Etiket: Korunma

  • Hıv ve cybh

    HIV ‘ den korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılmasının ve tedavisinin önemi

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılıp tedavi edilmesi HIV ‘ in ( AİDS ‘ e neden olan virüsün ) yayılmasını önlemesi açısından çok önemlidir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV enfeksiyonu arasındaki ilişkinin anlaşılması yüksek risk içeren cinsel eylemlerde bulunan kişilerin HIV ‘ den korunması yönünde etkin önlemlerin alınmasını sağlar.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV enfeksiyonu arasındaki ilişki

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklarla enfekte olmuş kişiler cinsel ilişki sırasında HIV ile karşı karşıya gelirlerse bu kişilerin HIV enfeksiyonu olma şansı, cinsel yolla bulaşan hastalığı olmayan kişilere göre 2 – 5 kat daha fazladır.

    Ek olarak, HIV enfeksiyonu olan kişide diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklardan varsa, bu kişinin HIV enfeksiyonunu cinsel yolla bulaştırma oranı ,diğer HIV ( + ) cinsel yolla bulaşan hastalığı olmayan kişilere göre daha fazladır.

    Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların varlığının hem HIV ‘ i bulaştırmada hem de HIV enfeksiyonunu kapmada etkin olduğu biyolojik kanıtlarla gösterilmiştir.

    Artmış eğilim

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar HIV enfeksiyonuna olan eğilimi iki mekanizmayla arttırırlar.

    Genital ülserler ( frengi, uçuk ülseri gibi ) genital bölgedeki derinin bütünlüğünü bozarlar. Bu bozulma sonucu HIV için bir giriş kapısı açılmış olur.

    İkinci olarak, genital ülserli veya ülsersiz ( klamidya, bel soğukluğu, trikomonas gibi ) cinsel yolla bulaşan hastalıklarda oluşan enflamasyon sonucunda genital akıntılarda hücre yoğunluğu artarak HIV ‘ i çekici hücreler ortaya çıkabilir ( CD4+ hücreleri ).

    Artmış enfeksiyon:

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar HIV ‘li kişinin, virüsünü cinsel eşine bulaştırma riskini arttırır. Yapılan çalışmalarda, HIV ‘ li kişiler aynı zamanda diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara da sahipseler HIV (virüs ) bu kişilerin genital akıntılarında bulunur.

    Örneğin, bir erkekte hem gonore ( bel soğukluğu ) hem HIV varsa bu kişinin genital akıntısında HIV (virüs ) oranı yalnız HIV ‘i olan bir kişiye göre 10 kat fazladır. Spermde ( menide) veya genital akıntılarda HIV yoğunluğunun artması demek HIV ‘ in ( virüsün ) cinsel eşe bulaşma olasılığının artması demektir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavi edilmesi ile HIV enfeksiyonunun yayılımının azaltılması

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılması ve tedavisi ile HIV bulaşıcılığının azaldığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisi kişinin HIV ( virüsü ) bulaştırmasını azaltır.

    Yapılan çalışmalarda HIV ‘ li kişilerin cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklarının tedavisi sonucunda genital akıntılarındaki HIV miktarının ve HIV ( virüsünün ) görülme sıklığının azaldığı saptanmıştır.

    Genital herpes varsa HIV enfeksiyonuna yakalanma eğilimi artar. HIV ‘ li kişilerin de bulaştırıcılığını arttırır. Bu nedenle, herkesin özellikle genital herpesi olanların HIV enfeksiyonuna sahip olup olmadıklarını bilmesi gerekir. Eğer HIV enfeksiyonu yoksa HIV ‘den korunma önlemlerini alması gerekir.

    Deneyimler sonucu görülmüştür ki, hem genital herpesi hem de HIV ‘ i olan kişilerin genital herpeslerinin tedavi edllmesi sonucu HIV ‘ in eşe bulaşma riski azalmaktadır.

    HIV ‘ den korunma

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan sıkı sıkıya korunma, test yaptırma ve tedavi cinsel yolla HIV bulaşmasını önlemede hayati rol oynar. Dahası, cinsel yolla bulaşan hastalıkların arttığı bölgelerde HIV salgınının da artabileceğinin bilinmesi önemlidir. HIV ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan birlikte korunmak bu iki tip hastalıkların salgınlarını önler.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların erken tanı ve tedavilerinin yapılması HIV ‘ den korunmada etkindir.

    HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştıran cinsel yolla bulaşan hastalıkların yoğun olduğu bölgelerde tanı ve tedavi programlarının uygulanması önemlidir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalığı olanlara veya şüphelenenlere her zaman HIV testi yapılmalıdır.

