yıkasanız da yiyeceğiniz sebze veya meyvenin üzerinde kalmış olması muhtemel mikroplardan kaçınmak içindir. Yiyeceklerinizin bu zaman dilimi içinde pişmiş olmasına dikkat ediniz. Eğer 38.50C in üstünde bir saati geçen ateşiniz olursa mutlaka doktorunuza ulaşınız. Ateşiniz var ve kan hücreleriniz kan sayımında düşük bulunursa antibiyotik tedavisi almanız gereklidir. Kan hücrelerinizin sayısında meydana gelen bu azalma bir hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçer ve hücreler normal sayılarına ulaşır.
    Bir başka hızlı çoğalan hücre grubu sindirim sistemi hücreleri ve kıl kökü hücreleridir. Bu nedenle kemoterapi sonrası genellikle ilk haftadan sonra saçlar dökülür. Hastalarda iştah kesilmesi, bulantı, kusma, ishal ve ağız yaraları gelişebilir, bu yan etkilerin hemen hepsi ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Bu yan etkiler kısa sürelidir, hastaların şikayetleri bir sonraki kemoterapi başlamadan önce geçmiş olur. Kemoterapinin bahsedilen bu yan etkilerinin şiddeti hastadan hastaya değişir.
    Günümüzde modern kemoterapilerle uzun, kalıcı yan etkilere rastlamak nadirdir. Ancak bazı kemoterapi ilaçları kalp üzerinde olumsuz etkiler yapabilir, bu tür ilaçları kullananlarda doktor periyodik olarak kalbinizin etkilenip etkilenmediğini anlamak için tetkikler ister. Bugün kullanılan kemoterapi ilaç dozları ve kemoterapi kür sayıları kalp üzerinde olumsuz etki yapacak boyutta değildir. Bazı kemoterapi ilaçlarını aldıktan yıllar sonra kan kanseri yani lösemi gelişme riski vardır. Ayrıca bazı kanser ilaçları yumurtalıkları etkileyerek yumurta hücrelerini öldürürler, böylece yumurtalıklar kadınlık hormonu olan estrojeni üretemez ve hastalar menopoza girerler. Adetler seyrekleşir yada durabilir ve bu durumda kadınlar hamile kalamazlar. Özellikle 35-40 yaşın üzerinde kemoterapi ile meydana gelen kısırlık kalıcıdır. Daha genç hastalarda kemoterapi süresince kesilen adetler bir süre sonra normale dönebilir.
    Kemoterapi ilaçları çoğunlukla damardan verilir ve verildikleri damara zaman içinde zarar verip, damarın sertleşmesine ve dışarıdan bakıldığında gözle fark edilebilir hale gelmesine neden olabilirler. Kemoterapi alırken veya aldıktan sonraki gün ilacı aldığınız kolda kızarıklık şişme ve yanma olursa hemen doktorunuza haber vermelisiniz. Genellikle memenin alındığı taraftaki kol damardan ilaç vermek için tercih edilmez. Yine o taraftaki kolunuzdan başka bir nedenle de enjeksiyon yaptırmaktan kaçınmalısınız.
    Kemoterapi alırken herhangi bir nedenle ağrı kesici kullanmanız gerekirse doktorunuza danışınız. Çünkü bazı ağrı kesiciler vücuttaki kan hücrelerinde sayıca veya işlevce azalmaya neden olabilirler. Bunun dışında kalp, akciğer ve böbrek hastalığınız için kullandığınız ve hayati önemi olan ilaçlarınıza kemoterapi süresince devam edebilirsiniz. Kullanmak zorunda olduğunuz bu ilaçları doktorunuza yaptığınız ziyaretlerde göstererek bir sakınca olup olmadığını sormanız uygun olur.
    4.Hormon Tedavisi
    Hormon tedavisi olarak verilen ilaca göre yan etkiler farklıdır ancak günümüzde en sık kullanılan ilaç tamoksifendir. Bu ilaç estrojenin vücutta kullanılmasını önler.Bu nedenle hastalarda menopoza ait şikayetler, örneğin sıcak basması, vajinal kuruluk, düzensiz adetler gibi gelişir.Başka ilaçlar ise gerek estrojen yapımını engelleyerek gerekse yumurtalıkları çalışamaz hale getirerek etki ettiklerinden, öyle ya da böyle hormon tedavisi alan hastalarda menopoza ait şikayetlerin gelişmesi kaçınılmazdır.Bu şikayetlerin bir kısmı ilaç tedavisi ile kontrol edilebilir. Tamoksifene bağlı ciddi yan etkiler oldukça seyrektir. Bunlardan bir tanesi kirli kanı taşıyan damarlarımızda yani venlerde özellikle bacaklardaki venlerde, kan pıhtısı gelişmesidir. Bu da kanı sulandıran ilaçlar verilerek tedavi edilebilir. Yürüyüş yapmak, fazla oturur pozisyonda kalmamak ve gece yatakta ayakların altına bir yastık koyarak yükseltmek pıhtı gelişmesini önlemede faydalı olur. Diğer ciddi yan etki ise tamoksifenin rahim kanseri gelişme riskini arttırmasıdır. Yapılan büyük çalışmalar tamoksifen kullanan her bin kadının 3 ünde rahim kanseri geliştiğini göstermiştir.Bu küçük risk tamoksifenin meme kanserini önlemedeki önemli etkisinin yanında oldukça önemsiz kalabilir ancak yine de tamoksifen kullanırken en az yılda bir kez jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Menopoza girmiş olup tamoksifen kullanan hastalar herhangi bir vajinal kanama durumunda zaman kaybetmeden doktora başvurmalıdırlar.
    Adjuvan tedavisini tamamlamış bir meme kanseri hastası nasıl takip edilir?
    Meme kanseri olup adjuvan tedavisini tamamlayan hastalar tanı konulduktan sonraki ilk 2 yıl 3 ayda bir, 3. ve 5. yıllar arası 6 ayda bir daha sonra ise yılda bir kez muayene olmalıdır. Meme koruyucu ameliyat yapılan hastalar ameliyattan sonraki ilk 6. ayda , memesinin tümü alınan hastalar ise ameliyattan sonra 12. ayda başlamak üzere yılda bir kez mamografi yaptırmalıdır. Bunların dışında hastanın şikayetlerine göre doktor uygun gördüğü tetkikleri isteyebilir.
    Verilen tedavi ile iyileşme şansı nedir?
    Bazen hastalar iyileşme şanslarının rakamlarla ifade edilmesini isterler. Aslında yapılan büyük çalışmalarda hangi evredeki hastanın ortalama ne kadar süre yaşayabileceğine dair rakamsal yüzde değerleri mevcuttur. Ancak unutulmamalıdır ki bu istatistiksel değerler binlerce hastaya ait değerlerin bir ortalamasıdır, yani herhangi bir meme kanseri hastasına ne olacağını önceden kestirmek için kullanılması tam olarak doğru olmaz. Meme kanseri olan iki hastanın gelecekte ne olacağı birbirinden farklıdır, tümörün ve hastanın kendisine ait bugün henüz bilemediğimiz pek çok faktör aynı hastalığa yakalanan iki kişinin farklı seyirler göstermesinde etkili olmaktadır. Bu nedenle kendinizi başka hastalarla kıyaslamayınız.
    Meme kanseri ve gebelik
    Gebelik sırasında da meme kanseri görülebilir. Yaygın inanışın tersine, ne gebeliğin meme kanseri üzerinde ne de meme kanserinin gebelik üzerinde bilnen olumsuz etkisi yoktur. Uygulanacak tedavi gebeliğin dönemine göre belirlenir.
    Kemoterapi alan hastalarda verilen ilaçların yumurtalık hücreleri üzerine olan etkileri nedeni ile geçici ya da kalıcı kısırlık gelişme riski vardır. Bu risk, meme kanserinin menopoza yakın yaşlarda geliştiği hastalarda daha belirgindir, daha genç yaştaki hastalarda ise kemoterapi tamamlandıktan bir süre sonra gebelik mümkün olabilir. Kemoterapi ilaçlarının yumurtalıklar üzerindeki etkileri nedeni ile, gebe kalmak isteyen hastaların tedavi sonrası ilk iki yıl doğum kontrol yöntemlerini kullanmaları ve bu süre içinde gebe kalmamaları tavsiye edilmektedir..
    Tedavi sonrası yaşam
    Adjuvan tedavisini tamamlamış olan hastalar kendilerini iyi hissettikleri andan itibaren iş yaşamlarına geri dönebilirler. Adjuvan tedavi alırken bile ağır olmaması kaydı ile iş yaşamlarına devam edebilen hastalar vardır.
    Mastektomi sonrası bazı kadınlar protez takmayı bazıları ise plastik cerrahlar tarafından alınan memenin yerine yenisinin yapılmasını (rekonstrüksiyon) isteyebilirler.Her iki işleminde kendisine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Rekonstrüksiyon memenin alındığı ameliyat sırasında yapılabileceği gibi tedavi tamamlandıktan sonra da yapılabilir. Bu ameliyatın risklerini ve yararlarını bir plastik cerrahla konuşarak öğrenebilirsiniz.
    Ameliyatla meme ile birlikte o taraftaki koltuk altı lenf bezleri de alındığından zaman içinde o taraf kolda şişlik meydana gelebilir. Lenf bezleri alındığı için o kolun lenf dolaşımı yetersizdir. Bu nedenle kolun şişmesine lenfödem adı verilir. Lenfödemin gelişmemesi için size kolunuzu biraz yüksekte örneğin yastık üzerinde tutmanız ve bir takım egzersizler önerilir. Lenfödem geliştiğinde elastik bandajlar, elle masaj veya bir makine yardımı eli ve kolu sıkıştırarak ödemin azaltılması yöntemlerinden fayda görebilirsiniz.
    Tedavi sonrası önerilen özel bir diyet yoktur, dengeli beslenme, fazla yağlı yiyeceklerden kaçınma, düzenli egzersiz yapmak yani normal şartlar altında her sağlıklı insanin uyması gereken kurallar sizin için de geçerlidir.
    Kilo kaybı, iştahsızlık, aşırı yorgunluk, bulantı-kusma, baş dönmesi, karın ağrısı ve dolgunluk, kemik ağrısı veya ameliyat olan bölgede yeni bir kitle, yara geliştiğinde, iki haftadan fazla süren öksürük, baş ağrısı olduğunda normal periyodik kontrol zamanınızı beklemeden doktorunuza ulaşmanız gereklidir.
    Meme kanseri için tedavi almış ve reseptörleri pozitif olan hastalarda menopoz için estrojen tedavisi verilmesi önerilmemektedir. Estrojen reseptörleri negatif olanlarda ise menopoz için hormon tedavisi verilmesi tartışmalıdır.
    Tedavi sırasında ve sonrasında cinsel yaşamınıza eskiden olduğu gibi devam etmenizde bir sakınca yoktur. Kemoterapinin yumurtalık hücreleri üzerinde olan mutajenik (bebekte ciddi anormallikler olabilmesi) etkileri nedeni le tedavi süresince gebeliği önlemek için doğum kontrol yöntemlerinden biri tercih edilmelidir. Verilen kemoterapi ilaçlarının çoğu yumurtalıkların çalışmasını bozar ancak bu etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir.
    Tanı sonrası tedavi planı ile yaşadığınız fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, hastalığa veya tedaviye bağlı yorgunluk, halsizlik hissi, cinsel yaşamınızın, istek ve heyecan duyma gibi duygularınızı etkileyebilir. Cinsel yaşamınız ile ilgili bu tür sorunlar , bu dönemde yaşadığınız ve tedavi sonrası geçen diğer sorunlar gibi zaman içinde geçecektir.
    Ameliyatla göğüsleri alınan hastaların eşleri tarafından reddedilme ve çekiciliklerini kaybetme endişesi ile kendilerine olan güvenlerinin azalması cinsel yaşamlarında sorunlara neden olabilir. Bu tür fiziksel eksiklik hisseden hastalar için dışarıdan askılı protez meme veya plastik cerrahi bölümüne başvurarak rekonstrüksiyon (yeniden meme yapılması) şansı olduğunu unutmayınız. Buna yönelik planlamalar ameliyat öncesi dönemde de yapılabilir.
    Cinsel yaşamınıza yönelik kaygılarınız olduğunu ve bu konuda yardım almak istediğinizi tedavi aldığınız kemoterapi ünitesindeki doktor ve hemşirelere belirtmekten çekinmeyiniz

