Etiket: Madde

  • Detoksunuzu desteklemek için tüketeniz gereken besinler

    Hergün yüzlerce toksine maruz kaldığımız bir dünyada yaşıyoruz. Günümüzde ulaşılan teknoloji, makineleşme hayatı rahatlattığı kadar endüstriyel beslenmenin inanılmaz artması, insanların köylerden şehirlere göçü, hava kirliliği , kimyasal temizlik ürünleri, besinler üzerinde kullanılan kimyasal böcek öldürücü ilaçlar bir o kadar sağlığımızı tehdit eder duruma geldi. Toksinler her insanda aynı etkiyi göstermemekte . Biyokimyasal ve genetik değişiklikler toksinlere karşı olan direnci değiştirebilmektedir.Ek olarak çocuklar toksinlere dayanıklılığı az olan hassas canlılardır çocukluk çağında bu tarz belirtilere dikkat etmek gerekmektedir.Hamileler ve anne sütü içen bebekler toksinlere karşı en açık riskli gruptur. Bu yazımızda vücudumuzdan toksinleri atmak için bedeninize destek olacak yiyecekler ve yöntemlerden bahsetmek istiyorum.

    Detoks vücudumuzu gereksiz atıklardan arınması durumudur, vücudumuz toksinler tarafından yoğun maruziyete uğrarsa maalesef hasta oluruz.
    Vücudumuzda toksifikasyon işlemini karaciğer üstlenir, birçok farklı enzimin görev aldığı reaksiyonlarla zararlı kimyasal , hormon , toxinleri karaciğer suda eriyen metabolitlere cevirir. Çevrilen metabolitler bağırsaklar böbrekler ve deri aracılığı ile atılır.
    Sağlıklı toksin atımı için Gıda Sensitiviteleri ve Leaky Gut makalemizde bahsettiğimiz sağlıklı bağırsağa sahip olmalıyız. Ek olarak bol miktarda temiz ve Ph ‘ı uygun sular kullanmalıyız.Terleme de bir diğer detoks yöntemidir. İnfrared Sauna’da yapılan terleme de bir detoks işlemidir.Yapacağımız işle çok basit…

    Maruziyeti minimuma indirip detoksu maksimuma çekmeliyiz. Organik beslenmeye dikkat etmeli elimizden geldiğince GDO’suz Endüstriyel olmayan ve pestisit kullanılmamış ürünleri seçmeliyiz.
    Basit olarak haftada 8-10 öğün organik , nişasta içermeyen ve bol sebzeli ögünler seçmeliyiz. Bu öğünlerde olması gereken besinleri sırayla belirtmek gerekirse;

    1-) Brokoli ve Turpgil Besinler: Turpgil familyası içinde bulunan roka , brokoli , brüksel lahanası , karnıbahar , lahana , kara lahana ve pazı gibi sebzeler glucosinate denilen bir maddeden zengindir. Bu madde dolaylı yollardan fitokimyasallar salgılayarak östrojen gibi birçok kimyasalı dengeler. Ayrıca bu besinler özellikle hormon duyarlı kanserleri (meme ca gibi) önlemede önemli rol oynar. Ayrıca yeşil turpgiller klorofil içerir. Klorofil detoks kapasitesi arttıran özelliğe sahiptir.

    2-)Sarımsak ve Allium ailesi: Bu bitki ailesinde bulunan soğan , yeşil soğan , pırasa , beyaz turp , sarımsak gibi besinler sulfur içerirler. Kokularındaki keskinlik bu nedenledir. Ancak asıl önemli olan sağlığa faydalarıdır.Önemli anti-inflamatuar etkileri vardır. Bu anti-inflamatuar etkinin yanında kalp hastalıklarını önlemede , mide ve kolon kanserinden korunmada çok faydalıdır. Karaciğerde birçok reaksiyona girip karsinogenleri detokse ederler.Ayrıca önemli bir antioksidan olan glutathione salgılarlar.

    3-Maydanoz ve Diğer Yeşil Yapraklılar: Bu ailede bulunan pazı , maydanoz, kişniş , hindiba gibi bitkilerin klorofil içerdiklerinden bahsetmiştik. Bu bitkiler ayrıca özellikle sigara içicilerinde hızlıca artan polycylic aromatik hidrokarbon dediğimiz kanserojen maddeleri detoksifiye eder. Ayrıca etle birlikte yenildiğinde etlerde bulunan ve vücuda zararlı bir toksin olan heterosiklik aminlerin emilimini bozar. Bu nedenle etin yanında bolca yeşil önerilmektedir.

    4-) Zerdeçal: Zerdeçal muhteşem bir anti-inflamatuardır. Her türlü öğünde kullanılmasını ve beslenmeye katılmasını klinisyenler olarak önermekteyiz. Özellikle otoimmün hastalığı olanlara kesin olarak önerilmektedir. Zerdeçalin ana maddesi Curcumin dediğimiz bir metabolittir. Metabolit karaciğer reaksiyonlarını düzenler ve kansere karşı koruma buna ek olarak Alzheimer riskinde azalmaya neden olur.

    5-) Kırmızı Orman Meyveleri : Bögürtlen , yaban mersini , ahududu , framboaz gibi meyveler bilinen en güçlü antioksidanlardır. İçerdikleri Ellagic Asit sayesinde cancer hücrelerinin gelişimini engellerler ve nötralize ederler.