  • Güneşten korunmanın önemi

    Güneşten korunmanın önemi

    Güneş ışığı aslında vücudumuz için faydalıdır. Cildimizin D vitamini üretmesini sağlar. D vitamini vücudumuz için ciddi önem taşır. D vitaminini yiyeceklerle almak zordur. En fazla yağlı balıklarda bulunur. Eğer yağlı balıkları çok fazla tüketmiyorsak, besinlerle az miktarda D vitamini alabiliriz. Bu nedenle cildimizin güneş ışınları ile temas etmesi gerekmektedir.

    Bu yararlarına rağmen güneş ışınları, güneş yanığı gibi cilde zararda verebilir Güneş yanığının, özellikle açık tenli ve benli kişilerde melanom riskini artırdı gösterir çalışmalar vardır. Bu olumsuz etkilerinden korunmak için hassas kişilerde güneşe maruziyeti ölçülü hale getirmek gerekir. Güneşten korunma, güneşten zarar görmeyecek ancak D vitamini eksikliği oluşmayacak düzeyde olmalıdır. Tavisiye edilen, serumdaki D vitamini değerinin 70nmol/L civarında olmasıdır fakat bu değer de tam anlamıyla kabul edilmiş değildir.

    Cildimizin yaşlanmasında, biyolojik yaşlanmanın yanı sıra, dış etkenler (güneş, soğuk, hava kirliliği, makyaj malzemeleri gibi) ve iç ektenler (beslenme bozukluğu, sigara, stres gibi) bir çok neden vardır.

    Cildin doğal yaşlanması güneş ile artmakta daha erken oluşmaktadır. Cildimizde, koyu lekeler, ince kırışıklıklar, elastikiyet kaybı, damarlanmada artış, kabalaşma gibi değişiklikler güneş etkisiyle artmaktadır. Bunun sonucunda uzun süreli, yoğun ve kronik biçimde UV ve güneş ışığına maruz kalma sonucu cildinmiz erken yaşlanır. Bunu kendi vücudunuzda rahatlıkla görebilirsiniz. Güneşe görmeyen kalça gibi bir bölgenize bakın cildiniz boyun, yüz gibi çok güneş gören bölgelerdeki cildinize göre daha genç olacaktır.. Güneşten korunma ile fotoyaşlanmayı yani güneş ışınlarına bağlı yaşlanma etkilerini azaltabiliriz.

    Çocukları güneşten korumak çok önemlidir.Derimizde oluşan güneş hasarının %50-80’lik kısmı çocukluk ve ergenlik döneminde meydana gelir.

    Güneş yanıklarına sebep olan güneş ışınlarına maruz kalma hayatın sonraki dönemlerinde deri kanseri riskini arttırdığı kanıtlanmıştır. Güneşe maruz kalmak, deri kanseri riskini en fazla artıran faktörlerden biridir.

    Geçirilen her güneş yanığı zararlı etkiyi artırır. Bu nedenle zararın neresinden dönülürse kardır mantığı ile güneşe karşı korunmayı önemsemek için hiçbir zaman geç değildir.

    Solaryum ile yapay bir bronz ten elde etmek çok zararlıdır. Deri kanseri riskini önemli miktarda arttırır. Solaryum UV ışınları ile derinin bronzluğunu arttırır fakat derinin güneş ışınlarından kendini korumasını artırmaz . Bu nedenle, solaryumla kazanılmış bir bronz deri kendini güneş altındayken güneş yanıklarından koruyamaz.

    Güneşten korunmada birinci kural güneş koruyucu krem kullanmaktır. Fakat güneş koruyucu krem sürmüş birisinin uzun süre güneş altında kalması yinede güvenli değildir. Güneşi kelimenin tam anlamıyla bloke etmek şu anda mümkün değildir. Hiç bir güneş koruyucu tam koruma sağlayamaz. İnsanlar güneş kremlerinin tüm zararlı ışınları bloke ettiği düşünüp güneşin altında çok uzun süre kalmamalıdırlar. Güneş ışınlarının en yoğun geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında güneşlenmekten kaçınılmalıdır.

    Özellikle benleri olan kişilerin güneşten daha iyi korunmaları gerekmektedir. Benleri olan kişilerin hangi benler tehlikelidir olduğunu bilmesi önemlidir. Hangi benlerde doktora başvurmanız gerektiğini anlamak içi ABCD kuralını uygulamanız gerekmektedir.

    A: Asimetridir. Benin kendi içerisinde düzgün olmayan renk ve şekil değişiklikleri var ise yani asimetri varsa önemlidir.

    B: Border, sınır demektir. Benin sınırlarında girintilerin ve yamuklukların olması durumudur.

    C: Color rengidir. Benin renklerinin farklılıklar olması, tamamının tek renk olması yerine farklı (siyah, kahverengi, koyu kahverengi, kırmızı) renklerde olmasıdır.

    D: Diameter capıdır. Benin çapının 60 mm den büyük olması önelidir.

