Etiket: Kulak

  • Kulağın estetik analizi

    Yüz estetik uygulamalarında en fazla unutulan göz ardı edilen ancak bir o kadarda önemli bir estetik yapı kulaklarımız.

    Kulaklarımızda anatomik tanımlanmış helix, antihelix, tragus, antitragus, tragus noch ve lobule olmalıdır ve harmoni içerisinde yerleşmelidir.

    Helix(H) ile Lobule(L) arasında çizilen (Hl) çizgisi değeri kulak uzunluğunu göstermektedir. Erkeklerde kulak uzunluğu 6.5% kadınlardan daha fazladır.

    Tragustan(T) Frankfort horizontal line paralel çizilen çizginin(Th) değeri kulak genişliğini gösterir.

    Hl / Th değer oranları 2 yada daha küçük olmalıdır.

    Tragus notch(Tn) ile Lobule arasındaki çizgi değeri kulak lobulünün uzunluğunu verir. (aTL)

    aTL uzunluğunun tam ortasından Frankfort horizontal line paralel çizilen çizginin(Lob Çizgisi) lobule içerisinde kalan değeri ise lobule genişliğini vermektedir.

    Lobule den Frankfort horizontal line bir dik açı çizildiğinde Bu çizgi ile HL çizgisi arasında kalan açı kulak aks açısı olarak adlandırılır ve değeri 20 derece olmalıdır.

    Yüzün profil değerlendirmesinde Dış kulak yolu gözün dış köşesi ile burun tabanı arasında olmalıdır.

    Kulak memesinin göz dış kenarına olan uzaklığı erkeklerde kadınlardan 4.6% daha uzundur.
    Kulak-baş açısı yaklaşık olarak 20 – 30 derece olmalıdır.

    Yaşlanma sürecinde kulakta lobul-kulak memesi yapısı yaşla değişmekte ve kulak memesi yüksekliği her iki cinsiyette artarken kulak memesi genişliği kadınlarda belirgin olarak azalmaktadır.

  • Çocuğunuz seslendiğinizde birkaç defa tekrarlatıyor mu! Çocuklarda işitme azlığına dikkat!

    Çocuğunuz seslendiğinizde birkaç defa tekrarlatıyor mu, konuşmayı zor mu öğreniyor, Televizyonu yakından mı izliyor? Bu sorulara yanıtınız evet ise, çocuğunuzda muhtemelen işitme sorunu olabilir.

    Çocuklarda işitme azalmasının en sık rastlanan nedeni orta kulak iltihaplarıdır. Çocukların yarısından fazlası bir yaşına gelinceye kadar en az bir kere orta kulak iltihabına yakalanır, altı yaşına gelinceye kadar da bu iltihap bir kaç kez tekrarlar. Çocukların büyüklere oranla orta kulak iltihabına çok daha kolay yakalanmalarının nedeni kulaklarının anatomik yapısına bağlıdır. Orta kulak boşluğu ile burun arkası boşluğunu birbirine bağlayan Östaki borusu adı verilen kanal, küçük çocuklarda çok kısa ve yatık durumdadır. Erişkinlerde dik ve uzun olan bu kanalın çocuklardaki bu yapısı, nezle ve soğuk algınlığı sonrasında orta kulağa mikropların çok kolay ulaşmasına neden olur. Ayrıca kanal yatık durumda olduğu için salgıların boşalması da güçleşir. Orta kulakta biriken salgılar mikropların üremesi için çok uygun bir ortam oluşturur. Ayrıca kulak sıvı ile dolu olduğu için de işitme azalacaktır, çünkü orta kulakta bulunan çekiç, örs, özengi gibi kemikçiklerin titreşmesi zorlaşacaktır. Sıvı birikmesi zamanında tedavi edilmediği takdirde, kulak zarını da iltihaplandıracak ve bir süre sonra da zar delinecektir. Zar delinmesi ile kulak ağrısı hafifler ancak zar tahrip olduğu için, hastalık iyileşse bile zardaki delik nedeniyle işitme tam olarak düzelemez ve sık sık yeni iltihaplanmalara yol açar.

    Hastalık tedavi edilmezse sonuçları nelerdir?

    Hastalığın sık görüldüğü süt çocukluğu ve oyun çocukluğu dönemi, çocukların aynı zamanda konuşmayı öğrendikleri ve çevrelerini tanıdığı dönemdir. Araştırmacılar bu tür çocukların dili öğrenme ve kullanma yetenekleri ile sosyal uyumlarının normal çocuklara daha kötü olduğunu bildirmektedirler. Hastaların çocukluk çağı hastalığı olarak bilinen bu hastalıktan kurtulabilmeleri için ancak yaşın ilerlemesi ve etkin tedavi yöntemlerinin (ilaç, tüp takılması, geniz eti alınması gibi) uygulanması ile olmaktadır. Sık olarak tekrarlar ve ilerler ise kulakta kireçlenme, iç kulak tipi işitme kaybı, kolesteatom denilen ve ileride büyük sıkıntılar veren ve mutlaka işitmeyi bozan ameliyatlar gerektiren tablolara yol açabilir. Enfeksiyon beyne doğru ilerler ise menenjit ve hatta ölüm bile olabilir.

    Çocuğunuzda işitme kaybı olduğunu nasıl anlarsınız?Çocuğunuz derslerinde başarısız, etrafına ilgisiz mi? Ya da televizyonu çok yüksek sesle dinliyor, onu çağırdığınızda size cevap vermiyor mu? Çocuğunuzda işitme kaybı olabilir.
    İşitme ve anlama diğer insanlarla ilişki kurma yoludur. İletişim kurma da dil aracılığı ile gerçekleşmektedir. Dilin gelişmesinde işitme önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. İşitmenin gerçekleşebilmesi için sesin kulağa ulaşması, dış, orta ve iç kulak bölümlerini aşması ve beyindeki ilgili merkez tarafından algılanıp yorumlanması gereklidir. Bu işlevlerin herhangi birisindeki aksaklık işitme engelini ortaya çıkarmaktadır.

    1. Çocuklarda işitme kaybının nedenleri nelerdir?

    Çocuklarda iletişimlerini bozacak 20 desibelden daha fazla olan işitme kayıpları bir işitme hastalığı olarak değerlendirilmelidir. İşitme kaybına sebep olacak bir çok rahatsızlık olmasına karşın, iki önemli hastalık grubuna çocukluk çağında sıklıkla rastlanılmaktadır. Bunlardan ilki seröz otitis media olarak adlandırılan orta kulakta sıvı toplanması diğeri de işitme sinirinin fonksiyon kaybıyla giden rahatsızlıklardır.

