Etiket: Maddeler

  • Selülit, kadınların sevdalı tatlı başbelası

    Selülit ister zayıf ister normal ister şişman hemen hemen tüm kadınların hatta genç kızların her dönem hayatlarını olumsuz yönde etkileyen ,çok değişik yöntemlerle tedavi edilebilen bir sorundur. Eskiden beri en çok bilinen ve kullanılan yöntem: Mezoterapi.

    NEŞTERSİZ GÜZELLİK: Ciltteki lekelerden kırışıklıklara, saç dökülmesinden gençleşmeden zayıflamaya, sıkılaşmadan birçok estetik soruna çözüm olabilen mezoterapi, neştersiz güzelleşmenin en etkili yollarından biri. Mezoterapi; çeşitli ilaçların, vitaminlerin, minerallerin, enzimlerin ve aminoasitlerin birbirleriyle karıştırılmasıyla oluşturulan karışımların-kokteyllerin, deri ve deri altı dokuya enjekte edilmesiyle gerçekleştirilen tedavi yöntemine verilen genel isimdir. Mezoterapi yöntemi, ‘mezoterapi tabancası’yla artık daha da kolay ve ağrısız. Bu tabancalar; derinin içine sabit miktarda ilaç verebilme ve girilen derinliği seçme gibi avantajlar da sağlıyor. Üstelik elle yapılan uygulamaya göre daha hızlı!

    HER DERDE DEVA: Özellikle; derinin gençleştirilmesi, kırışıkların düzeltilmesi, bölgesel zayıflama, saç dökülmesi, selülit ve deri çatlaklarının giderilmesi tedavisi gibi amaçlar için uygulanır. Fransa’da 1950’lerde kullanılmaya başlanan bu yöntem, yıllar içinde dünyanın her yanında kabul görmüş ve son yıllarda estetik cerrahi girişimlerinin en önemli alternatifi haline gelmiştir.

    YAĞLARA VE KIRIŞIKLIĞA VEDA: Mezoterapi, ilk yıllarda daha çok bölgesel ağrıları gidermekte kullanılıyordu. Son yıllarda ise daha çok estetik amaçlarla kullanılır olmuştur. Yaşlanmanın etkilerini gidermek, kırışıklıkları ve sarkmaları düzeltmek, bazı yerlerdeki istenmeyen yağ birikimlerini eritmek, selülitli bölgeleri tedavi etmek, saç dökülmelerinde (bölgesel veya genel) saçın güçlenmesini sağlamak veya yeni saç çıkışını arttırmak amacıyla tercih edilir. Yüz, boyun, gerdan, göbek, kalça, bacaklar, kollar ve saçlar uygulama alanlarıdır.

    DAMARDAN ETKİ: Mezoterapi işlemi, aslında çok basit bir mantığa dayalıdır. Yukarıda belirtilen estetik sorunların giderilmesi için gerekli ilaçların ağızdan alınmaları veya damar içine verilmeleri, çeşitli sakıncalar doğurabilir. Ayrıca bu ilaçların etkili olabilmeleri için yüksek doz kullanılmaları gerekir. Oysa aynı maddeler, deri yoluyla sorunlu bölgelere verildiklerinde, kana karışma oranları daha azdır ve daha düşük dozlarda kullanılabilirler. Böylece bu ilaçlara bağlı yan etki olasılığı düşer.

    YAŞLI DERİYE TAMİRAT: Yüzde oluşan kırışıklıkların ve sarkmaların giderilmesi için tercih edilen hyalüronik asit, yüksek konsantrasyonda vitaminler, elementler, koenzim, aminoasitler ve antioksidanlar; deri altı tabakadaki kollajen ve elastini güçlendirirler. Bu işlem aynı zamanda o bölgedeki kan dolaşımını hızlandırır. Derinin yaşlanmasına neden olan bozulmuş yapılar tamir edilirler. Tedavi sonrası deri daha parlak, daha canlı ve pürüzsüz hale gelir.

    SELÜLİTLER PARAMPARÇA: Yağı parçalamak amacıyla özellikle fosfotidilkolin tercih edilir. Ayrıca selüliti tedavi edebilmek için, antioksidan özellikte ve kan dolaşımını arttıracak yapıda başka maddeler de tedaviye eklenirler.

    DALGALI ETKİ: Son yıllarda ‘iğnesiz mezoterapi’ yöntemleri de uygulama alanı bulmaya başlamışlardır. Bu amaçla ultrasonografik dalgalardan veya iyontoforez yönteminden faydalanmaya çalışılır. Uygulanan maddeler, bu yöntemlerle deri yoluyla iğnesiz olarak etkili olacakları alanlara verilmeye çalışılır. Fakat etkinliği klasik iğneli yönteme göre daha azdır.

    UZMANINA SORMALI: Mezoterapi amacına göre, farklı teknikler de uygulanır. Uygulama sıklıkları, iğnelerin deriye veya deri altı dokuya ne kadar derinlikte gireceği ve hangi maddelerin kullanılacağı başlı başına bir uzmanlık ister. Uygulayıcıların bu maddeleri çok iyi tanımaları, yan etkilerini ve kimlerde kullanılıp kullanılmayacağını çok iyi bilmeleri gerekir.

    AĞRITMAYAN TABANCA: İğneler; elle yapılabileceği gibi, daha ağrısız olması amacıyla özel tabancalarla da uygulanabilir. Mezoterapi tabancaları; hem ağrı açısından daha konforludurlar, hem de derinin içine sabit miktarda ilaç verebilme ve girilen derinliği seçme gibi avantajlar sağlarlar. Üstelik elle yapılan uygulamaya göre daha hızlıdırlar.

    HAMİLELER ASLA: Mezoterapi; gebelerde, emzirenlerde, diyabette (şeker hastalığı), kanser hastalarında, kan hastalıklarında, kalp ilaçları alanlarda, daha önceden kalp hastalığı geçirmiş olanlarda ve pıhtılaşma bozukluğu olanlarda kullanılmaz.

    MORARMA OLABİLİR: Bu yönteme bağlı yan etkiler sık görülmese de yok demek değildir. Uygulama sonrası bölgesel ödem ve morartı gibi etkilerin dışında bazen duyarlılık veya kaşıntı da olabilir. Fosfotidilkolin maddesinin kullanımı, özellikle dikkat ister. Yüksek dozlarda, bazen karaciğer üzerinde bile olumsuz etki gösterebilir. Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyonlar, deri dokusunda bölgesel hücre ölümü, yağ dokusunda düzensiz görünüm, iltihaplanma ve hücre ölümüne bağlı zor iyileşen yaralar gibi birçok istenmeyen durumun yanında, duyarlı kişilerde alerjik reaksiyonlarla karılaşma olasılığı vardır.

    DOĞRU ADRESE GİDİN: Bu yüzden mezoterapinin ciddi bir yöntem olduğunu ve yalnızca uzmanlar tarafından uygulanması gerektiğini unutmamak gerekir. Hasta seçimi, doğru ilaçların belirlenmesi, hangi yöntemin kullanılacağı ve hastaların tedaviye uygun olup olmamaları son derece önemlidir.

    GÜVENLİ VE AZ AĞRILI: Her şeye karşın mezoterapi ve diğer bölgesel uygulama yöntemleri; estetik cerrahi girişimlerine göre daha güvenli ve daha az ağrılı olmaları gibi avantajlarıyla, giderek artan bir ivmeyle kullanım alanı bulmuşlardır. Gelecek için; iğnesiz yöntemlerle, büyük yapıdaki maddelerin deriden geçip istenilen bölgelere gidebilmelerini sağlama amacını güden araştırmalar sürmektedir.

    CİLT LEKELERİNE C VİTAMİNİ SELÜLİTLERE KAFEİN!

    Mezoterapide birçok ilaç kullanılır. Bunlar özetle;

    Vitamin A: Üstderi hücrelerinin büyümelerini düzenler, kollajen ve elastini tamir eder.

    Vitamin B5: Hormon sentezi için ihtiyaç duyulan hücre içi enerji üretimini arttırır.

