Etiket: Kural

  • Çocuğunuza Sınır Koymak

    Çocuğunuza Sınır Koymak

    Etkili sınır koymak çocukluktan itibaren öğrenilen bir şeydir. Sınır koymayı ya da diğer kişilerin koyduğu sınırlara uymayı öğrenmeyen çocuk, yetişkinlik hayatında da sıkıntı yaşamaya devam eder. Çocuğun sınırlarına saygı göstermez ve ona sahip olduğu sınırları öğretmezsek; hayır diyemeyen, herkesi memnun etmeye çalışan, başkaları kendisine zarar verse de uzaklaşmayı ya da kendini korumayı bilemeyen yetişkinlere dönüşürler. Bunun aksine sınır koyamadığımız çocuklar; başkalarına saygı duymayan, hayırı cevap kabul etmeyen, bencil ve duyarsız yetişkinlere dönüşürler. Çocuk sınırlar sayesinde;

    • Toplum kurallarına uymayı öğrenir.

    • Anne babanın otoritesini kabul eder.

    • Sınırlar sayesinde kendilerini güvende hissederler.

    • Net sınırlar kafa karışıklığını önler, çocuğa rehberlik eder.

    • Çocuğun sorumluluk kazanmasını ve yeni deneyimler edinmesini sağlar.

    • İşbirliği ve uyumları artar.

    Çocuğunuza sınır koyarken izlenecek 2 önemli yol vardır. Birincisi beklenen şey konusunda açık ve tutarlı olmak. Çocuktan ne istediğimizi mimiklerimizle, bakışlarımızla ya da imalarımızla anlamasını beklemek gerçekçi değildir. Ne yapmasını ya da yapmamasını istiyorsak net ve açık şekilde ortaya koymamız gerekir. Rica ya da öneri değil net talimat vermek gerekir. Eğer çocuktan istediğimiz şeyi ‘rica’ edersek işin yapılması tamamen onun inisiyatifine kalır ve yapmama hakkı doğar. Bu durumda çocuğa kızmak yersizdir.

    Örneğin; “Elifçim, odanı toplayabilir MİSİN?” Böyle bir soruya alacağınız cevap “hayır” olursa şaşırmayın. Çünkü neden toplasın ki? Bunun yerine “Elif, odanı TOPLA” ya da “ Odanı toplayana kadar tableti alamazsın.” Gibi net ve açık ya da yaptırım içeren cümleler çocuğun görevini ve ne yapması gerektiğini anlaması açısından önemlidir. Burada kafa karışıklığına ya da inisiyatife yer yoktur. Çocuğun görevi budur ve yapması gerekir.

    Benzer şekilde yaptırım cümleleriniz sonrasında gelen davranışlar da tutarlı olmalıdır. “ Odanı toplayana kadar tableti alamazsın.” Dedikten sonra odasını toplamasa bile tableti alabiliyorsa koyduğunuz sınırın hiçbir anlamı kalmamıştır. Çocuğunuzun yine odasını toplamak gibi bir zorunluluğu kalmıyor nasılsa onun yerine siz bu işi yapıyorsunuz. Özellikle ev işleriyle ve basit görevlerle ilgili sınırlar çocuğun yetişkinlikteki sorumluluk duygusunu olumlu etkiler. Küçük yaşlardan itibaren buna alışmayan çocuk, büyüdükçe bu tarz görevlerde ve yönergeye uymakta çok daha fazla zorlanır. “ Büyüdükçe yapmaya başlar zaten, kendi öğrenir.” Diye düşünmeyin eğitim küçük yaşlarda evde başlar.

    Sınırlar çocuğun güven duygusu açısından da önemlidir. Evde her şeyin en iyisini bilen, net, kararlı ve istikrarlı ebeveynlerin olması çocuğu güvende hissettirir. Çocuk; “Ben bir yanlış yapsam bile annem/babam beni düzeltir, doğruyu gösterir, beni korur.” Diye düşünür. Etrafta kural koyucu bir ebeveyn yoksa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemez. Her şeyi deneme yanılma yöntemiyle keşfetmeye çalışır. Birçok zaman kendine ve çevresine zarar verici sonuçlarla karşılaşabilir. Çocuklar, dünyayı bizim aracılığımızla keşfeder ve her zaman bizim doğru rehberliğimize ihtiyaç duyarlar.

    Sınır koymada izlenecek 2.önemli yol ise çok kısıtlayıcı olmamaktır. Çocuğun attığı her adıma, evdeki her duruma, her yanlış davranışa sınır ve kural getirmek de çocuğu yıpratan bir durumdur. Çocuğa keşif ve özgür irade için alan bırakmak gerekir. Her davranış kurallarla kısıtlanırsa çocuğun birçok becerisi gelişmez ve ileride daha ajite, öfkeli ve isyankâr olma olasılığı artar. Önemli olan her şeye sınırlama getirmek değil önemli ve doğru noktalarda sınır koymaktır. Hangi konuların sizin için önemli olduğunu önceden belirleyip, sınır koymanız gerektiğini açık bir şekilde çocuğunuza anlatın. Çocuğa doğru sınırı koyduktan sonra görevi yerine getirme becerisini ona bırakın. Önemli olan izlenecek yolu göstermek atacağı her adımı değil.

    Tabii ki koyduğunuz kurallara siz de uymaya çalışın. Kendinizin yapamadığı şeyleri çocuğunuzdan beklemek adil olmaz. Sizler odanızı toplamıyorsanız, yemek saatinden sofraya oturmuyorsanız bunu çocuğunuzdan beklemek gerçekçi değildir. Tüm evde geçerli olabilecek kurallar koymaya çalışın. “Bizim evimizde kimse başkasına vurmaz/bağırmaz.” “Bu evde herkes döktüğü şeyi toplar.” gibi. Çocuklarınız sizi taklit ederek öğrenir sınır koymadan önce iyi birer örnek olduğunuzdan emin olun.

  • Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Annelik, babalık dünyanın en önemli ve de en zor işidir. Çocuk yetiştirmek geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Bu nedenle çok büyük bir sorumluluktur. Anne baba olmak tüm hayatınız boyunca size beraberinde duyguların en yoğun şekillerini getirir. Mutlulukların en büyüğü, büyük üzüntüler, gibi.
    Her anne baba çocuklarına iyi imkanlar ve güzel bir gelecek sunmak ister, bunun için çaba sarf eder, çalışır, başarılı ve iyi çocuklar yetiştirmek ister. Çocuğun ileride psikolojik yönden ve kişilik yönünden sağlıklı bir birey olmasının önemi maalesef genellikle fark edilmez. Aslında öncelikli hedef sağlıklı psikolojik ve kişilik özelliklerine sahip kişiler yetiştirmek olmalıdır. Bu konuda doğru aile içi iletişim ve ilişkiler temel niteliğindedir.    Anne ve babaların kişilik özellikleri, psikolojik durumları, geçmişlerinde yaşadıkları olaylar, kendi çocukluk yıllarındaki deneyimler, çocuk yetiştirmede belirleyici etkenlerdir. 

    Her çocuğun doğuştan getirdiği bireysel özellikler vardır. Onlar anne babalarından farklı kişilerdir. İletişimde ve sergilenen tutumlarda çocuğun düşünce biçimleri, duyguları, kişilik özellikleri, yetenekleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yani ilk aşama çocuğunuzu tanımaktır. Çocuğunuzun karakter özellikleri neler, neleri sever, neler onu mutlu eder, neler üzer, öfkelendirir, neleri iyi yapar, neleri yapamaz, yetenekleri neler gibi sorulara kolaylıkla cevap verebilmelisiniz. 

        Çocuğun davranışları sizin hangi tip anne-baba tutumunu sergilediğinize göre değişebilir. Anne-baba tutumlarının neler olduğunu inceleyelim. Bu tutumlardan hangisine sahipsiniz ve bu tutum çocuğunuzda nasıl bir etki bırakır?

    Baskıcı, egemen ve otoriter anne baba: Katı, baskıcı, disiplinli ve kuralcıdırlar. Çocuklarının üzerinde egemenlik kurmak ve çocuğu kontrol altında tutmak isterler, Anne babanın sözünden çıkmayan çocuk isterler. Çocuklara sevgilerini göstermezler, sürekli kural koyarlar. Böyle anne babaların çocukları asi, öfkeli, saldırgan, kurallara uymayı reddeden kişiler ya da ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan, başkalarının etkisi altında kalabilen kişiler olurlar. Çocuğa karşı çok sert tutumlar çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    İlgisiz, çocuğu ihmal eden anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi göstermezler, sabırsızdırlar, kural koymazlar,   kendi işleri ile ilgilenirler, çok çalıştıklarını, yorgun olduklarını söylerler. Çocuğun kendisini rahatsız etmemesini, sorun çıkaramamasını isterler, çocuğa zaman ayırmazlar. Genellikle çocukla başkası ilgilenir ya da çocuk kendi kendine büyür. Genellikle çocuk sayısının fazla olduğu, anne babalığa hazır olunmaması ya da anne baba arasında sorun olması durumlarında görülür. Bu anne babanın yetiştirdiği çocuklar, başarısız, kendine güvenmeyen ya da öfkeli ve asi kişiler olarak yetişirler, suça yönelebilirler, sevgiyi başkalarında ararlar. Çocuğa karşı ilgisiz olmak da çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    Yumuşak ve aşırı koruyucu anne baba: Sakin ancak kurallar konusunda yetersiz anne babalardır.  Çocuğu aşırı koruyup kollarlar. Sürekli zarar gelebilir endişesi duyarlar.  Aşırı ilgi, her istediğinin yapılması, her şeyin alınması söz konusudur. Çocuğa hep bebekmiş gibi davranılır, sorumluluk verilmez, aile onun yerine her şeyi yapar. Genellikle tek çocuğa sahip ailelerde veya uzun süre sonra çocuk sahibi olunduğunda görülür.  Tüm ipler çocuğun eline geçer. Bu anne babayla yetişen çocuklar toplumsal kurallara uymakta güçlük çeker, aileye aşırı bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, kaygılı kişiler olurlar ve ilişkilerinde problemler yaşar. Tırnak yeme, kekemelik ve altını ıslatma yaşama riski yüksektir. Bu tutuma sahip anne babalar çocuğuna yarar sağlamak yerine zarar verir.

