Etiket: Kullanımı

  • Spiral ( Rahim içi araç ) Uygulaması

    Spiral ( Rahim içi araç ) Uygulaması

    Spiral kullanımı, özellikle doğum yapmış hanımlarda, aile planlalaması veya gebelikten korunmak amacıyla çok sık başvurulan bir yöntemdir. Hanımlar  vücutlarında bir yabancı cisim olacağı, takılırken acı duyulacağı gibi sebeplerle bu uygulamadan bazen korkabilirler, bu da çok doğaldır. Uygulama öncesi ne kadar anlatırsak da hastalarımız, uygulama sonrası genellikle korkmaya gerek olmadığını görmektedirler. 

    Hekimler tarafından uygulaması kolay, hanımlar tarafından da kullanımı kolay bir yöntemdir. Doğum kontrol hapları gibi hergün hatırlanması gerekmez, istenmeyecek durumlarda ertesi gün haplarının kullanımına gerek kalmaz. Çiftlerin daha rahat özel hayatlarını yaşamalarını sağlar. 

    Hanımların bildiği üzere bazı çeşitleri vardır. Klasik uygulanan spirallerimiz bakırlı olan T şeklindeki rahim içi araçlardır. Bakır allerjisi olan çok daha az sayıda hastaya altın içeren rahim içi araç uygulanabilir.

    Rahim içi araçlar tedavi amacıyla da, fazla miktarda kanaması olan hanımlarda kullanılmaktadır. Bu durumlarda da progesteron hormonu içeren, Levonorgestrel ihtiva eden özel bir rahim içi araç takılmaktadır (Mirena).  Mirena kullanımı ile hem kanama miktarını azaltıp tedaviyi sağlıyoruz, hem de korunmayı gerçekleştirmiş oluyoruz. 

    Spiral uygulaması genellikle anestezi vermeyi gerektirmden poliklinik veya muaynehane şartlarında yapılabilir. Hassas hanımlarda, muayenede sıkıntı yaşayanlarda genel anestezi ile uyutularak da spiral uygulaması yapılabilir.

    Tabii ki insan vücuduna yapılan her uygulamada olduğu gibi, spiral kullanımının da tiplerine göre yan etkileri vardır. Normal spiraller hanımlarda bel ağrısı, adet kanama miktarında artış veya düzensizlik yapabilirler. Mirena dediğimiz, hanımların hormonlu spiral olarak bildikleri rahim içi araç kullanımında ise adet kanama miktarında beklenenden daha fazla azalma, adet görememe durumları oluşabilir. Mirena kullanırken adet görmemenin hanımlara hiçbir zararı yoktur. Çok az sayıda hastada mirena kullanımına bağlı kilo alımı şikayeti veya hissi olabilir. Bu daha çok progesteron hormonunun su tutulumunu artırmasına bağlıdır, adet ile şişkinlik hissi geçecektir. 

    Spiral uygulamasından sonra hanımlar hafif bir adet sancısı şeklinde kasıklarda ağrı hissedebilirler, basit bir ağrı kesici tablet 1-2 gün kullanılıp günlük hayatlarına devam edebilirler. 

  • Çocuk ve Gençlerin Artan Teknoloji Kullanımı ve Etkileri

    Çocuk ve Gençlerin Artan Teknoloji Kullanımı ve Etkileri

    Son zamanlarda ailelerin kontrol altına almakta zorlandıkları önemli konulardan biri de teknolojik aletlerin kullanımıdır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre son zamanlarda yaklaşık olarak 10 aileden 8’inin internete ulaşımı olduğunu göstermektedir. İnternete erişimin kolaylaşması ve çeşitli teknolojik aletlerden ulaşılabilir olması ile kontrol altına alınması güçleşmektedir. İnternet kullanımı güvenliği sağlandığı takdirde pek çok bilgiye rahat ve hızlı bir biçimde ulaşım sağlanmasına olanak tanımaktadır. Ancak kontrolsüz kullanımı ise duygusal yaralanmalara, bilişsel zorlanmalara neden olurken yanında fizyolojik problemlere de sebep olmaktadır.

    Duygusal anlamda kaygı ve korku içeriklerine fazla maruz kalmak özellikle somut dönemde olan, soyut düşünceye henüz geçmemiş çocuklarda ki bu grubu ilkokul öğrencileri olarak belirtecek olursak, hayat olaylarına yönelik aşırı duyarlılık ve yoğun korku şeklinde kendini dışarı vurabilmekte. Çocuklar ise bu durumlarla nasıl baş edecekleri konusunda yetersizlik yaşamaktadırlar. Önceden var olmayan ancak yeni ortaya çıkmaya başlayan sizlerin de dikkatinizi çeken bazı yakınmalar söz konusu olabilmekte. Bunlara bakacak olursak, *Odada tek başına kalmamak için çeşitli bahaneler sıralayan,

    *Aydınlık ya da gündüz olmasına rağmen odalar arasında geçiş yapmaktan endişe duyan,

     

    Bilişsel anlamda ise dikkat ve odaklanma süreleri, bu sürelerin niteliği ekran kullanımı dolayısıyla etkilenmektedir. Oyunlara ve videolara bakıldığında oradaki amacın 

    dikkatin orada kalması ve videonun izlenmesine ya da oyunun oynanmasına devam edilmesi şeklinde olacağını fark etmek mümkündür. Videolar söz konusu ise bir sonrakine tıklamak için bir ipucu ve merak uyandırma söz konusuyken, oyunlarda ise çoğunlukla bir sonraki seviyeye geçme, maddi ya da teknolojik değeri olan bazı nesneleri toplamak yolu ile sürekli yeni bir uyaranın verildiğini görmek mümkündür. Sıklıkla gelen yeni, renkli, merak uyandırıcı ve canlı uyaranlar ne var ki hayat akışında oyun ya da videolarda olduğu kadar yoğun olmamaktadır. Dolayısıyla çocuk ve gençlerde sıklıkla karşılaşılan bazı durumlar gözlenmekte. Bunlar: 

    *Günlük yaşamdan sıkılan, adapte olamayan, 

    *Boş zamanlarını geçirecek aktivite yaratma ve bulma güçlük çeken, 

    *Hayat etkinliklerinden keyif almayan, 

    *Buna bağlı olarak alacakları keyfi tamamen teknolojik aletlerden edinmeye yönelik bir tutumun geliştiği kısır döngü ile yaşayan bireyler haline gelmeleridir. 

    Fizyolojik anlamda ise bazı çocukların ve gençlerin bağımlılık düzeyinde teknoloji kullanımı onları yürüyüş, fiziksel oyunlar oynama, akranları ile grup halinde koordinasyon gerektiren etkinliklerden uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Sürekli oturmak, sabit bir biçimde tek bir uyarana odaklanmak hareket alanını kısıtlamaktadır. Erken yaşlarda maruz kalmaya başlamak ve TV-Tablet-Telefon üçgeninde yoğun zaman harcamak; 

    *Bedensel gelişimi, 

    *Dil gelişimi, 

    *Bedensel koordinasyon becerisinin gelişimi ile ilgili güçlükler söz konusu olabilmekte. 

