Etiket: Korku

  • Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuklar gün içinde birçok korku,kaygı hissedebilir ve bu korku ve kaygıya bağlı olarak stres yaşayabilirler. Ebeveyn olarak bunu fark ettiğinizde çocuğunuzu sakinleştirmek için bir takım yöntemler uygulayabilirsiniz.

    “Ben yanındayım,korkmana gerek yok”

    Çocuğunuz hangi nedenden korkmuş ya da kaygılanmış olursa olsun güvenli bir limana yanaşarak rahatlamak ister.Endişesinin bir an önce yatışması içinse tensel temas ve sözlü iletişim en etkili yoldur. Çocuğunuzu nazikçe kucağınıza alıp ona sarılarak onun yanında olduğunuzu,artık korkmasına gerek olmadığını çünkü sizin yanınızda güvende olduğunu dile getirin. Çocukta belirgin bir sakinleşme görene kadar buna devam edebilirsiniz. Her çocuğun ihtiyacı ve yatışma süresi birbirinden farklıdır.

    Hadi biraz neler yaşadığından konuşalım”

    Çocuğun yaşadığı sıkıntıyı anlatması da rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla baş başa olabileceğiniz bir ortam yaratıp onu rahatlatırsanız size sıkıntı yaşadığı konu hakkında açılabilir.Çocuğunuzu mümkün olduğunca yorum yapmadan,lafını kesmeden dinleyin. Mümkün olduğunca detaylı anlatmasına izin verin. Ancak bazı çocukların hemen konuşmak istemeyeceğini de unutmayın çocuğunuzu zorlamadan istediğinde gelip sizinle konuşabileceğini belirtin.

    “Sen korkuna neler söylemek istersin?”

    Çocuğun hissettiği duyguyu daha da somutlaştırıp anlamasına yardımcı olmak adına çocuğunuzla bir oyun oynayabilirsiniz. Çocuğunuza kendi odasından “korku” olarak adlandıracağı herhangi bir şey seçtirin ve karşısına koyun ona neler söylemek istediğini sorun ve konuşmasına izin verin. Bu korku nesnesi daha sonra çocuğunuzun hissettiği tüm olumsuz duygularda konuşturabileceğiniz bir duyguya dönüşebilir ve çocuğunuza olumsuz duygularıyla baş etmesi adına bir yol sunmuş olursunuz.

    “Korkunu çizebilir misin?”

    Çocuklar yaşadıkları olumsuz duyguları anlamlandırmakta zorlandıkları için daha çok stres hissederler. Çizim yapmak, duygusunu daha iyi tanıması ve rahatlamasına yardımcı olacaktır.

    “Hadi birlikte bunun sonunu değiştirelim”

    Çocuğunuzun yeteri kadar sakinleştiğine inandığınızda birlikte korktuğu olayı canlandırın. Çocuğunuz yerine siz geçin,olayı başından itibaren aynen canlandırın ancak sonunda korkmak yerine neşeli bir şeyler yapabilirsiniz. Burada çocuğun yaşadığı olayın etkisinden çıkmasına yardımcı olmuş olursunuz. Aynı zamanda çocuk,farklı seçenekler olduğunu görmüş olur.

    “Bir daha buna benzer bir şey hissedersen,neler yapabileceğine bir bakalım”

    Çocuklar olumsuz bir duygu hissettiklerinde neler yapacaklarını bilemedikleri için stres seviyeleri daha çok artabilir. Bu yüzden olumsuz duyguları hissettiklerinde yapabilecekleri şeylere dair bir plan sunmak onları rahatlatabilir.

    • Önce derin bir nefes alabilirsin.

    • Yüzünü yıkayabilir, sonrasında çok sevdiğin müziği açabilirsin

    • Annenle,babanla,evde bakım veren kişilerle ya da öğretmeninle konuşabilirsin

    • Yastığına sarılabilirsin

    Bu örnekler çocuğunuzun ihtiyaçlarına,yapmaktan hoşlandığı şeylere göre çeşitlendirilebilir.

    “Senin için ne yapabilirim”

    Çocuğunuzun ihtiyacını her an kestiremiyor olabilirsiniz. Ona neye ihtiyacı olduğu hakkında konuşma fırsatı verirseniz hissettiği olumsuz duyguların da kabul gördüğünü anlar,rahatlar aynı zamanda da sakinleşmesi için gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamanız için bir şans elde etmiş olursunuz.İhtiyacı karşılanan çocuk da çok daha rahat sakinleşir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Kişi kendini tehlikede hissettiği bir durumla karşı karşıya kaldığında, kontrol edemediği tepkiler verir.Kalp atışlarında hızlanma olur, terler, titremeye başlar, nefes almada zorlanır, kendini bu tehlikeden uzaklaştırmak ister. Ancak çoğu zaman kişiyi tehlikeye sokacak bir sebep yoktur. Beklenmedik bir anda ortaya çıkabilen ve kişiyi çaresiz bırakan bu korku durumu “panik atağı” olarak adlandırılır.

    Aniden ortaya çıkan;

    • Çarpıntı, kalp atımının hızlanması

    • Terleme

    • Titreme ya da sarsılma

    • Nefes alamama, boğuluyormuş hissi

    • Soluğun kesilmesi

    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    • Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    • Benliğinden ayrılmış hissi

    • Denetimini yitirme ya da çıldırma korkusu

    • Ölüm korkusu

    • Uyuşma ya da karıncalanma duyumları

    • Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

    Panik atağı belirtileridir.