    Kuralları öğreten, hoşgörülü, demokratik, güven veren anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi gösteren, zaman ayıran,  nelerin yapılması nelerin yapılmaması gerektiğini anlatan anne babalardır. Temel kural ve kısıtlamalar vardır. Çocuklar özgürdür ancak sorumluluklarının da bilincindedir. Çocuklar özgüvenli ve başarılı, mutlu, sosyal ilişkileri kuvvetli kişiler olur.İdeal olan tutum budur. 

    Mükemmeliyetçi anne baba: Mükemmeli isteyen, düzenli, titiz, katı kuralcı, kendilerinin yapamadıklarını, yaşayamadıklarını çocuklarından bekleyen, benmerkezci anne babalardır. Bu anne babayı memnun etmek zordur. Çocuklarda tırnak yeme, kekemelik, alt ıslatma, yoğun kaygı, yalan söyleme, yetersizlik hissine sahip olma, sürekli başkalarını mutlu etmeye çalışma görülür. 

    Reddeden anne baba: Çocuğun istenmeyen hamilelik sonucu dünyaya gelmiş olması,   istenen özelliklere sahip olmaması, bir engelinin olması, anne-babanın eğitimini ya da kariyerini sekteye uğratmış olması, sevilmeyen birine benzemesi gibi durumların sonucunda ayrıca yetersiz maddi-manevi koşullar, eşlerden birinin diğerini ihmal edecek kadar çocuğa düşkünlük göstermesi, boşanma, ikinci evlilikteki eşin çocuğu istememesi gibi nedenlerle anne babanın çocuğa istenmediğini hissettirmesi, ihtiyaçlarını aksatması, düşmanca davranması, çocuğu sürekli suçlaması, eleştirmesi, eksiğini aramasıdır. Reddedilen çocuklarda kendisinden zayıf olanı ezme, çevresine nefret besleme, düşmanca tavırlar, kimseye güvenememe, yanlış kişilerle arkadaşlık kurma oluşur. Evden uzaklaşma, intihar, yasa dışı işler görülebilir.

        Anne baba birlikte aynı tutuma sahip olabilir. Ancak farklı tutumlara sahip olmaları durumunda çocuğun hangi tutumdan ne kadar etkileneceği öngörülemez. Kesin olan şudur ki çocuk kaç tane tutuma maruz kalırsa kalsın hepsinin etkisi olacaktır. Anne babalar her çocuğuna aynı tutumu sergilemiyor olabilir. Yapılan araştırmalarla şu sonuca varılmıştır: Anne babalar ilk çocuklarda daha kuralcı ve otoriter olabiliyorlar, daha fazla sorumluluk yükleyebiliyorlar. Anne baba daha acemi oluyor. Ortanca çocuklara  biraz daha yumuşak davranılıp esnek olunabilmekte, küçük çocuklarını ise daha fazla koruyup kolluyorlar ve daha sevecen yaklaşıyorlar.

  • Psikoterapi Düşünceleri Nasıl Değiştirir?

    Psikoterapi Düşünceleri Nasıl Değiştirir?

    Kişilerin yaşadığı olaylar karşısında verdiği duygusal ve davranışlar tepkiler yaşadığı olayı nasıl algıladığı ve bu olaya nasıl bir anlam yüklediği ile ilgilidir. Çoğu zaman, yaşadığımız olayların bizim duygu durumumuzu belirlediğini düşünürüz. Oysaki yaşanılan olayın kendisi kişinin duygularını etkilemez. Duyguları etkileyen faktörler; kişinin o olayı nasıl algıladığı, bu algıdan yola çıkarak olay hakkında ne düşündüğü ve olayı zihninde nasıl yorumladığıdır. Zihnimizde oluşan yorum ise duygularımızı, duygularımız da bedenimizde hissettiklerimizi (boğazınızın düğümlenmesi, göğsünüzün sıkışması, ürperti hissi vb.) ve davranışlarımızı belirler.

    Gün boyunca aklımızdan kısa süreli bazı düşünceler gelip geçer. Bunlar eletirdik düğmesine basınca ampulün aniden yanması gibi zihinde belirir. Bu düşünceler bazen gözümüzün önünden geçen anlık imajlar (görüntüler) şeklinde de olabilir. Düşünce doğurgandır ve birbirini doğurarak, kartopundan bir çığ oluşması gibi, giderek büyüme özelliği vardır. Bu düşüncelere ‘’ Otomatik Düşünceler’’ adı verilir. Otomatik düşünceler, mantık yoluyla ya da bilinçli olarak zihnimize getirmediğimiz, aniden ve kendiliğinden beliren düşünceler olup çoğu olumsuz düşüncelerden oluşur. Zihnimizden kısa sürede ve hızla gelip geçen düşünce veya görüntüleri o an farkına varamasak da, çoğunlukla bizde oluşturduğu duyguyu fark ederiz Bunlar; kaygı, korku, endişe, panik gibi olumsuz duygular olabilir. Duygu durumumuzun aniden olumsuz olarak değiştiği anlarda kendimize ‘’ biraz önce aklımdan ne geçti? Ya da ne hayal ettim? ’’ sorusunu sorduğumuz zaman otomatik düşüncelerimizi yakalayabiliriz.  

    İnsanlar dünyaya geldiği andan itibaren çevresinde olup bitenlere bir anlam vermeye ve anlamaya çalışır. Dünyayı anlamaya çalışırken, kendisi, iletişim içinde olduğu insanlar, yaşadığı çevre ve kültürle ilgili bilgiler edinir. Bir süre sonra bu bilgilere dayalı olarak zihninde bazı inançlar oluşmaya başlar. Edindiği bilgiler ışığında dünyayı, yaşadığı çevreyi, kültürü ve insanlar arası ilişkileri kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlamlandırır ve çevresine uyum gösterebilmek için de bu deneyimleri zihninde yeniden düzenler. En temel inançlar; kişinin dünya ve diğer insanlarla olan ilk deneyimleriyle biçimlenir. İlk deneyimlerle oluşan algı ve fikirler kişi tarafından değişmez doğrular olarak kabul görür ve sorgulanmaz. Bu en temel inançlar kişinin zihinsel yapı taşları bir diğer adıyla düşünce kalıplarıdır.

    Bir sonraki aşamada zihnimizdeki düşünce kalıplarımıza uygun kurallar ve varsayımlar geliştirmeye, böylece sayıları giderek artan düşünce kalıplarımız ile zihinsel yapımızı şekillendirmeye başlarız.

    Zihnimizdeki düşünce kalıplarını destekleyen ‘’meli, malı‘’ cümleleriyle kurduğumuz kurallar ve  ‘’eğer böyle olursa, sonuç budur  ‘’şeklindeki olumsuz varsayımlar aslında, gün boyunca aklımızdan gelip geçen olumsuz otomatik düşünceleri belirler. Otomatik düşünceler ise olaylar karşısındaki duygusal ve davranışsal tepkilerimizi etkileyerek, gün içindeki duygu durumumuzu ve çevremizle olan iletişimimizi belirler. Sorgulanmadan doğru kabul edilmiş düşünce kalıpları ve bunların uzantısı olan kurallarımız, varsayımlarımız bir süre sonra bizi bir çember gibi içine alır, yaşamımızı kısıtlar ve yaşam adeta kâbusa dönüştürür.

          Kişilerin düşünce sistemleri üzerinde çalışan Düşünce Terapisi (Bilişsel Terapi) bugüne dek sizin tarafınızdan doğruluğu hiç sorgulanmadan kabul edilmiş temel inançlarınızın doğuştan gelmediğini, sonradan öğrenildiğini ve bunların sorgulanabileceği, esneyebileceği ya da değiştirilebileceği gerçeğini temel kabul eder. Olumsuz olan ve yaşamımızdaki işlevselliği bozan, sizi kısıtlayan katı, sert düşünce kalıplarınız, kural ve yargısal varsayımlarınızın tarafınızdan yeniden sorgulanmasını sağlar. Sizi kısıtlayan, hayatınızı zorlaştıran, iletişimlerinize zarar veren düşünce biçiminizi yeniden şekillendirir. Zihninizdeki peşin yargılı, aşırı kuralcı ve katı düşünceleriniz esnemeyi öğrenir. Kurallarınız ve varsayımlarınız değişip esnerken,  gün boyunca aklınızdan gelip geçen düşünceleriniz de olumlu yönde değişim gösterir. Böylece olaylar karşısındaki duygu durumunuz ve davranışsal tepkileriniz yeniden biçimlenir. Bu durum; çevrenizle kuracağınız ilişkileri, yaşadığınız olaylara verdiğiniz anlamı ve sonuçların sizi etkileme biçimini yeniden belirlerken, sizi saran çemberin de kırılmasına ve özgürleşmenize, hayattan daha fazla keyif almanıza katkıda bulunur.

  • Ergenlik Dönemindeki Çocuğuma Nasıl Sınır Koyabilirim?