    6-)Limon: Limon yüksek oranda C vitamin içeriği olan ayrıca detokslarda en fazla bilinen ve kullanılan üründür. Karaciğer üzerinden etki mekanizmasi olan limon toksinleri suda erir şekle çevirip atılmasını kolalaştırır. Her sabah önerimiz birkaç damla limon damlatılmış suyla güne başlamaktır.

    7-)Yeşil Çay: İçinde bulunan EPCG maddesi çok güçlü bir antioksidandır.

    😎 Pancar: İçerisinde bulunan betalain adı verilen madde sayesinde metilasyonu kolaylastırır. Karaciğerde Faz 2 denilen detoks mekanizmasını aktifleştirir.Ayrıca anti- inflamatuar olan betalain sayesinde kronik hastalıklardan korunmada gercekleşmiş olur. Ayrıca sindirimi kolaylaştırır.

    9-) Keten Tohumu : Keten Tohumu osteoporoz , hormon ilgili kanserler ve kalp hastalıkları riskini azaltır.

    10-) Enginar: Enginar içeriğinde bulunan sinarin maddesi sayesinde ödem söktürücü etki gösterir. Buna ek olarak karaciger ve safra kesesi üzerine olumlu etkileri bulunur.

  • Alerji tedavileri

    Alerji tedavileri

    Biorezonans çok sayıda hastalıkta buna neden olan etkenin tespit edilmesinden sonra, kişiye göre frekans tedavisi uygulayan bir tedavi yöntemidir. Yöntemin başarısı gerçek sorunu belirleyerek, ağrı ve acı olmadan kişiye özel bir tedavi uygulamasıdır. Vücut elektromanyetik frekansları olan bir sistemdir. Her organın belli bir frekansı bulunmaktadır. Bunlar dışarıdan gelen olumsuz etkilere maruz kalındığında hastalıklar olmaktadır. Hastalıkların tedavisi sırasında tıbbi ve cerrahi yöntemler kullanılsa da, bazen iyileştirme sağlanamamaktadır. Bu nedenle biorezonans tedavi yöntemi tercih edilmektedir. Özellikle biorezonans alerji tedavisinde başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Biorezonans alerji tedavisinde nasıl etki gösterir?

    Alerjik hastalıkların tedavisinde öncelikle alerjik etkenlerin belirlenmesi gerekir. Bunun belirlenmesinde kullanılan farklı testler bulunmaktadır. Biorezonans bu aşamada 6400 adet alerjik etkiye neden olan maddeyi ilk seferde, güvenli ve hızlı bir şekilde, ekonomik olarak test yapabilme olanağı sunar. Bu aşamada kullanılan klasik cilt testleri sırasında belirlenebilen alerjik etken sayısı sınırlıdır. Bazen alerjik maddeler, özellikle buğday, gluten, süt, yumurta gibi etkenler cilt testlerine tepkisiz kalabilir. Vücutta bu maddelere karşı alerjik etki yokmuş gibi başka alerjenlere uyan aşı uygulaması yapılarak, tedavide sınırlı etkiler elde edilmektedir. Uzun zaman aşı tedavisi olmasına rağmen iyileşme gösteremeyen hastaların sayısı küçümsenmeyecek kadardır.

    Biorezonans yönteminde kişinin alerjisi olan her madde üzerinde test yapılabilmekte, ardından uygulanan terapi sayesinde iyileşme sağlanmaktadır. Alerjiye neden olan temel alerjenler gluten, süt, yumurta gibi maddeler tespit edilmediğinde, en fazla bilinen polen, ev tozu akarı gibi alerjenler için aşı uygulansa bile, diğer alerjenler meydan çıkmakta ve hastalıkta iyileşme sağlanamamaktadır. Biorezonans alerji hastalıklarında sağladığı olumlu çözümlerle, kalıcı şekilde iyileşme sağlamaktadır.

    Biorezonans allerji tedavisi uygulanması

    Allerjik yapıya sahip kişiler normalde sağlıklı kişilere dokunmayan maddelere istenmeyen tepkiler vermektedir. Allerjik yapıda olanlar bu maddeyi yabancı olarak algılamakta, bağışıklık sistemleri bu maddeyle mücadeleye başlamaktadır. Bu alerjik hastalıkları ortaya çıkarmaktadır. Tedavi için öncelikle allerji testleri yapılır. Testle allerjiye neden olan maddeler belirlendikten sonra, hastanın kaç tane maddeye alerjisi bulunduğuna ve bunların önceliğine göre tedavi uygulanır. 1 saat süren tedavide uygulanan seanslar haftada 1 defa yapılır. Öncelikle kişide belirlenen ana allerjik maddelerin tedavisine başlanır.