    2. Çocuğumuzda işitme kaybı olduğunu nasıl anlarız?

    Bu konuda çocuğun aile ve öğretmenlerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Çocuğun etrafa olan ilgisinin azalması, seslenildiğinde cevap vermemesi veya yanlış cevap vermesi ya da televizyonu yüksek sesle dinlemesi gibi kimi zaman çok da dikkati çekmeyen belirtiler çocukda var olan bir işitme kaybına işaret edebilmektedir.

    3. İşitme kaybının çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

    Çocuklar gelişimleri boyunca taklit ederek öğrenmektedirler, bunu gerçekleştirmede görme ve işitme duyuları oldukça ön plandadır. İşitme güçlüğü yaşayan çocuklarda başta konuşmayı öğrenmede gecikme olmak üzere bir çok konuda gelişme geriliği ortaya çıkacaktır. En önemli noktalardan bir tanesi de sınıf başarısının giderek kötüleşmesidir.

    4. Çocuklarda işitme kaybı nasıl derecelendirilir?

    Çocuklarda ve erişkinlerde 20 desibelden daha fazla işitme kaybının olması işitme problemi olarak değerlendirilir. Çok hafif işitme kayıplarından tamamen işitme özürlü olmaya kadar giderek ağırlaşan derecelendirilmesi söz konusudur.

    5. Çocuklarda işitme kaybının doktora danışılmadan anlaşılması mümkün müdür?

    Bebek ve çocuklarda işitme problemi olduğunu farkedenler çoğunlukla anneler olmakta ve şüphelerinin doğrulanması amacıyla doktora başvurmaktadırlar. Günlük hayatta tereddüte düşüldüğünde çocuk veya bebeğin arkasından seslenerek cevap verip vermediği veya beklenilenden daha yüksek sese reaksiyon gösterip göstermediği test edilebilir.

    6. İşitme kaybı olan bir çocuğa uygulanacak tedavi yöntemleri nelerdir?

    İşitme kaybına sebep olan hastalıklara bağlı olarak tedavide farklılıklar arz etmektedir. En sık görülen hastalıklardan biri olan seröz otitis media hastalığında ilk tedavi seçeneği antibiyotik ve dekonjestanlar olmakta, ilaçlarla kontrol altına alınmayan hastalarda tüp takmak gibi cerrahi metodlar gündeme gelmektedir. İşitme sinirinde olan sorunlara bağlı işitme kayıplarında ise hastanın işitme cihazı kullanması ya da biyonik kulak(koklear implant) takılması düşünülmelidir.

    7. Koklear implant ameliyatı kimlere ve hangi yaş grubundaki hastalara uygulanır?

    Koklear implantlar işitme sinirindeki bir sorundan dolayı gelişen ve işitme cihazlarından yeterli oranda fayda görmeyen hastalara uygulanmaktadır. Doğuştan işitme azlığı olan çocuklarda 5 yaşından önce hatta mümkünse 3 yaşından önce koklear implantların uygulanması başarı şansını artıran bir faktördür.

    8. İşitme kaybı olan çocuklar zamanında fark edilip gerekli önlemler alınmazsa ne olur?

    İşitme kaybının derecesine bağlı olarak bu değişmektedir. En önemli nokta çocukların öğrenmesinde olan gecikmedir ve ileri yaşlarda yaşıtlarıyla olan fark kapatılamaz hale gelebilir.

    9. Çocuklarda işitme kaybının önlenmesi kolay olmuyorsa, işitme kaybına erken tanı konmasının ne gibi avantajları olabilir?

    İşitme kaybına yol açan hastalığın engellenmesi halinde bile işitmenin cihazlarla rehabilite edilmesi mümkündür ve çocuğun öğrenmesine, gelişimine ve sosyal uyumuna ciddi katkılarda bulunacaktır.

    10. Türkiye’de işitme kaybı, diğer ülkelere kıyasla daha farklı bir sıklıkta mıdır?

    Bir çok hastalık hakkında Türkiye’de sağlıklı ve geniş istatistiki bilgilere ulaşmak mümkün değildir. Ancak akraba evliliğinden doğan çocuklarda görülen işitme kayıplarının ülkemizde daha sık rastlandığıda bilinen bir gerçektir.

    Çocuğunuzda son dönemde gözlemlediğiniz bazı değişiklikler işitme kaybından kaynaklanıyor olabilir

    Geleceğimiz olan çocuklarımızın 0-10 yaş döneminde yaşadıkları üst solunum yolu enfeksiyonları onların geleceğini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bu nedenle, özellikle çocuğunuz çok sık hastalanıyorsa, alerjik rahatsızlıkları giderek artmışsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmanız çok önemli.

    Anaokulu ve ilköğretim dönemindeki çocuklarda bağışıklık sisteminin değişimi ve gelişimi nedeniyle en sık üst solunum yolları enfeksiyonları ve alerjiler görülür. Bu dönemde tekrarlayan hastalıkları çok iyi takip etmek gerekir. Çünkü bu tür hastalıklar geniz eti büyümelerine ve bunun sonucunda orta kulak boşluğunda sıvı birikimine bağlı işitme kayıplarına neden olabilir.

    İşitme kaybına yol açan sıvı birikimi olan çocukların; hemen hemen hepsinde geceleri ağzı açık uyuma ve horlama şikayeti vardır. Çocukta işitme kaybı olup olmadığını normal konuşma seslerini duyamaması, konuşmaları tekrarlatması, sesli cihazların yanına yaklaşmasıyla anlayabiliriz. Özellikle işitme sorunu yaşamaya başladıkça içlerine kapanır, iletişimleri azalır, sinirli ve gergin olurlar. Okul başarılarında da ciddi bir azalma gözlemlenebilir. Erken tedbir alınmadığında ömür boyu sürebilecek kalıcı işitme kayıpları, riskli kulak operasyonları, zeka, davranış ve kariyer sorunları yaşayabilirler.

