Etiket: Kuru

  • Sjögren sendromu’nda tedavi

    Sjögren sendromu’nda tedavi

    Göz Şikayetleri

    Gözden yanma, batma, kuruma, rahatsızlık hissi, kızarıklık, hassasiyet varsa:

    Gün içinde birçok kez kullanılacak, suni gözyaşı damlaları

    Günde 6 defadan daha fazla kullanmaya ihtiyaç duyuyorsanız koruyucu-katkı maddesi içermeyen damlalar kullanmaya dikkat ediniz, zira bu maddelerin kendileri de rahatsızlık hissi, kuruluk ve hassasiyet yaratabilirler.

    Gözlerde kuruluk çok fazla ve ileri düzeydeyse gece yatarken merhem kullanmanız gerekebilir.

    Göz salgılarında koyulaşma-yoğunlaşma nedeniyle yapışıklık varsa:

    Mukus salgısını inceltip sulandıran göz damlaları rahatlama sağlayabilir.

    Gece boyu gözlerde kuruma ve sabah uyanınca rahatsızlık varsa parafin bazlı göz merhemleri kullanılabilir.

    Bazı durumlarda göz hekimi, punktal tıkama uygulanmasını önerebilir. Bu, şu demektir: alt göz kapaklarının burna yakın iç bölümlerinde gözyaşının boşaltılmasını sağlayan kanallar ve bu kanalların delikleri yer alır. Bu delikleri tıkamayı sağlayan küçük ince tıkaçların uygulanması veya benzer görevi görecek gözyaşının akışını azaltan ilaç uygulamaları yapılmasıdır. Genellikle başta geçici tıkaçlar denenir ve bunlar işe yarıyorsa kalıcı tıkaç uygulaması yapılabilir. Eğer halen kuruluk varsa, kalıcı olarak punktum koterizasyonu uygulanabilir.

    Ağız Boğaz Şikayetleri

    Ağız kuruluğu için:

    Yapay tükürük preparatları işe yarayabilir, ancak ne yazık ki bu ürünleri Türkiye’de temin etmek genelde mümkün olmamaktadır.

    Dişlere zarar vermeyecek ağız spreyleri kullanılabilir.

    Azalmış olmakla birlikte halen tükürük salgısı var ise, tükürük bezlerini uyararak etki eden ilaçlar uygulanabilir. Bu ilaçlar yan etki olarak, terleme, ateş basması, barsak alışkanlıklarında değişiklik ve sık idrara çıkma ihtiyacı doğurabilir. Zamanla yan etkiler azalır ancak başlangıçta düşük dozla başlayıp zamanla ilacın dozunu arttırmak da yan etkileri azaltan bir başka seçenektir. Ancak yine de olası yan etkileri nedeniyle ancak ciddi ağız kuruluğu durumlarında gündeme gelir.

    Ağız kuruluğu ciddi derecede ise ve kuru öksürük, mantar enfeksiyonu gibi başka sorunlara yol açıyorsa mantar tedavisi için ilaç kullanımı da gerekebilir.

    Alkol barındırmayan ağız çalkalama preparatları, şekersiz sakız vb diğer yardımcı preparatlar da ağız kuruluğuna bağlı artmış çürük riskini azaltabilirler.

    Ağız ülserleri için:

    Doktorunuzun reçete edeceği ülserlere yönelik merhem, ağız yıkama solüsyonları veya spreyleri kullanılabilir.

    Alternatif olarak bir çay kaşığı tuz, bir çay kaşığı bikarbonat ve 1 litre suyu karıştırıp elde edeceğiniz sıvı, gargara olarak kullanılabilir.

    Eğer tükürük bezlerinizde ağrı varsa, doktorunuza mutlaka haber verin, enfeksiyon açısından değerlendirmesi gerekebilir. Ağrı var ancak enfeksiyon yoksa kortizon bazlı ilaçlar kullanılması gerekebilir.

    Diğer şikayetler:

    Eklem ağrısı, hassas veya acıyan alanlar varsa: Basit ağrı kesiciler işe yarayabilir. Ancak eklemlerde iltihabi süreç varsa kas içine kortizon uygulaması veya ağız yoluyla benzer ilaçların kullanımı kısa sürede rahatlık sağlayabilecektir. 6 ay veya daha uzun süreli tedaviler ise mutlaka romatoloji uzmanınca etraflıca düzenlenmelidir.

    Aşırı yorgunluk, bitkinlik, uykuya meyil, konsantrasyon güçlüğü varsa: tiroid bezinizin çalışması ve olası Çölyak Hastalığı’nın değerlendirilmesi için kan tahlili gerekebilir. Kinin grubundan bir ilaç olan “Hidroksiklorokin” yorgunluk ve eklem ağrısına iyi gelebilir. Egzersiz ve günlük yaşam düzenlemeleri ek fayda sağlayabilir.

    Ateş: doktorunuz, tiroid sorunları, enfeksiyon, lenfoma gibi daha ciddi sorunları araştırmak isteyebilir.

    Raynaud Fenomeni: yine kan damarlarının genişlemesini sağlayan ve kan akımını bu yolla arttıran ilaçlar kullanılması gerekebilir.

    Migren benzeri baş ağrıları: ağrı kesici ve migrene özel ilaçlar oldukça faydalıdır.

    Karın ağrısı, hassas kolon sendromu: spazm çözücü ilaçlar işe yarabilir, barsak alışkanlığını düzenleyebilir.

    Menapoz şikayetlerinde artış: hormon yerine koyma tedavisi kullanılabilir ancak önemli yan etkileri mutlaka göz önüne almak gerekir.

