Etiket: Mama

  • İshal nedir?

    İshal kısaca dışkılama sayısı ve miktarının artmasıdır. Normal çocukların dışkılama sayısı yaşa ve beslenme durumuna göre değişkenlik gösterebilir. Anne sütü veya mama ile beslenen bebekler günde 1-10 kez arasında daha büyük çocuklar ise erişkinler gibi günde 1-2 kez kaka yaparlar. İshalli çocuklarda dışkı miktarı ve sayısı artarken kıvamı da daha sulu hale gelir. Dışkının renginin yeşil olması ishal varlığını göstermez, sadece barsaklardan daha hızlı geçişin göstergesidir. İshalin kanlı olması ise hastalığın daha ciddi olduğunu düşündürmelidir.

    Küçük çocuklarda ishal neden önemlidir?

    Gelişmekte olan ülkelerde ishal küçük çocuklar için en önemli hastalıklardan ve ölüm nedenlerinden biridir. Bu ülkelerde yaşayan çocuklar 5 yaşına gelene kadar yılda ortalama en az 2-3 kez ishalli bir hastalık geçirirler. Sık tekrarlayan ishal nedeniyle büyüme-gelişme geri kalır. Ayrıca beslenme sorunu olan çocukların bağışıklık sistemi de zayıflayacağı için ishal ve diğer mikrobik hastalıkların sıklığı artar. Bu şekilde bir kısır döngü ortaya çıkar. Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 3 milyon civarında çocuk ishalli bir hastalık nedeniyle ölmektedir. Ölen çocukların % 80’i 2 yaşın altındadır. Küçük çocukların su ve tuz kaybına karşı direnci zayıf olduğu için kolayca dehidratasyon ve buna bağlı komplikasyonlarla kaybedilebilirler. Bu nedenle küçük çocuklarda ishal önemli bir hastalık olup, ishal sırasında ortaya çıkan su ve tuz kayıplarının hemen karşılanması gerekir.

    İshalin nedeni nedir?

    İshalin nedeni çoğunlukla çeşitli enfeksiyonlardır. Bunların içinde viruslar başta gelmektedir. Bu gruptan olan Rotavirus özellikle kış aylarında ve daha çok 2 yaşın altında çocuklarda ağır ishale neden olan tüm dünyada çok yaygın bir mikroorganizmadır. Gelişmiş ülkelerde ishal nedenleri içinde en önemli yere sahiptir. Bakteri ve parazitler ise gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde daha yaygındır. Bu grupta özellikle kolera, Shigella, Salmonella ve E. coli gibi bakteriler yanında amip (Entamoeba histolytica), Giardia gibi parazitler yer alır. Antibiyotiklerin kullanılması sırasında da ishal ortaya çıkabilir. Bu durumda Clostridium difficile isimli bir mikroorganizma ishalin nedenini oluşturur. Antibiyotik kesilince veya başka bazı ilaçların kullanılması ile antibiyotik ishali tedavi edilebilir.

    Çeşitli mikroorganizmalar (Salmonella, Stafilokok, Clostridium…) ve bazen kimyasal maddelerle kontamine olmuş besinlerin yenmesi de her yaşta besin zehirlenmesi adını verdiğimiz kusma ve ishalli bir hastalığa yol açabilir. Bu saydığımız durumlarda ortaya çıkan ishal geçici olup günler en fazla haftalar içinde tamamen iyileşir.

    İshal bazen aylarca sürebilir. Bu durumda besinlere karşı allerji (inek sütü, soya proteini, buğday unu…) veya sindirimi sağlayan bazı maddelerin doğumsal veya edinsel eksikliği söz konusu olabilir. Bu hastalıklar içinde laktoz adı verilen süt şekerini parçalayan ve barsakta yapılan laktaz isimli maddenin eksikliği en sık olarak görülür. Uzun süren ishalli hastalığı olan çocuklar genellikle zayıf, büyümesi ve kilo alması duraklamış, karınları şiş çocuklardır. Bozukluğun türüne göre tedavi de değişkenlik gösterir.

    İshalden korunmak mümkün müdür?

    Anne sütü ile beslenme ishalden korumada en önemli faktörlerden birini oluşturur. Anne sütünün içinde çeşitli mikroorganizmalara karşı etkili lizozim, laktoferrin, immunglobulin gibi maddeler bulunur. Bu maddeler anne sütü ile beslenen çocukları ishale yol açabilecek çeşitli enfeksiyonlardan koruduğu gibi hastalanan çocukların da daha çabuk iyileşmesini sağlar. Anne sütü almayan bebeklerin anne sütü alan bebeklerden daha fazla ishalli bir hastalığa yakalandığı ve bu nedenle de daha fazla çocuğun öldüğü çok iyi bilinmektedir. Gastroenterit adını verdiğimiz ishalli hastalık sırasında bile anne sütü kesilmeden hatta daha fazla oranda verilmelidir.

    Sosyoekonomik düzey ishalli hastalıklarla yakından ilişkilidir. Gelişmekte olan veya gelişmemiş bölgelerde yaşayan çocuklar daha kötü beslenmekte olup temiz suya ulaşma olanakları daha azdır. Bu nedenle gelişmiş yörelerde yaşayan akranlarından daha fazla oranda ishalli hastalığa yakalanırlar ve bağışıklık sistemleri de daha zayıf olduğu için daha fazla oranda zarar görürler. Sonuçta anne sütü ile beslenme, sosyoekonomik düzeyin iyi olması, çevresel şartların düzgün olması ve beslenmenin iyi olması ishalden korunmada en önemli faktörlerdir.

    İshalli çocuklar ne gibi bulgularla gelir ?

    Ateş özellikle Salmonella, Shigella ve E. coli gibi mikroorganizmaların oluşturduğu hastalığa eşlik edebilir. Karın ağrısı çocukluk çağında görülen birçok hastalık yanında ishale de eşlik edebilir. Kusma ishalli çocukların çoğunda görülen ve beslenmenin, dolayısıyla sıvı alımının da bozulmasına yol açan ve sıvı kaybının daha çabuk oluşmasına neden olan bir belirtidir. Havale geçiren ishalli bir çocukta Shigella isimli bir mikroorganizmanın neden olduğu basilli dizanteri akla gelmelidir.

    İshal ise hastalığın en önde gelen bulgusu olup dehidratasyon yani su ve tuz kaybının en önemli nedenidir. İshalli bir çocuğun kakasının görünümü bize hastalığın nedeni ile ilgili bilgi verebilir. Bol miktarda ve sulu ishal kolera veya E. coli adı verilen mikroorganizmanın bir türü ile oluşan ishali düşündürmelidir. Kusma fazla olup ishal daha az ise, ateş yoksa ve aynı anda aynı yemeği yiyen çok kişide hastalık görülüyorsa besin zehirlenmesi olma şansı fazladır. Kanlı ishal öncelikle amibli veya basilli dizanteriyi, eğer daha önceden antibiyotik kullanımı varsa antibiyotik ishalini (Clostridium difficile enterokoliti) düşündürmelidir. Kanlı ishale yol açabilen diğer mikroorganizmalar Salmonella, Yersinia, Campylobacter jejuni, E. coli gibi etkenlerdir.

