Etiket: Lazer

  • Akne izleri yazın da tedavi edilebilir

    Akne izleri özellikle ergenlik çağında çıkan aknelerden sonra oluşabilen ve önüne geçilmezse erişkin yaşlara gelindiğinde kozmetik anlamda görüntümüzü bozabilen bir cilt problemidir. Aslında oluşan aknelerin çoğunun iz bırakma özelliği yoktur. Kişiler kendileri akneleri ile oynayarak, doğru tedavileri kullanmayarak ya da zamanında tedavi olmayarak akne izine sahip olabilirler.

    Akne izlerinin çeşitli tipleri bulunmaktadır. Akne izleri yüzeysel ya da derin olarak sınıflandırılabilir. Yüzeysel akne izlerinde görüntü daha çok kırmızımsı, pembe izler şeklindedir. Sanki akne bir türlü iyileşemiyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkar. Aslında gözüken, aknenin yüzeyde kalmış olan kalıntısıdır. Gençlerde ve bazen erişkin yaşlarda bu tip izlere çok rastlanır. Bazen bu görüntü aktif akne zannedilerek akne tedavisine devam edilir. Oysa ki görünen aktif akne değildir. Bu gibi durumlarda geç kalmadan iz tedavisine başlanılmasında fayda vardır.

    Derin akne izlerinin de birçok tipi bulunmaktadır. Bazı izler dışarıdan geniş delik şeklinde gözükür ve cildin derinliklerine doğru keskinleşerek devam eder. Bu tip izlerin tedavisi oldukça zordur. İkinci bir iz tipi de, dışarıdan oldukça geniş gözüküp, derinin derinlerine doğru kıvrılarak devam eden izlerdir. Kişinin aynaya bakıp hangi tip izi olduğunu anlaması çok zordur. Bu izlerin tipleri genellikle dermatoloji muayenesi sonucunda tespit edilir.

    Bunların dışında bazen aktif akneleri ile çok oynayan kişilerde, akneler iyileşir ancak yerlerinde kahverengi lekeler kalır. Bu aslında tipik bir akne izi değildir ancak sonuç itibariyle akne sonrası oluşmuş bir lekelenmedir. Bu tarz hastalarda öncelikle lekelenmenin tedavi edilmesi gerekmektedir.

    Akne izi tedavisinde öncelikle hasta detaylı bir dermatolojik muayeneden geçirilir. Çünkü bir kişide aynı anda birçok çeşit iz bulunabilir. İz tedavisi yapılmadan önce birçok faktör değerlendirilmelidir:

    Kişide hangi tip akne izi bulunmaktadır

    Kişinin cilt rengi nedir

    Kullandığı herhangi bir ilaç bulunmakta mıdır

    Hangi mevsimde tedavi yapılacaktır

    Daha önce hiç tedavi olmuş mudur

    Tüm bu faktörler değerlendirildikten sonra tedavi seçeneklerine geçilebilir.

    Öncelikle hastada aktif akne varsa tedavi edilir. Eğer aknelerle çok oynanmış ve geriye kahverengi lekeler kalmışsa, leke tedavisi yapılır. Bunların ardından iz tedavisine geçilebilir.

    Kış mevsimi tedavileri:

    Kış mevsiminde birçok tedavi seçeneği rahatlıkla kullanılabilir. Bunlardan ilk seçenek lazer tedavisidir. Lazer tedavisinde ön planda karbondioksit fraksiyonel lazer gibi ablatif bir lazer yöntemi ile ciltte yenileme yapmak planlanır. Eğer izler çok derin ya da çok genişse, lazer tedavisinin başarı oranını arttırmak amacıyla öncesinde birkaç seans radyofrekans tedavisi yapılıp, ardından lazer tedavisine geçilir. Lazer tedavisinde lazer ışınları yoluyla tedavi yapıldığından, güneşten çok iyi korunmak gerekir. Bu nedenle bu tedavi sıklıkla kış mevsiminde yapılır.

    Kimyasal peeling tedavisi nispeten daha yüzeysel olan izler için tercih edilir. Kimyasal peeling tedavisinde de derinin en üst tabakasında belli miktarlarda yenilenme yapıldığından, güneşten çok iyi bir şekilde korunmak gerekir.

    Yaz mevsiminde de yapılabilen tedaviler:

    Dermapen ya da dermaroller tedavisi, akne izlerinde hem başarı oranı çok yüksek olan, hem de lazer gibi ışın kullanılmadığından nispeten güneş koruyucular ile devam edilebilecek bir tedavi şeklidir. Dermapen tedavisinde, ciltte mikrokanallar açılarak, bağ dokusunda ve cilt yüzeyinde yenilenme sağlanmaktadır. Ayrıca tedavi sürecinde kişiye uygun serumlar kullanılır. Bu serumlar mikrokanallardan normal cilde uygulandığındakinden 200 kat fazla emilerek etki ederler.

    PRP tedavisi, kişinin kendi kanı alınarak yapılan dolaylı bir kök hücre tedavisidir. Tek başına akne izlerinde belli miktarda başarı sağlayan bu tedavinin diğer tedavi şekilleri ile kombine edildiğinde, başarı oranı çok artmaktadır.

    Yazın dermapen ve PRP kombinasyonlu akne izi tedavisi başarı ile uygulanabilir. Ancak bu tedaviler yazın da yapılabiliyor derken, güneş ışınlarına korunmasız çıkılmalı anlamı çıkmamalıdır. Bu tedaviler sırasında da mutlaka doktorun önerdiği şekilde güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır.

    Akne izi çok sık karşılaşılan ve kişileri mutsuz eden bir cilt problemidir. Ancak günümüzde kullanılan akne izi tedavi yöntemleri sayesinde, çok daha iyi görünen bir cilde sahip olmak mümkündür.

  • Uzman hekim tarafından yapılan lazer epilasyon zararlı mı ?

    Uzman hekim tarafından yapılan lazer epilasyon zararlı mı ?

    ~~Lazer epilasyon yöntemi son dönemlerde hem kadınların hem de erkeklerin fazlaca gündeminde. Yalnız bu uygulamanın hangi şartlar altında yapılması gerektiğini bilen yok. Doğru bilinen yanlışları düzeltmek ise yine hekimlere düşüyor. İster kabul edelim ister etmeyelim, artık “imaj dünyası”nda yaşıyoruz. Anahtar kelimemiz de “güzellik”. İnsanlar binlerce yıldır onun peşinde. Çünkü güzelliğin sonu yok. Bu uğurda yapılan her şey mubah! Her köşe başında başka bir güzellik merkeziyle karşılaşmamız da bundan. Son dönemlerde biraz daha iyi gözükmek için kadın-erkek herkesin en çok rağbet ettiği uygulamalardan biri de şüphesiz lazer epilasyon. Fakat yaptıranların da yaptırmaya niyetlenenlerin de kafası karışık: “Acaba gerçekten sağlıklı mı?” Güzellik merkezlerinin web sitelerine, afişlerine bakarsanız bu yöntem çok sağlıklı, kesin sonuç. Hem de ağrı, acı yok. Yüzyıllardır insanları meşgul eden kıl-tüy işlerini elbette bu kadar basite indirgemek doğru değil. Deneyimli dermatologlara lazer epilasyonun vücudumuza zarar verip vermediğini, hangi şartlar altında bu yöntemden faydalanabileceğimizi sorduk. Bu vesileyle, doğru bildiğimiz birçok yanlışı da öğrendik…

    NEDEN TÜYLERİMİZ VAR?

    Lazer epilasyon yönteminin ayrıntılarına girmeden önce vücudumuzdaki görünen ya da görünmeyen tüylerin fonksiyonlarını bilmek elzem. Aslında kaş, kirpik ve saçlarımızı düşünecek olursak güzellik ve estetiğimizin bir parçası onlar. Çoğunlukla epilasyon yaptırılan kıllar vücut ısımızı dengelemeye yarıyor. Üşüme esnasında kılların dibindeki piloerektör denilen kaslar kasılıp tüyleri dikleştiriyor. Böylece vücudumuzdaki ısı miktarında bir miktar artış gözlemleniyor. Tabii kıllar zaman zaman hastalıklara da davetiye çıkarabiliyor. Bakteri, kötü koku, mantar ve kıl dibi iltihapları gibi… Uzmanlara göre, hastalık riski taşıyan bölgelerdeki kıllar yarardan çok zarar verebiliyor.

    Kadın ve erkeklerin önemli estetik kaygılarından biri kıl. Bundan kurtulmak için de sir ağda, tıraş ve kimyasal dökücüler gibi farklı farklı yöntemler deneniyor. Ama hangisi tercih edilirse edilsin kalıcı bir çözüm sunmuyor. Dolayısıyla lazer epilasyonun günümüzde özellikle tercih edilmesinin ardında, yüzde 70-80 kalıcılık unsuru etkili gözüküyor. Peki, gerçekten bu yöntem sağlıklı mı? Epilasyon esnasında vücudumuza nasıl bir işlem uygulanıyor?

    Çoğumuz küçükken mercek ya da saat camını güneşe tutarak bir kâğıdı yakmışızdır. Lazerin yaptığı işlem de aslında buna benziyor. Cilde paralel demetler hâlinde gelen ışık, bir noktada odaklaşıp ısı etkisi yapıyor. Sıcak, kıl üreten hücreleri hasara uğratıyor. Buna fototermal etki deniyor. Yapılan işlem tüy kökündeki melanin pigmentini patlatmaya yarıyor. Etraftaki dokuya ise zarar vermiyor. Sema Hastanesi’nden Dermatolog Leyla Ertenü, hiçbir yöntemin hasarsız gerçekleşemeyeceğini belirterek trilyonlarca hücreden meydana gelen insan vücudu için bir miktar hücre ölümünün ileride sorun çıkarmayacağını söylüyor. Çünkü ağda, sir ağda, cımbız gibi kökten alım yöntemlerinde şiddetli çekme sebebiyle de hücreler ölüyor, dokuda sıvı birikebiliyor, uygunsuz ortamlarda yapıldığında da enfeksiyon riski ortaya çıkıyor. Üstelik tüm bunlar bir ya da birkaç kez değil, ortalama her ay yaşanıyor.

    Halk arasında lazer ışığının kanser yaptığı biliniyor. Bu yanlış bilgiyi Memorial Hastanesi’nden Dermatolog Ayfer Aydın düzeltiyor: “Lazer ışığı kanser yapsa tüm dünyada bu kadar kullanılır mı? Lazerin daima hedef aldığı ‘bir şey’ vardır. Bu ışık demeti göz, üroloji, prostat, gençleştirme, leke ve varis tedavisinde, kalp ameliyatlarında da kullanılıyor. Epilasyonda kullandığınız ışık ürolojide işe yaramıyor. Demek ki lazer hedefine uygun çalışıyor. Epilasyon esnasında kıl kökünün dışındaki hiçbir yere lazer ulaşmıyor, kesinlikle zarar vermiyor.”

    Lazer, 1960 yılından bu yana dermatoloji ve diğer tıp alanlarında sıklıkla kullanılıyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) bu yöntemi onaylıyor ve kullanılmasında herhangi bir sakınca görmüyor. Dr. Leyla Ertenü, “Lazer vücuda herhangi bir zarar verseydi 48 yıl içinde bu ortaya çıkardı. Uygulanan bölgedeki doku değişikliğinin gözlenebilmesi için bu süre yeterli.” diyor.

    Yıllardır Avrupa ve Amerika’da uygulanan lazer epilasyon yöntemi, Türkiye’deki kadar revaçta değil. Fakat bu durum “lazer zararlıdır” anlamına gelmiyor. Mahremiyet kaygıları bu yöntemin müslüman ülkelerdeki tercih yüzdesini düşürüyor. Sağlık dışında gerekçelerle mahremiyet sınırları aşılmak istenmiyor. Dr. Ayfer Aydın, vücut kıllarına bakış açısının ülkeden ülkeye değişiklik gösterdiğini söylüyor: “Özellikle Müslüman kadınlar genital bölgelerinin temizlenmesine çok önem verir. Türk halkı da bu konuda çok hassastır. Diğerleri kıllarından rahatsız değil aslında. Onları vücutlarının bir parçası olarak görüyor, ‘acaba nasıl yok ederim’ diye düşünüp herhangi bir arayışa girmiyor. Kullanım oranlarındaki farklılıklar bu ayrıntıdan kaynaklanıyor.”

    Lazer epilasyon yöntemi güzellik merkezlerinde “kusursuz, yüzde yüz kalıcı, acısız” şeklinde tanıtılıyor. Dermatologlar ise başarı oranını yüzde 70-80 diye veriyor. Kalıcılığı için de “tartışılır” diyor. Çünkü vücut dinamik bir yapı. Bir sürü kıl yapacak hücre mevcut. Mesela, gözle görülmeyen ayva tüyleri gibi. Onlar hormonel sorunlar, kullanılan ilaçlar ya da kist sebebiyle kalınlaşıp kıla dönüşebiliyor. Kişinin lazer epilasyon yaptırmasının herhangi bir önleyici etkisi bulunmuyor. Bazen de melanin pigmentine verilen sıcaklık, kıl oluşumunu tetikleyerek artırabiliyor.

    Lazer epilasyonda kalıcılık kişiden kişiye değişiyor. En iyi cevap alınan yerler ise koltuk altı bölgesi. Çünkü buradaki kıllar kol ve yanağa göre daha kalın ve köklü. Lazer ışığı koyu pigmentleri üzerine çekmek üzere programlandığı için uygulama etkin sonuç veriyor. 5-10 yıl içinde öldürülen hücrelerin bir kısmı tekrar canlansa da tamamen geri dönüş yaşanmıyor. Lazer epilasyon bahsedildiği gibi tamamen acısız bir yöntem de değil ayrıca. İşlem sırasında tüylerin cımbızla çekilmesine benzer bir acı hissediliyor. Vücudun bazı bölgeleri daha duyarlı olduğu için acı daha da artabiliyor. Lazer, soğutucu ile birlikte kullanılıyor. Böylece derinin ısınmasına bağlı ağrı-acı meydana gelmiyor, derinin üst kısmı korunuyor.