    ABCD kuralında yer alan 4 kriterden 2 veya daha fazlasını içeren benleriniz mevcut ise panik yapmadan en kısa zamanda bir dermatologa görünmeniz gerekmektedir.

  • Güneş: ne zaman dost, ne zaman düşman?

    Kışın şu son günlerinde, baharın müjdecisi cemrelerinde düşmesiyle beraber ısınan hava ve kendini gösteren güneşle beraber bazı sorunlar da tekrar baş gösterecek. Hepimiz soğuktan, kapalı havadan, yağıştan sıkıldık, güneşli günlere hasret kaldık…Ama tedbirsiz davranırsak başımıza ne dertler açacağız?

    20. yüzyılın başlarında bronz ten sağlıklı görünümün ve estetiğin simgesi iken 21. yüzyılda neredeyse güneşlenmek ve bronzlaşmak cilt kanseri, erken kırışma,lekelerdeki artma gibi olumsuzluklarla anılmaya başladı.

    ***Güneşlenmek, Bronzlaşmak, Solarium -OUT-

    ***Güneşten korunmak, Güneş koruyucu, Beyaz ten -IN-

    Güneş başlıca D vitamini kaynağı ve insan yaşamında ve sağlığında önemli bir yere sahip. Ancak yeterli D vitamini sentezi için güneş altında çok uzun süre geçirilmesine gerek de yok. Günlük 10-15 dk. Güneş D vitamin sentezi için yeterlidir.Aynı zamanda güneş koruyucu kullanmak D vitamini sentezini olumsuz yönde etkilemez. Uzun süre ve korunmasız bir şekilde güneş altında kalındığında cilt kanserinden güneş yanıklarına, lekelerden erken yaşlanmaya kadar pek çok sorun ortaya çıkar.

    ***Çocuklarımızı UV den koruyalım,

    ***Hayatınız boyunca maruz kaldığınız UV ışınlarının % 80‘ini 18 yaşına kadar alırsınız.

    ***Çocuklarımızı güneşten korumak enaz % 80 deri kanseri riskini azaltır.

    Güneş yanığı ultraviyole ışınlarının(UVA-UVB) yol açtığı sorunların başında gelir. En çok açık tenlileri etkileyen güneş yanığına, çocuklar ve yaşlılar daha duyarlıdır. Kişinin açık renkli bir cilde sahip olması da yanığın şiddetini artırır. Özellikle korunmasız olarak güneş altında uzun süre kalındığı zaman 2-4 saat içinde ciltte kızarıklık, 12-24 saat sonra ise su kabarcıkları gelişir.
    Korunmasız ciltte 15 dakika gibi kısa bir sürede bile güneş yanıkları oluşabilir. Özellikle çocuklarda gelişen güneş yanıklarına karşı son derece dikkatli olunması gereklidir. Çocukluk döneminde geçirilen güneş yanıkları ileriki yaşlarda oluşan cilt kanserinin en önemli nedenini oluşturur. Güneşli bir günün sonunda derisi hafif pembeleşen bir çocukta ertesi gün tam olarak gelişmiş bir yanık görülebilir. Bu nedenle daha fazla hasar oluşmasını önlemek için çocuğun gölgede ya da kapalı bir ortamda kalması sağlanmalı ve güneşe çıkması önlenmelidir. Çocuğa güneşten korunma yöntemleri anlatılmalıdır.

    GÜNEŞ KORUYUCULAR NEYE KARŞI KORUR

    1- Güneş yanığı ve bronzlaşma,

    2- Fotoyaşlanma( kırışıklık ,sarkma), güneş lekeleri,

    3- Solar elastoz ve çocuklardaki nevus gelişimini azaltır,

    4- Dudak uçuğu aktivasyonunu azaltır,

    5- Aktinik keratoz ve epidermoid karsinom oluşumunu azaltır,

    6- Melanom ve diğer deri kanseri olan bazalyomlarda da görülme sıklığını azaltır.

    * Güneşten koruyucu ürün kullanıyor olmak güneş altında daha uzun süre kalınabileceği anlamına gelmez. Çünkü bu ürünler ultraviyole hasarını sadece azaltır, sanılanın aksine hasar riskini yok etmez.
    * Su yüzeyi, kum, kar ve beton güneş ışınlarını yansıttığı için bu alanların yakınında bulunanlar güneşin zararlı etkilerine daha fazla maruz kalır. Dolayısıyla doğrudan güneş altında değil, sadece gölgede bulunulan zamanlarda da güneşten koruyucu ürünler kullanılması büyük önem taşır.
    * Güneş koruyucu ürünlerin UVB ışınlarının yanı sıra UVA’ya karşı da koruyucu özelliği bulunmasına dikkat edilmelidir. Bu nedenle parsol, mexoryl, titanium dioksid ve çinko oksid gibi maddeler içeren güneşten koruyucular tercih edilmelidir. Ayrıca yüzme ve terlemeye yol açacak spor aktiviteleri öncesinde suya dayanıklı bir güneşten koruyucu tercih edilmelidir. Bizim ülkemizde yaşayan insanlar için en az SPF 30 koruma faktörlü bir güneş koruyucu seçilmelidir.