    Vitamin C: Kollajen ve elastin sentezini arttırır, ciltte lekelenmelere neden olan melanin maddesinin salınımını azaltır.

    Vitamin D: Kalsiyum sentezi için gereklidir.

    Vitamin E: Antioksidan özelliktedir; toksik (hücre için zararlı) maddelerle savaşır.

    Vitamin K: Mikro seviyedeki dolaşımı düzenlemede rol oynar.

    Amino Asitler: Deri dokusun temel yapı elemanıdırlar

    Silika, çinko, koenzimQ10, bakır peptidleri, üstderi büyüme faktörü, temel fibroblast büyüme faktörü vb. maddeler: Serbest radikallere karşı; antioksidan, enerji üretimi, hücre fonksiyonlarını düzenleme, iyileşmeyi arttırma, kollajen ve elastin dokularını uyarma gibi etkileriyle daha düzgün, gergin bir cilt görünümü, kırışıklıkların azalması ve lekelerin giderilmesi gibi etkiler gösterirler.

    Ayrıca; Fosfotidilkolin, hyalüronidaz, L-Karnitin, Kafein, Aminofilin gibi maddeler ise yağ metabolizması üzerine etkili olarak, bölgesel zayıflama ve selüliti giderme gibi amaçlar için tercih edilen maddelerden bazılarıdır.

    Bundan başka da birçok madde (hyalüronik asit, glutatyon, askorbik asit, glikolik asit, kalsyum piruvat, minoksidil, finasterid vb) tedavilerde yer alırlar.

  • El ekzeması nedir?

    El ekzeması nedir?

    Yunanca kökenli bir sözcük olan ekzema, “kaynama” olarak Türkçeye çevrilebilir. Ekzemada deri kaynayan bir suyun fokurdamasını andırır. Bazı yörelerde ekzemadaki küçük su dolu kabarcıklar, mayalanan bir hamurda oluşan küçük hava kabarcıklarına benzetilerek hastalık “mayasıl” olarak da ifade edilmektedir. Ellere yerleşimli ekzema ise toplumda oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Ellerde kuruluk, kızarıklık, kepeklenme, su dolu kabarcıklar ve sulantı ile karşımıza çıkmaktadır. Deri reaksiyonu geliştirmeye yatkınlık gösteren kişilerin ellerinin çeşitli maddelere maruz kalması sonrasında gelişebilmektedir. Su, kuru hava, sabun, deterjan, kimyasal maddeler, lastik eldivenler, kişisel bakım ürünleri ile aşırı temas sonrasında deride tahriş gelişebilmektedir. Zararsız görünen bebek ürünleri hatta su bile hastalığın ilerlemesine neden olabilmektedir.

    El ekzeması nedenlerine göre çeşitleri
    Hastalığın nedenlerine göre içten ve dıştan kaynaklı olmak üzere başlıca iki grupta incelenebilmektedir. İçten kaynaklı ekzemalar Atopik ekzema ( genetik olarak alerjik yatkınlıkla ilişkilidir), dizhidrotik ekzema (sıklıkla topluiğne başı büyüklüğünde su kabarcıkları şeklindendir), numuler ekzema (madeni para büyüklüğünde görülür) olarak adlandırılır.Dıştan kaynaklananlar ise temas edilen allerjen maddelerle tetiklenen deri yanıtlarıdır. Dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak el ekzeması, allerjik temas ekzeması veya tahriş temas ekzeması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Fotosensitif ekzema (Işığa duyarlılık nedeniyle gelişen ekzema) ise hem içten hem de dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Ayrıca bu iki neden dışında kişinin sadece kaşımasıyla gelişen nörodermatit de elde ekzemasına neden olabilir.

    Kimlerde görülür? Kimler artmış risk grubudur?
    Hastalık tüm dünyada görülebilmekle birlikte özellikle kalıtsal olarak deri reaksiyonu vermeye yatkın bireylerde daha sık görülebilmektedir. Bu kişilerde saman nezlesi, astım ve yiyecek alerjisi öyküsü saptanabilir. Temizlik, bulaşıkla yoğun uğraşan kişilerde, işi nedeniyle tahriş ve alerjik maddelere maruz kalan fırın işçileri ,kuaförler ve tuğla işçileri gibi meslek sahiplerinde,diş teknisyeni,doktor,hemşire gibi meslek gruplarında, çimento ve boya işi ile uğraşanlarda daha sık olarak karşımıza çıkabilmektedir. Kişinin mesleği kadar hobileri de önemlidir.Resim, maket, bahçe işi vs ile uğraşan kişilerin hobileri sırasında temas ettiği malzemeler de sorgulanmalıdır. Bazı kişilerde tedavi amacıyla kullanılan kortizonlu kremlere bağlı da gelişebilir.

    Ekzema klinik tablosu ve evreleri
    Ekzemanın akut (başlangıç) döneminde, kızarık ve şiş bir zeminde çok sayıda su dolu kabarcıklar ve bunların hızla açılmasıyla sulantı ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Subakut (akut dönem ardından gelişen) dönemde, hafif kızarık bir zeminde çok sayıda kepeklenme ve kabuklanma gözlenir. Kepekler, özellikle kenar kısımlarda, küçük halkalar şeklindedir. Kronik (İlerlemiş) dönemde, deri kalınlaşır, üzerinde kepeklenme belirgindir, yarıklar gelişebilir. Hastalık nedenine göre de farklı dönemlerde seyredebilir ve her dönemde kaşıntı olabilir.

    Tetikleyen faktörler
    Günlük hayatımızda kullandığımız ve karşılaştığımız maddeler hastalığın bir nedeni veya alevlendiricisi olabilir. Bazı ilaçlar ve güneş ışınları özellikle ışığa duyarlılığa bağlı gelişenekzemalarda hastalığı tetikleyebilir. Mesleki olarak yağlı ürünlerle metalik sıvılarla temas ve soğutucu malzemeler iritasyona neden olabilmektedir.
    Ekzema yaşam kalitesini nasıl etkiler?
    Kaşıntı hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Günlük hayatın olumsuz etkilenmesinin yanı sıra çocukların okul hayatlarında, erişkinlerin iş hayatlarında sorunlarına yol açabilir.

    Ekzema tanısı nasıl konulur?
    Kesin tanı için doktor tarafından hastadan ayrıntılı bir öykü alınır. Öyküde sorumlu maddelerin değerlendirilebilmesi için patch (yama) testi yapılmaktadır.
    Tahriş temas ekzemasının tanısı basit olarak derinize hangi maddelerin ekzemaya neden olduğunu ve hangi sıklıkta buna yol açtığını bilerek konabilir.
    Allerjik temas ekzeması tanısı, deri ve zührevi hastalıklar bölümünde yapılan patch (yama) testleri ile olmaktadır. Standart hazırlanan allerjen maddeler ve hastaların temas ettiği malzemelerden süphelenilen maddeler küçük yamalar içerisinde sırtınıza yapıştırılır. İki gün sonra açılır, doktor ve hemşire sırtınıza bakarak hangi maddeye karşı tepki olduğuna karar verir. Tahriş ve alerjik yanıtın kesinleştirilmesi ve olası uzayan alerjik yanıtların değerlendirilebilmesi için 24-48 saat sonra aynı bölge tekrar değerlendirilir. Ayrıca, ayırıcı tanıda düşünülen hastalıklar öykü, fizik muayene ve çeşitli yöntemlerle araştırılır.
    Ayırıcı tanıda hangi araştırma yöntemleri önerilir?
    Ele yerleşim gösteren mantar hastalıklarını dışlamak için kazıma yönteminin ardından mikroskopik ve mikrobiyolojik incelemeler ile mantar arama yapılabilir. Çeşitli deri hastalıklarını dışlamak için gerek görülürse biyopsi alınarak patolojik değerlendirme yapılabilir. İç hastalıklarına eşlik edilen durumlar için laboratuvar ve radyolojik incelemeler yapılabilir.