    İşitme kaybının belirtileri

    – Çocuğunuz son dönemde çok fazla üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa,

    – Daha sık alerji oluyorsa,

    – Derslerinde eskisi kadar başarılı değilse ve ilgisizse,

    – Daha sinirli ve gerginse,

    – Televizyonun sesini duymak için ona daha çok yaklaşıyorsa,

    – Ağzı açık uyuyor ve horluyorsa,

    – Tepkileri daha yavaş ve yaşıtlarına göre algılaması daha düşükse çocuğunuz sık geçirdiği enfeksiyonlara bağlı olarak işitme kaybı yaşıyor olabilir.

    İşitme Kaybında Erken Tanı Önemli

    Yenidoğan bebeğinizin ilk kontrolleri hayati önem taşır. Özellikle de kalça ve işitme problemleri zamanında fark edilip, tedavi edildiğinde büyük oranda sorunlar önlenir. Bu yüzden bebeğiniz doğar doğmaz bilinçli davranıp, gerekli önlemleri almalısınız. Nasıl mı?

    Doğumsal olan işitme kayıplarının büyük bir bölümü iç kulak tipi (duyusal ve sinirsel tip) işitme kaybı olduğundan ameliyatla (Koklear implant ameliyatı hariç) veya ilaçla tedavileri mümkün değildir.

    Nasıl Saptayacaksınız?

    Bebeğinizin işitme probleminin tespiti için en uygun zaman, doğduktan sonraki ilk 3 aydır. Bebeğiniz 6 aylıkken, işitme tedavisine mutlaka başlamalısınız. İşitme kayıplarında tedavi olarak, işitme cihazı uygulamasının dışında, özel eğitim ve rehabilitasyon ile destek sağlayabilirsiniz.

    Bebeğinizin işitme derecesine göre, işitme cihazlarının fayda oranı değişir. İşitme cihazı veya koklear implant uygulamasındaki amaç, bebeğinizin %100 duymasından çok, konuşma ve mental gelişimini sağlayacak kadar sesleri duyabilmesidir. Çünkü işitmeyen, sesleri tanıyamayan bebeğiniz sonraki dönemlerde konuşamaz.

    Bu cihazlar sayesinde, dış ortamdan gelen sesler kulağına yükseltilerek yönlendirilir ve işitme sorunu engellenir. Böylece işitme kaybından dolayı bebeğinizin duyamayacağı şiddetteki sesler, duyabileceği seviyeye yükseltilmiş olur.

    Cihazın Kontrolü

    Bebeğiniz büyüdükçe işitme cihazını da kontrol ettirmeniz gerekir. Aslında bu sık sık gereksinim duyulan bir durum değildir, ancak bilmelisiniz ki o büyüdükçe kulak kalıbı da büyüyecektir.

    Bebeğinizin cihazla sesleri duyması da yeterli değildir. Mutlaka özel eğitim programlarına katılması gerekir. Bu programlar ile konuşma ve dil gelişimini sağlayacak rehabilitasyonun yapılması lazım.

    İşitme kaybı olan çocuklarda amaç, konuşma gelişiminden önce işitmeyi sağlayarak, çocuğun işitme ve konuşma engelli olmamasını önlemektir. Bunun için de cihaz takıldıktan sonra tedavinin bittiği sanılmamalı, sonrasında eğitim ve rehabilitasyon mutlaka uygulanmalıdır.

  • Çocuklarda ateş nedir ve hangi yöntem ile en doğru ölçüm yapılır?

    Vücut ısısının normalin üzerine çıkması ateş olarak tanımlanır. Normal vücut ısısına ait sınırları belirlemek zordur. Genel olarak makattan ölçülen normal vücut ısısı 36.1 – 37.8 Cº olarak kabul edilir.

    Çocuklarda vücut ısısı, erişkinlerden daha yüksektir ve ateşin gün içinde belli bir ritmi vardır. Akşam üstü saatlerinde,makattan ölçülen ateş, 38.5 dereceye kadar çıkabilmektedir. Çocuklarda en yüksek vücut ısısı saat 17-19 arasında, en düşük ısı ise saat 24- 06 arasında olmaktadır. Gün içinde 1.1 dereceye kadar değişiklik olabilir.

    Rektal ölçüldüğünde 38ºC, ağızdan ölçüldüğünde 37.8ºC, koltuk altından ölçüldüğünde 37.2 ºC , deriden 38ºC derecenin üzerinde ölçülen vücut ısıları ateş olarak değerlendirilir.

    Vücut sıcaklığı ölçen kişiye bir kaç faktöre bağlı olarak vücut ıssıs değişebilir. Ateşi etkileyen faktörler:

    ölçüm yapılan saat

    ölçümün yapıldığı vücut bölgesi

    ölçüm tekniği

    termometrenin türü

    ölçümün yapıldığı ortam

    ölçüm öncesi fiziksel aktivite

    Ölçümlerde hangi yöntemin uygulanacağı çocuğun yaşına göre belirlenebilir. Bebeklerde rektal ölçümler, daha büyük çocuklarda ise koltuk altından ateş ölçülmesi daha doğru olmaktadır. Rektal yolla yapılan ateş ölçümü en doğru sonucu verrir.

    Dijital termometreler en doğru ölçüm yapan termometrelerdir.

    Çocuklarda cam termometrelerin vücut ısısı ölçümü amacı ile kullanılması artık önerilmemektedir. AAP (Amerikan Pediatri Akademisi) bebek ve çocuklarda cam termometre kullanımını kesinlikle tavsiye etmemekte olup, ABD ve gelişmiş bazı ülkelerde cam termometre kullanımı yasaklanmıştır.(2008)

    Vücut sıcaklığı termometre ile ölçülür. 
Ateş çeşitli şekillerde ölçülebilir:

    Makattan ölçüm (rektal)

    Koltuk altı

    Kulaktan ölçüm(Timpana)

    Ağız içinden ölçüm (oral)

    Deriden

    Makattan (Rektal) Ölçüm

    Vücut sıcaklığının ölçülmesinde altın standart olarak kabul edilen vücut bölgesidir. Makattan ölçüm için dijital termometreler kullanılabilir. Termometrenin temiz olduğundan emin olunmalıdır. Alkol ile temizlenmelidir.. Dijital termometre ucu vazelin ile yağlanır ve çocuğun makadının içine 1.5-2 cm kadar nazik bir şekilde ilerletilir. En az 3 dk süre ile makat içinde kalması sağlanır. Dijital termometre ötene kadar tutulur.