    Ergenlik Dönemindeki Çocuğuma Nasıl Sınır Koyabilirim?

    Çocuklar küçük yaşlardan itibaren ebeveynlerinin rehberliğine ihtiyaç duyarlar çünkü kendileri için neyin yararlı ve önemli olduğunu bilemezler. Bu yüzden, ebeveynler çocuklarına hem erken çocukluk dönemlerinde hem de ergenlik döneminde rehberlik etmeli ve yaşadıkları ortamı sağlıklı bir kişilik gelişimi için güvenli hale getirmelidir. Bu yüzden, ebeveynler, bazı kural ve sınırlar koyarak ergenlik dönemindeki çocuklarını korumalı ve onları toplumun kurallarına uyumlu yetiştirmelidir.

    Eğer bir evde etkili bir disiplin sağlanamıyorsa bu aile üyeleri arasındaki ilişkilerden kaynaklanıyor olabilir. Anne ve babanın disiplin yöntemindeki tutarsız davranışları, ailenin ergen üzülmesin diye otorite figürü olmaktan çıkmaları gibi birçok faktör disiplin yöntemlerinin etkisinin azalmasına sebep olabilir. Fakat etkili bir disiplin yönteminden önce çocuğa koşulsuz sevgi ve kabul gösterilmesi gerekmektedir.

    Günümüzde yaygın olarak, ergenler serbest bırakıldığında ya da risk alıcı bazı davranışlar sergilediğinde, bu durum aile ve toplum tarafından“özgüveni yüksek birey” olarak tanımlanmalarına neden olabilir. Aynı zamanda, kural ve sınır koyan anne babaların da ergenlere daha az ilgi ve sevgi gösterdikleri düşünülür. Fakat düşünülenin aksine kural ve sınırlara sahip olan aileler ergenlik dönemindeki çocuklarının hayatını düzene koyarak çocuklarının kendilerini güvende hissettiği bir ortam yaratmış olurlar. Bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta, sınırlar ve kurallar oluşturulurken ergenin de sürece dahil edilmesi gerektiğidir. Örneğin; akşam eve gelme saati kararlaştırılırken mutlaka ergenin de fikri alınmalı ve talepleri göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece, sürece dahil olan ergen kurallara uyma konusunda daha istekli ve hassas davranacak ve bunun sonucunda herhangi bir aksilik ile karşılaşıldığında davranışının sorumluluğunu alacaktır.

    Ergenler, yetişkin olmaya çalıştıkları bu süreçte yaşamlarını sürdürdükleri çevrenin kurallarını bilmeye ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden, ne yapıp ne yapamayacaklarını, neyi ne dereceye kadar yapıp yapamayacaklarını bilmek isterler. Çünkü sınırları belirlenmiş bir dünya özünde kendilerini daha da güvende hissettirir. Ebeveynleri tarafından ergenlere sınırlar konulması, anne ve babalarının gerektiğinde kendilerini koruyabilecek yetkinlikte olduğuna dair onlara mesajlar verir. Ergenler, içinde bulundukları dönem gereği bazen sınırları zorlayabilirler fakat kendilerini güvende hissetmek ve dünyayı anlamlandırabilmek için hayatlarında sınırlara da ihtiyaç duyarlar.

    Sınırlar konulurken anne ve babaların konulan kurallar ve sınırlar konusunda anlaşması ve tutarlı olması, sınır koymanın yanı sıra sınırların nasıl uygulanacağı konusunda dikkat edilmesi gereken diğer bir noktadır. Anne ve babalar istikrarsız davrandıklarında ergenler de istedikleri zaman ebeveynlerine ısrarcı davranarak istediklerinin olması konusunda zorlama yapabilirler. Evdeki kurallara uymakta zorluk çeken ergenler aynı davranışları ev dışındaki sosyal ortamlarda da devam ettirebilirler. Aynı zamanda çocuğa rehberlik eden anne ve baba figürleri istikrarsızlık sebebiyle güvenilirliklerini kaybedebilirler.

    Ergenlik döneminde en işlevsel sınır koyma yöntemlerinden biri ergenin yaptığı davranışın bedelini ödemesidir. Bedel ödeme, ergenlerin yaptıkları seçimlerin ya da davranışlarının sorumluluğunu almaları; bu davranış ve sorumlulukların iyi ya da kötü sonuçları ile yüzleşmelerine olanak tanınmış olmasıdır. Örneğin; ergen çocuğu olan bir aile düşünelim. Ergen birey eve en geç gelme saati 18.00’i erken buluyor ve bunun 19.00’a çıkarılmasını talep ediyor. Böyle bir dönemde ebeveynler ile bir aylık deneme süreci yapılabilir. Bu bir aylık süreçte ergen bireye akşam 19.00’da evde olabileceği, bunun bir deneme süreci olduğu ve saate uygun hareket edip etmemesine göre durumun tekrar değerlendirileceği bildirilir ve bu bir aylık süreçte ergenin eve gidiş geliş saatleri, bu durumun ergeni nasıl etkilediği gözlemlenir. Bir ayın sonunda da uygun koşullar tekrar değerlendirilebilir. Bu süreci değerlendirecek olursak; çocuk önce ailesine talebini bildirmiş, ailesi çocuğun talebinde ona bir seçim hakkı tanımıştır. Bu seçimin içeriği ergene iki şey sunmaktadır. Eğer ergen yeni belirlenen saate uygun hareket ederse, eve geliş saatini esnetme fırsatı olacaktır. Fakat bir aylık süreçte aksaklıklar yaşanırsa ve yeni belirlenen saatten daha geç bir saatte eve gelirse eve geliş saati aynı kalacaktır. Bu durumda ergen birey kendi seçimlerinin ve sorumluluğunun iyi ya da kötü bir şekilde bedelini ödemiş olacaktır.

    Diğer bir yöntem ise, ayrıcalıkların kaldırılmasıdır. Ayrıcalıkların kaldırılması, sınır koymanın daha zor olduğu ve uyarı ve bedel ödeme gibi yöntemlerin işe yaramadığı ailelerde kullanılabilir. Ayrıcalıkların kaldırılması yöntemi ergenin herhangi bir ayrıcalığından televizyon programı izleme, cep telefonu kullanma, bilgisayar oyunu, sinemaya gitme ve benzeri ayrıcalıklı bir aktivitesinden mahrum bırakılmasıdır. Ayrıcalıkların kaldırılmasındaki diğer önemli bir etken ise sürenin uzunluğudur. Sürenin çok uzun olması ergene bu yaptırıma neden maruz kaldığını unuttururken, sürenin çok kısa tutulması yaptırımı işe yaramaz bir hale getirebilir. Örneğin; ergene 1 gün boyunca cep telefonunu kullanmaması gibi bir sınırlama konabilir ya da bir akşam televizyon izlemesi sınırlanabilir. Fakat dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki senede bir gün ya da uzun aralıklı olan aktiviteler için (örn.: doğum günü kutlaması) sınırlama getirilmemelidir.

  • Çocuğunuza kural-sınır koyma

    Çocuklara kural-sınır konulması çocuğun yararına olan psikolojik ve gelişimsel bir ihtiyaçtır. Çocuğun ruhsal ve bedensel iyiliği, toplumsal uyumu için sınırlarını bilmesi ve kurallara uyması gerekir. Bu açıdan ebeveynlerin yaklaşımı çok önemlidir.

    Çocuğa çok müdahaleci yaklaşılmamalı, ruhsal ve bedensel açıdan tehlike içermeyen davranışlarına dur denilmemelidir. Aksi halde çocuğun merak, keşfetme, birey olma hevesini kırar, çocukla olan güvenli ve yakın ilişkiye zarar veririz. Çocuğa uygun bir şekilde dur demek, kural-sınır koymak; çocukların güvende ve değerli olduğunu hissetmesini sağlar. Çocukların toplumsal kurallara uyma, dürtülerini kontrol etme, işbirliği yapma, keşfetme, sorumluluk alma ve hatalarını düzeltme motivasyonunu arttırır. Çocuğu hiç durdurmadığımızda ve sınır koymadığımızda; evde ve toplumda dışlanma, çatışma ve olumsuz tepki görme ihtimali artar.

    Toplumumuzda bazı çocuklara kural-sınır koyma güçlükleri yaşama ihtimali daha yüksektir. Risk altında olan çocukların özelliklerine baktığımızda;

    Ailenin ilk torunu olmak,

    Geç ya da yardımcı üreme yöntemiyle doğmak,

    Gebelik ya da bebeklik döneminde hayati tehlike atlatmak,

    Sürekli bir bedensel hastalığının olması,

    Kendinden önce bir kardeşi vefat etmiş olması,

    Geniş ailede yaşamak,

    Hem anne hem babanın çalışması,

    Anne-babası boşanmış ya da ebeveyn kaybı yaşaması,

    Hareketli, sabırsız, inatçı olması gibi faktörlerle karşılaşırız.

    Çocukları uyarırken nelere dikkat etmek gerekir?

    Çocuklar çok iyi gözlemcidir, kimin ne zaman dur dediğini, hangi durumlarda kuralın değiştiğini, kimlerin kurallara uyup uymadığını, ne yaparsa kuralları aşabildiğini kolayca fark eder. Çocuklar üzerinde söylediklerimiz yerine yaptığımız davranışlar daha etkilidir. Çocuktan beklediğimiz davranışları kendi yaşantımızda uygularsak çoğu zaman uyarmaya bile gerek kalmayacaktır.