    Tedavi yöntemleri nelerdir?
    -Tedavi esası sebebinin ortaya konarak etkenle temastan kaçınmaktır. Tamamen uzak durabilmek bazen zor olabilmektedir.
    Su ve sabunla uzun süreli temas derinin doğal koruyucu tabakasının kaybına neden olmaktadır. Doktorunuzun önereceği nemlendirici ve bariyer kremler bu konuda yardımcı olabilir. Barier krem ve köpükler etkenlerin deriye girmesine fiziksel olarak engelleyebilir. Ancak içeriğinin yağlı olması ve kalın tabaka oluşturması rahatsız edici olabilir.
    -Uzun seyirli hastalığı olan kişilerde birkaç ay süreli tedavi gerekebilmektedir. Topikal steroidli kremler kaşıntı ve kızarıklığın düzelmesinde, derinin iyileşmesinde kullanılmaktadır. Topikal steroidli kremler tam etkisinin görülmesi ve yan etkisinin gelişmemesi için doktorun önereceği şekilde kullanılmalıdır. Hastalıkta sulantı fazla ise doktorun önereceği ilaçlar ile ıslak pansuman uygulaması, kalınlık belirgin ise deriyi eritici tedaviler gündeme gelebilir.
    -Hastalık çok şiddetli ise deri dışında steroidler ağız, damar, kas uygulamaları yoluyla verilebilir.
    -Bu tedavilere yanıt alınamıyorsa pimekrolimus, siklosporin, metotreksat, fototerapi gibi diğer tedavi seçenekleri uygulanabilmektedir.
    -Hastalığa ikincil enfeksiyon varsa uygun tedavi yapılmalıdır.
    -Tedaviye başlamadan önce gebelik, emzirme, dahili hastalıklar, farklı sebeplerden ötürü düzenli olarak kullanılan ilaçlar ile ilgili doktor mutlaka bilgilendirilmelidir.
    Koruyucu önlemler nelerdir?
    Tahriş ve alerjiye neden olan durumlara temasının azaltılması en önemli önlemlerden biridir. Bunun için aşağıdaki uyarılara önem verilmelidir.
    -Temizlik, bulaşık, çocuk bakımı gibi işlerde yardımcı desteği veya bulaşık ve çamaşır makinesi kullanılmasıdır.
    -Kısa süreli profilaktik eldiven kullanımı önemlidir. Uzun süre eldiven kullanımının terlemeyi arttırabileceği unutulmamalıdır. Eldiven içine pamuklu eldiven giyilmesi uygun olacaktır.
    -Doktor önerirse bariyer ve nemlendirici kremler sürülmelidir.

    -Saç şampuanlama sırasında kısa süre ile eldiven giyilmesi zayıf iritan maddelerin deriye olumsuz etkisini azaltacaktır.
    -Tuvalet temizleme gibi uygulamalar sırasında deterjan ile ellerin temasın kesilmelidir.
    -Ellerin parfümsüz sabunla yıkanması önerilmelidir.
    -Domates, portakal, limon gibi maddelerle doğrudan el temasının engellenmelidir.
    -Saç boyama sırasında olası alerjenlerden kaçınılması ve korunulması önemlidir.
    – Sıcak veya soğuk su yerine ellerin ılık su ile yıkanması daha uygundur.
    -İş yaparken yüzüklerin çıkarılması yüzüklerin altında kalabilecek iritan maddeleri azaltacaktır.
    -Resim, çiçek maket vs gibi hobileriniz varsa bu işlemler sırasında kullandığınız maddeler sorgulanmalıdır.
    -Eğer mesleki nedenli bir ekzema düşünülüyorsa kısa süreli meslek değişikliği kalıcı bir sorun varsa hekimlerin önerisi ile meslek değişikliği gündeme gelebilir.

  • Allerjik deri testleri

    Allerji deri testleri, allerjene karşı duyarlılığı belirlemede gerek güvenilirlik gerekse uygulama kolaylığı nedeniyle kliniklerde en önemli teşhis aracıdır.

    Atopi, alerjiye yatkınlık anlamında kullanılan bir kavramdır. Çevresel alerjenlere karşı oluşan IgE üretimine, deri ve mukozaların çevresel ajanlara aşırı duyarlı olmasını ifade eder. Atopi genellikle ailesel özellikte olup, genetik geçiş kuşaktan kuşağa düzensizdir. Gelişmiş ülkelerde toplumdaki sıklığı %30-40 olmasına rağmen, aşikar hastalık görülme oranları %5-10 ‘civarındadır. Atopik kişilerde total IgE düzeyi artmıştır. Bu durum, solunum sisteminde alerjik rinit, deride ekzema, mide-barsak sisteminde enterit, gözde alerjik konjoktivit yapabilir.

    Deri testleri, alerjik duyarlılığın belirlenmesinde kullanılan testlerdir. Allerjenlerin tesbiti, tedavilerde önemlidir. Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı düzenli olarak belirlenmekle birlikte, ülkemizde bu konuda sadece yerel raporlar mevcuttur. Ağaç polenleri, erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanır. Ot polenleri yaz başında yaygındır ve yaz sonunda sonlanır. Hububat ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Ev tozu akarları ve mantar sporları tüm yıl ortamda bulunabilir. Özellikle nemli bölgelerde ev tozu akarlarının yoğunluğu artar.Bu durumlar göz önünde bulundurularak, test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir.

    Test yapılmadan önce hastanın kullandığı özellikle test sonucunu etkileyecek ilaçlar ayrıntılı sorgulanmalıdır. Hastaların şikayetleri ile ilgili alerjenler seçilmelidir. Acil ve anaflaksi durumunda hastaya müdahale edebilecek ortam ve deneyimli personel tarfından uygulanmalıdır.

    Yama testi: Allerjik kontakt dermatit (Allerjik ekzema) tanısında kullanılan bu test, standart seri ve özel yama testi (dental, kozmetik, ilaç, giyim) serileri ile uygulanır. Sırta yapıştırılan alerjen emdirilmiş bantlar 48 saat sonra çıkarılarak değerlendirilir. Geç alerjik reaksiyonlar oluşabileceği için 72. Veya 96. Saatte test yeniden değerlendirilir. Test bantları yapıştırıldıktan sonra hasta banyo yapmamalı, bantların ayrılmasına yol açacak fiziksel etmenlerden uzak durmalıdır.Yama testi ile nikel, kobalt vb metaller, fragrance mix, peru balsamı, lanolin , colophony, paraben mix vb gibi özellikle kozmetik ürünlerde bulunan maddeler, formaldehit gibi tekstil, deri sektöründe kullanılan maddeler, lastik endüstrisinde kullanılan maddeler tesbit edilir. Hastalık sebebi net olarak anlaşıldığından, tedavisi ve korunma yolları daha net belirlenir.

    Fotoyama testi: Fotoallerjik dermatit denen, güneş gören bölgelerde bazı ilaç ve maddelerin UV hassasiyeti ile oluşan ekzamalarda uygulanır. Allerjenler sırta simetrik uygulanarak bir taraftaki bant 48 saat sonra kaldırılır. Daha sonra 5-15 J/ cm2 UVA uygulanıp siyah bir bant kapatılır. 2 gün sonra sırttaki tüm materyaller kaldırılıp , değerlendirme yapılır.

    Prick test: Bu test genellikle ön kol iç yüze ( nisbeten kılsız bölge) ve sırta , allerjen solüsyonları damlatılarak, lanset vb delicilerle deriyi delerek uygulanır. Bu test sırasında mutlaka pozitif ve negatif kontrol uygulanarak, testin doğruluğu ve başarısı değerlendirilir. Prick test ile mevsimsel hapşırma, burun akıntısı, göz yaşarması olan kişilerde, Ağaç, hububat, ot polenleri, ev tozu akarları, mantar sporları, kedi köpek tüyü, latex, kahve, kırmızı ve karabiber, yumurta akı ve sarısı, meyvalar, ceviz, soya, kakao, dometes vb gıdalarla olan alerjiler saptanır. Halk arasında sıklıkla bilinen testtir. Bu test sonrası tesbit edilen alerjen maddelere karşı, aşılama ve tedaviler uygulanabilmektedir.