    * Hastalığa bağlı başka daha ciddi şikayetler varsa veya periferik sinir sistemi etkilenmiş ise diğer ilaçların da zaman zaman gündeme gelmesi olasıdır.

    Ciddi, ilerleyici hastalığı olan kişilerde yüksek doz kortizon ve siklofosfamid gibi bağışıklık baskılayıcı (immunsupresif) ilaçlar gündeme gelebilir. Sinir kökenli ağrılar için gabapentin veya pregabalin grubu ilaçların kullanılmasına ihtiyaç doğabilir.

    Bağışıklık sistemindeki B hücrelerini hedef alan rituximab, bağışıklık baskılayıcı azathioprine veya mycophenolate gibi ilaçlar da kimi Sjögren Sendrom’lu hastada yarar sağlayabilir. Ancak hastalık genelde ağız ve gözlerle sınırlı kaldığından çoğu hastada bu ilaçlara hiç gerek kalmamaktadır.

    Hafif düzeyli karaciğer bozukluğu sık değildir ve yüksek olasılıkla bir tedaviye gerek duyulmaz ancak düzenli kontroller ihmal edilmemelidir. Eğer karaciğerde safra yollarını etkileyen “primer bilier siroz” adı verilen bir tablo gelişecek olursa, bu durumda özel tedavi gerekebilir.

    Primer Sjögren Sendromu olan hastalarda Çölyak Hastalığı (gluten intoleransı) ve hipotiroidizm (tiroid hormonlarının yetmemesi) sıklıkla gelişebilir dolayısıyla bu açıdan da kontrol edilmeleri gerekir.

    Nadiren, akciğerlerde fibrosis denen bir durum gelişebilir ve bu durum kendisini, nefes açlığı, nefes darlığı, kuru öksürük ve göğüs ağrısı olarak gösterebilir. Fibrosis durumunun uzman hekimce değerlendirilmesi şarttır.

  • Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren Sendromu (SS), bir hastalıktır. Normalde bağışıklık sistemi, vücuda yabancı bakteriler, mikroplar ve diğer etkenlere karşı harekete geçip saldırırken, otoimmün bir hastalık olan SS’nda kendi dokularına saldırmaya başlar. Bu dokular arasında en başta tükürük bezleri ve gözyaşı bezleri yer alır. Böylece kuru göz ve kuru ağız şikayetleri ortaya çıkar. Vücudun diğer bölgeleri de bu saldırıdan etkilenebilir. Sonuç olarak etkilenen bölgeye bağlı olacak şekilde cilt kuruluğu, burun, ağız ve solunum yolları kuruluğu, göz kuruluğu, vajina kuruluğu, sindirim sistemi kuruluğu ortaya çıkar.

    Sjögren Sendromu tek başına bir hastalık olarak görülebilir (bu durumda primer-birincil Sjögren Sendromu adını alır) veya diğer romatolojik hastalıklara eşlik edebilir (bu durumda da sekonder-ikincil Sjögren Sendromu denir). Sıklıkla eşlik edebildiği romatolojik hastalıklar arasında Romatoid Artrit, Lupus veya Skleroderma sayılabilir.

    En sık görülen semptomlar ağız kuruluğu ve/veya göz kuruluğu, yorgunluk ve ağrıdır. Çoğu hastada başka semptom görülmez. Ancak semptomların çeşitliliği ve şiddeti, kişiden kişiye oldukça fazla farklılık gösterebilir.

    Göz Sorunları:

    Gözlerinizde yanma, batma, kuruluk, hassasiyet hissedebilirsiniz. Kimi hastalar kuvvetli ışıkta rahatsızlık duyabilirler. Bazılarında ise gözlerde yapışkan bir his varmışçasına bir şikayet yaşanabilir.

    Ağız ve Boğaz Sorunları:

    Ağız kuruluğu ve buna bağlı ağız yaraları-ülserleri olabilir. Kuruluk kendisi ağızda-boğazda yapışkan bir duygu olarak hissettirebilir. Yutkunma zorluğu yaşanabilir ve kimi hastalarda tat algısında değişiklik olabilir. Ses kısıklığı, konuşma süresi uzadıkça ses çıkarmada zorlanma yani seste yorulma, kuru öksürük de bulunabilir.

    Nadiren ağız ve boğaz kuruluğu mantar enfeksiyonlarına, kötü kokulu nefese, ağızda kötü tat varlığına ve artmış diş çürüklerine sebep olabilir. Tükürük bezlerinde büyüme ve ağrı eşlik edebilir.

    Aşırı Yorgunluk-Tükenmişlik:

    Aşırı yorgunluk sıklıkla bulunan şikayetlerdendir ve iyi bir gece uykusundan sonra geçen bir yorgunluk değildir. Bazı hastalarda çökkünlük ve hatta depresyon gözlenebilir.

    Ağrı ve Acılar:

    Eklemlerde iltihabi sürece bağlı şişme ve ağrı bulunabilir. Bazı hastalarda ise yaygın bir ağrı duygusu veya vücudun belli bölgelerinde hassasiyet şeklinde şikayetler olabilir. Ancak eklem problemleri örneğin bir Romatoid Artrit hastalığı gibi hastalıklara kıyasla çok daha hafiftir.

    Diğer şikayetler:

    Vücudun diğer bölgeleri de normale göre daha kuru olabilir. Örneğin:

    Sindirim kanalında kuruluk lokmaları yutmada zorluğa yol açabilir

    Barsaklarda kuruluk “hassas barsak sendromu”na benzer şikayetlere örneğin karın ağrısına sebep olabilir.