    Lazer epilasyon 12-50 yaş aralığındakilere uygulanabiliyor. Bu yöntemden faydalanabilmek için sadece yaş sınırı yeterli değil. Mesela bronz tenliler, beyaz saçlılar, epilepsi (sara) hastaları ile gebe hanımlara işlem yapılamıyor. Işınların anneye de bebeğe de zararı yok aslında. Fakat gebelik döneminde vücuttaki pigmentasyon oranı yükseliyor, özellikle göz ve çevresinde lekeler çıkabiliyor. Lazer ışınları ise bu lekeleri kalıcı hâle getirebiliyor. Dolayısıyla böyle bir riski hiçbir uzman almak istemiyor.

    Kendini ispat etmiş bu modern yöntemle alakalı özellikle ülkemizi ilgilendiren can alıcı noktalar var. Çünkü ehil ellerde ve uygun ortamlarda yapılmayan epilasyonlar birçok sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Lazer ışını güvenilir diye biliniyor ama onu tamamen tehlikesiz kabul etmek de doğru gözükmüyor. Mesela hastaların uygulamadan önce muhakkak dermatolog tarafından görülüp muayene edilmesi şart. Çünkü muhtemel yan etkileri, bir estetisyen ya da çeşitli kurslara katılarak cihazı kullanmayı öğrenmiş kişilerin tahmin edebilmesi neredeyse imkânsız.

    Lazer aşırı seviyedeki güneş ışığına benziyor. Eğer hastanın güneşe alerjisi varsa uygulamadan sonra alerji reaksiyonları ortaya çıkabiliyor. Lazerin etkisiyle kansere yol açabilecek benler de çoğalabiliyor. Herpes gibi vücut enfeksiyonları sıcağın etkisiyle hızla yayılabiliyor. Dezenfekte edilmemiş uçlar da birçok viral mikrobun kişiden kişiye bulaşmasını sağlıyor.

  • Lazer epilasyon – alexandrite lazer

    Günümüzde istenmeyen tüylerden kurtulmanın en güvenilir ve etkili yollarından biri lazer epilasyondur. Epilasyonda en etkili lazer tipi Alexandrite 755 nm dalga boyundaki lazer ışığıdır.

    Kişinin tüy rengi ve cilt tipi, lazer epilasyonun başarılı olması için en önemli faktörlerdir. Açık renk tenli, koyu renk tüylere sahip kişilerde sonuca ulaşmak daha kolaydır. Bununla birlikte, koyu renk cilde sahip kişilerde de dikkatli uygulamalar ile başarılı sonuçlar almak mümkündür.

    Öncelikle, kişinin lazer epilasyon için uygun olup olmadığınıza karar verilmelidir. Sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar sorgulanmalıdır. Riskler, faydalar, beklentiler hakkında bilgi verildikten sonra uygulamalara başlanır.

    Güneş altında veya solaryumda bronzlaşm varsa, lazer epilasyon için ten renginin yeteri kadar açılması için birkaç haftabeklenmelidir. Yaz aylarında epilasyona devam etmek isteyen hastalar için daha güvenli olan Long Pulse NdYag Lazer sistemleri kullanılmalıdır.

    Lazer epilasyonun başarılı olabilmesi için jilet uygulamalarından 1-3 gün, ağda uygulamasından 3-4 hafta sonra lazer yapılmalıdır.

    Uygulama esnasında istenmeyen bir soruna maruz kalmamak için lazer koruyucu gözlüğü kullanılmalıdır.Lazer uygulaması sırasında hissedeceğiniz rahatsızlık soğutucularla giderilse de eğer ağrı eşiğiniz düşük ise uygulamadan 45 dakika önce ağrı kesici alınabilir.

    Uygulama süresi, lazer ışını ile taranacak alanın büyüklüğüne bağlıdır. En küçük bölge olan dudak üstü 1-2 dakika alırken, en büyük bölge bacaklar 30-45 dakika sürmektedir.

    Lazer epilasyon sonrasında ortaya çıkan noktasal kızarıklıklar normaldir ve birkaç saat içerisinde ortadan kalkacaktır.

    Olumsuzlukların üstesinden gelmek için yapılan en yaygın uygulama, akşam alınan ılık bir duş ardından nemlendirici bir losyonun sürülmesidir.

    Uygulama sonrası uygulanan dermatolojik pansumanlar, nemlendiriciler ve güneş koruyucularla, sonuçların mükemmel olması hedeflenir.

    Epilasyon sonrasında bedensel egzersizden kaçınmak gerekir. Terleme lazere bağlı huzursuzluk hissinin artmasına neden olabilir.

    Cilt tipinize göre 1-2 hafta lazer epilasyon bölgelerinin doğrudan güneş ışığına maruz kalmasından kaçınmak gereklidir. SPF 15 ve üzeri güneş koruyucuların 2-3 saatte bir uygulanması da güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır.

    Uygulama aralarında, uygulama bölgesindeki tüyleri kökten alacak herhangi bir yöntemi, uzun bir ara vermek zorunda olmadığınız müddetçe önermiyoruz.

    Olası yan etki ve komplikasyonlar %1 den azdır.

    Deri renginin koyulaşması (hiperpigmentasyon): Seyrek görülen bir durumdur ve geçicidir.

    Deri renginin açılması: Bu durum koyu renk cilde sahip hastalarda görülebilir. Lazer gücünün gerektiğinden yüksek kullanılması veya bronz ten üzerine yapılan uygulamalardan sonra ortaya çıkabilir. Geçici olmakla birlikte bazen aylarca devam edebilir.

    Su dolu kabarcık ve yanma: Çok nadirdir ve geçicidir.

    Kabuklanma: Nadirdir ve geçicidir.

    Tüy yapısı değişimi: Bazen yeni tüyler daha açık renk gelebilir. Daha sonraki uygulamalarda tamamen yok olması beklenir. Özellikle yüz ve boyun bölgesi uygulamalarında ayva tüyü olarak tanımlanan tüylere işlem yapmamak gerekir.