    Ülkemizde farklı sektörlerde sanayileşme atağı yaşayan ,yeşillikleri ve doğası ile göz dolduran birçok şehir mevcut. . Araba, metal, kimyevi maddeler, tekstil ve boya, gıda üretim ve depolama sanayi çalışanlarında sıklıkla kontakt dermatit hastalıklarını görmekteyiz. İş güvenliği mekanizmaları yerinde ve dikkatle uygulandığında , teması engelleyerek bu sıklığı azaltmak mümkündür. Ekzamalar mesleki hastalık olarak da kabul edilmektedir. Yine ev hanımlarının ellerinde görülen el ekzamaları, kullanılan deterjan, su vb hatta kullanılan ilaç ve nemlendiricilerde bile bulunan maddelere karşı irritasyon ve alerji yapabilir.

    Doğa özellikleri ile ağaç ve ot polen alerjileri, nemli ortamda artan ev akarları ve mantar sporlarının alerjileri alerjik rinit, konjoktivit hatta astım tabloları ile karşımıza çıkabilmektedir.

    Allerji fikrimce zor bir tablodur. Kişinin kendi yaşam şartları ve korunma yolları tedaviyi birinci derecede etkiler. Aşırı bilinç ve sabır gerektiren bir durum olduğu için, bu testler teşhis açısından son derece önemlidir. Nedeni bilmek tedavinin en az yarısını oluşturacağından, bu şikayetleri olan kişilerin alerji testlerini yaptırmalarını bir dermatolog olarak öneririm.

  • Kanser gelişimini önlemede, beslenme ve diyet

    Kanser, yüzyıllar öncesinden günümüze varlığını sürdürmüş ve insanlığı geçmişte olduğundan daha fazla tehdit eder konuma gelmiştir.Bazı kişiler kanser olurken diğerleri olmuyor. Bilim adamları kanser tanısı alan insanların genel özellikleri bir araya getirerek kanser olma ihtimalini arttıran sebeplerin neler olduğu araştırmışlardır. Bilindiği gibi herhangi bir hastalığa yakalanma ihtimalini arttıran faktörlere risk faktörleri, bu olasılığı azaltan faktörlere de koruyucu faktörler denilmektedir.

    Bazı risk faktörlerinden uzak durulabilirken (sigara içmeyi bırakmak, düzenli beslenmek gibi), bazı risk faktörlerini değiştiremeyiz (doğuştan genlerimizle ailemizden getirdiğimiz özellikler, vb). Kanserden korunma bazı risk faktörlerinden kaçınma ve kanser olma ihtimalini azaltan koruyucu faktörleri arttırma ile yapılabilir.

    İlaç ve vitamin gibi maddeler kullanılarak bu maddelerin çevresel risk faktörlerinin hücrelerde meydana getirdikleri değişiklikleri ve dolayısıyla kanseri önlemelerine de kimyasal önleme (kemoprevensiyon) denmektedir. Kimyasal önleme temel amacı doğal ya da sentetik maddeler kullanarak kanseri oluşturan biyolojik süreçleri geri çevirmektir. Bu nedenle kanser öncülü ya da başlangıç aşamasındaki hastalığın geri çevrilmesi, yüksek risk altındaki kişilerde hastalığın önlenmesi ve belli tümörlerin sıklığının azaltılması hedeflenir. Böylelikle riskin büyük olduğu toplumlarda bir halk sağlığı girişimi olarak da kabul edilir.

    Kanser oluşturan nedenler içinde, çevresel nedenler ve genetik nedenler sayılabilir. Çevresel nedenlerin arasında en önemli faktörler sigara, yenilen yiyecekler, şişmanlık, hormonlar, viruslar, fiziksel ve kimyasal ajanlar gösterilebilir. Ayrıca kanser, kronik iltihabi olaylar ve iyi huylu tümörlerin zemininde de sık olarak gözlenmektedir. Kanser oluşturan nedenlerin içinde en başta yer alan sigara kullanımı, toplumumuz için en önemli sağlık problemlerinin başında gelmektedir.

    Günümüzde yenilen gıdalar, gıdalara konulan katkı maddeleri, tatlandırıcılar, yiyecekleri renklendiren kimyasal maddeler, yiyeceklerin pişirilme şekilleri dahil birçok faktör, kanseri oluşturan nedenler arasında sayılmaktadır. Biyoteknolojinin ve kimya sanayinin gıda sektörüne girmesinin sayılamayacak kadar fazla katkısı yanında, bu tür korkulabilecek etkileri olacağı da gözden uzak tutulmamalıdır. Günümüzde zararlı etkileri gösterilmese de, genleri ile oynanmış mısırların hayvancılık sektöründe yem olarak kullanılması, kamuoyunda tartışma başlatabilmektedir.

    Günümüzde artık kanserle savaşta, hastalığa yakalanmamak için alınan tedbirler daha ön planda düşünülmektedir. Bu da, kanser oluşturan etmenlerden elden geldiğince uzak durmak, ailesel kanser olma riski varsa bununla ilgili risklerin araştırılması ve erken tanı için düzenli kontrol yaptırılmasından geçmektedir. Toplumdaki her bireyin kanserden uzak ve sağlıklı olarak yaşaması, en önemli amaçtır.
    Kanserden korunmada ilk adım beslenme biçiminin düzenlenmesidir.

    Sizi kansere karşı koruyan tek bir gıda yada gıda bileşeni yoktur. Ancak bitkisel temelli pek çok besin maddesinin birlikte (kombine olarak) günlük beslenmede yer almasının kanser gelişimine karşı koruyucu olduğu kabul edilmektedir. Bitkisel besinlerde yer alan minerallerin, vitaminlerin, fitokimyasalların birbirleriyle etkileşime geçerek birbirlerinin kansere karşı koruyucu etkilerini artırmaktadırlar. Ayrıca, sebze, meyve, tam tahılların kalori yoğunluğu düşüktür ve kilo alımına karşı vücudumuzu korur. Vücut yağ oranının artması kanser gelişimi açısından risk faktörüdür. Bitkisel ağırlıklı beslenme aşırı kilo alımını engelleyerek vücut yağ oranının artmasıyla ilişkili olan kolorektal kanserler, meme, özofagus, endometrium, pankreas ve böbrek kanseri gelişiminden bireyi koruyucu etkide bulunur. Yemek porsiyonunun en az üçte ikisi meyve, sebze ve tahıl içermelidir. Yapılan pek çok araştırmada meyve, sebze, tahıl ve baklagillerden zengin beslenmenin kansere karşı koruyucu olduğunu göstermektedir. Bu koruyucu etkinin hangi mekanizmalarla olduğu, hangi besin bileşenlerinin temel rol oynadığı yoğun olarak araştırılmaktadır.

    Beslenme şeklinin kötü olmasıda kanser gelişimi açısından risk oluşturmaktadır. Genel olarak dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:

    1- Tuz aşırı tüketilmemeli ve çok tuzlu besinler alınmamalı,
    2- Diyet, posa ve vitamin içermelidir,
    3-Yağların azaltılması, kısıtlanması,
    4- Nitrat ve nitrit ilave edilmiş gıdaların tüketimi azaltılmalıdır,
    5- Tütsülenmiş gıdalardan sakınılmalıdır,
    6- Aşırı saflaştırılmış yiyeceklerden kaçınılmalıdır,
    7- Lipidlerde doymuş, doymamış yağ oranlarının ayarlanması,
    8- Aşırı kilodan kaçınılmalıdır.

    Kanserden Koruyucu Gıdalar:

    Bakliyat
    Fasulye , mercimek ve bezelye birçok çeşidi ile birlikte bu grupta yer alıyor. Soya fasülyesi bu kategoriye dahildir, kansere karşı yararları soya bölümünde açıklanmıştır.