    Vajinal kuruluk cinsel ilişki sırasında acı hissetmeye yol açabilir

    Cilt kuruluğu kendisini kaşıntı veya güçlü güneş ışığına hassasiyet olarak gösterebilir.

    Hava yollarındaki kurulukta duman ve toza karşı artmış aşırı hassasiyet gözlenebilir.

    Sjögren Sendromu ile ilgisi olabilecek diğer şikayetler:

    Ateş

    Soğukta moraran parmaklar (Raynaud Fenomeni)

    Migren benzeri baş ağrıları

    Boyun, koltukaltı ve kasıkta lenf bezlerinde büyüme

    Menapozal şikayetlerde artma, alevlenme

    Sinir sistemi şikayetleri örneğin güçsüzlük, hissizlik, keçeleşme

    Damarlarda iltihabi durum (vaskülit)

    Bacakların alt bölümlerinde mor renkli deri döküntüleri (purpura)

    Göğüs ağrısı (plörezi kaynaklı), nefes darlığı, nefes açlığı

    Karaciğer ve böbrek sorunları

  • Karakışla gelen hastalıklara kapınızı kapatın

    Kış soğuklarının kendisini bütün şiddeti ile göstermeye başladığı bu dönemde hastalıklarda da artış yaşanıyor. Soğuk havalara karşı tedbir almamak kalpten cilde, gözlerden iç organlara kadar genel sağlığımızı olumsuz etkiliyor.

    Kışın sofranızı C, A ve E vitamini açısından zengin besinlerle donatın

    Kış aylarında sık görülen grip, nezle ve bronşit gibi kış hastalıklarından korunmak için bağışıklık sistemi güçlendirilmelidir. Güçlü metabolizmanın temelinde ise yeterli ve dengeli beslenme yatar. Beslenmede C vitaminine özel yer verilmelidir. Bu vitamin; yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinlerde bol miktarda bulunur. Bir diğer önemli antioksidan olan E vitamininin en zengin kaynakları; fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve tahin gibi besinlerdir. A vitamini de güçlü bir antioksidandır. Yumurta, süt, balık, ıspanak, portakal, havuç, yeşilbiber, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze-meyvelerde bulunur. Haftada 2-3 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagiller tüketilmelidir. Öğünlerde yoğurt, ayran veya kefire mutlaka yer verilmelidir. Gün içinde bol su tüketmeye özen gösterilmelidir.

    Soğuk algınlığına yakalandıysanız…

    Soğuk algınlığı durumunda dinlenmek ve sağlıklı beslenmek çok önemlidir. Çay ve kahve yerine kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi bitki çayları tüketilmelidir. Bunların vücuda etkilerini tam olarak gösterebilmesi için, tüketilecek bitkilerin mutlaka doğal kurutulmuş olmasına ve çay haline getirirken de demlenme sürelerine özen gösterilmelidir. C vitamini başta olmak üzere her öğünde düzenli olarak sebze ve meyve tüketilmelidir. Çorba gibi sıvı ağırlıklı besinler tercih edilerek, vücuttan toksik maddelerin uzaklaştırılması için bol su tüketimine özen gösterilmelidir.

    Şikayetler uzun sürdüğü takdirde mutlaka doktora başvurulmalıdır.

    Kalp krizi riski kış aylarında 3 kat artıyor

    Soğuk havanın kalp üzerinde doğrudan etkisi vardır. Bu nedenle kalp hastaları, soğuk havalarda sağlığına dikkat etmesi gereken grubun başında gelmektedir. Mümkünse yaşam şekli, mevsim şartlarına göre planlanmalıdır. Çünkü kalp krizi riski kış aylarında ciddi oranda artmaktadır. Bunun nedeni soğuk havanın uyardığı damarlardaki büzülme ve kışın hareketin azalmasıdır. Soğuk hava, kalp hastası olmayan kişilerde bile göğüs ağrısına neden olabilir. Bunun için mevsime uygun giyinilmeli, ilaç düzeni kış şartlarına göre ayarlanmalı, fiziksel aktiviteleri hmal edilmemelidir. Soğuk havalarda göğüs ağrısı ve kalple ilgili şikayetler görüldüğünde mutalak bir kardiyoloji uzmanına gidilmelidir.

    Kış aylarında artan yüz felci vakalarına dikkat!

    Soğuk havaya maruz kalma, yutaktaki yapıları etkileyip, herpes virüsünü aktifleştirebilir. Bunun sonucunda yüz felci gelişir. Yüzün bir tarafında kaş kaldırma, göz kapatma ve ağız büzme hareketlerini yapamamak ilk belirtilerdir. Genç ve orta yaşlı yetişkinlerde daha sık görülür. Yüz felcinden kısmen korunmak mümkündür. Nemli yüz ve ıslak saçla sokağa çıkılmamalıdır. Açık alanda soğuk havaya uzun süre maruz kalınmamalı, soğuk havada açık pencereli bir arabada seyahat edilmemelidir. Kışın kaşkol kullanmayı alışkanlık edinmek önemlidir.

    Soğuk havalar göz hastalıklarına zemin hazırlıyor

    Kış aylarında en sık yaşanan rahatsızlıklardan biri de kırmızı göz hastalığıdır. Soğuk hava ve rüzgar kişinin yüzüne çarptığında gözde batma, yanma ve kaşıntı olabilir. Sabah uyanıldığında gözde çapaklanma sorunu yaşanıyorsa gözde kuruluk olabilir. Bu, tedavisi olan ancak ciddi bir hastalıktır. Bu nedenle; rüzgarlı havada dışarı çıkarken gözlerin etrafını saran gözlükler takmak uygun olacaktır. Belirli aralıklarla bilinçli olarak göz kırpmak önemlidir. Klima ve saç kurutma makinesi gibi cihazların gözlere direkt hava üflemesinden kaçınılmalıdır.