    Ne yazık ki bazı tehdit içerikli uyarıcılar, kendilerine zarar vermeyi öğütleyerek ciddi fizyolojik ve psikolojik zararlara yol açmaktadır. 

    Sosyolojik anlamda ise tüm bunlara ek olarak yoğun bir biçimde maruz kalınan şiddet içerikli oyun ve videolarda aşina olunan davranış biçimine bürünmek ve bunu normal olarak algılamak söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla sergilenen davranışlar sosyal ilişkileri etkilemekte, yalnızlaşmaya neden olabilmektedir. 

    *Arkadaşları ile geçinemeyen 

    *Sıklıkla şiddet içerikli oyunlar oynayan bunları günlük hayata da taşıyan çocuklar sosyal uyum açısından güçlük yaşayabilmektedir. 

    DİKKAT! 

    Unutulmamalıdır ki ekran ve internet barındıran tüm aletlerin (tablet, bilgisayar, telefon ve TV) kullanımı söz konusu olduğunda tedbirli davranmak önemli olmaktadır. Çünkü renkli ve sürekli yeni uyaranların geldiği teknolojik dünyada internet kullanımının kontrolünü doğrudan çocuklara bırakmak uygun değildir. Aileler bu konuda gerekli adımları atmalı; izlenen videoları ve oyunları takip etmeli, güvenli internet kullanımına çocukları sevk etmelidir. Tüm bu aletlerle geçirilen zaman önceden belirlenmeli ve çocuğa bir yasak olarak tanıtılmamalıdır. Sağlıkları ve güvenlikleri ile ilgili yaşlarına uygun olacak biçimde açıklama yaparak kullanım sağlanmalıdır.

  • Bonzai

    Bonzai

    21 Ağustos 2014 tarihinde gün boyu süren, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi konferans salonunda yapılan “Her Yönüyle Bonzai Sempozyumu”, bonzai konusunda zengin ve güncel bilgilere ulaşmamızı sağladı. Konunun uzmanları (Sağlık Bakanlığı, TUBİM, Yeşilay, Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi, Adli Tıp Kurumu yetkilileri, Adli Tıp, Kardiyoloji, Acil Tıp, Psikiyatri öğretim üyeleri ve AMATEM-ÇEMATEM’de görevli psikiyatri uzmanları) tarafından 4 ayrı panelde bonzai konusu sosyopolitik stratejiler, narkotik, klinik aciller ve bağımlılık yönünden değerlendirildi. 2011 yılından beri yasal düzenleme ile kontrol altına alınmaya çalışılan, popüler olduğu kadar son yıllarda oldukça tehlike arz eden bonzai hakkında sempozyumdan not defterime kaydettiğim bilgileri aşağıda sizlerle paylaşırken bu sempozyumu tertip eden ve bizleri bilgilendiren tüm uzmanları kutluyor ve teşekkürlerimi bildiriyorum.

    * Sentetik kannabinoid türevi uyuşturucuların prototipi olan bonzai, gençlerimizin masumlaştırarak söylediği gibi “esrar taklidi” değil, pek çok toksik kimyasal maddenin bitkilere püskürtülmesi ile sunuma hazırlanan ve eroin gibi etki eden, ölümcül sonuçlara neden olabilen bir maddedir.

    * Kullanılan bitkiler: ada çayı, yavşan otu, damiana çayı, salvia divinarium bitkisi. Bitkiler hem hazırlamada kullanılıyor hem de sahte bir masumiyet sağlanıyor (bitkisel ürün).

    * İlk zamanlar banyo tuzu, bitki gübresi, koku giderici, tütsü, havuz temizleyicisi şeklinde satışa sunulmuş.

    * Bonzai, K2, Jamaika, Rüya, Bombay mavisi, Boncuk, Spice şeklinde pek çok sokak ismi var.

    * 1994’de masum ilaç araştırmalarının ürünü olarak bulunan, 2000’de işlevsellik kazanan, 2004’de masum bitkisel ürünmüş gibi kötü amaçlarla ilk satışı yapılan, 2009’da Avrupa’da ve 2011’de ülkemizde yasaklanan bir maddedir.

    * ABD’de okul araştırmalarında esrardan sonra 2. sırada tüketimi olan, ülkemizde ise denetimli serbestlikten faydalanan hastalarda son 2 ayda rutin idrarda bakılmasından sonra %14.9 ile esrardan daha çok kullanıldığı tespit edilen bir maddedir.

    * Bonzai öncesi % 99.3 esrar kullanımı var (hiçbir uyuşturucu masum değil, “ne olacak ot değil mi?” dememeli!!!)

    * Genellikler gençlerde, esrar kullanıcılarında ve (yasaklanmadan önce) yeni madde kullanımı meraklılarında/bitkisel ürün kullananlarda (Çin menşeili, reklam edilen ürünler) kullanma riski fazla.

    * % 91 oranında gençler arkadaşı sayesinde bonzai ile tanışıyorlar (“benim çocuğum içmesin de arkadaşları ne yaparsa yapsın” yaklaşımı yanlış, toplumumuzdaki tüm çocukları, kendi çocuğumuz gibi görme hassasiyetine sahip olmak gerekiyor!!!).

    * Beraberinde diğer uyuşturucu maddelerin de kullanımı yaygın.

    * En fazla etkilenen yaş grubu ergenler: 2013’de başlama yaşı 13.75’e kadar düşmüş.

    * Ergenlerde ortaya çıkan olumsuz sonuçlar: ders başarısında düşme, okulu bırakma, aile ile çatışma, arkadaş çevresini değiştirme, davranış bozuklukları, ergenlik döneminde olması gereken eğitimlerin (empati, insani ilişkiler, sosyalleşme vs.) geri kalması, kendine zarar verme, bonzai psikozu, intihar (20-30 kat artıyor), şiddete eğilim (12-16 kat artıyor), bulaşıcı hastalıkların (hepatit vs) artması.

    * Narkotik yönünden madde kullanımı oranları yıllar içinde artmış, 2013 verilerine göre 70 ilimizde sentetik kannabinoid yakalanması olmuş (geçmiş yıllarda il sayısı çok daha az iken yaygınlaşmış) ve yakalanan vakaların sayısı 2012’ye göre 2.28 kat artış göstermiş. Türkiye madde yakalanmasında dünya birincisi olmasına rağmen madde kullanımı ülkemizde azalmıyormuş.

    * Ulaşılabilirlik kolay ve maliyet çok düşük, gram fiyatı ortalama 50 TL, “cigaralık” olarak tek içimlik satışlarda 3-7 TL maliyet var. Bu durum da tüketim yaşının düşmesine, okul önlerinde satılmasına neden oluyor.

    * 1 kg. hammaddeden 200.000 paket bonzai üretilebiliyor, kar payı çok yüksek.

    * İnternet üzerinden satış yapılması çok fazla, ilgili sitelere sınır konulsa da hemen pek çok yenisi açılıyor.

    * Madde kullanımı kendisini hep yeniliyor, 300’den fazla uyuşturucu madde var. Sentetik kannabionidlerde ise 105 farklı çeşit var. Bu nedenle yasal sınırlamalar koymakta zorlanılıyor, yeni bir form ile yasal yasaklamalar delinebiliyor.