    Bakliyat içeriğinde yer alan aktif maddeler olan saponinler, proteaz inhibitörleri ve phytic asit kansere karşı koruyucu etkisi olan bileşenlerdir. Doğal olarak bitkilerde bulunan bu bileşiklere fitokimyasallar ismi verilmektedir. Bunlar kansere neden olan hücresel hasarlara karşı hücrelerimizi korurlar. Laboratuvar çalışmalarında bakliyatlarda yer alan saponin isimli bileşiklerin kanser hücrelerinin ortaya çıkmasını engellediği ve farklı dokularda tümör büyümesini yavaşlattığı gösterilmiştir. Proteaz inhibitörleri kanser hücrelerinin çoğalmasına engel olmaktadır. Kanser hücrelerindan salgılanan proteaz isimli maddenin çevre hücrelere hasar vermesine engel olmaktadır. Fitik asid tümör dokusunun büyümesini belirgin bir şekilde engellemektedir. Bakliyatlar aynı zamanda fiber açısından zengindir. Kolorektal kanserler için koruyucu etkiye sahiptir.

    Çilekgiller
    Çilek, yabanmersini, böğürtlen, acai, goji gibi meyveler bu grupta yeralır. C vitamini ve fiberden zenginlerdir. C vitamininden ve fiberden zengin gıdalar olarak özafagus ve kolorektal kanserden koruyucu etkiye sahiplerdir. Tüm çilekgiller özellikle çilek ve ahududu ellagik asit bakımından zengindir. Laboratuvar çalışmalarında bu fitokimyasalın deri, mesane, akciğer, özafagus, ve meme kanserini önlediği gösterilmiştir. Bu etkileri antioksidan özelliği sayesinde olmaktadır. Vücudun bazı kanser yapıcı maddeleri deaktive etmesine ve kanserleşme sürecinin durdurulmasına yardımcı olmaktadır. Çilek aynı zamanda flavonoid olarak isimlendirilen çok çeşitli fitokimyasallar açısındanda zengin bir meyvedir. Bu flavonoidler özellikle kansere karşı korunmada en etkili kimyasallar olarak değerlendirilmektedir. Yaban mersini fenolik bileşikler grubunda yeralan antosiyanosid (anthocyanoside) açısından zengindir. Bu bileşik fitokimyasallar arasında bilinen en güçlü antioksidan maddedir.

    Turpgiller
    Lahana, karnabahar, brokoli, brüksel lahanası, beyaz ya da kırmızı turp gibi sebzeler bu grupta yer alır. Ağız içi, farinks, larinks, özofagus, ve mide kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptirler. Turpgillerin kanser önleyici etkisi içerdikleri izotiyosiyanat adı verilen fitokimyasaldan kaynaklanmaktadır. İzotiyosiyanatlar açısından en zengin turpgiller; lahana, kıvırcık, marul, brokoli ve özellikle kara lahanadır. Bu maddenin bozulmaması için turpgillerin mümkün olduğunca çiğ ve taze yenilmesi gerekir. Izotiyosiyanat , sebzeler doğrandığında, çiğnendiğinde ve sindirildiğinde ortaya çıkar.

    Ayrıca glükosinolat, kramben, indol-3-karbinol maddeleride turpgillerde bulunmaktadır. Kansere karşı korunma mekanizmalarında yer alan enzim komplekslerinin düzenlenmesinde önemli işlevlere sahiptir.

    Yeşil Yapraklı Sebzeler
    Ispanak, lahana, marul, hardal yeşilliği, hindiba ve pazı mükemmel lif ve folat kaynaklarıdır. Ayrıca lutein, zeaksantin, karotenoidler, geniş bir yelpazede saponinler ve flavonoidleri içerirler. Bu bileşenler hücresel düzeyde serbest radikal oluşumunu nötralize ederek kanser gelişimini önlerler. İçeriklerinde bulunan folat, pankreas kanseri gelişimine, lifler de, kolorektal kanser gelişimine karşı önleyici etkide bulunur.

    Keten Tohumu
    Keten tohumu keten tohumu unu, keten tohumu küspesi keten tohumu yağı şeklinde bulunmaktadır. Keten tohumu lignanlar denilen maddeler için en iyi besin kaynağıdır. Lignanlar vücutta östrojen benzeri etki gösterir çünkü lignanlar bitkisel östrojen sınıflandırılır. Ayrıca omega-3 yağ asiti, alfa-linolenik asit (ALA) den zengin bitkidir. Bazı çalışmalarda, kalp hastalığı ve bazı kanser türleri için potansiyel koruma sağladığı gösterilmiştir. Meme kanseri üzerine etkileri tartışmalıdır.

    Sarımsak
    Sarımsak, soğan, pırasa gibi sebzelerinde yer aldığı allium bitki ailesinin bir üyesidir.Bu grupta yer alan gıdalar özellikle mide kanseri açısından koruyucu etkiye sahiptir. Ayrıca sarımsak kolorektal kanser gelişme riskini azaltır. Sarımsağın koruyucu etkisi doz ile ilişkilidir. Bir başka deyimle tüketim miktarı arttıkça koruyucu etkisi de artar. Sarımsak gibi allium ailesine üye sebzeler kansere karşı koruyucu etkisi olan quercetin, allixin , allicin, alliin ve allil gibi organosulfur bileşiklerinden zengindir. Laboratuvar araştırmaların da bir sarımsak bileşeni olan, diallyl disülfürün deri kanserleri, kolon ve akciğer kanserine karşı koruyucu etkileri gösterilmiştir .

    Üzüm ve Üzüm Suyu
    Üzümde bulunan Polifenoller antioksidan bileşiklerdir. Antioksidanlar hücreleri serbest radikal olarak isimlendirilen moleküllerin oksidatif hasarından koruyucu özelliğe sahiplerdir. Serbest radikaller proteinler, hücre zarı ve DNA gibi önemli hücresel elemanlarda kalıcı hasarlara yol açar. Oluşturulan bu zararlı etkiler karsinogenezden sorumlu tutulmaktadır. Polifenoller üzüm de dahil olmak üzere pek çok meyve ve sebzede bulunurlar.Polifenollerin aromataz inhibitör etkilerininde olduğu gösterilmiştir. Özellikle meme kanseri gelişiminde ve sürdürülmesinde periferik östrojen sentezinin önemi büyüktür. Bu sentezde rol oynayan en önemli enzim aromatazdır. Hormon duyarlı meme kanserinin adjuvan tedavisinde ve metastatik hastalıkta aromataz inhibitörleri başarı ile kullanılmaktadır. Üzümde yer alan polifenollerin aromataz inhibitör etkilerinin gösterilmesi meme kanseri gelişiminin engellenmesi bağlamında büyük önem taşımaktadır.

    Yeşil çay
    Antik çağlardan bu yana, çay hem içecek ve ilaç olarak kullanılmıştır. Siyah ve yeşil çayın her ikisi de polifenoller ve flavonoidler, güçlü antioksidanlar da dahil olmak üzere çok sayıda aktif maddeler içerir. Çay insan diyetindeki en iyi kateşin kaynağıdır ve yeşil çay siyah çaya göre yaklaşık üç kat daha fazla miktarda kateşin içerir. Laboratuvar çalışmalarında, yeşil çayın kolon, karaciğer, meme ve prostat hücrelerinde tamamen kanser gelişimini önlediği kanıtlanmıştır. Yeşil çayın düzenli kullanımı ile mesane, kolon, mide, pankreas ve özofagus kanseri riski azalır.

    Soya
    Bilim adamları soyada bulunan izoflavon , saponinler, fenolik asitler, phytic asit, fitosteroller ve protein kinaz inhibitörleri gibi çeşitli aktif maddelerin kansere karşı koruyucu olduğunu düşünmektedir. Soya vücudun doğal hormonların çok zayıf formlarına benzer bazı bileşenleri içerir görünüyor. Sonuçta, soyadaki bu maddeler belirli şartlar altında bu hormonların eylemlerini taklit edebilir veya tam aksi yönde etkide de bulunabilir. Bu karmaşık etki nedeniyle soya ürünlerinin hormonla ilişkili meme ve prostat kanseri gelişiminde olumsuz bir etkiye sahip olup olmadığı araştırılmaktadır. Soyanın laboratuvar koşullarında çeşitli prostat kanseri hücrelerinin büyümesini inhibe ettiği gösterilmiştir. Ayrıca bazı laboratuvar deneylerinde meme kanseri hücrelerinin inhibisyonu ile ilişkili olmuştur ancak bu tüm çalışmalarda gösterilememiştir. Genel olarak soyanın diyete dahil edilmesi önerilmektedir.