  • Pigmentasyon tedavisinde yenilikler ve kişisel deneyimlerim/tercihlerim

    Melazma vücudun güneşe maruz kalan kısımlarında olmak üzere, ge- nellikle yüzde simetrik ortaya çıkan açık-koyu kahverengi makül- lerle karakterize edinsel, kronik bir hiperpigmentasyon hastalığıdır. Genellikle kadınlarda görülür. Özellikle de Latinler, Afrikalılar, Afro-Ame- rikalılar ve Asyalılar gibi Fitzpatrick cilt tipi IV-V arasında olan bireylerde daha fazla görülür.1,2 Bu bozukluk derin psikolojik ve sosyal stres yarattığın- dan yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. Patogenezde birçok faktörün rol oynadığı öne sürülse de asıl sebep hala anlaşılamamıştır. En sık tanımlanabi- len risk faktörleri koyu Fitzpatrick cilt tipleri (özellikle >III), ultraviyole rad- yasyon (güneş maruziyeti), genetik yatkınlık, gebelik, oral kontraseptifler ve antiepileptikler (fototoksik) gibi ilaçlardır.1-5 Ayrıca, otoimmün tiroid hasta- lıkları, ovaryan disfonksiyon, karaciğer hastalıkları ve kozmetik nedenlerle bağlantısı da ortaya konmuştur. Histolojik açıdan melazma, artmış pigment üretimine ve birikimine bağlı olduğu düşünülen dermal ve/veya epidermal melanin artışı ile karakterizedir.6 Bu konuda yapılan çalışmaların bazılarındayapılan biyopsilerde melanosit ve melanofajlar art- mış olarak saptanmış; bazı çalışmalarda ise hipertro- fiden çok hiperaktiviteyi düşündürecek şekilde melanosit sayısı sabitken dendritik çıkıntılar ve me- lanozomlarda artış gözlenmiştir.6 Çalışmalar ayrıca hasar görmüş bir bazal membranın, dermis içine art- mış melanin penetrasyonu ve melanosit projeksiyo- nuna izin vereceğini de düşündürmektedir.7 Farklı olarak Kim ve ark. lezyonel melasma biyopsi örnek- lerinin etraf sağlam dokuya göre daha fazla vasküler endotelyal büyüme faktörü üretimi salınımına sahip olduğunu saptamışlardır. Melazmaya benzerlik gösteren post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) ise kutanöz hastalıklar ve tedavi gibi çeşitli nedenlere bağlı inflamasyon so- nucu meydana gelen edinsel bir pigmenter bozuk- luktur. PIH ile ilişkilendirilen durumlar arasında akne, follikülit, liken planus, herpes zoster ve egzama bulunmaktadır. Travmaya, medikasyona veya lazer tedavisine bağlı olarak da meydana gelebilir. PIH erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ancak cilt tonu koyu olanlarda daha sıktır. Sebep olan derma- tozların dağılımı PIH alanını belirler. Lezyonun rengi açık kahverengiden mavimsi griye kadar deği- şir ve lezyon düzensiz şekillidir. PIH genellikle aylar ila yıllar arasında değişen sürelerde kalıcılığını korur. PIH’da tüm bu durumlar bazal hücre tabaka- sını zedeleyerek melanofajların bir süre kalacak şe- kilde üst dermiste birikmesine neden olur. Ek olarak inflamasyon sonucu salınan araşidonik asit, prostoglandinler ve lökotrienler de melanositleri melanin sentezini stimüle ederler.8 Histolojik ince- leme ile üst dermiste melanofajlar ve epidermal melanin gözlenebilir. Dermal papiller tabakadaki vasküler yapıların etrafındaki lenfohistiyositik in- fitrasyon da dikkat çeker. Melazma ve PIH tek bir zamandaki aşırı üre- time bağlı bir statik pigment depolanma dönemi değil de hücrelerin hiperaktivitesine bağlı dinamik ve kronik bir süreç olduğundan, tedavisini kalıcı olarak sağlamak oldukça zordur. İLAÇ TEDAVİLERİ PIH ve melazma tedavisinde birçok topikal ilaç kul- lanılmıştır. Bunlar arasında hidrokinon, mequinol, N-asetil-4-S-cysteaminylphenol, kojik asit, arbutin,askorbik asit (C vitamini), alfa tokoferol (E vita- mini), niasinamid, botanik/bitki özleri, üzüm çekir- deği ekstresi,orkide özü, aloe vera özü, pycnogenol, deniz yosunu özü, sinnamik asit, flavonoidler, yeşil çay özleri, aloesin, coffeeberry, dut ekstresi, soya (glisin soya), meyan ekstresi, umbelliferon, boswel- lia, sillymarin, N-asetil glukozamin,retinoidler ve alfa hidroksi asit gibi maddeler ya da kombinasyon- larını içeren kremler mevcuttur.9,10 Klasik leke açıcı kremlerin etki mekanizmaları genel olarak tirozi- naz inhibisyonu (hidrokinon, arbutin, meyan kökü, azelaik asit, kojik asit), melanositlerden keratinosit- lere melanozom geçişinin inhibisyonu (tretinoin, soya, niasinamid), melanosit sekretuvar fonksiyon- larının inhibisyonu (kortikosteroidler), keratinosit- lerin hücre döngüsünü hızlandırmak (tretinoin, alfa hidroksi asitler) ve sitotoksik etkidir (hidrokinon, azelaik asit, arbutin). Melazma ve PIH tedavisinde yüksek geçerli- liğe sahip, güvenli ve etkili bir topikal yöntemin ol- mayışı, medikal açıdan kombinasyon tedavilerine ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tekli tedavi yaklaşımları hastaların çoğunda başarılı olmaz, ayrıca uzun süren etkilere sahip değildir. Kombine tedaviler genellikle optimum sonuçların alınmasını sağlar. Buna rağmen melazma ve PIH tedavisi zordur ve hastaların çoğunda elde edilebi- len hafif-orta derecede düzelmedir. Koyu ciltli (Fitzpatrick tip IV-VI arası) hasta- larda PIH meydana gelme eğiliminin daha fazla ol- ması sebebiyle lazer ve kimyasal peeling gibi tedavi seçenekleri kısıtlıdır. Melanin yapımını baskılayan topikal ilaçların kullanımı, lazer ve kimyasal pee- ling sonrası PIH gelişimini engelleyerek tedavi se- çeneklerini genişletir. Hiperpigmentasyon kozmetiğinde büyük talep bulunmaktadır. Bu maddeler, melanin sentezindeki temel düzenleyici evreleri hedefler. Çeşitli madde- lerin yan etkilerinin az görülmesi nedeni ile ticari preperatlarda kullanımı artmaktadır. Etkinlikleri ve yan etki profilleri ile ilgili literatür az sayıdadır. Rol- lerini değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ih- tiyaç vardır. Herhangi bir kozmetik kullanımında, geleneksel tedavilere kıyasla, daha uzun süreli hasta takibi ve uyumu çok önemlidir. Ayrıca, iyi bir sonuç için iyi güneş koruma zorunludur.Leke ilaçları ile PIH tedavisinde melazmaya göre daha iyi sonuç alınmaktadır. PIH’da leke açan topikal ilaçlarla lezyon iyileştikten sonra genellikle geri dönmez. Melazmada melanin yapımını baskıla- yan topikal ilaçlar renk açılması sağlasa da bırakıl- dıklarında kısa süre sonra leke geri döner. Aslında topikal leke giderici kremler genellikle tedavi değil geçici baskılanma sağlanmaktadırlar. Ayrıca hidro- kinon ve tretinoin içeren ilaçlar bazı hastalarda irri- tasyon yaparak eriteme neden olmakta ve melazma tetiklenmektedir. Azelaik asitle ilgili pek çok çalışma olmasına rağmen, pratikte PIH’lar dışında melaz- malarda anlamlı bir etki gözlemleyemedik. Bu se- beple melazma tedavisinde tirozinaz inhibitörleri ajanlarla birlikte veya tek başına cildi onaran anti- oksidan içerikli kremleri tercih ediyoruz. Plazmin inhibittörü olan transekzamik asitin epidermal pigmentasyonu, vasküler yapıyı ve mast hücre sayısını azalttığı tespit edilmiştir.11 Hiperpig- mentasyon tedavisinde oral, topikal ve mezoterapi yöntemiyle denenmiş transekzamik asit başarılı bu- lunmuştur.12 Lee ve ark. 85 melazmalı hastada, me- lazmalı alanlara haftada bir transekzamik asitin intradermal enjeksiyonuyla MASI skorunda ciddi derecede azalma tespit etmişlerdir.13 Oral transek- zamik asitin Q-switched Nd:YAG lazerle birlikte kullanılması lazerin tedavi etkinliğini arttırmıştır.14 Transekzamik asitin %5 ve %10 ampul formu ülke- mizde mevcuttur. Lee ve ark. çalışmasında olduğu gibi intralezyoner uygulama yapıyoruz. Özellikle PIH’da faydalı oluyor ancak melazmada renkte ge- çici olarak açılma yapsa da kalıcı bir etki göremedik. KİMYASAL PEELİNG Kimyasal peeling, cilde, dermis dahil veya hariç ola- cak şekilde epidermisin bir bölümünün kontrollü hasarlanmasını sağlayacak kimyasal ajanlar uygu- lanmasıdır. Bu hasarlanma soyulma ve yüzeyel lez- yonların ortadan kalkmasını sağlar, bunu da yeni epidermal ve dermal doku rejenerasyonu takip eder.15 Kimyasal peeling melazma ve PIH tedavi- sinde iyi bilinen bir tedavi yöntemidir. Melazma te- davisinde kimyasal peellerin temel etki mekanizması, istenmeyen melaninin ciltte kontrollü bir kimyasal yanma sağlanarak ortamdan uzaklaştı- rılmasıdır.Peelinglerin melazma için hem tekli hemde diğer topikal terapilerle kombine edildikleri te- davilerde etkili ajanlar olduklarını kanıtlanmıştır. Kimyasal peeling için birçok ajan mevcut olmasına rağmen konu Fitzpatrick tip IV ve üstü ciltler oldu- ğunda seçenekler oldukça sınırlanmaktadır.16 Bunun nedeni derin kimyasal peellerin uzun süredeki hi- perpigmentasyon riski nedeniyle koyu ciltli hasta- larda kullanılamamasıdır. Hatta orta derinlikteki peelingler bile azami dikkatle kullanılmalıdır. ALFA HİDROKSİL PEELİNGLER En sık kullanılan alfa hidroksil peel glikolik asittir (GA). Genellikle %30-70 GA solüsyonu şeklinde kullanılır. Bir test peelinin ardından 2-3 haftalık aralarla ve 3-5 dakikalık sürelerle cilde seri GA uy- gulanır. Ardından peel su veya %1’lik bikarbonat solüsyonu ile temizlenir. GA’nın koyu ciltlerde kullanımı hakkında yapılmış çalışmaların çoğunda hastaların yaklaşık yarısında orta düzeyde düzelme vardır.17 Umulduğu üzere epidermal tip en iyi yanıt gösteren tiptir, bunu mikst tip takip eder. Dermal tip ise kimyasal peellere neredeyse dirençlidir. Yine bir alfa hidroksil asit olan laktik asit GA ile aynı mekanizma üzerinden etki eder. Bu ajan, ucuz ve erişimi kolay olmasına rağmen melasma tedavi- sinde yaygın kullanıma sahip değildir. ALFA KETO PEELLER Bu grubun üyelerinden biri son yıllarda önem ka- zanan pirüvik asittir. Bu ilginin nedeni yeni kolla- jen ve elastik lif formasyonunu stimüle etmesinin yanında çeşitli keratolitik, antimikrobiyal ve sebo- statik özelliklere de sahip olmasıdır. Akne, güneş hasarı ve yüzeyel skarlarda etkili olan bu ajan açık ciltli hastalardaki birtakım pigmenter bozukluk- larda da etki göstermiştir.18 Fakat pirüvik aside bağlı yoğun yanma hissi, peeling ajanı olarak kul- lanımını sınırlar. Ayrıca çoğu çalışma Fitzpatrick tip II-IV ciltlerde yapıldığından, aynı durumun koyu ciltlerdeki etkisini öngörmek zordur. BETA HİDROKSİL PEELLER Bir beta hidroksil peel olan salisilik asit aknede yay- gın kullanıma sahiptir, ayrıca melasma ve PIH gibi pigmenter bozukluklar için de denenmiştir. As- lında salisilik asidin etanol solüsyonları koyu ciltli hastalarda akne, melazma ve PIH gibi birçok duru-mun tedavisinde mükemmel peelinglerdir. Salisi- lik asidin pigmentasyonun azaltılmasındaki etki mekanizması GA peellerden biraz farklıdır. Salisi- lik asit bir anti-inflamatuardır, bu nedenle de ciltte peeling ajanı kullanımını takiben ortaya çıkabilen PİH riskini azaltır. Grimes va ark. tarafından koyu ciltli hastalarda yapılan bir çalışmada akne, PİH ve melasma tedavisi için %20-30 salisilik asit peeli kullanıldı ve melazmalı hastaların neredeyse üçte ikisinde orta derecede düzelme olduğu saptandı.6 Sadece, hastaların %16’sında geçici olan ve 1-2 hafta içinde gerileyen hafif yan etkiler görüldü. Yine de, karşılaştırmalı çalışmalar yapılmadıkça bu yöntemin glikolik peellerden daha iyi olduğunu söyleyebilmek zordur. Yakın zamanda ek yağ zincirine sahip bir salisi- lik asit türevi olan lipohidroksiasit kullanıma gir- miştir.19 Böylece salisilik asidin lipofilisi artırıldığın- dan etki alanı genişlemiş ve keratolitik etkisi artmış- tır. Bu ajan ayrıca stratum korneumu daha ince, esnek ve çatlama-kırışmalara daha dayanıklı olacak şekilde modifiye etmektedir. Akneli hastalarda fay- dalı etkileri gözlenmiş olmasına rağmen melazma için de salisilik peellere göre daha etkili ve güvenli olup olmadığı henüz tam olarak bilinmemektedir. SALİSİLİK MANDELİK ASİT PEELİNGLERİ Bir alfa hidroksil asit ve bir beta hidroksil asit ara- sında yapılan bu kombinasyon henüz peeling ajanı olarak tam anlamıyla sınanmamıştır. En büyük alfa hidroksil asitlerden biri olan mandelik asit epider- mise yavaş ve düzenli şekilde girer ve bu özellik onu hassas ciltler için ideal peeling ajanı haline ge- tirir.20 Salisilik asidin cilt penetrasyonu ise hızlıdır ve PIH riskinin azaltılmasına önemli katkısı vardır. Bu bağlamda bu iki ajanın kombine edilmesi özel- likle de koyu ciltlerde etkili olabilir. Melazma için yayınlanan çalışma olmamasına rağmen salisilik mandelik peelingler (SMP) akne ve akne sonrası skarlar üzerindeki etkileri ile GA peelinglerden daha etkili olduğunu göstermiştir.21 Ayrıca SPM’lerde yan etki oranı da daha azdır. TRİKLOROASETİK ASİT PEELLERİ Açık tonlu ciltlerde yaygın kullanıma sahip olan trikloroasetik asit (TCA) peelleri skar ve diskromi riski nedeniyle koyu renkli ciltlerde pek tercihedilmez. Bunun nedeni muhtemelen TCA peellerle koyu ciltte yapılan tedavilerde, tedavinin kesilmesi gereken noktanın tam bilinmemesinin yol açtığı aşırı tedavidir. Tedavide TCAnın düşük dozları (%10-35) tercih edilir, bu dozlar da üst papiller der- mise ulaşabilir. Bu nedenle de dermal veya mikst melazmaların tedavisinde kullanılmak için çok uygun değildir. JESSNER SOLÜSYONU Rezorsin, salisilik asit ve etanollü laktik asidin kombinasyonu tüm cilt tiplerinde üstün bir peeling ajanı olarak kullanılmaktadır. Orta derinliğe ula- şan bir peel olan Jessner solüsyonu, GA ve TCA gibi ajanlara kombine edilebilirliği sayesinde son za- manlarda tekrar ilgi çekmiştir. TRETİNOİN PEELİNGLERİ Topikal tretinoinin hem tek başına hem de Klig- man formülünün bir komponenti olarak melasma tedavisinde yoğun klinik kullanıma sahip olmasına rağmen, yine iyi sonuçlar gösteren peel formu ile ilgili yayın sayısı oldukça azdır. Tretinoin peelleri- nin etki mekanizması topikal tretinoin ile aynı şe- kilde epidermis ve melanin dağılımındaki değişikliklere bağlıdır. YENİ PEELİNGLER Kullanımdaki peeling ajanlarının devam eden po- pülaritesine rağmen melazmanın da dahil olduğu bir grup pigmenter diskromide yeni ajanlar gelişti- rilmeye başlanmıştır. Alfa hidroksillerin uygulan- masında en önemli engellerden biri nötralizasyon gerekmesi ve bu nötralizasyonun süresinin kesti- rilmesinin zor olmasıdır. Eğer peel erken nötralize edilirse yeterli etkiyi gösteremez; bunun yanında nötralizasyon gecikirse yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu probleme basit çözüm fitik peeldir. Düşük pH sahibi bir alfa hidroksil peeldir ve nötralizas- yon gerektirmez, bu da aşırı peelingden kaçınılması anlamına gelir.22 Peel asit ve non-agresif yapısı sa- yesinde progresif ve ardışık şekilde iş görür. Bu sa- yede glikolik peellerde tipik olarak görülen yanma hissi fitik asit peellerinde ortaya çıkmaz. Bu peel solüsyonu, nötralizasyonu takiben hızlıca temiz- lenmesi gereken alfa hidroksil peellerin aksine er- tesi sabaha kadar yüzde kalabilir. Fitik asitsolüsyonları genelde haftada bir uygulanır ancak daha yoğun etkinin gerektiği durumlarda haftada iki kez kullanılabilir. Etki görülmesi için 5-6 seans uygulama gereklidir. Bu konuda çok fazla yayın ol- mamasına rağmen elbette bu konuda daha fazla ça- lışma yapılması gereklidir. Bir diğer ajan da Obagi blue peeldir. Bu, sabit bir TCA konsantrasyonunun mavi peel kökü (gli- serin, saponinler ve non-iyonik mavi renk kökü içerir) ile kombinasyonudur. Karışım ile TCA, su ve gliserin yüzey geriliminde düşüş sağlayarak daha yavaş ve düzenli TCA penetrasyonu sağlanır.23 Kimyasal peelinglere son eklenen ajanlardan biri amino fruit asit peelleridir. Yaşlanma karşıtı kozmetik ve fotopigmentasyon karşıtı etkileri olan potent antioksidanlar bulunmaktadır. Açık renkli cilde sahip hastalarda yapılan güncel bir araştır- maya göre amino fruit asit peelingler GA peeller kadar etkili ve onlardan daha kolay tolere edilebi- lir bulunmuştur.24 Fakat bu konuda koyu renkli cilde sahip hastalarla yapılmış