Etiket: Korku

  • Çocuklukta anksiyete (kaygı) bozuklukları

    Anksiyete (kaygı) bozuklukları benlik algısında düşme, sosyal izolasyon, sosyal işlevlerde yetersizlik ve akademik başarısızlıklarla birliktedir. Çocuklarda sıklıkla baş ağrısı, karın ağrısı ve irritabl bağırsak sendromu gibi fiziksel belirtiler görülür. Tedavi edilmezse, zamanla kötüleştiğine dair kanıtlar vardır.

    Geniş anlamda, anksiyete, tehlike beklentisi ile birlikte olan duygusal huzursuzluk olarak tanımlanabilir. Anksiyete, koruma ve uyumsal işlevi olan normal bir emosyondur. Korkular, genellikle gerçek ya da hayali bir tehlikeye karşı normal bir tepki olarak düşünülür. Anksiyete türün devamı için gereklidir. Geçici korku ve anksiyete normal çocuğun gelişiminin bir parçasıdır. Bu korkular, kendisine ya da başkalarına zarar gelmesi, belli bir durum hakkında yoğun endişelenme, ayrılık anksiyetesi olabilir.

    Bazı korku ve anksiyeteler belli yaşlarda daha sıktır. Bebekler hemen yakın çevresindeki korku veren uyaranlardan korkarlar. On ikinci aydan itibaren yabancılardan, garip yerlerden ve yüksekten korkma başlayabilir. Okul öncesi çocuklar yalnız kalmaktan, karanlıktan, hayvanlardan ve hayali yaratıklardan korkabilirler. Okul çağı çocukları doğa üstü güçlerden, değerlendirici ya da sosyal durumlardan, doğal afetlerden hastalık ve kazalardan korkarlar. Çocukluk korkularının normal uyumsal işlevi olduğundan normal korku ile anksiyeteyi ayırt etme her zaman kolay değildir. Gerçekçi olmayan korkuların ya da kaygıların önemli bir sıkıntıya, akademik, sosyal bir bozulmaya neden olması önemlidir. Belirtilerin zamanı da önemlidir (örneğin hafif seperasyon anksiyetesi çocukta ve ergende farklı şeyler düşündürür.)

    Anksiyete uyarıcı bir işarettir, yaklaşan tehlikeyi haber verir ve tehdit ile ilgili önlemlerin alınmasını sağlar. Korku da anksiyeteye benzeyen uyarıcı bir işarettir. Anksiyete araştırmacıları anksiyete, korku ve fobiler arasında ayırım yaparlar. Korkuların tersine, fobiler bir uyarandan yoğun özgül, devam eden (persistent) korkudur ve buna sıkıntı ve kaçınma eşlik eder. Fobik tepkiler söz konusu durumun gereği ile orantısızdır, mantıksal düşünmelerden etkilenmez, sıklıkla korkunun normal gelişimsel döneminin dışında olur (ör. büyük çocuklarda canavar korkusu). Korku ve fobilerin tersine, anksiyete daha yaygıdır (diffuse) ve özgül değildir. Korku, kaynağı bilinen, dışsal, kesin ya da çatışmasız bir yanıttır. Anksiyete ise kaynağı bilinmeyen, içsel, müphem ve çatışma sonucunda oluşmuş bir yanıttır. Bazı tıbbi hastalıklar veya psikiyatrik durumlar anksiyete bozukluklarına benzer belirtiler verebilir veya anksiyete bozuklukları bu hastalıklar veya durumlarla birlikte olabilir. Bu durum bir çocuk ergen psikiyatristi uzmanı tarafından ayırt edilmelidir. Çocuk ve ergenlerde tanıyı çocuk ergen psikiyatrisi uzmanı koyar.

  • Özgül fobi nedir?

    Özgül fobi, hayvanlar, kan, kapalı yerler, uçma, yükseklik gibi özgül bir nesne ya da durumla karşılaşma ya da karşılaşma beklentisi olduğunda aşırı anlamsız belirgin ve sürekli bir korkunun ve yoğun anksiyetenin (kaygı ve korku durumunun) yaşanmasıdır. Özgül uyaranla karşılaşma hemen her zaman önemli bir anksiyet yanıtına neden olur ve panik atak şeklini alabilir. Korkular en az 6 ay sürmeli, kişinin günlük yaşantısını, sosyal ilişkilerini ve akademik başarısını etkilemelidir, korkusu olduğu için önemli sıkıntısının olması gereklidir. Fobiler %2.4 ile %3.3 arasında görülmektedir, genellikle kızlarda daha sıktır.

    Özgül fobisi olan çocuklar korku uyandıran uyaranla karşılaşmamak için kaçınma davranışı geliştirebilirler. Bağırma, ağlama, anne babaya yapışma, huysuzluk gösterme, donakalma ve bağlanma figürünün tesellisini arama görülebilir. Çocukların fobik uyaranla ilgili bilişsel görüşleri bu uyaranın kendilerine ya da başkalarına zarar vereceğidir. Fobik çocuklarda ayrıca yoğun beklenti anksiyetesi görülebilir. Panik benzeri fizyolojik belirtiler gözlenebilir: kalp hızında artma, terleme, nefes alıp vermede hızlanma, titreme ve mide rahatsızlığı.

    Genellikle fobilerin başlaması, “normal” çocukluk çağı korkularının başlaması ile aynı döneme denk gelir. Hayvan, böcek, kan, karanlık ve yaralar ile ilgili fobiler genellikle 7 yaşından önce başlar ve travmatik bir olayla bağlantılı değildir. Diğer çocukluk çağı fobilerinin başlaması değişik yaşlarda olabilir, genellikle 10-13 yaşlarında artma görülür.

    TEDAVİ

    Bir çok basit fobide davranışçı teknikler ilk tercihtir.

  • Okul fobisi olan çocuğunuza yardım

    Okul Korkusu (fobisi):

    Çocuklar neden okul ortamında kaygı hissederler? Okulda korkacak ne var ki?

    Yaşamında belki de ilk defa uzun bir süre anne ve babasından ayrı kalacak bir çocuğun gözünden hem ayrılık süreci hem de okul ortamı bilinmezler ile doludur.