    * “Bugünün kullanıcısı yarının satıcısı” ilkesi var ve kullanım yaşı düştükçe satıcıların yaşı da düşüyor.

    * 2013 verilerine göre 232 kişide direkt madde bağlantılı ölüm olmuş (geçen yıla göre 2 kat fazla).

    * 10-19 yaş aralığı madde bağlantılı ölümlerde geçen yıllara göre artış var.

    * Dolaylı madde bağlantılı ölümler (kaza, intihar, cinayet, yaralama vs.) 2013’de bir önceki yıla göre 3 kat artmış.

    * Bonzai çoklu karışım olduğu için daha ölümcül oluyor (satıcılar pek çok maddeyi maliyeti düşürmek için karıştırıyor ve bu karıştırma işleminde bir standart ölçü veya kural yok).

    * Bonzai kullanımında ortaya çıkan bozukluklar:

    – kalp-damar sistemi bozuklukları: hipertansiyon, taşikardi, göğüs ağrısı, ritim bozuklukları, kalp krizi, ani ölüm

    – Hiperglisemi, asidoz

    – Böbrek yetmezliği

    – Epileptik atak (sara nöbeti)

    – Denge bozukluğu

    – Psikiyatrik bozukluklar: hezeyan, hallüsinasyon, ajitasyon, anksiyete, depresyon, konfüzyon, psikoz atakları

    * Bonzai bağımlılığı ciddi bir halk sağlığı sorunu ve genç nüfusu etkilemekte. Tolerans hızla gelişiyor (bağımlılık riski fazla).

    * Kolay uygulanabilmesi, ulaşılabilirliğinin fazla olması, ucuz olması ve etkisinin fazla olması nedenleri ile “biyolojik bir silah” olduğu söylenebilir mi? (bir biyolojik silah kadar tehlikeli!)

    * Ne yapmalı?

    – Önlemede yapılacaklar:

    1- Gençlerin eğitimi: aile ilişkileri, okul ve gece hayatı, sosyal medya etkileşimleri

    2- Bitkisel ürünlerin denetimi

    3- Yeni testlerin kullanımı (tespit, tarama)

    4- Reklamın önlenmesi (özellikle internette)

    5- Yasal düzenlemeler

    6- Sosyal hizmetler

    7- Medyanın desteği

    8- Psikolojik destekler

    – Akut dönem ve idame tedavisi önemli. Semptomatik ve destek tedavileri ön planda. Bu arada sağlık personeline şiddet nedeni olmasına dikkat etmek gerekiyor.

    * Multidisipliner (dahiliye, kardioloji, nöroloji, psikiyatri vs.) yaklaşım gerekli.

    – Toplum temelli mücadele merkezleri önemli: tedaviye ulaşım, tedavide süreklilik, yerel güçlerin işbirliği ve iletişimi, çevresel faktörlerle mücadele gerekli.

    – Türkiye’de 26 adet AMATEM (alkol ve madde bağımlılığı araştırma tedavi ve eğitim merkezi) ve 3 adet ÇEMATEM (çocuk ve ergen için) mevcut, sayılarını artırılması gerekiyor.

  • Kortizon kullanımı yan etkileri; astım bronşit

    Astım Bronşitte; İnhaler steroidlerin sistemik etkilerini değerlendiren çalışmaların çoğunluğu 5 yaşından büyük çocuklarda yapılmıştır. İnhaler steroidlerin astımlı çocuklarda büyüme üzerine etkilerini değerlendirirken bazı özellikler gözönünde tutulmalıdır. Örneğin, astımlı çocukların çoğunda ilk dekadın sonunda büyüme hızında azalma görülmektedir . Büyüme hızındaki bu azalma ergenliğin ortalarına kadar devam etmekte ve ergenliğin başlamasındaki gecikmeyle ilişkili görülmektedir.

    Ergenlik öncesi büyüme hızındaki azalma büyüme geriliğini taklit eder. Ancak, pubertedeki gecikme iskelet gelişimiyle uyumlu olduğu için çocuğun kemik yaşı boyuyla uyumlu olmaktadır. Sonunda erişkin boyu azalmamakta, ancak normalden daha geç bu boya ulaşılmaktadır. Astımı kontrol etmek için günde 400 mcg inhaler budesonid kullanımının boy üzerindeki etkisi düşük sosyoekonomik durumdan daha azdır . Ayrıca kontrol altında olmayan astımın büyümeyi olumsuz etkilediği de unutulmamalıdır. Günlük olarak 100-200 mcg inhaler steroidle büyüme üzerine olumsuz etki bildirilmemiştir. Büyüme geriliği doza bağımlı olup, çeşitli inhalerler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Adolesanlara göre 4-10 yaş grubu çocuklar büyüme geriliğine daha yatkın olup, tedavinin birinci yılındaki etkiler genellikle geçicidir. İnhaler steroidlerin çocuklar üzerindeki potansiyel yan etkileri osteoporoz ve kırıklar olarak tarif edilir. Uzun dönem çalışmalarında inhaler steroid tedavisinin kemik dansitesine genel olarak olumsuz etkisi bulunmamıştır ve kırık riskini arttırdığı gösterilememiştir. İnhaler steroid kullanımı çocuklarda obeziteye neden olmaz. Inhaler steroid kullanımı çocuklarda katarakt gelişimine neden olmamaktadır .

    Santral sinir sistemi etkileri: İnhaler steroid kullanımında hiperaktif davranış, saldırganlık, uykusuzluk, konsantrasyon bozukluğu görülmüş olmakla beraber, geniş hasta gruplarında yapılan iki uzun dönem çalışmada böyle bir etki gözlenmemiştir . Nadir görülen bir problem olan kandidiyazisi aracı tüp kullanımı ,oral kandidiyazisi azaltır . Bu yan etki daha çok birlikte antibiyotik kullanımı, yüksek doz veya aracı tüp olmaksızın inhaler steroid kullanımı ile iliş- kilidir. Korunmada ağız çalkalamak faydalıdır . Budesonid tedavisi sırasında seste kalınlaşma veya değişiklik görülme sıklığı plaseboyla aynıdır . Diş sağlığı: İnhaler steroid tedavisi diş çürüğüne neden olmaz.

  • ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    Gelişen teknoloji ile birlikte çocukların her geçen gün tabletlere daha rahat erişebildiği ve digital teknoloji konusunda daha yetenekli hale geldiği inkar edilemez bir gerçek olup karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla anne babaların merak ettiği konuların başında tablet kullanımı gelmektedir. ‘’Çocuğumun tablet kullanmasına izin vermeli miyim? ya da ‘’Tableti tamamen yasaklamalı mıyım?’’ gibi sorular ebeveynlerin merak konuları arasındadır.

    Eve misafir geldiğinde veya dışarıda bir yere gidildiğinde ailelerin çocukları oyalamak için sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri tablet ya da akıllı telefonlara izin vermeleridir. Her gün hayatın bir bölümünde elindeki telefon ya da tablete odaklanmış, etrafındaki olup biten olaylara karşı ilişkisini kesen birçok çocuk görmek mümkün. Fakat bu durum çocuklarda ciddi anlamda sağlık ve gelişim sorunlarına yol açmaktadır. Çocuklarda bel ve boyun rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok rahatsızlık görülebilmektedir.