    Çocuğunuz istediğinizi yapmadığında ona vuruyorsanız, kendi istediği olmadığı zaman o da vurarak istediğini elde etmeye çalışacaktır. Bazı aileler çocuğuna kural koyduğu zaman “beni sevmezse, psikolojisi bozulursa, özgüvenini kaybederse, mutsuz olursa” gibi kaygılar yaşar. Ancak yetişkin olmamıza rağmen kurallarını bilmediğimiz bir topluma girdiğimizde bocalarız. Çocuklar da ebeveynler kural koymadığında ya da kurallar sık değiştiğinde kafa karışıklığı ve güvensizlik yaşar. Bu durum başta ebeveynlerle olan ilişkisi olmak üzere diğer kişilerle olan ilişkisini olumsuz etkiler, aile farkında olmadan korktuğu durumların yaşanmasına ve çocuğun zarar görmesine sebep olabilir.

    Çocuklar her istediğini yapmak, istediğine anında sahip olmak ve kendine engel olunmamasını isterler. Yaşları küçük olduğu için isteklerini erteleme, bekleme, öfke kontrolü ve kendini ifade etmede zorlanırlar. Bu yüzden durdurulmaya çalışıldığında ağlama, tepinme, bağırma, eşya atma, kendine-başkasına vurma ile istediğini elde etmeye çalışırlar. Anne-baba olarak çocuğun yaşını, gelişim düzeyini, kişilik özelliklerini ve çocukla yaşadığınız geçmiş deneyimleri dikkate alın ve uygun tutum sergileyin. Örnek olarak, “Hayır, kola içemezsin” yerine, sakince “Kola içmek senin için sağlıklı değil, bu nedenle içmemen gerekiyor, istersen beraber portakal suyu sıkıp içebiliriz” diyebilirsiniz. Çocuk kabul etmez ise karşılıklı inatlaşma, tartışma ve pazarlığa girmeyin. Cümleleriniz kısa, net, kendinizden emin ve kararlı olmalı, kızgın ve yalvarır tarzda olmamalı. Siz ayrıntılı, akla uygun, mantıklı, ikna edici bilgiler ve örnekler verirsiniz, o sırada çocuğunuz amacına ulaşmak için ne yapması gerektiğini düşünüyor olabilir. Kendine, size ve çevresine zararlı olabilecek davranışlarda bulunursa sakince durdurun. Gösterdiği tepkiden kimsenin zarar görme ihtimali yoksa yanına gidip sadece göz teması kurun ve sessizce sakinleşmesini bekleyin. Yanına yaklaşılmasından rahatsız oluyor, tepkinin şiddeti artıyorsa yanından uzaklaşıp, biraz sakinleşmesini bekleyin.

    Çocuğa tepkisini sonlandırması için “Ağlamayı kesersen çikolata, telefon veririm” gibi rüşvet teklif etmeyin, ödül vermeyin. Böyle yapmanız çocuğun yanlış tutumunu pekiştirecek, tekrarlanma ihtimalini arttıracaktır. Öfkesi geçince yanınıza gelir aynı isteğini tekrarlarsa önceki cevabınızı aynı kararlılıkta ve sakinlikte tekrarlayın. Çocukların “hayır” denmesi gereken isteklerine “evet” demek yanlış iken, önce “hayır” dedikten sonra kararınızı “evet” olarak değiştirmek daha yanlıştır. Çocuklara kural-sınır koyarken zorlandığınızda bir başkasına (baba, öğretmen, psikiyatrist) şikayet etmekle tehdit etmeyin, bu davranışınız çocuk tarafından “ben sana hayır-dur diyemiyorum” olarak anlaşılır. Sonrasında çocuğa kural koymanız, hayır diyebilmeniz daha zor olacaktır. Çocuğunuza koyduğunuz kurallar ve sınırlar baş başayken, misafir geldiğinde, yolculukta ve misafirliğe gittiğinizde değişirse, çocuğunuz bunu fark edecektir. Baş başa iken dur diyebildiğiniz, kurallara uyan çocuk diğer ortamlarda beklemediğiniz davranışlarda ve isteklerde bulunabilir, sizi zor durumda bırakabilir.

    Ebeveynlerin kişilik yapısı, ruhsal ve bedensel hastalığının olması, maddi güçlükler, eşler arasındaki sorunlar çocuklara sınır koyulmasını zorlaştırır. Çocuğa sınır koymada anne ve babanın tutumları farklı ise dur deme konusunda çatışma çıkacak, çocuğun kafası karışacaktır. Öncelikle aranızdaki tutum farklılıklarını giderin, en azından çocuğun yanında tartışmaktan ya da diğerinin kuralına müdahale etmekten kaçının. Çocuğun sınırlarını öğrenmede zorlanması sadece anne-baba kaynaklı değildir, çocuğun karakteri ve ruhsal sorunları da etkilidir. Örneğin, hiperaktif çocuklar inatçı, fevri, ısrarcı ve sabırsız oldukları için kurallara uyma ve söz dinlemede ciddi zorluk yaşarlar. Anne-babalar bazen çocuğun durumunu göz ardı ederek kendilerini ya da birbirlerini suçlar, çocuğun bilerek yaptığını düşünürler. Bunun sonucunda daha katı bir tutumla sorunu çözmeye çalışır, kısır döngüye girerler.

    Çocuğunuza kural-sınır koyabilmek için ilişkinizin iyi olması çok önemlidir. Bu nedenle hergün yaklaşık yarım saat birlikte oyun oynamaya, gülmeye ve gevşemeye zaman ayırın. Haftanın bir günü ailecek dışarı çıkmak, dışarda keyifli aktiviteler yapmak, iyi zaman geçirmek ilişkinizi iyileştirecektir.

    Anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi bozan, sık tartışmalara ve karşılıklı öfkeye sebep olan, hem ebeveyni hem çocuğu ruhsal olarak zedeleyen sınır-kural koyma güçlüklerinde bir çocuk ruh sağlığı uzmanından yardım almak gerekir.

  • Çocukların özgüveninin artması için aile ve öğretmenlere öneriler

    Özgüvenli çocuk; demek kendini düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyen, alternatif çözüm yolları üretebilen, sınırlarını doğru tanıyabilen, sonsuz sevgiye sahip olduğunu hissedebilen, her zaman daha iyisini yapmak için motivasyonunu kaybetmemiş olan, mutlu bir çocuk demektir.

    1.Özgüvenli bir çocuk yetiştirmek için öncelikle çocuğunuzu doğru ve objektif tanımalı ve beklentileriniz gerçekçi ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Örn. Çocuğunuzun 3 yaşında iken dağıttığı oyuncakları toplamasını beklemeyin.

    2.Çocukların yaşlarına göre farklı özellikler gösterdiklerini unutmayın. Örn. 3 yaşından küçük çocuklar oyuncaklarını paylaşamayabilir.

    3.Çocuğunuzu diğer çocuklar ile ya da akranlarla kıyaslamayın. Onlar sizi diğer ebeveynler ile kıyaslar ise sizin hoşunuza gider mi? Düşünün.

    4.Çocukların öğrenme sürecinde bizlerin onlardan neler beklediğimizi tam olarak duyması gerekir. Bu süreçte ayrıntılar ile örnekler verilebilir. Sizlerin de bu konuda birer örnek teşkil ettiğinizi unutmayın. Örn. Tiyatroya gittiğinizde sırasını bekleyeceğini, yüksek sesle konuşmamasının gerektiğini önceden anlatın.

    5.İlk defa karşılaşacağı ortamlarda nelerin çocuğu beklediğini anlatın ki uyumsuzlukları olur ve bilmediğinden eleştiri alır ise toplum içinde kendini yetersiz hissetmesin.

    6.Oyunlar ile çocuğa doğru davranışların denemelerini yapın. Ör. Kalabalık bir yere gittiğinizin hayalini kurup önündeki kişiyi geçmek için itmek yerine ‘izin verir misiniz’ gibi cümleler kurabileceğini gösterin.

    7.Çocuklar belli durumlarda davranışlarını değiştirebilir, kurallara uymakta zorluk yaşayabilirler. Örn. Yorgun, uykusuz, aç olduklarında sabırsız olabilirler. Bu durumlarda bazı davranışlarına hoşgörüyü uygulayın. Çocuğunuza karşı doğru tutum gösterdiğinizde bu kuralları bozacaksınız anlamına gelmeyecektir.

    8.Sabahları sizin işe çocukların okula gitme telaşınızı yaşayıp, çocuğunuzla istemediğiniz şekilde iletişim kurmamak için (örn. Bıktım artık senden, her sabah seni uyandırmak zorunda mıyım?) akşamdan ve çocuklar uyanmadan önce kendi hazırlıklarınızı tamamlayın.

    9.Çocuğunuz küçük ise akşamdan kıyafetlerini ve okul çantasını hazırlamasına yardım edin.

    10.Sabah hazırlanma telaşına ‘yedin-yemedin’ gibi olumsuz çatışmalar eklemeyin. Bu konudaki ihtiyacını diğer öğünlerde telafi etmeye çalışın. Çoğu erişkin bile sabah kahvaltı yapmada isteksizdir unutmayın.

    11.Çocukların kuralları uygulamasında aktif roller ve sorumluluk almasına yardımcı olun.Örn. Sabah uyanması için odasına çalar saat koymak, yemeklerin hepsinin tadına bakmasını istiyorsanız miktarını ayarlamayı çocuğunuza bırakmak.