    Soğuk ve rüzgarlı hava cildinizi kurutmasın

    Kuruluk, kızarıklık, pullanma ve kaşıntı kış aylarında sık görülen cilt şikayetlerinin başında yer almaktadır. Çevresel koşullara bağlı gelişen bu şikayetleri, alınacak bazı basit önlemlerle engellemek mümkündür. Cilt doğru şekilde nemlendirilmeli, kış aylarında da güneş koruyucu kullanılmalı, bol sıvı alınmalı ve taze meyve-sebze tüketilmelidir.

  • 0-3 aylik bebeklerde beslenme

    Bebeklerde beslenme

    Yeni doğan bebek için en ideal beslenme anne sütüdür. Bu nedenle 4-6 ay süre ile bebeğe sadece anne sütü veriniz. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa sürede artacaktır. Kendinizi rahat bırakarak sadece bebeğinizle bütünleşerek emzirin.

    Doğumdan hemen sonra anne memesinden gelen süt normal anne sütünden farklıdır. Emzirmenin başladığı ilk günlerde göğüsten kolostrum denilen sarımsı bir sıvı gelir. Bağışıklık sağlayan maddeler açısından çok zengin olan bu sıvı bebeğinizi çeşitli bulaşıcı hastalıklardan korur. Ayrıca hafif bir ishal etkisi yaparak bebeğin barsaklarından boşalmasına ve sütü sindirmeye hazır duruma gelmesine yardımcı olur. İlk birkaç gün bebeğiniz beslenmek için kolostrum dışında hiçbir şeye gereksinim duymaz. Zamanla bu sarımsı sıvının yerini olgunlaşmış süt olarak bilinen beyaz süt alır.

    ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI

    Anne sütü her zaman temizdir, mikropsuzdur.

    Anne sütü daima hazırdır, ekonomiktir.

    Anne sütü bebekle anne arasında sevgi bağı kurulmasını sağlar.

    Anne sütü en doğal ve en taze besindir.

    Anne sütünün sindirimi kolaydır.

    Anne sütünün alerjik özelliği yoktur.

    Bebeği hastalıklara karşı koruyucu bağışıklık maddeleri içerir(ishal, orta kulak enfeksiyonu vb.).

    Annede meme kanseri görülme riskini azaltır.

    BEBEKLERDE D-VİTAMİNİ DESTEĞİ

    Bebek için en ideal besin anne sütüdür,ancak anne sütü alan bebekler e doğumdan kısa süre sonra D vitamini desteği vermek gerekmektedir.Her ne kadar mama alan bebekler mamadan Vitamin D desteği alsada çalışmalar bunun yeterli olamayabileceğini göstermektedir.Sonuç olarak eğer bebek günde 1 litreden daha az mama tüketiyorsa onlarada D Vitamini desteği verilmelidir .Günlük ihtiyaç 400 ıu dir. 25/03/2010

    ANNE SÜTÜNÜN TOPLANIP DEPOLANMASI

    Ellerinizi sabun ve su ile iyice yıkayınız.

    Sağma cihazları sıcak sabunlu suda iyice yıkanmalı, durulanmalı ve açık havada kurutulmalıdır. Bulaşık makinesinde yıkamakta yeterli olacaktır.

    Sütü depolamak için özel olarak üretilmiş saklama kapları kullanınız.

    Eğer sağılmış sütü 24 saat içinde kullanacaksanız dondurmayınız.

    Dondurulmuş süt deep freez de 3-6 ay özelliğini korur,ancak unutmayınızki depolama anne sütündeki yağların parçalanmasına neden olabilir ,bu nedenle her nekadar 3-6 ay diyorsakta siz mümkünse 3 ay saklamayı tercih ediniz.

    Depolama kapları üzerine tarih ve saat koymayı unutmayınız.

    Donmuş süt üzerine yeni sağdığınız sütü eklemeyiniz

    Donmuş sütü buzdolabında veya ılık su dolu bir kap için de bekleterek çözebilirsiniz.

    Çözmek için mikrodalga fırın kullanmayınız ,mikrodalga eşit ısıtma yapmaz ve bazı partiküller az ısınırken bazısı çok aşırı ısınıp yanıklara neden olabilir,ayrıca önemli protein ve vitaminlerin ölmesine yol açabilir.

    Buzdolabında çözülmüş süt 24 saat içinde kullanılmalıdır.

    Çözülmüş sütü tekrar dondurmayınız.

    Çözdükten sonra bebek sütün tamamını bitirmez ise daha sonra beslemek için saklamayınız,atınız.

    EMZİKLİ LOĞUSA BESLENMESİ

    Eski vücut ağırlığına dönmek için acele edilmemeli(6 ay veya daha fazla sürebilir).

    Unlu, şekerli ve yağlı besinleri aşırı tüketmemek gerekir.

    Süt, yoğurt ve peynir gibi kalsiyum kaynakları düzenli tüketilmelidir.

    Her gün bir adet yumurta ve bir porsiyon etli sebze veya kuru baklagil tüketilmelidir.

    Kuru baklagiller C vitamininden zengin (portakal, mandalina, domates, yeşil biber, maydanoz, taze soğan gibi) besinlerle tüketilmelidir.

    Vitaminden zengin olan sebze ve meyveler her öğün tüketilmelidir.

    Salam sucuk sosis gibi katkı maddesi içeren hazır besinler tüketilmemelidir.

    D vitamini besinlerde bulunmadığı için emzikli anne güneşlenmelidir.

    Yemeklerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.

    Kuru meyveler ve kuruyemişler yüksek enerji, demir ve kalsiyum içerirler. Yeteri miktarda tüketilmelidir.

    Gebelik öncesine göre sıvı alımı artırılmalıdır.

    Kansızlığa neden olan çay yemekle birlikte içilmemelidir. Çay yerine ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu, rezene gibi bitki çayları tüketilmelidir.

    Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, komposto ve limonata tüketilmelidir.

    Şeker boş enerji kaynağı olduğu için pekmez tercih edilmelidir.

    Şeker ve meyveler, tarım ürünleri, haşere öldürücü ilaçlar ile mücadele edildiğinden iyice yıkanmalıdır.

    Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.

  • Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Sevgili anne-babalar daha önce “Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı” diye çarpıcı bir yazı yazmıştım. Ve doğada süt ve süt ürünleri yerine geçebilecek birçok gıda olduğundan bahsetmiştim. Şimdi bu konuyu biraz daha detaylı olarak irdelemek istiyorum. Besinlerin kalsiyum içerikleri hakkında size bilgiler verdikten sonra, süt içmeyen çocuklar için bazı önerilerde bulunacağım.

    Bir besinin ne kadar iyi bir kalsiyum kaynağı olduğuna karar verirken sadece 100 g’ında ne kadar kalsiyum içerdiğine bakmak yetmez, kaynağın iyi olduğuna karar verirken emilmeyi etkileyen etmenlerin de birlikte düşünülmesi gerekmektedir. Kalsiyumun en iyi kaynakları, emilebilen kalsiyumu en çok içeren besinlerdir.

    Bu yönden besinlerimizi kalsiyumun en iyi, iyi, orta ve zayıf kaynakları olarak 4 ana sınıfa ayırabiliriz. Özetle söylemek gerekirse

    En iyi kaynaklar: Süt ve süt ürünleri (Yoğurt, peynir v.s)

    İyi kaynaklar: Pekmez, susam, fındık, fıstık ve benzeri yağlı tohumlar,yeşil yapraklı sebzeler,kuru baklagiller ve kurutulmuş meyvelerdir.

    Orta derecede kaynaklar: Yeşil sebzeler , yumurta, portakal, mandalina, limon,çilek gibi besinlerdir.

    Zayıf kaynaklar: Tahıllar, diğer sebze-meyveler ve etlerdir.

    Küçük balıklar kılçığı ile birlikte yenildiğinde kalsiyumdan zenginleşir. Kemikler kırılıp sirke ile kaynatıldığında,kalsiyum kemiğin suyuna geçer ve bu kemik suyu yemeklerde kullanılarak yine kalsiyumdan yararlanılabilir.

    Süt sevmeyen, belki de hiç süt ürünü tüketmeyen çocuğunuza uygun menüler hazırlayabilmeniz için farklı oranlarda kalsiyum içeren gıdaların 100 g’ında kaç mg kalsiyum içerdiğini gösteren aşağıdaki listeye göz atmanızda da büyük fayda görüyorum.

    En iyi kaynaklar

    İnek sütü (Yağsız) 123 Beyaz peynir-urfa 338

    İnek sütü(Yarım yağlı) 122 İnek Sütü (Yağlı) 119

    Kars tipi 731 Cheddar 721

    Yoğurt (Yarım yağlı) 120 Kaşar peyniri 700

    Yoğurt (Yağlı) 111 Rokfor 662

    Beyaz peynir(Yağsız) 96 Çökelek kuru 505

    Beyaz peynir(Yağlı) 162 Otlu peynir 497

    İyi kaynaklar

    Pekmez(Üzüm) 400 Roka 205

    Badem 234 Maydonoz (taze) 203

    Fındık 209 Nane (taze) 200

    Antep fıstığı 131 Madımak 166

    Ayçiçek çekirdeği 120 Pancar yaprak 119

    Susam 110 Lahana kara 116

    Ceviz 99 Pazı 114

    Yer fıstığı (iç kavrulmuş) 72 Ispanak 93

    Soya fasulyesi 226 Bamya taze 92

    Nohut 150 Kıvırcık 81

    Kuru fasulye(Beyaz) 144 Pırasa 52

    Barbunya 135 Soğan yeşil 51

    İç bakla 102 Kivi 100

    Mertcimek 79 Erik pestil 90

    Börülce 74 Kayısı pestil 86

    Bamya kurutulmu 678 Kuru incir 126

    Fasulye kurutulmuş 480 Kuru kayısı 67

    Patlıcan kurutulmuş 137 Kuru üzüm 62

    Biber kurutulmuş 120 Kuru erik 51

    Asma yaprağı 392 Tarhana 685

    Ebegümeci 249

    Orta derecede zengin

    Yumurta 56 Taze biber kırmızı 29

    Portakal 41 Sarımsak baş 29

    Mandalina 40 Kabak yaz 28

    Greyfurt 16 Taze börülce 27

    Taze incir 36 Soğan kuru 27

    Böğürtlen 32 Bezelye iç 26

    Kiraz-Vişne 22 Hıyar soyulmamış 25

    Çilek 21 Hıyar soyulmuş 17

    Lahana beyaz 49 Kuşkonmaz 22

    Lahana bürüksel 49 Kabak kış 21

    Taze bakla 43 Karnabahar 25

    Kereviz 43 Lahana kırmızı 42

    Yukarıdaki listeye bakarak ben sizin için birkaç örnek menü sunmak istiyorum. Daha sonra siz de bu listelere bakarak farklı menü seçenekleri oluşturabilirsiniz.