    Bu belirtileri yaşayan kişi, bir bakıma kendisini ölüm tehdidi ile karşı karşıya kalmış hisseder. Çarpıntı sırasında kalp krizi geçirdiğini, baş dönmesi sırasında beyin kanaması geçirdiğini düşünerek acil servise başvurabilir. Yapılan tetkiklerde herhangi bir bulgu saptanmaz ve kişi psikiyatri uzmanına yönlendirilir.

    Panik atağına kapalı alan, karanlık, kalabalık gibi belirli durumlar eşlik edebilir. Panik atağı olan kişiler, kendilerini tehdit altında hissettiği bu durumlardan kaçınırlar. Örneğin; kalabalık alışveriş merkezlerine girmezler, asansöre binmezler. Hastalanma korkusu ile yalnız kalmamaya özen gösterirler. Odakları tamamen bedenlerinin tehdide verdiği tepki ve bundan kaçınmadadır.

    Nedenleri;

    Boşanma, şiddete maruz kalma, cinsel istismar, kaza, ayrılık, çocukluk çağında anne babanın ayrılığı gibi yaşanan travmatik olaylar panik atağın sebebi olabilir. Panik Atağı toplumda % 3 oranında ve çoğunlukla kadınlarda görülür.

    Tedavi;

    Panik atağı psikoterapi ve ilaç desteği ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. İlaç tedavisi belirtilerin şiddetini ve etkililiğini azaltacak, hastanın psikoterapiye uyumunu kolaylaştıracaktır. Birçok hastanın endişelendiğinin aksine psikiyatri uzmanı kontrolünde alınan ilaçlar alışkanlık yapmayacaktır. Terapide sabırlı ve yardımcı olmak önemlidir. Kişi hastalığın üstesinden gelmek için çaba göstermelidir. Ortalama 10 dk süren ataklar sırasında, tehdit gördüğü durumdan kaçmamalı, kalp atışını yavaşlatacak şekilde nefes almalı, ortamı terk etmemeli, acil servise koşmamalıdır. Tedavi sırasında kademeli olarak kaçtığı ortamlarla karşı karşıya kalacağı durumlara direnç göstermemelidir. Tedavide kişinin yaşadığı belirtiler kontrol altına alınmaya ve aşamalı olarak korkularının üstesinden gelmesini sağlamak amaçlanır.

  • Korkmuyorum Ki

    Korkmuyorum Ki

    İnsanoğlunun tabiatı gereği hem yetişkinlik hem de çocukluk dönemlerimizde ihtiyaç olan ve bireyin kendi güvenliğini sağlama amaçlı olarak doğuştan gelen bir duygudur. Korkunun hiç olmaması kişinin başına gelebilecek zarar ve risklere karşı meyilli bir hal almasına sebep olurken, korkunun yaşamı çekilmez kılacak derecede olması da eşdeğer şekilde zarar verici boyutta olmaktadır.

    Bireyin bebeklikten itibaren yaşadığı travma kaza ve hastalıklar da ilerleyen yaşlarda nedensiz gibi görünen ancak arka planda geçmişe ait izler içeren korkulara neden olabilir. Çocukların okul öncesinde belirgin korkular yaşaması doğaldır. Bu dönemde çocuklar: karanlıktan, yalnız kalmaktan, yükseklikten, farklı tür canlılardan, yabancılardan korkabilir.

    Yetişkinler olarak çocuklarımızda nükseden korkulara karşı genellikle baskılayıcı ve korkuyu daha da artırıcı yöntemlere başvurmaktayız. Halbuki çocukların korkuları ile alay edilmemeli ve tam tersine korkularını paylaşabilmesi için ortam sağlanmalıdır. Bunda korkacak ne var ki, erkek adam korkmaz, kaç yaşına geldin gibi ifadelerle ne yazık ki baskı ve alay sonucu geçti gibi gözüken korkular çocuklarımızda şekil değiştirerek alt ıslatma, deri koparma, tik, kaygı gibi rahatsızlıklara yol açmaktadır.

    Bazen de ebeveynler çocuğa korkuyu öğretebilir. Bu gibi durumla ailenin tutumu çok önemlidir. Ailenin maruz kaldığı deneyimlerde anne babanın verdiği reaksiyon da çocuğun vereceği tepkiyi etkiler. Köpekle ilgili herhangi bir olumsuz tecrübesi olmayan çocuğun, annesinin köpeğe karşı gösterdiği korku dolu tepkisinden sonra korkmaya başlaması buna örnek olarak verilebilir. Ayrıca ebeveyn ve çocuk arasında disiplin sorunu yaşandığında bırakıp giderim annesiz kalırsın, sokağa çıkma araba çarpar gibi ifadeler ya da ebeveynin kendi korkularını çocuğuna hissettirmesi olmayan korkuların çocukta meydana çıkmasına sebep olabilir ve malesef ki ortaya çıkan bu korkuların da geçmesi ayları alabilmektedir.

    Bunların yanı sıra fazla korumacı, yaşına uygun sorumlulukların verilmediği ailelerde de çocuklar yeni deneyimler sırasında yoğun korku yaşarlar ve aile bireylerinden ayrılmakta zorlanırlar. Yaşına uygun sorumluluklar verilerek, cesaretlendirilen ve aile bireylerinin de problem çözme becerilerine sahip olan ailelerde ise çocukları yeni deneyimler sırasında korku yerine merak duygusu taşırlar.

    Çocukların farklı zamanlarda değişik tür korkuları yaşamaları doğaldır. Önemli olan yaşanılan korkuların kronik hale gelmemesi için ebeveynin bazı hususlara dikkat ederek görmezden gelmemesidir:

    • Korkunun asıl sebebini bulmak korkunun kaybolmasında en önemli etkendir.

    • Çocuğunuz anlatmak istemiyorsa ona resim yaptırarak duygularını ifade etmesine yardımcı olabilirsiniz.