    Çocukların okulda yaşadığı bilinmezler ve zorluklar nelerdir?

    – Öncelikle okulu mekân olarak tanımaya ve alışmaya çalışacaktır,

    – Evden uzakta, anneden ayrı uzun bir süre kalma becerisi geliştirmeye çabalayacaktır,

    – Öğretmenine alışacak ve onun gözüne girmek için rekabet edecektir,

    – Belki de ilk defa tek başına yeni arkadaşlıklar kuracak, sürdürecek ve bir grupta istenir bir birey olacaktır.

    – Okuma ve yazma gibi zor zihinsel görevleri üstlenecektir.

    – Okul kurallarına uymayı ve paylaşmayı öğrenecektir.

    – Temel ihtiyaçlarını kendi başına giderecektir (Tuvaletini kendi başına yapacak ya da yemeğini kendi başına yemesi gerekecektir).

    Biz yetişkinler için çok kolay sayılabilecek bu görevler çocuğun gözünden baş edilemeyecek kadar ağır algılanabilirler. Bu kadar çok belirsizlikle karşı karşıya olan çocuğun olumsuz düşünceleri başlar. Hayal gücü ile oluşturduğu bu olumsuz düşünceler duyguları ve davranışlar etkileyerek semptomlar oluştur (Kaygı bozukluğu nedir isimli konumda detaylar verilmiştir.Link).

    Okul Fobisi olan çocukların olumsuz düşünceleri nelerdir?

    Çocuk anneyi ‘gözünün önünde’ görmediği zaman ona bir şey olacağına ya da kendi başına bir şey geleceğini düşünür. Ebeveynlerinin onu terk etmiş olabileceği, anne gittikten sonra oradaki insanların ona kötü davranmaya başlayacağını hayal eder.

    Rahat değildir. Çevreyi korkutucu algılar. Beklenmedik tehlikeler için tetiktedirler.

    Nasıl duygular ve davranışlar görülür?

    Okul ismini duyduğunda ya da okula yaklaştığında kaygı hisseder. Gerginlik içindedirler, ağlamaklı olabilirler. Bazen gitmemek için kaçınma davranışları sergilerler. Anne okula onu bırakıp gitmeye çalıştığında ciddi öfke atakları ve direnme tepkileri verebilirler. Bazı vakalarda daha kronik ve sinsi belirtiler görülür. Çocuk okula gittiğinde kendini rahat hissetmez ve kendini ifade etmekte zorlanılır. Bazen ise vücuda ait (somatik) belirtiler görülür.

    Okul Fobisinde gördüğümüz somatik belirtiler nelerdir?

    – Karın ağrısı,

    – Baş ağrısı,

    – Bulantı,

    – Kusma,

    – Nefes almada güçlük,

    – Çarpıntı,

    – Yüzünde soluklaşma ya da kızarma,

    – Terleme, titreme gibi belirtiler görülür. Bu belirtiler okul ile ilişkilidir. Hafta sonlarında azalma eğilimindedirler.

    Okul fobisinin neden çoğu çocukta görülmez iken bazı çocuklar bu kaygı belirtilerini yaşarlar?

    Bu konuda 2 farklı görüş mevcuttur.

    Biyolojik görüş:

    Son yıllarda yapılan çalışmalarda biyolojik görüş ağırlık kazanmaktadır. Özetle bu görüşe göre genetik olarak aktarılan ve diğer kaygı bozuklukları gelişimini de tetikleyen bir BİYOLOJİK RUHSAL yapının en önemli neden olduğunu ileri sürülmektedir.Bu modele göre çevreden gelen korku uyarlarını değerlendiren korku merkezlerinin (amigdala gibi) daha aktif çalıştığı gösterilmiştir.

    Çevreşel görüş: (çocuğun yetiştirildiği çevrenin tutumları)

    Koruyucu Kollayıcı Aile Modeli:

    Çocuğunu çok aşırı koruyan, çok ilgilenen, çok seven, çocuğunu asla yalnız bırakmayan, çocuğun tek başına hareket etmesine izin vermeyen ailelerin çocuklarında kaygı bozukluklarına daha sık rastlanılmaktadır. Bu ailede yapısında çocuğun bağımsızlaşması engellenir. Aile çocuklarının taleplerini yerine getirmezler ise çocuğun kötü etkileneceğinden çok endişelenir ve çok fedakârlık yapar. Deneyimden ve gelişme fırsatlarından yeterince tecrübe kazanamayan çocuklar dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılar ve korkutucu durumla baş edemeyeceklerini düşünürler.

    Bazen ise aile, okul ya da arkadaş çevresinde yaşanılan olumsuz bir deneyim okul kaygısını tetikler. Nedir bu tetikleyiciler?

    – Okuldan uzak kalma (En sık)

    – Aile içi gerginlik (Hastalık, ölüm, kavgalar)

    – Okulda arkadaş ilişkilerinde sorun (dışlanma, özellikle büyük çocuklar !!)

    – Okul ya da öğretmen değişikliği

    – Kardeşin dünyaya gelişi

    – Okul için travmatik deneyim (dayak, aşağılayıcı sözler)

    – Cinsel ya da fiziksel taciz

    gibi olumsuz deneyimler okul korkusunun tetikleyicileri olarak karışımıza çıkabilirler. Bu deneyimler genellikle kaygıya yatkınlığı olan çocuklarda kaygı bozukluğunu başlatan tetikleyiciler olurlar.

    Özetle okul fobisi çocuğun düşünce, duygu ve davranışlarını etkileyen eğitim hayatını etkileyebilecek sık karşılaşılan önemli bir ruhsal sorundur.

    Bu sorunla baş etmek için aile ve okulun yapması gerekenler nelerdir?

