Etiket: Koruma

  • Güneş kremi kullanımında 10 püf noktası

    Dünyada yaşamın devam etmesi için gerekli ışın kaynağı olan güneşin pek çok olumlu etkisi bulunuyor. Isı verme, D vitamini yapımı, bazı cilt hastalıklarında tedavi edici olarak kullanılması, insan psikolojisine olumlu etkisi bunlardan sadece birkaçı. Son yıllarda ozon tabakasında oluşan incelme sonucu güneş ışınları yeryüzünü daha çok etkilemekte ve buna bağlı olarak güneş yanıkları, deri kanseri oluşumu, ışığa bağlı alerjik hastalıklar ve ışığa bağlı cilt yaşlanması riskinin arttığı gözlenmektedir. Bu nedenle güneş kremi kullanırken dikkat edilmesi gereken bazı püf noktaları vardır;

    Bir güneş koruyucu kremin güneş koruma faktörü ne kadar yüksekse o kadar iyi koruyucudur. Ancak sadece UVB koruması yeterli olmaz. UVA koruması için özel ölçümler sonrası oluşturulan değerlerin de üründe yer alması gerekir.

    Güneş koruyucu hem UVB hem de UVA için koruyucu olmalıdır. O nedenle ürünün üzerinde UVB koruması için SPF değerine, UVA koruması için IPD değeri yer almalıdır. SPF değeri 30 olan bir güneş koruyucu güneşten yüzde 97 oranında korur. Daha yüksek koruma faktörlerinin etkileri ihmal edilebilir düzeydedir.

    Suya dayanıklı olmalıdır. Bu durum özellikle yüzme ve terleme sonrası ürünün ciltten uzaklaşmaması için gereklidir.

    Sivilce oluşmasını engellemek için su bazlı olmalıdır.

    Alerji riski yüksek maddeler içermemelidir.

    Güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce sürülmelidir.

    Deniz kenarı veya havuz başında bulunulduğunda her saat krem tekrar sürülmelidir.

    Kremin son kullanma tarihine mutlaka bakılmalı, bir krem 2 yıldan fazla kullanılmamalıdır.

    Kremler serin ve güneş görmeyen bir yerde muhafaza edilmelidir.

    Açık tenliler, sarışınlar, kızıllar yüksek koruma faktörlü krem kullanmalıdır.

  • Bebek ve çocuklar güneşten nasıl korunmalı?

    Bebek ve çocuklar güneşten nasıl korunmalı?

    Bebek ve Çocukların Cildi Yaz Güneşine Nasıl Hazırlanmalı?

    Havalar ısınıp güneş yüzünü yavaş yavaş göstermeye başladıkça bahçelerde ve parklarda geçirilen süre artmaya başladı. Bebeklerin ve çocukların açık havada zaman geçirmesi, temiz hava alması ve bir miktar güneşten faydalanması gerekiyor. Ancak özellikle güneşe çıkma konusu alınacak bazı önlemlerle ilerde yaşanabilecek pek çok problemin önüne geçebilmeyi sağlar.
    Güneş ışınları UV A ve UVB adı verilen iki kısımdan oluşur. UVA tüm gün boyunca dünyayaya gelirken UVB sadece 11-14 saatleri arasında gün ışığında bulunur. Burada mevsim ayırımı olmadığı için yılın her günü, hava kapalı ve yağmurlu bile olsa UV ışınlarının gelişi bu şekildedir. Vücudumuz için gerekli güneş ışınları fazlası sözkonusu olursa cilde zarar verir ve erişkinlik döneminde Melanom başta olmak üzere pek çok deri kanserine zemin hazırlar. Bu nedenle çok küçük yaşlardan itibaren güneşten bir dost olarak faydalanmak ancak yakıcı ve kavurucu etkilerinden ve birikici özellik gösteren tahribatlarından kaçınmayla olur. Bahar mevsiminde yaz güneşine hazırlık için tatlı geçiş yapılırsa bebeklerinizin ve çocuklarınızın cilt yapısı bozulmaz. Hastalık riski artmaz.

    Bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri sıralarsak;
    • 6 aydan küçük bebekleri n cildi çok savunmasızdır. Dakikalar içinde güneşte kavrulabilir. 6 aydan küçük bebeği kıyafetsiz ve çıplak olarak direkt güneş altında bırakmak cilt sağlığı için doğru değildir. Mutlaka üzerinde kıyafet, başında şapka olmalı ve mümkünse gölgede, yeşillik ortamda bulunmalıdır.
    • 6 aydan küçük bebeğe güneş koruyucusu sürülmesindense kıyafetle korumak daha doğru olacaktır.
    • Özellikle UVA ve UVB nin beraber yoğun olduğu 10-14 saatleri arasında bebek güneşte bırakılmaz.
    • Pusetlerin özellikle üst koruyucu tentesinin UV korumalı olmasına dikkat etmek gerekir. Koruyucu tentenin örtülü olması bebeği direkt güneş yanığından korur.
    • Bebek , güneşin doğrudan gelmediği mümkünse ağaçlık, yeşillik yerlerde sabah 10 dan önce, öğlen 14 den sonra dışarı çıkarılır. 6 aydan büyük bebeklerde hava bulutlu bile olsa parka çıkarken eller, yüz mutlaka bebekler için hazırlanmış güneş koruma kremiyle dışarı çıkmadan 15 dakika önce korunmaya alınır. Başa takılacak şapkanın mutlaka kulakları da koruması gerekir. Saçsız olan tepe bölgesi ve kulaklar güneş korumasında en çok unutulan ve erişkinlik döneminde sıklıkla cilt sorunu görülen bölgeler olmaya adaydır.

    Bahar aylarında çocuk ve bebeklerin korunmasında bizim tercihimiz mümkün olduğunca kıyafetle ve saate dikkat ederek güneşten korunmakdır. Güneş ışınlarının sağlık ve kemik gelişimi için vereceği fayda dermatolog için de önemli olduğundan cilt kanseri ve yanıklardan korunmak için bu konulara dikkat etmek yeterli olacaktır. Bebek ve çocuk için seçilecek güneş koruyucu ürün ve nasıl kullanılacağı konusu bir sonraki yazıda ele alınacaktır. Eğer temin edilebilirse sıkı dokunmuş, açık renkli ve UV koruyucu ibaresi taşıyan kıyafetler cilt sağlığının korunması için faydalı olacaktır. Burun kulaklar, eller ve ayakkabı giyilmiyorsa ayakların altı ve üstü güneş koruyucu kremle korunur.
    Bu konuda dikkat edilmesi gereken ve genelde unutulan en önemli nokta, çocuğumuzu bakan bakıcının veya büyüklerimizin de bu duruma dikkat etmesi ve özen göstermesi olacaktır. Bebeklerin ve çocukların cildinde oluşacak güneş yanığı daha da kötüsü su toplamasıyla ve soyulmayla olan kabarcıklanmanın ilerde kötü sonuçlara neden olan deri kanseri riskine sebeb olacağı unutulmamalıdır.

  • AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    Anne babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğu gereğinden fazla kontrol etmesi ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucunda çocuk etrafındaki kişilere aşırı bağımlı ve kendine güveni olmayan bir birey olabilir. Çocuğun yaşamı süresince olabilen bu bağımlılık, psiko-sosyal olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ve çocuğun kendi kendine yetmesine olanak vermemiş olur. Anne babanın aşırı koruyuculuğu çocuğun okul başarısını ve okula uyumunu da etkiler.

    Yapılan araştırmalar sonucunda anne koruyuculuklarının babalara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Annelerin çocuklarına karşı koruyucu bir tutum geliştirmesine yol açan nedenler:

    • Annelerin ilk çocuğunun ölmüş olması, birçok düşük yapması, zor bir hamilelik süreci geçirmesi, güç doğum yapmış veya uzun süren bir tedavi sonucunda çocuk sahibi olması ve başka çocuk sahibi olma şansının olmaması

    • Annenin evlilik hayatı boyunca eşinin çok az yer alması, beklediği ilgi ve sevgiyi bulamaması

    • Annenin kendi çocukluk ortamında sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyümüş olması

    Aşırı korunan çocuklar fazlaca bağımlı olurlar ve her şeyi annelerinden istemeye yönelirler, kendi başlarına karar veremeyen, sormadan-danışmadan bir şey yapamayan, girişim yeteneklerinden yoksun bir birey olurlar. El becerilerini kendileri geliştiremediklerinden dolayı beceriksiz ve dolayısıyla güvensiz olurlar. İstediklerini ağlayarak yaptıran ya da aşırı inatçı bireyler olabilirler. Kendini korumayı öğrenemedikleri için savunmasız, çekingen bir kimlik geliştirirler ya da aşırı otoriter, etrafındakileri kullanan, şımarık kişiler olabilirler.