çalışma yoktur. LAZER-IPL Lazerler Becker nevüs, cafe-au-lait lekeleri, Ota nevüs, nevosellüler nevüs, lentigo, dövmeler, me- lazma ve post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) gibi pigmentlere bağlı birçok bozukluğun te- davisinde farklı başarı oranlarıyla kullanılmakta- dır. Lazer tedavisine çoğu pigmenter bozukluk iyi yanıt verir fakat melazma ve PIH tedavisindeki et- kinlik ve güvenlikleri hala tartışmalıdır. Lazerler (Light Amplification by Stimulated Emission of the Radiation) yüksek yoğunluklu mo- nokromatik koherent ışın kaynaklarıdır. Dalga boyu, ışın özellikleri, penetrasyon gibi özellikleri ve tedavi edilen lezyonun yapısına göre değişen birçok farklı dermatolojik durumun tedavisinde kullanılabilirler. Ayrıca yüksek yoğunluklu inko- herent multikromatik ışın olan IPL de benzer du- rumlarda kullanılabilir. Hedef pigmentli hücreye termal relaksasyon süresinden daha kısa bir anlığına spesifik bir dalga boyunda enerji gönderilmesi durumunda bu enerji hedefte sınırlı kalır ve etraf dokuya daha az zarar verilir.25 Buradan hareketle lazerler tedavi edilen pigmentli hücreye özgü dalga boyunda ışınlar yay-malı ve absorbe edilme oranı en yüksekte tutulma- lıdır. Hedef melanin ise selektif aralık 630 ila 1100 nm arasındadır, bu aralıkta cilt penetrasyonu iyi- dir ve melaninin seçici absorbsiyon açısından ok- sihemoglobine üstünlüğü vardır.26 Melanin absorbsiyonu dalga boyu uzadıkça düşer, fakat daha uzun dalga boyu daha iyi cilt penetrasyonu de- mektir. Daha kısa dalga boyları (<600 nm) pig- mente hücreleri düşük enerji akımıyla hasarlarken, uzun dalga boyları (>600 nm) daha derine penetre olur fakat melanozom hasarı yapabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Q-SSWİTCHED ND:YAG LAZER 1064nm Q-Switched (QS) Nd:YAG lazer melanin tarafından absorbe edilir, uzun dalga boyu sayesinde derin cilt penetrasyonu dermal melanin tedavisinde de etkili olmasını sağlar. Düşük doz QS Nd:YAG ışını maruziyeti melanozomlarda ölümcül derecede olmayan hasarlanmaya ve melanin partiküllerinin sitoplazma içinde yırtılmasına neden olur.25 Bu dalga boyu melanozomlar tarafından diğer bütün yapılardan çok absorbe edildiğinden bu etki mela- nozomlar için yüksek seçiciliğe sahiptir. Melazmalı hastalarda normal deriye göre melazmalı alanda melanositlerin dendritleri artmıştır. Düşük doz QS Nd:YAG epidermiste melanositlerde dendritleri az- altır. Ayrıca melazmadaki patogenetik faktörlerden biri olan üst dermal vasküler pleksusuna da hasar verilir. Çevreleyen dermise eşik altı hasar verilmesi de kollajen formasyonunu stimüle ederek daha par- lak ve sıkı bir cilt oluşumunu sağlar. QS Nd:YAG melazma ve PIH tedavisinde en yaygın kullanılan lazerdir. Spot boyutu 6-8mm, frekans 10Hz’dir ve enerji 3J/cm2’den daha düşük- tür. Tedavi seans sayısı 1-3haftalık aralıklarla 5-10 arasında değişir. Guttat hipomelanosis yan etkilerinin önlenmesi amacıyla çok fazla seans (>10) veya çok yüksek enerji (>3 J/cm2) QS Nd:YAG lazer seanslarından ka- çınılması önerilmektedir. Her seansta hipopigmen- tasyon değerlendirilmeli ve mevcudiyeti halinde tedavi sonlandırılmalıdır. QS Nd:YAG lazer melazma tedavisinde en sık kullandığımız yöntem. QS Nd:YAG lazer 3-6 seans PRP ile birlikte aynı seansta ve aralarda uygula- maktayız. Tek başına QS Nd:YAG lazer uyguladı-ğımızda lekelerin açılma oranı düşük ve nüks yük- sek oluyor. PRP ile birlikte uygulanan QS Nd:YAG lazer sonrası melazmanın iyileşme oranı yüksek, nüks oranı düşük oluyor. ERBİYUM:YAG LAZER Erbiyum:YAG (Erbiyum:İtriyum-Alüminyum-Gar- net) lazerler su tarafından yüksek oranda absorbe edi- len 2940 nm dalga boyunda ışın yayarlar. Bu sayede de ciltte minimal termal hasarla ablasyon yaparlar. PIH meydana gelmesi bu lazerin inatçı melazmadaki kullanımını kısıtlar. Bunun ötesinde, bu konuda ya- pılmış çalışma sayısı da son derece sınırlıdır. Melazma tedavisinde ablatif ve pigment selek- tif lazerlerin kombinasyonları da denenmiştir. Di- rençli melazmada hem epidermis hem de dermiste anormal pigmentlenme mevcuttur. Epidermisi aşırı melanin ve anormal melanositler barındıran kısmı ablatif lazerlerle tedavi edilir. Bunu takiben der- misteki daha derin lezyonlar olan dermal melano- fajlara önemli yan etkiye neden olmadan ulaşabilen Q anahtarlı pigment lazerleri ile tedaviye devam edilebilir. Ablatif Erbiyum:YAG lazeri melazma tedavi- sinde deri tipi II olanlarda 12 mm spot, 10 hertz, 1- 1,2 J/cm2 300 µs modunda kullanıyoruz. Çoğu hastada melazmanın renginin açılmasında ve cilt kalitesinin artışında etkili oluyor. Ancak PIH geli- şebiliyor. PIH reaksiyonu, açık tenlilerde bir ay içinde QS Nd:YAG lazerle geriliyor. Deri tipi IV ve V olanlarda, PIH yan etkisi kalıcı olabilir diye bu yöntemi tercih etmiyoruz. PULSE BOYA LAZERİ (PULSED DYE LASER) Melazma ve PIH tedavisinde pulse boya lazeri (pul- sed dye laser-PDL) kullanımı deri vaskülarizasyo- nunun melasma patogenezinde önemli bir rol oyna- dığı teorisine dayanır. Melanositler pigmentasyon sürecinde görev alan vasküler endotelyal büyüme faktörü reseptorü 1 ve 2’yi eksprese ederler. Temel kullanım alanı vasküler lezyonlar olan PDL, melas- manın vasküler komponentini hedef alarak melano- sit stimülasyonu ve müteakip relapsları azaltır.27 Melazma tedavisi sırasında çoğu melazmanın altında yaygın telenjiektazi ağı olduğunu, yüzü kı- zarmaya eğilimli hastalarda tedavilere yanıtın düşük ve PIH oranının yüksek olduğunu farkettik.Yayınlarla da desteklenen bu gözlemimiz üzerine cildinde telenjiektazisi yoğun olan hastalara teda- vilerinin başında ve ortasında iki seans PDL lazer 595 nm uyguluyoruz.27 Bu tedaviyi eklemek, yüzü kızarmaya eğilimli, PIH oranı yüksek hastalarda melazma tekrarını ve PIH olasılığını azalttı. FRAKSİYONEL LAZERLER Fraksiyonel fototermoliz, multipl mikroskobik ter- mal hasar alanları yaratılarak sağlam cildin büyük kısmının korunduğu bir yöntem olarak lazer teda- visinde yeni bir kavramdır. Korunan cilt iyileşme için rezervuar görevi görür. Fraksiyonel lazer teda- visinin birçok avantajı vardır. Bu teknik açık yara oluşturmaz. Tedaviden 24 saat sonra stratum kor- neum intakt olarak izlenmiştir. Bu sayede iyileşme hızlanmış, hiper/hipopigmentasyon gibi açık yaraya bağlı komplikasyonların önüne geçilmiştir Ayrıca tüm cilt yüzeyi ablate edilmediğinden muazzam de- rinliklere ulaşılabilir, bu da dermal melazma ve PIH tedavisinde kullanım şansı anlamına gelmektedir. PIH oluşumu ablatif lazer tedavisini takiben daha sık görülse de, fraksiyonel fototermolizin bir komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir. Bir çalış- maya göre fraksiyonel fototermoliz sonrası bu oran %0,73’tür.28 Tedavi dansitelerinin düşürülmesi ve lazer süresince soğutma cihazlarının kullanılması ile bu risk düşer.29 Fraksiyonel erbium 2940 nm ve fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer ile melazma tedavisini QS Nd:YAG lazer ile kombine kullandık. Kombine te- davi uygulamak lekelerin açılmasının hızlanmasına katkıda bulunuyordu. Ancak tedavi sırasında bek- lenmedik PIH gelişmesi bizi bu lazerleri kullanmak- tan uzaklaştırdı. Meydana gelen PIH’ların hiçbiri kalıcı olmadı ve QS Nd:YAG lazer ile 2-3 seansta ge- rilemesine rağmen tedaviye hasta uyumunu bozdu. Bu yüzden sadece erbium fraksiyonel lazeri deri tipi I ve II olanlarda seyrek olarak kullanabiliyoruz. YOĞUN PULSE IŞIN TEDAVİSİ- İNTENSE PULSE LİGHT IPL 1990’ların sonunda geliştirilmiştir ve ksenon- klorid lambasıyla geniş spektrumlu (500-1200nm), non-koherent paralelleştirilmemiş ışın yayılması mantığına dayanır. IPL’nin avantajı parametrelerinesnekliğinde yatar. Dalga boyu, akım, sayı, süre ve ışın gecikmesi, kromoforların etkili olarak hedef- lenebilmesi için hastaya göre değiştirilebilir. Bu avantaj da bu yöntemin vasküler lezyonlar, epilas- yon ve melanositik lezyonlar gibi birçok farklı du- rumda kullanılabilmesine olanak sağlar. Buna rağmen melazma tedavisinde IPL kullanımına odaklanan az sayıda çalışma mevcuttur. IPL ile melazmada başarılı tedaviler bildiril- mesine karşın tekrar oranı yüksektir. IPL ile me- lazma tedavi edildikten sonra melazma açılır. Ancak 2 hafta sonra melanozomlar tekrar melaninle dol- duğu ve melanositler aktive olduğu için leke 3-4 haftada geri dönmektedir. Bu yüzden IPL uygulan- dıktan 2 hafta sonra düşük doz QS Nd:YAG lazer, bir hafta aralarla 4 seans uygulanması önerilmiştir. Yapılan çalışmada %60 oranında hastada tedavi sonrası ek tedaviye ihtiyaç kalmamıştır.30 Bu proto- kolü deri tipi IV olanlarda, çok koyu lekelerde, küçük alanlarda, long pulse alexandirite lazerle uy- guluyoruz. Diğer hastalarda IPL kullanıyoruz. PRP PRP (Trombositten Zengin Plasma); Otolog kanın normalin üstünde platelet konsantrasyonu içeren plazma fraksiyonudur. Bir büyüme faktörü kom- pleksi agonisti olarak görev yaparlar. Hem mitoje- nik hem de kemotaktik özellik gösterir. Trombosit- ler tarafından yara iyileşmesinde etkisi kanıtlanmış 7 büyüme faktörü salgılanır. Bunlar; PDGF alfa- alfa, PDGF alfa-beta, PDGF beta-beta, TGF beta 1, TGF beta 2, vaskuler endotelyal büyüme faktörü, epidermal büyüme faktörüdür. Ayrıca TGF beta 1’in melanogenezisi inhibe edici özelliği bulun- maktadır.31 PRP’ de tam kana oranla 30 kat daha fazla konsantrasyonda PDGF, 10 kat daha fazla kon- santrasyonda EGF, 7 kat daha fazla konsantrasyonda TGF beta bulunur. PRP den salınan bu büyüme fak- törleri mesenşimal kök hücre, fibroblast, osteoblast, endotelial hücreler ve epidermal hücrelerdeki re- septörlerine bağlanarak etki gösterir.32-35 PRP vücudun kendi hücrelerini dokuları can- landırmak ve yeniden yapılandırmak üzere stimüle eder, kollajen liflerini yeniden şekillendirir, kıvrım ve çizgileri yumuşatır. Dermatolojide; androgene- tik alopesi tedavisinde, cilt gençleştirmede, ince çizgiler ve kırışıklıkların tedavisinde, dolgu amaçlıya da birçok kozmetik uygulamanın yanında ta- mamlayıcı tedavi olarak uygulanmaktadır. Normalde kanın pıhtılaşmasından sonra α-gra- nüller 10 dakika içinde trombosit yüzeyine göç ede- rek içeriklerindeki büyüme faktörlerini sekrete ederler ve ilk 1 saatte %95’i salgılanmış olur. Bu ne- denle işlem sırasında bu özellik dikkate alınmalı ve hazırlanan PRP ilk 10 dakika içinde uygulanmalıdır. Yapılan çalışmalarda PRP içeriğindeki trombosit konsantrasyonu ile mezenşimal kök hücre prolife- rasyonu ve farklılaşması arasında doz cevap ilişkisi saptanmıştır. En ideal yara iyileşmesinin normal kandaki trombosit konsantrasyonuna göre PRP’nin en az 4-5 kat daha fazla trombosit içerdiğinde sağ- landığı saptanmıştır. Rejevunasyon amaçlı kullanı- lan terapötik PRP’de en az 1 milyon trombosit bulunmalıdır.32-35 Tedavi bölgesine intadermal en- jeksiyon ve napaj tekniği ile uygulanmalıdır. PRP uygulamasını ilk defa, ablatif lazer uygu- lama sonrası çok koyu renkli PIH gelişmiş bir hastaya tedavi amaçlı uyguladık. PDL, QS Nd:YAG lazer ve PRP’ yi birlikte 2 seans uyguladıktan sonra hastanın PIH şikayeti %85 oranında geriledi. Üçüncü seans sonrası hiçbir şikayeti kalmadı. Ayrıca PRP yapılan hastaların ciltlerinde meydana gelen aydınlanma ve renk açılmasını gözlemledik. Bu yüzden melazma te- davilerine rutin olarak PRP uygulamaya başladık. PRP ve lazer kombinasyonu ile lekelerde daha iyi bir oranda açılma ve nükslerde azalma meydana geldi. Resim 1’de görülen hastada uzun yıllardır me- lazma şikayeti vardı. Leke açıcı krem ve peeling te- davilerine yanıt alınamamıştı. Melazması için aynı seansta PDL, Qswitch Nd:YAG lazer ve PRP uygu- landı. İlk seanstan itibaren lekelerde dramatik şe- kilde açılma meydana geldi. Üç seans sonrası lekelerde %90 azalma mevcuttu. LENTİGO VE EFELİD TEDAVİSİ Solar lentigo histolojik olarak melanosit sayısı arttığı için bazal hücre tabakası hiperpigmentedir. Bazal membran boyunca melanositlerde yuvalanma for- masyonu görülmez. Epidermal rete ridgeler uzamış- tır. Efelidler de melanosit sayısında artış olmadan epidermal hipermelanosis mevcuttur. Solar lentigo tedavisinde kryoterapi ve %40 triklorasetik asit (TCA) kıyaslandığında, kryoterapidaha etkili ancak PIH oranı yüksek ve iyileşme sü- resi daha uzun bulunmuştur.36 Melanin geniş bir aralıktaki dalga boyunu (351-1064 nm) absorbe eder. Lentigo ve efelid te- davisinde kullanılan lazerler Q-switched (QS) la- zerler, long pulse alexandirite 755 nm lazer, long pulsed Nd:YAG 532 nm lazer, long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) ve IPL’dir. QS lazerler lentigo tedavisinde özellikle açık tenlilerde tercih edilir. Bununla birlikte QS 532- nm Nd:YAG lazerler, QS alexandirite lazer (755 nm) ve QS ruby laser (694 nm)koyu tenlilerde PIH riski taşır.37-39 QS Nd:YAG 532 nm ile long pulsed Nd:YAG 532 nm yüz lentigosunda kıyaslandığında iyileştirme oranları aynı PIH oranı QS lazerde yük- sek bulunmuştur.40 QS lazerler fototermal etki yanı sıra nanosaniyede atış yaptıkları için foto- mekanik etkiye sahiptirler. Fotomekanik etki ok- sihemoglobini hasarlayarak yüzeysel damarlarda enflamasyon yaratarak melanositleri aktive eder ve PIH meydana gelir. QS alexandirite lazerle ve IPL lentigo ve çillerin tedavisinde kıyaslandığında QS lazerde PIH oranı yüksek bulunmuştur.37 Long pulse alexandirite laser 755 nm solar len- tigo tedavisinde özellikle koyu renk lentigolarda et- kili bulunmuştur. Özellikle deri tipi IV ve üstü olanlarda, PIH ve skar olmaksızın fayda sa- ğlamıştır.41,42 Long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) 595 –nm dalga boyunda hemoglobini hedeflediği kadar me- lanini de hedefler. Bu sebeple lentigo tedavisinde kullanılmıştır. Morarmaya bağlı PIH riskini azalt- mak için diaskopiyle yapılır. Damarlara camla baskı yapıldığında damarlar boşalır ve böylece vaskülerhasar olasılığı azalmış olur. LPDL ve IPL ile yap- ılan bir çalışmada rejenuvasyon tedavisinde cilt ye- nileme etkileri aynı, lentigo tedavisinde LPDL daha etkili bulunmuştur.43 IPL sistemler lentigo tedavisinde etkili bulun- muştur. Seans sayısı lazerlere göre uzun süren IPL tedavilerinde PIH ve skar gözlenmemiştir.44,45 Lentigo tedavilerinde, açık renkli lentigolara sahip deri tipi I ve II olanlarda QS Nd:YAG 532 nm laser tercih ediyoruz. Deri tipi III olanların QS lazer uygulamalarında PIH oranı yüksek olduğu için, koyu ya da açık lentigolarda IPL kullanıyoruz. Bazı hastalarda kalın yapıda lentigo var ise IPL ve QS Nd:YAG 532 nm laser yeterli derinliğe inemeyebi- liyor. Bu sebeple bu hastalara erbium lazer (2940 nm) ile ablasyon yapıyoruz. Bu hastaların çoğunda uzun süren eritem ve sonrasında PIH olabiliyor. Sa- dece 55 yaş üzeri hastalarda PIH görmüyoruz. Bu yaş gurubuna erbium lazeri uygulayıp, eritemli dö- nemde IPL veya PDL birkaç seans uyguluyoruz. Deri tipi IV olanlarda ve siyaha yakın koyu renkli lentigosu olanlarda ise long pulsed alexandirite lazer kullanıyoruz. Deri tipi IV ve V olanlarda, lentigoları açık renkli olduğu için alexandirite lazer etkili ol- muyorsa, diğer uygulamaların yüksek PIH olasılığı nedeniyle tedavi önermiyoruz. Lentigolu hastalarda seans sayısını öngörmek zor oluyor. Bazı lentigolar tedaviyle hemen geriliyor, bazılarında tedavi uzun sürüyor veya tekrar ediyor. Bunun bir sebebi len- tigo olarak tedavi ettiğimiz oluşumların aslında len- tigoya benzeyen başka hastalıklar (seboreik keratoz, pigmente aktinik keratoz, lentigo maligna) ol- masından kaynaklanabilir. Dermaskopla incelemek tedavi sonuçlarını düzeltebilir.46 Resim 2’de sırtında yaygın solar lentigoları olan hastaya iki seans QS Nd:YAG 532 nm lazer uygu- landıktan sonra lekeler büyük oranda kayboldu.