    Domates
    Domatesin kırmızı rengini başlıca likopen denilen fitokimyasaldan alır. Domatesteki likopenin ve ilgili bileşiklerin prostat dokusunda toplanma eğilimi prostat kanseri araştırmacılarının özel ilgisini çekmiştir.

    Hayvan modellerinde, domates bileşiklerin tüketimi ile prostat kanseri gelişminin azaldığı gösterilmiştir. Likopen güçlü bir antioksidandır, laboratuvar çalışmaları çeşitli kanser karşıtı potansiyelini göstermiştir . Laboratuvar çalışmalarında, domates bileşenleri ile meme, akciğer, ve endometrial dahil olmak üzere birçok kanser hücresinin çoğalmasını durdurduğu gösterilmiştir.

  • Bağışıklığı artırmanın doğal yolları

    Bağışıklığı artırmanın doğal yolları

    1-Yuvaya ve okula giden çocuklarda kış aylarında sıkça görülen soğuk algınlığı, nezle, grip gibi enfeksiyonlar niçin meydana gelir? Çocuğun bağışıklık sistemi ile doğrudan bağlantılı mıdır?

    Yuva ve okul, çocuklar için toplu yaşanılan yerlerdir. Özellikle soğuk algınlığı, nezle gibi viral enfeksiyonlar kişiden kişiye çok kolay ve hızla bulaşan enfeksiyonlardır. Bu nedenle bu enfeksiyonların diğer zamanlardan daha sık görüldüğü kış aylarında özellikle büyüklerinden bu enfeksiyonu alan bir çocuk bile hızla okul ve yuvada sürekli bir arada olduğu diğer arakadaşlarına hapşırık ve öksürükle bu mikropları bulaştırarak yayar. Genellikle neden budur ve bu durum bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan dolayı değildir. Ancak bağışıklık sistemi kuvvetli olan, bağışıklık sistemini çeşitli yollarla kuvvetlendiren çocuklarda bu enfeksiyonların bulaşma riski ve enfeksiyonu ağır geçirme ihtimalleri çok azalır.

    2- Çocukları bu tür enfeksiyon ya da hastalıklardan korumak için ne gibi önlemler alınmalıdır? Bitkisel yöntemler ne ölçüde fayda sağlar? Örneğin ekinazya, elderberry (mürver), propolis’in faydaları nelerdir? Bu bitkiler hangi alanda bağışıklık sisteminde nasıl rol üstlenir?

    Dünya ekinezya bitkisinin iyileştirici özelliklerini Kuzey Amerika yerli halkından (Kızılderililer) öğrenmiştir. Onlar bitkinin kökünü ve yapraklarını her tür yaranın tedavisinde, enfeksiyon ve iltihaplanmalarda, zehirli böcek ve yılan sokmasına, boğaz ve diş ağrısına, kabakulak, çiçek hastalığı ve kızamığa karşı başarıyla kullanıyorlardı. Bitki Amerika’ ya yerleşen ilk göçmenler tarafından da enfeksiyonlara karşı sık olarak kullanılmıştır. Bu özel tedavi biçimleri bilimsel araştırmalara konu olmuştur ve 1950’den beri yapılan araştırmalara göre, bitkide bakteri, mikrop ve virüslere karşı oldukça etkili olan maddeler bulunmuştur. Bu maddeler en yaygın iki viral hastalık olan soğuk algınlığı ve grip’ in önlenmesinde de büyük bir yardımcıdır.

    Mürver (elderberry) ağacı gerçek bir ecza dolabıdır. Mürver çiçeği, soğuk algınlığı ve gribe karşı, terletici olarak çok etkilidir. Ayrıca, üst solunum yolları iltihabına, saman nezlesi ve sinüzit iltihabına karşı önerilmektedir. Mürver çiçeği bağışıklık sistemini güçlendirir. Yani, soğuk algınlığı ve gribe karşı hem tedavi edici, hem de önceden önlem olarak kullanılabilir. Ayrıca mürver çiçeği özü, genellikle üşütme ve nezle nedenli yüksek ateşle birlikle görülen burun tıkanıklığını açmaya yardımcı olan bileşenler içerir.

    Propolis işçi bal arılarının ağaç ve çalılarının yaprak tomurcuğu, gövde yaraları gibi büyüyerek yenilenen kısımlarından topladıkları sarı, yeşil ve kahverengi reçinemsi bir maddedir. Kovanda balmumu ile karıştırarak, larva yuvalarının cilalanması ve sterilize edilmesi için bal arıları tarafından kovanda kullanılır. Propolisin antibakteriyel ve antifungal etkileri koloniyi hastalıklara karşı korur. Propolis kovanı iki şekilde korur. Birincisi, kovanı güçlendirir, ikincisi ise kovanı bakteri ve virüs enfeksiyonlarına karşı korur. Bu özelliklerine ek olarak diğer özellikleri sayesinde propolis yüzyıllardır insanoğlu tarafından kullanılmaktadır. Propolisin güçlü antimikrobiyal aktivitesinden dolayı, propolis doğal antibiyotik olarak bilinir. Yapılan birçok sayıda araştırma da propolisn yüksek antimikrobiyal olduğunu göstermiştir. Propolisin 21 tür bakteri üzerinde, 9 tür mantar üzerinde, Giardia’nın da dahil olduğu 3 protozoa türü üzerinde ve Herpes ve Influenza’nın da dahil olduğu geniş yelpazeli virüsler üzerinde baskılayıcı etkisi bulunmuştur.

    Bu doğal koruyucuları içeren hazır ve onaylı ürünler ülkemizde de bulunmaktadır.

    3-C vitaminin çocuk vücut bağışıklık sistemindeki etkin rölünü açıklar mısınız? Vücudun ihtiyacı olan C vitamini nasıl ve sıklıkla alınmalıdır?

    Çocuğun bedeni, hem belirli kimyasal maddeleri oluşturmak hem de başka maddeleri kullanıma sokmak için C vitaminine gereksinim duyar. C vitamini, çocuğun bedeninin demiri emmesine yardımcı olmakta da anahtar bir rol oynar. Diyetleriyle yeterli C vitamini almayan çocuklar kemiklerinde zayıflık, kansızlık ve başka tıbbi durumlar geliştirebilirler. C vitamini vücudu bağışıklık sistemimizi güçlendirerek virüs ve bakterilere karşı korur. Çeşitli gıdalar ve maruz kaldığımız çeşitli zararlı maddeler ve toksinler ile çeşitli mikroplar vücudumuzda hücreleri eskiten ve zarar veren oksidan maddelerin üretimine neden olur. C vitamini vücutta en güçlü anti-oksidanlardan (oksidan maddeleri yok eden maddeler) biridir. C vitamini bağışıklık sistemini oluşturan hücreleri de zarar görmekten koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlardan korunmayı sağlar.

    C vitaminini vücudumuz tarafından üretilemediğinden insanlar bu vitamini tamamen dışardan almak zorundadır. Çocuklar C vitaminini turunçgil cinsi meyvelerden ve çeşitli sebzelerden alabilirler. Turunçgillerde bol miktarda, ayrıca taze sebzelerde, maydonozda, kabakta, soğanda ve domatesde bulunur.

    C vitamini suda eriyen vitaminler grubundandır. Yani fazlası vücutta depolanmaz ve idrarla atılarak vücut için toksik etki oluşturmaz. Bu nedenle her gün belli miktarlarda dışarıdan alınmaları gerekir.

    4- Çocuk bağışıklık sistemini güçlendirici ilaçlar nasıl ve ne sıkllıkla alınmalıdır? Fazla alındığında zararı var mıdır?