    İshalli bir çocuğun genel durumu iyi ise, verilen suyu içebiliyorsa, ağız ve dili ıslak olup, ağlayınca gözyaşı akıyorsa, idrar yapıyorsa, karın derisi bükülüp bırakıldığında hemen eski haline geliyorsa ve de küçük bebeklerin kafasında bulunan bıngıldak (fontanel) adı verilen deri bölümünde çöküklük yoksa büyük olasılıkla su kaybı yoktur.

    Aksine genel durumu bozulmaya başlamış ishalli bir çocuk verilen suyu içemiyorsa, ağızı ve dili kurumuşsa, ağladığında gözyaşı akmıyorsa, idrarı çok azalmışsa, karın derisi büküldüğünde eski haline hemen dönmüyorsa, bıngıldak çökükse ağır derecede sıvı kaybı vardır ve hemen en yakın sağlık kuruluşuna götürülüp tedavisine başlanması gereklidir.

    İshal tedavisi

    Çocuklarda ishal tedavisinde; 1) Anne sütü, hazır mama ve diğer yaşa uygun yiyeceklerle uygun beslenmenin devamının sağlanması, 2) İshal ve kusmayla halen sürmekte olan su ve elektrolit kayıplarının oral rehidratasyon sıvısı (ORS) veya benzer sıvılarla yerine konması, 3) Sıvı kaybı gelişirse su ve elektrolit kayıplarının ORS veya gerekirse damar yoluyla düzeltilmesi amaçlanır. 4) Sadece gerektiği durumlarda antibiyotik verilmelidir. 5) Antidiyareik ilaçlar adı ile anılan adsorban ilaçlar ile sekresyonu azaltan ilaçların kullanılması tartışmalıdır. Çocuklarda motiliteyi azaltan ilaçların kullanılması önerilmez.

    Powers ve ark. 1926 yılında “intestinal intoksikasyon” tedavisinde yapılması gereken en önemli şeylerin sıvı verilmesi, kan transfüzyonu yapılması, bir süre ağızdan beslenmenin kesilmesi ve açlık dönemi bittiğinde gıdaların yavaş yavaş arttırılarak verilmesi olduğunu belirtmişlerdir. Sonraki yıllarda ishalli çocukların tedavi amacıyla aç bırakılması ve intravenöz sıvı tedavisi giderek yerleşmiş ve tedavi amacıyla yaygın olarak kullanılır olmuştur. Bu prensip ORS ile tedavi uygulama alanına çıkana kadar yaygın olarak geçerliliğini sürdürmüştür. Sonraki yıllarda ORS kullanımının yaygınlaşması ile beraber malnütrisyonu önlemek amacıyla rehidratasyon sonrasında en kısa sürede beslenmenin sağlanması yaygınlaşmıştır.

    Su kaybı olmayan çocuklar verilen sıvı miktarı arttırılarak ve beslenmelerine devam edilerek evde tedavi edilebilirler. Ayran, taze hazırlanmış meyva suları (elma suyu…), çorbalar (pirinç suyu…) ve su evde korkusuzca verilebilecek sıvılardır. İki yaşın altındaki çocuklara her ishalli dışkılamadan sonra ½-1 çay bardağı (50-100 mL), daha büyük çocuklara ½-1 su bardağı (100-200 mL), daha fazla içmek isteyenlere ise istedikleri kadar sıvı verilmesi dehidratasyonun engellenmesini sağlayacaktır.

    Anne sütü alan bebeklerin daha sık olarak emzirilmeye devam edilmesi gereklidir. Anne sütü almayan bebeklerin ise normalde aldıkları süt veya mamalarla, öğün sayısı arttırılarak, beslenmelerine devam edilmesi önerilir. Mamaların sulandırılması gerekmez. Laktozu azaltılmış veya hiç olmayan diyet mamalarının, aşağıda bahsedilecek özel durumlar haricinde, rutin olarak her olguda kullanılması gerekli değildir. Daha büyük çocukların normalde aldıkları gıdalar ile ve öğün sayısı arttırılarak beslenmelerine devam edilmelidir. Yarı katı veya katı gıdalarla beslenen bebeklere ve çocuklara sindirimi kolay ve enerjiden zengin, protein içeren gıdalar (iyi pişmiş et, balık, yoğurt, peynir, sebze püreleri, muz…) verilmelidir. Hiperozmolaritenin önlenmesi için şeker yerine nişastalı yiyecekler (tahıllı gıdalar) tercih edilmelidir.

    İshalde yağların sindirimi ve emiliminde belli bir ölçüde azalma olabilir. Tedavi amacıyla uygulanan yağsız veya yağı azaltılmış diyetler alınan kalorinin azalmasına yol açar. Diyette bulunan yağlar mide boşalmasını yavaşlattığı için ishalin azalmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle ishal sırasında, emilimi azalmış olsa bile, yağların kısıtlanması çok gerekli değildir. İshal sırasında laktoz malabsorpsiyonu gelişebilmesi nedeniyle persistan ishalleri engellemek amacıyla ishalli tüm çocuklara rutin olarak laktozsuz veya laktozu azaltılmış mamaların kullanılması önerilmiştir. Ancak son yapılan çalışmalar bunun gerekli olmadığını göstermiştir. Anne sütü alan çocukların her durumda anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi gereklidir. Mama alan çocuklarda ise yeniden beslenmeye geçildiğinde dışkılama sayısında artış olur, dışkı bol sulu hale geçer ve pH’sı 5’in altına inip dışkıda redüktan madde pozitifleşirse laktozun kısıtlanması gerekebilir. Aksi halde normal mamaların kullanılmaması için herhangi bir neden yoktur.

    Laktoz entoleransından korunmanın bir başka yolu ise çocuklara mama yerine yoğurt verilmesidir. Yoğurt içindeki laktoz fermente edilmiş olduğu için laktoz intoleransı gelişmiş çocuklarda bile korkusuzca kullanılabilir. Yapılan çalışmalar akut gastroenterit sırasında yoğurt ile beslenen çocuklarda mama ile beslenenlere göre daha az sayıda persistan ishal tablosunun geliştiğini göstermiştir. Yoğurdun evde kolayca hazırlanabilmesi ve diyet mamalarından çok daha ucuza maledilmesi diğer bir avantajını oluşturur.

    İshal sırasında barsak mukoza geçirgenliği artmaktadır. Bu durumda inek sütü veya hazır mamalarda bulunan ve alllerjen özellikteki makromoleküller kolayca dolaşıma geçebilir ve inek sütü entoleransına, dolayısıyla ishalin artmasına yol açabilir. Bu nedenle soya bazlı mamalar veya protein hidrolizatlarının kullanılması önerilmiştir. Bu mamaların tadı kötü ve fiyatları yüksektir. Son yapılan çalışmalar risk grupları haricinde (çok küçük bebekler, ailede allerji hikayesi olanlar…) bu tür mamaların rutin olarak kullanımının gerekmediğini göstermiştir.