    Beynimiz otuzuncu aya kadar fiziksel gelişiminin neredeyse tamamını tamamlar. Bu sebeple otuzuncu ay çocukların ekran teknolojisi ile tanışmaya başlamaları için kritik bir dönemdir. Yaklaşık olarak otuzuncu aya kadar tablet kullanımından mümkünse uzak durmak gerekir.

    Tablet kullanımı otuzuncu aydan 13 yaşına kadar ailelerin kontrolü altında olmalıdır. Çünkü bu yaş gruplarındaki çocuklar gelişim özellikleri gereğince otokontrollerini sağlayamazlar. Bu nedenle çocuğa tablet verildiği zaman, ailelerin bu zamanı dinlenme veya başka işlerle uğraşma fırsatı olarak görmemeleri gerekir.

    Tableti tamamen ortadan kaldırmak bir çözüm yolu olmamaktadır. Önemli olan çocuğa tableti ile oynaması için sınır koyabilmektir. Bu sebeple ebeveynler birbirlerine destek olmalıdırlar. Ebeveynlerden biri kural koyarken diğeri çocuğun ısrarına dayanamayıp kurala uymazsa bu durum çocuk açısından hiçbir anlam ifade etmemiş olur.

    Ebeveynlerin çocukların oynamış olduğu oyunlara ilişkin sorular sorarak, içeriğin farklı yönlerine de dikkat çekerek çocuk ile iletişim sürdürmeleri gerekir. Çocuklarda kontrollü kullanımın sağlanması adına 13 yaşına kadar çocukların tablet kullanımını kendi odalarında değil, oturma odası gibi ortak kullanılan alanlarda kullanımları sağlanmalıdır. Ayrıca evde güvenli internet kullanımı da önemli olmaktadır.

    Oyun ve video içeriklerine de dikkat etmek gerekir. Şiddet, ölüm, cinsellik gibi oyun ve videolar çocuklardan uzak tutulmalıdır. Eğer çocuk yaşına uygun olmayan bir içerik ile karşılaşırsa travmatik bir etki ortaya çıkabilmektedir. Örneğin 7 yaşındaki bir çocuğun cinsellik kimliği henüz gelişmediği için internette pornografik bir görüntüyle karşılaşırsa o bilgi beyinde bir yere yerleşemez ve bilgi çocuğun beyninde dönüp dolanmaya başlar. Bu da çocukta bitmek bilmeyen sorulara, uygunsuz davranışlara neden olur. Bu tarz durumlarda mutlaka bir uzmandan destek almak gerekir.

  • BAĞIMLILIK

    BAĞIMLILIK

    Son dönemlerde, özellikle bonzai denilen sentetik uyuşturucunun, somut gözle görülür

    şekilde bir artış göstermesine dayanarak bu haftaki yazımı uyuşturu kullanımı ve bağımlılık

    üzerine yazmak istedim.

    Bağımlılık konusu derin ve çok boyutlu bir kavramdır. Fiziksel olduğu kadar

    psikolojik boyutuda vardır. Bu yüzden sadece maddeyi almayı bıraktıktan sonra bağımlılık

    bitmemektedir. Fiziksel bağımlılık beyindeki sinir sistemlerine zarar verdiği için kullanma

    arzusu ve dürtüsü baskındır ve çoğu kişiler buna yenik düştükleri için tekrar kullanmaya

    başlarlar. Bunun yanı sıra çevresel faktörlerin de etkisi büyüktür; örnegin arkadaş ortamı,

    stres yaratan durumlar, aile içi problemler, psikolojik rahatsızlıklar da uyuşturucu kullanımını

    tetikleyen faktörlerdir. Bağımlı olmayı engellemek için yapılacaklardan en önemlisi hiç

    başlamamaktadır. Bu kesin çözüm olarak önerilir.

    Uyuşturucu madde kullanımı bağımlılık yapan maddelerin vucüda dâhil edilmesidir. Fakat

    bağımlılığın tanımı en basit hali ile: maddenin yaşamı va sağlığı olumsuz etkilemesine karşın

    kullanımının devamıdır. Fakat insanın insanın doğası gereği en temel amacı canlılığını devam

    ettirme çabasıdır. İçgüdüsel olarak yaşamımızı, sağlığımızı tehdit eden, bize acı ve zarar veren

    şeylerden kaçınırız. Bu yüzden uyuşturucu madde kullanımı kişilerin içindeki büyük bir

    çelişkinin işaretidir ve patolojik bir durumun göstergesidir.

    Çocuğunuz ve ya yakınınızdaki biri uyuşturucu kullanıyor mu diye şüpheleniyorsanız

    bunu anlamanın en iyi yolu gidip tahlil yaptırmaktır. Fakat emin olmadığınız durumlarda

    bunu yapmak riskli olabilir. Ailenin çocukları ile ilgilenmesi ve gözlem yapması bu noktada

    çok önemli. Rutinin dışındaki davranışlar, ruh hali bizim için ipucu niteliğinde olabilir.

    Bağımlılık dediğimiz durumda şu davranışlar gözlemlenebilir; dikkati yoğunlaştırmada sorun

    yaşama, daha içine kapanık ya da saldırgan olma, sözel iletişimde azalma, okulda ve ya iş

    yerinde aksaklıklar yaşaması, notların ve ya genel olarak iş performansının düşmesi, yorgun,

    halsiz, uykulu görünme gibi durumlara yol açabilir.

    Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı her yaşta başlayabilir. Genç yaştaki nüfus burada

    daha risklidir. Bunun sebebi o dönemdeki dürtü kontrölünün daha zor olması, arkadaş baskısı,

    uyum sağlama isteği daha ileriki yaşlara oranla daha güçlü yaşanır.

    Bağımlılık tedavisi mümkün bir sorundur. Bununla ilgili en sık karşılaştığımız

    senaryolardan biri genellikle birey aile zoru ile getirilmesidir ki bu maalesef çok iyi sonuçlar

    doğurmuyor. Kişinin kendi isteği ve rızası çok önemlidir. Bağımlılıktan kurtulma isteğinin

    içsel bir motivasyonu olursa daha iyi sonuçlar alınıyor. Tedavinin başlangıcında kişinin

    vucüdü tamamen maddeden temizlenmek için detoksifikasyon işleminden geçer. Daha sonra

    ilaç tedavisi, grup ve bireysel terapilerle tedavi sürecinin devamı öngörülür. Tedavi ne kadar

    uzun takip edilirse başarı oranının da o kadar yüksek olduğu belirtilmektedir. Amaç kişinin

    kendisini tanıması, uyuşturu kullanım davranışını belirleyebilmesi, nedenlerini

    sorgulayabilmesi, başlama arzusu ile başa çıkma yollarını öğretmek ve uygulayabilir hale

    getirmektir. Ailenin de bu konuyla ilgili bilgilendirilmesi elzem ve faydalıdır.