    Unutulmamalıdır ki bu maddeler doğal yolla alınmadığında, yani yediğimiz gıdalarla değil de hazır ürünler, ilaçlar şeklinde alındığında sağlığımızı tam ters yönde olumsuz etkilememesi için mutlaka dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Bu ürünler mutlaka sağlık bakanlığı veya tarım bakanlığı tarafından onaylı, klinik ve deneysel çalışmalar ile zararlı etkilerinin olmadığı saptanmış, her yaş için zarar vermeyecek ve etkili dozlarının klinik ve deneysel çalışmalar ile belirlenmiş olduğu güvenilir markalar olmalıdır. Böylece her ürün için doz ve kullanım sıklığı bu şekilde doğru olarak belirlenmiş ürünleri güvenle kullanabiliriz. Ve en önemli nokta bu ilaçların hepsi hastalara zarar vermelerinin önlenmesi için doktor kontrolünde ve doktor önerisi ile kullanılmalıdır.

    5- Doğanın insan sağlığı için sunduklarını yeterince, doğru alabiliyor muyuz? Yapılan hatalar nelerdir?

    Vitaminler ve bitkisel koruyucular vücudun kendisi tarafından üretilemeyeceği için yiyeceklerle alınmaları gerekmektedir. Ancak iklim, toprak, ürünün ham ya da olgun oluşu, ürün toplama yöntemleri, taşıma ve depolama, evde hazırlanma yöntemleri gibi çok sayıda faktör meyve ve sebzelerde vitamin kaybına yol açabilmektedir. Eğer bu koşullar ideal olarak sağlanamıyorsa sağlığımız için gerekli olan vitaminleri ve bitkisel koruyucuları dışardan yani çeşitli hazır ürün takviyeleri ile almamız gerekmektedir.

    6 -Bu tür takviyeler kaç yaşında alınmaya başlanmalıdır ve kaç yaşına kadar kullanılmalıdır?

    Bu tür takviyeler güvenilir, onaylı markalar olması ve doktor kontrolünde kullanılması koşuluyla her yaşta kullanılabilir.

  • Zehirlenmeler

    Çocuklarda zehirlenmeler ilk 5 yaş ve ergenlikte sık görülür. İlk 5 yaştaki zehirlenmeler daha çok kaza ile ve erkek çocuklarda sıkken, ergenlik çağı zehirlenmeleri kızlarda ve istemli olabilmektedir.

    Zehirlenmelerin %90′ından fazlası evlerde tedavi edilmektedir. Bu nedenle her anne-babanın zehirlenme konusunda bilgi sahibi olmasında yarar vardır.

    En sık temizlik maddeleri, kozmetik maddeler, ilaçlar ile zehirlenme görmekteyiz. Zehirlenmeler çocuk ölüm nedenleri arasında 4. sıradadır. Zararlı maddeler %75 ağız yoluyla alınır. Solunum, deri vb yollarla da zehirlenme oluşabileceği akılda tutulmalıdır.

    Belirtiler alınan maddeye göre değişkenlik göstermekle birlikte daha önce yakınması olmayan bir çocukta ani başlayan kusma, karın ağrısı, baş dönmesi, bilinç kaybı, nöbet geçirme gibi belirtiler ortaya çıkar ya da çocuğun yanında ilaç artığı veya boş ilaç kabı bulunursa zehirlenmeden şüphelenilmelidir.

    Şüphe durumunda çocuğun yuttuğunu düşündüğünüz madde hala elinde veya etrafındaysa maddeyi uzaklaştırın. Etrafta bulunan madde kalıntılarını ve ambalajları yanınıza alın ki alınan zehirli madde daha kolay tanınabilsin. Dudak ve ağızda yanma, boğazda şiddetli ağrı ve yanma, nefes alma güçlüğü, uykuya eğilim ve bilinç kaybı varsa tam teşekküllü bir hastanenin acil servisine en hızlı şekilde başvurun.

    Solunum ortamında zehirli gaz şüphesi varsa çocuğu ortamdan temiz havaya çıkarın. Zehirli madde ile cilt teması varsa çocuğunuzun giysilerini çıkarın ve zehirli madde ile temas eden cilt bölgesini, eldiven giyerek ve akan su ile temizleyin. Zehirli madde çocuğunuzun gözüne sıçramışsa gözü öncelikle serum fizyolojikle , yoksa ılık su ile yıkayın. Göz en az 15-230 dakika yıkanmalıdır. Suyu direkt göze tutmak yerine burun kemiğinin göz kenarına akıtırsanız çocuğunuz daha az huzursuz olur.

    Bazı maddelerin kusturulması yemek borusu ve ağızda ikincil temas nedeniyle ciddi yanıklara ve zehrin akciğere kaçması gibi hayati sorunlara neden olabileceğindendoktorunuza veya zehir danışma merkezlerine danışmadan çocuğunuzu kesinlikle kusturmayın!!!

    Kusturulmaması gereken maddelere örnek olarak benzin, gazyağı, mobilya cilaları, kuvveti aitler, böcek ilaçları, çamaşır suyu, deterjanlar örnek olarak verilebilir.

    En kıymetli varlığımız olan çocuklarımızı tehlikeden uzak tutmak için ev içi temizlik maddeleri, ilaçlar, böcek öldürücüler gibi olası zehirli maddeler ulaşılamayacak yerlerde ve mümkünse kilit altında tutulmalıdır. Gıda maddeleri ve temizlik maddeleri aynı dolaplarda saklanmamalıdır. İlaç ve kimyasal maddeler orijinal kaplarında saklanmalı, asla meyve-sebze kaplarına konmamalıdır.

    Çocuklar taklit etmeye eğilimli oldukları için ilaçlarınızı mümkünse onların yanında almayın ve hasta çocuğunuza ilaç verirken ilaca şeker, tatlı vb isimler takmayın. İlaç alırken etiketinin okunur olmasına dikkat edin. Doktorun, polisin, itfaiyenin ve acil yardım ekibinin telefon numaralarını elinizin altında bir yerlerde bulundurun.

    Zehirlenme durumunda aşağıdaki telefonlardan birisine başvurmak hayat kurtarıcı olabilir:

    ► T.C. Sağlık Bakanlığı Ulusal Zehir Merkezi : 114
    ► Sıhhi Danışma : 128
    ►Hızır Ambulans : 112

    Zehir Danışma Merkezleri arandığında arayan kişinin adı, işi, telefonu ve adresi yanı sıra hastanın yaşı, cinsi, kilosu; zehirli maddenin mümkünse tanımlanması,(kabın, kutunun veya etkenin kendisinin yanınızda bulundurularak telefon açılması önerilir); alınan miktar, cilde temas olmuşsa temasın süresi, olayın meydana geldiği yer ve zaman, gözlenen belirtiler; belirtilerin ne zaman başladığı; hastanın –biliniyorsa- alerjisinin olup olmadığı; merkeze telefon açılana dek yapılanlar aktarılmalıdır.

    Kusturma, yoğurt yedirme, soğan koklatma vb halk arasında yaygın kullanılan uygulamaların etkili olamayacağı gibi bazen ciddi zararlar doğurabileceği de göz önünde tutulmalıdır.

    Anne-baba olmanın hayattaki hem en zevkli hem de en zor iş olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem kendimizi hem de çocuklarımızı korumak için ev ve iş ortamında yeterli önlemleri alalım ki telafi edilemeyecek zararlarla karşılaşmayalım.

  • Beyin tümörlerinden korunmanın yolları için 10 öneri:

    1.Deri

    Beyin ve deri gelişimsel açıdan akrabadır. Bizim en doğal giysimiz olan derimize özen göstermemiz gerekir.

    2.Baş ağrısı

    En sık görülen belirti olan baş ağrısı için tetikte olmamız ve süregelen, nedenini çözemediğimiz baş ağrılarımız için gerekirse MR çektirmekten kaçınmamalıyız. MR tetkikinde radyasyon yoktur ve hamilelerde bile kullanmaktayız.

    3.Uyku

    Yapılan son çalışmalarda beyinde nöronların yoğunlukta bulunduğu gri cevher katmanlarında uyku sırasında hem katmanda hem de beyin suyu içeriğinde hacimsel artış olduğu ve biriken toksik maddelerin bu açılan sıvı yollar vasıtasıyla temizlendiği gösterildi. REM safhası olan kaliteli uyku için her türlü zemin hazırlanmalı. Sağlıklı yaşam için sağlıklı uykunun yerini hiçbir şey alamaz.