    Koltuk Altı ölçüm (Aksiller)

    Dijital termometre alkol veya temiz su ile temizlendikten sonra ucu koltuk altına gelecek şekilde yerleştirilir. Termometrenin koltuk altında 4- 5 dakika kalması gereklidir.

    Kulaktan (Timpanik) Ölçüm

    2 yaş altındaki çocuklarda kulaktan ölçüm önerilmez. Çocuğun kulak kepçesi üst kısmından tutularak arkaya ve yukarıya doğru hafifçe çekilir. Termometrenin sensör kısmı hafifçe kulak içine itilir. Termometrenin ölçümü başlatan düğmesine basıldıktan birkaç saniye sonra kulaktan çıkarılıp dijital göstergedeki değer okunur. Eğer çocuk ölçümden önce sıcak duş yapmış , soğuk ortamda kalmış, kulağın üzerine yatmış ise ölçüm 10-15 dakika bekledikten sonra yapılmalıdır.

    Ağızdan Ölçüm

    Termometrenin ağız içinde tutulması gerektiğinden 5 yaşından küçüklerde bu ölçüm tekniği önerilmez. Ağızdan ölçüm için dijital termometreler kullanılır. Termometre çocuğun dilinin altına yerleştirilir. Ağız kapalı tutularak termometrenin 3 dakika süre ile dil altında kalması sağlanır

    Deriden ateş ölçerler

    Alından temas ile ölçenler ve çocuklarda çok hızlı bir şekilde ateşi ölçebilmelerine rağmen yüksek değerlerin koltuk altı veya makattan ölçülerek doğrulanması gerekir. Dezavantajı çok pahalı olmasıdır.

  • Orta kulak iltihabı çocuğunuzu sağır bırakmasın

    Kış aylarında çocuklarda en sık görülen hastalıkların başında orta kulak iltihabı geliyor. Çocuğunuz kulağını kaşıyor, işitmede güçlük yaşıyor ya da kulağından iltihap geliyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor.

    5 yaşına kadar birkaç defa orta kulak iltihabı tekrar edebilir

    Orta kulak iltihabı, orta kulakta çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen enfeksiyonlar nedeniyle oluşur. Tek veya iki kulakta da olabilir. Sıklıkla kış ve sonbahar aylarında görülür. Kulağını çeken, kaşıyan, beslenme zorluğu, işitme kaybı şüphesi, kulakta dolgunluk ve basınç hissi olan küçük çocuklara dikkat edilmelidir. Bu belirtilerden bir veya birkaçı varsa akla orta kulak iltihabı gelmeli ve en kısa sürede doktora gidilmelidir. Çocukların büyük bölümü 5 yaşına kadar bu enfeksiyona birkaç defa yakalanabilir. Çocuklarda görülen işitme kaybının en ciddi sebeplerinden birinin orta kulak iltihabı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar erişkinlerden daha kolay orta kulak iltihabına yakalanıyor

    Orta kulak, kulak zarından sonra gelen kısımdır. İçinde sesin iletimini sağlayan çekiç, örs, üzengi kemikleri bulunur. Bu bölümde, geniz boşluğuna açılan bir kanal bulunur. Bu kanala östaki borusu denir. Bu boru, orta kulağa hava geçişini sağlar ve böylece hava basıncı dengelenir. Çocuklarda östaki borusu erişkinlere göre daha yatay ve kısa olduğundan bakterilerin bu yolla orta kulağa geçişi kolaylaşır ve daha sık ortakulak iltihabı geçirirler.

    Doğru tedavi uygulanmazsa işitme kaybı söz konusu

    Orta kulak iltihabının ciddi kulak ağrısı ve işitme kaybına yol açabileceği unutulmamalıdır. İşitme kaybı, özellikle çocuklarda, öğrenme kapasitesinin azalmasına ve konuşmanın gecikmesine neden olabilir. Uygun şekilde ve erken tedavi edilirse, işitme genellikle tamamen düzelir. Orta kulak iltihabının diğer bir tehlikesi, kronikleşmesi ve enfeksiyonun beyin ve iç kulak gibi komşu yapılara yayılma riskinin olmasıdır.

    Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda daha yaygın

    Küçük yaşta olan ve özellikle erkek çocukları orta kulak iltihabından daha çok etkilenmektedir. Ayrıca biberonla beslenme, sigara içilen ortamda sık bulunma, evde viral enfeksiyon varlığı, kardeş, anne ya da babada orta kulak iltihabı öyküsü, yetersiz sağlık koşulları, kış ve sonbahardaki mevsim koşulları, patolojik durumlar (Yetersiz bağışıklık sistemi, yarık damak ve down sendromu), kulak yolunun tahrip edilmesi ve kulak çöpünün yanlış kullanımı da kulak iltihabına zemin hazırlayan başlıca risk faktörleri arasındadır.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları orta kulak iltihabını tetikliyor

    Nezle, grip ya da alerji, östaki borusunun şişip kapanmasına neden olur. Bunun sonucunda bakteriler orta kulakta çoğalır ve kulak zarı arkasında mikroorganizmaları içeren bir sıvı birikimi (İltihap) meydana gelir. Kulak zarının arkasında iltihabın birikmesi basınç artışına ve bu da kulak ağrısına yol açar. Bazen kulak zarı delinir ve iltihap (kanlı, sarı-yeşil renkli bir sıvı) kulaktan dışarıya akar.

    6 ayda 3 kez tekrarlarsa işitme daha da kötüleşir

    Orta kulakta enfeksiyon oluşması durumunda her zaman iltihap dışarı akmayabilir. İltihabın dışarı akmadığı durumlarda sıvı orta kulakta kalır. Kulak zarı bu durumda uygun şekilde titreşemeyeceği için hastanın işitmesi azalır. Akut enfeksiyon geçtikten sonra, zar arkasında biriken sıvı, orta kulakta kalabilir. Bu durum enfeksiyon tekrarları ile kendini gösterir. 6 ayda 3 defadan fazla orta kulak iltihabı geçirilmesi hastalığın kronikleştiğini göstermektedir. Kronik orta kulak İltihabı zamanla işitmenin daha da kötüleşmesine yol açabilir.