    Biorezonans terapisi sırasında vücutta alerjen maddelerin patolojik frekansı sıfırlanmakta, vücuda güçlendirilen normal frekanslar verilmektedir. Hastadaki iyileşme yapılan ara testler sayesinde kolayca belirlenir. Tedavinin ardından vücut alerji yapıcı maddeleri normal frekans aralığında algıladığından, alerjik reaksiyon olmaz. Süte karşı alerjisi olan bir kişi öncelikle bir süre perhize sokulur. Bu sürede biorezonans terapisi yapılır. Yapıla testle süt alerjisi geçerse, tekrar sütü tüketmeye başlayabilir. Bundan sonra alerjik maddeyi tükettiğinde, alerjik etki ortaya çıkmaz. Tedaviden önce süt yabancı madde olarak algılanmakta, tedaviden sonra bu kişilerde sütü normal olarak algılamaktadır. Biorezonans alerji tedavisi yan etkisi bulunmayan, ilaç kullanılmayan, oldukça etkili bir terapi yöntemidir. Hastalarda hemen etkisini gösterir. Kronik hastalıkların tedavisinde etkilidir.

  • Biorezonans nedir ?

    İnsan organizması farklı elektromanyetik frekansları yayar. Hücreler, dokular, organlar v.s.. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler.

    Bu hastanın bireysel frekansıdır. Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.

    Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar (Alerjenler, virüsler, bakteriler, amalgam, mycosis v.s..) normal frekans düzenini bozarlar.

    Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir. Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. İYİLEŞME terapi frekanslarıyla gerçekleşir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir.

    HASTALIKLARIN TEDAVİSİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM

    Biorezonans bir enerji tıbbı yöntemidir. Biyofiziksel bir teknik olduğu için kimyasal ilaçlar kullanılmaz. Elektromanyetik frekanslarla uygulanır. Biorezonans cihazından yayılan elektromanyetik frekansın gücü bir cep telefonundan yayılanın binde biri kadardır. Hiç bir yan etkisi yoktur. Vücudumuza zarar veren elektromanyetik frekanslar cihaz aracılığı ile ters çevrilir ve kişiye gönderilir. Birbirinin tam tersi iki manyetik alan karşılaşınca nötrlesir. Bu şekilde bakterilerin, virüslerin, parazitlerin, ağır metallerin vb. tüm zararlı etmenlerin manyetik bilgisi vücudumuzdan temizlenmis olur. Ayrıca vücudumuza ait tükürük, idrar gibi sıvılarda bulunan sağlıklı frekanslar da güçlendirilerek kişiye verilir. Böylelikle bağışıklık sistemimiz desteklenmiş olur. Bu da iIaçsız, ağrısız ve kalıcı olarak. iyileşme anlamına gelmektedir.

    BİLGİ (enformasyon), ENERJİ, MADDE, yaşamın varolabilmesi için gerekli olan 3 kavram. 17.yüzyılın sonlarında Newton “varoluşun merkezi maddedir” diyerek tüm fen bilimlerinin temelinin atmıştır. Doğaldır ki bu alandaki keşifler durmamış,.20.yüzyılda Einstein “maddeyi enerji alanının çok yoğun olduğu uzay boşluğu olarak düşünebiliriz” diyerek bunu E:MC2 ile formüle etmiştir. Artık bilinmektedir ki tüm yaşamın geçek kaynağı enerjidir. Madde sadece enerjinin çok yoğun bir formudur.Dolayısı ile ölçülebilen, tartılabilen bir madde olarak insan vücudu da yoğunlaşmış bir enerji alanı yani elektromanyetik bir alandır. Bu alandan yayılan ossilasyon veya frekans denilen titreşimler saptanabilmekte ve kaydedilebilmektedir. Bu frekanslar hücreler arasındaki bilgi alışverişini sağlamakta dolayısı ile tüm biyokimyasal yani maddesel süreçleri yönetmektedirler. Biorezonans cihazı tedavi sürecinde bu bilgi alışverişi düzeyine etki etmektedir. Bu tedavi etkisi hücrenin frekansı ile cihaz tarafından vücuda gönderilen frekansın REZONANS yani UYUM içinde olabilmesi ile gerçekleşir.

    Biorezonans ile tedavi edilebilen hastalıklar

    Hücreler arasındaki ve vücudun bütünü içindeki iletişimi bozan yabancı frekansların ortadan kaldırılması vücut üzerindeki stresi ortadan kaldırır ve sistemin düzgün biçimde işleyebilmesini sağlar. Düzgün işleyen bir sistemde hastalık oluşmaz ya da oluşan hastalık sistemin üzerindeki stresin ortadan kaldırılması ile geriye döndürülebilir. Biorezonans önce vücut üzerinde nasıl bir baskı olduğunun araştırmasını yapar. Bu baskı ağır metaller, alerjiler, zehirli maddeler, enfeksiyonlar, az bilinen parazitler, bulunamayan mantar enfeksiyonları, çevredeki yoğun elektrik alanlar ya da yaşanılan bölgenin coğrafi özelliklerinin kişide yarattığı etkiler olabilir. Biorezonans tüm bu zarar vermesi muhtemel faktörleri test edebilir. Bünye üzerinde saptanan baskılayıcı – zarar verici maddenin- faktörün frekansı ortadan kaldırılır. Bünyenin içindeki enerji akış yolları temizlenir. Sistemin düzgün işlemesi sağlanır. Teknolojinin kullanılmaya başlandığından beri edinilmiş tecrübeler sunucu 400 kadar hastalıkta standart tedavi protokolleri belirlenmiştir. Her yıl yapılan kongrelerde dünyanın değişik ülkelerinden gelen biorezonans kullanıcısı doktorların ve biorezonans uygulayıcısı alternatif tıp mensuplarının tecrübelerini paylaşıyoruz. DÜnyadan devamlı gelen ve farklı hastalıklar için dökümente edilen başarılı tedavi örnekleri gerçekten çok cesaret vericidir. Biorezonansa “sağlıkta yeni çağın habercisi” denmesinin sebebi de budur.