    İshalli çocukta kusmayı engellemek için besinler az miktarda ancak daha sık aralıklarla verilmeli, ishal düzeldikten sonra kayıpların yerine konabilmesi ve malnütrisyonun önlenmesi için birkaç hafta ek bir öğün verilmelidir.

    İshalli çocuklara antibiyotik verilmesi nadiren gerekir. Çok küçük bebekler, bağışıklık sisteminde problem olan çocuklar, kanlı ishal varlığı (eğer amip veya shigella düşünülürse) gibi özel durumlarda ve hekim tarafından gerekli tahliller (gaita incelenmesi ve kültürü) yapıldıktan sonra uygun antibiyotikler kullanılır. Rastgele ve gereksiz antibiyotik kullanımı sonrasında antibiyotik ishali gelişebileceği unutulmamalıdır.

  • Bebeklerde kabızlık

    Yeni anne babalar için bebeğin gülücükleri, rahat, düzenli uykusu kadar kaka alışkanlıkları da bebeğin mutlu ve sağlıklı oluşuyla ilgili göstergelerdendir. Bebeğin düzenli aralıklarla kaka yapması yeterli beslendiğini destekler. Yine de kaka yapma düzeninin bebekten bebeğe değişebileceği, anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğin her beslenme sonrası kaka yapabileceği gibi, haftada bir veya daha uzun arayla dışkılamasının da sorun olmayabileceğini belirtmeliyiz. Yine de hayatın ilk haftalarındaki, yalnız anne sütü alan bir yenidoğan için seyrek dışkılama büyük olasılıkla yetersiz beslenme bulgusu kabul edilir. Kabızlık tanımı sert, taneli ve zorlu dışkılama olarak algılanmalıdır. Yalnız anne sütü ile beslenen bir bebekte kabızlık görülmesi oldukça nadirdir. Ancak formül mama ile beslenen bebeklerde durum biraz daha farklı. Formül mamalar inek sütünden yapıldığı için bebekte sert ve zorlu kakaya yol açma olasılığı daha fazla. Anne babalar katı gıdaların beslenmeye eklendiği 4- 6 ay sonrası bebeğin kaka formu, kıvamı, rengi veya sıklığında değişikliğe hazır olmalılar. 0-4 ay arası bebekler günde 3- 4 kez kaka yaparken, ek gıdalara geçilen bebekte bu sıklık genellikle günde 1- 2 keze düşecektir. Kabızlık sonucu sertleşmiş kakanın dışarı atılması zorlaşır, bebekte anal çeperi hasarlayarak taze kanamaya yol açabilir. Bu da karşımıza kakaya veya beze bulaşmış taze kırmızı kan olarak çıkar. İştahsızlık da kabızlık bulgularından biri olabilir.Kabızlık nedenleri: Bebekte inek sütü allerjisi olması, formül mama ile beslenen bebekler için kabızlık nedenidir. Anne sütü alan ve inek sütü allerjisi olan bebekler de annenin diyetinde bulunan inek sütü ürünleri ve hatta dana etine reaksiyon olarak kabızlık gösterebilirler. 6 ay sonrası bebeğe verilen ek gıdalar kaka alışkanlığının temel belirleyicisi olarak karşımıza çıkar. Elma suyu, muz, pirinç, bazen patates veya yoğurt suçlu olabilir. 7. ay sonrası bebek ev yemeklerinin bir kısmı ile tanışınca kabızlık etkeni besini saptanmak güçleşebilir. Sertleşmiş kaka sonucu anal bölgede oluşmuş çatlak veya yırtık sebebiyle duyduğu ağrı bebeğin kakayı daha da tutmasına sebep olur. Bu bir kısır döngü olarak karşımıza çıkar. Tiroid bezinin az çalışması anlamındaki hipotiroidi tablosu da uzamış kabızlık yapabilir. Zamanında tedavi edilmezse gelişim ve zeka geriliğine yol açabileceği için ayırıcı tanıda akılda tutulması gerekir. Kabızlık Tedavisi: Kullanılan mamanın hipoallerjenik özel mamalarla değiştirilmesi veya annenin olası allerjenik besinler ve inek süt ve süt ürünlerini diyetinden çıkarması besin allerjisi olan bebeklerde kabızlığı düzeltecektir. Ek gıdalara geçmiş bebeklerde armut, kayısı püresi, brokoli, kabak gibi sebzeler, diyette lif içeriğini arttırmak, tam tahıl kullanımına dikkat etmek önerilir. Yeterli su alımı desteklenmelidir.

  • Biberon ve mama ile beslenme

    Biberon ile beslenme

    Sağlıklı anne ve bebeklerin biberonla desteklenmesi, sıklıkla, annelik yetenekleri ile ilgili güven eksikliğinden, bilgi eksikliğinden ve desteklerin yetersizliğinden kaynaklanır.

    İlk ay emzik ve biberondan kaçının.

    İleri aylarda hem anne sütü, hem mama vermek zorundaysanız biberon beslenmesi bebekte “biberon şaşkınlığı” yaratacaktır. Bunun için kaşıkla beslemeyi biberona tercih edin.

    Biberon desteği vermek zorundaysanız yavaş akım sağlayan uçlu biberonları tercih edin, bu anne göğsünü emerken olan emmeye yakın bir deneyim sağlar.

    Biberon başlıkları silikon veya kauçuk olabilir, ancak silikon başlıklar daha uzun ömürlüdürler. Biberon başlıklarının yassı ve ortodontik olanları, emzirme sırasındaki anne göğsünü taklit eder, bunda süt ağza yavaşça yayılıp genzi daha az tıkar, daha az hava yutar. Ancak klasik yuvarlak başlıkları çoğu bebek daha iyi kavrar ve daha çok sever. Bebeğin ayına uygun çeşitli biberon emziklerini deneyip hangisinde en çok rahat etmişse onu kullanın.

    Biberon mamasını, kutu üzerindeki talimatlara uygun hazırlayın, bir mama uygun ısıda su varsa 2-3 dakika içinde hazırlanabilir. Biberon maması ısısı 36-37 derece olmalıdır. Kabaca kolunuza damlattığınız mama size ılık bir his veriyorsa (yakmıyorsa veya soğuk değilse) uygun ısıdadır.

    Biberon beslemesi öncesi yanağına hafifçe dokunun ya da birkaç damla süt damlatın, refleks olarak ağzını açacaktır. Emdirirken bebekle konuşun ve gülümseyin.

    Emerken biberon halkasını gevşetip içeri hava girmesini sağlarsanız, biberon akışı daha rahat olabilir.

    Emdirirken şişeyi aralıklı eğerek ve dik tutarak emziğin süt dolu olmasını sağlamak, gaz sancını önleyecektir. Ayrıca gaz oluşmasını engelleyen özel biberon tasarımları (Dr. Brown doğal akış biberonu) da vardır.

    Arada gazını çıkarıp emdirmeye devam edin. Kusmalar kilo alımını engellemiyorsa genelde önemli değildir. Emmek istemiyorsa zorlamayın.

    Beledikten sonra bebeğiniz kucağınızda uzansın. Bu öneri, anne sütü sonrası da geçerlidir. Böylece bebeğiniz hazmedecek ve kusma riski azalacaktır.