  • Kozmetik dermatolojide plateletten zengin plazma ile kombinasyon tedavileri

    Plateletten zengin plazma (platelet rich plasma-PRP) tedavisi son yıl- larda giderek popülerleşen ve kullanımı giderek yaygınlaşan, sitratlı kan tüpüne konulan otolog kanın santrifüjü sonrasında daha yüksek platelet konsantrasyonu içeren plazma komponentidir. PRP kullanımının amacı, eritrosit miktarını, azaltıp platelet sayısını artırarak suprafizyolojik konsantrasyonlarda büyüme faktörü salınımını arttırarak, doku tamirini di- rekt ve indirekt yollardan hızlandırmaktır. PRP’nin klinik etkisi için bazaldeğerin (150 000-400 000/μl) en az 4 katı yani 1 000 000/μl üzerinde olduğu zaman yara üzerindeki re- jerenatif etkisinden bahsedilmektedir.1-4 Yara iyileşme sürecinde büyüme faktörlerinin hücre regülasyonu, diferansiasyonu, proliferas- yonu, kemotaksisi, anjiyogenezi ve matriks sentezi süreçlerinde önemli rolleri olması, büyüme fak- törleri açısından zengin olan PRP’nin bu süreçte kullanılabileceğini kanıtlamaktadır.5-8 PRP’nin yara iyileşme sürecinde gerekli olan fibroblast pro- liferasyonu, Matriks metalloproteinaz (MMP) 1-3 artışı ve tip 1 kollajende artışı sonucu ekstrasellü- ler matriks (ECM) sentezinde artış gerçekleştirdiği kanıtlanmıştır.9 Ayrıca PRP’nin otolog bir ürün ol- ması, neden olabileceği alerjik reaksiyonları ve bu- laşıcı hastalık riskini çok aza indirmektedir.10-13 PRP’nin zamanlaması değerlendirilecek olursa; PRP’nin içindeki konsantre plateletlerin biyoakti- vitesi 6 saat boyunca devam eder ve 3 saat içinde PRP’nin enjekte edilmesi gereklidir. CaCl2 ile ak- tive edilen PRP’de ise aktivasyondan hemen sonra 10 dakika içinde depo edilmiş GF’lerin %70’ini, ilk saat içinde %100’e yakını salıverilir. Bu yüzden ak- tivasyondan sonra en kısa zaman içinde uygulan- ması önerilir. Özellikle PRP ile birlikte kullanı- labilecek yöntemler açısından bu zamanlamaya dikkat etmek önemlidir.10,14 PRP’nin dermatolojideki kullanım alanları; kronik yaralar, ülserler ve yanıklar olmakla birlikte kozmetik dermatoloji alanında da yara iyileştirme prensibi temel alınarak başarı ile kullanılmaya baş- lanmıştır.15-18 PRP’nin tek başına kullanılabilmesi- nin yanında invaziv/non-invaziv kozmetik işlem- lerden sonra (ör: kimyasal peeling, roller, lazer, RF vb.) yara iyileşmesini artırmak ve hızlandırmak için bu yöntemlerle kombine olarak da kullanıla- bilir.12,19 Kozmetik dermatoloji alanındaki kombinas- yon çalışmaları çok fazla olmasa da, son zamanlarda PRP’nin popülerliğinin artmasıyla doğru orantılı bir şekilde yapılan çalışmaların sayısı giderek art- maktadır. Melazma ve postinflamatuar hiperpigmentas- yon (PİH) tedavisi için PRP uygulaması, diğer te- davi seçeneklerine kombine edilebilir. TGF-β1’inmelanogenezisi inhibe edici ozelliği bulunmakta- dır.20 Bu sebeple TGF-β1’den oldukça zengin PRP melazmada veya PIH’da tek başına ya da lazer, kimyasal peeling, mezoterapi ve roller ile birlikte kullanılabilir. Melazma tedavisi için yapılan lazer, kimyasal peeling, roller gibi işlemlerin sonrasında topikal olarak uygulanmasının sinerjik etki yara- tacağı kaçınılmazdır. Ayrıca bu işlemler sonu- cunda oluşabilen eritem, ödem, ağrı ve has- sasiyetin, sonrasında PRP uygulanması ile azaldığı ve hasta memnuniyetini arttırdığı kanıtlanmış- tır.9,12,19,21,22 Saç transplantasyonu sonrasında da PRP uy- gulaması eklenebilmektedir. PRP tedavisini ekle- menin mantığı; içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 gibi anjiyogenez kolaylaştırıcı büyüme faktörleri ile daha güçlü ve dolgun saç büyümesi elde edebilmek ve işlem sonrası eliminasyon ve absorbsiyon ile kaybedilen %15-30’luk saç kaybını minimalize etmek şeklindedir. Saç ekiminden sonra yapılan 4-6 seans PRP uygulaması kombinasyonu standart olarak uygulanmaya başlanmıştır.23-27 Lazer tedavileri ile PRP uygulaması kombine olarak kullanılabilmektedir. Fraksiyonel CO2 lazer sonrasında PRP’nin lazer uygulanan alanlara topikal uygulaması, lazer sonrasında oluşan eri- tem, hassasiyet, ödem, akne, milia gibi akut yan etkileri ve skar oluşma, kalıcı eritem ve postinfla- matuar hiper-hipopigmentasyon riskini azalttığı, iyileşmeyi hızlandırdığı ve PRP ile kombinasyonu sonucu oluşan sonuçların daha iyi olduğu göste- rilmiştir.9,21,28 Akne skarları için yapılan bir çalışmada, 14 hastaya ablatif CO2 lazer ile soyma işlemi sonra- sında tek taraflı mezoterapi şeklinde PRP uygula- ması yapılmış, tek taraflı PRP uygulaması yapılan alanda eritem, ödem, hassasiyet daha az bulun- muştur. Ayrıca 4 ay sonra kontrol muayenesindeki akne skarlarının iyileşme düzeyi PRP uygulanan tarafta daha fazla bulunmuştur.29 Atrofik akne skarı tedavisi için yapılan karşı- laştırmalı grup çalışmasında fraksiyonel CO2 lazer yapılan alanlara salin solüsyonu, topikal PRP ve in- tradermal PRP enjeksiyonu uygulaması karşılaştı- rılmış, kombine PRP uygulamalarının eritem veödemin azalması açısından çok daha iyi ve total dü- zelme açısından saline göre çok fazla iyileşme gös- terdiği bulunmuştur. Topikal PRP uygulamasının ıntra dermal uygulamaya göre sonuçları birbirine yakın bulunmuş ağrı skorlamasının çok farklı ol- ması yüzünden topikal PRP uygulamasının tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.30 PRP’nin rejuvenasyon amaçlı yapılan ablatif ve fraksiyonel non-ablatif lazer sonrasında kombi- nasyonunun, lazerlerin tek başına kullanımlarına göre hem sonuç hem de daha hızlı iyileşme açısın- dan daha iyi sonuçlar verdiği vaka çalışmalarında kanıtlanmıştır.9,21,28,31 Posttravmatik skarlar için yapılan çalışmada; skarların bir tarafına fraksiyonel ErYAG uygula- ması, diğer tarafına ise fraksiyonel ErYAG lazer uygulamasından sonra topikal PRP uygulaması ya- pılmış. PRP ile kombinasyonu yapılan tarafın skar ciddiyet skalasına göre daha fazla iyileştiği bulun- muştur.32 Travmatik skarların tedavisi için yapılan başka bir çalışmada bir grup hastaya PRP ile karıştırılmış yağ grefti uygulaması ve 1540 nm non ablative Er- Glass lazer kombinasyon uygulaması yapılması sonrası bu yöntemlerin tek başına uygulanmalarına göre kombinasyonları ile uygulanmaları sonrasında daha iyi sonuç elde edilmiştir.33 Akne skarları için yapılan 22 hastalık bir ça- lışmada, her hastaya 3 defa fraksiyonel ErYAG uy- gulaması sonrasında topikal PRP tedavisi verilmiş, eritem 3 günden az sürmüş ve akne inflamasyonu görülmemiş, akne skarlarındaki düzelme %50-90 arasında olduğu belirtilmiştir.34 PRP, RF tedavileri ile birlikte de kombine edi- lebilmektedir. PRP’nin Bipolar RF ile kombinasyo- nun stria tedavisi için değerlendirildiği 19 Asyalı kadın hasta üzerinde yapılan bir çalışmada; striaalanlarına 4 hafta aralıklarla 3 seans bipolar RF in- tradermal olarak uygulanmış ve sonrasında PRP yine intradermal olarak stria alanlarına verilmiş. Yapılan değerlendirmede kombinasyon tedavisinin striaları istatistiksel olarak anlamlı derecede dü- zelttiği kanısına varılmıştır.35 Stria tedavisi için 18 hasta üzerinde yapılan başka bir çalışmada, stria alanlarına unipolar RF’in ultrason dalgaları ile birlikte verilebildiği bir yön- tem uygulanmış, sonrasında ultrason başlığı kulla- nılarak stria alanlarına PRP uygulaması yapılmış; bu kombinasyonun 2 haftada bir toplamda 4 seans uygulanması sonucu istatistiksel olarak yüz güldü- rücü sonuçlar ortaya çıkmıştır.36 Her ne kadar literatürde kanıta dayalı örnek- lerine henüz rastlanmasa da PRP’nin kimyasal pee- ling ve mikroneedling (roller) uygulaması ile kombinasyonunun uygun olacağı; ayrıca BoNTA ve dolgu uygulamalarından önce ciltte rejuvenas- yon ve revitalizasyon etkisini arttırmak için 2-4 seans PRP uygulamasının uygun olacağı söylene- bilir. Sonuç olarak; kozmetik dermatoloji alanında yapılan uygulamaların PRP ile kombine edilmesi son zamanlarda popülerleşmiş olup giderek yay- gınlaşmaktadır. Otolog bir ürün olduğu için aller- jik reaksiyon riski oluşturmaması, içeriğindeki büyüme faktörlerinin yoğunluğu ve bu faktörleri- nin yara iyileştirmedeki rolleri sayesinde yapılan işlemlerin oluşturdukları akut yan etkilerinin (eri- tem, ödem vs.) daha hızlı düzelmesi ve kalıcı yan etki (PIH, skar vs.) riskini azaltması, son olarak yine içeriğindeki büyüme faktörlerinin yararlı et- kileri sayesinde yapılan işlemlerin pozitif etkilerini sinerjik olarak arttırması PRP’nin kozmetik uygu- lamalar ile birlikte kombine edilmesinin her geçen gün daha da artacağı aşikardır.

  • Lazer ile kılcal damar tedavisi

    Lazerler dalga boylarına göre ciltte belirli derinliklere inerek etki eden sistemlerdir.

    Lazer sistemlerinde deride lazer ışığını tutan kromoforlar bulunur. Bunlar su, hemoglobin ve melanindir.