    Eğer; çocuğunuzun hareketlerini başına gelebilecek fiziksel zararlardan korumak için engelliyorsanız, gecede dört beş kere okul öncesi çağında olan çocuğunuzun üstünü örtmek için kalkıyorsanız, ayrı bir yatağı olmasına rağmen çocuğunuzun sizin yatağınızda birlikte uyumasına izin veriyorsanız, okul öncesi veya ilkokul çağındaki çocuğunuzun yanınızdan ayrılmasına hiç izin vermiyorsanız, düzenli olarak onun ödevlerini yapıyorsanız ya da çocuğunuza hiçbir ev işi sorumluluğu vermiyorsanız çocuğunuzu koruma konusunda aşırı bir tutum sergiliyor olabilirsiniz.

    Aşırı koruma karı/koca ve kadın/erkek ilişkilerine de engel olur. Çocuk odaklı bir yaşamda, ebeveynler kendi öz ihtiyaçlarına sağlıklı bir şekilde sahip çıkamazlar. Aşırı koruma çocuğun kişiliğini geliştirmez, bağımlı, ürkek, inatçı, istediğini tutturan bir birey olmasına neden olur ve bu aşırı koruma çocuğun özerk düşünme, sorumluluk alma gibi geliştirici yaşam fırsatlarına engel olur.

    Anne baba olarak çocuğa doğal yaşam fırsatı vermeliyiz. Çocuklarımıza iyi örnek olarak rehberlik etmeli ve kendi başlarına sağlıklı, mutlu bir yaşam sürmeleri için gerekli imkanları sağlamalıyız.

  • Çocuklarımıza tehlikelerden korunmayı nasıl öğretebiliriz?

    Çocuklarımız en değerli varlıklarımız. Onları yetiştirirken tehlikelerden koruyarak, en iyi imkânları sunarak en iyi şekilde yetiştirmek istiyoruz. Bebeklik döneminde ev kazalarından korunmaları için eşyalarımızı yeri geldiğinde onlara göre düzenliyoruz. Ama yaşları büyüyüp sosyal yaşantıları geliştikçe kontrolümüzün azaldığını ve onları korumakta yetersiz kaldığımızı hissetmeye başlıyoruz. Öğretmenlerini sıklıkla uyarıyor, çocuklarımızın kendilerini sürekli uyarılarda bulunarak kazalardan korumaya çalışıyoruz.

    Peki, yaşları daha çok ilerledikçe bu uyarılar ve hatırlatmalar bize ne şekilde geri dönecek?

    Bugün sizlerle -çocuklarımızı korumak için sergilediğimiz davranışların sonuçları neler oluyor- bunlar üzerinde bazı bilgileri aktarmak istiyorum.

    Başlangıçta şunu söylemeliyim ki tabi ki çocukları korumak bizim önemli görevlerimizden biri. Ama şu soruyu bir düşünelim. Acaba çocuklarımıza karşı sergilediğimiz koruma davranışlarımız yaşa göre değişmeli mi?

    Kesinlikle evet.

    3 yaşına kadar ev içinde ya da dışarıda çocuklarımızı sürekli gözlem altında tutmalıyız. Evde kesici aletler, tehlikeli ev eşyalarımız, ilaçlar, temizlik maddeleri ve diğer kimyasallarla ilgili düzenlemelerde yapabiliriz. Ama yaşı ilerleyen çocuğumuzu bir yandan da kendini koruması için eğitmeliyiz. Ki 2 yaşından itibaren çocukların tehlikeli durumlara karşı kendilerini koruma becerileri yavaş yavaş gelişmeye başlar. Daha ileriki yaşlarda kreş ya da okullarda kendilerini yetersiz hissetmemeleri için basit tehlikeleri düşünmelerini beklerken, büyük tehlikeleri kontrol etmeye çalışırız.