    Doğru ve etkin tedavi yapılmazsa hastalık kronik bir hal alıyor

    Akut iltihabın tedavisinde ağrı kesici ve bakterileri yok edecek antibiyotiklerle birlikte burun açıcı ilaçlar kullanılır. Bu tedavi 2 hafta sürmektedir. Erken ve etkin tedavinin uygulanması, doktorun verdiği ilaçların tarif edildiği şekilde ve sürede kullanılması, kontrol zamanlarına uyulması son derece önemlidir. Tedavinin belirtilen şekilde ve sürede yapılmazsa, kulak enfeksiyonu kronikleşebilir ve kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir. Biberonla beslenen bebekleri sırt üstü pozisyonda yatırmak yerine anne sütü emerken olduğu gibi yan yatar ya da oturur pozisyonda tutmak daha sağlıklıdır. Yapılan araştırmalara göre oturarak beslenen bebekler, orta kulak iltihabına daha az yakalanmaktadır. Anne sütündeki maddelerin bağışıklık sağladığı ve hastalığa yakalanma riskini azalttığı da unutulmamalıdır.

  • Çocuklarda alerji duyma kaybına yol açabilir !

    Çocuklarda alerji duyma kaybına yol açabilir !

    Çocuklarımız zaman zaman bizi duymazdan gelebilir, iki kere söyletebilir veya televizyonun sesini çok açabilir. Anneler çoğu kez çocuğun bunu bilerek yaptığını düşünür ve üzerinde durmaz. Taa ki kulak ağrısı ve ateş baş gösterene kadar… Çocuklarda duymanın değerlendirilmesi ve duyma kaybının erken dönemde fark edilerek tedavi edilmesi çok önemlidir. Burada annelere büyük iş düşmektedir.

    Ana okulu veya kreş gibi yaşıtlarıyla toplu olarak gününü geçiren ve buna bağlı üst solunum yolu enfeksiyonlarını çok yaşayan çocuklarda annelerin enfeksiyonun normal seyrini bilmesi gerekir. Ne zaman endişelenmek gerekir? Ne zaman doktora başvurulacak? Çoğu annenin bilmek istediği bir konudur.

    Çocuklarda orta kulak ince bir kanal ile burun boşluğuna bağlanır. Gün içinde defalarca yutkunarak bu kanaldan orta kulağa hava girişi sağlanır. Bu sayede kulak boşluğundaki sıvı birikmez ve sesleri rahatça iletmeye devam eder.

    BURUN TIKANIKLIĞI DUYMAYI ENGELLER!
    Ne zaman ki orta kulağa hava girişini sağlayan bu kanal tıkanır; o zaman orta kulakta sıvı birikmeye başlar. Kulak boşluğunun hava yerine sıvı ile dolu olması seslerin iletilmesini engeller ve duyma kaybı başlar. Bu durum tedavi edilmezse başlangıçta geçici olan duyma kaybı zamanla kalıcı hale gelir.

    ENFEKSİYON MU? ALERJİ Mİ?
    Çocuklarda orta kulakta sıvı birikmesine ve duyma kaybına neden olan en önemli etkenlerin başınca alerjik nezle ve alerjiye bağlı burun tıkanıklığı gelir. Alerjik nezle çocuklarda; erişkinlerde sık görülen hapşırık, burun kaşıntısı gibi ana belirtiler yerine burun tıkanıklığı ön planda olarak seyreder. Burnu tıkanan çocuk ağızdan nefes alır ve sık soğuk algınlığına yakalanır.
    Normal bir soğuk algınlığı yani nezle enfeksiyonunda burun akıntısı, burun tıkanıklığı veya öksürük gibi şikayetlerin en fazla 10 gün içerisinde antibiyotiksiz olarak atlatılabilmesi gerekir. Eğer burun tıkanıklığı ve burun akıntısı özellikle sarı yeşil olarak 10-15 günden uzun sürüyorsa; sinüzit dediğimiz bakterilerin yol açtığı tablo düşünülmelidir. Eğer bu tip uzayan ve her defasında antibiyotiklerle atlatılabilen enfeksiyonlar bir kış süresince 3 kereden fazla oluyor ve enfeksiyon aralarında burun tıkanıklığı hiç tam olarak geçmiyorsa altta yatan bir alerji olabileceği akıla gelmelidir.

    ALERJİ GENİZ ETİNİ BÜYÜTÜR!
    Alerjiye bağlı tekrarlayan enfeksiyonlar bir süre sonra geniz etinde büyüme ile sonuçlanır ve burun tıkanıklığı daha da belirgin hale gelir. Anneler burun tıkanıklığını çocuğun gece huzursuz uyumasından, gece ilk yattığında sebepsiz yere terlemesinden, ağız açık uyumasından ve horlamasından anlayabilir. Geniz eti büyüyünce kulak ağrısı ve ateşle seyreden kulak iltihapları sıklaşmaya başlar. Çocuk kulağının tıkandığından ve zaman zaman açıldığından yakınır. Daha ileri olgularda çocuk sesleri duymadığını ifade edebilir.

    ALERJİ TEDAVİ EDİLMEDEN GENİZ ETİ ALINMAMALIDIR!
    Sık orta kulak iltihabı geçiren bir çok çocuğun geniz eti ameliyatına gittiği ve kulaklarına tüp takıldığı gözlenir. Kulağa takılan tüpler genelde 6 ay-1 yıl içinde atılır; ancak alerji tedavisi yapılmadan bırakılan çocuklarda burun tıkanıklığının ameliyattan sonra da devam ettiği, kulak sorunlarının tekrarladığı fark edilir. Geniz etinin alınması ve kulağa tüp takılması sadece geçici bir düzelme sağlamıştır. Alerji devam ettiği için burun tıkanıklığı da devam etmektedir.

    GENİZ ETİ ALINAN HER 4 ÇOCUKTAN BİRİNDE YENİDEN GENİZ ETİ BÜYÜR!
    Geniz eti alınan ve kulağına tüp takılmasına gerek görülen çocuklarda mutlaka alerji araştırılması yapılmalıdır; çünkü geniz eti ameliyatı geçiren her 4 çocuktan birinde geniz etinin tekrar büyüdüğü gözlenir. Alerji araştırması 3 yaş altında kandan yapılan testlerle; 3 yaşından büyük çocuklarda deri testi olarak yapılmalıdır. Alerji testleri mutlaka bir çocuk alerji uzmanınca değerlendirilmelidir.