    Koruyucu güneşe çıkmadan 30 dakika önce sürülmelidir ve her 2 saatte bir mutlaka tekrar edilmelidir. Terleme ya da yüzme sonrasında bu süre dikkate alınmadan koruyucu yenilenmelidir.
    * Öncelikle yeterli bir koruma sağlayabilmesi için güneş koruyucusunun santimetrekare başına 2 mg sürülmesi gerekiyor. Yani yüz, boyun ve tek kol için her bir alana yarım tatlı kaşığı; gövde, ön yüz, arka yüz, tek bacak birer tatlı kaşığı.

    NASIL GÜNEŞLENMELİ?
    Pek çoğumuz özellikle tatilde bronzlaşmak uğruna saatlerce güneş altında kalıyoruz. Bronzlaşma sağlığa değil, ciltte güneş hasarının oluştuğuna işaret eder. Güneşe adım adım çıkılmalıdır. Açık ve buğday tenli kişiler özellikle ilk gün sadece 15 dakika güneşlenmesi, zaman içinde bu sürenin 1.5 saate uzatılması önerilir. Esmer tenlilerin ise güneş altında 15 dakika kalmaları yeterlidir. Güneşin yol açtığı hasarlar en çok açık tenli kişilerde ortaya çıkar. Esmer tenlilerde cilt kanseri gibi hastalıkların gelişme riski, açık ve buğday tenlilere oranla daha azdır. Ancak bu esmer tenlilerin güneşte daha fazla kalabileceği anlamına gelmez.
    Açık tenliler, çocuklar ve yaşlılar özellikle koruma faktörü SPF 30 ve üzeri olan ürünleri kullanmalıdırlar.
    Çoğumuz sadece deniz kıyısı ve havuz kenarında bulunduğumuz zamanlarda ve yaz mevsiminde güneşten korunmamız gerektiğini düşünüz. Dolayısıyla sokağa çıkarken güneş koruyucusundan yararlanmayız. Oysa açık havada bulunduğumuz her an ultraviyole ışınlarına maruz kalırız. Plajlarda şemsiye altında oturmak yeterli korumayı sağlayamaz. Çünkü denizden, kumdan, sudan ya da betondan yansıyan ışınlar gölgede kalındığında da etkili olurlar. Ayrıca bulutlu, serin, rüzgarlı günlerde de ultraviyole ışınları yeryüzüne ulaşarak etkısını gösterir. Dolayısıyla korunma yöntemlerine sadece yaz aylarında ve güneşlenirken değil, her zaman önem vermek gerekir.

    NASIL KORUNMALI?

    *Güneş koruyucu kullanımı diş fırçalama ya da e-mailleri kontrol etme gibi bir alışkanlık haline getirilmelidir.

    *10.00-16.00 saatleri arasında güneşe çıkmamaya ve açık hava aktivitelerini mümkün olduğunca sınırlandırmaya özen gösterin.

    *Gölgeniz sizden uzunsa güvendesiniz demektir.

    *Sadece gölgede durmak UV yi % 50-95 oranında azaltır.

    *Pencere camı 320 nm altındaki ışını absorbe eder yani UVB den korur ama UVA dan koruyamaz.

    *Koruyucu giysi,gözlük ve geniş kenarlı şapka korunmada çok önemli bir unsurdur. Sadece t-shirt SPF 6 kadar koruma yapar.

    *En az SPF 30 koruma faktörlü bir güneş koruyucu tercih edin. Koruyucunuzu her 2 saatte bir yenileyin. Terleme ya da yüzme sonrasında güneşten koruyucunuzu tekrar sürün.

    *Suyun verdiği serinlik hissi sizi aldatmasın. Çünkü güneş ışınları zararlı etkilerini su içinde bile gösterebiliyor. Dolayısıyla korunmasız bir şekilde suda bulunmamaya dikkat edin.

    *Güneşin cilt üzerinde meydana getirdiği zararın % 80 ‘i 18 yaşına kadar geliştiğinden çocuğunuzun cildini korumak için küçük yaşlardan itibaren güneş koruyucu kullanmasına özen gösterin. Nevus sayısını ve melanoma ve non melanoma deri kanseri riskini azaltmış olursunuz.

  • Korunmasız İlişkide Gebe Kalmaktan Nasıl Korunulur?

    Korunmasız İlişkide Gebe Kalmaktan Nasıl Korunulur?