    Kreşe başladıklarında (ev içinde kendini koruyabilen) çocuk kendine güveni olduğu ve kendini yaşına uygun şekilde tehlikelerden koruyabilir. Böylece okulda/ kreşte daha uyumlu ve huzurlu bir yaşantı sürdürebilir. Bunun yanı sıra unutulmamalıdır ki okul öncesi dönem yarı korunaklı bir dönemdir ve çocuklarımızı okul dönemindeki yeni toplumsal ortama hazırlamanın en iyi imkânlarındandır.

    Okul yaşantısına geçildiğinde artık çocuğumuz sosyal iletişimlerde yaşına uygun becerileri sergileyebilen, tehlikeli bir ortamdan kaçınan bir çocuk olacaktır.

    Bunu sağlarken sergileyeceğimiz davranış sistemi çocuğu kendine güvenen, ihtiyacı olduğunda öğretmenlerine ulaşmayı düşünecek kadar olgunlaşmış olmasını sağlayabilir ya da korkak, güvensiz, tek başına yaşantısı ile başa çıkmayı başaramayacak kadar bebeksi de kalabilir.

    Koruma çabalarımızın olumsuz sonuçları olabilir mi? Hangi davranışlarımız olumsuz etkiler?

    Eğer çocuğumuzu;

    * Tehlikelere karşı korkutuyorsak,

    * Aşırı uyarılarda bulunuyorsak,

    * Kaygılarımızı gereğinden fazla yansıtıyorsak,

    * Bilgi vermeksizin tehdit ederek durduruyorsak,

    * Yaşına uygun olmayan gereksiz bilgiler veriyorsak çocuğumuzu olumsuz etkileyebiliriz.

    Çocuğumuz kendini dünyaya karşı savunmasız ve güvensiz hissedecektir. Zamanla kaygılı bir kişilik geliştirecek ve bunun sonucunda yetişkinlikte sorun yaşayacaktır. Genetik yatkınlığı olan bireylerde ise psikiyatrik rahatsızlıkların ortaya çıkma olasılığı artacaktır. Okul fobisi, kaygı bozuklukları, obsesif – kompülsif bozukluk gibi rahatsızlıklara karşı yatkınlıkları oluşacaktır.

    Eğer çocuğumuza;

    * Sürekli uyarılarda bulunmak yerine neden tehlikeli bir işle uğraştığını kısaca açıklarsak,

    * Bazı küçük deneyimleri (büyük tehlike içermeyen) yaşamasına izin verirsek,

    * Aşırı kaygılarımız yerine onun sağlığı ve iyiliği ile ilgili endişelerimizden (yaşına uygun şekilde) bahsedersek

    * “Okulda sakın koşma” gibi genel uyarılarda bulunmak ya da çocuk olmanın getirdiği doğal davranışları engellemek yerine kendini gerçekten koruması gereken şeyi açık ve net şekilde söylersek çocuğumuzu olumlu şekilde destekleyebiliriz.

    Kendine güvenen, nerde, neyi, niçin yapması ya da yapmaması gerektiğini bilen çocuklar yetiştirebiliriz. Böylece gereksiz birçok şeyden kaygılanan bir çocuk yerine nelerden korunması gerektiğini bilen ve sizin aklınıza bile gelmeyecek tehlikelerden kendini koruyan çocuklar yetiştirmemiz mümkün olur. Yetişkinliklerinde de göze alacağı risklere daha gerçekçi bakan, ne istediğini bilen, hayata karşı güçlü ve kendine güvenen bireyler yetiştirmenin temellerini atmış oluruz.

    Evet, çocuk yetiştirmek çok zor ve karmaşık gözükebilir. Ancak unutulmamalıdır ki küçük düzenlemeler en önemli varlıklarımızın, çocuklarımızın hayatları ile ilgili büyük önem taşımaktadır.

  • Çocukları cinsel istismarcı kötü niyetli kişilerden koruma ..

    Çocuklarımız, okullarının tatile girdiği yaz döneminde, uzun bir çalışma döneminin ardından kendilerini rahat hissedecekleri bir dönemi üç ay kadar yaşayacaklar. Bu dönemde ailelerde biraz dinlenebilecekler, zamana karşı yarıştıkları dönemden sonra kendilerini iyi hissedecekler. Havaların sıcak olması, deniz, güneş, belki yaylalarda geçirilecek bir yaz tatili..Her ne kadar ailelerin rahatlayacağı bir dönem olsa da, özellikle İlköğretim çağında ailelerin çocuklarını korumak anlamında daha dikkatli olmaları gereken dönem olduğunu da unutmamak gerekir.