    • Karanlık korkusu, kabus gece korkuları gibi durumlarda uyuma esnasında ona eşlik etmek, hafif tonda müzik açmak, kısık bir gece lambası ya da koridor ışığı ile destek olmak sürecin daha çabuk atlatılmasın fayda sağlayacaktır.

    • Çocuklarınızın bazı korkuları televizyon kaynaklı olabilir bu nedenle onların izleyecekleri programlara ve programların sürelerine dikkat etmeliyiz.

    • Korkulan nesnelerin veya hayallerin komik tarafları bulunarak rahatlaması sağlanabilir.

    Rüyasında görüp korktuğu şeyi çizerek üstüne komik figürler (bıyık, gözlük…) yapabilir ve birlikte gülebilirsiniz.

    • Koruyucu yaklaşım azaltılarak daha fazla sosyal ortama girmesine ve yeni tecrübeler edinmesine fırsat vermek de olası korkularını azaltacaktır.

    • Odasına karşı bir korku antipati oluştuysa odanın şeklini değiştirmek de faydalı olacaktır.

    • Korkuları çok çabuk kaybolmayabilir. Bu süreç oldukça uzun sürebilir ama önemli olan sonuç; kısa zamanda kaybolmuş korkular değil, tamamen kaybolmuş korkulardır.

    • Ve en önemlisi de korkularından ötürü çocuklarımızı asla utandırılmamalıyız.

  • Korku Psikolojisi

    Korku Psikolojisi

    Korku bebeklik döneminden Hatta bazı araştırmalara göre anne karnı sürecinden yaşlılık dönemine kadar süren insan yaşamında herkesin deneyimlediği doğal bir duygudur. Ayrıca oldukça etkili ilkel bir duygudur. Korkunun biyolojik ve psikolojik açıdan farklı iki boyutu vardır. Bu duygu hem psikolojik hem de fizyolojik olarak bizleri etkilemektedir. Korku ile ilgili bir diğer önemli konu ise oluşumu ve aktarımı ile ilgilidir. Oluşum ve aktarım süreci sonrasında birçok psikolojik rahatsızlık gelişebilmektedir. Tüm bu konulardan başka önemli bir yönü de toplumsal korku konusudur.

    Bizi korkutan bir durumla karşılaştığımızda bedenimizde bir takım değişimler meydana gelir. Bedenimizde terleme, kalp atışının artması, yüksek derecede adrenalin salgılanması, göz bebeklerinin büyümesi gibi değişimler meydana gelir. Tam da bu süreçte beyin ‘kaç ya da savaş’ tepkisini verir ve beden bu tepkiye göre kendisini düzenler. Bu tepki evrimsel bir tepkidir ve hızlı, otomatik bir şekilde gerçekleşir.

    Hepimiz korkuya fiziksel olarak aynı tepkiyi verirken, duygusal olarak verdiğimiz tepkilerimiz değişebilir. Örneğin birçok kişi adrenalini ve korkuyu sevebilir ve buna bağlı olarak extrem sporları tercih edebilir. Buna karşın birçok kişide korkuya negatif olarak bakabilir ve kendisinde korku oluşturabilecek eylem ve olaylardan uzak durabilir.

    Korkunun psikolojik boyutunda ise dozajı çok önemlidir. Üzerimizde korku oluşturan uyarıcılara karşı verdiğimiz tepki aşırı yüksek veya aşırı düşük gibi bir tanımlama içerisinde ise birçok psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya kalma ihtimalimiz var demektir. Örneğin fobiler bu konuda en yaygın şekilde karşımıza çıkan korku temelli psikolojik rahatsızlıklardır. Şunu belirtmemiz gerekiyor ki bir konuyu fobi veya psikolojik rahatsızlık olarak tanımlayabilmemiz için o korkunun hayatımızı işlevsiz hale getirmiş olması gerekmektedir. Normal hayatımızda hepimiz elbette ki birçok korku olayını deneyimleriz. Psikolojik rahatsızlık olarak tanımlayabileceğimiz fobiler:

    Klostrofobi: Kapalı alan korkusu

    Akluofobi: Karanlık korkusu

    Aviofobi: Uçuş korkusu

    Glossofobi: Topluluk önünde konuşma korkusu

    Kakorofiyofobi: Başarısız olma korkusu.

    Sosyofobi: Toplumdan genel olarak insanlardan korkma korkusu gibi fobilerdir.

    Peki bu korkular nasıl oluşuyor ?

    Korku üç şekilde oluşabilir. Birincisi içgüdüsel bir tepkidir. Örneğin yüksek bir sesi aniden duyduğumuzda içgüdüsel olarak korkarız. Aniden bedenimize dokunulduğunda korkarız çünkü zihnimiz tehlike var mesajını verir bize ve bizi ‘kaç ya da savaş’ tepkisine yöneltir. İkinci nedeni ise korkunun öğrenilmiş olmasıdır. Bizler korkuyu bir kişiden ortamdan veya durumdan öğrenebiliriz veya geçmiş deneyimlerimizle bağlantılyarak korkular oluşturabiliriz. Örneğin köpekten korkan bir annemiz varsa biz de köpeği korkulacak bir nesne olarak tanımlarız zihnimizde. Küçükken bir köpek bizi kovalamışsa bütün köpeklerin bizi kovalayacağı düşüncesiyle tüm köpeklere karşı bir korku geliştirebiliriz. Üçüncü neden ise korkunun zihinsel olarak üremesidir. Bu kültür üzerinden bize aktarılan bilgiler sonucu oluşabilir.Dini inançlar üzerinden oluşturulan korkular olabilir. Veya sosyal medya ve televizyon gibi kaynaklar üzerinden oluşturulan korkular olabilir. Örneğin yakın zamanda ülkemizde birçok yerde bomba patlamaları oluyordu ve insanlar sokağa çıkmaya korkuyorlardı. Telefonlarımıza istihbarat alındığına, belli yerlere gitmemiz konusunda doğru /yanlış mesajlar geliyordu ve haliyle toplumsal bir korku oluşuyordu.