    Ailelerin istediği zaman ve bakabildikleri sayıda çocuk sahibi olmaları,aile planlaması başlığı altında olup ayrı başlık altında incelenir.

    Bu makalede vurgulamak istediğim konu: çocuk sahibi olmayı planlamayan fakat elde olmayan nedenlerden dolayı etkin,tıbbı ve doğru yöntemler kullanmadan ilişkide bulunan durumlarda nasıl gebe kalmaktan korunulur. Bu durumlara örnek olarak henüz evli olmayan veya herhangi bir nedenle düzenli cinsel ilişkisi olmayan, dolaysıyla sürekli bir korunma yöntemi uygulamayan kişilerdir. Korunmasız ilişki değil sadece istenmeyen gebeliğe sebebiyet vermesi aynı zamanda gebe kalma korkusuyla psikolojik sorunlarada neden olabilmekte ayrıca cinsel ilişkinin kalitesini bozmaktadır.

    Bunun dışında, tıbbı ve düzenli korunma yöntemlerinden her hangi birisini kullanan kişilerde bile yanlışlıkla veya bilmeden, yöntemin etkin olamadığı durumlarda yaşanabilir.

    Örneğin sürekli doğum kontrol hapı kullanıp arada unutan veya rahim içi araç kullanan kadının, farkında olmadan spiralinin yerinde kayması, prezervatif kullandığı halde prezervatifin yırtılması veya vajende kalması gibi durumlarda korunma yöntemi etkin olarak sağlanmayabilir. Bu durumlar da korunmasız ilişki kapsamına girmektedir.

    Burada önlemden kastım, tabiki geleneksel yöntemler veya tıbben etkin olmamalarının yanısıra, kadına zarar verebilecek rastgele uygulamalar değildir.Ertesi gün hapları ve halk arasında söktürücü olarak bilinen ilaçlar bunlara örnek teşkil etmektedir. Bu ilaçlar çoğu zaman gebeliği önlemediği gibi, bazen dış gebelik dediğimiz çok ciddi sağlık sorunlarınada zemin hazırlayabilmektedir.

    Korunmasız ilişkide bulunup gebe kalmayı düşünmeyen kadının bir an önce jinekolog hekime başvurup yardım istemesi gerekir.

    Unutmayalım ki, korunmasız ilişki sonrası gebe kalma endişesi ile alınan acele kararlar, jinekolog fikrini almadan atılan her adım gebe kalmayı önlemediği gibi, kadın sağlığına da ciddi zararlar verebilir. Ayrıca daha sonra hamile kalmasını zorlaştıran durumlar yaşanabilir.

  • Daha fazla domates yiyerek prostat kanserinden korunabilir miyiz?

    Daha fazla domates yiyerek prostat kanserinden korunabilir miyiz?

    Geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir araştırma, likopenin prostat kanserini önlemede etkili olduğu yönünde yapılan diğer araştırmaları destekler niteliktedir.

    Prostat kanseri, prostat bezindeki hücrelerin kontrol dışı büyümesiyle ortaya çıkan, erkeklerde sık rastlanan ve yaşam kaybına neden olabilen kanser türlerindendir. Erkeklerin yaklaşık %20’sinde hayatlarının bir döneminde prostat kanseri görülmektedir. Erken evrede teşhis edilen vakalarda, çeşitli yöntemlerle sorun çözülebilse de, özellikle ilerlemiş vakalarda yaşam kaybı oranları hayli yüksektir. Yaşam kaybına neden olmasa dahi özellikle idrar çıkarma ve cinsel fonksiyonlar üzerindeki olumsuz etkileriyle yaşam kalitesinde ciddi düşüşe neden olmaktadır. Bu durum, prostat kanseri tedavisinin önemini daha da artırmaktadır.

    Her hastalıkta olduğu gibi prostat kanserinde de en etkin tedavi, aslında hastalık oluşmadan önlenmesi yani korunmadır. Prostat kanseri, hem genetik hem de genetik olmayan (çevresel) faktörlere bağlı olarak gelişen bir kanserdir. Genetik faktörleri değiştirmek pek mümkün değildir. Ancak genetik olmayan faktörler, kişinin yaşadığı çevre, beslenme ve yaşam tarzı gibi faktörlerdir ve bunlar değiştirilerek prostat kanseri ve diğer pek çok hastalıktan korunma sağlanabilir. Ancak, prostat kanserinin gelişmesinde çevresel faktörlerin etkili olduğu bilinmesine karşın, bu faktörlerin neler olduğu ve prostat kanserinden korunmada nelerin etkili olduğu henüz net olarak aydınlatılabilmiş değildir.