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    İnsanlar yaşamları içinde bazı olaylarla karşılaşır ve bu olaylar karşısında panik, endişe, korku yaşarlar. Olayın bitmesiyle bu duygular da biter. Bu geçici duygular anksiyete olarak nitelendirilmez, vücudun hayatta kalma faaliyetidir. Fakat bazı insanlarda bu duygular içsel nedenlerden dolayı ya da dışsal tehlikelere karşı uzun süreli olarak yaşanır, buna anksiyete ya da kaygı bozukluğu denir. Yaşanan bu duygu durumu kişinin işlevselliğini azaltır. Kaygı bozukuğuna herhangi bir ilaç neden olmaz veya tıbbi bir durumdan kaynaklanmaz.

    DSM-5 Kaygı Bozukluğu Tanıları

    • Özgül Fobi
    • Sosyal Kaygı Bozukluğu
    • Panik Bozukluk
    • Agorafobi
    • Yaygın Kaygı Bozukluğu
    • Özgül Fobi

    Kişinin belirli bir nesne ya da duruma karşı gösterdiği aşırı korkudur. Kişi korkusunun fazla olduğunu bildiği halde korku nesnesine ya da durumuna karşı kaçınmacı davranışlar sergiler. Kişiye özgül fobi tanısı konulabilmesi için DSM-5 tarafından belirlenen kriterleri en az 6 ay sergilemesi gerekir.

    Belirtiler:

    • Bir nesne ya da duruma karşı aşırı korku
    • Nesne ya da durumdan kaçmak veya yoğun kaygı yaşayanarak kaygının git gide artması

    Sosyal Kaygı Bozukluğu

    Kişinin sosyal ortamlarda ya da sadece tanımadığı kişiler yanındayken seyredilme, eleştirilme ya da yargılanma korkusudur. Bu korkular mantıksız ve süreklidir. Kişi topluluk önüne çıkmaktan, topluluk önünde konuşma yapmaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, dikkat odağı olmaktan, başkalarının karşısında yemek yemekten, otorite figürüne sahip bir insanla iletişimden korkar ve utanır. Tüm bunlar kişinin sosyal hayatını oldukça olumsuz etkiler. Tanı konulabilmesi için DSM-5’te belirlenen kriterlerin en az 6 ay mevcut olması gerekir.

    Kriterler:

    • Sosyal değerlendirilme ihtimalinde sürekli ve aşırı korku ve/veya kaygı.
    • Kişide, değerlendirileceği yönünde bir uyarana maruz kalarak, korku veya kaygı oluşması.
    • Bu uyarandan kaçınılması ya da uyarana katlanılarak aşırı kaygı oluşması.

    Panik Bozukluk

    Panik bozukluk belirli bir durum ya da olaya bağlı olmaksızın, tekrarlayan panik atakların eşlik ettiği ve aniden ortaya çıkan bir anksiyete türüdür. Panik atak geçiren kişiler yoğun ve şiddetli kaygı ve korku hissi duyar. Panik atak geçiren kişilerde depersonalizayson, derealizasyon, kontolü kaybetme, çıldırma, ölüm korkusu gibi belirtilerle birlikte; nefes alamama, kalp çarpıntısı, boğulma hissi, aşırı terleme, titreme, üşüme, ürperme, sıcaklanma, uyuşma, karıncalanma gibi fiziksel belirtiler de görülür. Bu belirtilerin en az 4’ü hastada görülür ve 10 dakika içinde en yüksek seviyeye ulaşır. Fakat bu belirtiler belirli bir uyarana karşı oluşuyorsa, panik atak olarak değil fobi olarak değerlendirilir.

    DSM-5 kriterlerine göre tanı için hastada tekrarlayan panik ataklar olmalı ve en az 1 aydır başka atağa karşı endişe duyulması ya da geçirilen ataklar nedeniyle işlevsel bozulmalar.

    Agorafobi

    Kişilerin kalabalık alanlardan korkmasıdır. Agorafobisi olan kişiler kalabalık alanlara girdiklerinde başına bir tehlike geldiklerinde kaçamayacaklarını düşünürler ve yoğun bir endişe yaşarlar. Bu endişe o kadar kuvvetlidir ki birçoğu evden çıkamaz. Tanı konulması için DSM-5’te belirtilen kriterlerin en az 6 ay sürmesi gerekir.

    Belirtiler:

    • Tek başına ve kaçmanın ya da yardım almanın mümkün olmadığı yerlerden, en az ikisinden korkma, endişe duyma veya panikleme.
    • Bu durumların sürekli korkuya ya da endişeye yol açması.
    • Bu durumlarda yanında birine gereksinim duyma, durumdan kaçma veya kaçamadığında yoğun korku, kaygı duyma.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaygın kaygı bozukluğu, kişinin günlük şeylerle ilgili sürekli ve orantısız endişe duymasıdır. Kaygı her insanın hayatının bir parçasıdır fakat yaygın kaygı bozukluğu olan kişiler, bir konu hakkında diğer insanlara oranla aşırı kaygılanırlar ve kaygıları süreklidir. Bu da kişinin günlük yaşamını oldukça zor hale getirir. Kişi kolay sinirlenir, kolay yorulur, huzursuz olur. Tanı konulabilmesi için DSM-5’e göre belirtilerin en az 6 ay yaşanması gerekir.

    Belirtiler:

    • Günlük konularla ilgili günün en az yarısında kaygı duyma.
    • Kaygıyı kontrol etmede zorlanma.
    • Kaygıyla birlikte aşağıdakilerden en az üçünün yaşanması
      • Huzursuzluk veya gerginlik
      • Kolay yorulma
      • Kolay sinirlenme
      • Kas gerginliği
      • Uyku bozukluğu

    Epidemiyoloji

    Anksiyete bozukluklarının prevalansı %17,7’dir. Sosyoekonomik düzey anksiyete bozukluklarının yaşanma oranını etkiler. Özgül fobi kadınlarda en sık görülen psikiyatrik bozukluktur. Prevalansı %5-10 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. Çevre tipi fobiler 5-9 yaşlarında, durumsal fobiler ise 20 yaş civarında başlar.

    Sosyal kaygı bozukluğunun prevalansı %3-13 arasındadır. Yaygınlıkta cinsiyete göre farklılık yoktur. Ergenlik döneminde ortaya çıkar.