    Kılcal damar tedavisi için kullanılan lazerler hemoglobin kromoforu üzerinden etki ederler. Büyük ve orta boy varis şeklindeki damarlara lazerler çok etki etmezken ince kırmızı damarlara daha etkilidir.

    Kılcal damarın rengine, derinliğine, çapına bağlı olarak 1 ile birkaç seans arası tedavi, gerekebilir.

    Lazer ile kılcal damar tedavisi sıklıkla yüz ve bacak bölgesinde olmak üzere vücudun heryerine uygulanabilir.

    Lazer tedavisi sonrasında kılcal damarlar ya solar yada kaybolur. Tek seansta kaybolmayan damarlar için işlemi belli aralıklarla tekrar etmek gerekebilir.

    Bazen seans sonrası damar tam olarak kaybolmasa da ilerleyen günler içinde yavaşça solarak kaybolabilir.

    Kılcal damarların lazerle tedavi edilmesinde herhangi bir risk oluşmazken seans sonrası görülen kızarıklık bazen günlerce kalabilir, kabuklanma görülebilir ancak bunlar günler içinde kaybolur.

  • Lazer epilasyon,

    Lazerler belirli dalga boylarında ışın üreten cihazlardır. Laserlerin ciltte etki etmeleri cilt içinde kromofor denilen yapılar üzerinden olur. Lazer epilasyon için kullanılan cihazlar ya kıl kökündeki melanin pigmentini görüp yakarak kıl kökünün de yanmasını sağlar ya da kıl kökündeki damarları hedef alarak kılın beslenmesini bozar ve dolaylı olarak lazer ışığının ısısı ile kılları yakarak etki ederler.

    Dalga boylarına göre lazerlerin cilt içinde ilerleyebildikleri derinlik farklılık gösterir.

    Epilasyon için kullanılan lazerler, Alexandrite lazer, Diod lazer, Nd-YAG lazer ve aslında laser sınıfına girmeyen ama lazer benzeri fototermoliz yapan IPL sistemleri kullanılır.

    Lazer epilasyon için kullanılan cihazlar en iyi beyaz tenli, koyu ve kalın kıllara etki eder, ince kıllarda başarı oranı daha düşüktür, beyaz kıllara ise etki etmezler. Kılların yapısı gereği bulunduğu yerlere göre de lazer epilasyonun başarısı değişebilir. koltuk altı, genital bölge ve koyu renkli alt bacak kıllarında başarı oranı artarken, yüz bıyık bölgesi ve ince üst bacak ve kollardaki kıllarda başarı daha düşüktür.

    Lazer epilasyon ile beklenen başarı oranı %80 civarındadır. Bazı kıllarda zayıflama yapsa da tam olarak yok edememektedir. Böyle durumlarda iğneli epilasyon ile kalanları toparlamak memnuniyeti artırır.

  • Deri yaşlanması ve tedavide (anti-aging) kullanılan cerrahi dışı yöntemler

    Ortalama yaşam süresi eski Roma’da 22 yıl, 1980’lerde 76 yıl iken günümüzde 85 yıla çıkmıştır. Uzayan bu yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği zamanı artırmaktadır.

    Deri yaşlanması nedir? Yaşlanmada etkili olan faktörler nelerdir?

    Yaşlanma, genler yani ırsi özellikler, çevre ve yaşam biçimleri ile her insanda farklı gelişen bir süreçtir. Derimiz de tüm organlar gibi yaşlanır. Tek fark herkesin bu süreci görmesidir. Deri vücudumuzun en büyük organı ve dışa açılan penceresi, aynı zamanda beden sağlığımızın en büyük göstergesidir.

    Deri yaşlanması ile cildin hücre sayısı, hacim ve fonksiyonlarının azalır. , Bu durum herkeste farklı hızda ortaya çıkar. Deri yaşlanması karmaşık, geri dönüşü olmayan biyolojik ve kimyasal bir durumdur. Birçok faktör rol oynar.. Deri yaşlanması ikiye ayrılabilir. Bir tanesi zamana bağımlı olarak artan iç yaşlanma diğeri de dış etkenlere bağlı yaşlanma (fotoyaşlanma) dır. Bu süreçle hücre yenilenmesi, koruyucu fonksiyonları, yağ üretimi, d-vitamini üretimi, saç ve tırnak büyümesi yavaşlar. Yaşlanmanın en erken belirtileri deride kendini gösterir ve yaş öngörmede ilk başvurduğumuz gözlem yeridir.

    Kronolojik yani iç yaşlanmada deri incelir, esneklik azalır, ince kırışıklıklar oluşur ve ifade derinleşir. Bu tür deri yaşlanması tüm yaşlanmanın %20’sini oluşturur ve kaçınılmazdır.

    Dış etkenlere bağlı yani fotoyaşlanma ise deri yaşlanmasının %80’ini oluşturur. Bu tür yaşlanmayı önleme ve değiştirme şansı vardır. Çevresel faktörlerin en önemlisi güneştir. Güneşe maruziyetin %50-75’i hayatın ilk 20 yılında serbest radikal adı verilen maddelerin oluşumuyla ortaya çıkar.

    Cilt yaşlanmasını önleyici ya düzeltici cerrahi dışı yaklaşımlarda kullanılan yöntemler nelerdir?

    Kremler
    Botox
    Dolgu maddeleri
    Kimyasal peeling (cilt soyulması)
    Lazer uygulamaları

    Kremler:

    Güneş, deride renk değişiklikleri, kalınlaşma ve incelmeler, pürüzler, damar genişlemeleri, sarkma ve kabalaşma, kırışıklıklar ve deri kanseri oluşumuna neden olur.

    Östrojen derinin gençliğinin korunmasında anahtar rol oynar. Östrojenin azalmasıyla deri incelir, esnekliği azalır, sarkma ve kırışıklıklar artar. Tüm bu değişiklikler deride kollajen denen protein yapıda bir maddenin azalmasına bağlıdır. Derideki en belirgin kayıp menopozun ilk 2 yılında ortaya çıkar ve menopozun beşinci yılında kollajenin %30’unun azalmasıyla devam eder. Güneş, sigara, stres, uyku düzeni bozukluğu, alkol kullanımı, yetersiz beslenme, kilo değişiklikleri, yerçekimi, mimikler kalıtımla birlikte deri yaşlanmasını etkileyen en önemli faktörlerdir. Bu durumda güneşten korunma deri yaşlanmasının önlenmesinde en önemli ve en ucuz “anti-aging” yöntemidir.

    Güneş Koruyucuların çeşitleri ve etkileri nedir?
    Güneşin deri üzerindeki olumsuz etkileri güneşe maruz kalma süresi ile cilt rengi ve tipine bağlıdır.

    Güneş koruyucular “kimyasal filtreler” ve “fiziksel örtücüler” olmak üzere iki tiptir. Fiziksel örtücüler cilt üzerine uygulandığında genellikle görülür bir tabaka oluştururlar. Bunlar güneş ışınlarını yansıtarak etki gösterirler. Bebeklerde ve erişkinlerde yüz bölgesinin korunması için uygundurlar. Kimyasal filtreler ise güneş ışınlarını absorbe ederek (emerek) alta ulaşmasını engellerler. Bu tür koruyucular vücut cildinin korunması için uygundurlar. Koruyucuların üzerinde SPF (Sun Protecting Factor) veya GKF (Güneşten Korunma Faktörü) olarak belirtilen sayılar güneşte kalma süresini ne kadar artırdığını belirtir.

    SPF 15 güneşten %92, SPF 30 %94, SPF 50 %97 korur. Yani güneşten korunmak için çok yüksek korunma faktörleri gerekmemektedir. Ancak bu koruma için kremlerin uygun koşullarda kullanılması gerekmektedir.

    Bu kremler veya losyonlar güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce sürülmeli ve yeterli miktarda kullanılmalıdır. Gerçek anlamda etkili olmaları için 2 mg/cm2 uygulanmalı (tüm vücut için 30 ml), 2 saat arayla tekrarlanmalıdır.

    Antioksidan nedir? Deri yaşlanması tedavisindeki önemi nedir?

    Antioksidanlar vücuda zararlı olan serbest radikallerin zararlı etkilerini yok eden maddelerdir. Serbest radikaller, vücudumuzda normal yaşamsal faaliyetlerinin devamını sağlayan biyolojik olaylar esnasında, ya da sigara, hava kirliliği ve güneş gibi çevresel faktörlerin etkisiyle oluşan ve vücut hücrelerine zarar veren maddelerin genel adıdır. Hücrelerin yapısını bozar birçok vücut sistemi üzerinde ve bu arada cilt yapısı üzerinde olumsuz etki yaparlar. Antioksidanlar serbest radikallerin zararlı etkilerini yok ederler. Vücut tarafından üretilebilir ya da dışarıdan alınabilirler. Yaş ilerledikçe antioksidan üretimi azalır ve vücudun serbest radikalleri yok etme yeteneği de etkilenir.

    Serbest radikaller derinin yaşlanmasında önemli rol oynarken antioksidanlar serbest radikallerin saldırısını önlerler.

    Cilt üzerinde etkili antioksidanları şöyle sıralayabiliriz:

    Retinoidler: A-vitamini türevleridir. Deri yüzeyini düzeltir, ince kırışıklıkları açar, kahverengi lekeleri açar ve cildi dolgunlaştırır. Etkili olabilmeleri için en az 10-15 ay kullanılmalıdırlar. Hem iç hem de dış faktörlere bağlı deri yaşlanmasında etkilidir.
    E-vitamini (alfa tokoferol)’nin etkisi tartışmalıdır.
    C-vitamini kollajen hasarını onarır ve cildin rengini açar.
    Alfa lipoik asit ve koenzim Q10’in etkileri ispatlanmamıştır.
    Yeşil çay büyüme faktörleri içerir ve hücre yenilenmesini artırır.
    Gingkobiloba, ginseng, aloevera, deniz yosunu, üzüm çekirdeği, buğday proteini, soya proteini, çinko ve selenyumun deri yaşlanması üzerine ispatlanmış olumlu etkileri bulunmamaktadır.

    Botox Nedir?

    Botox Clostridium botulinum isimli bakterinin salgıladığı bir toksin yani bir çeşit zehirdir. Botulinum toxin-A (BTX-A) ilk kez 1928’de Herman Sommer tarafından ayrıştırılmıştır. 1944’de Dr. Edward Schantz ve arkadaşları tarafından saflaştırma çalışmalarına başlanmış, 1946’da kristal formu elde edilmiştir.

    1949’da Dr. Vermon Brook tarafından toksinin hareketle ilgili sinir uçlarını bloke ettiğinin keşfedilmesi tıpta kullanımının temelini oluşturur.

    İlk kez 1978’de şaşılık tedavisinde kullanılmaya başlanan BTX-A’nın kırışıklıklarda kullanımı tesadüfen keşfedilmiştir. 1987’de oftalmolog (göz doktoru) Jean Carruthers tedavi uyguladığı hastasında kaş çatma çizgilerinin düzeldiğini gözlemlemiş ve bu gözlemini dermatolog olan eşi Alastair Carruthers ile paylaşmıştır.

    1990 yılından beri BTX-A, şaşılık, kekemelik, migren, yutma güçlükleri gibi kasların gevşeyememesine bağlı yaklaşık 200 hastalığın tedavisi yanında kas kasılmasıyla olan kırışıklıkların ve aşırı terlemenin tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır.

    Kırışıklıkların giderilmesinde Botox’un rolü nedir?
    Günümüzde giderek artan yaşam beklentisi ve uzayan yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği süreyi artırmaktadır. Profesyonel ve sosyal yaşantıdaki aktif geçen sürenin uzaması insanların daha zinde, sağlıklı ve genç görünmek ve hissetmek istekleri üzerinde etkili olmaktadır. Bu beklenti, yazılı ve görsel medyanın etkisi ile ciddi olarak artış göstermektedir.

    Doğumla birlikte başlayan yaşlanma ve yıpranma sürecini en çok yansıtan bölge ise yüzümüzdür. Yüz bölgesi gençleştirme işlemlerinin odağını oluşturur. Yüz gençleştirme amacıyla tanımlanan ameliyatlar giderek artan sayıda uygulama bulmakla birlikte iyileşme süreci gerektirmeleri, geride bıraktıkları izler ve taşıdıkları istenmeyen riskler nedeniyle çekinilen girişimlerdir.

    Bu nedenle gerek yüz gençleştirme gerekse yüze ait özelliklerin değiştirilmesi amacıyla uygulanan basit girişimlerin popülaritesi hızla artmaktadır. İlk kullanılmaya başlandığı yıllardan bu yana tüm dünyada en fazla uygulanan yöntem BTX-A enjeksiyonlarıdır.

    Kemik, kas, yağ ve deri dokusunda meydana gelen değişiklikler yaşlanma süreci olarak karşımıza çıkmakta ve bulgu olarak da kırışıklıklar meydana getirmektedir. Yüzde meydana gelen kırışıklıklar ikiye ayrılır: Dinamik ve Statik Kırışıklıklar.

    Dinamik Kırışıklıklar: Bu tip kırışıklıklar yüzdeki mimik kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkarlar ve 20’li yaşlardan itibaren giderek artış gösterirler. Bunların oluşumu kişinin mimik yapma özelliklerine bağlı olarak artış gösterir ve zaman içinde yarattıkları kalıcı değişiklikler ile statik kırışıklıklara döner.

    Dinamik kırışıklıkların en belirgin olanları alındaki yatay çizgiler, kaş arasındaki çatma çizgileri ve göz kenarlarında oluşan kaz ayaklarıdır.

    Dinamik kırışıklıklardan kas aktivitesi sorumlu olduğu için BTX gibi kas hareketlerini değiştiren veya durduran yöntemler bu tip kırışıklıkların tedavisinde başarılıdır.