    Biberonda artan sütü, kullanmıyorsanız 2 saat içinde atın.

    En az iki biberonunuz olmalıdır. Biri ile beslerken diğeri temiz ve hazır olmalıdır. Besledikten sonra biberonu hemen yıkayın ki mama kurumasın.

    Cam biberon kırılma tehlikesi taşır, plastik biberonlarda ise Bisphenol A (BPA) bileşiği erken ergenlik ve kanserlerden sorumlu tutulmaktadır. En uygunu BPA içermeyen, kaynatmaya dayanıklı plastik biberonlardır. Beslenme sonrası biberonu en az 5 dakika kaynatın.

    Mamayı reddediyorsa 2-3 gün ara verin, değişik devam sütleri deneyebilirsiniz. Tavsiye ettiğimiz bir mama markası yoktur. Bebeğinizin ayına ve ağız tadına, sizin de kesenize uygun mamayı siz bulacaksınız.

    Biberon istemeyen veya erken doyan bebeğe asla biberonu zorla dayamayın. Zorlarsanız ya şişman ya da huysuz bir çocuk elde edebilirsiniz. Kusmaları artabilir. Bazen de bebeğiniz gündüz 4-5 gece 2-3 defa mama isteyecektir, şişmanlamıyorsa bebeğinizin bu isteğine de uyun.

    Biberonu yatan bebeğin eline vererek kendi kendine beslenmesine izin vermek, diş çürüklerine, kulak iltihaplarına, mama kaçışı ile aspirasyon (boğulma)’ya sebep olur. Dahası mama saatinde bebek bakıcısının tenine dokunmalı, kendi başına duygusuzca beslenmemelidir.

    Mama özellikleri neler olmalıdır?

    Aslında “mama” doğru bir deyim değildir, doğrusu “formüla” ya da “devam sütü”dür. Ancak bu metinlerde alışık olduğumuz mama terimi kullanılacaktır.

    Piyasada mama çeşitleri şunlardır:

    Başlangıç mamaları (1 numaralı formülalar): 0-6 aylık bebeklere verilir. Anne sütüne yakın özellik taşır. Yağ içeriği fazladır.

    Devam mamaları (2 numaralı formülalar): 4-9 aylık bebeklere verilir. Protein ve enerji içerikleri daha yüksektir. Anne sütü ile beslenen çocuklara da destek olarak verilir. Bebeği daha uzun süre tok tutabilirler.

    Devam sütleri (3 numaralı formülalar, junior): 8 aydan büyüklere verilir. Daha da yüksek enerji içerirler, kıvamları koyudur. Vitamin ve element destekleri de vardır.

    Tamamlayıcı besinler içeren mamalar: sütlü kaşık mamaları, tahıllı kaşık mamaları, bebek kahvaltıları, bebek çorbaları, muhallebiler, gece besinleri, kavanoz mamaları vs.

    Ayrıca prematüreler için, kusan bebekler için, gazlı ve zor sindiren bebekler için, alerjik bebekler için, ishali olan bebekler için, enerji ihtiyacı olan zayıf bebekler için, doğuştan metabolik hastalığı olanlar için özel mamalar vardır. Bu mamalar doktor tavsiyesi ile kullanılmalıdır.

    Peki hangi markayı alalım?:

    İçeriği anne sütüne en yakın mama seçilmelidir. Aslında her başlangıç maması markası, anne sütüne en yakın olduğunu iddia eder. Gene de siz daha önce duymadığınız, ya da doktorunuzun tavsiye etmediği markaları kullanmayın. Üretici firma etik kurallara uyan bir firma olmalıdır.

    Başlangıçta değişik marka mamalar deneyin, daha sonra en sevdiği ve en az olumsuz etki yapan (kabızlık, gaz, kusma gibi) mamayla devam edin.

    Mama, anne sütünden tatlı olmamalı, vanilya kokusu içermemelidir.

    Bağışıklık sisteminin gelişimi için formül süte lactobasil ve bifidobakteri içeren probiotiklerin eklenmesi uygundur.

    Formül süte bir yağ asidi olan LC-PUFA eklenmesi, sitokin üretimini artırarak bağışıklık sisteminin düzenlenmesini sağlar.

    Mama nazıl hazırlanır?

    Biberon mamasını, kutu üzerindeki talimatlara uygun hazırlayın, bir mama uygun ısıda su varsa 2-3 dakika içinde hazırlanabilir.

    Kaynar su ile mama hazırlamak, besin değerini düşürür. Kaynatılıp 60 dereceye düşürülmüş (ki bu da sıcak bir sudur) suda mama hazırlanır. Daha sonra temiz soğuk su ile ısı ayarlaması yapılabilir. Biberon maması ısısı 36-37 derece olmalıdır. Kabaca kolunuza damlattığınız mama size ılık bir his veriyorsa (yakmıyorsa veya soğuk değilse) uygun ısıdadır.

    Mikrodalga fırında ısıtmak, mamanın ve biberonun eşit ısınmasını engelleyecek, bebeğin ağzının yanmasına sebep olabilecektir. Kullanmak zorundaysanız fırından çıkardıktan sonra biberonu iyice çalkalayın. Mikrodalga fırınının besin değerini azaltması ve insan sağlığına zararlı olması (kanserojen ?, serbest radikal çıkarıp yaşlanmayı hızlandırma, vs. gibi) gibi konular da tartışmalıdır.

    Mama ölçeği taşırılmadan “silme” doldurulur. Genelde biberona önce su konur, kutuda önerildiği kadar toz mama ile tamamlama yapılır. (Genel olarak her 30 cc suya, 1 ölçek mama hesabı ile. Örneğin yenidoğan bebeğe 60 cc suya 2 ölçek mama; 3 aylık bebeğe 120 cc suya 4 ölçek mama ; 6 aylık bebeğe 180-240 cc suya 6-8 ölçek mama gibi) daha sonra biberon çalkalanıp ısısı kontrol edilerek mama bebeğe verilir.

    Biberon deliğinin küçük olması, bebeğin çok çaba harcamasına ve huzursuzlanmasına, geniş olamsı ise hızlı beslenme ile gaz sancılarının artmasına neden olur. Emzik deliğini şöyle kontrol edersiniz: biberonu ters çevirdiğinizde mama önce fışkırmalı, sonra birkaç damla damlamalı, sonra durmalıdır. Mama eğer geniş aralıklarla damlıyorsa delik dardır, dökülürcesine akıyorsa geniştir.

    Mamayı olması gerekenden daha koyu veya sulu hazırlamayın; ancak koyu olduğundan şüpheleniyorsanız, beslemeden sonra bebeğinize çay kaşığı ile doyana kadar su teklif edin.

    Kutusu açılan mamayı, kapağı ya da streç film ile tekrar kapatmayı unutmayın. Kapalı mama buzdolabında 20 güne kadar saklanabilir.

    Niçin anne sütü mamaya tercih edilir?

    Birebir anne sütüne karşılık gelen mama daha bulunmamıştır. Her anne sütü türe, hatta bebeğe özgüdür.