    Panik bozukluğun prevalansı %1.5-5, panik atağın prevelansı ise %3-5.6’dır. Boşanma durumu panik bozukluk oluşmasında etkilidir. Başlangıç yaşı 25 civarındadır.

    Agorafobinın prevalansı %0.6-6 arasındadır. Spesifik bir başlama yaşı yoktur, yaşanılan olaylar agorafobi oluşumunu etkiler.

    Yaygın kaygı bozukluğunun prevalansı %3-8 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. 20’li yaşlarda görülmeye başlanır.

    Etiyoloji

    Kişide kaygı bozukluğunun oluşmasını soya çekim gibi genetik faktörler, tıbbi faktörler ve psikolojik faktörler etkiler. Kaygı bozukluklarının etiyolojisinin, her bir bozukluk için ayrı incelenmesi daha doğrudur.

    Özgül fobi, fobilerin koşullanmasıyla oluşabilir. Sosyal kaygı bozukluğu; davranışsal faktörlerle ve olumsuz öz değerlendirmelere aşırı odaklanmayla oluşabilir. Panik bozukluk nörotransmitterlerin farklı şekilde çalışmasıyla, klasik koşullanmayla, bilişsel faktörlerin etkisiyle tetiklenebilir veya oluşabilir. Agorafobiyi, bir bilişsel faktör olan “korkudan kaçınma” hipotezi etkileyebilir. Yaygın kaygı bozukluğunda GABA ve serotonin sistemlerinin performansı önemlidir.

    Tedavi

    Kaygıyı azaltmada psikolojik veya tıbbi tedaviler uygulanır. Psikolojik tedavilerin, tüm kaygı bozuklukları için odak noktası “maruz bırakma”dır. Bunun dışında kas gevşetme yöntemleri ya da meditasyon uygulanabilir.

  • Sosyal fobi !..

    Sosyal fobi ya da sosyal anksiyete bozukluğu, toplum içinde konuşma, yemek yeme gibi genel olarak hemen tüm sosyal ortamlardan kaçınma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Sosyal fobinin başlıca özelliği, utanç duyulabilecek toplumsal bir durumdan ya da bir eylemin gerçekleştiği durumlardan belirgin ve sürekli bir korku duymadır.

    Sosyal fobide kişinin başlıca korkusu başkalarının yanında küçük düşeceği, sıkıntı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı ile ilgilidir. Bu kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkaları yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Çocuk ve ergenlerde görülen belirtiler sıklıkla, sınıfta başkalarının önünde konuşma ya da tahtaya yazı yazma, öğretmen ya da karşı cinsiyetten arkadaşlarla konuşma, okul tuvaletini kullanma, toplu halde yemek yeme ile ilgilidir. Aslında sosyal fobili kişiler başkaları ile iletişime geçmeye can atarlar fakat başkaları tarafından itici, aptal veya can sıkıcı bulunulma korkusu nedeniyle sosyal ortamlardan kaçınırlar. Sosyal fobi çocuklarda görülen okul reddinin yaygın bir sebebidir. Okulu erken bırakmaya neden olan anksiyete bozuklukları içinde ise en sık görülen nedendir.

    Çocuk ve ergenlerde görülen sosyal fobinin klinik özellikleri erişkinlere benzemektedir. Ancak çocuklarda ağlama, kaçınma ve somatik yakınmalar gibi belirtiler kliniğe daha sık eşlik etmektedir. Çocukların sosyal fobideki korkuyu erişkinlerdeki gibi aşırı ya da mantıksız olarak algılamayabilecekleri belirtilmektedir.

    Araştırmalar sosyal fobisi olan çocukların yaşıtlarına göre kişilerarası ilişkilerde daha beceriksiz olduğunu göstermiştir. Yaşıt ilişkilerindeki güçlükler sosyalleşme probleminde bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Bunun yanında çocuğun yaşıtlarıyla etkileşimde yaşadığı olumsuz deneyimler ya da travmalar da sosyal korkularını artırabilmektedir.

  • Fobilerden Kurtulmak

    Fobilerden Kurtulmak

    Fobi bir nesne ya da durumla ilgili, söz konusu tehlikeye yönelik olarak orantısız bir şekilde verilen duygusal, düşünsel, davranışsal ve fizyolojik tepkiler bütünü ve bu tepkilere bağlı olarak korkulan şeyden ya da durumdan kaçınma eğilimi olarak tanımlanır. Fobi kelimesi düşmanlarını korkutan eski Yunan Tanrısı Phobos’tan gelmektedir. Günümüzde korkulan nesnenin isminin ardından fobi kelimesinin eklenmesiyle fobilere isim verilmeye başlanmıştır. Tüm fobiler kaygı bozukluğu olarak ele alınmaktadır. Psikologlar fobiyi sosyal fobi ve özgül fobiler olarak ikiye ayırmaktadırlar. Sosyal fobi kişinin sosyal bir ortamda hata yapma, küçük düşme, yeterli performans gösterememe gibi endişelelerle geri durması, belirli ortamlara girmemesi ya da girse bile pasif kalması şeklinde görülen bir sorundur.

    Özgül Fobi

    Özgül fobi belirli bir nesne, durum ya da canlı ile karşılaşınca veya karşılaşma beklentisi olduğunda ortaya çıkan asılsız, abartılı, gerçek dışı bir korku durumudur. Psikoloji literatüründe tanımlanmış olan onlarca fobi vardır. Bunlardan bazıları; uçak fobisi, hayvan fobisi, kapalı alan fobisi, asansör fobisi, boğulma fobisi, yazı yazma fobisi vb.

    Fobiler Nasıl Oluşur?