    12. Koyduğunuz kuralların bir süre sonra siz ve çocuğunuz arasında ‘kurallı iletişim’ şekline dönmemesine dikkat edin. Bazı şeylerin uygun örnek oluşturarak çocukların sizden öğreneceğini ya da kendilerinin yaptığı şeyleri takdir ettiğinde davranışın pekişeceğini unutmayın. Aksi halde herşeyi kural olarak algılayan bir çocuk ile çok yoğun çatışmalar yaşayabilirsiniz. Evde çok kural olan bir çocuk okuldaki kurallara karşı da isyankar olabilir unutmayın.

    13.Çocukların düşüncelerinin sorulması, farklı bakış açısına sahip olduklarının vurgulanması kendilerini daha önemli hissettirecek ve sosyal ortamlarda da kendilerini ifade etmekteki çekingenlikleri azalacaktır.

    14.Çocuklara tercihlerinin de önemli olduğunu hissettirin. Örn. Dinledikleri müzik grubu, giydikleri kıyafet.

    15.Kurallara uyulmadığı zaman neler ile karşılaşacağını çocuklar bilmelidir. Burada uyulmayan davranışa karşı oluşturulacak yaptırımların ertelenmemesine ve genelleme yapılmamasına özen gösterilmelidir. Örn. Bir daha bilgisayarı 2 saatten fazla oynarsan yaza kadar sana bilgisayar yasak demek uygulanması zor ve gerçekçi olmayan bir ceza demektir. Bu şeklideki cezaların hem uygulanması zordur hem de iletişimde inatlaşma olasılığını arttırır. Bunun yerine kısa süreli sınır koymak daha uygun olacaktır.

    16.Öğretmenler açısından okulda ilk haftalarda tüm çocukların okul ve sınıf kurallarını doğru algılaması için çocuklarla toplantılar düzenleyip bilgi vermek önemlidir.

    17.Kurallar sınıfta çocukların görebilecekleri göz hizasına uygun şekilde asılmalıdır.

    18.Çocuklar kurallara uymadıklarında neler olabileceğini önceden bilmelidir.

    19.Koyduğunuz kuralı o an açıklayamayacaksanız ‘ben senin büyüğünüm ve bu kararı vermek benim görevim, seninle şu an tartışamayacağım bir sürü nedeni var’ gibi açıklama yaparak daha sonra nedenini açıklamak için ortam hazırlayın.

    20. Çocuğu fiziksel ve/veya duygusal olarak (örn. Aşağılama, küçümseme, hor görme, sürekli eleştirme, küfür etme) ihmal ve istismar etmeyin.

    21.Çocuklar ile iletişimde ‘bozuk plak tekniği’ kullanılabilir. Benzer uyarıyı peşpeşe yapmak gerekebilir. Uygun ve ikna edici bir dil ile 3 kez tekrar ettikten sonra daha kararlı bir şeklide beklentilerinizi söyleyip davranışa yönelmesini sağlayabilirsiniz. Başlangıçta çocuklar sizin kararlılığınızı sürdürüp sürdürmeyeceğinizi test etmek isterler.

    22.Çocuğunuza bütün özellikleri ile değer verdiğinizi, sevdiğinizi hissettirin. Herkesin olumlu ve olumsuz özellikleri olabilir bunu unutmayın.

    23.Çocuğumuzun davranış ve düşünceleri konusunda sorunlar yaşansa bile sevgi olarak bakıldığında kendisinin aile için özel bir yeri olduğunu bilmesi ve sevildiğini hissetmesi önemlidir.

    24.Çocuğunuzu değil, davranışlarını eleştirin. Örn. ’Sen kötü bir çocuksun, kardeşine vuruyorsun’ yerine ‘kardeşine vurman doğru bir davranış değildir’.

    25.Sınıf içinde çocukları arkadaşlarının önünde kırıcı bir şekilde eleştirmeyin. Bu durumda diğer çocuklar da öğrencinizin negatif özelliklerine daha çok odaklanacak ve O’nu dışlayabileceklerdir.

    26.Suçluluk duygusuna kapılmadan hata yapabilme olanağını kendisine tanıyın. Örn. Ödevlerdeki yanlışları çocuğu suçlamadan kendisine iletin ya da farkına varmasını sağlayın. Hataları azaldığı zaman da bunu farkettiğinizi ve başardığını hissettirin.

    27.Çocuğun uygun davranışları için yüreklendirici mesajlar kullanın.Örn. Aferin, bugün çok gayretlisin, odanı çok güzel toplamışsın, öğretmeninle görüştüğümde derslere daha çok katıldığını duymak beni mutlu etti.

    28.Yüreklendirici mesajları kullanırken gülümseme, sarılma, öpme, göz kontağı kurma gibi istenilen bir davranışı güçlendirmede çok etkili olan sosyal ödülleri de kullanmaya özen gösterin. Unutmayın ki zamanla maddi ödüller eski çekiciliğini yitirir.

    29.Çocuklara cesaret kırıcı mesajlar verilmemelidir. Örn. Hep sorun sende, beni hiç dinlemiyorsun. Bu durumlar utanç ya da suçluluk duygularına neden olur, işbirliğini engeller, direnme ve öç alma duygularını harekete geçirir.

    30.Duygu ve düşüncelerinizi açıklarken BEN DİLİ ile konuşun. Örn. ‘sen bunu nasıl yaparsın? Nasıl bir çocuksun’ yerine ‘bunu neden yaptığını anlamıyorum’

    31.Çocuğunuza sınırlandırılmış seçenek sunun. Çocukların söz dinlemeleri ve işbirliği yapmaları için etkili yöntemlerden biridir. Çocuk, seçme şansı kendine verildiği için, kontrolün kendisinde olduğunu düşünür ve seçtiği şeyi yapmaktan da hoşlanır. Çocukta öz-disiplin kazanmasını ve doğru kararlar alma yeteneğini geliştirmesini sağlar.

    32.Çocuğunuz için iyi bir dinleyici olmaya çalışın. ‘ben onun yerinde olsaydım ne düşünürdüm, ne hissederdim?’ diyerek empatiyapmaya çalışın.

    33.Çocuğunuzun duygularını anladığınızı ifade edin.Örn. Sana sebze yemeği yemelisin dediğim için sinirlenmiş gibisin ama…’

    34.Çocuğun problemleri üzerinde düşünmesini ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlamak için yardımcı sorular yöneltin. Örn. Bu problemi nasıl çözmeyi düşünüyorsun?

    35.Küçük çocuklar için olumsuz davranışın yerine yapabileceği alternatif davranışlar gösterin. Örn. Yapma demek yerine neyi yapması gerektiğini söyleyin.

    36.Çocukların bir aktiviteyi bitirmesine yardımcı olmak için, zihinsel olarak bu değişikliğe hazırlanmasını sağlayacak zaman tanıyın. Örn. 3 kez daha sallanınca eve gidiyoruz.

    37.’Eğlenceden önce iş’ prensibini uygulayın. Örn. Oyuncaklarını topladıktan sonra birlikte pasta yapmak.

    38.Notlar, şekiller çocuğunuzun işbirliğini sağlamak için iyi yöntemlerdir. Örn. Yatağını toplamayı unutma notu.

    39.Çocuğunuz olumsuz davranışlar gösteriyorsa, bu davranışın altında yatan nedenleri anlamaya ve önlem almaya çalışın.

    40.Kontrolünüzü yitirmemeye çalışın. Saldırgan tavırların (örn. Dövmek) ve sözlerin (Örn. Aşağılamak)çocuğun davranışlarını düzeltme gücü yoktur.

    41.Tahammülünüzün olmadığı bir gününüzde iseniz ya da kendinize kısa bir zaman dilimi ayırmak istiyorsanız, önceden tedbir alıp çocuğunuza durumu açıklayın. Örn. Bugün çok yorgunum, gürültü etmeden oynamanı istiyorum.

    42.Kendinize düşünmek için zaman tanıyın. Örn. Bu konuyu biraz düşünmeliyim.

    43.Kuralların bozulması durumunda uygulayacağınız sonucun uygun ve doğru yerde kullanılmasına dikkat edin. Örn. Sizden izin almadan sokağa çıkmış ise birkaç gün sokağa çıkması yasaklanabilir.

    44.Yapamayacağınız boş tehditlerden kaçınmaya çalışın ya da uygulamayacağınız bir durumu korku ve baskı aracı olarak kullanmayın. Örn. Seni bir daha oyun parkına getirmeyeceğim.

    45.Mizahı kullanın. Çocuklar kendilerine şaka ile söylenenleri daha rahat kabullenir. Ancak esprinin alaya almamasına dikkat etmek gerekir.

    46.Mümkünse ‘hayır’ kelimesi yerine ‘evet’ kelimesini kullanın. Örn. Evet çikolata yiyebilirsin ama yemekten sonra.

    47.Durumlarla ilgili açıklamada bulunun. Örn. Benim öncelikle yemeğimizi yapmam gerekiyor, beni bekleyeceğini biliyorum.

    48.Mümkünse sonuçları çocuğun da görmesini sağlayın. Örn. Bak kutumuz bomboş, hiç çikolata kalmamış.

    48.Çocuğunuza iyi örnek olun. Çünkü çocuklar anne-babalarının davranışlarını gözler ve davranışlarını tekrar ederler.

    Çocuklarımıza iyi model olarak, izlediklerini denetleyerek, arkadaş seçimlerine yardımcı olarak, uygun başa çıkma yöntemleri geliştirmelerine, davranışlarından sorumlu olmalarına olanak sağlayarak ve ne yaparlarsa yapsınlar hep sevildiklerini hissettirerek büyütelim.

  • Nasıl Bir Ebeveynsiniz?

    Nasıl Bir Ebeveynsiniz?