    Sonuç olarak bizleri biyolojik ve psikolojik olarak etkileyen korku hayatımızın her döneminde ve herhangi bir yerinde karşımıza çıkabilir. Korkunun kontrol edilememesi ve seviyesinin yükselmesi bizleri birçok psikolojik rahatsızlığa karşı karşıya bırakabilir. Hayatın akışında korku, kimi zaman bizleri uyaran ve tehlikeden koruyan bir yönüyle de var olmaya devam eder. Varoluşunu ise içgüdüsel tepkiler, sosyal öğrenmeler ve zihinsel imajinasyonla sürdürebilir.

  • Korkular

    Korkular

    Bilinmeyen şeyler korkutucudur. Özellikle anne babadan ayrı kalmak küçük yaşlarda çocukta korku yaratır. Anne babalar bilmeyerek çocuklarında korkular oluştururlar. Anne çocuğunun yaramazlık yapmasını engellemek için “yaramazlık yaparsan bırakır giderim”, “seni dilenciye veririm” şeklinde korkutmaya çalışır. Çocuklar için en dayanılmaz korku anne babadan ayrı kalmaktır. 4 ile 6 yaş arasında korkular çok fazladır.

    Çocuklar anne babalarının veya büyüklerinin uslu dursunlar diye uydurdukları şeylerin gerçek olduğuna inanırlar. Büyükler korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmaktadırlar. Anne baba¬lar veya büyükler yaramazlık yapan, uyumayan çocuğu “öcü gelir” diye korkuturlar. Ancak bu kolay bir yoldur. Çünkü bunu duyan çocuğun hemen sesi kesilmektedir. Hatta korkutmanın dövmekten daha fazla yaptırım gücü vardır. Özellikle doktorla korkutulan çocuklar hastalandıklarında anne baba çok zorlanır. Yemeğini yemeyen çocuğa “şimdi ilaç veririm” şeklinde yapılan korkutma ise ilaç alması gerektiğinde aşılmaz sorunlar yaratır. Örneğin, iğneci veya hemşireyle korkutulan çocuklar aşı olacaklarında çok korkarlar, tepki gösterirler. Bir başka sorun yaratan korku da sünnetçi korkusudur.

    En küçük şeyden korkan, paniğe kapılan, kendine güvenini kaybeden anne babaların çocukları da onlara benzerler. Anne bazen çocukların peşinde “aman düşecek”, “hastalanacak”, “dayak yiyecek” şeklinde düşüncelerle çocuğu kısıtlar, engeller, aşırı koruyucu, kollayıcı tutuma girer. Çocuğu çevrenin, insanların tehlikeli olduğuna inandırır. Çocuk fazla korunduğu için beceriksiz ve pısırık hale gelir.

    Bazen de korkutma Tanrı’yı işin içine karıştırarak olur: “Tanrı seni cezalandıracak” gibi sözler, çocuk Tann’yı kafasında nasıl canlandıracağını bilmediği için, onda daha fazla korku geliştirir.

    Bir de duruma bağlı olan korkular vardır. Örneğin eve hırsız girmesi, çocuğun kaza geçirmesi gibi durumlar, çocukta korku durumları ortaya çıkarır. Böyle durumlarda çocuğun korkusu dinlenilmeli, ciddiye alınmalıdır. Annenin aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumundan vazgeçebilmesi için bir çocuk psikoloğundan yardım alınmalıdır.

    GECE KORKULARI

    4-6 yaşları arasında çocuklar korkulu rüyalar görürler. Bu gibi durumlarda çocuk anne babanın odasına gelir ve onlarla yatmak ister. Bu durumda çocuğu azarlamak, kızmak sakıncalıdır. Çocuğu alıp odasına götürmek ve dalıncaya kadar birlikte kalmak onu sakinleştirmeye çalışmak gördüklerinin gerçek olmadığını anlatmak uygun olacaktır.

    Çocuk anne babanın cinsel ilişkisine tanık olmuş ise, bunu annesinin saldırıya uğraması şeklinde yorumlayabilir. Bu olaydan dolayı ya annesini korumak için ya da bu olayın yeniden olmaması için annesiyle yatmak ister. Uykuya dalmak istemez ya da anne babanın büyük kavgalarına şahit olmuş çocukta “eğer uyursam yine kavga ederler, ben önleyemem” şeklinde bir düşünce gelişir. Böyle durumlarda çocuğa kızmamak uykuya dalıncaya kadar yanında yatmak, sakin ve sevecen davranmak uygundur.

    OKUL KORKUSU

    Bu sorun, çocuk ilkokula başladığında ortaya çıkabileceği gibi okulun herhangi bir döneminde de görülebilir. Hatta yuvaya başlayan çocuklarda da görülür. Çocuk anneye âdeta yapışır, onu bir türlü bırakmak istemez, ağlar, annenin yanında kalmasını İstediğinden anne günlerce, sınıfta çocuğun yanında oturur.