    Psikoloji biliminde bir sorunun ya da bozukluğun ortaya çıkmasına dair birden fazla teori bulunmaktadır. Her bir teori söz konusu bozukluğun oluşma şekli ve tedavisi için farklı önerilerde bulunur. Bu teorilerden en yaygın olan 3 yaklaşıma göre fobi oluşumu şöyledir;

    Psikanalitik Teoriye Göre Fobi Oluşumu

    Psikolojinin kurucusu olan Sigmund Freud’a göre fobiler bilinçdışı çatışmalarımızın sembolik yansımalarıdır. İnsanlar geçmiş ya da şimdi ki yaşamlarında çatışma ve yoğun olumsuz duygular yaşadıkları bazı durumlarda duygularını ifade edemezler ve duygularını bastırırlar. Bastırdıkları duyguların yarattığı gerilimi azaltmak içinde bu duyguları dışa vurma ihtiyacı hissederler fakat duygularını o olumsuz duyguları yaşadıkları kişilere karşı ifade ederlerse kendilerininde olumsuz bir şeyle karşılaşacaklarından bilinçdışı bir şekilde korktuklarından, bilinç dışında ki çatışmalarını sembolik olarak başka bir şeye ya da nesneye yönlendirerek bu duygularla belli bir oranda başa çıkmaya çalışırlar. Örneğin babasının önemli bir davasını takip etmek için başka bir şehre gidecek olan bir danışanım, davayı kaybederse babasına karşı hissedeceği suçluluk duygusunu o kadar yoğun yaşıyormuş ki daha önce defalarca uçağa binmesine rağmen dava için hava alanına vardığında birden uçaktan korkmaya ve uçağın düşeceğini düşünmeye başladığını bu yüzden uçuştan vazgeçtiğini ve bir daha da uçağa binmediğini ifade etmişti.

    Davranışçı Teoriye Göre Fobi Oluşumu

    Davranışçı yaklaşıma göre fobi kişinin nötr bir uyaran/durumla, olumsuz bir durumun ard arda gelerek kişinin zihninde bir eşleşme oluşmasına bağlı olarak ortaya çıktığını ileri sürer. Daha önce kişiye herhangi bir rahatsızlık vermeyen bir durum/nesne ile karşılaşıldığı sırada kişinin bedensel belirtilerinde bir değişme ya da olumsuz bir olay yaşanmasına bağlı olarak kişi için daha önce nötr olan bir durum/nesne korku yaratan bir duruma dönüşür ve kişi bu durumu tekrar yaşamamak için o durum/nesneden kaçınmaya başlar ve durum/nesneye karşı olan korku/kaygı daha da gelişir ve kemikleşir. Bunun en iyi örneği Küçük Albert deneyidir. Bu deneyde araştırmacılar Albert adındaki küçük bir çocuğa önce gerçek bir tavşan verip oynamasını istemişler, Albert’da korkusuzca ve keyifle tavşanla oynamıştır. Sonrasında tavşanı Albert’a tekrar tekrar gösterip hemen ardından ortama çok yüksek ve rahatsız edici bir ses vermişlerdir. Bunun ardından Albert tavşan gördüğünde korkmaya ve ağlamaya başlamıştır. Çünkü Albert tavşanla gürültü arasında bir bağ kurmuş ve klasik koşullanma yaşamıştır. Hatta sonrasında Albert beyaz bir çok şey gördüğünde hatta Noel Baba gördüğünde bile ağlamaya başlamıştır.

    Sosyal Öğrenme ve Deneyime Bağlı Fobi Oluşumu

    Bu bir çok fobinin ana gelişim nedenidir. İnsan direkt olarak deneyimleyerek ya da gözlemleyerek de öğrenebilen bir varlıktır. Geçmişte nötr olan bir durumla ilgili olumsuz bir tecrübe yaşamak ya da bazen yaşayan birini görmek bizde söz konusu duruma dair bir bilgi edinimi sağlar ve kişi yaşamını yeni edindiği bilgi doğrultusunda şekillendirir. Örneğin daha önce bir hayvan tarafından saldırıya uğrayan biri o hayvanın hatta başka hayvanların kendisine zarar verebileceğine dair bir korku geliştirir ve o hayvanı gördüğünde korkup kaçmaya hatta o hayvanla karşılaşabileceği yer ve ortamlarda bulunmamaya başlayabilir. Bu da fobinin gelişmesine yol açar. Benzer şekilde uçuş sırasında türbülans yaşayan birinde uçak fobisi gelişebilir. Kişiler yaşamış oldukları olayın benzerini yaşayacaklarına dair kaygı geliştirdiklerinden söz konusu olayın gelecekte çok daha fazla ortaya çıkacağını düşünmeye başlarlar. Bu da korkudan korkmayı beraberinde getirir.

    Bütünsel Bir Bakış Açısıyla Fobi ve Fobik Yaşantı

    Bazı insanlar genetik ve kalıtımsal olarak psikolojik sorunlara yatkın olarak dünyaya gelirler. Tıpkı bağışıklık sistemimiz gibi. Bazı insanlar sık sık hasta olurken, bazıları çok nadir hastalanırlar. Benzer bir durum psikolojik sorunlar içinde geçerlidir. Doğuştan kaygıya daha yatkın olan kişilerin küçük olumsuz durumlarda bile fobi geliştirmeleri daha olasıdır. Diğer taraftan bazı insanların otonom sinir sistemleri (fizyolojik tepkileri) çok hassas ve oynaktır. Doğuştan getirilen bu yatkınlıkların yanı sıra bir hayvan, durum ya da nesneyle olumsuz bir yaşantı deneyimleyen biri sonrasında o hayvan, nesne ya da durumla bir daha karşılaşırsa zarar göreceğini geçmişte yaşadığı şeye benzer belkide çok daha kötü birşey yaşayacağını düşünmeye başlar, bu düşünce kaygı ve korkuyu tetikler, kaygı ve korku otonom sinir sistemini tetikleyerek kalp çarpıntısı, terleme, sıcak basması, titreme, vücutta gerilme vb sempatik sinir sistemi semptomlarını ortaya çıkartır. Tüm bunların sonucunda da kişi o durum, nesne ya da hayvandan uzaklaşır. Uzaklaştığında korku ve kaygısının azaldığını fark eder. Bu rahatlık halini sürdürebilmek için korku veren şeyden sürekli olarak uzak durmaya başlar bu da fobi oluşumuna yol açmış olur. Hatta uç noktalarda bazı kişiler fobisini yaşadıkları şeyin adını duyduklarında, tv de gördüklerinde ya da hayal ettiklerinde bile kaygı belirtileri göstermeye başlarlar.