    Hiç süt içmeyen bir çocuk kahvaltıda 15-20 g kaşar peynir yediği takdirde 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alır. Diyelim ki bu çocuk peyniri de ağzına sürmüyor. 25’er g yaklaşık 2’şer tatlı kaşığı pekmez ve tahini karıştırdığınız takirde yine 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alınmış oluyor, buna 1 de haşlanmış yumurta eklerseniz, ya da karışık sebzeli bir omlet yaparsanız, daha sabahtan 1 bardak sütü bile geçmiş olursunuz. Unutmayın ki yeşil yapraklı sebzeler kalsiyumun iyi kaynaklarındandır.

    Yine hiç süt içmeyen, ağzına yoğurt peynir sürmeyen bir çocuğa öğlen ya da akşam için nasıl bir menü hazırlasak? Barbunya, nohut, kuru fasülye, bamya gibi birçok klasik yemekten tek 1 tabak yedirerek (150-200 g) en az 1 bardak süt içirmiş kadar kalsiyum verebilirsiniz. Daha mı az yedi, yanında kalsiyumdan zengin yeşilliklerle yapılmış bir salata, gün içinde 3-4 adet kuru meyve, 1 adet kivi, işte yine sınırı geçtik.

    Yalnız menü hazırlarken kuruyemişlere dikkat ! Nasıla bol kalsiyum var diye devamlı aşırı kuruyemiş yedirirseniz bu sefer de diyetteki yağ miktarı artacağı için kilo sorunu yaşayabilirsiniz. Özetle sağlıklı ve dengeli beslenen birinin kalsiyumsuz kalması imkansız, hesaba kitaba bile gerek yok, ama ben sizleri rahatlatmak için biraz da kanıtlar sunmak istedim.

    Sağlıcakla kalın.

  • Kabızlık

    Sık Karşılaşılan ve Çoğu kez göz ardı ettiğimiz problem…Günümüz yaşamı gereği karşımıza daha sık çıkmakta…

    Kabızlık çocuk hastalıkları uzmanına başvuruların %3-5 kadarını, çocuk gastroenteroloji uzmanına başvuruların %20-25 kadarını oluşturmaktadır. Yani çocukluk döneminde sık karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Çocuğun 2 haftadan uzun süre dışkılamasında zorlanmanın olması veya dışkılamasında gecikmenin olması olarak karşımıza çıkar.

    Kabızlık;
    · Son 2 ay içerisinde haftada üç veya daha az sayıda dışkı yapma
    · Haftada 1 veya daha fazla dışkı kaçırma
    · Tuvaleti tıkayacak şekilde kalın dışkı yapma
    · Ağrılı dışkılama, dışkı tutma davranışı
    · Karında muayene sırasında dışkıların ele gelişi
    Bu yukarıda yazılı belirtilerin en az ikisinin bir arada olması kabızlığı tanımlar. Kız çocuklarda daha sık görülmektedir.

    Kabızlık çoğu kez her hangi bir altta yatan bir sebebe bağlı olmadan görülebilmektedir. Ailesel yatkınlık vakaların yarısına yakınında bulunmaktadır. Kabızlık en sık 2 yaş civarında tuvalet terbiyesi verilirken kabızlık karşımıza çıkar. Anne sütünden süt bazlı formülalara geçiş sırasında da kabızlık görülebilir.

    Kabızlık sorgulanırken doğumdan sonra çocuğun ilk 24 saatte dışkı yapıp yapmadığı, kabızlık sorunun süresi, dışkının özelliği ( kıvamı, keçi pisliği şeklinde olup olmadığı, tuvaleti tıkayacak şekilde olup olmadığı, dışkı kaçırma olup olmadığı), beraberinde idrar kaçırma probleminin olup olmadığı araştırılmalıdır.

    Aile iyi bir gözlemci ise kabız çocuklarının bir kenara saklanıp dışkı yapıyormuş gibi algılanmaya sebep olacak davranışlar içerisinde olduğunu doktoruna söyleyebilir.

    Bazen de altta yatan bir sebebe bağlı ortaya çıkabilmektedir; Günlük süt miktarının fazla olması, inek sütü alerjisi, posasız gıdaların fazlaca alınmış olması, bazen sıvı kaybı gibi beslenmeye bağlı nedenler olabildiği gibi bazen de hipotiroidi, çölyak hastalığı ( buğday unundaki gluten isimli bir proteine karşı alerji), kistik fibrozis (ter bezlerinin ve dış salgı bezlerinin hastalığı), şeker hastalığı, kalsiyum yüksekliği, potasyum azlığı gibi metabolik sebepler olarak karşımıza çıkabilir. Kabızlığın sebebi olarak nörolojik hastalıklar karşımıza çıkabilmektedir.

    Ayrıca ilaç alım hikayesi örneğin; antiasit ilaç alımı, havale ilacı kullanımı ( fenobarbital), tansiyon ilaçlarının alımı sorgulanmalıdır.

    Yine hastanın makat bölgesinin muayenesi de önemlidir. Makat bölgesinde çatlak olması, anüsün yerleşim yeri, kalın barsağın sinirsel uyarı eksikliği gibi sebepleri ayıt etmemize yardımcı olabilir.

    Bel bölgesinin anormalliğini muayene sırasında hekim gözlemleyebilir veya aile söyleyebilir.

    Aşağıda yazılı bulgular hekimi ve aileyi altta yatan önemli bir problem olduğu konusunda uyarmalıdır.