    Mama pahalıdır.

    Mama ile beslenen bebek başlangıçta zayıf olsa bile ileri yaşlarda obezite riski taşır.

    Mamalar inek sütü tozu ile hazırlanır (özel bir mama değilse). İnek sütü alerjisi olasılığı bebekte %6-30 arasıdır.

    Mama ile çoğu bebek kabız olur. Anne sütü de bebeğin geniş aralıklarla (7-10 güne kadar) kaka yapmasına sebep olabilir. Ancak anne sütü kabızlığı bebeği rahatsız etmez. Mamalar sabunlaşarak zor kaka yapmasına, makat çatlaklarına, ağrılara sebep olur.

    Mamalara prebiotik ve probiotikler eklense de hiç biri anne sütündeki floraya yaklaşamaz bile.

    Anne sütü her zaman hazır ve uygun ısıdadır.

    Bazı mamalar element eksikliklerine, gelişme geriliğine sebep olurlar.

    Mamayla yapılan bilimsel çalışmalar kontrol grubu olmadan yapılmıştır, bundan dolayı hiçbir mama çalışması gerçekte bilimsel değildir.

    Bebek biberonu almazsa:

    Anne sütü almayan bebeğin bir de biberonu reddetmesi çoğu anneyi endişelendirir.

    Biberon veren kişiyi değiştirin.

    Biberonu sadece aç değilken, tokken de bir oyuncak gibi sunun.

    Biberonu dans veya şarkıyla verin.

    Biberonu ya uyanır uyanmaz, ya tam uykuya daldığında, ya da gerçekten uyurken; yani akıldan ziyade içgüdüyle hareket ettiğinde verin.

    Farklı mamalar, biberonlar ve biberon emzikleri deneyin.

    Sütü biraz daha soğuk ya da biraz daha sıcak verin.

    Biberon şart değil, bardakla verin.

    Mümkün olduğunca emzirme pozisyonunda, biberon başlığını memenizin üzerinden sunun.

    Saçma gelecek ama, sütü dondurup kar şeklinde verin.

  • Emzirmenin anneye faydaları

    Emzirme bir annenin bebeğine verebileceği en güzel hediyedir. Bir çok anne bebeğini emzirirken fiziksel ve duygusal olarak tatmin ve rahatlama hisseder. Bu rahatlama; emzirme döneminde salgılanan, asıl görevi emzirme döneminin başlamasını ve devamını sağlayan hormon olan prolaktininin diğer görevleri arasında olan bebeğe karşı annenin sevigisin artırma, ona bağlanma duygularını artıırma ve bebeğin beslenmesine odaklanmasını sağlarma özellikleri ile olur. Yine emzirme döneminde salgılanan oksitosin hormonu ise bebeği görünce bile salgılanmaya başlar. Aşk hormonu da denilen bu hormon bebeğe karşı olan annenin sevgi ve bağlanma duygularını artırır.

    EMZİRMENİN ANNENİN SAĞLIK DURUMUNA YARARLARI

    Duygusal ve annelik tatmini dışında emzirmenin annenin sağlık durumuna da bir çok katkısı vardır .

    Doğum sonrası iyileşme dönemini oldukça hızlandırır. Emzirme döneminde salgılanan oksitosin , rahimin küçülmesini sağlayıp , gebelik öncesi döneme gelmesini sağlar. Rahim kaslarının kasılmasını da sağlayan oksitosin hormonu rahimdeki kan damarlarının büzüşmesine yardımcı olarak doğum sonrası kanamalarını azaltır.

    Çalışmalar , emziren annelerin hayatlarının ileriki dönemlerinde yumurtalık ve meme kanseri görülme oranlarının azaldığını göstermiştir.

    Bazı çalışmalarda emziren annelerin Tip 2 diabet ,romatoid artrit, hipertansiyon ve yüksek kolesterol düzeyleri gibi kalp damar hastalıklarından da koruduğu yönde bilgiler bulunmaktadır.

    Emziren annelerin osteoporoz riski azalmaktadır.

    Sadece emzirerek annenin adet dönemlerinin tekrar başlama dönemi uzayarak , gebelikleri arası sürenin uzatılmasına yardımcı olur. Tabiki sadece emizrmenin bir doğum kontrol yöntemi olmadığı tekrar hatırlanmalıdır.

    Emziren anneler emzirmeyenler göre daha hızlı ve kolay doğum öncesi kilolarına dönebilirler. Emzirme oldukça yüksek kalori harcatan bir eylemdir. Emziren anneler günde yaklaşık 400 – 500 kalori daha fazla harcarlar. Emziren anneler dengeli beslenme ilkelerine uydukları takdirde hızlıca kilo vermelerine yardımcı olacaktır.

    GÜNDELİK HAYAT İLE İLGİLİ EMZİRMENİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKLAR

    Emzirmenin anneye ve bebeğin sağlıklarına katkıları dışında tüm emziren annelerin de bildiği gibi pratik hayatttada oldukça fazla yararı vardır.

    Anne sütü formül mamaya göre neredeyse maliyetsizdir. Formül mama ile beslenen bebeklerin günlük mama maliyeti yaklaşık 6 – 12 tl arasında değişmektedir.

    Gece bebek acıktığında emzirme oldukça kolay ve pratik olarak yapılabilmektedir. Mama hazırlamak için suyu ısıtmak , mamayı karıştırmak ve sonra da onu bebeğin içebileceği ısıya ayarlamak gereklidir. Bu işlemlerin her gece bir kaç defa olduğu düşünüldüğünde oldukça zahmetli olacaktır.

    Ev dışına çıktığınızda bebeği istediğiniz her yerde emzirebilirken, evde hazırladığınız mamayı taşımak , onu belirli ısıda tutmak için bazı araçlara ihtiyaç duyulacaktır.

    Emziren annelere göre mama ile beslenenen bebeklerin anneleri daha fazla deterjan kullanacakları için çevreye daha fazla zararları olacaktır.

    Tüm bunların yanında her beslenme saatinde bebeğin ihtiyacına göre hazırlanan ve sadece ona özel olan anne sütünün güvenirliği , doğallığı, koruyuculuğunun bilincinde olan annelerin emzirme dönemi deneyimleri, onların annelik duygularının tam olarak yaşadıkları dönem olarak hissediyorlar. Emzirme hem anne hem de bebek için tam anlamıyla duygusal bir birleşme anıdır.

  • Anne sütü- hep bir numara ….

    Anne sütü- hep bir numara ….

    Anne sütü üstün içeriği ile yenidoğan bebeği tüm gereksinimini 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen, kolay sindirilebilen ideal bir besindir. Anne sütünün yararlarını ne kadar anlatsak gene de eksik kalırız. Tıp eğitimime başladığım yıllarda bizlere anne sütünün faydaları uzun uzun anlatılırdı. Aradan geçen yaklaşık 35 yılda tıpta çok şey değişti. Eskiden doğru bildiğimiz birçok konuda yanıldığımızı anladık. Ama tıpta değişmeyen konulardan biri de anne sütü idi. Ayrıca her geçen gün bu konuda yeni çalışmalar yapılıyor ve anne sütünün bir diğer üstünlüğü ortaya çıkıyor. Mama endüstrisinin gelişmesi ve ticari olarak piyasada yer almaya çalışan bir sürü çocuk maması her ne kadar en son teknoloji ile üretilmiş olsa da hiçbiri anne sütünün yerini tutamıyor.