    Kötü niyetli ve cinsel istismarcı kişilere açık hale gelinen bir dönemdir, yaz tatili.. Çocuklar, geniş bir alanda, daha özgür ve kontrolsüz yaşamak şeklinde bir yaşam tarzına geçmiş olurlar. Yazın getirdiği rehavet, yazlıklarda komşuluğa açık halde, çocuklar kontrolsüz kalabilirler. Ya da aileler komşu çocuklarıyla oynuyorlar diye birbirlerine güvenip, kontrol boşluğu yaratabilirler. Bunun dışında her ne kadar yakın çevreye güvenilse de hiç bir zaman cinsel özellikler, yaklaşımlar, pedofili durumları açık seçik şekilde belli olmaz. Hiç akla gelmeyecek, tahmin edilmeyen kişilerden umulmayacak durumlar yaşanabilir.

    Çocuklar, bilgilendirilmelidir. Özel bölgelerin, hatta bedenlerinin kendilerine ait olduğu ve kimseye dokundurulmaması gerektiği yabancılara karşı mesafeli olunması gerektiği, çocukları gözden uzak, kontrolsüz, yalnız bırakılmaması gerektiği konularını unutmamak gerekir.

    Bilgisayar belki daha etkin kullanılabilir, bu konuda da internet ortamında çocukların korumasız kalmaması gerektiği unutumamalıdır. Çocuklar, tanımadıkları kişilerle iletişim kurup, resimlerini, özel kimlik bilgilerini, adreslerini paylaşmamalıdır.

    Çocuklara gösterilecek sevgi hiç bir zaman eşe, sevgiliye gösterilen sevgi tarzında olmamalı, içinde masum duygular hissedilmelidir ve bu şekilde görüntü verilmelidir. Çocuğu, dudaklarından öpmek, cinsel bölgelerine uyarımda bulunacak şekilde dokunmak birinci derecede akrabalık boyutlarında bile olmaması gereken davranış biçimidir.

    Mahremiyet duygusunun kazandırılmış olması çocuğu bu tür kötü niyetli kişilerden korumak için iyi bir başlangıçtır.

    Çocuğun kuytu, pek kimsenin olmadığı yerlerde bulunmaması gerektiği, okullarda boş sınıflarda yalnız kalmaması gerektiği, kimseden yiyecek, içecek kabul etmemesi gerektiği, yabancı kişilerin yanına yaklaşmaması gerektiği kavratılmalıdır. İnsan ilişkilerinde belli bir mesafeyi koruması gerektiği üzerinde durulmalıdır.

    Çocuk giyimlerinde ölçülü olunmalı, kendilerini koruma anlamında zemin hazırlanmalıdır. Çok açık giysiler kötü niyetli kişileri istismara hazır hale getirebilir.

    Kötü niyetli, cinsel istismarcı kişilerin görüntüde normal, sıradan insanlar gibi oldukları, hatta güvenilir özellikler taşıdıkları, kimsenin onları bu tür insanlar olarak hayal bile edemedikleri kişiler olabilir.

    Yakın akrabalar hakkında akla gelmeyecek şeyler yaşandığı, bu konuların gizli kalması için çabalar gösterildiği, aileler arasında yıllarca süren küslükler yaşandığı, kopmalar yaşandığı görülmektedir.

    Çocuklar, erken yaştan başlayarak tuvaletten sonra temizliğini kendisi yapabilir duruma gelmelidir ve kimseden yardım istemeye gerek duymadan, kendini koruma ortamı sağlanmalıdır.
    Cinsel organların isimleri utandırılmadan, vücut bölümü olarak algılanacak şekilde kullanılmasını sağlamak gerekir ki çocuk, böyle bir duruma maruz kaldığında kendisini doğru ifade edebilsin.

    Çocuklar, kendilerini güvende hissetmedikleri ortamdan uzaklaşmayı, huzursuzluğunu belli etmeyi, bağırarak yardım istemeyi bilecek durumda olmalıdır. Bu, en yakını bile olsa.. Hatta, ne yapması gerektiği konusunda zaman zaman hatırlatma yapmakta fayda vardır. Ancak, burada dikkat edilecek husus korku duygusunu yerleştirmek değil; yapabilecekleri konusunda bilinçlendirmektir.

    Öznur Simav
    pedagog – aile danışmanı