    Title

    Egzama

    Kontakt Dermatit

    Alerjik Cilt Lezyonları

    Ürtiker

    Alerjik Astım

    Alerjik Bronşit

    Saman Nezlesi

    Alerjik Konjuktivit

    Elektromanyetik dalgalar kullanarak alerji testi yapılır. Bu testin bilinenj alerji testleri kadar kesin sonuçlar verdiği çalışmalar ile gösterilmiştir. Bu testin esas farkı ise bünye üzerinde esas kötü etkiyi yaratan gizli alerjilerin de ortaya çıkmasının sağlanmasıdır. Diğer testlerde çıkmayan gizli bir alerji bulunduğunda bu alerjileri de hafifletir ve ortadan kaldırır. Bulunan alerji biorezonans kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Bu alerji cilt tipi olabilir ya da solunum yollarını tutmuş olabilir. Birçok durumda ise geçirilmeyen kronik hastalığın sebebi olarak bir alerji bulunabilir ve alerjinin ortadan kaldırılması kronik hastalığı tedavi eder.

    Title

    Ağrılı Eklem Hastalıkları (kireçlenmeler)

    Ağrılı Omurga Problemleri (bel-boyun fıtığı, kireçlenmeler)

    Spor Yaralanmaları

    Ağrılı Romatizmal Hastalıklar

    Baş Ağrıları ve Özellikle Migren

    Ameliyatlar sonrasında geçmeyen ağrı durumları

    Sebebi tam olarak anlaşılamayan ağrı durumları

    Ağrılı Adet Dönemleri

    Ağrı o bölgedeki problemin vücut tarafından ifade edilme yoludur. Kronik ağrılarda ise ağrının geçirilmesi sistemin bir bütün olarak ele alınmasını ve sistemin üzerindeki yükün temizlenmesini gerektirir. Sonuçlar bünyenin ne kadar stres altında/kirlenmiş vs. olduğuna göre değişir. Genel bir kural olarak çocuklardaki etkinlik her zaman daha güçlüdür.

    Bağışıklığın Güçlendirilmesi

    Geçirilemeyen Sistitler

    Geçirilemeyen veya tekrar eden enfeksiyonlar

    Bağışıklığın düşmüş olduğu durumlar

    Sistemin düzgün çalışmaması ve toksinlerin birikmiş olması kendini en sık bağışıklığın düşmesi ile gösterir. Geçirilemeyen enfeksiyon hastalıkları bazen biorezonansı yardımcı olarak kullanarak bazen de sadece biorezonans kullanarak geçirilebilir. Bu işlem enfeksiyon yapan ajana karşı biorezonans uygulamak yanında bağışıklığı bozan sebebin saptanıp ortadan kaldırılması ile yapılır.

    Biorezonans bünye üzerinde stres yapan faktörleri tarar. Bu faktörlerden bir kısmı sistem üzerinde yük oluşturan zehirli maddelerdir. Bu maddelerin freakanslarının sıfırlanmaya çalışılması ile detoksfikasyon yaratılır. Bünyenin temizlenmesi genel sağlık durumunu iyileştirir. Biorezonans ile detoksifikasyon yanında bünye üzerinde stres yaratan diğer faktörler de araştırılıp giderilebilir. Bunlar içinde amalgam dolguların yarattığı bozulma, cep telefonlarının yarattığı bozulma, yaşanılan coğrafi alanın yarattığı bozulma, önceden yapılmış aşıların bünye üzerinde yarattığı bozulma sayılabilir. Tüm bu etkiler biorezonans ile ortadan kaldırılabilir.

    Dünyadaki kullanımlarında kronik hastalıkların tedavisinde detoksifikasyonla birlikte lenf ve karaciğerin uyarılması genel bir kural olarak kabul edilebilir.

    Biorezonans ile kolayca sağlanabilecek bir etkidir. Spor yaralanmalarında kullanıldığı gibi ameliyat sonralarında da kullanılabilir. Düşkün bünyelerde kişinin ameliyata hazırlanması ve direncinin arttırılması için de kullanılabilir.