    Anne sütünün yararları saymakla bitmez. Bebeğinizin bağışıklık sistemi gelişene kadar anne sütünde gerekli olan, onu hastalıklara karşı koruyan savunucu maddeler vardır. Ayrıca bazı alerjilere karşı da koruyucudur. Anne sütü alanlarda bebeklik çağında sık görülen enfeksiyonlara yakalanma oranı çok daha düşüktür. Bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş prematüre bebekler, anne sütünden özellikle çok yarar görürler. Bebeğin hem motor gelişimi hem de mental gelişimi için anne sütü bulunmaz bir nimettir. Beyin gelişimine katkıda bulunur ve zeka düzeyini arttırır. Her zaman hijyenik ve pratiktir. Mama kullanmak durumunda kalan bebeklerin mamasını vermeden mamanın hazırlanması, biberonun hijyenik hale getirilmesi gibi zahmetli süreçler anne sütü için geçerli değildir. Anne sütü alan çocuklarda çağımızın en önemli sağlık sorunu hale gelen obezite yani şişmanlık çok daha az görülür. Bunun en önemli sebeplerinden biri anne sütünün son dakikalarında süt içerindeki yağ oranının artması ile bebekte doygunluk hissinin oluşması ve bebeğin emmeyi bırakmasıdır. Mama kullanan bebeklerde böyle bir durum söz konusu olmadığı için bu bebekler daha ilk aylarda şişmanlık ile tanışmakta ve hayatlarının en güzel yaşlarında sağlıksız bir şekilde büyümektedir. Anne- bebek arasındaki bağın anne sütü alanlarda daha kolay ve güçlü kurulduğu bilinmektedir. Emzirmenin bebekten başka anneye de önemli yararları vardır. Emziren annelerde rahim ve meme kanseri daha az görülür. Emzirme sırasında annede salgılanan oksitosin hormonu yeni doğum yapmış rahmin kendine gelmesinde ve eski halini almasında önemli rol oynar. Emzirme anne için ayrıca zahmetsiz, , zamandan tasarruf sağlayıcı ve ekonomiktir.

    Doç.Dr.Ergun Çetinkaya

    Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı

  • Perkütan endoskopik gastrostomi (peg)

    Çeşitli kronik hastalığı nedeni ile (nörolojik problemi olan spastik hastalar, SSPE hastaları, kanserli çocuklar, kistik fibrozis, yarık dama, doğuştan yemek borusunun tıkanıklıkları gibi) ağızdan normal beslenemeyen çocukların Uzun dönemli enteral (sindirim sisteminden) beslenmeler için perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) (Karından mideye tüple beslenme) gereklidir

    PEG işlemi ameliyatsız, endoskopi kullanılarak karın duvarından mideye özel beslenme tüpü takılmasıdır. Günümüzde teknolojinin ve tıppın ilerlemesi ile eskiden ameliyatla yapılan bu işlem artık tüm yaş gruplarında ameliyatsız, çocuk gastroenteroloji uzmanları tarafından endoskopi ile yapılabilmektedir.
    Mideden beslenmesinde sakınca olan çocuklarda (özellikle ağır refüsü olan ve mideden yemek borusuna ve akciğerlere kaçak olması nedeniyle ciddi kusmaları ve zatürre atakları geçiren çocuklarda) uzun süreli ince barsakla beslenme gerektiğinde PEG-J (PEG tüpü içinden barsağa takılan bir tüple ince barsak içine beslenme) veya PEJ (direk karın duvarından ince barsağa tüp takılması ile beslenme) kullanılır.

    PEG İLE BESLENECEK HASTALARDA KULLANILACAK MAMA TİPLERİ VE SEÇİMİ:
    1. Süt çocukluğu dönemi:
    a. anne sütü: Özellikle altı aydan küçük çocuklarda ilk seçenektir. Anne sütü ile beslenen çocuk yeterli kilo alamadığında glukoz polimerleri, yağ emülsiyonları içeren özel mamalarla ya da diğer bebek mamaları ile desteklenebilir.
    b. bebek mamaları: Normal bebek mamaları tüple enteral beslenmede de kullanılabilirler. Çocuk kilo alamadığında mama glukoz polimerleri ile zenginleştirilerek verilebilir. Bu amaçla polimerik mamalar kullanılır. Bunlar tam protein ve kompleks karbonhidrat içeren mamalardır. Mide, barsak , safra yolları ve pankreas fonksiyonları normal çocuklar içindir. Yağ genellikle trigliserittir
    c. Özel mamalar (elemental mamalar): Besleyicileri elementer şekilde yani proteinleri daha küçük protein şekline parçalanmış veya aminoasitlere kadar ayrılmıştır. Böylece sindirilmesi çok kolaylaşmış mamalar ortaya çıkar. Karbonhidratlar glukoz veya laktozun dışında diğer bazı daha küçük karbonhidrat molekülleri halindedir. Yağ içeriği ise ağırlıklı olarak orta zincirli yağ asitleri, esansiyel yağ asitleri ve az miktarda uzun zincirli yağ asitlerinden oluşur. Mide, barsak, safra yolları ve pankreasta fonksiyonel veya anatomik bozuklukların varlığında kullanılır.
    d. Modüler mamalar: İnatçı ishal ve kısa barsak sendromu olan süt çocukları küçük molekülere parçalanmış protein içeren mamaları da tolere edemeyebilirler. Modüler diyette kullanılacak protein kaynakları vardır. Bunlara da uygun karbonhidrat ve yağ eklenerek çocuğun sindirimine uygun bir diyet hazırlanabilir. Doğuştan metabolizma bozukluklarında da değişik modüler mamaların kullanılması gerekir.
    2. Büyük çocuk:
    Önceleri bu çocuklara büyükler için yapılmış mamalar değiştirilerek verilirdi. Günümüzde 1-5 yaş grubu ve okul çocuklarının enteral beslenmesine uygun tüple beslenme için özel mamalar imal edilmektedir. Ancak on yaş ve üzerindeki çocuklara yetişkinler için yapılmış mamalar verilebilir.