    4.Göze görünmeyen ışımalar

    Cep telefonları, baz istasyonları, wi-fi kaynakları, v.b. gibi ilerleyen teknoloji ürünlerinden yayılan ışımalardan özellikle çocukları korumalıyız. Radyasyon kansere yol açtığı gibi aslında tedavi için de kullanılır. Ancak kanser tedavisinde küçük yaştaki çocuklara radyasyon uygulanması tüm ülkelerde yasaktır. Fransa’da ana okullarında wi-fi kaynağı bulunması yasaktır. Cep telefonunuzu kulaklıkla kullanınız. Gece uyku sırasında tamamen kapatınız.

    5.Yediklerimiz ve içtiklerimiz

    Aslında sağlıkla ilgili ne sorun yaşıyor isek yediklerimizden ve içtiklerimizdendir. Fabrikadan çıkan işlenmiş yani “taş devri diyeti”ne uymayan ne kadar ürün varsa onlardan uzak durmalıyız. Bağışıklık sistemimizi güçlendirici besinleri tüketmeliyiz.

    6.Hareket

    Son yıllarda beyinde de bol miktarda bulunan kök hücreleri ile yapılan çalışmalarda onları olumlu yönde harekete geçiren en güçlü uyaranın hareket olduğu kanıtlandı. Henüz belirgin bir başka güçlü uyaran hala bulunamadı. Mutlaka ağır, tempolu spor yapmanız gerekmiyor. Basit hareket bile yeterli. Ama mutlaka hareket. Uzun süre atıl kalmamalı.

    7.Saç boyaları

    Büyük ölçekli çalışmalardan yoksunuz ama özellikle çok erken yaşlarda başlayan saç boya kullanımı ve küçük çapta yapılan bilimsel çalışmalarda 21 yılı aşan saç boya kullanımı risk faktörü listesinde yer almaktadır. Geçici etkideki saç boyalarının ve aralıklı boyamanın bir risk olmadığı bilinmekte.

    8.Nitrozo içeren maddeler

    Başta sigara içmek ya da tütün kullanmak. Bunun yanı sıra bazı kozmetikler ve şampuanlar. Klorlu yüzme havuzları, N-nitrozo içeren besin maddeleri (domuz pastırması, bira, v.b.) risk faktörleri listesinde yer alır.

    9.Allerji ve bağışıklık durumu

    Size allerji yapan maddelerden uzak durunuz. Allerjiniz var ama nedenini bulamadınız; bu durumda allergen maddeleri mutlaka bir profesyonele danışıp ortaya çıkartın. Allerjilerinizin bağışıklık sistemini hırpalamasına izin vermeyin. Özellikle çocuklarınızı enfeksiyöz (mikrobik, virütik) hastalıklardan korumaya çalışın.

    10.Çevresel faktörler

    Başta iyonizan radyasyon (nükleer santral kazaları, radyoaktif uranyum gibi elementlerin yüksek bulunduğu doğalar) olmak üzere çalışma yerlerinde maruz kalınan elektro-manyetik ışımalar, trafiğe bağlı hava kirliliği, endüstriyel ürünler, petrol, kauçuk, haşere öldürücüler, zirai ilaçlar, v.b. olası risk faktörleri listesinde yer alırlar.

  • Hep yorgun ve halsiz mi hissediyorsunuz? Nedeni toksinler..

    Hep yorgun ve halsiz mi hissediyorsunuz? Nedeni toksinler..

    Yorgun ve isteksiz misiniz? Kendinizi halsiz ve güçsüz mü hissediyorsunuz?

    Nedenlerini bilirseniz daha mı iyi hissedeceksiniz bilemeyiz ama en azından kendinize biraz daha iyi bakıp korunmanıza yardımcı olabilir belki aşağıdaki bilgiler…

    Normalde metabolizmamız ter, idrar, dışkı, solunum ve safra aracılığı ile bedeni toksinlerden arındırır. Ancak bedenimizde ve çevremizdeki olumsuz faktörlerin giderek artması bu görevini yerine getirmesine engel olur ve hormonsal ve fizyolojik dengesizliklere, sinir sistemi bozukluklarına, direnç kaybına, geriye dönüşü olmayan hastalıklara (kanser) neden olabilirler..

    Topraktan, sudan, soluduğumuz havadan, aldığımız gıdalardan bize geçen kimyasal toksik ve zehirleyici maddeler, vücudumuzdaki enfeksiyonlarla mücadele sonrası oluşan ve dışarı atılamayan zararlı atıklar, çevresel kirlilik ile bize ulaşan tarım ilaçları, böcek öldürücüleri, hormonlar, petrol ürünü yakıtların atıkları, evlerde kullanılan temizleyiciler, kuru temizleme maddeleri ve benzerleri… beden direncimizin azalmasına, yok olmasına neden olurlar. Öte yandan gıda yoluyla geçen zararlı maddeler bağırsak floramızı bozarak bağırsaklarımızın normal görevini yapamaz hale gelmesine neden olurlar. Ruhsal ve fiziksel stresler de toksin etkisi yapmaktadır.

    Biorezonans terapileri ile detoks:

    Bünyemizde biriken ve kronik hastalıklara neden olan bütün bu zararlı maddelerden, ağır metal ve toksin birikimlerinden Biorezonans terapileriyle arınmak mümkündür.

    Öncelikle hücre sağlığını kazanmayı amaçlayan Biorezonans terapileri sağlıklı ve dinç bir yaşam için bedene dışarıdan bilinçli bir şekilde yardım edebilmemizi ve organizmadan toksinlerin atılmasını sağlar.

    Tedavi detaylı anemnez ve kinezyolojik muayeneden sonra başlar. Ortalama 4-6 seanslık Biorezonans terapi programı ile vücuttan temizlenebilen toksik maddeler şunlardır:
    Civa / Amalgam (Siyah) Dolgular: Vücuttaki civa birikimi birbirinden bağımsızmış gibi duran birçok kronik hastalığın asıl sebebi olduğu artık anlaşılmıştır. Civa vücudumuzda yağ dokusunda birikir. Yağ dokumuz ise sinir sistemimizin, beynimizin, böbreklerimizin, akciğerlerimizin, salgı bezlerinin ve diğer birçok önemli organımızın yapıtaşıdır.

    Birçok kişide civa birikimini tetikleyen faktör dişlerdeki amalgam dolgulardır. Diş dolgusu olarak kullanılan amalgam civalı bir bileşiktir. İçeriğinde civa, gümüş ve diğer bazı metaller bulunur. Ağız içindeki amalgam dolgular (bazen tek bir amalgam dolgu bile) “ağız içi pil” denilen elektriksel aktiviteyi oluşturur. Milivolt ve mikroamper cinsinden ölçülen bu aktivite amalgamdan iyonlaşmanın (yani civa salınımının) göstergesidir. Bu ölçüm biorezonans cihazıyla kolaylıkla yapılabilmektedir.

    Kurşun: Vücutta yerleşen bir diğer önemli ağır metal de kurşundur. Yağ dokusunda birikir. Birçok farklı organ sistemi üzerinde problemler yaratır. Duygu durumda bozulmalar, hatırlama güçlükleri, depresyon eğilimi ve psikiyatrik problemler ve kronik yorgunluk hali, genel halsizlikler az ya da çok kurşun birikimiyle ilişkilidir. Kurşunun vücudumuza girişi soluduğumuz havadan, içtiğimiz sudan, yediğimiz sebzelerden ve diğer besinlerden oluşmaktadır.

    Cadmiyum: Pillerin içerisinde, otomotiv ve diğer sanayide kullanılan ve çevresel kirlilik sonucu vücudumuzda biriken bir ağır metaldir. Sigaranın içinde de bulunur. Çinko ve selenyum gibi bizi kötü hastalıklardan koruyan ve bağışıklık sistemimizi güçlendiren iyi metallerin emilimini azaltır.