  • Yaşamın İlk Evresi

    Yaşamın İlk Evresi

    İlk çocukluk çağında ( 0-2 ) dış dünya ve erken dönem nesne rolü yadsınamaz. Beslenme açısından bebeğiniz için en sağlıklı besin kaynağının – anne sütü – olduğunu şüphesiz anne adaylarımız biliyordur.
    Hayatta kalmak için bir besin kaynağı olan meme’ nin aynı zamanda dürtü doyumunu sağlama, haz verme, fonksiyonu da göz ardı edilemez.
    Cinsel yaşam bebeğin meme emmesiyle başlar, çocuk için meme eşi benzeri olmayan bir haz kaynağıdır.
     
    Emme cinsel dürtünün ilk nesnesidir. Ve ilk nesne seçimi sonraki nesne seçimleri için çok önemlidir. Çocukları gözlemlediğinizde emme eylemi bittikten sonra, vücudunun başka parçasını emdiğini görürsünüz; dil emme, dudak ya da baş parmak gibi.
     
    Yani nesne insan dünyasında başından beri var. Meme, biberon, sütanne, çocuğun doyumu hep bir nesneye bağlı. Çocuk gerçek bir nesneyle doyuruldukça sağlıklıdır. Yerine bir başkası konmadan elinden alındığında ise hastalanır. Terkedilme gibi. Yaşamak için başlangıçta bir nesneye bağlı olmak zorunda olan insan, yaşamın ilerleyen basamaklarında nesneye bağımlılıktan kurtulmaya çalışır. 
     
    Haz almak için dış dünyadan bağımsız hale gelmeye çalışan insan, o yüzden sınırları zorlar.
     
    Meme emmesi bebeğin aynı zamanda onun dünyayla kuracağı bağ açısından mühimdir. Bunu anlayabilmek için yeni doğan çocukların, tamamiyle kendi varlıkları üzerine konumlandırdıkları kısa bir evreden bahsetmemiz gerekir. Bu evre primer narsisizm evresidir. Tüm dünyanın kendi hükmünde olduğuna inandığı o dönemde; karnı acıktığında meme, canı istiyor meme… 
     
    Bebek tüm bu nesneleri kendinin yarattığını düşünür. Yeterince iyi anne, bebeğin dürtü ve duygularını okuyabilendir. Bebeğinin neye ihtiyacı olduğunu anlar ve doğru zamanda ona göre karşılık verir. Karnı aç olduğu için ağlayan bebeği uyutmaya çalışmak,bebeğin mesajının yanlış algılandığı anlamına gelir. Bebek ihtiyacı karşılanmadığından kendine ve dünyaya güvenle bağlanamaz. 
     
    Bebeğin dış dünyaya açılan penceresi ona ilk bakımı veren kişilerdir. Anne, baba ya da bakıcının bebeğin mesajlarını doğru okuması ve ihtiyaçlarını zamanında uygun şekilde karşılaması gerekmektedir. Aksi takdirde güvenli bağlanmadan söz edilemez.

     Yaşamının devamında edindiği bilgilerle çizdiği yol haritasına bakarak hayatı yordayacak olan çocuğunuza yaşamının ilk evresinde neler sunduğunuz, öğrettiğiniz görüldüğü üzere mühimdir.
     

  • Yenidoğan bebek

    Yenidoğan bebeğiniz, dış dünyaya uyum sağlamak için birkaç haftalık bir süreye ihtiyaç duymaktadır .İlk haftarda, ne zaman ne yapacağını önceden kestiremezsiniz. Bazı günler daha aktif, bazen sessiz olacaktır.

    Yenidoğan bebek neler yapabilir?

    Yenidoğan bebek çok ağlayabilir, huzursuzluk gösterebilir

    Solunumu düzensiz olabilir

    Aksırabilir, kusabilir

    Sık sık irkilebilir

    Bebekler birbirine benzemez, her bebeğin farklı karakter özellikleri vardır. Örneğin, bazı bebekler daha sakin, uyumlu olur, gereksinimlerini kolayca tahmin edebilirsiniz. Bazı bebekler ise zordur, beslenme ve uyku saatleri düzensizdir, sakinleştirilmeleri daha zordur.

    Emzirme

    Kendiniz ve bebeğiniz için sakin, rahat bir yer bulun.

    Bebeği, kucağınızda yüzü size dönük olacak şekilde tutun

    Meme ucunu bebeğin yanak veya alt dudağına değdirip ağzını açmasını sağlayın ve memeye tutturun

    Emerken , sadece meme ucu değil, çevresindeki koyu renkli bölüm de bebeğin ağzı içinde olmalıdır. Aksi halde, emme meme başında çatlaklara yol açar ve canınız yanar.

    Emzirme bittiğinde, bebek memeden ayrılmıyorsa, ağzına küçük parmağınızı vererek meme başını bebeğin ağzından çıkarın, böyle yapmazsanız canınız yanabilir.

    Her emzirmede, bebeğin önce bir taraftaki sütü bitirmesini sağlayın, daha emmek istiyorsa öteki memeden verin.

    Yenidoğan bebek, 24 saatte 8-12 defa, yani 2-3 saatte bir , emmek isteyebilir Ama, korkmayın, bu sıklık giderek azalacaktır!

    Emziren annenin meme başlarının temizliği için su kullanması yeterli olacaktır.

    Emzirmeler arasında, göğüslerden süt akabilir, meme başlarını kuru tutmak için ped kullanmak gerekecektir

    Göğüsler şiş ve ağrılıysa ne yapmak gerekir?