  • Dikkat eksikliği hiper aktivite tedavisi-ritalin,concerta ve benzeri ilaçların etkileri

    DEB’nda kullanılan birincil psikofarmakolojik ajanların merkezi sinir sistemi uyarıcıları olduğu belirtilmektedir. Bu grubun temsilcileri, metilfenidat, dekstroamfetamin ve pemolindir. Metamfetamin ve dekstroamfetamini de içeren çok sayıda amfetanıin vardır. Ancak dekstroamfetaminler daha çok yeğlenmektedir. Metilfenidat diğer uyarıcıların tümünden daha çok kullanılmaktadır. Çocukların en az %70’i ilk denemelerinde ana uyarıcılardan birine olumlu yanıt vermektedir. Eğer klinisyen dekstroamfetamin, metilfenidat ya da pemolinden birini kullanıyorsa , bu ilaçlardan en az birine yanıt alınma oranı %85 ile %90 arasında değişmektedir.

    İlaç vermenin temel amacı sınıf içi davranışlarda, akademik başarıda ve verimlilikte iyileşme sağlamaktır. Karşı Gelme Bozukluğu, Ağır Davranım Bozukluğu ve saldırganlık ile birlikte görülen DEB’nda ilacın bu yakınmalara da iyi geldiğine ilişkin bilgiler vardır. Çocukla yaşıtları, ailesi, öğretmenleri ve diğer önemli kişiler arasındaki ilişkiler de düzelmektedir. Buna ek olarak boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerine de katılımın arttığı belirtilmektedir. Uyarıcıların kullanımındaki ana mesajın bunun yalnızca “okul zamanı ilacı “olmadığının vurgulanması olduğu iddia edilmektedir. Uyanık olduğu tüm zamanlarda ve hafta sonlarında da kullanılma gerekliliği önerilmektedir. Bölümümüzde ise genel uygulama çocuklara ilaçları okul zamanları kullandırmak şeklindedir. DEB’nda kullanılan ilaçlar açısından bir tercih yapılmamaktadır. Bazı çocuklar bir ilaca daha iyi, bir diğeri ise daha kötü yanıt verebilecektir ve bu yordanamamaktadır.

    Yan etkilerin görünümü çocuktan çocuğa ve ilaçtan ilaca değişiklikler göstermektedir. Yan etkilerin büyük kısmı zamanla ya da değişik yaklaşımlarla ortadan kalkmaktadır. Büyümenin baskılanması eğer ortaya çıkarsa ilacın dozuna bağlanmaktadır. İzleme çalışmaları, çocuğun ulaşması beklenen boyu ve kilosuna gecikmeli de olsa ulaşabilmektedir. Ancak bazı çocukların bu gelişimsel gecikmeye uyum sağlayamadıkları görülmektedir. İlacın puberteden sonra etkinliğini kaybetmemesi ve ilaç kötüye kullanımına yol açmaması rahatlatıcıdır. Ancak, kendinde ve ailesinde madde bağımlılığı öyküsü olanlarda uyarıcı kullanımı tartışmalıdır.

    Uyarıcı ilaçların tiklere etkisi çelişkili sonuçlar vermektedir. DEB tanısı alan bazı çocuklar kliniklere vokal ya da davranışsal tiklerle başvurmaktadır. Bazen bu çocukların tikleri uyarıcıların kullanımı ile artmaktadır. Son bulgulara göre ilaçlara devam edilse bile bir süre sonra bu yakınmalar eski durumlarına dönmektedir. Eğer düzelme olmazsa, haloperidol, pimozid ya da klonidin gibi ilaçların eklenmesi yakınmaların ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır.

    “Rebound”, kısa dönem etkili uyarıcıların kullanımından sonra davranışlarda görülen bozulmadır. Bu bozulma dönemi yarım saat yada daha fazla olabilir. Bu durum çocukların çok azında gözlenir. Rebound etkisi uzun dönem etkili ilaçların kullanımıyla çözümlenebilir

    Bazı vakalarda ilacın davranış üzerindeki etkisi için gereken doz ile zihinsel süreçlerdeki iyileşme için gereken doz uyuşamayabilir. Bu gibi durumlarda düşük olan doz tercih edilmelidir.

    1994 yılında yüzden fazla yayının gözden geçirildiği bir çalışmada 4500 ilkokul çocuğunun değerlendirildiği görülmüştür. Okul öncesi dönem çocuklarla yapılan çalışmalar çok daha azdır (yaklaşık 130 denek). Ergenlerle (yaklaşık 113 denek) ve yetişkinlerle (yaklaşık 180 denek)yapılan çalışma sayısı da çok azdır. Okul öncesi ve yetişkinlikle ilgili sonuçlar çok değişkinlik göstermektedir.

    Son yıllarda DEB tedavisinde kullanılan uyarıcı olamayan ilaçlara ilişkin bilgiler taranmıştır. Değerlendirilen ilaçlar antidepresanlar, ct2 adrenerjik reseptör blokörleri (klonidin ve guanfasin), nöroleptikler, fenfluramin, lityum ve antikonvüsanlardır. Bu konudaki en iyi çalışılan ajanın heterosiklik antidepresanlar olduğu ileri sürülmektedir. Bazı araştırmalar DEB olan çocukların %70’inin dezipramine 5 mg/kg dozuna kadar yanıt verdiklerini göstermektedir. Bütün heterosikliklerin hiperaktivite, dikkatsizlik, anksiyete ve depresif duygulanım üzerinde olumlu etki yaptığı gözlenmiştir. Öğrenme üzerindeki etkileri çok açık değildir. Ana yan etkisi kardiyovasküler sistem üzerinedir. Özellikle aritmiye neden olduğu belirtilmektedir. Birkaç küçük çocuğun ani ölümü heterosikliklerin kullanımının yeniden gözden geçirilme gereğini ortaya koymuştur.

    Bupropion serotonin geri alım blokörü ve trisiklik olmayan bir antidepresandır. Yan etki profilinin olumlu olduğu belirtilmektedir. Günlük 5-6 mg/kg üç doza bölünerek uygulanması önerilmektedir.

    Fluoksetin, sertralin, proksetin ve fluvoksamin gibi seçici serotonin geri alım inhibitörlerine ilişkin bilgilerin sınırlı olduğu ancak az sayıda bazı çocuklardan olumlu sounuçlar alındığı bildirilmektedir. Son yıllarda yapılan bir çalışmada yaşları 9-17 arasında olan DEB tanısı almış 32 deneğin %78’inde distimi gibi mood bozuklukları ve %80’inde majör depresif bozukluk olduğu görülmüştür. Devam eden metilfenidat tedavisine fluosetinin eklenmesi hastaların 30’unda belirgin düzelmeye neden olmuştur.

    Monoamin oksidaz inhibitörleri çok az sayıdaki araştırmada ve çok az sayıda çocukla çalışılmıştır. Sonuçların dekstroamfetaminlere eş olduğu belirtilmektedir. Ancak olası ilaç ve diyet tepkileri kullanımı sınırlamaktadır.