    ALERJİ TEDAVİSİYLE GENİZ ETİ KÜÇÜLÜR!
    Alerjik olunan maddeye karşı evde alınacak önlemlerle burun tıkanıklığı hafifler.Geniz eti operasyonuna gidilmeden önce mutlaka alerji tedavisinde kullanılan burun spreyleri ile tedavi yapılmalıdır. Alerji tedavisinin geniz etini küçültmesi mümkündür. Böylece genel anestezi altında yapılması gereken bir operasyon önlenmiş olur. Burun tıkanıklığının ve alerjinin kökten tedavisi için çocuğun dilaltı damla aşı tedavisine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ve uygun olduğu taktirde en erken dönemde aşı tedavisine başlanması gerekir.

    ALERJİ TEDAVİSİ ASTIM RİSKİNİ AZALTIR!
    Alerjik nezlenin ve buna bağlı burun tıkanıklığının tedavisi bir yandan çocuğun işitme fonksiyonlarını ve konuşma yeteneğini korurken; diğer yandan ileride astım olma riskini de azaltacaktır.

  • Alerjik nezle(rinit) / saman nezlesi nedir ? Nasıl tanı konur ? Nasıl tedavi edilir ?

    Alerjik nezle(rinit) / saman nezlesi nedir ? Nasıl tanı konur ? Nasıl tedavi edilir ?

    Alerjik nezle (alerjik rinit) çevresel bazı faktörlere alerji gelişimi sonucu, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burunda kaşıntı, hapşırma ve göz yaşarması gibi belirtilerin görüldüğü bir hastalıktır. Küçük çocuklarda sadece sık burun tıkanıklığı, sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve sık orta kulak enfeksiyonları ile kendini gösterebilir.

    Çocuklarda yıl boyu süren alerjik nezleye bağlı gelişen burun tıkanıklığının sonucu olarak tekrarlayan sinüzit ve orta kulakta sıvı birikmesi sık görülen durumlardır. Sinüzit, viral bir üst solunum yolu enfeksiyonunun, yani soğuk algınlığı veya nezlenin normalde geçmesi gereken 1 hafta – 10 günden uzun sürmesi, özellikle sabah kalkıldığında artış gösteren balgamlı öksürükler, sarı burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı belirtilerinin görülmesi ile tanınır. Orta kulakta sıvı birikimi ise ateş ve kulak ağrısı ile gelebileceği gibi sadece belli belirsiz bir duyma kaybı ile de kendini gösterebilir. Sözü edilen birinci durumda orta kulakta iltihaplı bir sıvı birikimi söz konusu iken, ikinci durumda ise iltihapsız bir sıvı birikimi vardır. Her iki durumda da duyma kaybının kalıcı olmaması için mutlak olarak altta yatan alerjinin tedavi edilmesi gerekmektedir.

    ÇOCUKLARDA ALERJİK NEZLE TANISI:

    Alerjik nezlede tanı hastanın hikâyesi ve destekleyici laboratuar testleri ile konur. Burun tıkanıklığı, akıntısı, kaşıntısı, hapşırık ve göz yaşarması belirtilerinin yaşamın çoğu gününde görülmesi halinin varlığı; bununla beraber alerji testlerinde pozitiflik saptanması ve burun akıntısında alerjik hücrelerin tespiti tanı koydurmaktadır.

    ÇOCUKLARDA ALERJİK NEZLE TEDAVİSİ:

    Alerjik nezlede birinci basamak tedavi alerjinin saptandığı maddeden bireyin uzak tutulmasıdır. İkinci basamakta ise ilaç tedavisi gelir. Bu tedavi ağızdan alerji şurup / hapları ile ve/veya kana karışmayan kortizonlu burun spreyleri ile sağlanabilir. Tedavi her hasta için farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinin yanı sıra problemin kökten çözümü için “Dilaltı Damla Aşı” tedavisi uygulanabilir.

  • Meniere sendromu ve akupunkturla tedavisi

    Meniere hastalığı; iç kulak sıvılarının basınç artışıdır. Halk arasında iç kulak tansiyonu olarak da bilinir.

    Meniere hastalığı şiddetli baş dönmesi, işitme kaybı ve kulak çınlamasının birlikte bulunduğu, ataklar halinde seyreden bir hastalıktır.

    Meniere hastalığı iç kulakta bulunan, denge ve işitmeden sorumlu, labirent isimli içi sıvı dolu organın fonksiyon bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Hastalığın asıl nedeni, iç kulaktaki sıvının ve bu sıvı basıncının artmasıdır.

    Sıvı üretiminin atılımdan fazla olması veya iç kulak sıvılarının boşaldığı kanallarda tıkanıklık olması ile basınç artışı gelişebilir.

    Sebebi tam olarak bilinmese de bazı faktörler suçlanmaktadır. Virüs enfeksiyonları, alerjiler, otoimmün mekanizmalar ve genetik yapı bunlardan bazılarıdır.

    Meniere hastalığı orta yaş ve ileri yaşta daha sık görülür.

    Tanı:

    1. 20 dakikadan uzun 24 saatten kısa süren en az iki vertigo atağı
    2. Kulakta çınlama veya dolgunluk hissi
    3. İşitme testleri ile doğrulanmış işitme kaybı
    4. Bu belirtilerin bilinen başka bir hastalığa bağlı gelişmemiş olması

    Vertigo: Oldukça şiddetli bir baş dönmesidir. Kişi yatakta yatarken bile düşecekmiş gibi hissedip sıkıca yatağa tutunur. Vertigolarda genel olarak görülen bulantı ve kusma bu hastalıkta da görülür. Vertigo, ataklar halinde gelip, 20 dakika ile birkaç saat arası devam eder. Baş dönmesi atakları sırasında hastada görülebilecek en önemli bulgu nistagmus denilen istemsiz göz hareketleridir
    Kulak çınlaması: Kulakta uğultu, zil sesi, gürültü, kükreme veya ıslık sesi şeklinde sesler duyulur.
    İşitme kaybı: Hastalığın başında gelip geçici olan işitme kaybı, ataklar arttıkça kalıcı olmaya başlar.
    Kulakta dolgunluk hissi: Kulakta dolgunluk ya da basınç hissi şeklinde ifade edilir.

    Meniere hastalığı atakları sırasında çarpıntı, terleme, panik içinde olma ve ölüm korkusu gibi belirtiler de görülebilir. Bu belirtiler bazen panik atak nöbetleri ile karışabilir.