    Ya da çocuk birden bire okula gitmek istemez; zorlanırsa, midesi bulanır, kusar, zorlamalara direnir. Yoldan veya okuldan döner gelir. Neşesizleşir, uykusu bozulur, iştahı kesilir. Ödevlere ilgisi kalmaz. Her sabah somatik bir belirti ortaya çıkartır. Örneğin, başı, karnı ağrır veya bulantısı olur, ateşi yükselir, hatta kusar. Evde rahattır. Ağır vakalarda ise çocuk evde bile huzursuzdur. Bunun kaynağı genellikle anneden ayrılma korkusudur. Okul korkusu görülen çocuklar genellikle uslu, sessiz, uyumlu, anneye aşırı bağımlıdırlar. Böyle durumlarda dayak ve korkutmalar sonuç vermez. Bu korku ortaokulda, lisede de görülebilir.

    Anne babalar okul korkusu gösteren çocuğu okuldan uzak tutmamalıdırlar. Evde kalış uzadıkça okula dönüş güçleşir. Anne baba kararlı ve tutarlı davranmaya çalışmalıdır. Öğretmene durum anlatılmalı, işbirliği sağlanmalıdır. Çocuk sınıfa girmese de okula gitmeli, bahçede dolaşmalıdır. Çocuğun korkusu ciddiye alınmalıdır. Okula götürülmesi çözümün yarısı demektir. Birkaç günde düzelmiyorsa, gecikmeden bir psikoloğa gidilmelidir

  • Sosyal Fobi (Sosyal Kaygı Bozukluğu)

    Sosyal Fobi (Sosyal Kaygı Bozukluğu)

    Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi, küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar.

    Korkulan, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken durumla karşılaşma hemen her zaman kaygı tepkisi doğurur. Ancak, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken bir durumla karşılaşmaktan kaçınma korkma ya da bununla ilgili kaygılı beklenti kişinin olağan günlük işlerini, mesleki işlevselliğini ya da toplumsal yaşamını önemli ölçüde bozuyorsa ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duyuyorsa böyle bir tanı konması uygun olur.

    Sosyal fobisi olan kişiler hata yapma, gülünç duruma düşme ya da kendilerine yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir. Sosyal faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan, dostça olmayan bir şekilde kendilerine davranılmasından, aptalca görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden birçok fiziki belirtileri, yaşamaktan korkmaktadır.

    Fiziksel Belirtiler Nelerdir?

    Sosyal Fobisi olan kişiler korku duydukları toplumsal durumlarda hemen her zaman kaygı semptomları yaşarlar.

    Korkulan bu durumlarla karşılaşıldığında genellikle yüz kızarması olur. Yüz kızarması çok yakınılan ama kontrol edilemeyen bir belirtidir. Dışardan kolayca fark edildiği içinde rahatsızlık vericidir. Yüz kızarması dışında terleme, çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, ses titremesi ve kısılması, ağız kuruması, mide rahatsızlıkları, sıcak ve soğuk basmaları, kaslarda gerginlik, düşünce akışında yavaşlama, başta ağırlık hissi ya da baş ağrısı oluşabilir.

    Sosyal Fobide Kaygı Oluşturan Durumlar Nelerdir?

    Sosyal fobik insanların korktukları durumlar iki ana gruba ayrılabilir. Bunlardan ilki sosyal etkileşim gerektiren durumlar, ikincisi ise sosyal performans gerektiren durumlardır.

    Sosyal etkileşim gerektiren durumları Sohbete katılma (özellikle de karşı cinsle )otorite olan kişilerle ilişkiler, parti ve eğlence gibi sosyal faaliyetlere katılım, başkalarının önünde yeme, içme, yazma,yardım isteme, yer veya adres sorma, yeni birileri ile tanışma, göz kontağı gerektiren durumlar, hakkını savunmayı gerektiren durumlar olarak sıralayabiliriz.

    Sosyal performans gerektiren durumlara bir topluluk önünde konuşma, konferans verme, sorulara cevap verme,bir enstrüman çalma spor yapma, genel tuvaletlerde başkalarının olduğu bir anda ihtiyacını giderme örnek olarak verilebilir.

    Sosyal Fobiyle Sosyal Heyecan Arasındaki Farklar Nelerdir?

    Ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik oldukça sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı klinik düzeyde bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir. İnsanların bir iş yaparken, herhangi bir davranışta bulunurken, özellikle de birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. Hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı etkisi olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir.

    Bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. Çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa problem olarak yer almaz. Temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında izolasyona kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekir.

    Sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üzerinde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır. Bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duymalıdır.

    Sosyal Fobi Günlük Yaşamda Hangi Sorunlara Yol Açabilir?

    Sosyal fobisi olan kişiler, çoğu zaman sınav kaygıları ya da sınıf içi katılımdan kaçınmaları nedeniyle okulda yeterli bir başarı gösteremezler. Öğrenciler bildikleri halde parmak kaldıramaz, sözlülerde başarısız olurlar. Etkinliklere girmekten kaçınırlar.İş sahipleri gerekli atılımları yapamaz, çalışanlar kendilerini ortaya koyamaz,insiyatif kullanamaz, fikirler ileri süremez, iş değiştiremez, ulaşmaları gereken düzeylerden daha alt düzey işlere razı olup ilerleyemezler.

    İş kayıpları ve okul başarıları azalır üniversiteyi bırakmak durumunda kalabilirler. İşsiz kalmak sık görülen bir durumdur. Bazıları karşı cins ile ilişkilerinde benzer durumlar yaşadıklarından kendi başlarına arkadaş sahibi olamaz, bekar kalabilirler. Bulundukları ve yetiştikleri ortamı değiştirmek istemez, yakın aile dışındaki kişiler haricindekiler ile iletişimlerini sınırlarlar.

    Sosyal Fobide Kaçınma Davranışını Belirleyen Olumsuz Düşünceler Nelerdir?