    · Beraberinde büyüme gelişme geriliği olması
    · Anal bölge sfinkterinde refleksin olmaması (makatın gevşek olması), makatın muayenede boş bulunması
    · Bacakların kuvvetinde azlık veya refleks azlığı
    · Omurga muayenesinde alt kısımlarında kıllanma çukurluk, omurga kavsinde bozukluklar
    · Karında şişlik olması

    Tanı; Hasta yakınlarından edinilecek bilgiler çoğu kez yeterlidir. Ancak organik bir sebep düşündürecek bulgular varsa;
    Direk karın grafisi ; Barsaklarda dışkı birikimini göstermede ve omurgalara ait hastalıkların ortaya çıkartılmasında kullanılabilir.
    Barsak temizliği yapılmadan baryumlu (ilaçlı ) kalın barsak grafisi çekilmesi, şüpheli durumlarda anorektal bölgenin monometrik incelenmesi doğumsal kalın barsağın sinirsel uyarı eksikliğini ortaya çıkarmada önemlidir. Bu hastalığı destekleyen bulgular var ise kalın barsağın son kısmından alınacak tam kat biyopsi ile sinir yumaklarının (gangliyonların ) yokluğunun gösterilmesi ile tanı konulabilir.

    Tedavi: Tedaviye başlamadan önce aileye baştan tedavinin uzun süreceği sabırlı olmak gerektiği açık bir dille anlatılmalıdır.

    Aileye ve çocuğa tuvalet eğitimi anlatılmalı ve eğitimin en az 6-12 ay süreceği belirtilmelidir. Tuvalet eğitiminin sabah kahvaltısı sonrası yerine getirilmesi gerektiği ve erişkin insanlarında bu şekilde yaptığı çocuğa uygun bir dille anlatılmalıdır.

    Diyet:
    · Diyet tedavisine diyete başaltıcı lavmanlar uygulandıktan sonra başlanmalıdır.
    · Aile uygulama sırasında GÜNLÜK tutmalıdır.
    · Diyet posa içermeli ve diyetteki posa miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır.
    · Süt ve süt ürünlerinin miktarı diyette azaltılmalıdır.
    · Bazı mamalar ( soya içeren mamalar ve anne sütüne yakın içerikli mamalar) çocuğun yaşına göre denenebilir.

    Posalı gıdalar olarak;

    Sebzeler; Kereviz, enginar, bezelye, Brüksel lahanası, karnabahar, taze fasulye, ıspanak, pırasa, domates ve salatalık, marul ve havuç verilebilir.
    Kurubakliyatlar: Kurufasulye, mercimek, (yeşil ve kırmızı),
    Meyvalar: Elma (mümkünse kabuklu), incir,portakal, üzüm, çilek, muz (olgun olmak kaydıyla), armut, kayısı seçilecek meyvelerdendir.
    Kurutulmuş Meyvalar: Kuru üzüm, incir kurusu, kuru kayısı, kuru erik, hurma posa içeriği yüksek besinlerdir.
    Meyva suları: Taze sıkılmış portakal suyu, elma suyu, üzüm suyu fayda sağlayabilir.
    Patlamış mısır, fıstık, patates kabuğuyla fırında pişirilirse, kepekli ekmek verilebilir.
    Bal yerine pekmez özendirilmelidir.

    · Su alımı artırılmalıdır .
    · Fast-food türü beslenmeden uzak durulmalı / ev yemekleri özendirilmelidir.

    İlaç: Boşaltıcı lavmanlar doktor tercihine göre idame tedavisi bunu takip etmelidir. Beraberinde gastroözefagial reflü hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır.
    Doktor, aile ve yakın çevresi ve öğretmeni ÇOCUĞUN kabızlığın üstesinden gelmesinde yardımcı olmalıdırlar.

  • Atopik bebekte banyo nasıl yapılmalıdır ?

    Atopik bebekte banyo nasıl yapılmalıdır ?

    ATOPİK BEBEKLERDE YAŞAM KALİTESİNİ YÜKSELTMEK İÇİN BANYO ŞART! AMA NASIL BANYO?
    Alerjik vücut yapısı bebekte anne karnındayken şekillenmeye başlar. Gerek genetik faktörler gerekse çevre faktörlerinin etkileşimi ile bebeklerde bağışıklık sistemi alerji yönüne saptıysa bu durum ilk belirtilerini doğumdan kısa süre sonra vermeye başlar.

    BEBEKLERDE ALERJİNİN İLK BELİRTİSİ YANAKLARDA KURUMADIR!
    Bebeklerde alerjinin ilk belirtisi olan cilt kuruluğu en belirgin olarak yanaklarda kendini gösterir. Bebeğin yanaklarının sert ve pütürlü olduğu fark edilir. Bu bebekler alerjik (atopik) kabul edilirler. Bazı bebeklerde bu durum ilk 3 yaş içinde daha fazla yayılmadan geçerken; bazılarında tüm vücuda yayılabilir. Anneler bebeklerinin cildinin genel anlamda kuru olduğunu ve bu durumun banyo sonrası belirginleştiğini fark ederler. Daha ileri olgularda cilt kuruluğuna sıklıkla isilik diye tanımlanan kırmızı döküntüler eklenebilir.

    ATOPİK (ALERJİK) BEBEKLERDE KAŞINTI KAÇINILMAZDIR!
    Kaşıntı yaşam kalitesini ciddi anlamda bozan bir durumdur. Henüz kendini kaşımayı beceremeyen bebek bu durumdan çok olumsuz etkilenir. Gece huzursuzlukları, uykusuzluk, sebepsiz ağlama nöbetleri gözlenir. Bazen bebeğin yüzünü yatağa sürtmek istediği de annelerce gözlenen bir bulgudur. İşte bu duruma atopik dermatit yani alerjik egzama adı verilir.