    Dikkat Eksikliği Bozukluğunda tek başına klonidin ve guanfasin kullanımına ilişkin bilgiler sınırlıdır. Uyarıcı ilaçlarla birlikte kullanımı DEB’na ek saldırgan/hiperaktif davranışlar boyutunda ya da tiklcr üzerinde olumlu etki yapmaktadır. Ancak klonidin/metilfenidat kombinasyonunun üç çocukta ani ölüm yaptığı belirtilmiştir. Bu konuda ilaçların rolü bilinmemektedir. Sentetik bir uyarıcı olan fenfluraminin etkisi DEB üzerinde gösterilememiştir. Zihinsel özürlüler ve yaygın gelişimsel bozukluğu olanlarda olası olumlu etkiden söz edilebileceği klinik izlemelerde belirginleşmeye başlamıştır.

    Lityum, karbamazepin ve valproik asid gibi mood düzenleyicilerinDEB ‘nin ana belirtileri üzerinde olumlu etkisi gösterilememiştir.

    Nöroleptiklerle önceki yıllarda yapılan bazı çalışmalar bazı belirtilerde etkili olduğu yolunda bulgular vermiştir. Günümüzde olası olumsuz yan etkiler nedeniyle kullanılmamaktadır. Ancak, uyarıcılara haloperidol ya da pimozid eklenmesi tiklerde ya da Tourette bozukluğunda yararlı olmaktadır.

    (((Hiperaktivite ve dikkat eksikliği (HADE) tedavisinde 40 yıldır kullanılan uyarıcı ilaç Ritalin’in (methylphenidate) bağımlılık başta olmak üzere çeşitli olumsuz etkileri olduğuna dair birçok araştırma ve tartışma olmasına karşın (ref:2,3,4,5,6,7,8,10,11,14,15,16), en tehlikeli ilaçlar kategorisinde yer alan bu “kırmızı reçeteli” ilaç, hâlâ çok yaygın bir şekilde kullanılıyor.

    Amerika, dünya nüfusunun %5’ini oluşturmasına karşın, dünyada üretilen Ritalin’in %90’ını tüketiyor ve 1990’ların başından beri bu ilacın kullanımı %700 artmış durumda. Bağımlılıkla ilgili araştırmalar

    Bu gelişmeler olurken, Ritalin’in madde bağımlılığına yol açtığıyla ilgili, bugüne kadar, laboratuvar veya klinik koşullarında değil de gerçek yaşam koşullarında yapılan tek gerçek anlamda uzun süreli -boylamsal- araştırma ise, bir yıldan fazla Ritalin kullanan HADE’li çocukların, hiç Ritalin kullanmayan HADE’li çocuklara kıyasla, 20 yıl sonra, yaklaşık İKİ MİSLİ ORANDA KOKAİN ve SİGARA BAĞIMLISI olduklarını göstermiştir.(ref:10,11) Berkeley Kaliforniya Üniversitesi psikologları Lambert ve Hartsough’un yaptığı ve “Dikkat: Ritalin Tıpkı Kokaine Benziyor” (ref:16) başlıklı yazıda da bir cümleyle değinilen bu 1998 tarihli araştırma, çok güvenilir metodolojisiyle ve “bağımsız” yürütülmüş olmasıyla öne çıkmasına, dolayısıyla araştırma bulgularının yadsınamayacak kuvvetliliktedir. New York Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda çalışan psikiyatrist ve beyin görüntüleme uzmanı Nora Volkow, sıvı olarak enjekte edildiğinde madde bağımlılarının Ritalin’i çok sevdiklerini saptamıştır. Kimyasal maddelerin etkileriyle ilgili beyin görüntüleme konusunda alanında önde gelen bir ekip olan Volkow ve meslekdaşları, yıllardır positron emission tomography (PET) ve diğer ileri teknikleri kullanarak bağımlılık yapan ilaç ve maddelerin beyin üzerindeki etkisini araştırıyorlar. Uzun bir listeden oluşan bulguları arasında, tutkun (compulsive) davranışların, örneğin madde kullanımının ve aşırı yemek yemenin, beyinde dopamin sistemiyle alakalı olduğu da var.

    Bir Paradoks Brookhavenda yaşam bilimleri laboratuvarı şefi olan Volkow, bu araştırmaların bir uzantısı olarak, yasal bir uyarıcı ilacın Ritalinin bilinmeyen yanlarını ortaya çıkarmaya soyundu. HADE tedavisinde yaklaşık 40 yıldır kullanılıyor olmasına rağmen, psikiyatristler ve farmakologlar ilacın nasıl ve niçin etki ettiğini hâlâ bilmiyorlar. Kimyasal olarak kokaine ve diğer uyarıcılara benzeyen methylphenidate garip bir paradoks sunuyor: normal koşullarda hareketliliği arttıran bir madde olmasına karşın, HADEli kişilerde, garip bir şekilde hareketliliği azaltıyor ve odaklanmaya yardımcı oluyor. Fakat, araştırmalar gösteriyor ki, HADEli olmayan insanların yüzde ellisi bu maddeyi aldıklarında, çok fazla kahve içmeye benzer nahoş bir durum oluştuğunu söylüyorlar.

    Bir basın açıklaması sırasında Volkow, metilfenidatın nasıl etki ettiğini beyin görüntüleme tekniği yoluyla ortaya çıkarmak bende neredeyse bir takıntı haline geldi diye konuşuyordu. Bir psikiyatrist olarak ilaç hakkında hiçbir şey bilmiyor olmaktan utanıyorum, çünkü bu ilaç yetişkinlere değil, yoğun bir şekilde çocuklara verdiğimiz bir ilaç.Bunun üzerine Volkow ve ekibi, öğrenme, yemek ve cinsel ilişki gibi insana haz veren deneyimler sırasında ödül ve motivasyon devrelerini uyaran dopamin sistemini PET taramaları ile incelemeye başladılar. Örneğin haz veren deneyimlerden bir tanesini seçmek gerekirse, çukulatalı dondurmayı tatmak, basal gangliadaki hücreleri, dopamin moleküllerini salıvermek üzere tetikliyor. Bu moleküller, sinaps denen boşluklarda nöronlararası ödül devresi oluşturacak şekilde hareketleniyor. Nöronlar üzerindeki alıcılar, bu deneyim ilgi göstermeye değer şeklinde tercüme edilebilecek sinyalleri aktive ederek dopamini emiyor. Sinyaller çok fazla olursa, deneyim, nahoş ve aşırı uyarıcı yüklü oluyor, çok az olursa, bu kez de esnemeye, sıkıntıya ve odaklanamamaya yol açıyor.

    İşte Volkow, metilfenidatın (Ritalinin) bu sinyalleri nasıl etkiliyor olduğunu bulmaya çalışıyor. Fakat Volkow, dopamin alıcılarına odaklanmak yerine, sistemin bir başka kısmında iz sürüyor. Haz sinyalleri yollandıktan sonra, dopamin molekülleri onları üreten nöronlara geri dönüyorlar. O noktada, aynı zamanda auto-receptors da denilen taşıyıcılar devreye giriyor ve bir nevi elektrikli süpürge gibi çalışarak sinapsları yeni bir dolaşım için temizliyor.Önceki araştırmalar, kokainin, bu taşıyıcıların %50sini bloke ettiğini ve böylelikle sinapstaki dopamini aşırı bir şekilde arttırdığını ve haz duygusunun tavana vurmasına sebep olduğunu göstermiştir.