    Özgül fobi görülme oranı erkeklerde %7 kadınlarda %16 civarındadır. Diğer taraftan panik atak, yaygın anksiyete bozukluğu gibi kaygı bozukluğu olan kişilerde fobi görülme olasılığı daha da yüksektir.

    Hayvan Fobisi

    Bir hayvan fobisi, herhangi bir veya tüm hayvanlardan aşırı ve garçek dışı ve abartılı korku ile karakterizedir. Herkesin belirli hayvan türlerinden korkması normalken bu korku, kişilerin hayatlarının normal bir şekilde devam etmesini engellemez. Hayvan fobisi için, belirli bir tür hayvanla karşılaşmanın yakında olduğunu bilerek, acı çeken kişinin tüm hayvanları veya belirli türde hayvanları önlemek için kendi planlarını değiştirmesine hayatını sınırlandırmasına yol açabilir. En yaygın görülen hayvan fobileri; kedi fobisi, köpek fobisi, böcek fobisidir.

    Hayvan Fobisinin Nedenleri

    Tüm fobiler gibi, hayvan fobisi için evrensel olarak açıklama yoktur. Daha ziyade, böylesi bir bozukluğun ortaya çıkmasına yol açan, her bireyin çeşitli benzersiz deneyimleridir. Hayvan fobisinin gelişmesine neden olabilecek deneyimlerden bazı örnekler arasında hayvanlarla ilgili erken yaş travmatik olaylar, bu tür olaylara şahit olma, hatta anne-babalar veya bakıcılar tarafından hayvanlara karşı korku veya korkuyu vurgulayan yetiştirme sayılabilir. Ne olursa olsun, tedavi edilmezse fobi kötüleşebilir ve kişinin sosyal ve duygusal hayatını daha da engelleyip sınırlandırabilir.

    Fobi Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Fobiler insan yaşamını çok kısıtlayan bir sorun olmakla birlikte fobi tedavisi kısa ve yüksek başarı oranına sahip bir psikolojik sorun olarak kabul edilirler. Fobi tedavisi için kullanılan bir çok tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları;

    Sistematik duyarsızlaştırma; bu yöntemde kişiye nefes, otojenik gevşeme egzersizleri ve imajinasyon uygulamaları öğretilir. Ardından kişinin fobi yaşadığı şeye dair korkuları en az kaygı verenden en fazla kaygı verene kadar sıralanır, ardından önce imajinasyon çalışmalarıyla korktuğu şeylerle kademeli olarak yüzleştirilir ve bu sırada oraya çıkan fizyolojik belirtilerini kontrol etmesi sağlanır. Son aşamada ise kişinin fobi sorunu yaşadığı şeyin gerçek hali ile kademeli olarak yüzleştirilmesi sağlanır. Evrimsel açıdan bakıldığında dünyadaki tüm canlıların en temel özelliği uyum sağlamaktır. Sistematik duyarsızlaştırma yöntemi ile kişilerin kaygı hissettikleri uyarana karşı uyum sağlamaları gerçekleştirilmiş olur. Bunun en iyi örneği kedi ya da köpek fobisi olan birinin yavru bir kedi ya da köpeği beslemeye başlamasıyla zamanla fobisini yenmesidir.

    Bilişsel davranışçı terapi; bu yöntemde öncelikli olarak kişinin yaşadığı fobik duruma dair olan çarpıtılmış olumsuz duygu ve düşünceleri saptanır, ardından bu düşüncelerin yerine daha gerçekçi ve rasyonel düşünceler yerleştirilir. İkinci aşamada sistematik duyarsızlaştırmaya benzer bazı yöntemlerle kişinin fobi durumunda yaşadığı bedensel semptomları kontrol etmesi sağlanır.

    EMDR; açılımı göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme tekniği olan EMDR yönteminde, kişide fobi oluşmasına dair geçmişte yaşadığı olumsuz olaylar listelenir ve tercihen yaşanılan ilk olaydan başlayarak yaşadığı olumsuz durumların görüntüleri ya da söz konusu olayların duyguları EMDR teknikleriyle silinir. EMDR uygulaması sonrası kişiler bu olayları ya hiç hatırlamazlar yada hatırlasalar bile bu hatırlama onlara hiç bir şekilde rahatsızlık vermez. EMDR yöntemi henüz yaşanmamış ama yaşanabileceği varsayılan olası durum ve senaryolar içinde kullanılabilir. Örneğin hiç uçağa binmeyen birinin zihninde uçakta yaşayacağını varsaydığı bazı olası senaryo ya da görüntüler vardır. EMDR bu görüntülerinde silinmesi yolu ile fobileri tedavi etmektedir.

  • Dentafobiden Korkmayın

    Dentafobiden Korkmayın

    Dentafobi diş hekimi korkusu anlamına gelen bir terimdir. Toplum tarafından dental anksiyete veya dental kaygı olarak da bilinir.

    Diş sağlığı sorunlarının tedavisini geciktirdiği ve diş hekimlerini zorlayan bir durum olduğu için önemlidir. Bu nedenle dentafobi konusunda çok sayıda yapılmıştır. 

    Kimlerde Görülür?

    Dentafobi her yaşta, her cinsiyette, her eğitim düzeyinde, her ekonomik düzeyde, her toplumda ve her kültürde görülür.

    -Dentafobi her yaşta görülebilmekle birlikte, bu konuda yapılan çalışmalara göre en yüksek oranda 4-6 yaşları arasındaki çocuklarda görülür. Yaş arttıkça dentafobi görülme olasılığının düştüğü bildirilmiştir. Bunun nedenleri arasında yaş arttıkça sosyal etkileşimlerin artması, sağlık konusunda daha çok bilgiye sahip olma, bazı sağlık işlemleri ile ilgili deneyimler yaşama sayılabilir.

    -Yapılan çalışmalar dentafobinin kadınlarda erkeklere göre daha yüksek oranda görüldüğünü ortaya koymuştur. Kadınların erkeklere göre ağrıya karşı daha hassas olmaları buna açıklık getirebilir. Bununla birlikte herkesin ağrı eşiğinin farklı olduğu da unutulmamalıdır.