    Bebeği daha sık emzirin

    Ilık bir duş alın veya göğse ılık havlu uygulayın

    Göğüste hasasiyet, kızarıklık varsa, grip olmuş gibi hisediyorsanız, doktorunuzu arayın

    Gaz Çıkarma

    Bebeğin emerken yuttuğu havayı çıkarması, onu rahatlatacaktır. Emzirmenin ortasında ve sonunda gazını çıkarmak uygun olur, çünkü yuttuğu hava bebeği rahatsız ederek daha fazla emmesine engel olabilir.

    Gazını çıkarmak için, bebeği omzunuzun üstüne veya kucağınıza yatırın veya kucağınızda oturtun, usulca sırtına vurun veya sırtını sıvazlayın.

    Çoğu bebek, gaz çıkarırken emdiğinin bir kısmını da çıkarabilir. Bu gerçek bir kusma değildir, endişe etmeye gerek yoktur. Sadece kendi giysinizi bir mendille korumanız yeterli olacaktır.

    Göbeğin Bakımı

    Enfeksiyon gelişimini önlemek için göbek kordonunu temiz tutmak gereklidir. Bunun için; her bez değişiminde, alkol veya doktorunuzun önerdiği başka bir antiseptik solüyona batırılmış bir kulak temizleme çubuğuyla kordonun özellikle tabanını silmelisiniz. Bu işlem, bebeğin canını yakmaz.

    Göbek düşene kadar, bebeğin bezini göbek kordonu dışarda kalacak şekilde aşağıdan bağlayın.

    Alt Bakımı

    Yenidoğan bebeğiniz, günde 6-8 bez ıslatabilir ( Neyse ki bu sıklık sonradan azalacaktır ).

    Bazı bebekler günde bir kaka yaparken, bazıları her emme sonrası yapacaktır, her ikisi de normaldir.

    İlk günlerde koyu yeşil, siyah renkli olan gaita, sonraki günlerde sarı- yeşil, yumuşak kıvamlı bir şekle dönecektir ( Bebeğin yumuşak ve sulu gaita yapması normaldir, ishal anlamına gelmez ) Mama ile beslenen bebekler daha kıvamlı gaita yaparlar.

    Bez kirlenince hemen değiştirerek, bebeğinizin altını iyice temizleyerek pişikleri önlemiş olursunuz.

    Altında kızarıklık olursa,temizleyerek havada kurutmaya bırakınız. Doktorunuzun önerdiği çinko oksit içeren kremlerden kullanabilirsiniz.

    Kız bebeklerde alt temizliğini mutlaka önen arkaya doğru yapın. İlk birkaç hafta beyaz bir akıntı olabilir, bu normaldir.

    Erkek bebeklerde, sünnet derisini geriye çekip temizlemeye çalışmayın.

    Giyim

    Bebeği mevsim koşullarına göre, kendinizin nasıl bir giysiyle rahat edeceğini düşünerek giydirin

    İnce bir tişörtle gezerken,bebeği kışlık battaniyelere sarmayın! Aşırı giydirme ve sarma bebeği huzursuz eder.

    Elleri ve aykakları genellikle soğuk olacağından, bebeğin üşüyüp üşümediğini göğüs veya sırtından kontrol edin.

    Güvenlik

    Yenidoğan bebek bile hareket eder, asla kanape, alt değiştirme masası gibi bir yerde yalnız bırakmayın. Yanından ayrılacaksanız, ya yatağına koyun ya da bebeği de götürün.

    Geniş kenarlı bir şapkayla bebeği güneşten koruyun.

    Bebeğin yannda sigara içmeyin, içilmesine izin vermeyin . Sigara içimine maruz kalan bebeklerde, solunum yolu ve kulak enfeksiyonları sıklığı artmaktadır.

    Bebek kucağınızdayken veya emzirirken asla sıcak içecekler içmeyin.

    Yatırırken yüzüstü yatırmayın.

    Başka bir küçük çocukla bebeği yalnız bırakmayın.

    Boğulmanın önüne geçmek için bebek yatağında yastık, büyük oyuncak, plastik poşet türü şeyler bulundurmayın.

    Araba yolculuklarında bebeğin yaş ve kilosuna uygun araba koltuğu kullanın. Yenidoğan bebeğin rahat etmesi için, kenarlardan rulo yapılmış havlularla destekleyebilirsiniz.Araba hareket halindeyken, ağlayan bebeği sakinleştirmek veya emzirmek için koltuğundan almayın, gerekirse aracı durdurun. Asla bebeği tek başına arabada bırakmayın.

    Gelişim

    Yenidoğanın beş duyusu günden güne gelişmektedir. Başı büyük ve ağırdır, boyun kasları güçsüzdür, desteklenmesi gerekir.

    Yenidoğan Bebeğiniz Neler Yapabilir?

    Karın üstü yatarken başını kısa süre kaldırabilir.

    Oturtulursa başı düşer.

    Yaklaşık 20 cm’ lik bir mesafeyi görebilir.

    En çok yüzlere ve parlak, kontrast renklere bakmayı sever.

    Şiddetli sesleri duyar ve irkilir.

    Sesinizi duymaktan hoşlanır, konuşarak onu sakinleştirebilirsiniz.

    Tat ve koku alır, hisseder.

    Annesinin kokusunu tanır.

    Bebeğe Destek Olmak İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Bütün bebekler sevgi ve sıcaklığa gereksinim duyar. Onu kucaklayarak şımarttığınızı düşünmeyin! Sık sık kucaklayın, sarın, sevginizi gösterin.Gereksinimlerini zamanında karşılayarak temel güven duygusunu geliştirin. Ağlayınca karşılık gören, sıkıntısı giderilen bebek hayata güvenli bir başlangıç yapacak, özgüven geliştirecektir.

    Tutarken elinizle başını destekleyin.

    Yüzünüzü görebilmesi için bebeği yakın tutun.

    Ona parlak, kontrast renkli cisimler gösterin.

    Onunla konuşun, ninniler, şarkılar söyleyin.

    Uyku

    Bebeklerin uyku düzenleri farklılık gösterir. İlk aylarda genellikle günde 15-18 saati uykuda geçirecektir.

    4 saatte 30 dakika kadar uyanık olabilir.

    Gece ve gündüz farkını bilmez ( Anne ve babalar için en kötü haber ! )

    Zamanla belli bir uyuma ve uyanma düzeni oluşacak, gündüzleri 1-3 saat kadar, geceleri 3-6 saat kadar uyumaya başlayacaktır.

    Bebek uyurken yan veya sırtüstü yatırılmalıdır.

    Bebek gece sık uyanacağından, annenin de gece gündüz demeden, bebek uyurken, en azından dinlenmeye çalışması iyi olur. Bebeğin uykusu sırasında ev işlerini halletmeye çalışan anne, gece de uykusuz kalırsa bu tempoya dayanması güç olacaktır.

    Gece ve gündüzün farkını anlaması için bebeğe destek olun. Gündüz uyanık olduğunda onunla oynayın, konuşun, uyarı vermeye çalışın.Gece ise mümkün olduğunca sessiz, sakin olun, bebeği fazla uyarmayın, onunla oynamayın.

    Ağlama

    Ağlama bebeğin sizinle iletişim kurma yoludur, buna üzülmeyin, bebekler ağlar çünkü henüz konuşamazlar!

    İlk haftalarda bebekler günde 2-3 saat ağlayabilirler.

    Hatta, ilk 6-8 hafta boyunca ağlama giderek artar.

    Bazı bebekler uykuya dalmadan önce 10-15 dakika ağlarlar.

    Farklı nedenlerle farklı ağlamalar olabilir.Zamanla, bunu ayırt etmeye başlayacaksınız. Ancak her ağlamanın da belli bir nedeni olmayabilir, bazen bebek nedensiz de ağlayabilir.

    Bebeğin ağlamasına hemen yanıt verirseniz, sizin yanında olduğunuzu bilecektir.Böyle davranarak bebeği şımartmış olmazsınız.

    Yenidoğan bebeğiniz ağlayınca; karnını doyurma, altını değiştirme, kucaklayıp sakinleştirme seçeneklerinin hepsini denediyseniz ve halen ağlıyorsa , bir süre yatağına koyup sakinleşmesini bekleyebilirsiniz. Sakinleşene kadar gözlem altında tutmayı unutmayın. Zamanla hangi ağlamada ne yapmak gerektiği konusunda deneyim kazanıp sizden sonra anne- baba olanlara öğüt vermeye bile başlayacaksınız!

  • Anne sütü hakkında merak edilen her şey!

    Genel bilgiler:

    Anne sütü canlıdır, “beyaz kan” olarak da adlandırılır. İlk sütün 1 ml’sinde 1 milyon hücre, olgun sütün ise 1 ml’sinde 4000 hücre vardır.