  • Alerji

    Alerji, vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Bu reaksiyonlar normal düzeyinde olursa vücudu korumak içindir. Ancak alerjik kişilerde reaksiyonlar zararlı olacak derecede fazladır.
    Alerjiye neden olan çoğu şey aslında zararlı değildir ve alerjisi olmayan insanlar üzerinde etki göstermez. Alerjik bünyeler genellikle birden fazla maddeye karşı hassastırlar.
    Alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır ve her yaşta başlayabilir.
    Alerjenin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen madde salgılanır. 15 dakika içerisinde maksimum seviyeye ulaşır.
    İmmün (bağışıklık) sistem, yabancı maddelerle karşılaştığında onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir. Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikor üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle örneğin, saman nezlesi olan kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immün sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir.
    Alerji yapabilecek bilinen ya da bilinmeyen çok sayıda faktör vardır. En sık görülenler arasında toz, polenler, küf mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal maddeler, ev hayvanları sayılabilir.
    Alerji, burun akmasına, aksırmaya, kaşıntıya, vücutta değişik tepkilere, şişmelere ve astıma neden olabilir. Unutulmamalıdır ki alerji, kliniği çok zararsız olan bir hapşırma ve kaşıntıya neden olduğu gibi, anafilaksi adı verilen kısa sürede hastanın ölümüne sebep olabilecek bir tabloya da sebep olabilmektedir.
    ALERJİK RİNİT
    Alerjik reaksiyonlardan en fazla etkilenen organ burundur. Burun içini döşeyen mukozanın her türlü iltihabına rinit denir. Eğer bu iltihaplara alerjik faktörler sebep olmuşsa buna Alerjik Rinit denir.
    Alerjik Rinitli hastaların muayenesinde burun akıntısı direkt olarak görülebilir. Ayrıca burun içinde soluk renk, saydam salgı artışı, ödem(şiş), eğer varsa et büyümesi görülür. Ağız içinden bakıldığında geniz akıntısı ve faranjit görülebilir.
    Akupunktur İle Alerji Tedavisi:
    Alerjide akupunktur tedavisinin temel amaç, alerjen maddeye (toz, polen, akar, gıda maddesi, hayvan tüyü,vs..) vücudun verdiği aşırı reaksiyonu düzenlemektir. Tıp dilinde buna modülasyon denir. Amaç, vücudun ne aşırı cevap üretmesi ne de cevapsız kalmasıdır. Yani vücudun normal olarak cevap üretmesidir.
    Kliniğimize gelen hasta tedaviye başlamadan önce, klasik genel muayeneden geçirilir. Daha önce gittiği alerji-göğüs uzmanı hekimlerin vermiş olduğu tetkik ve tahliller incelenir. Buna ek olarak da geleneksel Çin Tıbbı açısından organ ve sistemlerin enerji düzeylerine bakılır. Bunun için nabız teşhisi, dil teşhisi, vücut ve kulak akupunktur noktaları teşhisi muayeneye eklenir. Hastanın kullandığı ilaçları da öğrendikten sonra yapılacak akupunktur uygulamasının tarzı belirlenir.
    Örneğin kulak akupunkturunda ilaç etkili akupunktur noktaları mevcuttur. Kulak akupunkturunda birkaç nokta söylemek gerekirse ASTH (böbrek üstü bezini kortizon salgılaması için uyaran, beyinden üretilen hormon) böbrek üstü bezi noktası, antihistaminik (histaminin karşıtı olan) nokta gibi. Bu noktalar kulakta dedektörle taranır, o noktaya tedavi gerekip gerekmediği, gerekiyorsa ne tür iğne (gümüş ya da altın) kullanılacağı belirlenir. Bu noktaları tamamlayan vücut noktaları da eklenerek uygulama yapılır.
    Ortalama 3 seansta şikayetlerde azalma başlar, 8 ila 15 seans sonrasında tedavi sonlandırılır. Tedavinin süresi yapılan muayene neticesinde belirlenir.
    Gerekli görülen durumlarda; magnetik alan tedavisi, fitoterapi, solunum egzersizleri, hareket tedavisi, masaj tedavisi, vücut ve zihin için kişiye özel arındırma programları gibi yardımcı unsurlar da akupunktur tedavisine eklenir.

  • Alkol , uyuşturucu maddeler ve bağımlılık

    Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar “İhtiyaç fazlasını” de Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz (Bakara 2/219)

    Az miktarda alkolüninsan vücudunda rahatlama,sedasyon,neşelenme haz duygusu gibi psikolojik yararlı etkileri olmasına rağmen yine psikolojik kötü etkileri ve aşağıda bahsedeceğimiz nedenlerden ötürü vücuttaki her hücreye zararı vardır.

    Alkol kimya sanayisi için önemli bir çözücü olup insan organizmasına yabancı bir ajandır. Alkol (C2H5OH) kullanımı veya alkol bağımlılığının pek çok ekonomik ve sosyal boyutu bulunmaktadır.

    Karaciğer vücuda alınan hemen hemen tüm besin maddelerini metabolize ederek vücutta yararlı formlara dönüştürürken, bir kısmını ise suda çözünen hale dönüştürerek zararsızlaştırmaktadır. Kimyasal forma bulunan pek çok ilaç, toksin (aflatoksin, amanitin ) ve alkol ise insan organizmasına birer yabancı olup karaciğer tarafından zararsız veya en az zararlı hale getirilmektedir. Vücuda alınan alkolün %5-15 lik bir kısmı tez ve idrarla dışarı atılıp geri kalanı karaciğer enzimlerince metabolize edilmektedir. Etilalkol olarak adlandırılan ve halk arasında ispirto olarak da bilinen alkol vücudumuzda enerji de dönüşmektedir. Bu bakımdan bakıldığında alkolun canlı organizmaya yararı olduğu düşünülebilir! Oysa insan organizmasının bir bütün olarak düşünecek olursak hücrelerimizde onlarca hatta yüzlerce metabolik çevrimler meydana gelmektedir. Her bir çevrimde yaklaşık 10 enzim tarafından katalizlendiğini düşünürsek binlerce enzim sistemi bulunmaktadır. Ve bu metabolik yollar daima birbiri ile uyum içinde ve zincirleme bir şekilde çalışmaktadır. vücuda alınan alkolün büyük çoğunluğu karaciğer hücreleri tarafından metabolize edilerek enerjiye dönüşmektedir. Fakat insan organizmasında proteinler, şekerler ve yağların sindirimleri ve bu sindirimlerde rol alan enzimler, oluşan ara ürünler ve açığa çıkan enerji miktarları arasında da bir denge bulunmaktadır. Alkol kullanımı bu dengeyi bozmaktadır. Denge bozulunca örneğin dopa ve dopamin denen beyine sinyal taşıyan nörotransmtterajanlar üretilemez ve bir sarhoşluk hasıl olur. Bunun gibi protein metabolizması, yağ metabolizması bozulmaktadır.