    Bunlar,

    1. Kişinin iç diyaloğunda yer alan kendini küçümseyen ve aşağılayan ifadeler

    2. Kişisel performansı değerlendirmede mükemmeliyetçi beklentiler

    3. Kişisel performansı değerlendirmede sadece olumsuz örneklere odaklanma

    4. Sosyal başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini belirlemede patolojik bir örüntü geliştirme. Negatif sosyal durumları (beceriksizlik, zayıflık, vs.) pozitif sosyal durumları (şans,kader,diğerlerinin olumlu tutumu,vs.)

    Sosyal Fobinin Tedavisi Var mıdır?

    Bu kişilerin doğasında var olan utangaçlık ve olumsuz değerlendirileceklerine dair korkuları yardım istemelerini zorlaştırır. Bir başka engelleyici faktör ise, sosyal fobiklerin bu belirtilerinin bir rahatsızlık olduğunu fark etmemeleri ve değişmez kişilik özellikleri şeklinde algılamalarıdır. Ayrıca somatik belirtileri nedeniyle diğer tıp birimlerine başvurmaları psikolojik yardıma ulaşamama veya gecikme gibi sonuçlar doğurmaktadır.

    Sosyal fobi tedaviye oldukça iyi cevap veren bir rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi yaklaşımları ayrı veya birlikte kullanılabilir.

    Psikolojik tedavi yaklaşımında ağırlıklı olarak bilişsel-davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri eğitimleri, gevşeme egzersizleri, bireysel ve sosyal etkinlik tedavileri uygulanabilmektedir. Psikolojik tedavilerle bireyler olumsuz düşünce ve davranış kalıplarını tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik olumsuz tutumlarını değiştirerek, daha gerçekçe beklenti ve davranış kalıpları oluşturabilmekte, başa çıkma stratejileri geliştirebilmekte, eksik olan becerileri kazanmakta ve iletişim güçlerini arttırmaktadır.

    “Cesaret korkusuzluk değil, korkuya rağmen korkulan şeyin üzerine gidebilme

    gücüdür”

    Toplum sizi içinde görmek için bekliyor, neden hala bir kenarda oturup yaşamın yanınızdan akıp geçmesine izin veriyorsunuz.

  • Fobiler

    Fobiler

    Hayatımızda bizim güvenliğimizi, duygularımızı tehdit eden tehlikeler karşısında korku duyarız. Yaşadığımız korku sayesinde tehdit edici uyarana karşı gerekli tedbirleri alırız ve kendimizi korumuş oluruz. Bu durum kişinin kendini koruması ve güven içinde yaşaması için gereklidir. Örneğin, eve hırsız girmesinden korkarız ve evimize hırsız girmemesi için gerekli önlemleri alırız.

    Ancak fobiler, bir düşüncenin, objenin ya da durumun varlığından kaynaklanan uzun süreli ve mantıksız korkulardır. Örneğin kişi kediden korkar ve kedi gördüğünde aşırı tepkiler verebilir. Kedinin ona bir zarar vermeyeceğini bilse de kendine engel olamaz ve ciddi seviyede tedirginlik, anksiyete (kaygı) ve stres hisseder. Bu fobi bireyin anından zevk almasına engel olabileceği gibi, bazı durumlarda kişinin ortamdan kaçmasına bile neden olabilir. Oluşan tepki ve anksiyete, uyaranla orantısız şekilde meydana gelir. Fobinin yarattığı baskı nedeniyle, fobiye sebep olan uyarana maruz kalmamak için birey ciddi bir kaçış isteği hisseder. Hatta bazı durumlarda fobiye sebep olan uyaranla karşılaşma ihtimali bile kişinin korkuyu hissetmesi için yeterlidir. Fobiler bireyin yeteneklerini, davranışlarını, hayatını ve özgürlüğünü kısıtlayabilir. Fobilere sahip yetişkin kişiler, fobinin neden olduğu korkunun mantıksız ya da aşırı olduğunun farkında olsalar bile kendilerine engel olamayabilirler, kendilerini çaresiz hissedebilirler ve bu durumun üstesinden gelmek için yardıma ihtiyaç duyabilirler. Kendileri başa çıkamadıkları bu tür sıkıntılarda bir terapistten yardım alabilirler.

    Fobileri 3 alt grupta inceleyebiliriz

    1) Agorafobi (açık alan korkusu)

    2) Özgül Fobiler

    3) Sosyal Fobi

    Agorafobi:

    Agorafobi, açık alan korkusu olarak bilinir.

    Agorafobisi olan bireyler:

    Toplu taşıma araçlarıyla seyahat etmekten ,

    Geniş ve açık alanlardan ,

    Kapalı alanlardan (AVM’ler, sinemalar),

    Kalabalıklar ya da sırada beklemekten,

    Dışarıda ya da evde yalnız olmaktan tedirgin olabilirler ve şiddetli bir anksiyete hissedebilirler. Terleme, baş dönmesi, çarpıntı, yutkunmakta zorluk, göğüs ağrısı, bulantı veya ölüm korkusu gibi panik atağa oldukça benzer semptomlar sergileyebilirler.

    Bu semptomlar kişinin sosyal yaşantısını negatif etkileyebilmektedir. Bu sebeple kişi bu gibi ortamlardan kaçınmak için çaba sarf edebilir, eve ve diğer güvendiği bireylere bağımlı bir hale gelebilir. Bu durumda da kişinin yaşantısı, özgürlüğü ve geleceği olumsuz şekilde değişebilmektedir.

    Özgül Fobiler:

    Fobilerin, korkulan durum ya da objeye göre değişen türleri vardır.

    Hayvan fobileri: Köpek korkusu, yılan korkusu, fare ya da böcek korkusu gibi korkular bu sınıfa girer. Hayvan fobileri en yaygın görülen fobilerdir.