    Türkiye’de durum;

    Sağlıkta Dönüşüm Projesinin uygulanmaya başladığı 2003 yılından günümüze ne yazıkki toplam sağlık harcamaları önemli bir artış eğilimi içinde olmuştur. Koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti anlayışı yerine büyük ölçüde dışa bağımlı olduğumuz ilaç ve tıbbi teknoloji tüketimine odaklı tedavi edici sağlık hizmeti anlayışıı günümüzde hakim haldedir. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak ilaç pazarımız dünyanın en hızlı büyüyen pazarlarından biri haline gelmiştir.

    Türkiye ise %17,2 oranındaki büyüme oranı ile dünyada ilaç pazarının en fazla büyüme gösterdiği ilk 5 ülkeden biridir. Örneğin 2003 yılında 2.491 milyar dolarlık ilaç ithalatı gerçekleştirirken, bu miktar 2008 yılında 4.360 milyar dolara ulaşmıştır. Aynı yıllardaki ihracat miktarları değerlendirildiğinde ise Türkiye?nin 2003 yılındaki ilaç ihracatı 246 milyon dolar iken, 2008 yılında 421 milyon dolara artmıştır. Oransal açıdan değerlendirildiğinde çok önemli bir fark olmadığı izlenimi yaratsa da, fiyat artışı açısından değerlendirildiğinde ithalat ve ihracat arasındaki fark katlanarak büyümektedir. Gelişmiş ülkelerdeki ithalat ve ihracat oranları değerlendirildiğinde Türkiye?nin ilaç konusundaki dışa bağımlılığı çok daha çarpıcı şekilde ortaya çıkmaktadır. Örneğin 2005 yılında Türkiye?de ilaç ihracatının ithalatını karşılama oranı %10?iken; Almanya?da bu oran %122, İsviçre?de %207, Fransa?da %133, İngiltere?de %141, İtalya?da %95 , İsveç?te %263 ve Danimarka?da %268?dir.

    Dünya genelinde en çok kar edilen ilk 10 ilaçtan üçü antipsikotiktir. 2009 yılında ise dünyadaki toplam ilaç pazarının 820 milyar doları bulması öngörülmektedir.

    Türkiye ilaç pazarının hızla büyümesinde SSK hastalarının eczanelerden ilaç alımının serbestleştirilmesinin ve SSK ilaç fabrikasının üretiminin durdurulmasının önemli bir payı olduğu belirtilmektedir. Bu uygulama sonrası 2005 yılında Türkiye ilaç pazarı dünyanın en büyük 10. ilaç pazarına sahip ülkesi konumuna gelmiştir ve bu pazar payını 2009 yılında da koruyacağı öngörülmektedir.

    Türkiye tüm gelişmiş ülkeleri geride bırakmaktadır. Türkiye’de 2006 yılında ilaç tüketiminin ulusal gelire oranı % 1.75?dir, bu oran ilaç tüketimde açık ara dünya lideri olan ABD’ den (% 1.5) bile yüksektir. İngiltere?de ise bu oran % 0.65?tir.

    Türkiye açısından da düşünüldüğünde sinir sitemi ilaçları ilaç pazarında önemli yer işgal etmektedir. Sinir sistemi ilaçları Türkiye ilaç pazarında antibiyotik, kalp-damar sistemi ve romatizmal ilaç grubundan sonra 4. sırada yer almaktadır. Ayrıca 2003-2008 yılları arasında Türkiye?deki ilaç gruplarının pazar payı değerlendirildiğinde; antibiyotik, kalp-damar sistemi ve romatizmal ilaç grubunun pazar payı azalırken, sinir sistemi ilaçlarının pazar payında ılımlı bir artış gözlenmektedir.

    Örneğin IMS-Türkiye verilerine göre 2003 yılında 14 milyon 138 bin kutu antidepresan tüketilirken, bu rakam 2006 yılı verilerine göre 22 milyon 651 bine, 2007 yılında ise 26 milyon 246 bine çıkmıştır. Benzer artış eğilimi antipsikotik ilaçlarda da görülmektedir; 2007 yılında toplam 2 milyon 616 bin 136 kutu antipsikotik tüketilirken, bu sayı 2008?de 4 milyon 11 bin 901 kutuya yükselmiştir. Psikiyatrik ilaç tüketimindeki bu önemli artışta ilaç endüstrisinin tutundurma çalışmalarının yanı sıra, Türkiye?deki psikiyatrist sayısının yetersiz olması ve bu nedenle psikiyatrist dışındaki hekimler tarafından uygun olmayan tanılara uygun olmayan ilaçların reçetelenmesinin de çok önemli bir payı vardır.

  • Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Belirtiler

    Ellerde özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda

    • ağrı, • uyuşma, karıncalanma, yanma • kuvvet kaybı • gece ellerde uyuşma,

    Bulgular ve Tanı

    Tinnel bulgusu: Parmak ucu ile el bileğinin icine vurulması sonucu elde karıncalanma, elektriklenme olması

    Phalen Manevrası: El bileğinin ice doğru 90 derece bükülmesi ile elde ve parmaklarda uyuşma

    Durkan Testi: Avuç icinde sinirin seyri boyunca yapılan bası ile şikayetlerin ortaya çıkması

    Elektrofizyolojik Testler: Hastalık tanısı için yakınmaların şekli ve muayene yeterli olmakla birbirlikte tanının doğrulanması ve tedavi planı için gereklidir.

    Sıklıkla her iki elde ve özellikle daha çok kullanılan elde baş, işaret ve orta parmaklarda elin en büyük siniri olan median sinirin bası altında kalarak hasarlanması sonucu ortaya çıkan ilerleyici bir hastalıktır.

    Kimlerde Görülür?

    Karpal tünel sendromu, sıklıkla el bileğinin tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketleri sonucu gelişir. Günümüzde artan bilgisayar kullanımı, uygun olmayan ekipmanların, uygun olmayan şekillerde kullanılması hastalığın görülme sıklığını belirgin şekilde arttırmıştır. Gene el bileğini kullanan bedensel yükü fazla olan işlerde çalışanlarda, bisiklet ve ağırlık sporu yapanlarda daha sık görülür.

    Hastalık şeker , guatr, romatizmal hastalık, böbrek ve kalp yetmezliği hastalarında, gebelik ve doğum kontrol hapı kullanımında ve uzun süreli steroid ( kortizon ) kullanımında belirgin olarak daha sık görülmektedir.

    Nedenler

    Şeker Hastalığı
    Tiroid Hastalıkları
    Romatizmal Hastalıklar
    Gebelik, Doğum Kontrol Hapı Kullanımı
    Kalp Yetmezliği
    Tekrarlayıcı ve Zorlayıcı
    Bilek Hareketleri El bileği kırıkları
    Kronik Böbrek Yetmezliği

    Nasıl Engellenebilir?

    Tüm hastalıklar gibi engelleyici bazı önlemler bu hastalıktan korunmamızı sağlayabilir. El bileğimizi tekrarlayan travmalardan korumak, zorlayıcı hareketlerden kaçınmak, bilgisayar kullanımı sırasında uygun ekipman ( mause pad, destekli klavye ) kullanmak ve çalışma sürelerini makul zamanlarla kısıtlamak hastalığa yakalanmamızı engellemek yapılabilecekler arasındadır.