    Statik Kırışıklıklar: Bunlar yüz istirahat halinde iken de görülen kırışıklıklardır. Yerleşim yerine göre mimikler ile daha da belirgin hale gelebilirler. Ağız çevresindeki gülme çizgileri ve alt göz kapağındaki gözyaşı oluğu olarak bilinen kırışıklıklar statik kırışıklıkların başında gelir. Statik kırışıklıkların düzeltilmesinde BTX tek başına yeterli olmaz. Yumuşak doku dolguları veya cerrahi yöntemler tercih edilir.

    Botox etkisini nasıl gösterir ve ne kadar sürer?

    Botox sinir uçlarından bir maddenin salınımını durdurarak o sinirin etkilediği kasın hareketini durdurur. Bu etki uygulamadan 2 gün sonra yavaş yavaş başlar, 2. haftada tam gelişir ve 3 ay devam eder. 3. aydan sonra salınımı durdurulan madde yeniden salınmaya başlar ve 6. ayda tamamen başa döner.

    Toplam uygulama sayısı arttıkça klinik etki süresi uzar. Göz çevresindeki etki genellikle diğer bölgelere göre daha kısadır.

    BTX enjeksiyonuna ilk başlandığında ardarda 3 ayda bir 3 kez uygulama yapıldıktan sonra, genellikle daha sonra 6 ayda bir uygulama ile istenen kozmetik etki devam ettirilebilmektedir.

    Botoxu kimler uygulamalıdır?

    Uygun enjeksiyon tekniği ve başarı, uygulama bölgelerindeki kas yapılarının anatomik pozisyonlarının ve özelliklerinin iyi bilinmesine bağlıdır. Uygulama bölgesi anatomisi mutlaka uygulayıcı hekim tarafından detaylı olarak bilinmelidir, aksi takdirde arzu edilmeyen komplikasyonlar ile karşılaşılabilir.

    Enjeksiyon noktalarının belirlenmesinde ana hatlar belirli olmakla birlikte bireysel değişiklikler her hastanın detaylı olarak analiz edilecek kişisel kas miktarı, aktivitesi ve pozisyonuna göre karar verilmesini gerektirir. Uygulayan kişinin bu konudaki deneyim süresi de becerisini artıracaktır.

    Enjeksiyon öncesinde uygulanacak alanın temizlenmesi, soğuk uygulanması enfeksiyon, morarma ve ağrı gibi yan etkilerin azalmasını sağlar.

    Botox kimlere uygulanmaz?

    Botox preparatının herhangi bir bileşenine allerjisi olanlar
    Kas hastalığı olanlar
    Gebelik ve emzirme döneminde
    Kanama bozuklukları olanlar
    Enjeksiyon yerinde enfeksiyon-iltihabi durum bulunanlar
    Bazı ilaçları kullananlarda: Aminoglikozid, siklosporin, D-penisilamin, kas gevşetici, kinin ve kalsiyum kanal blokerleri, magnezyum sülfat ve linkosamid kullananlarda kesinlikle kullanılmamalıdır.
    Ayrıca iş yaşamında yüz mimikleri kullanmaya ihtiyacı olanlar (örn. aktör ve aktrisler, politikacılar) botox uygulamalarından kaçınmalıdırlar.

    Botox uygulamasından sonra nelere dikkat edilmelidir?

    Uygulamayı takiben 2 saat boyunca bölgeye su, makyaj, krem uygulanmamalıdır. Uygulamayı takiben 4 saat süre ile yatay pozisyon, 24 saat içinde uçak yolculuğu önerilmemektedir.

    Uygulamadan sonra, uygulanan kasların 2 saat süre ile çalıştırılması etkinin erken başlamasını sağlamaktadır.

    Botox uygulamasına bağlı gelişebilecek istenmeyen etkiler nelerdir?

    Botox uygulaması işini bilen uzman bir hekim tarafından yapıldığında oldukça güvenli bir profil sergilemektedir.

    Kozmetik uygulamalarda medikal yani tıbbi tedavi uygulamalarına göre çok daha düşük dozlar kullanıldığı için yan etkiler de daha azdır: Baş ağrısı, grip benzeri bulgular, alerjik reaksiyon, kaş asimetrisi, çift görme, göz kapağında düşme, asimetrik gülüş, kuru göz, ağrı, morarma oldukça seyrek görülen ve uygulama hatalarına bağlı komplikasyonlardır.

    Dolgu Maddeleri nedir? Uygulamaları nasıl yapılır?

    Dolgu maddeleri deri altında yaşlanma veya hastalıklarla ortaya çıkan hacim kayıpları, derin ve yüzeyel kırışıklıkların tedavisi için kullanılan ve deri altına enjekte edilerek kaybolan hacmin yeniden kazanılmasını sağlayan maddelerdir.

    Uzun yıllardan beri araştırmacılar ve klinisyenler ideal yumuşak doku dolgu maddesini geliştirmek için çalışmalar yapmaktadır. İlk dolgu maddesi uygulaması 100 yıldan daha eskilere dayanmaktadır. İlk kez dolgu maddesi olarak parafin enjeksiyonları yapılmış ancak oluşan istenmeyen yan etkiler yani komplikasyonlar nedeniyle sonuç başarısız olmuştur. 1893 yılında ilk kez kişinin kendisinden alınan yağ dolgu amacıyla (otolog yağ transferi) kullanılmıştır. İlerleyen yıllarda sıvı silikon gibi sentetik dolgu maddeleri denenmiş ancak yine oluşan istenmeyen yan etkiler nedeniyle terk edilmiştir.

    1970’lerin başında enjektabl kollajen ile ilgili ilk çalışmalar başlamış, 1984’te kollajen bir dolgu maddesi olarak onay almıştır.

    Uzun yıllardan beri geliştirilmiş olan özellikle kalıcı dolgu maddelerinde görülen doku reaksiyonları ve yan etkiler nedeniyle bu maddelerin uygulanması hemen hemen tamamıyla terk edilmiştir.

    Dolgu maddelerine artan büyük ilgi ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak daha uzun kalıcılığı olan daha az reaksiyon oluşturan ve daha fazla hacim oluşturan dolgu maddelerinin geliştirilmesinde son yıllarda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

    Dolgu maddeleri kaç tiptedir?

    Naturel dolgu maddeleri (kollajen ve hyaluronik asit)
    Otolog yağ
    Sıvı dolgu maddeleri (akrilamidler ve sıvı silikon)
    Abzorbe olmayan mikrosferler (polimetilmetakrilat)
    Partiküllü materyaller (kalsiyum hidroksilapatit)
    Kalıcı implantlar (politetrafloroetilen)
    Dolgu maddeleri içerisinde en yaygın olarak kullanılan ve en az komplikasyonu olanlardan birisi “Hyaluronik Asit” tir.

    Hyaluronik Asit (HA)

    Ülkemiz pazarında değişik isimlerle bulunan ve en yaygın olarak uygulanan dolgu maddesidir. Hyaluronik asit genç ve elastik cilt altı matriksin (dokusunun) normal yapısında bulunan bir maddedir. Vücutta ortalama 200 mg/kg oranında bulunur. 70 kg’lık bir yetişkinin vücudunda ortalama 14 g HA bulunur. Vücutta bağ dokusu ve deride bulunur. Su tutma kapasitesi yüksek bir maddedir ve hacim oluşturma, nemlendirme ve hücre çoğalması gibi önemli etkileri vardır. Yaşlanma ile deri ve eklemlerde HA kaybı olmaktadır. Uzun yıllardır eklem içi enjeksiyonlarla eklem hastalıklarında kullanılmaktadır.

    HA ilk olarak 1989 yılında hayvansal kaynaklı olarak üretilmiştir ancak yarılanma ömrünün 24 saatten az olduğu görülmüştür. Daha sonra bakteriyel kaynaklı üretimi yapılan HA’in çapraz bağlanma ile stabilize edilmesigerekmiştir. HA’in dolgu maddesi olarak değişik molekül büyüklüğünde preparatları üretilmiştir. Küçük molekül ağırlıklı preparatlar, ince kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla yüzeyel olarak uygulanırken, orta ve büyük molekül ağırlıklı olanlar daha derinlere uygulanarak derin kırışıklıkların doldurulmasında kullanılırlar.

    Rekombinant DNA teknolojisiyle ( yani özel genetik yöntemler kullanılarak) üretilen HA içeren dolgular yumuşak dokuların her yüzeyine uygulanabilirler. İstenmeyen yan etki oranı çok düşüktür ve hiçbir toksik yani zararlı etkisi yoktur. Burun ve yanak kenarında oluşan oluklarda, ağız kenarı çöküntülerinde, kaş arası kırışıklıklarda, dudakların dolgunlaştırılmasında, akne skarları ve kesi izlerinin düzeltilmesinde başarıyla kullanılmaktadırlar. HA enjeksiyonları 6-9 ay süre ile kalıcılığını devam ettirmektedir.

    HA uygulaması öncesi kremler ile anestezi kolaylıkla sağlanabilmektedir. Son yıllarda HA preparatlarının içerisine lokal anestezik eklenmesiyle enjeksiyon sırasındaki ağrı önlenebilmektedir.

    Kimyasal Soyma (peeling) İşlemi nedir?

    Genler çevre koşulları ve yaşam biçimlerinin kesişmesiyle deride ortaya çıkan leke ve ince çizgileri yok etmek ve daha genç göstermek için yapılan deriyi soyma işlemi (peeling)’nin geçmişi eski Mısırda Kleopatra’ya kadar uzanmaktadır. Günümüzde ise kimyasal yöntemlerle istenilen derinliğe kadar inilebilmektedir. Peelingler evde hastanın kendi kendine uygulayabileceği basit tiplerden ciddi bir operasyon titizliğinde yapılan derin peelinglere kadar geniş bir yelpaze içinde yer almaktadırlar.

    Peeling yaptırmadan önce bu konudaki temel kavramlar, peeling tipleri ve seçimi, olmasını hiç arzu etmediğimiz yan etkilerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

    Kimyasal soyma işlemi (peeling) deri üzerine bir ya da birden çok kimyasal (asidik ve bazik) ajanın uygulanması sonucu derinin bir kısmı üzerinde kontrollü bir hasar oluşturularak cildin daha genç ve daha sağlıklı bir görünüm kazanması sağlanır. Amaç, deri katmanlarında istenilen derinliğe kadar hasar oluşturmak ve onarım sırasında yara iyileşmesinin avantajlarından yararlanılarak deri üzerindeki istenmeyen lekeler, oluşumlar ve ince kırışıklıkların tedavisini sağlamaktır. Yara iyileşirken epidermal onarım ve yeni dermal bağ dokusunun oluşması ile deride daha genç bir görünüm oluşmaktadır.

    Kimyasal peeling, peeling çözeltisinin hasar derinliğine göre; çok yüzeysel, yüzeysel, orta ve derin olarak sınıflandırılır.

    İşlemin sonucu; farklı çözeltilerde farklı olmak üzere, kullanılan çözeltinin derişimine yani konsantrasyonuna, asitlik değerine, ciltte kalma süresine, uygulama tekniğine, uygulanan bölgeye, kullanılan asidin uygulanan kat sayısına, cildin önceden hazırlanmasına, cilt tipi gibi bazı faktörlere göre değişir.

    Bir kimyasal çözelti, aynı konsantrasyonda farklı kişilerde, farklı şartlarda farklı derinliklerde peelinge neden olabilir. İşlem sırasında ve sonrasında hastanın uyumu, iyileşme süreci, komplikasyon gelişme oranı ve sonuçları kimyasal peelingin derinliğine göre değişir.

    Başarılı bir kimyasal peeling işleminde; uygun hasta seçimi, peeling çözeltisinin özellikleri, uygulama tekniği, uygulayan hekimin deneyimi gibi pek çok faktörün etkisi vardır.

    İdeal sonuçlar için uygun hasta seçimi önemlidir. İşlemin öncesi, hastaların genel sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, sigara kullanımı, geçirilmiş kozmetik işlemler, herpes denen virüs infeksiyonları, keloid yani aşırı kalınlaşmış yara izi oluşumu sorgulanmalıdır. Deri tipi (kronolojik (zamana bağlı) ve fotoyaşlanma açısından) değerlendirilmeli ve derecelendirilmelidir. Hastanın yaşam tarzı ve beklentileri iyi değerlendirilmeli; uygulanacak işlem, uygulama sırasında oluşabilecek tüm olasılıklar, işlem sonrasında uyması gerekenler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.

    Dermatolojide Lazer ve Işık Sistemleri

    “Laser” kelimesi Light Amplification by the Stimulated Emission of Radiation (uyarılmış radyasyon yoğunlaşması ile güçlendirilmiş ışık) ifadesinin baş harflerinden oluşmaktadır. Uyarılmış ışığın emilimi teorisini ilk kez 1917 yılında Albert Einstein kuantum teorisinin bir parçası olarak ortaya koymuştur. Bu teoriden yaklaşık 40 yıl sonra bilim adamları bu görüş doğrultusunda lazeri geliştirmişlerdir.

    Theodore Maiman, 1959 yılında ilk kırmızı renkli lazer olan ruby lazeri geliştirmiştir. Daha sonra 1961’de Johnson tarafından Nedymium : Yytrium-Aluminum-Garnet (Nd-YAG) lazer, 1962’de Bennet tarafından Argon lazer ve 1964’te Patel tarafından CO2 lazer geliştirilmiştir.

    Lazer sisteminde ışık kaynağından çıkan ışın belli bir kavitede-oyukta biriktirilip güçlendirilerek belli bir noktaya yönlendirilir. Lazer ışığı tek yönlü tek fazlı, tek renkli dağılmaksızın birbirine paralel yol alan bir ışıktır.

    Lazer ışığı dokuda seçici olarak emildiğinde ışının enerjisi ısıya dönüşür ve etki sağlar.

    Lazerin Dermatolojide Kullanım Alanları nelerdir?