    Tüm canlı organizmalar çözücü olarak sadece suyu kullanmaktadır. Tabiatta suyun yerini tutacak hiçbir çözücü bulunmamaktadır. Suyun bir takım fiziksel ve kimyasal özellikleri onu canlılar için vazgeçilmez yapmaktadır. Alkol, hücre dış duvarlarınılarını (hüre bütünlüğünü sağlar) ve hücre içinde bulunan pek çok organelin membranını (Örn. mitokondri, ribozom, lizozom, edoplazmik retikulm) kolaylıkla çözebilmek suretiyle üç boyutlu konformasyonunu (natural) değiştirmektedir. Canlılarda yer alan tüm biyokimyasal yapılar (membranlar, DNA, RNA, proteinler vs) daima iç boyutlu yapıları ile fonksiyon gösterirler. Alkol ise natural yapının değişmesine neden olmaktadır. Aslında bunu bir örnekle gözlemleyebiliriz.

    Elimize iki adet deney tüpü alalım ve her ikisine doğal bir protein olan yumurta akından eşit oranlarda kolaylım. Birinin üzerine su ve diğerinin üzerine alkol ilave edelim ve tüpleri hafif bir şeklide elimizle alt üst edip karıştıralım. Alkol ilave dilen tüp de bulunan proteinin beyaz çökelek oluşturduğunu ve su ilave edilende hiçbir değişim olmadığını gözlemleriz. Burada kullanılacak alkolün yüzdesi hiç önemli değil. En derişik alkolden en seyreltik alkole kadar aynı etkiyi gözlemleriz. Burada ne oldu acaba. Proteinin doğal konformasyonu değiştiğinden protein artık suda çözünmeyip çökelek oluşturmaktadır.

    Karaciğer de canlıyı korumak için alkolü metabolize etmek yani parçalamak suretiyle vücuttan uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Uzaklaştırırken de parçalanma ürünleri enerjiye dönüşmektedir, enerji fazlalığı yağlanmaya, yağlanma fazlalığı kilo alımı ve kalp damar hastalıklarına, şeker hastalığına ve kansere neden olmaktadır. Ayrıca yukarıda da söz edildiği gibi diğer aktif olması gereken pek çok metabolik yolun durmasına neden olmaktadır. Az miktarda da olsa sürekli olarak alkol alınımında karaciğer kapasitesinin üzerinde çalıştığından dolayı karaciğer yapması gereken işleri ertelemekte ve yine denge bozulmaktadır. Karaciğerin detoksifikasyon mekanizması bozulunca dışarıdan alınan pek çok ilaç ve toksik ajanın da yıkılıp uzaklaştırılmasıgüçleşmekte ve bunlardan dolayı serbest radikaller denen hücrede birikip hücre ölümüne neden olanajanların çoğalmasına neden olmakta ve hücre ömrünü kısaltmaktadır . Ayrıca ve daha önemlisi serbest radikaller son derece aktif moleküller olup önlerine çıkan hemen her molekül ile reaksiyon verme yeteneğine sahiplerdir, ve gen mutasyonlalarına neden olmaktadırlar. Genlerin mutasyonu ise DNA nın kontrolsüz çoğalmasına ve kansere neden olmaktadır. Sonuç olarak, hepatit, siroz, gastrit ve ülser, iştahsızlık, ishal, sinir sistemi belirtileri(ellerde titreme , hassasiyet vb) akciğer ve karaciğer kanserleri, prostat kanseri, melanoma, lenfoma, kalp damar hastalıkları (arteoroskleroziz, kalp yet , ani ölüm) gibi pek çok sayıda patalojik bozuklukların alkol kullanan kimselerde çok daha fazla meydana geldiğini gösteren binlerce bilimsel çalışma ve istatistik mevcuttur. Bu hastalıkların artması tedavi masraflarının artmasına ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Tabiî ki bunlar uzun vadede beklenenler kısa vadede kişinin bilinç bozukluğu (sarhoşluk) halindeykenkendisi ve çevresine verdiği sosyal zararlar kimizaman ölümle dahi sonuçlanabilmekte ve kişiyi çoğunlukla yasal problemlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Kişi ne kadar kontrollü olduğunu iddaa etse de sarhoşluğun olmadığı keyfin arttığı dönemlerdebile davranışsal bozuklukların arttığı bilimsel çevrelerce kabul görmüş ve toplumun hücresi olan aile yapısını da bozduğu gösterilmiştir.