    Ebeveyn tarzlarına dört grupta bakabiliriz. Bu dört grup, ebeveynlerin çocuklarının disiplin, yakınlık, iletişim ve bakım ihtiyaçları, başka bir deyişle hem fizyolojik hem psikolojik ihtiyaçları karşısında nasıl bir tutum sergilediği üzerinden değerlendirilir.

    Otoriter Ebeveynler

    Otoriter ebeveynlerin, çocukları ile ilişkilerinde kural koyma ve kontrol etme davranışı baskındır. Katı kurallar koyarlar ve bu kurallara uyulması konusunda baskıcıdırlar. Hataya tahammülleri düşüktür. Çocukların bu kuralları sorgulamasına, sorular sormasına tahammülleri yoktur. Mükemmeliyetçidirler, çocuk için yüksek standartları vardır. Çocuğun yakınlık, sıcaklık, desteklenme ihtiyacını karşılamada eksiktir. Bu ebeveynlerin çocuklarında özgüvensizlik, sosyal ortamlarda çekingenlik, kendini rahat ortaya koyamama, yetersizlik duygusu, yüksek düzeyde kaygı ağırlıkla görülür.

    İhmal Eden Ebeveynler

    Bu ebeveyn tipi çocuklarının ne disiplin ve kontrol, ne de sıcaklık ve yakınlık ihtiyacını karşılar. Çocuğun psikolojik ihtiyaçlarına oldukça ilgisizdir. Çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılar, çocuk duygusal gelişim açısından tek başınadır. Çocuklarının ne yaptıkları ya da duyguları hakkında pek bilgileri olmaz. Çocuğun hayatı üzerinde kural ve denetim pek yoktur. Bu tip ebeveynlerin çocuklarında gelişimsel açıdan durum oldukça olumsuzdur. Çocukların özgüven yönünden oldukça zayıf oldukları gözlenir. Hayatlarında pek çok alanda kendilerini gösteremez, başarısız olurlar. Mutsuzluk, yalnızlık ve değersizlik duygularını ağırlıkta yaşarlar.

    Aşırı İzin Verici Ebeveynler

    Çocukları ile bu tarzda ilişki kuran ebeveynler, ilişkilerinde sıcak ve arkadaş gibidirler ancak çocuğun ihtiyacı olan kontrol, denetim ve kılavuzluğu veremezler. Genellikle çocuğa karşı yumuşaktırlar. Çocuklarının, bir arkadaşıyla konuşur gibi kendilerine açılmasını teşvik ederler; ancak çocuktaki yanlış davranışları düzeltmek adına müdahil olmazlar. Çocukları sınırsız bir özgürlükle karşı karşıya kalır. Bu ebeveyn tipi ile etkileşen çocuk ileride otorite ile sorunlar yaşayabilir ve bir takım davranış bozuklukları göstebilir.

    Demokratik Ebeveynler

    Demokratik ebeveynler, çocuğu sıcaklık ve yakınlık bakımından doyururken aynı zamanda da onun gelişimi için kurallar koyar ve ona kılavuzluk eder. Çocuğa kuralların sebeplerini açıklar, çocuğun bunları sorgulamasına izin verir. Kurallar konusunda daha esnektir ve kuralları koyarken çocuğun kendini nasıl hissedeceğini hesaba katar. Çocuk kurallara uymadığında sakin, hoşgörülü davranır. Doğru davranış için destekleyici ve yüreklendiricidir. Bu tarzla büyüyen çocuklar daha mutlu ve huzurludur. Kendilerini ifade ederken rahattırlar. Kendi kararlarını vermede ve kendileri için riskli olanı değerlendirmede başarılıdırlar.

    Elbette, ebeveynler bu kategorilerden sadece birine düşmeyebilir, bu kategoriler ebeveynlerin ağırlıklı eğilimlerini ele almaktadır. Ebeveynler duruma ve zamana göre bu özellikleri farklı derecelerde gösteriyor olabilirler.

    Çocuk için kural koymak ona baskı uygulamak, onu esir almak anlamına gelmediği gibi; ona özgürlükler vermek ve seçme şansı tanımak da onu kuralsız bırakmak, ona sınırsız bir özgürlük vermek demek değildir. Belirli kurallar ve sınırlar çerçevesinde, çocuk özgür olduğunu, seçimler yapabileceğini ve bu seçimlerinin destekleneceğini bilmeye ihtiyaç duyar. Kurallar da çocuğun kendini güvende hissetmesi için gereklidir; ancak onun varlığını yok edici, onu aşırı sınırlandıran tutum, özgüven gelişimine ve bireyleşmeye ciddi zararlar verir.

    Çocuğun ihtiyaçlarına dengeli bir şekilde cevap verebilmek, eşzamanlı hem disiplin sağlayıp hem özgürlük ve seçme şansı verebilmek kulağa zor ve ulaşılması güç bir denge gibi gelebilir. Ancak bu imkansız değildir! İmkansız olmadığı gibi bu denge, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirebilmesi, özgüvenli, kendini ifade edebilen, sorumluluk alabilen bir yetişkin olabilmesi için vazgeçilmezdir.

  • ÇOCUK BAKIMINDA FİKİR AYRILIKLARI

    ÇOCUK BAKIMINDA FİKİR AYRILIKLARI

    Başka konularda ortak yönleri olan anne babalar bile çocuk bakımı felsefelerinde
    ortak yönler bulmakta zorlanırlar. Anne babaların farklı kişilik yapıları, farklı aile
    kökenleri, farklı yetişme biçimleri nedeniyle aslında bu çoğu kez kaçınılmaz bir
    durumdur. Bu durumun çocuğun gelişimini nasıl etkileyeceği farklılıkların çocuğa nasıl
    yansıtıldığına bağlıdır. Farklılıklar çocuğun gelişimine katkı sağlayacak bir zenginliğe
    dönüştürülebileceği gibi, gelişimi olumsuz yönde etkileyen önemli bir sorun olarak da
    karşımıza çıkabilirler.

    Aslında her anne baba insan oldukları ve değişken ruh durumu içinde
    bulunabildikleri için zaman zaman kendi içlerinde bile tutarsız olabilirler. Bu tutarsızlık
    anne babanın ruh durumuyla ilgili olabileceği gibi çocuğun yapısı ya da davranışın ortaya
    çıktığı koşullara da bağlı olabilir. Örneğin mutsuz, sıkıntılı bir anne çocuğun
    mızırdanmasını tolere edemeyebilir. Gürültülü bir top oyunu açık havada uygun bir
    mekanda sorun olarak görülmezken evde kabul edilemez gelecektir. Anne babanın hem
    kendi içlerinde hem de birbirleriyle her zaman ve her koşulda tutarlı olmalarını beklemek
    gerçekçi değildir. Bunu gerçekleştiremeyen anne babalarda bu beklenti kaygı ve
    yetersizlik duygusuna neden olmaktadır. Aile içinde tutarlı olunması gereken konu evde
    sounların ele alınış biçimi ve bireylerin birbirlerine olan saygılı tutumlarıdır.

    Anne baba, çocuğa sevgi gösterilmesi, kurallar-sınırlar ve sorunların ele alınış
    biçimi gibi çocuk gelişimindeki çok temel ögelerde fikir ayrılıkları içindeyse; bu
    düşüncelerini çocuğun yanında ve birbirini eleştirir tarzda tartışıyorlarsa; birbirlerinin
    kurallarını gevşetiyor ya da bozuyorlarsa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu
    öğrenemeyecektir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk kural tanımayan ya da her fırsatta
    kuralları zorlayan, sorgulayan, sorumluluk almayan, evde hırçın ama dışarıda güvensiz
    bir çocuk olur. Anne ve babanın farklı uçlarda olması onların bu tutumlarının daha da
    belirgin hale gelmesine neden olabilir. Örneğin aşırı hoşgörülü ve yumuşak bir annenin

    varlığında, baba disiplin açığını daha katı kurallarla kapatmaya çalışırken, babanın aşırı
    kurallarının çocuğa zarar vereceği endişesiyle anne daha da esnek olmaya başlayabilir.
    Bu durumda çocuk anneye karşı istekleri konusunda tutturan, ısrar eden, kurallara karşı
    gelen bir tutum içine girer. Babanın yanında daha uyumlu gibi görünse de bu sadece
    babanın varlığında sağlanabilen bir uyumdur. Anne kuralları “oyuncaklarını toplamazsan
    baban kızar” gibi cümlelerle uygulamaya çalışsa da bu yaklaşım çocuğun o kuralın
    gerçekten gerekli olup olmadığını sorgulamasına neden olur ve uzun vadede işe yaramaz.
    Sonuçta aile bireyleri arasındaki gergin, çatışmalı ilişkiler çocuğun mutsuzluğuna ve
    güvensizliğine neden olur. Farklı tutumların neden olabileceği diğer bir olumsuz sonuç da
    anne babanın çelişkili davranışlarının çocuk tarafından kullanılmaya başlanmasıdır.
    Çocuğun anne babayı yönlendirmesi bu farklı tutumlardan dolayı kolaylaşabilir.