    Prostat kanserinden korunmada likopenin etkili olduğu düşünülmektedir. Likopen; başta domates ve domates içerikli ürünler olmak üzere karpuz, pembe greyfurt gibi besinlerde bulunan antioksidan (oksijenin zararlı etkilerinden koruyan) bir maddedir. Bu madde insan vücudunda üretilemez ve mutlaka tüketilmesi gerekir. Buda, likopen içeren gıdalarla beslenerek mümkün olacaktır. Birçok araştırmada, bu maddenin pek çok faydasına ilişkin ciddi bulgular mevcuttur. Prostat kanserinden korunmada ise, likopenin etkisinin olduğunu gösteren çalışmalar olduğu gibi etkisiz olduğunu gösteren çalışmalar da mevcuttur. Yani bu etkinin varlığı henüz tartışmalıdır.

    Ancak geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir araştırma, likopenin prostat kanserini önlemede etkili olduğu yönünde yapılan daha önceki araştırmalarda elde edilen bulguları ciddi anlamda desteklemiştir. Bunun yanı sıra, likopenin sadece genel prostat kanseri değil, yaşam kaybı yüksek prostat kanserini önlemede de etkili olduğu tespit edilmiştir. Hatta yaşam kaybı yüksek prostat kanserini önlemede çok daha etkili olduğu belirtilmiştir.

    Bu çalışmada; 40-75 yaşları arasındaki, başlangıçta prostat kanseri taraması negatif olan (yani prostat kanseri olmayan) yaklaşık 50.000 amerikalı erkek sağlık çalışanı ele alınmış ve beslenme, yaşam şekli, likopen içerikli gıda tüketimleri ve prostat kanserine yakalanma oranları 24 yıl boyunca düzenli olarak takip edilmiştir. Her 4 yılda bir beslenme durumları, her 2 yılda bir yaşam şekilleri ve sağlık durumları değerlendirilmiştir. Prostat kanseri ve bu kanserde anjiogenez gelişmesi (yeni damar oluşumu, kanserin ilerlemesine neden olan bir durum) ile yüksek miktar likopen alımı ilişkilendirilmiştir. Sonuçta, yüksek miktar likopen alımıyla, genel ve yaşam kaybı yüksek prostat kanseri ve anjiogenez gelişmesinin önlenmesi arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır.

    Sonuç olarak, günümüzde sık görülen prostat kanserinde, bu hastalıktan korunmayı sağlayacak en küçük bir gelişmeyi dahi yakından takip etmek ve dikkate almak gerekir. Bu çalışma, belki likopenin prostat kanseri üzerindeki etkisinde son nokta olmayabilir, ancak bu yöndeki bulguları ciddi olarak desteklemektedir. Ayrıca, bu çalışmayla domates sofralarımızda daha fazla yer bulmayı fazlasıyla hak ettiğini göstermiştir.

  • Çocukları zatürreden koruyunuz

    Zatürre (Pnömoni) akciğerlerin enfeksiyonu olup, her yıl milyonlarca insan zatürre’ye yakalanmaktadır. Erken tanı konulan vakalarda tedavi başarı olmakta ise de bazı vakalarda sekeller görülmekte ve hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Zatürreye bağlı ölümler ciddi sorun oluşturmaktadır. A.B.D her yıl 50.000 yakın insan zatürreden kaybedilmektedir.

    Zatürre;

    Bebekler,

    Küçük çocuklar ve

    Yaşlılarda ağır seyreder.

    Dünya genelinde her yıl 5 yaşından küçük 1 milyon çocuk zatürreden ölmektedir. Günümüzde zatürreden ölümün diğer enfeksiyon hastalıkları AIDS, sıtma ve tüberküloza kıyasla daha yüksek olduğu vurgulanmaktadır.

    Ülkemizde ise zatürreden ölüm oranının yüksek olduğu görülmektedir. Sağlık bakanlığı verilerine göre;

    Bir yaşından küçük bebek ölümlerinin % 48.4

    1 – 4 yaş grubu çocuk ölümlerinin ise % 42.1 i

    Zatürre nedeniyle kaybedildiği vurgulanmaktadır.

    Bebek ve çocuklar için öldürücü olabilen bu hastalıktan korunma mümkün müdür sorusunun yanıtı evettir.

    Aşılama ve diğer koruyucu yöntemlerle hastalık riski azaltılabilmektedir.

    Temel olarak aşılar bağışıklık sistemini enfeksiyonlara karşı hazırlar. Bağışıklık hale gelen çocuklar bakteri ve virüslerle karşılaşma durumunda hastalığı hafif geçirebilir veya bağışık olduğu için hastalıktan korunmaktadır.

    Korunmada aşıların önemi küçümsenemez. Aşı uygulanan vakalarda zatürre olma riski düşüktür. Bu aşıların bir kısmı bakteri bir grubu viral aşılardır.

    Bakteriyel aşılar;

    Hemofiluz influenza tip b

    Boğmaca

    Pnömokok

    Viral aşılar;

    Kızamık

    Su çiçeği

    Grip aşılarıdır.