    Bundan dolayı alkolü diğer bağımlılık yapan ilaçlar gibi psikiyatrik yönden ele alacak olursak insanoğlunun, bazı maddelerin kendi ruhsal durumunu değiştirdiğini ve geçici de olsa daha farklı hissetmesini sağladığını farkettiği günden bu yana, madde bağımlılığı önemli bir biyopsikososyal sorun olarak ortaya çıkmıştır. Günümüze kadar bu maddelerden bazıları kanunlar çerçevesinde serbest kullanım olanağı bulmuş, bazıları ise tamamıyla engellenmesi mümkün olunamayan kanun dışı bir uğraş haline gelmiştir. Kültürler ve ülkeler arasındaki farklara rağmen nikotin, alkol ve kafein, kanunlar dahilinde kullanıma açıktır. Uçucu maddeler ve bazı ilaçlar da amaçları dışında kullanılabilirken, diğer bazı maddelerin üretimi dahi yasaklanmıştır. Merkezi sinir sistemini etki altına alan, davranışları, duygu ve düşünceleri değiştirebilen madde ne olursa olsun, bağımlılık derecesinde kullanımı hiçbir toplumda kabul görmemektedir. Bu maddeler kullanım bozuklukları, kötüye kullanım ve bağımlılık düzeyinde karşımıza çıkabilir. Mesleki ve toplumsal faaliyetler aksar, maddenin kullanımındaki kontrol mekanizmaları ortadan kalkar, kişi tüm gününü bu maddeleri sağlama, kullanma, ve etkilerinden kurtulma doğrultusunda harcar. Kullanılan doza tolerans gelişir, zaman, mekan ve miktar kontrolü kaybolur, madde kesildiğinde ya da azaltıldığında yoksunluk tablosu yaşanabilir. Kulanım bir defaya mahsus da olsa başka mental bozukluklara yol açabilir. Dünya literatüründe, “bağımlılık” teriminin, davranışsal bir sendrom ve fiziksel ya da fizyolojik bağımlılık diye iki sistem içinde incelendiği de olmuştur. Fizyolojik bağımlılık, tolerans ve yoksunluk sendromu ile kendini gösteren nöron sistemlerindeki değişiklik olarak anılırken, davranışsal sendrom içine birçok davranış örüntüsünü almıştır. Madde bağımlılığının temel niteliği, madde kullanımı ile iliş- kili önemli sorunlar ortaya çıkmasına karşın kullanımın sürekli bir biçimde olduğunu gösteren bilişsel, davranışsal ve fiziksel belirtilerin oluşmasıdır.

    Bağımlılığa yatkın tipik bir kişilik yapısının tanımlanması mümkün olmamasına rağmen belirli bazı ortak özelliklerin varlığını söylemek de mümkündür. Buözelliklerin belirlenmesinde, s

    oyaçekim, merkezi sinir sisteminin genel yapısı, benlik gelişimi, çocuğun içinde bulunduğu aile ve ortam, halen içinde yaşadığı çevre ve bu çevrede üstlendiği roller önemlidir.