    Emzirme doğal bir olay olmasına rağmen sizin ve çocuğunuzun alışması birkaç günden birkaç haftaya kadar değişir. Emzirme bir aşkın başlangıcı, güzel bir ilişkinin temelidir.

    Emzirmenin pekişmesi 3-4 haftayı bulabilir, bu dönemde biberon gibi alternatif beslenme yöntemlerinin kullanılması, sadece sonraki dönemlerde çocuğunuzun sağlığının ve beslenme alışkanlıklarının daha da olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır.

    İlk birkaç gün emzirirken sancı duymanız normaldir. Başlangıçta olan, emzirirken göğüs acılarınız 15. günden sonra rahatlar.

    İlk 15 gün, günde 500-600 ml.;1-6 ay günde ortalama 750 ml. anne sütü yeterlidir.

    Anne sütünde D ve K vitaminleri dışında her şey vardır. Bebek terlemiyorsa, ya da bezinde gül pembesi/kiremit tozu renginde kırmızılık görmüyorsanız (ki bu yanlışlıkla “idrarından kan geldi” olarak yorumlanır) suya gerek yoktur. Bu durumlar varsa çay kaşığı ile su verin, bebek isteksizse gene su vermekten hemen vazgeçin.

    Silikon meme başı adaptörleri çökük meme başlarında faydalıdır.

    Plastik emzirme petleri kullanmayın. Bunların memenin ıslak kalarak çatlamasına ve mantar oluşmasına neden olurlar.

    Biberon ilk ay yasak! Biberon ile beslenme süt salgılanmasının durmasının en sık nedenidir.

    Süt az olması bedenen ve ruhen sağlıklı bir anne için mümkün değildir. Gebelikte göğüsleriniz büyüyorsa bunun nedeni bir şeylere hazırlıktır. Her insanın mide kapasitesi yaklaşık yumruğu kadardır (bebeğinki ceviz kadar). Bu da demektir ki 20-40 ml. anne sütü bebeğin midesini dolduracaktır.

    Bir memeden diğerine geçmeden önce 10 dakika kadar emzirmelisiniz. Bebeğiniz tok görünüyorsa diğer göğsünüzü sonraki öğüne saklayın.

    Bebeğin 3-4 emmede bir yutkunması, huzursuzlanması o memede süt bitti demektir, diğer memeye geçin. Diğer memeye geçerken gazını çıkarın, gergin mideli bir bebek tabii ki emmek istemez.

    Emzirirken bebeğin kafasına arkadan bastırmayın. Bebek çok sinirlenir. Bebeği göğse değil, göğsünüzü bebeğe itin.

    Küçük göğüslü kadınlar da büyük göğüslü kadınlar kadar süt üretirler.

    Meme ucunu emzirtmeyin, emilecek yer “areola” denen meme ucunun etrafındaki kahverengi/siyah halkanın tümüdür. Meme ucu içe dönük olsa bile areolayı kavraması bebek için yeterlidir. Emmeye başlarken meme ucunuz bebğin burnu ile aynı hizada olmalıdır.

    Emzirmeden önce göğsünüzün değil, elinizin temizliği önemlidir. Göğüs temizliğini önermiyoruz.

    Bir çalışmada bir memeyi yıkayıp, diğerini yıkamamışlar; yenidoğan bebek yıkanmamış memeyi tutmuş.

    Emzirdikten sonra göğsünüzü hemen sütyen içine koymayın, açık tutarak hava ile kurutun.

    Emzirdikten sonra göğsünüzü suyla değil, sütünüzle temizleyin.

    Emzirmeden zevk almıyorsanız yardım alın.

    Acıyan meme uçları, emzirmenin bir parçası değildir, bir şeylerin doğru gitmediğini gösterir, bu konuda da yardım alın (annenizden, doktorunuzdan, ebenizden, bazen internetten).

    Pamuklu, geniş sutyenler kullanın.

    Göğüs acı ve çatlakları için: zeytinyağı, olmazsa Decubex, Novuxol, Garmastan, Lansinoh gibi kremler deneyebilirsiniz. Hidrojel çatlak önleyici göğüs pedi (Chicco marka piyasada vardır) meme ucunu koruyabilir.

    Bebeğinizin ağzında pamukçuk varsa göğsünüze bulaşacak, sizin göğsünüzde de kaşıntı/acı/çatlak/beyazlık gibi bulgular olacaktır. İkiniz de tedavi olmazsanız, birbirinize bulaştırırsınız. Bebeğe mantar damlası (Mikostatin, Fungostatin gibi); göğsünüze de mantar kremi (Trosyd, Canesten gibi) kullanın. Emzirme öncesi göğsünüzü temizleyin.

    Sabun, betadine, alkol gibi kimyasallar meme başı çatlağını artırır.

    Bebek süt kanallarını boşaltamazsa göğsün bir kısmı iltihaplanabilir. Göğüs ağrılı, sert, kırmızı olur. Memeden kanlı ya da ilithaplı bir akıntı olur. Sizin de ateşiniz çıkacaktır. Doktorunuzun verdiği ilaçları kullanın. Emzirmeyi kesmemeye çalışın, ancak sütü boşaltmak için emzirme sonrası pompa kullanabilirsiniz. Soğuk ya da sıcak kompreslerin hangisi iyi gelirse onunla devam edin.

    Sütünüzü kesseniz bile (pişmansanız) 2 hafta içinde yeniden emzirirseniz sütünüz gelecektir.

    Oruç tutmayın (Diyanet görüşü: Kefaret gerekmez; kaza edilir).

    İlk çocuğunuzu rahat emzirdiniz diye ikinci veya üçüncü çocuğunuzu da aynı rahatlıkla emzireceğiniz anlamına gelmez. Her çocuk çooook farklıdır.

    Dışarıda emzirmekten utanmayın, olabildiğince gizli olmaya çalışın, fakat önemli olan çocuğunuzun yemesidir. Ancak kapalı mekânlar (tuvalette klozet üzeri gibi) veya özel emzirme önlükleri, geniş gömlekler, ince bir battaniye de sizi başka gözlerden koruyacaktır.

    Hastayken de emzirmeye devam edin. Enfeksiyon sırasında emzirmek, aynı zamanda doğal koruyucuları süt yoluyla bebeğe vermek demektir. Nezle olan anne de, evde verem tedavisi gören anne de, hepatit taşıyıcısı anne de bebeğini emzirebilir. Hatta başka bir ek besin ve su verilmeyecekse AIDS’li anne bile bebeğini emzirebilir. Sadece el ve çevre temizliğinize dikkat edin yeter. Nezle/grip olan bir annenin maske kullanması ise tartışmalıdır, ancak benim gereksiz bulduğumu belirtmeliyim.

    Hamile anne emzirmeye devam edebilir. Ancak iki canlı büyüttüğü için beslenmesini biraz artırabilir. Hamile anne sütü “bebeği zehirlemez.” Anneye de zararı yoktur. Ancak düşük tehdidi varsa emzirmek bu tehlikeyi artırabilir.

    Bitkisel çaylar da süte geçer, ginseng gibi bebeğe içirmeyeceğiniz çayları siz de içmeyin.

    Aşırı egzersiz sütte bazı asitlerin düzeyi artar, bu da anne sütünün tadını ekşimsi yapar, bu durumda anne sütünü biraz sağıp atabilir.

    ‘Anne uzun süre emzirmezse memedeki süt ekşir ya da bozulur’ inancı çok yanlıştır.

    Eğer bebeğiniz beslenmeden sonra rahat uyuyorsa, ‘her emzirme sonrası gaz çıkarılır’ diye bir kural yoktur.

    Niçin anne sütü?

    Daha rahattır: Her zaman hazır ve sıcaktır. Şişe yıkamanızı gerektirmez.

    Ucuzdur ve tüm mamalardan daha kalitelidir.

    Akıllıdır: Bebeğinizin doğum zamanına (prematüre bebeklerde içerik farklı), açlığına, gün içindeki ihtiyacına, aylara, göre içeriği değişir. Hatta emzirmenin ilk dakikalarında sulu ve az yağlıyken; emzirmenin sonunda bebeğin doyup memeyi bırakması için koyulaşır. Mucize budur!

    Daha faydalıdır: Anne sütü bebekleri biberonla beslenen çocuklara göre ishale 12 kat, soğuk algınlığına 2 kat daha az yakalanırlar. Ayrıca orta kulak iltihabı, alerji, idrar yolu enfeksiyonu olasılıkları azalır.

    İleride çocuğunuz daha az yemek seçer: Her öğünde mamanın tadı aynı, anne sütününki farklıdır.

    Sağlıklı bir yetişkinin temellerini atar: Şişmanlık, hipertansiyon, egzama gibi alerjik hastalıklar, ani beşik ölümü sendromu, diyabet, şizofreni, multipl skleroz (MS) olasılığı azalır.

    Ağrı kesicidir: Emerken aşı yapılan bebekler daha az ağlarlar.

    Çene ve dişlerin gelişimin destekler. Biberon çürükleri önlenir.

    Zevklidir: Gergin bir bebeği rahatlatmanın en iyi yoludur.