    Farklı görüş ve tutumların çocuğa zarar vermemesi için neler yapılabilir:

     Öncelikle çocuk için anne babanın birbirine nasıl davrandığı, birbiriyle
    nasıl uzlaştıkları ve birbirlerine karşı gösterdikleri sevgi ve saygının, neye
    izin verilip neye verilmeyeceğinden daha önemli bir konu olduğu
    unutulmamalıdır. Örneğin çocuğun televizyon izlemesine karşı olan bir
    annenin buna izin veren eşiyle çocuğun önünde tartışmaya girmesi
    televizyon izlemekten daha fazla zarar verecektir. Anne ya da baba
    onaylamadıkları bir tutum için çocuğun önünde aşırı tepki vermektense o
    an için sessiz kalıp daha sonra konu üzerinde uzlaşmaya çalışmalıdır.
     Anne baba birbirlerinin fikirlerini dikkatlice ve saygı göstererek
    dinleyebiliyor ve zaman zaman birbirine hak verebiliyorsa bu çocuk için
    de çok uygun bir örnek olur. Çocuk da farklı görüşleri dinleyebilme ve
    uygun şekilde tartışabilmeyi öğrenir.
     Yatma saati, beslenme, disiplin gibi temel alanlarda nasıl davranılacağı
    konusunda önceden konuşulup anlaşma yapılabilir.

     Güvenlik önce gelir. Sağlık, güvenlik, beslenme gibi konularda anne baba
    uyuşamıyorsa bir uzmanın örneğin çocuk doktorunun önerileri
    doğrultusunda hareket edebilirler.
     Sorunların çözümünde anne baba ve çocuk/çocuklar işbirliği içinde
    olmalıdır. Çocukların çözümlere birebir katılmaları hem onların sorun
    çözme becerilerini geliştirecek hem de anne baba karşı karşıya gelmemiş
    olacaklardır.
     Anne baba birbiri hakkında olumsuz, eleştirel biçimde konuşmamalıdır.
    Bu çocuğun gözünde ebeveynin otoritesini zedeler ve çocuğun da daha
    eleştirel, insanlara karşı olumsuz yaklaşan bir çocuk olmasına neden olur.
     Her bir ebeveyn için çok önemli olan konular belirlenerek, sorumluluk
    alanları paylaştırılabilir.
     Çocuğun yanında birbiriyle çelişen mesajlar vermemeye özen
    gösterilmelidir. Yemekten önce çikolata yenmesini anne uygun
    bulmuyorsa ve buna izin vermemişse babanın “bir şey olmaz bu seferlik
    yiyiversin demesi” çocuğun tüm kurallara karşı gelmesi ya da ısrar etmesi
    ile sonuçlanacaktır.
     Anne babanın birlikte olmadıkları zamanlarda birbirlerinin kurallarını
    bozuyor olmaları da sık karşılaşılan bir durumdur. Örneğin baba çocuğun
    kendi yatağında yatmasına özen gösteriyorken babanın evde olmadığı
    zamanlarda anne çocukla birlikte uyursa çocuk sadece baba öyle istediği
    için yalnız yatması gerektiği mesajını alır. Ebeveynler birlikte olmadıkları
    zamanlarda da diğerinin kurallarına saygılı olmalıdır.

    Sonuç olarak anne babanın farklı görüş ve tutumları hemen her ailede az ya da
    çok var olan kaçınılmaz bir durumdur. Anne babalar bu farklılıkları “benim
    dediğim olacak” savaşına dönüştürmedikleri sürece birbirlerini tamamlayarak
    çocuğun gelişimine katkı sağlayacak bir zenginlik olarak yaşayabilirler.

  • SINIRLI VE MUTLU ÇOCUKLAR-ÇOCUKLARA SINIR KOYMANIN İNCELİKLERİ

    SINIRLI VE MUTLU ÇOCUKLAR-ÇOCUKLARA SINIR KOYMANIN İNCELİKLERİ

    “Ben çocuğumu hiçbir şeyde kısıtlamıyorum, canı ne isterse yapsın. Özgür büyüteceğim çocuğumu,

    biz birçok şeyden mahrum büyüdük, çocuğuma yaşatmayacağım aynısını…” cümleleri uzar gider. Bu

    cümlelere, söyleyen kişinin olumlu bir havada ve gülümseyerek “evimizin hükümdarı, vallahi bu çocuk

    bizi parmağında oynatıyor” söylemleri de eklenebiliyor çoğu zaman.

    Çocukları için en iyisini düşünen bazı ebeveynlerin, çocuklarına iyilik yapmak niyetiyle ya da “çocuğum

    beni sevmezse, psikolojisi olumsuz etkilenirse, aramız bozulursa” gibi endişelerle çocuklarına sınır

    koyma konusunda pek gönüllü olmadığı söylenebilir. Bu noktada öncelikli olarak vurgulamak

    istediğim, sınır koymanın bir cezalandırma yöntemi olmadığı ve sınır koyarken çocuğumuza olan

    sevgimizi kısıtlamadığımız, sadece çocuğun davranışlarının sınırlandığıdır.

    Bebek dünyaya geldiğinde bir bilinmezin tam ortasına doğuyor ve doğal olarak etrafındaki her uyaran

    onun için tehlike, tehdit ve kaygı unsuru oluşturuyor. Neyin doğru ya da yanlş olduğunu

    bilmemesiyle, yapılması ya da yapılmaması gerekenlerin belirsizliği arasında sıkışıp kalan küçük bir

    çocuğun “bana sınırlarımı gösterin, kayboluyorum, korkuyorum!” seslerini duymayan ebeveynlerin

    farkında olmadan çocuklarına kötülük ettiğini söylemek yerinde olur sanırım. Tek istediği birisinin ya

    da birilerinin ona yol göstermesi, liderlik etmesi. Bu süreçte çocuğun zorlayıcı davranışları doğal

    olarak kendini gösteriyor çünkü çocuk kendi sınırını keşfederken karşıdakinin yani sınır koyanın

    sınırlarını da test ediyor. Tek istediği ne kadar ileri gidebileceği, ne kadar zorlayabileceği ile ilgili bilgi

    almaya çalışmak. Görmek istediği şey ise kendinden emin, pes etmeyen, güçlü bir kural koyucu.

    Karşıdan “ben güçlüyüm, bana güvenebilirsin” mesajı geldiğinde, işte o zaman kendini güvende

    hissediyor. Sınırların anlamı da o değil mi zaten, çocuğa “güvendesin, değerllisin, korunuyorsun”

    mesajlarını vermek.

    Anne baba olarak görevimiz çocuklarımızı büyütmek, yetiştirmek, geliştirmek, eğitmek, onlara bir

    şeyler öğretmek, fizyolojik ihtiyaçlarının yanında sosyal, duygusal, psikolojik ihtiyaçlarına karşılık

    vermek. Dünyayı kendi kendilerine keşfetmeleri çok zor olduğu kadar tehlikeli de. Kendi başlarına

    doğru karar veremedikleri gibi kendilerine sınır da koyamazlar. Bu ihtiyacı karşılama görevi de

    ebeveynlere düşüyor elbette. Çocuklara sınır koymayarak, onlara kuralları öğretmeyerek onları nasıl

    büyük bir yükün altına soktuğumuzu fark edebiliyor muyuz?

    Evin dışında da bir hayat var ve evde bir anlamda dışarıdaki hayatın provası yapılıyor. Sınırlarını

    bilmek çocuğun dışarıdaki hayatta yer alan kurallara uyum sağlaması açısından büyük kolaylık.

    Sınırlar çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için var ve olmalı da. Sınırları belirlerken seçici davranmak

    önemli. Her şeyi sınırlamak, çocuğu kurallara boğmak yapılan yanlışların başında geliyor ne yazık ki.

    Yapılması gereken, tehlikeli şeyleri ortamdan uzaklaştırıp mümkün olduğunca çocuk için güvenli bir

    yaşam alanı sağlamak. Çocuğun davranışlarını kısıtlamadan ve çocuğa ‘hayır’ demeden önce

    davranışın çocuğun kendine ve etrafına zarar veren bir davranış olup olmadığı ile ilgili durup

    düşünmek faydalı olabilir.

    Sınır koymaya niyetli olan ebeveynlerin karşılaştığı belirsizliklerden biri de sınırların çocuğa nasıl

    anlatılması gerektiği ve bu süreçte dikkat edilmesi gereken önemli noktalar konusunda oluyor.

    Özellikle geniş ailede büyüyen çocuklara sınır koyma konusu daha da zorlaşan bir durum olarak

    karşımıza çıkıyor. Sınırları belirledikten sonra bu sınırların uygulanması konusunda ailedeki her bireyin

    aynı tutumu sergilemesi belki de en önemli noktalardan bir tanesi. Bir aile üyesinden onay almayan

    çocuk başka bir aile üyesinden onay alacağından zaten çoktan eminse, sınırlar maalesef işlevselliğini

    yitirmiş duruma geçiyor. Bu konuda tüm aile bireylerinin “çocuğun iyiliği için” ortak bir tutum

    göstermesi son derece önemli.

    Kuralların tutarlı olması diğer hassas konulardan bir tanesi. Bir kural normal şartlar altında her zaman

    geçerli olmalı. Burada önemli olan nokta, kuralların çocuğun yaşına ve gelişim özelliklerine uygun

    olmasının gerekliliği. Kurallar gerektiğinde esnetilebilmeli, yeni kural eklenebilmeli ya da kurallar

    ortadan kaldırılabilmeli. Bunları yaparken çocuğun ve ortamın özellikleri dikkate alınmalı, yine

    ailedeki her üyenin bilgisi dahilinde yapılmalı. Bir kuralın neden o anda uygulanmadığı da çocuğun

    anlayabileceği mantıklı bir şekilde çocuğa açıklanmalı.

    Kural koyarken o kuralın neden varolduğu çocuğa açıklanmalı. “Olmaz diyorsam olmaz, vardır bir

    nedeni” demek çocuklar için ikna edici olmaktan çok kurala uymama konusunda onları motive eden

    bir yaklaşım olmaktadır.