    Durumsal fobiler: Durumsal fobiler, uçmak, otomobil kullanmak, toplu taşımayla yolculuk yapmak, tünel ya da köprülerden geçmek, kapalı alanda kalmak gibi korkuları kapsar.

    Doğal fobiler: Doğa olayları kaynaklı fobiler, fırtına korkusu, yükseklik korkusu ya da sudan korkmak gibi korkulara neden olabilir.

    Kan-iğne-sakatlık fobileri: Bu fobiler, kan görmek, yara almak, medikal prosedürler ve iğne korkusu gibi korkulardır.

    Diğer fobiler: Düşme korkusu, yüksek ses korkusu, palyaço korkusu gibi belirli objelere göre değişen fobiler de bu kategoriye girer.

    Bir kişi, birden fazla fobiye sahip olabilir.

    Sosyal Fobi: Bu fobiye sahip bireyler sosyal durumlara karşı yoğun anksiyete (kaygı) hissederler ve sosyal durumlardan kaçınmaya çalışırlar. Eğer sosyal durumlara maruz kalırlarsa kafa karışıklığı, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, terleme, titreme, yüz kızarması, kas gerilmesi gibi belirtiler gösterebilirler.

    Anksiyete, diğerleri tarafından eleştirilme, seyredilme, hata yapma, rezil olma yargılanma korkularından kaynaklanır. Sosyal fobisi olan bireylerin çoğu korkularının mantıksız olduğunu bilirler ama bunların üstesinden gelemezler, kendilerine engel olamazlar. Tedavi edilmezse bireyin hayatı birçok alanda negatif etkilenir. Örneğini kişinin hayatı okul, iş, sosyal hayatı ve ilişkileri de dahil olmak üzere kısıtlanır. Birden çok korkuyu aynı anda yaşayabilirler. Korkulardan bazıları şöyle sıralanabilir;

    • Başkalarının önünde yemek veya içmek
    • Başkalarının önünde çalışmak veya yazmak
    • Dikkatin odağı olmak
    • Sosyal ortamlara girmek
    • Topluluk önünde konuşmak
    • Toplulukta soru sormak veya rapor vermek
    • Telefonda veya yüz yüze konuşmak

    Bilişsel davranışçı terapi fobilerin tedavisi için, bilişsel davranışçı terapinin duyarsızlaştırma ya da maruz bırakma tekniklerinden yardım alınabilir. Bunun yanında bazı durumlarda terapi ve ilaç tedavisi eş zamanlı ilerleyebilir.

  • Vajinismus Nedir?

    Vajinismus Nedir?

    Vajina girişi çevresindeki kasların istem dışı kasılması sonucu cinsel ilişkinin gerçekleşmemesine verilen addır. Türkiye’de her 10 kadının 1’inin vajinismustur.

    Bu vajina etrafındaki kasların kasılmalarının nedeni tüm vücutta kasılma, korku, kaygı, ağrı ve acı duyma korkusudur. Bunların nedenleri kilitlenip kalacağız, çok kanamam olacak, canım çok acıyacak, vajinam çok dar gibi bilinçli ya da bilinçsiz korkular olabilir. Bilinçsiz korkular çocukluk dönemi itibariyle cinselliğin bir tabu olarak görülmesi, ayıp, kötü olarak algılanması gibi negatif inançlar yüzünden gelişebilmektedir. Çevre baskısı, çevreden duyulan tecrübeler, hurafeler de bunları tetikleyebilmektedir. Bu korkulardan dolayı kişide eşi itme, bacakları kapatma, yataktan kaçma gibi davranışlar gözlemlenebilir. Kadınlar bazen bu sorunu görmezden gelerek zamanla kendiliğinden düzeleceğini düşünmektedirler veya utandıkları için korktukları için bu konuda yardım almaktan kaçınmaktadırlar.

    Bir kadın cinsel ilişkiye girmekte sorun yaşıyorsa ilk yapması gereken bir jineolojik muayeneden geçmektir. Eğer fizyolojik bir sıkıntı yoksa bu psikolojik bir durumdur ve cinsel terapi ile çözülebilmektedir.

    Vajinismusta vajinanın giriş bölümündeki 2 cm’lik düz kısımdan oluşan ağzı kasıldığında gergin ve serttir. Bu sebeple duvar gibi olup vajinaya penisin girmesine izin vermez. Ancak vajina doğru zamanda ve cinsel ilişkiye hazır olduğunda doğum yapabilecek kadar genişleyen bir organdır. Fizyolojik olarak cinsel ilişkiye kadın hazır olduğunda ağrı, acı, kanama görülmez. Bu durumu şöyle düşünebilirsiniz. Eğer dişlerinizi sıkı sıkıya kapatırsanız yemek yemeniz imkansızdır. Ancak aslında yemek yemek çok normal ve insanın doğasına uygun, kolay bir eylemdir. Bunda zorlanan insan yoktur; çünkü kişide kaygı ve korku uyandırmamaktadır. Cinsel ilişki de aynı şekilde kişinin rahatlıkla yaşayabileceği bir süreçtir. Ancak aynı dişleri sıkı sıkı kapatınca yemek yiyemeyeceğimiz gibi kişi vajinayı ve kendini sıktığı zaman rahat yapılabilecekleri, anatomik olarak uygun oldukları bir eylemi imkansız hale gelmektedir.

    Doğru bir bilgilendirme ve doğru bir cinsel terapi ile cinsel birlikteliğin gerçekleşmesi mümkündür. Vajinismus evlilikleri bile bitirebilen bir durum iken şunu söylemek gerekir ki vajinismusa kader gibi bakılmamalıdır. Çiftin isteği, terapiye katılımları, tedavide verilen egzersizleri yapmaları durumunda vajinismus tedavi edilecebilecek bir durumdur. Önemli olan bu konudaki yanlış inanışları değiştirmek ve çifti bu birlikteliğin en kolay gerçekleşeceği şekilde bilgilendirmektir.