    Alkol ve madde kötüye kullanımlarında, kalıtımın rolü çeşitli araştırmalarla gösterilmiştir. Tek yumurta ikizlerinde kardeşlerden birinde madde bağımlılığı varsa diğerinde gelişme olasılığı %78-80’e kadar yükselebilmektedir. Bu oran evlat edinilmişler üzerinde yapılan çalışmalarda da yüksektir. Bağımlı ebeveynler ile ya da bağımlı davranışlarının kabul gördüğü çevre içinde büyüyen çocuklarda bağımlılık gelişme olasılığı normal popülasyona göre belirgin derecede farklılık göstermektedir. Alkol ve madde kullanmayan ailelerde de baskılı ya da gevşek, tutarsız eğitim biçimi, aile içindeki iletişim bozukluğu, duygu alışverişinin olmaması, diğer sağlıksız aile yapıları, çocuğun aileden uzaklaşması ve madde kullanan altkültürlerle tanışmasını kolaylaştırır. Oluşan bazı kişilik bozuklukları madde bağımlılığı riskini arttırabilmektedir. Özellikle antisosyal, borderline, paranoid tipteki kişilik bozukluklarında saldırganlık, şiddet, alkol ve madde kullanmaya ve bağımlılık geliştirmeye yatkınlık gözlenebilir. Bağımlı kişilerde eğer bir genelleme yapmak gerekirse güvensizlik, bencillik, kolay yalan söyleyebilme, tahammül eşiğinde düşüklük, sabırsızlık, kendine sıkıntı verebilecek durumlara dayanamama, riskli davranışları göze alma, plansız eylemler yapma, kişiler arası ilişkilerde sık sık sorun yaşama gibi ortak özellikler bulunabilir. Ruhsal çözümleme öğretisine göre ise bağımlılığa yatkınlık oral döneme saplanmadan kaynaklanır. Bu yapının başlıca özelliği aşırı duygusallık, kötümserlik, düşsel, gerçek dışı tasarımlar, açgözlülük, madde ve alkol kullanımına yatkınlıktır. Bağımlılık yapıcı maddeler 11 ana sınıfa ayrılırlar. Alkol, amfetaminler, kafein, kannabis, kokain, fensiklidin (PCP), halüsinojenler, inhalanlar, nikotin, opiyatlar, sedatif-hipnotik-anksiyolitikler, diğer bağımlılık yapabilecek maddelerin dışında bu 11 ana grubu oluştururlar. Bu maddelerden hangisinin insan yaşamına daha önce girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Alkol, sedatif, hipnotik ve anksiyolitiklerle, kokain, amfetamin ve diğer sempatomimetikler benzer bağımlılık özellikleri gösterirler. Anestezikler, antikolinerjikler, antiparkinson ilaçlar, antikonvülzanlar, kortikosteroidler, antihipertansifler gibi ilaç ve birçok toksik madde grubuna da bağımlılık geliştirilebilmektedir. Çeşitli kültürler ve yerel bölgelerde de sayılamayacak kadar fazla madde, bağımlılık ya da kötüye kullanım derecesinde tüketilebilmektedir. Beynimiz yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli birçok alanı kapsar. Beyinsapı, beyincik, limbik sistem, diensefalon ve serebral korteks bunlardan bazılarıdır. Haz duygusu, insanın hayatını sürdürme mücadelesinde en fazla güç aldığı duygulardan birisidir. Eğer insan kendisine haz veren bir şey yaparsa beyin bu eylemi tekrarlama ihtiyacını duyar. Yemek gibi hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan bir eylem, haz duyma ve bunu düzenleme konusunda özelleşmiş bir hücre grubunu beyinde etkin hale getirir. Bu sinir hücrelerinin önemli bir bölümü beyinsapının üst bölümü ventral tegmental alanda bulunur ve dopamin adlı nörotransmitteri kullanır. Dopamin barındıran bu hücreler haz konusundaki mesajları sinir lifleri beyin korteksteksi ilişki içindedir. Bağımlılık yapıcı tüm ilaçlar bu haz devresini etkin hale getirebilir. Madde bağımlılığı beynin diğer fonksiyonel alanlarının olduğu kadar haz merkezinin de değiştiği patolojik bir biyokimyasal süreçtir. Bu süreci anlayabilmek için maddelerin nörotransmisyon üzerine olan etkilerini incelemek gerekmektedir. Beyin üzerine etkili neredeyse tüm ilaç ve maddeler etkilerini nörotransmisyonu değiştirmek yoluyla yaparlar.

    Sonuç olarak

    Hafif vakalarda kişi bilinçli ise kendi iradesi ile bu maddelerden uzaklaşmalı gerekirse destek alarak bunu başarmalıdır Ancak orta ve ağır çoğu vakada bu destek gereklidir. Madde bağımlılığı tedavisi, bağımlının kullandığı maddeye, kullanım süresine, kişisel özelliklere, oluşabilen komplike durumlara göre değişiklik gösterir. Tedavi ortamının seçiminde bu konuda özelleşmiş belirli bir tedavi programı olan tedavi birimleri tercih edilmelidir. Biyopsikososyal temelleri olan ve bazen yaşam boyu sürecek bir hastalık olan madde bağımlılığı gerçekliği üzerine oturtulmuş bir tedavi programı seçilmelidir. Bu program, hastanın yoksunluk ve sonrasında devam eden maddesiz yaşamına yönelik ilaç tedavilerini ve psikososyal bir iyileştirme programını kapsamalıdır

    Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? (Maide, 5/90,91)

    KAYNAKLAR

    1. American Psyhiatric Association (1980) Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 3. Baskı (DSM- III), American Psyhiatric Association.

    2. Castaneda R, Sussman N, Westreich L et al: A review of the effects of moderate alcohol intake on the treatment of anxiety and mood disorders. J Clin Psychiatry 1996; 57(5): 207-212.

    3. Çelikkol A: Alkol kullanım bozuklukları ve tedavisi. Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları, cilt 1, sayı 2, 1996.

    4. Gelder M, Gath D, Mayou R, Cowen P: The abuse of alcohol and drugs. Gelder M, Gath D, Mayou R, Cowen P (ed.): Oxford Textbook of Psychiatry'de, 3.baskı, Oxforf University Press, Oxford, 1995. s.438-461

    5. Hines LM, Rimm EB: Moderate alcohol consumption and coronary heart disease: a review. Postgrad Med J 2001; 77:747-

  • Doğal saç bakımı nasıl olmalı?

    DOĞAL SAÇ BAKIMI
    Sağlıklı saçlara sahip olmak için en önemli işlev düzenli biçimde yıkanmaktır. Saçların fırçalanması ise dökülen saçları, kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır ancak hergün saçın yıkanması ve şampuan kullanımı da sakıncalıdır. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçlar kırılabilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Çünkü kurutma makineleri saçı yakabilir.
    Saçların yıkanması için kullanılan şampuanların içeriğini kolay çözünebilir özellikteki yağ eritici bir madde oluşturmaktadır. Şampuanlara ayrıca koku, renk ve yoğunlaştırıcı maddeler eklenmektedir. Bu ek maddeler saçlı deride tahrişe yol açabilirler. Piyasada bulunan şampuanlarda kullanılan bazı maddeler allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu nedenle şampuan seçiminde, niteliği bilinmeyen maddelerden kaçınılmalıdır.
    Saç diplerinde kepek varsa, sık sık çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni, insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüş açısından da önemlidir.