    Tedavi

    Nedeni tam olarak anlaşılamadığından kesin tedavisi de mümkün olmayan bir hastalıktır. Tedavide vertigo ataklarını önlemeye yönelik ilaçlar, tuz kısıtlaması, idrar söktürücüler kullanılabilir. Tedavi yöntemlerinin çoğunda tam başarı yerine geçici ve kısmi düzelmeler elde edilmektedir.

    Meniere Hastalığında Akupunktur Tedavisi:

    Kulak ve vücut akupunkturunun ödem çözücü etkisi ile denge olumlu yönde tekrar sağlanır.

    Akupunkturun tansiyonu dengeleyici etkisi sonucunda ani basınç değişiklikleri de önlenmiş olur.

    Akupunktur tedavisi ile depresyon ortadan kalkar, uyku düzeni normale döner. Bu gibi faktörlerin tetiklediği atakların önüne geçilmiş olur.

    Akupunktur noktalarının iğne ile uyarılması sonucunda merkezi sinir sisteminde birtakım nöromediatörler ve beyin kan akımı üzerinde değişiklik olduğu gösterilmiştir.

    Akupunkturla vücut enerji akışındaki denge sağlanmaya çalışılır.

  • Vertigo (baş dönmesi) ve akupunkturla tedavisi

    Etrafın kendi çevresinde veya kendisinin etrafın çevresinde dönmesi şeklinde algıladığı bir hareket illüzyonudur.

    Halk terimi olarak “Baş Dönmesi” kullanılır.

    Baş dönmesi deyince hastanın dengesini sağlamadaki her türlü problem anlaşılır. Bu durum hastayı yatağa düşürüp gözlerini dahi açamayacağı şiddetten, sadece zaman zaman bir kayma hissine kadar değişebilir. Hatta sadece bir göz kararması şeklinde ortaya çıkabilir.

    Bir hastalıktan ziyade bir belirtidir, tek başına bir durum olabileceği gibi beraberinde belli başlı ek şikayetlerle bazı hastalıkların veya organların problemini yansıtabilir.

    Gerçek Vertigolar

    Periferik tip vertigolar: En fazla rastlanan nedeni bening paroksismal pozisyonel vertigodur. Nörolojik muayene normaldir. En sık rastlanan vertigodur.

    Santral tip vertigolar

    Yalancı Vertigolar

    Sistemik hastalıklarda görülen baş dönmeleri: İlaç yan etkisi (nöroleptikler, antihipertansifler), kalp ritim bozuklukları, yorgunluk, hipertansiyon, baş ağrısı, migren, bayılma öncesi, hipotansiyon, hipoglisemi

    Psikofizyolojik baş dönmeleri

    Tanı:

    Baş dönmesi şikayeti ile hekime başvuran hastaya kulak muayenesi ve nörolojik muayene yapılarak sorunun kulakta mı yoksa beyinde mi olduğu ile ilgili fikir edinmeye çalışılır. İşitme testi, iç kulakla ilgili denge testi, Beyin elektrosu (EEG), Tomografi veya MR incelemeleri yapılabilir.

    Önlemler:

    •Stresten uzak durulmalıdır

    •Uzun süre aç kalınmamalıdır

    •Tuz az tüketilmelidir. Tuz iç kulakta sıvı artışına neden olup vertigoyu tetikleyebilir. •Bol su içilmelidir. Çay, kahve, alkol gibi içeceklerden uzak durulmalıdır.

    •Hafif spor yapılmalıdır.

    •Baş hızlı sağa sola çevrilmemelidir.

    •Lunaparklardaki oyuncaklardan uzak durulmalıdır.

    • Hızlı araba kullanılmamalıdır

    Tedavi:

    Tedavi ederken en öncelikli amaç neden olan durumu bulmaktır.

    Akupunktur yapılan tetkikler sonrası fizyolojik bir sebebe dayandırılamayan vertigoları tedavi etmektedir.

    Akupunktur ilaçsız ve yan etkisiz bir tedavidir. İç kulak-beyincik-beyin korteksi üçgeninde oluşan yanlış nörolojik sinyaller düzeltilir. Vücut dengesi yeniden kurulur.

  • Kulak akupunktur

    Auriculoterapy tedavi amacıyla kulağın kullanılmasıdır. Kulağın kullanımı kulağın sinir ve damar ağı yönünden zengin olması ve santral sinir sistemi ile bağlantılarının çok olmasıdır. 1950’lerde FRANSIZ DR. PAUL NOGİER norolojıst ve akupunkturıst kulaktan teşhıs ve tedavı yöntemi olarak aurıculoterapi ve aurıculomedecıne yayınlamıştır. Kulakta ters fetus şeklinde organların ve tüm vücudun temsili alanlarını bularak harıtasını çıkarmıştır. Bu alanlar organ büyüklüğünden çok fonksiyonların fazlalığı ile ilgilidir.

    Vücut akupunkturunda farklı olarak normal durumda noktalar aktıf değilken değişik patoloji durumunda aktıf hale gelmektedir. Böylece Hastalıkların Tanı ve tedavısı mümkün olmaktadır. Şişmanlık tedavisi ve sigara Bırakma tedavısınde başarı oranı çok yüksektir. Tedavide Çelik ince kulak iğneleri ve Fransız özel kulak iğneleri kullanılmaktadır.

    Aurıculomedecıne kişiye özel kulak akupunktur yöntemidir. VAS Dediğimiz nabızdan teşhıs yöntemiyle renkli filtreler kullanılarak besin entolerans testı de yapılmaktadır. Özel programlarımıza vücuda toksın ve entolerans yapan maddelerın tespiti ve eliminasyonu sağlanmaktadır.

    Ağrı tedavilerinde, Kabızlık, uykusuzluk, menıere hastalığı, algodıstrofi, artrit, artroz, carpal tunel, Asthma, rinit, dismenore, epikondilit,enurezıs, lumbalji, sınava hazırlık konsantrasyon artırılması,reynaud, siyatik, migren, başağrıları, kulak çınlaması ‘nda kullanılmaktadır.

  • Akupunktur nedir? Etkileri nelerdir?