    -Eğitim ve gelir düzeyi yükseldikçe dentafobinin görülme oranlarının düştüğü bulunmuştur. Gelir düzeyinin yükselmesi genel olarak eğitim düzeyinin artması ile birlikte görülür. Bu da insanların bilgilerinin artmasını sağlar, korkuyla baş etme yetilerini arttırır.

    -Dentafobi gelişmiş veya gelişmemiş tüm toplumlarda, tüm kültürlerde görülür. Bunun nedenlerinden biri toplumların çocuk yetiştirme ve eğitimi ile ilgilidir. Birçok toplumda çocuk eğitiminde korku bir araç olarak kullanılır. Diş hekimleri de bu korku araçlarından biridir. Çocuk diş hekimini görmemiş olsa bile, büyüklerinin telkini ile görmediği bir kişiden ve diş ile ilgili bir işlemden korkmaya başlar. Diş hekimi ile karşılaşmadığı süre boyunca bu korku sanki uykuda gibidir, kendini göstermez.Korku nesnesi ile gerçek dünyada karşılaşan çocuk zihnindeki korkutucu diş hekimi ile gerçek diş hekimini eşleştirir. Zihnindeki korkuyu gerçek diş hekimine aktarır.

    Bu korku ele alınmazsa pekişir. Bunu önlemek için  sistematik duyarsızlaştırma, bilişsel yeniden yapılandırma, maruz bırakma gibi tekniklerin uygulanması yararlı olur. (Bu konuda sadece klinik psikologlardan destek alınmalı)

    İhtiyaç duyduğunuzda korkmadan diş hekimine gittiğiniz günleri görmek dileğiyle 🙂 

  • Fobi Nedir?

    Fobi Nedir?

    Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı anksiyete duyar. Kişiler korkularının saçma olduğunun farkındadır, ancak korkularını mantıksal düşünerek engelleyemezler.

    Korkular fobik kişilerin günlük işlevlerinde bozulmaya neden olur. Fobiler toplumda sık görülür. Araştırmalarda toplumda %10 oranında fobik olduğu söylenmekle birlikte tahminen bu değer %25 dolayındadır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni bu kişilerin hastalıklarının farkında olmaması ve tedaviye başvuruların az olmasıdır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Sosyal fobi genelde gençlik yıllarında özellikle karşı cinse ilginin arttığı dönemlerde ortaya çıkar.

    Fobi Neden Olur?

    Fobilerin gerçek nedenleri bilinememektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik ve çevreseldir.

    Genetik yatkınlık: bazı özgül fobilerde genetik yatkınlık fazladır. Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerde ailede benzer hastalık normal topluma göre daha sıktır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir.

    Nörokimyasal nedenler: bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir.

    Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlantılı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teorileri mevcuttur. Watsonun öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaran ile bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir. Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre binebilirken asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir

    Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebilmektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma,ev içinde şiddete maruz kalma sayılabilir.

    Fobi Belirtileri Nelerdir?

    Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:
    • Çarpıntı
    • Yüz kızarması
    • Titreme
    • Terleme
    • Bulanık görme
    • Nefes darlığı
    • Ağız kuruluğu
    • Yutkunma güçlüğü v.b.
    Panik bozukluğu olan kişiler ne zaman panik atak geçireceklerini bilirler ve panik atak geçirmemek için fobik durumlardan kaçınırlar. Örneğin asansör korkusu olan kişiler asansöre bindiklerinde panik atak geçirebilirler ve bundan korunmak için üst katlara merdivenlerden çıkıp inmeyi tercih ederler bu şekilde panik atak gelmesini önlerler. Yine uçak korkusu olan kişiler uçağa binmek yerine başka vasıtaları kullanarak yolculuk etmeyi tercih ederler. Fobisi olan kişiler bu kaçınma davranışını kullanarak panik atak gelişmesini önlerler. Panik bozukluğu olan kişilerde fobilerden farklı olarak panik ataklarının ne zaman, nerede geleceği belli değildir ve atağın gelmesi genelde önlenemez.

    Fobi Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Fobiler tedavi edilmediği taktirde çok uzun zaman devam edebilir, aslında tedavi olmaksızın düzelen hasta sayısı azdır. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan anksiyeteyi azaltmaktır. Çeşitli psikoterapi yöntemleri uygulanabilir. Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde hastanın korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan anksiyete ile başa çıkması öğretilir. Tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve hastanın özelliklerine göre değişir

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Ara ara tekrarlayan ve insanı dehşet içinde bırakan korku nöbetleridir. Panik atağın en temel özelliği beklenmedik bir anda ortaya çıkmasıdır. Hastalarımızın çoğu zaman “kriz” adını verdiği bu nöbetlere biz “PANİK ATAĞI” diyoruz.
    Panik Atağı, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman 10-30 dakika (seyrek olarak da 1 saate kadar) devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.

    Panik atak belirtileri nelerdir?
    Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,
    Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması
    Terleme,
    Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma,
    Soluğun kesilmesi
    Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma
    Uyuşma ya da karıncalanma
    Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    Bulantı ya da karın ağrısı
    Titreme ya da sarsılma
    Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
    Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    Ölüm korkusu
    Bu belirtilerden en az 4 ya da daha fazlası oluyorsa buna panik atak diyoruz. Dörtten daha az belirtiler görülüyorsa Kısıtlı Panik Atağı tanımını kullanırız.