    Sizi de rahatlatır: Onu emzirirken oturur, dinlenirsiniz. Prolaktin artar, daha rahat bir uyku sağlar. Soğuk kış gecelerinde bir sıcak titreşim çok hoş bir duygu olsa gerek. Sonuçta sizi depresyondan korur.

    Sizin de sağlığınızı korur: Meme ve yumurtalık kanseri riski azalır, kemik zayıflığını da önler. İdrar yolu enfeksiyonu daha olursunuz.

    Regl döneminin başlamasını erteler: Özellikle çok sık emziriyorsanız. Ancak doğum kontrolü için hiçbir garantisi yoktur, tedbirinizi ona göre alın!

    Forma dönmenizi sağlar: Spor ve diyet yapmadan 500 kalori verirsiniz. Rahminiz de kasılarak normal boyuna döner.

    Estetiktir: Dünyanın en güzel kabına sahiptir!

    Çevre dostudur: Mama yediriyorsanız; tarım araçlarının, fabrikaların, mamayı taşıyan araçların ekzoslarının, silikon emziklerin, cam ya da plastik silikonların ve daha pek çok şeyin doğayı kirletmesine de yardımcı oluyorsunuz demektir.

    Kötü kokulardan korur: Anne sütü tam sindirildiği için kaka kokusunu daha az duyarsınız. Olan kak da hafif ekşi kokuludur ve rahatsız etmez.

    Ekonomiktir: 4 ay sadece anne sütü alma bebek başına yıllık 300 dolar kazanım sağlar. Ayrıca pek çok sağlık kazanımları ile bunlara harcanacak bütçeyi de korur.

    Bebek emzirme teknikleri:

    Az anne sütü yoktur, yanlış pozisyon nedeniyle annenin göğsünü iyi kavrayamamış bebek vardır.

    3 aşamalı emzirme uygundur: Dokundur, bekle, yanaştır.

    Her pozisyonda başlangıçta burnuyla meme başı aynı hizada olmalı, çenesi memeye dayanmalıdır. Anne göğsünü parmakları ile “C” şeklinde tutar. Meme ucunu burnundan üst dudağına yaklaştırarak temas ettirin, bebek refleks olarak ağzını açacaktır. Bebek omuz ve kalçalardan desteklenmeli, başı serbest olmalıdır. Emzirirken bebeğinizle göz göze gelerek ona gülümseyin ve konuşun.

    Değişik tekniklerle en uygun emzirme yöntemini siz bulun.

    Oturarak

    Yan yatarak

    Arkaya yaslanarak

    Hatta ayakta emzirebilirsiniz.

    Bazı pozisyonlar:

    Kucak (beşik) Pozisyonu: Bebek kolun üzerine doğru yatırılır, bebeğin karnı annenin karnına değecek şekilde yaklaştırılır, bu arada diğer elle meme başı iki parmak arasında tutularak bebeğin başı memeye yaslanır.

    Ters Kucak Pozisyonu: Bu tekniğin “kucaklama”dan farkı; bu teknikte bebeğiniz yön olarak aynı pozisyonda olmasına karşın, siz onu kucaklamak için diğer kolunuzu kullanıyor olmanızdır. Bir başka ifadeyle; bu kez bebeğiniz başı sizin iç dirseğinize değil, diğer elinizin avuç içine doğru yaslanmıştır.

    Koltukaltı Pozisyonu (top tutuşu): Göğüsleriniz iriyse, prematürelerde, sezaryenden sonra (karına baskı olmaması için), ikiz bebeklerde bu duruş denenebilir. Adından anlaşılacağı üzere bu teknikte bebeğinizi koltuğunuzun altında basen seviyenizin biraz yukarı seviyesinde tutarsınız. Yine bebeğinizin altına bir yastık koymak işinizi kolaylaştıracaktır. Ayakları sizin arkanıza doğru, baş kısmı sizin önüze doğrudur. Bebeğinizin yüzünü memenize doğru yaklaştırıp, onun dudaklarının meme başınıza yaklaşmasını sağlayınız.

    Yan Yatarak Emzirme: Bu yöntem genellikle ameliyatlı sezaryenli bir annede veya başka bir rahatsızlığı bulunup yatakta kalması gereken bir annede tercih edilen bir yöntemdir. Pozisyonda bebek yan yatmış ve yüzü annenin memesine yaklaştırılmış şekilde besleme sürdürülür. Ancak anne uyursa bebek için boğulma riski taşır. Bu teknikle emzirme, ileri aylarda orta kulak iltihabı riskini artırır.

    Bebeğinizi memenizden almak için, memenizi çekerken aynı anda parmağınızı bebeğin ağzının kenarından içeri sokun, parmağınızı emzirtin. Bu şekilde meme ucunu yavaşça ve zarar görmeden çekebilirsiniz.

    “İlk süt” nedir?

    Tıbbi adı “kolostrum”dur, bebeğe annesinin ilk ve en önemli armağanıdır. Bir insanın hayatını etkileyecek kadar önemlidir. Hal arasında “altın suyu”, “ağız suyu” da denir. Bebeğin bağırsak mikrobiatasını (yani bağırsağın bakteri-canlı içeriğini) sağlar ve bu hayat boyu değişmez bir imza gibidir. Rengi sarı, kıvamı koyudur (krema gibi). Miktarı azdır (ortalama 30 ml/gün) ama bir damlası bile bebeğin doymasına yeter. Hiç gelmezse bile, bebek ilk 24 saat kendi depolarını kullanarak aç kalmaz. Doğumevleri ve hastanelerdeki “bu süt az, yetmez” gerekçesiyle mama/şekerli su takviyesi yapılması çok sık yapılan bir hatadır. Bu süt hem koruyucu maddelerden (antikor, koruyucu flora) hem de kaloriden çok zengindir. İlk kakayı rahat yapmayı sağlayarak yenidoğan sarılığının hafif seyretmesine de yol açar.

    Sezaryenden sonra anne tam uyanmasa bile başkasının yardımı ile besleyin.

    Beslenme aralıkları ve süresi:

    Anne sütüyle beslenmede orkestra şefi bebektir. İlk 45 gün her istediğinde emzirin. Huzursuzluğa ve ağlamaya başlamadan önce bebeğinizin elini emmeye başlaması, sizi görünce heyecanlanması, hareketlenmesi gibi bulgular da emzirme isteğinin başlangıcı olabilir; onun bu davranışlarını tanımaya çalışın. Emzirme aralığı 1 saat, süresi de 1 saat olabilir. Ancak bebeğinizin doymaması da olasıdır. Doyup doymadığı için objektif kriterdir ki, gerekirse takip eden doktorda bir daha tartısına baktırın.

    Bebek beslenmesinde kesin saatli bir program yoktur.

    Gereksiz sık besleme gaz oluşumunu artırır, sık acıktırıp ağlamasına sebep olur.

    45-50 günden sonra 3 saatlik ara, 20 dakikalık süre yeterlidir. Artık kendinize bakma ve etrafınızla ilgilenme zamanı gelmiştir.

    2 aydan sonra gece 1 defa emme yeterlidir. Bebeğiniz iyi kilo alıyorsa gece uyandırmayın

    Bebeğiniz halen çok uzun dakikalarca hatta saatlerce sizi emiyorsa ya sizi biberon olarak kullanıyordur ya da memenizi tutamamıştır ve süt alamıyordur.

    Bebek ilk 5 dakikada sütünüzün %80’ini boşaltır, kalan 15-20 dakikalık emme süt oluşturma refleksi ve bebeğinizin ağız tatmini için gereklidir.

    Uyuyan bebeği uyandırıp beslemeyin.

    Eğer halen sadece anne sütü alıyorsa 3,5-4 aydan sonra gündüz 3-5 kere; gece 1 defa emzirmek yeterlidir. Zaten bebeğiniz 5-6. saatte uyanıp sizden sütünüzü isteyecektir.

    5-6 ayda ise günde 5 defa besleme genelde yeter.

    Sütü artırmak için:

    Annenin emzirmeye istekli olması en önemli kuraldır. Bu “prolaktin” hormonu salgılamasını uyarır. Doğumdan önce kendini emzirmeye şartlayan annelerin sütü daha fazla olacaktır

    Bebeğin emmeye istekli olması ikinci kuraldır. Bebek zayıf emerse ya bir hastalığı vardır ya da besleme tekniği yanlıştır.

    Üçüncü istekli olacak kişi babadır, çünkü emzirme her şeyden önemlidir ve anne bu sırada başka bir şey yapamaz. Baba telefona bakmalı, diğer çocuklarla ilgilenmeli, yemeği hazırlamalıdır.

    Bebeğiniz çok ağlıyorsa sakinleştirip öyle emzirin.

    Siz de sakin olun. Emzirmeden önce 15-20 dakika dinlenin. İlk 45 gün sizin işiniz bebeği emzirmektir. Ev işlerini bırakın başkaları yapsın (Babalar artık bunun için de var). Bebek uyuyunca siz de uyuyun. Emzirme öncesi ılık duş altında göğüs masajı yapabilirsiniz.