    Çocuklar model alarak öğrenirler ve kurallara uyma konusunda da ebeveynlerin çocuklara doğru bir

    rol model olmaları gerekmektedir. Yatmadan önce dişlerin fırçalanması gerektiği ile ilgili bir kurala

    çocuğun uymasını kolaylaştıran şey ailedeki diğer bireylerin çocukla birlikte dişlerini fırçalaması

    olabilir.

    Etkili ve doğru bir iletişimle çocuğa sunulan kuralların verdiği mesaj daha etkili olacaktır. Mesajların

    net olmasının yanında; söylediğimiz sözlerin, mimiklerimizin, vücut duruşumuzun ve ses tonumuzun

    birbirini destekler nitelikte olması çok önemli.

    Çocukların kurallara uymasını kolaylaştıran diğer bir konu da, çocuk uygun davranışlar sergilediğinde

    onu sözel ifadelerle övmek, mimiklerimizle memnuniyetimizi ve onayladığımızı çocuğa belirtmektir.

    İstendik davranışları pekiştirerek bu davranışların yapılma olasılığını ve sıklığını arttırmış oluruz.

    Çocuğa alternatif sunmak, sınırları zorlama konusunda çocuğun fazla diretmemesi açısından oldukça

    faydalı bir yoldur. “Burada oynayamazsın ama bak burada istediğin kadar oynayabilirsin” Şu anda

    hasta olduğun için dondurma yiyemezsin ancak sana en sevdiğin pastadan alabilirim” cümleleri bu

    duruma örnek olabilir.

    “Her çocuğa sınır olmaz, bizim çocuk farklı, ona kural işlemez” şeklinde düşünen ebeveynler için “her

    çocuğa aynı kurallar olmaz, çocuğa uygun kurallar olur” şeklindeki düşüncemi söylemek isterim.

    Sınırları bir resim ya da fotoğraf çerçevesine benzetecek olursak; çerçeve fotoğrafı koruyan, onu

    ayakta tutan, fotoğrafa bir duruş kazandıran önemli bir ayrıntıdır. Ebeveyn olarak bizim görevimiz,

    fotoğrafa uygun çerçeve bulmak.

    Uzm. Psk. Şahika Akkuş Sert

  • ANNE-BABA TUTUMLARI

    ANNE-BABA TUTUMLARI

    Birbirinden farklı birçok anne baba tutumu vardır. Ebeveynler farkında

    olmadan bu tutumlardan birini sergiliyor ve şüphesiz ki o tutumun

    çocukları için en doğrusu olduğuna inanıyolar. Peki çocuğunuz için en

    sağlıklı anne baba tutumu hangisi ?

    1- Aşırı Koruyucu Anne-Baba Tutumu:  

    Çocuğun her an kontrol altında tutulduğu, aşırı ilgi ve alaka gösterildiği,

    zarar gelebilir endişesi ile gündüzleri bile sokağa çıkması istenmediği

    veya kısıtlandığı aile tipidir. Bu tip ailelerde yetişen çocuklar, aileye aşırı

    bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, sıkıştırıldığında

    başkalarına suç atabilecek yapıda olabilmektedirler. Bu tutumu

    sergilerken çocuğunuza iyilik yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz fakat

    onun bir birey olduğunu ve hayatta yalnız kalabilmesi gerektiğini

    unutmamalısınız. Çocuğunuzun ileride kendi ayakları üzerinde

    durabilmesi için koruyucu tutumu tadında bırakmak gerekir.

    2-Baskıcı ve Otoriter Anne-Baba Tutumu:

    Aile katı, kuralcı ve disiplinlidir. Anne /baba veya her ikisinin de otoriter

    tutumu karşısında, çocuk nazik, dürüst, disiplinli, yardımsever ve dikkatli

    olmasına rağmen, ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan veya çok

    zayıf, başkalarının etkisi altında kalabilen, duyarlı, korkak, kendi başına

    iş yapma yeteneği gelişmemiş bir yapıya sahip olabilirler. Kural ve

    disiplin hayatımızda her zaman olması gereken bir şeydir fakat bunun

    aşırısı çocukta özgüven eksikliğine sebep olur. İş ve sosyal hayatında

    kaçıngan-çekingen bir kişilik yapısı sergiler. Bu tutumun sonucu sosyal

    fobiye kadar varabilir. Kurallar her zaman olmalıdır fakat aşırı baskıdan

    uzak durulmalıdır.

    3- Aşırı Hoşgörülü Anne-Baba Tutumu:

    Baskıcı ve otoriter tutumun tam tersine bu tip ailelerde çocuk tek

    hükmedendir. Aile tüm hayatını çocuğun istek ve arzusuna göre belirler.

    Aile çocuğa aşırı sevgi gösterir. Bütün tutumları dengesiz ve çocuk

    merkezlidir. Bu tip ailelerde çocuk ne derse o olur. Böyle ailelerde

    yetişen çocuklar; bencil, sevgi arsızı, kural tanımayan, doyumsuz kişilik

    yapılarına sahip olabilmektedirler. Bu çocuklar sosyal hayatta geçimsiz,

    sosyal yönleri zayıf ve benmerkezci bir yapıya sahip bir görünüm

    çizerler. Ne aşırı baskıcı ne de aşırı hoşgörülü olmak gerekir. Her ailede

    kural ve sorumluluklar olmalı, çocuk bunları bilinçli yapmalı ve uyum

    sağlamalıdır. Aşırı hoşgörü gösterilen çocuklar hayat başarısına

    ulaşmakta oldukça zorluk çekerler.

    4- Kararsız ve Dengesiz Anne-Baba Tutumu:

    Bu tip aileler genellikle anne ve babanın iyi anlaşamadığı ve her iki

    tarafın da baskın karaktere sahip olduğu ailelerdir. Anne / babanın

    çocukla ilgili bir konuda evet dediğine, diğeri hayır diyebilmekte çocuk

    hangisine bakacağına, hangisine uyacağına karar verememekte

    çoğunlukla kararsız kalarak herhangi bir tepki vermemeyi tercih

    etmektedir. Bu tip ailelerde yetişen çocuklar genellikle kararsız, her türlü

    etkilenmeye açık, tutarsız, çabuk karar değiştirebilen çocuklardır. Aynı

    zamanda duygusal açıdan dengesiz bir yapıya sahip olmaları da

    mümkündür. Aile içinde ki en önemli şey tutarlılıktır. Anne ve babanın

    ağzından çıkan her söz ve yapılan her davranış aynı olmalıdır. Aksi

    takdirde çocuk annenin izin vermediği bir şeyi babadan ister ve elde

    ederse hem aile içinde ki olması gereken otorite sarsılır hem de çocuk

    neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemez hale gelir, kafa karışıklığı

    yaşar.

    5-Mükemmeliyetçi Anne / Baba Tutumu:

    Bu tip ailelerde anne ve baba çocuklarının her konuda mükemmel

    olmalarını isterler. Genellikle benmerkezci bireylerin oluşturduğu bu

    ailelerin çocuklarında; yaptığı işi beğenmeme, yetersiz olduğu duygusu,

    devamlı olarak başkalarını mutlu etmeye çalışma duyguları görülebilir.

    Bu tutum sonunda çocuklarda otoriter anne-baba tutumunda olduğu gibi

    sosyal fobi ve özgüven eksikliği oluşabilir. Çocuğunuzun neye yeteneği

    varsa onu yapmasına izin verin. Sizin istediğiniz doğrultuda gitmeye

    zorlanırsa hem başarısız hem de mutsuz bir gelecek onu bekler.

    6-Reddedici Anne- Baba Tutumu:

    Bu aileler farkında olarak veya olmayarak çocuğun tüm isteklerini

    aksatırlar. Çocuğun aslında istenmediğini hissettirmek ve çocuğa karşı

    düşmanca tutumlar beslemek olarak da tarif edilebilir. Bu tip ailelerde

    yetişen çocuklarda kendisinden daha zayıf olanı ezme, tüm çevresine

    karşı nefret besleme, kimseye güvenememe, çevresindekilere düşmanca

    tutum sergileme düşüncelerine sahip olabilirler.

    7-Tutarsız Anne- Baba Tutumu Tutumu:

    Bu tip ailelerde genelde kurallar yoktur. Anlık çözümler, anlık kavgalar

    ve anlık mutluluklar vardır. Çocuk için konulan kuralların bazen çok katı

    bir şekilde uygulandığı, bazen de hiç yokmuş gibi davranıldığı tutumlar;

    çocukta güvensizlik, kurallara karşı kayıtsızlık,  çözümün parçası olmayı

    reddetme,  kararsız ve kişiliksiz karakter yapısı meydana gelebilmektedir.

    8- Hoşgörülü ve Güven Verici Anne-Baba Tutumu:

    İdeal aile tipine uygun bir yapıdır. Bu tip ailede temel kural ve

    kısıtlamalar haricinde çocuklar özgür bir şekilde, fakat sorumluluklarının

    bilincinde olarak yetişirler. Birey olmanın ayırtına varan çocukların

    özgüvenleri tam, sosyal ilişkileri kuvvetli olur. Bu tutumla yetiştirilen

    çocuklar geleceğin ideal yetişkin adaylarıdır.

    Çocuk yetiştirirken hoşgörü, kural, sınır koyma, koruma ve kollama

    davranışlarının hiç birinde aşırıya kaçılmamalıdır. Hem tüm bunlar

    dozunda olur hem de tutarlı ve kararlı davranılırsa ideal bir yetiştirme

    tarzında bulunmuş olursunuz.

    Ömür boyu süren bu ebeveynlik yolculuğunda hepinize, çocuklarınızla

    olumlu anılar biriktireceğiniz keyifli günler dilerim…