    Beslenme tüm hastalıklarda olduğu gibi önemlidir. Omega 3 ve B vitamininden zengin besinlerin beraberlerinde antioksidanlarla birlikte tüketimi sinir sistemimizin tümüne faydalı olduğu gibi bu hastalıkta da faydalı olacaktır.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Duyusal ve motor kaybı olmayan hastalarda ilaç ve istirahat tedavileri uygulanabilmekle birlikte, duyusal ve motor kaybı gelişmiş olan hastalarda vakit kaybetmeden uygulanacak cerrahi sinir hasarının kalıcı hale gelmesini ve ilerlemesini önleyecektir.

    Tedavi Yöntemleri

    İstirahat Bileklikleri
    Steroid ( kortizon ) tedavisi
    Ağrı kesiciler
    Cerrahi Tedavi

  • Beyin tümörlerin ameliyatında bilgisayar (nöronavigasyon) kullanımı

    Nöronavigasyon tanım: Yön bulma, yönlendirme anlamında kullanılmaktadır.

    Beyin cerrahisi ameliyatlarında çerçevesiz yönlendirme cihazları 1986 yılında kullanıma girmiş olup, günümüze kadar pek çok yenilikler göstermektedir. Nöronavigasyon bilgisayar teknolojisinin tarihçesinde 1950 yıllarında çerçeveli sistemlerden büyük ölçüde faydalanılmıştır. Günümüzde çerçeveli sterotaksik sistemler ise belirli santral sinir sistemi hastalıklarında (parkinson, distoni v.b) başarı ile kullanılmaktadır. Ancak bilgisayar yazılım programlarındaki gelişmeler çerçevesiz yönlendirme (Framless navigasyon) sistemlerinin gelişimine katkı sağlamıştır. Çerçevesiz yön bulma cihazı aslında bir uçak teknolojisinin modern tıbba yansımasıdır. Nöronavigasyon sistemi adeta bir otopilot gibi beyindeki planlanan bir hedefe, çok az bir yanılma payı ile 3 boyutlu olarak X,Y,Z koordinatlar temel fizik kuralı kullanılarak gidilmesidir. Nöronavigasyon bilgisayar sistemi yardımıyla beynin değişik bölgelerindeki hastalıklara (kavernom, beyin tümörü, apse v.b) ulaşmada çok önemli katkılar sağlamaktadır. Özellikle bu teknoloji, beynin kritik ve derin yerleşimli yerlerindeki hastalıklara ulaşmada daha fazla katkı sağlamaktadır.

    Nöronavigasyon beyin ameliyatında kullanımı

    Hastanın saçlı derisine, yüzey belirleyicileri veya lazer işaretleri kullanımı ile baş ve yüzün topografik anotomisi çıkarılmaktadır. Elde edilen veriler beyindeki hastalığın BT veya MR görüntüleri kullanılan bilgisayar yardımıyla planlanması yapılmaktadır. Sanal ortamda planlanan görüntülerin, gerçek ortama yansımasında saçlı deri kesisi, kemik pencere kaldırılması ve daha önemlisi beyin içerisinde varılacak hedef, 3 boyutlu olarak seçilmektedir. Bu planlama ve sanal işlem beyin ameliyatı yapılacak bölgeye ulaşmada büyük katkılar sağlamaktadır. Örneğin, ulaşılacak beyin hedefine en kısa, en doğru ve en emin yol seçilmektedir. Bu teknolojiyle kullanılarak yapılan beyin ameliyatının hastadaki kazanımları; daha az hastanede kalma, daha az kan kullanılması, daha kısa ameliyat süresi, en önemlisi de daha erken gündelik hayata dönebilmesidir. Diğer bir önemli avantajlar ise, beyindeki tümöre ulaşmada beyin dokusuna zarar vermede minimal riski olması ve cerrahın tümörü tamamınını çıkarılıp çıkarılmayacağı konsunu anlamada yardımcı olmasıdır.

    Nöronavigasyon ünitesinin ekipmanları

    1: Beyin navigasyonu,
    2: Omurga navigasyonu,
    3: 3 boyutlu ultrasonografi,
    4: Floroskopi,
    5: Beyin damarları anjiografisi,
    6: Amelitat mikroskop uyumu.

    Nöronavigasyon hangi beyin ameliyatlarında kullanılır?

    1) Beyin tümörü ameliyatında nöronavigasyon kullanımı avantajları

    1: Bu bilgisayar programı kullanımıyla beyin tümörü merkezleyen saçlı deri kesisi ve kemik pencere kaldırılması daha uygun ve daha küçük yapılmaktadır.
    2: Optimal ameliyat için tümör ile çevre beyin anotomisi üç boyutlu görüntülenmektedir.
    3: Yeni gelişen bilgisayar programları yardımıyla çerçevesiz biopsi kolu eşliğinde beynin derin ve zor yerlerindeki lezyonlardan teşhis amaçlı olarak biopsi yapılmaktadır.
    4: Beyindeki tümorün total olarak çıkarılıp çıkarılmadığı 3 boyutlu olarak anlaşılmaktadır.

    Tüm bu avantajları hastaların daha az kan kullanımı, daha az hastanede kalması, daha az ameliyat süresi ve daha az komplikasyon ve en önemlisi daha erken eski işine başlamasıdır

    2) Beynin damar hastalıklarında (AVM) nöronavigasyon kullanımı avantajları:

    1: Damar yumağının derinliği, çapı, komşu beyin anatomisiyle ilişkisini tanımlamada

    2: Cerrah ameliyat esnasında 3 boyutlu görüntülerle, beynin damar yumağının normal beyin anatomisi daha iyi tanımlayabilmektedir.

    3) Sara teşhis ve tedavisinde nöronavigasyon kullanım avatajları:

    Derin veya yüzeyel beyin elektrodları geleneksel yöntemlere nazaran daha güvenli ve doğru yerleştirilmektedir.
    Değişik sara ameliyat teknikleri (anterior temporal lobektomi, selektif amigdalohipokampektomi, kallozotomi) daha emniyetli ve daha güvenli yapılmaktadır.

    Sonuç olarak

    Bilgisayar teknolojisi (nöronavigasyon) beyin omurilik sinir cerrahisi ameliyatlarında kullanımının;

    1: Uygun saçlı deri kesileri ve kemik flebleri yapılmakta,
    2: Derin ve subkortikal yerleşimli beyin lezyonları daha doğru tanımlamakta,
    3. Ameliyat esnasında rezeksiyon genişliği eşzamanlı ve üç boyutlu olarak izlenmekte,
    4: Daha küçük ve iyi merkezli bir kemik pencere açılmakta,
    5: Daha az kan kullanılmakta,
    6: Ameliyat süresi daha kısalmakta,
    7: Ameliyat yarası daha hızlı iyileşmekte,
    8: Daha önemlisi hastanede yatış süresini kısalması yanında daha erken eski işine dönebilme gibi bir çok avantajları vardır.