    Emzirmeden önce üzerinize sıcak tutan kıyafetler giymek süt akışını hızlandırır.

    Bebeğinizi emzirirken de yanınızda suyu ve atıştırılacak yiyecekleri (meyve, kuruyemiş) bulundurun. Unutmayın, yemeğinizi küçük bir yaratıkla paylaşıyorsunuz.

    Günlük 2,5 litre (bir büyük kola şişesi) sıvı almalısınız. Meyve kurularından komposto (elma-kayısı-erik) da kalori ve sıvı sağlar. Karpuz da iyi bir sıvı kaynağıdır. Proteini bol alın, şişmanlamamak için karbonhidrattan kaçının. Ancak daha çok fazla su da bazen süt yapımını baskılayabilir.

    Fazla tatlı yemek sizin kilo fazladan kilo almanızı sağlar, zannedilenin aksine bebeği daha tonton yapmaz. Dengeli beslenme de en azından yeterli beslenme kadar önemlidir.

    Doğum sonrası rejime 4. aydan sonra başlayabilirsiniz. Hedefiniz ise bebeğiniz 9-12 aylıkken doğum öncesi kiloya erişmek olmalıdır. Ayda 1, aşırı şişmanlarda 2 kiloluk kayba izin verilebilir.

    Göğüs üzeri uyumak sütü azaltabilir.

    Emzirirken doğum kontrol hapı kullanmak sütü azaltır.

    Rezene, kimyon, ısırgan otu gibi bazı bitkiler hem sütü artırabilir, hem sütün kokusunu güzelleştirebilir. Ancak rezeneyi çok içmek gerekiyor, öyle çok içmeli ki annenin derisi bile rezene kokmalı. Yağlı balık, kabuklu yemiş, çikolata da sütünüzün yağ miktarını artırarak bebeğinizin kilo alımını hızlandırabilir.

    Çemenotu da sütü artırır, ama annenin ve bebeğin idrarındaki o keskin koku doğrusu beni bu bitkiyi önermekten alıkoyuyor…

    Kokusuz tablet şeklinde sarımsak özü, ısırgan otu, malt da diğer bildiğim ancak etkileri tartışmalı anne sütü katkılarındandır.

    Annelerin içeceği süt takviyeleri (Lactamil gibi) özellikle prematür bebek annelerine önerilmektedir.

    Eczanelerde sütünüzü artıracak ve lohusalık iyilrşmesini hızlandıracak granüller (Humana Still-Tee) mevcuttur. Günde 2-3 fincan tüketebilirsiniz.

    Ben “domperidon” etken maddeli kusma engelleyici ilacı sütü az olan annelere kullanıyorum ve fayda görüyorum. Bu ilaç Hollanda ve Almanya’da annelere rutin verilmektedir. Süte geçişi binde 4 olduğu için bebeğe yan etkisi yoktur. Ancak ABD’de bu amaçla kullanımına izin verilmediğini de belirtmeliyim (nadiren annede aritmi etkisi nedeni ile)

    Tirle denilen el ile çalışan süt pompasının sürekli kullanılması sütü azaltır, anne göğsünde acı ve çatlağa sebep olur.

    Bebek ısrarla tek memeden süt alıyorsa diğer memeyi sağmak, o memede de süt yapımının devamını sağlayabilir, sağdığınız sütü fincanla içirebilirsiniz. Ancak bu durumda süt dökülebilir ve boşa harcamaya sebep olur.

    Bazen süt sağma makineleri de sütü artırabilir. Ancak kuvvetli emen ve pille değil elektrikle çalışan makineleri tercih edin.

    Anne neleri yememeli?

    Herkesin gaz yapar dediği şeyler (soğan, mercimek, süt gibi) sizin bebeğinize dokunmayabilir, bunun için denemeler yapabilir, neyin dokunduğunu siz bulabilirsiniz. Örneğin çok acı yerse bebek poposunda pişik olabilir. Bu nedenle aşırıya kaçmadan deneme yanılma yoluyla bebeğinizi gözleyin.

    Gene de dikkat edeceğiniz besinler: Nohut, fasulye, mercimek, soğan, sarımsak, turşu, baharatlar (kimyon ve kekik hariç), kola gibi asistli içecekler, lahana

    Süt eskiden öneriliyordu. Ancak alerjik etkiler nedeniyle 1 bardaktan fazla içmeyin.

    Siz ya da eşinizde alerji varsa: Yer fıstığı, ceviz, yumurta, cips, Çin yemekleri gibi alerjenleri yemeyin.

    Fazla ton balığı cıva zehirlenmesi riski taşır. Haftada 1-2 öğünden fazla yemeyin.

    Sigara yasak! Kahve, kola ve koyu çaya da dikkat.

    Anne sütü sağılması

    Bebeğin özel bakıma ihtiyacı varsa, göğüsleriniz çok acıyorsa ya da çatlamışsa, işe gitmek zorundaysanız sütünüz sağmanız gerekir. Sağılan sütü biberon yerine kaşık ya da fincanla bebeğinize verin. Biberon ile beslenen bebekler, aynı dönemde anne göğsünü almak istemeyebilirler. Fincan ve kaşıkla beslemek, daha sonra bebeğinizi biberondan kesmek için uğraşmanızı da önler.

    3 yöntem vardır:

    Elle sağma: Hızlı sütü akan annelerde işe yarar. 80-90 ml. Süt elde etmek için 15-20 dakika sürdürülmelidir.

    El pompası (tirle) ile sağma: Basit olmasına rağmen kuvvetli emme olmayacağı için sütünüz giderek azalabilir.

    Pilli ya da elektrikli pompa ile: Hızlı ve etkilidir. Motor gücü kuvvetli olan elektrikliler daha da etkilidir. Sadece pompa kullanıyorsanız, sütünüzün azalmaması için 3-4 saatte bir sağmalısınız.

    Yeni doğan bebek neden emmez?

    En önemli sebep, doğru pozisyonda emzirmemedir.

    Zor doğum sonrası bebek yorgunsa emmez.

    Sütünüz geç geliyorsa sinirlenip emmez. Bu durumda önceden biriktirdiğiniz sütü verebilirsiniz.

    Kan şekeri düşüklüğü, kalsiyum düşüklüğü, solunum sıkıntısı, yenidoğan enfeksiyonları gibi sebeplerle emmez.

    Oda ısısı çok yüksekse ya da kalın giydirmezseniz emmez.

    Çevrede dikkatini dağıtacak bir ses yada ışık olunca emmez.

    Anne gergin ve sinirli ise bebek bunu hissedip emmez.

    Gazı varsa emmez.

    Burnu tıkalıysa emmez. Bu durumda emme öncesi serum fizyolojik damla veya okyanus deniz suları ve spreyleri kullanabilirsiniz.

    Sütün tat ve kokusunu ağırlaştıran besin (soğan, sarımsak, lahana, baharatlı yemek) aldıysanız emmez.

    Kulağı ya da boğazı ağrıyorsa emmez. Pamukçuk varsa emmez.

    Göğsünüzde krem artıkları, kötü koku, kanama gibi şeyler olduğu için emmez.

    Emmek istemezse emmez, biraz sabırlı olun.

    Anne sütü yeterli mi?

    Bunu anlamanın en sağlıklı yöntemi çocuk doktoru veya aile hekiminizin bebeği tartmasıdır. Ancak bebek ilk hafta kilo kaybeder, 14. günde yeniden doğum ağırlığına ulaşır. Sonra da düzenli ve yeterli kilo alması sütünüzün yeterli olduğunu gösterir.

    Diğer ipuçları (30 dakikadan uzun emme, eskiye göre sık emmek isteme, bebekte çok ağlama, sık uyanma veya çok uyuma, az kaka ve çiş yapma, göğsün çabuk boşalması, emme sonrası çok ağlama ve mama ile susturabilme gibi) objektif kıstaslar değildir, ancak şüphelendirir. Şüpheleniyorsanız gerekirse aylık kontrolünüze erken gidin ve bebeğinizi tarttırın.

    İkiz ve üçüz bebekler, iri bebekler, tek göğüsten emen bebekler de genelde doyarlar; anne sütü tek başına yeterlidir.

    Kilo alamama idrar yolları enfeksiyonu gibi bazı hastalık ya da sorunların varlığını işaret edebilir. Doktor şüphelenirse sizden bazı testler isteyecektir.

    Bazı anneler sütünün faydalı olmadığını anlamak için tahlil istiyorlar. Bunun hiçbir anlamı yok. Çünkü sütün her annede özelliği farklı olabilir; hatta başlangıçta şekerli, sona doğru yağlı süt geleceğinden sütün her yudumunun bile özelliği farklıdır.

    Doğa hata yapmaz, hata bizim doğaya müdahalemizdir.