    ATOPİK CİLTLERİN EN İYİ İLACI NEMDİR!
    Atopik dermatitin ilacı cildi nemlendirmektir. En iyi nemlendirici de sudur. Bebeğin her gün banyo yapması bu açıdan çok önemlidir. Kaşıntının gece daha da belirginleştiği düşünüldüğünde banyonun akşam saatlerinde bebek uyumadan önce yaptırılması çok önemlidir. Çok sıcak aylarda günlük banyo sıklığı artırılabilir.

    SABUN CİLDİ KURUTUR!
    Banyo sırasında ya nemlendiricili sabunlar ya da atopik ciltler için özel sabunsuz temizlik ürünleri tercih edilmelidir. Tahriş ciltteki atopik durumu kötüleştirir. Bu yüzden vücut temizliği sırasında lif ya da sünger yerine elle temizlik yapılmalıdır. Banyo suyu çok sıcak olmalıdır. Sıcak su ciltteki doğal yağları alıp götürür. Banyo sonrası daha bebek ıslakken sürülecek bebe yağı nemi cilde hapseder ve cildin uzun süre yumuşak kalmasını sağlar.

    STRES ATOPİYİ ARTIRIR!
    Atopik dermatitin stres ile yakın ilişkisi vardır. Kaşıntı nedeniyle strese giren bebekte cilt problemi ağırlaşır. Bu yüzden suyun ve banyonun sakinleştirici etkisi, cildin nemlendirilmesi ile birleştiğinde bebekte ciddi bir rahatlama gözlenir. Kaşıntı azaldığından gece uykuları düzene giren bebek ertesi günü de huzurlu geçirecektir.

    ATOPİK CİLDE SAHİP HER İKİ BEBEKTEN BİRİNDE ASTIM GELİŞİYOR!
    Atopik dermatiti olan bebeklerde okul çağında %50 oranında solunum yolu alerjisi gelişme riski vardır. Erken yaşlarda gıda alerjisinin neden olduğu cilt sorunları yerini ev tozu akarı, küf, polen gibi hava yoluyla alınan alerjik maddelerle gelişen alerjik astım bronşit ve alerjik nezleye bırakır. Bu açıdan cilt kuruluğu ve isilik benzeri döküntüler yaşayan bebeklerin annelerinin ileride astım gelişmemesi için bir çocuk alerji uzmanına danışıp gerekli önlemleri alması çok önemlidir.

  • Ramazan ayında sağlıklı beslenme önerileri

    Vücut direncinin düşmemesi ve sağlığın bozulmaması için Ramazan ayında beslenmenin önemi daha da artar.Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak için 4 besin grubunda yer alan besinlerden yeterli miktarlarda tüketilmesi gereklidir. Bu 4 besin grubu süt ve süt ürünleri, et-yumurta-kuru baklagiller grubu, sebze-meyve grubu ile ekmek ve tahıllar grubudur.

    Susuzluk hissedilmese bile iftar ve sahur arasında sık sık su içilmelidir.

    Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile birlikte yeterince sıvı alınmazsa, vücutta su ve mineral kaybı olmaktadır. Buna bağlı olarak da bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir. Bunun için kaybolan miktarın mutlaka telafi edilmesi gerekmektedir. Günde ortalama, en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmelidir. Bununla birlikte ramazanda sıvı ihtiyacını karşılamak için ayran, taze sıkılmış meyve suyu, soda, sebze suyu vb. sıvıları sık sık tüketmek gerekmektedir. Sıcak havalarda aşırı beden hareketi yapılması durumunda, vücudun su ve tuz kaybı daha da artmaktadır.

    Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az iki öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak, ara öğünler yapmak gerekir.

    Sahurda ne yesek !!!!

    Sahura mutlaka kalkılmalı süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir.Gün içinde çok acıkanlar; kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi kompleks karbonhidratları sahurda tüketip daha uzun süre tok kalmayı başarabilirler.Ancak tuzlu, salamura ve ağır yağlı yiyeceklerden kaçınmak gerekir.

    İftar Vakti!!!

    Hızlı bir şekilde ve yüksek miktarda besin tüketilmeyin !!! Bu kilo almaya zemin hazırlar.Gün içinde kan şekeri düştüğünden iftarda karbonhidrat yemek isteği fazladır.Ancak unutmamamak gerekir ki basit karbonhidratlar (beyaz ekmek, pide, reçeller) kan şekerinizi hızla yüksektir , bu insulin salgılanmasına ve kan şekerinin hızla tekrar düşmesine , dolayısıyla acıkmanıza sebep olur.

    Orucunuzu kuru hurma, kuru kayısı gibi kuru meyvelerle açabilirsiniz.İftara, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar ya da çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygun olacaktır. Yine, enerji veren ve kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.

İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine, sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.

Hızlı yemekten kaçınılmalı, yiyecekler yavaş yavaş ve iyice çiğnenerek yenilmelidir.

Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra belirli aralıklarla, her seferde küçük porsiyonlarla beslenilmelidir.

    İftar sofranızda farklı besinlere yer vermeye çalışın. Haftada 1-2 defa kırmızı et, 1-2 gün balık, 1-2 gün kuru baklagiller, hafta 1-2 gün sebze yemeği beslenmenizde sağlıklı bir dengeyi kurmanızı sağlayacaktır.

    Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı oluşabilecek kabızlıkları önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ile ara öğünlerde meyve ve kuru yemişler (ceviz, fındık, badem vb.) tercih edilmelidir.

    Ramazanda öğünler sahur ve iftarda iki ana öğün, iftardan sonra 1-1,5 saat arayla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.


    Prof.Dr.Banu Çaycı