  • Hamilelik Kaygıları İle Başa Çıkma Yolları

    Hamilelik Kaygıları İle Başa Çıkma Yolları

    Hamilelik dönemi birçok kadın için mutluluk ve üzüntü, cesaret ve kaygı, yalnızlık ve birliktelik gibi zıt duyguların bir arada olduğu bir duygusal dalgalanma dönemidir. Anne adayı bir yandan heyecanlı bir bekleyiş yaşar ama bu heyecana kaygılar da eşlik eder. Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır. Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır. Bu kaygıların bir kısmı vücuttaki fiziksel değişikliklere bağlı, bir kısmı da yaşantılarla ilgilidir. Bu dönem aslında anne adayının kendini, kadınlığını, değişkenliklerini, duygulanımlarını keşfetmesi için ideal bir dönemdir. Yepyeni, farklı bir beni keşfetmek ve içinizde daha önce tanımadığınız duygularla tanışmak bu dönemi aslında benzersiz bir dönem yapar. Hamilelik dönemi kısa süren ama kadının kendisi için değerli bir dönemdir. Annenin yapması gereken kaygıları ve korkuları bu dönemin doğal bir parçası olarak kabullenip, arkasına yaslanıp hamileliğin keyfini çıkartmak olmalıdır. Bu keyifli süreçte kaygılarla ve korkularla ile baş edemiyorsa anne, mutlaka bir uzmandan yardım almalıdır. Unutmayın ki bebeğiniz sizin hissettiklerinizi derinden hissediyor. Dünyaya sağlıklı bir bebek getirmek istiyorsanız bebeğin fiziksel sağlığının yanında ruhsal sağlığını da önemseyin. Mutlu bir annenin hayata pozitif bakan ve kendiyle uyumlu bir bebeği olacaktır. Sürecinizi daha keyifli ve anlamlı yaşayabilmek adına psikolojik destek almalısınız.

    Kaygı ölçeği ile kaygı, korku ve depresyon seviyenizi bilmek ister misiniz?
    Hamilelik depresyonu nasıl atlatılır?
    Doğum öncesi ve sonrası oluşan kaygılarla nasıl başa çıkılır?
    Bu süreçlerde eşlere ne gibi görevler düşer?
    Hamilelik süresince görülen psikolojik problemler nelerdir?
    Gebelikte oluşan fiziksel değişimle nasıl baş edilir?
    Hamilelik sonrası duygu durum değişikliği için ne yapılbilir?
    Doğum sonrası görülen bu duygu durum değişikleri 2 haftadan uzun sürüyor mu?
    Annenin çevresi ile ve özellikle bebek ile iletişimini bozuk mu?
    İştah ve uykuda azalma var mı?
    Karamsarlık, isteksizlik, mutsuzluk, öfke, dikkatsizlik, unutkanlık varsa mutlaka bir uzmandan yardım almak gerektiğini unutmayın.

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    “Panik” hali bir durumdur. Kişide panik duygusu aniden gelen bir korku ve heyecanlanma hissi ile ortaya çıkar. Bu esnada kişi kontrol edemeyeceği bedensel tepkilerinin başladığına ve bunun sonunun bir felaketle biteceğine inanarak dehşete kapılır. Kriz geçireceğine yönelik kuvvetli inancıyla birlikte bedensel duyumlarına odaklanır ve duyduğu endişeyle dehşet algısı dakikalar içerisinde doruğa ulaşır. Bu yoğun bedensel ve duygusal duruma “Panik Atak” adı verilmektedir. Panik atak yaşayan kişi, hissettiği yoğun korku ve dehşet duyguları üzerine tekrar panik atak yaşamaktan korkar. Panik atak yaşamaya yönelik korkuya ise “Panik Bozukluk” adı verilir. Kendisini korumak için daha önce panik atak yaşadığı ortamlardan ve durumlardan kaçınma eğilimi gösterir. Kaçınmaların artışı kişinin hayatında aksamalara ve günlük işlevselliğin bozulmasına yol açabilir.

    Panik atak kendi başına ayrı bir ruhsal rahatsızlık olmadığı için kodlanamaz. “Panik duygusu” çeşitli rahatsızlıklarda görülebilir. Muhtelif rahatsızlıklarda bulunan tabloya eşlik edebilir. Dolayısıyla hangi hastalığın altında yatan tabloyla ilişkiliyse, o tablo içerisinde değerlendirilmelidir. Panik atak çeşitli semptomları içeren bir belirti kümesi olarak ele alınmaktadır. Dsm-V tanı kriterlerine göre bu kümede söz konusu olan 13 belirtiden en az dördünün birlikte görülmesi gerekmektedir. Bu 13 belirti şu şekilde sıralanmaktadır:

    • Çarpıntı, kalbin küt küt atması ya da kalp hızının artması
    • Terleme
    • Titreme veya sarsılma
    • Nefesin darlığı ya da boğuluyor gibi olma hissi.
    • Soluğun tıkandığı hissi
    • Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma
    • Bulantı veya karın ağrısı
    • Baş dönmesi veya bayılma duyumu
    • Ateş basması ya da titreme, üşüme, ürperme duyumu
    • Uyuşmalar ya da karıncalanma hissi
    • Gerçekdışılık (Derealizasyon) ya da kendine yabancılaşma algısı (Depersonalizasyon)
    • Kontrolünü kaybetme veya çıldırma korkusu
    • Ölüm Korkusu