    Göğüs sarkmasını engellemek için:

    Göğüslerin doğumdan sonra hacimlerini kaybetmesi, emzirme ve sağma, göğüslerin sarkmasına sebep olabilmektedir. Her gün dışarıdan içeriye doğru göğüslerinize masaj yapmanızda fayda var.

    Göğüslerinizi destekleyen kasları çalıştırmak içinse, ufak bir egzersizi günde 20 kez tekrarlayın. Avuçlarınızı birleştirin ve kollarınızı omuz hizasında kaldırın, nefes alırken kollarınızı sıkıştırın. Üç saniye bekleyin ve nefes verin

    Emziren annenin ilaç kullanması:

    Bütün ilaç prospektüslerinde firmaların kendini güvenceye alması ve dava açılmasını engellemek için standart olarak yazar ki: “Emziren anneler kullanmamalı veya dikkatli kullanmalı.” Oysa emziren annenin gerçekten almaması gereken 7-8 grup ilaç vardır. Antipsikotikler, bazı epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı hormonlar, 2-3 adet antidepresif gibi nadir kullanılan ilaçlar.

    Prensip şudur: Bir ilaç bebekte de kullanılabiliyorsa, emziren anne de genellikle kullanabilir. İlaçlar, nadiren bir mamanın olacağı kadar risklidir.

    Parasetamol grubu (Minoset, Panadol, vs.), ibuprofen grubu (Brufen, Nurofen,vs), pek çok antibiotik, bazı antidepresifler, bulantı ilaçları kullanılablir. Tabii ki doktorunuza danışarak, ya da tıp diline aşinaysanız kitaplar ve internetten de fikir alarak.

    Doğum kontrol ilaçları ve idrar söktürücü ilaçlar süt yapımını azaltır.

    Gene de tercihen ilaç dozunu almadan önce bebeği emzirin.

    Prematüre bebeklerin ilaçlara hassasiyetleri biraz daha fazla olabilir. Örneğin aldığınız bir antibiyotik, prematüre bebekte fazladan gaz ya da shale neden olabilir.

    Bebeğinizde kabızlık varsa:

    Özellikle 2 aydan sonra sık rastlanan doğal bir durumdur. Anne sütü barsaklardan tam emildiği için bazen haftada bir bol kaka yapabilir. Bebek huzursuz değilse endişelenmeyin, bir şey de yapmayın. Eğer huzursuzsa makat uyarısı (parmak ucu veya zeytinyağlı kulak çöpü ile) kaka yapmasını sağlayabilir. Ayrıca kendi beslenmenizde bol posalı besinler, sebze yemeği, salata, kayısı ve erik kompostoları, incir, Trabzon hurması gibi besinlere ağırlık verin.

    Mama barsaklarda sabunlaşır, bebeği rahatsız eder, kabızlık kronikleşir. Mama bebeği huzursuz olmasa bile 3-4 günden fazla kabızlığa izin vermeyin.

    Emmenin kesilmesi:

    Çocuğunuzu 5 yaşına kadar emziremezsiniz. Çoğu kaynak iyi kilo alan bir çocuğun 2,5 yaşına kadar emzirilebileceğini yazıyor, ancak dünya kültürlerinde 4 yaşa kadar emziren pek çok toplum var. Özellikle erken doğan bebeklerde anne sütünü ileri yaşlara kadar vermek zihinsel gelişimi hızlandırır.

    Bebekte yeterli kilo alımı yoksa siz yoğun tempoya veya işe dönmek zorundaysanız, siz depresyona girecek kadar bu işten sıkıldıysanız, hele o yeni çıkan bıçak gibi dişler size büyük acılar veriyorsa, bebeğiniz sürekli emmeyi reddediyorsa emzirmeyi erken kesebilirsiniz.

    Anne memesi bir musluk değildir, bir günde emzirmeyi kesemezsiniz. Bebeğinizi aniden sütten kesmek memenizi patlayacakmış gibi şişirebilir, tişört/bluzlarınız sütten ıpıslak olur; ertesi gün bebeğinize yeniden memenizi alması için yalvarabilirsiniz. Haftalar içinde yavaş bırakma, hem göğüs ağrınızın artmamasını sağlayacak, hem de bebeğinize yeni besinleri artarak alma imkanı sağlayacaktır. En uygun yöntem bazı anne sütü öğünlerinde mama ya da sofra besini vermek, sonra bunların miktarını artırmaktır.

    Diğer bir yöntem anneyi bırakmayan ve “meme bağımlısı” çocuklar için ondan 3-4 gün ayrı kalmak, bu arada göğüste hafif gerginlik hissedince pompa ile sütü boşaltmaktır. Bu arada memelerinizi dik tutacak sutyenler kullanın, ağrıyı azaltmaya yardımcı olacaktır.

    Son yöntem ise kadın doğum uzmanınıza başvurup, ondan sütünüzü kestirecek bir ilaç istemektir.

    Anne sütü saklama:

    Sütünüzü temiz bir kapta oda ısısında 2-6 saat, buzdolabında 4 derecede (buzdolabı üst rafında arakaya doğru) 5-6 gün, buzlukta -15 derecede 2-4 hafta, ayrı kapaklı -20 derece derin dondurucuda 6-12 ay kadar saklayabilirsiniz.

    Farklı zamanlarda sağılan sütler bir arada saklanabilir, ancak yeni sağılan sütler soğutulduktan sonra diğer depolanmış süte eklenebilir. Donmuş sütün üstüne sıcak süt eklenmemelidir. Her kabın üzerine tarih yazılmalıdır. Donmuş süt taze sütten farklı kokabilir, bebek kabul ederse sorun yaratmaz

    Sütü hemen ısıtmak için sıcak su içinde ısıtma ya da sıcak musluk altında birkaç dakika tutma yöntemin yapabilirsiniz. Mikrodalgada ya da ocak üstünde ısıtmayın. Ön kolunuza sütü damlattığınızda çok hafif ılık olmalıdır.

  • Anne sütünün ve emzirmenin faydaları

    Yenidoğan bebeği olan annelerin çoğunda sütünün yetmediği veya bebeğe yaramadığı konusunda kaygıları vardır.

    Bu kaygılarla bebeğe ilk günlerinde biberonla mama vermeyi tercih ederler. Biberon anne memesinden farklı şekilde emilmesi ve deliğinden mamanın daha rahat ve çok miktarda gelmesinden dolayı bebeğin anne memesini yakalama tekniğini bozar. Bir süre sonra bebek biberonla beslenmeyi anne memesini emmeye tercih etmeye başlayabilir.

    Ayrıca biberonla mama ile beslenme bebeğin karnını doyuracağı için anneyi emme aralıkllarını uzatacak ve bu da memenin sütle dolup gerginleşmesine, bebeğin memeyi kavramasında zorlaşmaya neden olacaktır.Bu durum ayrıca ilerleyen dönemlerde annede de sistemik reaksiyonlara neden olabilmektedir.

    Anne sütü yaşayan bir sıvıdır yani içeriği bebeğin fizyolojik durumuna ve yaşına göre değişiklikler gösterir.Bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak besin özelliklerini içerir.

    İnek sütüne göre daha az protein içerir ancak bu prıoteinlerin biyolojik değeri yüksektir(özellikle whey proteini). Bu düşük protein içeriği sayesinde renal solüt yükü azdır ve bebeğin daha tam gelişmemiş böbrekleri için yetmezlik riskini azaltır.

    Anne sütü inek sütünün aksine beta laktoglobülin içermediği için alerji sorunu da yoktur.

    Süt şekeri olarak Laktoz içerir bu da barsak florasının oluşmasına olanak sağlar.

    Bebeğin K ve D vitamini haricinde tüm vitamin ve mineral ihtiyacını karşılar.

    Demir içeriği inek sütüne oranla az olmasına rağmen bu içerdiği demirin biyoyararlanımı daha yüksektir.

    Anne sütünde çok sayıda büyüme faktörü mevcuttur. Bu da birçok organ sisteminin büyümesi ve gelişmesi için önemlidir.

    Anne sütü besleyiciliği yanında içerdiği birçok antikorlar ile de bebeği enfeksiyonlara karşı korur.

    Anne sütü her zaman hazır taze,uygun sıcaklıkta ve temizdir. Sindirimi kolaydır ve bu sayede sindirim sistemi hastalıklarına neden olmaz.

    Emziren annelerin bebekleri ile iletişimleri daha kolay olur. Ayrıca emzirme anneyi yeni gebelikten koruduğu gibi meme kanseri riskini de azaltır.

  • Anne sütünün faydaları

    Anne sütünün faydaları

    İçerdiği protein, karbonhidrat ve yağ, vitamin, mineral miktarı ile anne sütü bebeklerin tüm gereksinimlerini altı ay boyunca tek başına karşılayabilen harika bir besindir.

    Anne sütü hangi hastalıklara karşı korur?