    Vasküler (damar kaynaklı) yapıların tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku damar duvarıdır. Damar genişlemesi ve çoğalması sonucu ortaya çıkan, bazen doğumsal olan pembe-kırmızı-mor renkli lekelerin tedavisinde kullanılır. Argon lazer, argon kaynaklı ayarlanabilir lazer, bakır buharlı / bromid lazer, Nd:YAG lazer, KTP lazer, kripton lazer ve pulsed dye lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Pigmente (koyu kahve renkli) lekelerin tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku deriye renk veren melanin maddesidir. KTP lazer, Q-anahtarlı alexandrite ve diod lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Dövme tedavisinde lazer: Mavi ve siyah renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı Nd-YAG lazer; yeşil renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı alexandrite lazer, kırmızı renkli dövmelerde KTP, pulsed dye lazer ve Nd:YAG lazer kullanılmaktadır.

    Epilasyonda lazer: Bu işlemde hedef kıla renk veren melanin maddesidir. Kıl büyüme döngüsünün bir fazında çevreye göre daha fazla melanin içerir. Bu dönemde uygulanan lazer kılın yanmasını sağlar. Alexandrite, diod ve Nd:YAG lazerler ve IPL bu amaçla kullanılan başlıca lazerlerdir. Deri rengi, tipi ve kıl yapısına göre lazer seçilmelidir. Her birinin etkili olduğu kıl tipi farklıdır.

    Deri yenilemede lazer: Yaşlı cildin tedavisi temel olarak cildin dış 200 mm’lik kısmının tedavisini içerir. Bu amaçla cildi soymak için ablatif CO2 ve Er:YAG lazerler kullanılır. Cildin üst tabakaları uzaklaştırılarak derinin yeniden oluşmasını sağlamak yoluyla etkilidirler. Cilt soyulmadan kollajenaz ve fibroplazinin uyarıldığı uygulamalarda Mid-IR Nd:YAG lazer, Mir-IR diod lazer, Er:Glass lazer, Q-anahtarlı Nd:YAG lazer, IPL ve radyo-frekans kullanılır. Bunlar bazı enzimleri uyararak cildi canlandırır.

    Lazere kim karar verir ve kim uygulamalıdır?

    Lazerler kullanımı uzmanlık gerektiren cihazlardır. Dermatoloji ve Plastik Cerrahi uzmanları bu yapıları en iyi tanıyan uzmanlardır. Uygun lazeri seçmek ve uygulamak basit bir işlem değildir. Uygulamanın doktor dışında bir kişi tarafından yapılması ise kabul edilemez.

    Lazerlerin yanlış seçimi ve kullanımıyla tedavisi mümkün olmayan yan etkiler (yanıklar, izler ve lekeler) gelişebilmektedir.

    KAYNAKLAR

    İlter N, Adışen E. Kimyasal Peelingde Hasta Seçimi ve Bilgilendirme. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 5-11.

    Eken A. Kimyasal peeling için temel kavramlar ve yasal durumlar. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 1-4.

    Çerkeş N. Dolgu Maddeleri ve Uygulamaları. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2008; 1(4): 29-35.

    Yavuzer R.Yüz şekillendirilmesinde botulinum toksin A’nın rolü.Türkiye Klinikleri J İnt Med Sci 2007,3(39) :7-18.

    Scott A,Rosenbaum A,Collins C.Pharmacologic weakening of extraocular muscles.Invest Ophtalmol 1973,12:924-7.

    Klein AW.Complications with the use of botulinum toxin.Dermatol Clin 2004;22:197-205.

    Huang W, Foster JA,Rogachefsky AS.Phamacology of botulinum toxin.J Am Acad Dermatol 2000;43:249-59.

    Matarasso SL, Carruthers JD, Jewell ML. Consensus recommendations for soft-tissue augmentation with nonanimal stabilized hyaluronic acid (Restylane). Supplement to Plast Reconstr Surg 2006;117:3.

    Rohrich RJ, Rios JL, Fagien S. Role of new fillers in facial rejuvenation: a cautious outlook. Plast Reconstr Surg 2003;112(7):1899-902.

    Rohrich RJ. Introduction to the Restylane Consensus Statement. Plast Reconstr Surg 2006;117:1.

    Biesman B. Soft Tissue Augmentation Using Restylane. Facial Plast Surg 2004; 20: 171.

    Sclafani AP. Soft Tissue Fillers for Management of the Aging Perioral Complex. Facial Plast Surg 2005; 21: 74.

    Born T. Hyaluronic Acids. Clin Plast Surg 2006; 33: 525.

    Jacovella PF. Calcium Hydroxylapatite Facial Filler (Radiesse): Indications, Technique, and Results. Clin Plast Surg 2006; 33: 511.

    Sherman RN. Sculptra: The New Three Dimentional Filler. Clin Plast Surg 2006; 33: 539.

    Lemperle G, Romano JJ, Busso M.Soft Tissue Augmentation with Artecoll: 10 year history, indications, techniques, and complications. Dermatolog Surg 2003; 29(6): 573-587.

    Lemperle G, De Fazio S, Nicolau P. ArteFill: A Third-Generation Permanent Dermal Filler and Tissue Stimulator. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 551-565.

    Baumann L. Collagen-containing fillers: alone and in combination. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 587-596.

    Jansen DA, Gravier MH. Soft Tissue Substitutes in Perioral Augmentation. Semin Plast Surg 2003; 17: 181.

    Okano Y, Abe Y, Masaki H, et al. Biological effects of glycolic acid on dermal matrix metabolism by dermal fibroblasts and epidermal keratinocytes. Exp Dermatol 2003; 12(Suppl 2): 57-63.

    Glogau RM. Chemical peeling and aging skin. J Geriatr Dermatol 1991; 2: 30-35.

    Briden ME. Alpha-hydroxyacid chemical peeling agents: case studies and rationale for safe and effective use. Cutis 2004; 73 (2 Suppl): 18-24.

    Khunger N, Sarkar R, Jain RK. Tretinoin peels versus glycolic acid peels in the treatment of Melasma in dark-skinned patients. Dermatol Surg 2004; 30(5): 756-760.

    Sharquie KE, Al-Tikreety MM, Al-Mashhadani SA. Lactic acid as a new therapeutic peeling agent in melasma. Dermatol Surg 2005; 31(2): 149-154.

    Ditre CM. Glycolic acid peels. Dermatol Therapy 2000; 13: 165-172.

    Hevia O, Nemeth AJ, Taylor RJ. Tretinoin accelerates healing after trichloroacetic acid peel. Arch Dermatol 1991; 127(5): 678-682.

    Oram Y. Dermatoloji’de Cerrahi. Tüzün Y, Gürer MA, Serdaroğlu S, Oğuz O, Aksungur V, editörler. Dermatoloji, Cilt 2, İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri; 2008, p.2259-2322.

    Öztürk S. Laser Treatments in Plastic Surgery. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol-Special Topics 2008; 1: 15-24.

    Maiman T. Stimulated optical radiation in ruby. Nature 1960; 187: 493-494.

    Johnson LF. Optical laser characteristics of rare-earth ions in crystals. J Appl Physiol 1961; 34: 897-909.

    Ergenekon G, Aybey B. Son gelişmeler ışığı altında dermatolojide lazer. Türkderm 2001; 35: 152-164.

    Rossi A, Jurassich S, Bozzi M, Villano PA, Vozza A. Argon laser in dermatology: indications suggested by a 4-year experience. G Ital Dermatol Venereol 1990; 125: 439-443.

    Özcanlı Ç, Başak PY. Laser and use in dermatology. Türkiye Klinikleri J Med Sci 2002; 22: 620-629.

  • Lazerle kılcal varis tedavisi

    Varis, toplar damarların genişlemesi, uzaması, kıvrılması ve damar duvarının incelmesidir. Toplardamarlar, atardamarlarla ekstremilere gelen kanı kalbe götüren damarlardır. Bu damarlar kanı taşırken içindeki kapakçıklar sayesinde kanın geriye kaçışı ve göllenmesi önlenmiş olur. Varisin en önemli sebebi bu kapakçıkların bozulmasıyla kalbe dönen kanın yerçekimi etkisiyle damarlara basınç yapmasıdır. İkinci sıklıktaki sebebi yüzeyel toplardamarlardaki kanı, derin toplardamarlara taşıyan birleştirici (kominican) damarların yetersizliğine bağlı olarak artan damar basıncıdır.

    Kılcal varisler basıncın en fazla etkisinin görüldüğü bacaklarda, bazen de yüzde görülmekle beraber vücudun her yerinde görülebilir.

    Kılcal Damar Varislerinin Nedenleri Nedir?

    · Genetik olarak ven damarlarındaki zayıflık ve kapakçıklardaki yetmezlik

    · Uzun süre ayakta kalmak

    · Doğum kontrol hapları kullanmak

    · Hamilelik

    · Yaş artışı ile birlikte damar yapısının bozulmasına bağlı olarak

    Kılcal varislerin en etkin şekilde tedavi yöntemlerinden birisi lazer ile tedavidir. Son yıllarda lazer tedavileri çok büyük aşama kaydetmiştir. Lazer tedavilerinde yan etki çok azdır ve tedaviden hemen sonra kişi günlük aktivitelerine dönebilmektedir.

    Lazer tedavisine başlamadan önce kalp damar cerrahisinde büyük toplardamarda bir dolaşım probleminin olup olmadığının kontrol edilmesinde fayda vardır.

    Lazer Tedavisi Hangi Damarlarda Daha Etkindir?

    Bacak damarlarında ,özellikle mavi -kırmızı renkli damarlarda uygulanır. Ayrıca yüzde, yanak ve burun kenarlarındaki genişlemiş, kalınlaşmış, kıvrımlaşmış telenjiektazi denilen damarlarda ve vücuttaki kırmızı renkli benlerin (cherry angiom) de tedavisinde etkindir.

    Kimler Lazer Tedavisinden Faydalanabilir?

    Kadın, erkek ve hatta çocuklarda lazer tedavisi mümkündür. Koyu tenli ve açık tenli kimselere uygulanabilir. Tıbbi olarak uygun olup olmadığı uzman doktorlarca değerlendirildiği için en sağlıklı şekilde yapılır. Kanama bozukluğu, epilepsi, kalp pili taşıyan hastalar ve gebelere uygulanmaz.

    Lazer ile Varis Nasıl Tedavi edilir?

    Lazer ışık enerjisini damar içine yollar. 70-90 dereceye kadar ısınan damar duvarı ve içindeki kan hücreleri tahrip olur ve vücut tarafından taşınarak yok edilir. Bu işlem sırasında çevre dokular zarar görmez. Uygulanan kılcal varis kalıcı olarak tedavi edilmiş olur.

    Tedavi Nekadar Sürer?

    Ortalama 15-45dk arasında değişmekle beraber tedavi edilen damar sayısına ve bulunduğu yere göre süre değişir.

    Kaç Seans Uygulanır?

    Genellikle hastalar tek bir tedavide elde edilen sonuçları yeterli bulmaktadırlar. Fakat en iyi sonuçlar için birden fazla tedavi gerekmektedir. Seans sayısı tedavi edilen damar sayısına, rengine ve büyüklüğüne bağlıdır.

    Seans Araları Nekadar Olmalıdır?

    Genellikle 3-4 haftalık zaman dilimlerinde uygulanır.

    Tedavi Can Acıtır Mı?

    Hastalar genellikle enerji verildiği sırada, batmaya ya da lastik çarpmasına benzer bir duygu hissederler. Çoğu durumda lokal anestezi ve ağrı kesici ilaçlara gerek duyulmaz. Ancak bazı hastalar lokal anestezi kullanılmasını rahatlatıcı bulmakta ve tercih edebilmektedir. Tedavi sonrasında acı en az seviyede veya yoktur.

    Tedaviden Sonra Ne Olur?

    Biraz kızarıklık veya morarma oluşabilir. Özellikle kalın damarlar tedavi edildiğinde bronz veya kahverengimsi bir pigment birkaç hafta veya ay boyunca kalabilir. Bacak damarlarının tedavisinden sonra hastalara damarları basınç altında tutmak için destek çorapları giymeleri tavsiye edilebilir.

    Tedavinin Kesin Sonucu Nezaman Ortaya Çıkar?

    Hastaların çoğunda tedaviyi takiben 2-6 hafta sonra büyük ölçüde gelişim görülür. Fakat tam sonuçların görülebilmesi için bazen birkaç ay geçmeside gerekebilir. Bazı yüzeysel damarlarda ise hemen tedavi sırasında sonuç görülebilir.

    Tedavi Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Hastaların tedaviden hemen sonra genellikle normal aktivitelerine dönmelerine izin verilir. Ancak önerilen tedavi sonrası 24 saat içinde yorucu egzersizelerden, aşırı aktivitelerden kaçınmaktır. Bacak tedavilerinde sıcak banyodan kaçınılmalı, güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu kullanılmalıdır.

    Her mevsimde Uygulanabilir mi?

    Tedavi sonrası güneşle etkileşmesi kalıcı lekelere neden olabileceğinden, güneşin yoğun olduğu yaz aylarında uygulama yapılmamalıdır.

  • Göz altı morlukları

    Göz altlarının morarması yorgun ve uykusuz kalmış bir görünüme neden olur. Göz altı morluklarını tedavi etmeden önce bu morlukların nedenini tespit etmek gerekir.

    Göz altında genetik olarak mevcut olan pigment hücrelerinin fazlalığına bağlı olarak gelişen koyuluk,

    Göz altındaki elastik ve kollajen liflerin azalmasına ve dolaşım bozukluğuna bağlı olarak gelişen koyuluk,

    Dengesiz tek yönlü beslenme, uykusuzluk, stres, alerjik hastalıklar, fazla güneşlenme.

    Oluşan nedene yönelik olarak tedavi de farklılık gösterir. Başlıca tedaviler;

    Göz çevresi kimyasal peelingleri

    Göz altı ışık dolgusu – Redensty 2

    PRP

    Lazer uygulamaları → Fraksiyonel Lazer, Er-bium yag fraksiyonel lazer, CO2 fraksiyonel lazer, pulse dye lazer,Q switched Nd yag lazer.

    K, E, C vitamini, retinol- glikolik asit, peptid içeren göz çevresi kremleri.