    Aşıların yan etkisi yoktur. Güvenle kullanılabilir. Günlük aktiviteyi sınırlayıcı etkisi yoktur. Özellikle grip aşısının etkisinin olmadığını savunan uzmanların aksine pnömoninin önlenmesinde grip aşısının yeri tartışılmaz.

    Soğuk algınlığı ile grip enfeksiyonunun karıştırılması ise sözün bittiği yerdir. Kalp hastası, kanser ve akciğer hastalığı olan çocukların aşılanması ayrı bir önem taşır.

    Korunmada anne sütü ile beslenme son derece önemlidir. Anne sütündeki koruyucu maddeler bebekleri birçok enfeksiyon hastalıkları ve zatürreden korunmada etkili olmaktadır.

    Hastalıktan korunmada sık sık ellerin yıkanması önemlidir.

    Hasta olan bireylerin izolasyonuna dikkat edilmelidir. Hapşırık ve aksırırken kağıt mendil kullanılmalıdır.

    Sigara içen ortamlardan kaçınılmalıdır.

    Sağlık bakanlığı verilerine göre 5 yaşından küçük çocuklarda çocuk ölümlerinin bir numaralı nedeni olan zatürreden korunmada aşıların vazgeçilmez olduğu unutulmamalıdır.

    Anahatar kelimeler:

    Zatürre

    Zatürreden korunma

    Pnomokok aşısı

    Grip

  • Alerjiden korunma; evdeki kedi gitsin mi?

    Alerjik hastalıklar, çağımızın en önemli hastalıklarındandır. Toplumda yaklaşık her beş kişiden birinin alerjik olması önemini bir kat daha artırmaktadır. Başta astım olmak üzere; alerjik nezle (saman nezlesi), alerjik göz nezlesi, egzema, kurdeşen gibi deri alerjileri, besin alerjileri, ilaç alerjileri gibi çeşitli hastalıkları oluşturur.

    Bilimin her dalında olduğu gibi alerjide hastalığı önleme çabaları sürmektedir. Bu amaçla araştırmalar, çalışmalarla alerjiye çözüm aranmaktadır. Ülkemizde de bu çabalar, tüm gelişmiş dünya ülkeleri ile eşit düzeyde sürmektedir.

    Ailesinde alerjik hastalığa sahip olan bireyler; alerjiye yatkın, riski yüksek bireylerdir. Özellikle korunmaları gerekir. Bu riski taşıyan bebek daha doğmadan korunma önlemleri başlamalıdır.

    -Annenin, gebelikten itibaren sigara içmemesi artık iyice bilinmektedir. Ancak sadece annenin korunması yetmez; bebek doğduktan sonra evin hiçbir odasında, hiçbir zaman sigara içilmemelidir.

    -Bilimsel araştırmaların bulduğu bir gerçek var; Henüz bebek doğmadan önceden beri evde yaşayan evcil hayvanlar, bebekte allerji riskini artırmıyor. Korunma adına o çok sevilen evcil hayvanları evden göndermek zorunda değiliz. Ancak bebek doğduktan sonra eve yeni hayvan alınmamalıdır.

    -Anne sütü, en az 6 ay tek başına verilmeli, özellikle katı gıdalara başlamak, allerji potansiyeli olan gıdaları geç başlamak gerekir.

    -Bebeğin ilk aylardaki aşırı gaz, kabızlık, ishal, deri döküntüsü gibi şikayetlerinin altında allerji olabileceği akla gelmelidir. Sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde bile annenin yediği gıdalarla bu şikayetlerin ilişkili olabilir. Bu durumdan şüphelenince, bebek hemen doktora götürüp alerjik yönden araştırılmalıdır. Önlemler alınarak hastalık oluşması önlenebilir.

    – Ailede allerji öyküsü olan daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de alerjik durum belirlenip, daha hastalık yapmadan sakınma önlemleri alınmalıdır. O zaman aslında alerjik bünyeye sahip olan bireyde, belki hiçbir zaman hastalık ortaya çıkmayacaktır.

    -Sık tekrarlayan öksürüklerin altında allerji olabileceği düşünülmelidir. Tekrar tekrar antibiyotik vererek zaman kaybetmeden erken teşhis ve korunma ile; hastalık başlamış bile olsa ilerlemeden durdurulabilir.

  • Dna onarıcı yeni nesil ürünlerle kombine korunma

    KOMBİNE KORUNMA ile ESKİ DOST DÜŞMAN OLMAZ,

    Güneşlenmeyi eskiden sağlık kaynağı sanırdık. Ancak güneş bugün bizlere eskisinden farklı davranıyor. Delinen ozon tabakası nedeniyle daha fazla UV atmosfere giriyor ve canlılara eskisine göre daha çok zarar veriyor.