    TÜPLE BESLENME SIRASINDA SIK GÖRÜLEN PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLERİ:
    1. Tüp tıkanması: Hastaya/aileye tıkanmayı önlemek için tüpü sık yıkamanın önemi öğretilmelidir. Beslenme tüpü her 4-6 saatte bir 30-50 ml ılık musluk suyu ile yıkanmalıdır. Ayrıca beslenme tüpü ilaç verilmesinden önce ve sonra yıkanmalıdır. Dönüşümlü olarak hafif basınç ve geri çekme ile ılık su kullanımı tıkanmaların çoğunu açar. Ancak kazein pıhtısını çözmede sitrat veya limon suyu daha yararlıdır. Kolayca açılmayan bir tüp hemen değiştirilmelidir.
    2. Aspirasyon (beslenme ürününün solunum yollarına kaçması): PEG ile beslenen çocuklarda altta yatan bir reflü durumu varsa, bunun sonucunda kusma nedeni ile aspirasyon olabilir. Böyle bir risk olduğunda PEG ile beslenme PEG-J’ye çevrilir.
    3. İshal: Uygun olmayan beslenme ürünü ve fazla verilmesi ishale neden olabilir. Ancak her çocukta olabileceği gibi, mikrobik ishal olabileceği de akıldan çıkarılmamalı, ishal olan çocuklarda mutlaka kaka tahlili yapılarak gerektiğinde ilaç tedavisi başlanmalıdır. Eğer mikrobik bir ishal yoksa beslenme ürünü farklı uygun bir ürünleri değiştirilip miktarı tekrar ayarlanmalıdır.
    4. Kabızlık: Sıvı ve lif alımının artırılması Laksatif (barsak düzenleyici, kakayı yumuşatıcı ilaçlar) kullanılması Düzenli egzersiz programı Motilite (sindirim sisteminin hareketlerini) düzenleyici ilaçlar 4. Enfeksiyon: Besinlerin sterilitesine, beslenme torbası, seti ve enteral tüplerin kullanımında hijyene çok dikkat edilmesi

    YAŞAM KALİTESİ: PEG ile beslenmenin bir çok hastada ömrü uzattığı şüphesizdir. Altta yatan hastalığın şiddetine rağmen yaşam kalitesini arttırır. Bu artışın ne kadarının daha iyi beslenme durumundan, ne kadarının aspirasyon ve yutma güçlüklerine bağlı korku ve rahatsızlığın azalmasından olduğu tam olarak bilinemez. İngiltere’de yapılan bir çalışmada enteral beslenme uygulanan çocukları olan ebeveynlere sorulduğunda çocuklarının enteral beslenme uygulanmaya başladıktan sonra daha mutlu olduğunu belirtmişler, bazı ebeveynler de çocuklarına artık bir şeyler yedirmeye çalışmakla vakit geçirmedikleri için bir özgürlük hissinden bahsetmişlerdir. Tüm çalışmalarda çocukların tüple beslenmeye geçişinden sonra kilo almalarının sağlandığı, genel sağlık durumlarının daha iyiye gittiği gösterilmiştir.

    EVDE PEG İLE BESLENME:
    Yutma, yeme fonksiyonlarındaki bozukluk kalıcı ise, bazen tüm yaşam boyunca beslenme desteği gerekebilir ve bu amaçla ev koşullarında tüple beslenme desteği ile SSPE’li çocukların beslenme sorunları çözülmüş olur. Ağızdan beslenmenin yeterli olmadığı veya hiç ağızdan beslenemeyen, sisndirim sistemi tam veya kısmen işlevsel olan ve uzun süre hastanede yatması gerekmeyen hastalarda evde tüple beslenme uygulamaları tercih edilmelidir. Birçok gelişmiş ülkede evde yapay-tüple beslenme rutin bakım şekli haline gelmiştir. Çünkü hastanedeki tedaviden daha ucuz olduğundan maliyet azalmakta, yaşam kalitesi artmakta, hasta aileye yakın olmakta, sosyal yaşam mümkün olduğunca normale yakın bir düzeyde sürdürülebilmektedir.

  • Mama ile beslenme

    Anne sütü bebeğiniz için en ideal besin olmakla birlikte anne sütünün olmadığı bazı özel durumlarda anne sütü yerine veya anne sütünü desteklemesi amacıyla özel mamalar kullanılabilir.

    Mamayı hazırlarken:

    * Sabun ve su kullanarak ellerinizi yıkayın
    * İç yüzeyleri düzgün, ısıya dayanıklı, cam biberon kullanın
    * Temizlenmiş biberon, biberon kapağı, emziği temiz su bulunan bir kapta en az 10 dakika kaynatın
    * Kaynatılıp ılıtılmış suyu (el değecek sıcaklıkta) biberona doldurun, size önerilen veya mama üzerinde belirtilen ölçüde mamayı ekleyin, ağzını kapatarak iyice çalkalayın
    * Mamayı bebeğinize vermeden hemen önce hazırlayın, bekletmeden verin
    * Mamanın tamamı bitmemiş ise kalan mamayı kullanmayın

    Bebeğinizi mama ile beslemeye başlamadan önce mutlaka uzmanların önerilerini alın. Çünkü ülkemizde gereksiz mama kullanılımı maalesef yaygın bir uygulamadır. Bunun en nemli nedenlerinin başında da bebeğin doymadığına uzman olmayan kişiler tarafından karar verşlerek gelişigüzel mama başlanmasıdır. Unutulmaması gereken bebeğin ağlaması genellikle doymadığı anlamına gelmez; bebekler doğumdan sonraki ilk haftalarda nedensiz ağlayabilir, kolik nedeni ile ağlayabilir, altının kirli olması gibi basit nedenler yanında çeşitli hastalıkların belirtisi olarak da ağlayabilmekte, ancak aile ve yakın çevresi tarafından yanlış olarak bebeğin doymadığı hissine kapılarak mama başlanabilmektedir. Bebeğin doyup doymadığının anlaşılmasının en objektif yolu ayına göre yeterli klio alması olduğu unutulmamalıdır. Çünkü gereksiz başlanan mama, bebeğin annesini emmesini azaltarak anne sütü üretümini durdurabilir ya da kesilmesine neden olabilir.

    Anne sütünün olmaması ya da azalması annenin ciddi üzüntü, stres ve psikolojik problemleri ile yine annenin ağır hastalıkları dışında üek mümkün değildir. Bu nedenlerin dışında yanlış emzirme teknikleri de bir diğer nedendir ve dikkat edilmelidir. Anne sütünün bebeğe dokunması sadece doğuştan laktaz enziminin (anne sütündeki laktoz şekerinin sindirilmesini sağlayan enzim) yokluğu durumunda olur ki bunun da en önemli belirtisi hiçbir tedaviye cevap vermeyen durdurulamayan ishaldir. Ayrıca erken ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde kilo alımını hızlandırmak, yeterli kilo alımını sağlamak ve bu bebeklerin normalden fazla olan ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile anne sütünü zenginleştirmek için mamalar kullanılabilir. Hasta doğan ve uzun süre hastanede yatan bebekler de yine mama kullanılması gerekebilen bir diğer durumdur.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji- ıı

    Bebekler 1 haftalık bile olsa alerji testi yapılabilir. Belli bir yaşa kadar bekleniyormuş diye gecikmek olmaz. Bebeğin durumuna ve annenin gözlemlerine göre, yaşı da göz önüne alınarak nelerle test yapılacağına doktoru karar verir. Deri testi veya kan testi ile süt alerjisi var şeklinde bir sonuç çıkarsa; işler daha kolay. Emziren anneyi ve ek gıda başlamışsa bebeği alerji yapan süt ve ürünlerini içeren gıdadan mutlak uzak tutmak gerekir. Beslenmeyi ve büyümeyi bozmamak için, mutlaka doktor ve bazen diyetisyen yardımı ile hareket etmek esastır. Çünkü süt alerjisinden sakınayım derken çocuğun büyüme beslenmesi bozulup büyüme geriliğine neden olabilir. Süt ve ürünlerini alamayan bebeklere ek olarak kalsiyum takviyesi de yapılmalıdır. Anne sütü alan bebeklere, anne sütü vermeye devam edilir. Ancak, anne diyete sokulur. Bebeğe yaptığı alerjinin derecesine göre anne diyeti ayarlanır. Hiç süt ve süt ürünü; hatta içine sütün , yoğurdun, peynirin, tereyağının çok az bir miktarı girmiş olan gıdaları bile alamayabilir. Bazen sadece sütü direkt süt olarak içmeyip, süt ürünlerini alabilir. Burada genelleme yapmayıp, bebeğe özgü yaklaşım esastır.