    Enfeksiyonlar ( kulak iltihabı, ishal, solunum sistemi enfeksiyonları, menenjit, idrar yolu enfeksiyonları, apandisit)
    Allerjik hastalıklar
    Ani bebek ölümü
    Erken doğan prematür bebeklerdeki barsak hastalıkları (Nekrotizan enterekolit)
    Kognitif gelişme, rutin aşılara antikor yanıtı ve görme keskinliği gelişmesi daha iyi olmaktadır.
    Ayrıca bebeklik çağında yeterli süreyle anne sütü almış erişkinlerde lenfoma, lösemi, multipl skleroz, diabetes mellitus, kronik karaciğer hastalığı, ülseratif kolit, obesite, Crohn ve çölyak hastalığı riski azalmaktadır.

    Etkili emzirme nasıl olur?

    Memeye iyi yerleşen ve etkili emen bir çocuk areola ( meme başı ve etrafındaki kahverengi halka) ve alttaki meme dokusunun çoğunu ağzına almıştır. Meme başı ile birlikte ağza alınan areola ve meme dokusu damağa doğru uzanınca bir emzik oluşturur. Bebek meme başından değil bu meme dokusundan emer. Dil önde, alt dişetlerinin üzerinde ve laktiferöz sinüslerin altındadır. Alttan meme başını sarmalıyor şekildedir.

    Etkili emen bir bebekte; Bebeğin ağzının geniş açık olduğu, alt dudağının dışa dönmüş olduğu, çenesinin memeye dokunduğu, yanaklarının yuvarlak ya da annesinin memesine doğru düzleşmiş olduğu, ağzının üzerinde ve altında görülen areola büyüklüğü karşılaştırıldığında; ağzının üzerinde daha fazla, altında daha az aleora bulunduğu, emzirme sonrasında meme ve meme başının sağlıklı görünümde olduğu görülür.

    Emzirme sırasında meme yuvarlakmış gözükür. Memelerin emzirmeden önce dolu sonra yumuşak olmaları, bebeğin memeyi boşalttığını gösterir. İlk günlerde emzirirken uterus (rahim) ağrıları olabilir.

    Uygun emzirme pozisyonu nasıl olmalıdır?

    Bebeğin başı ve vücudu düz bir hat üzerinde olmalı,
    Bebeğin yüzü memeye doğru, burnu meme ucunun karşısında durmalı,
    Anne bebeğin vücudunu kendi vücuduna yakın tutmalı,
    Yenidoğan bebekler sadece baş ve omuzdan değil, poposundan da destekli tutulmalı

  • Anne sütü ve emzirmenin önemi

    Geleceğimiz olan çocuklarımızın daha sağlıklı olması için en ideal besin anne sütüdür. Konunun önemine dikkat çekmek ve gündem oluşturulması amacıyla tüm dünyada 1-7 Ekim Haftası “Dünya Emzirme Haftası” olarak kutlanmaktadır.

    1- Sütüm yetmiyor. Ne zaman ek gıdaya başlamalıyım?

    Anne sütünün azalması durumunda yetkili sağlık çalışanının önerisi ile anne sütüne ek olarak, içeriği anne sütüne benzetilmeye çalışılmış hazır mamalar verilir. Sütünüzün yetersiz olup olmadığına karar vermeden önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz bebeğinizin büyüme, gelişmesini değerlendirerek sizi yönlendirecektir. Bebeğinize bir yaşından önce kesinlikle inek sütü verememelisiniz. Bunun nedeni, saf inek sütünün alerji, kansızlık, kabızlık, aşırı gaz, kalsiyum/ fosfor mineral dengesizliği gibi pek çok soruna yol açabilmesidir.

    2-Bebeğimi nasıl emzirmeliyim? (Başarılı emzirme nasıl olur?)

    Emzirme doğal ve basit bir olay gibi görülmesine rağmen, çoğu anne başlangıçta emzirme konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Bu konuda anneler sağlık personeli (ebe, hemşire, doktor) tarafından yeterince eğitilmeli ve çevresi tarafından desteklenmelidir.

    Emzirme esnasında sakin bir ortam ve rahat edebileceğiniz bir oturuş şekli önemlidir. Kaslarınız gergin olursa bu gerginlik bebeğinize yansıyacaktır ve bu durum bebeğinizin iştahını etkileyecektir.

    En rahat oturma şekli bir koltukta oturarak bebeği tuttuğunuz kolunuzu dayamaktır. Huzurlu ve bölünmemiş bir emzirme için telefonunuzu veya dikkatinizi bölen cihazları kapatmak doğru olacaktır.

    Bebeğinizi kucağınıza alarak göğsünüzü elinizle desteklerken bebeğinizin yanağını okşayarak uyarı verin. Bebeğiniz ağzı açık olarak göğüs ucunuzu tutmak için kafasını çevirecektir. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli şey meme ucu ile beraber meme başındaki koyu yuvarlak halkanın büyük bölümünü bebeğinize kavratmaktır. Aksi takdirde halkanın etrafında bulunan süt keseciklerine baskı uygulanmayacağı için bebeğinize yeterli süt gelmeyecek, sizin de canınız acıyacak ve meme ucu çatlağına yol açacaktır.

    Bebek emerken burnunun meme içine gömülmemesine dikkat edin. Aksi halde bebek rahat nefes alamadığı için memeyi bırakacaktır. Burnun meme içine gömülmemesi için memeye üstten hafifçe basılması yeterlidir.

    Emzirmeyi sonlandırmak ya da emzirmeye ara vermek için parmağınızı nazikçe göğüs ucunuzla bebeğinizin ağzı arasına koyun. Meme zorlanarak bebeğin ağzından çıkarılırsa meme başı çatlakları oluşacaktır.

    Emzirme sırasında en etkili uyarıyı ilk emzirilen göğüs aldığından, bir sonraki emzirmede diğer göğsünüzü ilk olarak bebeğinize vermelisiniz. Böylece süt salgılanması daha etkili olacaktır.

    Gerek emzirme sırasında gerekse emzirmeden sonra bebeğin sırtına hafif hafif vurularak gazı çıkartılmalıdır.

    3-Emzirme döneminde nasıl beslenmeliyim? Nelere dikkat etmeliyim?

    Emzirme döneminde her annenin vücut depolarındaki vitamin ve mineraller azalır. Eksiksiz vücut depoları ve dolayısı ile besleyici bir emzirme dönemi için, emziren anne, mutlaka iyi beslenmelidir; her besinden dengeli almalı; süt, yoğurt, sebze, meyve ve etten zengin diyetler tüketmelidir.

    Emzirme döneminde sıvı almaya özen gösterilmelidir. Günde en az 8-12 bardak sıvı alınması gerekir, suyun yanı sıra taze meyve suları ve besin değeri yüksek sütler gibi içecekler tercih edilmelidir. Unutmayın, bu dönemde sadece Anne Sütünüzü arttırmak için çabalamamalı, buna ek olarak daha uzun süre, sağlıklı bir emzirme için mutlaka çok iyi beslenmelisiniz.

    Emzirme döneminde zayıflama diyeti yapmayın. Düşük kalorili diyet uygulamaları, süt yapımını azaltır ve sütün besin değerini olumsuz etkiler.

    Güneş ışınlarından yararlanarak, gerekli D vitaminini alın.

    4- Anne sütünü ne zaman kesmeliyim?

    Bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam etmelisiniz.

    İlk iki yıl anne sütü, bebeğiniz için en ideal besindir çünkü bebeğinizin fiziksel gelişimini, beyin gelişimini, hastalıklardan korunmasını sağlayan bağışıklık sistemi gelişimini sağlar.

    Ayrıca bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeniz, bebeğinizle aranızdaki duygusal bağı da destekler.

    5-Emzirme döneminde oluşan meme iltihabı nasıl geçer?

    Memede iltihap (laktasyonel mastit), emziren annelerde doğum sonrası çok sık görülen bir durum. Doğumdan sonra 1. haftadan itibaren memede iltihap gelişebilir. Meme başındaki çatlaklar, yaralar, kabuklanma ve kötü hijyen meme başında mikrop üremesine yol açabilir. Bu durum antibiyotikle tedavi edilir. Böyle durumlarda emzirmeye devam etmek veya sütün pompa yardımıyla boşaltılması apse oluşumunu azaltabilir.

    Mastiti tedavi etmenin bir diğer yolu da Homeopatik yaklaşımdır. Homeopati : “Benzer benzeri tedavi eder “prensibine dayanan ve 200 yıldan fazla zamanıdır uygulanan bir tedavi şeklidir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından 2014 yılında kabul edilmiştir ve Homeopati eğitimi alan hekimler tarafından uygulanmaktadır. Homeopatik yaklaşım ile mastit bulguları çok kısa bir sürede geriler, anne kısa sürede rahat ederek sütten geçen ve bebeği de etkileyecek olan antibiyotik almamış olur.

    Homeopatik tedavide Klasik Tıp yaklaşımından farklı olarak her tanı aynı olmasına rağmen her hastanın tedavisi / ilacı farklıdır çünkü bireysel bir tedavi şeklidir ve hastaya özgü şikayetlere dayanarak ilaç uygun ilaç seçilir.