    Eskiden sadece yazın korunmayı yeterli sanırdık. Şimdi kışın bile korunmak zorunda olduğumuzu biliyoruz.

    Eskiden yalnızca açık havada iken direkt güneş ışınlarından korunmaya çalışırdık, şimdi kapalı ofis mekanlarında bile UV kaynakları bizi yakından etkiliyor, biliyoruz.

    Bugünlerde yaza girmenin sevinci içimizi doldururken, dışarıdan ise güneş parlak ve sıcak ışınları ile bedenimizi yalıyor.

    Neyse ki güneşin yaşlandıran, yıpratan zararlı etkilerini azaltmak için kullandığımız güneş koruyucular var. Güneş koruyucular hakkında bilgilerimiz de yıllar içinde değişti. Koruma faktörü arttıkça daha çok korunduğumuza inanırken, koruyuculuğun SPF ile paralel artmadığını gördük.

    Diğer yandan filtrelerin içerikleri ile ilgili bilinmeyenleri de zamanla öğrendik. Kimyasal filtrelerin hormon reseptörleri ile etkileştiği ve anne sütüne geçtiği ortaya çıktı. Uluslar arası Kanser, Androloji ve Toksikoloji dergilerinde bu konuda çıkan yazıların bir kısmı basından da duyuruldu. Sonradan kullanıma sunulan fiziksel filtreler bu nedenle alternatif yarattı ise de, titanyum ve çinko oksit gibi fiziksel filtrelerin de üretilirken nano-partikül olmalarına karşın, kullanıcıya ulaşana kadar küçük nano-partiküllerin birbirleri ile birleşerek büyük parçacıklar oluşturduğu ve koruyucu yüzey kaplayıcılığının azaldığı ortaya çıktı. Peki çaresiz miyiz?

    Temel cilt bakımını “Yeni Nesil” cilt bakım ürünleri ile yaparsak güneşin zararlarına karşı çaresiz değiliz. Zaten düzenli olarak yapmamız gereken koruyucu, yapılandırıcı ve onarıcı “Temel Cilt Bakımı” nı AC-11 içeren “Yeni Nesil” cilt bakım ürünleri ile yaparsak, DNA onarımını destekleyen etkisi, UV filtrasyonu ile birleştiğinde, cilt için koruyuculuk yaklaşık 6 kat artıyor. Buna karşılık AC-11 içeren ACTIVAR gibi bir cilt bakım kremi ile kullanılan daha düşük SPF’li koruyucular sayesinde kimyasal ve hormonal etki azalır ya da fiziksel filtrelerin etkisine katkıda bulunurken, AC-11 içeren ACTIVAR gibi “Yeni Nesil” cilt bakım ürünü ile güneş lekesi oluşumu da belirgin olarak azalıyor.

    Günümüzde şaşırtıcı şekilde yaygın bulunan D Vitamini yetmezliğinin, UV’den aşırı korunmaya bağlı olduğu düşünülmektedir. Cildimizin D vitamini üretmesine izin verecek yeterlilikte UV filtresi ile birlikte DNA onarımının desteklenmesi gibi kombine koruyucu bir yaklaşım daha güvenli bir çözüm olarak görünüyor. Bu sayede cildimiz, daha fazla D Vitamini üreterek hem erken yaşlarda osteoporoz gelişimine hem de D Vitamini eksikliği ile paralel olan meme ve endometriyum kanseri riskine karşı korunmayı en doğal yolla artırabilecektir.

    Kış boyunca cilt lekelerini tedavi ettirmeye çalışan pek çok kişinin yaz güneşiyle yeniden lekelenmemek için arayış içinde bulunduğunu göz önüne alırsak, UV filtrasyonu ve DNA onarım desteği kombinasyonu ile bir yandan güneşin zararlarından daha fazla korunurken, diğer yandan da D vitamini eksikliğinin yol açtığı sakıncalara karşı da önlem almış oluruz.

    DNA onarımını artırıcı “Yeni Nesil” cilt bakım ürünü ile güneş koruma ürünlerinin “KOMBİNE KORUNMA”sı sayesinde, yaz boyu yeterli D Vitaminini alırken, cildin kendini doğal koruma yöntemi olan bronzlaşmaya da izin verilecek, hem daha iyi bir bakım hem de daha az yaşlanmak için de etkin bir yardımcı olacaktır. Yeni Nesil cilt bakım ürünleri yalnız çok iyi bir temel cilt bakımı ve etkili bir anti-aging etki sağlamak değil, aynı zamanda onarıcı etkiye de sahip olmak için geliştirildiğinden, özellikle yaşlandıran güneşli yaz günlerinde akıllarda kalması ve yaz boyunca uygulanması cilt sağlığı ve lekelerden korunma için yararlı olacaktır.