    Bebek ilk 6 ay içinde, (ek gıda alamayacak yaşta) ama anne sütü bir nedenle yoksa ne yapılacak?

    Bu durumda inek sütünün alerjik yapısını gideren ama besleyici değerini bozmayan özel mamalar kullanılır. Normal mamaların hepsi süt bazlı olup, direkt süt içirmek kadar alerji riski taşırlar. Bu mamaların avantajları;

    -Alerji riski olmadan bebeğin tüm beslenme ihtiyacını karşılar.

    -Hazırlaması kolaydır.

    Dezavantajları:

    -Pahalıdır (süt alerjisini kanıtlayan test sonuçları ile devletin sağlık kurumlarından 2 yaşına kadar bu mamayı ücretsiz alabilmek için rapor düzenlenebilir)

    -Tadı kötüdür. Maalesef alerjik özelliği ortadan kaldırmak için mecburen yapılan işlemler, mamanın tadını bozmaktadır. Henüz çok küçük bir bebekse, bu mamanın tadına alışıp rahatça alabilir. Ama daha önce başka mama tadını alan bebekler genellikle bunu reddeder. O zaman anneler mamaya vanilya şurubu, az şeker vs. bazı aromalar katarak yedirmeye çalışır.

    Süt alerjisi olan bebeklere beslenmeyi tamamen mamaya bırakmadan desteklemek için ek gıdalar da mümkün olduğunca erken başlanır. 4. Aydan itibaren ek gıda başlanması doğrudur. Ancak başlanacak her ek gıdanın da alerji yapma riski olduğundan, her yeni gıdayı en az 3 gün ara ile, gündüz vaktinde, azdan başlayarak verip, izleyen doktorla işbirliği içinde olmak gerekir. Verilen bir gıda sonrası oluşacak döküntü, kaşıntı, hırıltı gibi olağan dışı durumda ne yapılacağına doktorun yönlendirmesi ile karar verilir.

    Keçi sütü verilebilir mi?

    İnek sütü alerjisi olan bir bebekte keçi sütü alerjisi riski % 90 civarındadır. O anda yoksa bile birkaç kez verdikten sonra alerjik belirtiler gelişebilir. Nadiren inek sütüne alerji olup keçi sütü verilebilen bebekler vardır. Bu nedenle ezbere değil, çocuk değerlendirilerek kara vermek gerekir.

    Soya maması verilebilir mi?

    Keçi sütünde olduğu gibi soyada da inek sütüne benzer çapraz reaksiyon riski vardır. Bu % 65 civarındadır. Yine doktor kontrolünde denenebilir.

    Verilebilecek başka bir süt var mı?

    Evet; pirinç sütü verilebilir. Bazı marketlerde aynı kutudaki pastörize süt gibi ambalajlı pirinç sütü vardır. Pirinç unu değildir. Direkt süt gibi sıvı bir içecektir. İçine koyulan ek maddeler sonucu besleyici değeri süt gibidir. Bunu vermekle süt vermiş gibi beslenme sağlanabilir. Ama bu da hem pahalı, hem de görünümü yarı şeffaf, tadı süte benzemez. Mama yapmakta kullanılabilir.

    Bu arada meyve, sebze, et, tahıl, kuru baklagil gibi gıdaları bir program dahilinde başlayarak süt dışı besleyici gıdalara alışması da sağlanmalıdır. Beslenme tamamen süte bağımlı olmamalıdır.

    İlaçların yeri nedir?

    Besin alerjisinin tedavisinde ilaçların direkt yeri yoktur. Ancak alerjinin şekline göre oluşan rahatsızlıklara yönelik ilaçlar kullanılır. Şöyle ki; kaşıntılı cilt sorunu oluşuyorsa, yani egzema ise; cilt nemlendiricisi, gerektiğinde lokal kortizonlu kremler, bazen destek amaçlı antihistamin şuruplar verilebilir. Solunum yolu problemlerinde nefes açıcı sprey veya şuruplar kullanılabilir. Çok ciddi alerjik reaksiyonlarda zaman zaman kortizon iğnesi, hapı kullanılabilir.

    Besin alerjisi geçer mi?

    Büyük oranda geçer. Uzun sürenlerde bile hayatın ilk yılarında, özellikle 2 yaş civarında çoğu geçer. Başka besinlere karşı da alerji gelişirse; örneğin çerezler, balık gibi; bunların tamamen geçmeyip uzun sürebilme riski daha fazladır. Süt alerjisi genellikle geçicidir. Ama ne yazık ki çocuğun ileriki yaşlarında solunum yolu alerjisi, yani astım olma riski, başka çocuklara göre daha yüksektir. Bu nedenle de solunum yoluna yönelik korunma önlemleri erkenden başlanmalıdır. Bunlar içinde de en önemlisi çocuğun sigara dumanından korunmasıdır. Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında, hiçbir koşulda, çocuk evde yokken dahi sigara içilmemeli içirilmemelidir. Hatta evin balkonunda bile içilmese daha iyi olur.

    İyileşip iyileşmediğini nasıl anlarız?

    “Acaba düzeldi mi? Hadi bir süt içirip deneyelim” şeklinde yanlış yapılmamalıdır. Minimum 2-3 aylık bir kesin yasaklamanın ardından doktorun değerlendirmesine göre hem dozu hem içeriği ayarlanarak deneme yapılabilir. Bazen direkt sütle, bazen önce yoğurt veya peynirle deneme yapılabilir. Ama bundan önce; eğer başlangıçta kanda veya deri testi yaparak süt alerjisi saptanmışsa, yine kan veya deri testi ile şu anki durum değerlendirilebilir. Özellikle kandaki alerjinin düzeyinde düşmeler çok değerlidir. Doktoru yönlendirebilir. Kan değeri ne olursa olsun, çocuğun besine tepkisi farklı olabilir. Kan değeri çok düşmüş bile olsa yine de şiddetli alerjik reaksiyon görülebilir; bu nedenle bu denemeler mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır.

    Başlangıçta kan testi ile saptanamayan ama kakada mukus veya kanamaya yol açan grupta ise; süt veya süt ürününü verdikten sonra 48-72 saat gözlenir; kakada oluşan gelişmelere, çocuğun huzursuzluğuna göre karar verilir.