    Akupunktur uygulamaları batı kültüründe alternatif terapi olarak isimlendirilmesine rağmen Doğu-Çin’de kullanımı 5000 yıl önceye gittiği bilinmektedir. Ancak elimize ulaşan en kapsamlı kaynak Huang Di Nei Jing’e aittir ve M.Ö. 200 yılında yazılmıştır. Sarı imparatorun iç hastallıkları klasiği adlı kitapta 282 nokta tariflenmiştir.. Akupunkturun en eski teorileri Shen Nung tarafından ortaya atılmıştır.Bunlar Dolaşım, nabız ve kalp ile ilgilidir. 4000 yıl önce tariflemiştir ve dahiliyenin temellerini atmıştır. Akupunkturun temellerini oluşturan birbiri ile uyumlu ama birbirine zıt olarak çalışan iki farklı enerji ying ve yang ‘ı, beş element’i , organ ve oniki meridyen sistemini anlatır.

    Akupunktur çok ince iğnelerin vücutta fizyolojik fonksiyonları etkilemek üzere vücut yüzeyi üzerine batırılmasıdır. Akupunktur temelinde Shen Nung’unteorize ettiği insan vücudunu boydan boya dolaşan bir enerji kuvvetine sahip olduğunu ve bunun da Qi olarak isimlendirmiştir. Qi ruhsal, duygusal,mental ve fiziksel temel yaşam aktıvıtelerını içerir. Bir insanın sağlığı vücuttaki Qi nin akışından etkilenebilir. Qi akışı yetersiz , dengeli değil veya bloke ise yin yang dengesi bozulur ve hastalık oluşur. Vücuttaki Qi meridyen ve özel yollarla dolaşır. 12 çift ve 2 tane tek meridyen vardır.

    Akupunktur noktaları , meridyenlerin ciltte yüzeyelleştiği yerdeki özellikli lokalizasyonlardır.. Böylece iğneleme, moxibusyon ve acupressor kolaylıkla uygulanabilir. Bu noktalar Qi nin dolaşımını ve ying – yang dengesini sağlar.

    Akupunktur noktalarına uygulanan yöntemler vardır;

    Bunlar;

    Elektroakupunktur

    Moxıbusyon

    Laser

    Cuppıng

    Elektroakupunktur ile akupunktur noktalarına takılan iğnelere elektrostimulasyon cihazıyla düşük akım vermektir. En çok ağrı tedavısı olmak üzere bir çok tedavide kullanılmaktadır.

    Diğer bir metod akupunktur noktasına stımulasyon yapan laser’ dir. Daha çok kulak akupunkturunda kullanılmaktadır. Kulak sinir ve damar ağı yönünden zengindir. Vücuttaki bütün sistem organlarla bağlantısı vardır. Bu sebeple vücudun bir çok organ ve kısımlarının karşılığı olan kulak akupunktur noktaları ile obesiteden alkolizm ve ilaç bağımlığına kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.

    Moxibusyon akupunktur noktalarına ısı uygulanmasıdır. Akupunktur ve moxibusyon tedavinin birbirini tamamlayıcıları olarak değerlendirilir. Moxibusyon astım bronşit , paralizininbazı tipleri ve artritlerde başarı ile uygulanmaktadır.

    Cupping diğer tedavi şeklidir,akupunktur noktalarına metal, tahta ve cam kavanozlarla yaratılan kısmı vakum etkisi ile uygulanan bölgede kanlanmanın artması şeklinde tesir eder.Cupping bel ağrısı, kas gerilmesi(miyalji) yumuşak doku hasarı , kronik bronşitte akciğer sıvısının temizlenmesinde kullanılır.

    En popüler yöntemlerden olan akupressor, iğnesiz akupunktur tedavisidir. Akupunktur noktalarına parmaklarla masaj yapılmasıdır. En gelişmiş şekliyle ayakta reflexology çok sık kullanılmaktadır.

    Başlangıçta daha çok vücut akupunkturu olarak kullanılan bu yönteme daha sonra kulak akupunkturu eklenmiştir. Çinliler kulak akupunkturunu fazla kullanmazken 1950’lerde Fransız dr. Paul Nogier kulaktan teşhis ve tedavi yöntemi olarak ortaya koyduğu ‘auruculoterapi–aurıculomedecıne’ teknığini yayınlamıştır.

    M.Ö 4. YY’da hipokrat’ın kulak kepçesinde belli noktaları kanatarak başağrısı,hipertansiyonu tedavi ettiği hakkında yazılı kaynaklar vardır. Dolayısıyla kulaktan tedavi çok eskiden beri önemli bir yöntem olmuştur.

    Bugünkü şekliyle aurıculoterapi’nin tanımlanması ve uygulanmasını Fransız dr. Paul Nogier’e borçluyuz.

    Artık tüm dünyada mikrosistemler daha bir önem kazanmıştır. Mikrosistem tüm vücudun daha küçük bir alanda temsil edilmesi anlamında kullanılmaktadır. projeksiyonalanı organın büyüklüğünden çok fonksıyonların fazlalığına göre temsil alanı bulur. Bugün artık pek çok mikrosistem tanımlanmıştır. Kulak,baş,ağız,el,ayak… gibi.

    Dr. Gleditschmikrosistemlerin tedaviye cevaplarında farklılıklar olduğunu örneğin; kas iskelet sistemi ve bağ dokusu hastalıklarında kulak akupunkturunun daha hızlı ve daha iyi yanıt oluşturduğunu tanımlamıştır.

    Mikrosistem akupunkturunun vücut akupunkturuna göre en önemli farkı ; eğer organda bir sorun varsa o organın yansıma noktaları aktif bulunur, sorun yoksa aktif değildir. Bu özelliği nedeniyle mikrosistem akupunkturu hem tanı hem de tedavinin takibi için önemli ipuçların vermektedir.

    Akupunkturda etki belli noktalara iğne batırmakla sağlanır.Vücut uzerınde 361 tane akupunktur noktası vardır. Bunları meridyenler ve kanallar üzerinde duran ve belli etkileri bilimsel olarak kabul edilmiş noktalardır.

    Akupunkturun bilinen başlıca etkileri şunlardır;

    Analjezi

    Vegetatıfsinir sisteminin regülasyonu (akupunktur VSS’ni reguleetmesine rağmen iletide engeller varsa etkinliğini yitirir.)

    Sedasyon

    Gevşeme

    İmmunostimulasyon

    Vasodilatasyon

    Akupunkturun bu etkileri anatomik,histolojik ,embriolojik,bio-fiziksel,biokimyasal,nörofizyolojik,fizyolojik mekanizmalarla açıklanmıştır. Özellikleanaljezık etkisi üzerinde yapılmış bir çok bilimsel çalışma yayınlanmıştır.