    Panik Ataklar Nasıl Oluşur?
    Korku aslında tehlikeli durumlarda bize avantaj sağlayan bizi korumaya yönelik hizmet eden gerekli bir duygudur. Mesela, karşımıza bir hayvan çıktığında (kedi, köpek gibi…) korkarız. Korkuyla vücudumuzda sempatik sistemimiz devreye girer. Sempatik sistem tehlikeli durumlarda ya da tehlikeli olduğunu düşündüğümüz durumlarda alarm veren sorunla savaşmak ya da kaçmak için vücudumuzu hazırlayan bir sistemdir. Sonra;
    Hızlı nefes alıp vermeye başlarız: Bu da nefesimiz daralıyor ya da boğuluyormuş, soluğumuz kesiliyormuş gibi hissetmemize, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissine neden olabilir.
    2. Kalp atışlarımız hızlanır:Çarpıntı hissedebiliriz ya da kalp atımlarımızı duyumsayabiliriz.
    3. Kan basıncımız artar ve kalbimiz özellikle kaslarımıza bol miktarda kan pompalar:Terleme, titreme ya da sarsılma, ateş basması hissederiz.
    4. Derimize daha az kan pompalanır:Uyuşma ya da karıncalanma hissetmemize yol açabilir.
    5. Sindirim sistemimize daha az kan pompalanır:Bulantı ya da karın ağrısı hissedebiliriz.
    6. Kanımızdaki oksijen artar karbondioksit azalır ve beyin kan sirkülasyonu değişir:Kendimizi ya da çevremizi değişmiş, tuhaf ve farklı hissetmemize, kontrolümüzü kaybedebileceğimiz korkusunun oluşmasına neden olabilir.

    Panik Bozukluğu Nedir?
    1. Tekrarlayıcı beklenmedik Panik Atakları ile
    2. Ataklar arasındaki zamanlarda başka Panik Ataklarının daha olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma,
    3. Panik Ataklarının “kalp krizi geçirip ölme”, “kontrolünü yitirip çıldırma” ya da “felç geçirme” gibi kötü sonuçlara yol açabileceği inancıyla sürekli üzüntü duyma ya da Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak (işe gitmeme, spor, ev işi yapmama, bazı yiyecek ya da içecekleri yeyip içmeme, yanında ilaç, su, alkol, çeşitli yiyecekler taşıma gibi) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü RUHSAL BİR RAHATSIZLIKTIR.

    Panik atak tek başına bir hastalık değildir. Panik bozukluğu hastalığının bir kriteridir.

    Agorafobi Nedir?
    Hastaların % 60 ‘ından fazlası, atakların geleceği yer ve durumlardan kaçınmaya başlarlar. Yalnız başına evde kalamaz, sokağa yalnız çıkamaz, taşıt araçlarına, asansöre binemez, dar sokak ya da köprülerden geçemez, pazar yeri, büyük mağazalar gibi kalabalık yerlere ya hiç giremez olurlar ya da ancak yanlarında birisi ile yoğun bir endişe ve rahatsızlık duyarak bu tür yerlere gidebilirler. Hastaların, yalnız başlarına “Panik Atağı” geleceğini zannettikleri yerlere gidememe, o tür yerlerde kalamama durumlarına Agoragobi adı verilir.

    Panik bozukluğu nasıl bir hastalıktır?
    Toplum içinde herhangi 100 kişinin yaklaşık 3-4’ü bu hastalığı ya daha önce geçirmişlerdir ya da halen bu hastalığı yaşamaktadırlar. Genellikle ilk kez 20-35 yaşları arasında başlar. Kadınlarda, erkeklere göre2-3 kat fazla görülür.

    Panik bozukluğu neden oluşur?
    Panik Bozukluğunun neden oluştuğuna ilişkin iki bilimsel açıklama vardır:

    1. Panik Bozukluğu, beynimizde nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan, heyecan ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal çalışması sonucu oluşmaktadır.

    2. Panik Bozukluğu, günlük yaşantımızda yaptığımız bazı davranışlarımızın sonucunda ortaya çıkan ve tamamen “doğal ve zararsız” olan çarpıntı, terleme, nefes sıkışıklığı ya da baş dönmesi gibi bedensel belirtilerin, hasta tarafından kötü bir hastalığın belirtileri olarak değerlendirilmesi ve bunun sonucunda da “kalp krizi geçiriyorum, öleceğim”, “çıldırıyorum”, “felç olacağım” şeklinde yanlış yorumlanması ile oluşur.
    Panik bozuluğu tedavisinde neler yapılır?
    Panik Bozukluğu, tedavisi mümkün bir hastalıktır. Panik Bozukluğunun tedavisinde, beyin sinir hücrelerindeki bozuk olan hormon faaliyetlerini düzelterek panik ataklarını önleyen ilaçlar kullanılmaktadır. Hekim kontrolünde başlanan ilaçlar en az bir yıl kullanıldıktan sonra yavaş yavaş azaltılarak kesilecektir. Diğer kullanılan tedavi yöntemide bilişsel-davranışcı terapi teknikleridir. Bu terapide hastanın, aslında tamamen “zararsız”olan panik atağı belirtileri hakkındaki yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi ve hastanın bu belirtiler ile korkmadan baş edebilmesinin öğretilmesi amaçlanır. Panik Atağı geleceğinden korktuğu için tek başına bulunmaktan kaçındığı yer ve durumlarla aşamalı bir şekilde tekrar tekrar karşılaştırılması, böylece korkularının üstüne gitmesi sağlanarak korkularını yenmesi amaçlanır.

  • Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Başedilir?

    Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Başedilir?

    Sosyal fobiler, yani toplumsal kaygı bozukluğu, başkalarının varlığı ile ilgili mantıklı olmayan ısrarlı bir korkudur. Fobik kişi genellikle değerlendirilebileceği durumlardan kaçınmaya çalışır ve kaygı belirtileri göstererek utangaç bir tutum sergiler. Topluluk karşısında konuşmak ve performans göstermek, dışarıda yemek yemek, ortak tuvaletleri kullanmak ya da başkalarının olduğu yerde her hangi bir iş yapmak aşırı kaygı doğurur.

    Sosyal fobiler oldukça yaygındır. Genel olarak yaşam boyu görülme sıklığı %15 civarındadır. Bu oran cinsiyete, yaşa, kültüre göre değişiklik gösterebilmektedir.
    Başlangıcı, genellikle sosyal farkındalık ve başka kişilerle etkileşimin kişinin yaşamında çok daha önemli olduğunun düşünüldüğü ergenlik sürecinde meydana gelir. Fakat son yıllarda çocuklarda da yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Toplumsal kaygı bozukluğunda başlıca kaygı gerekçesi; başkalarının yanında küçük düşeceği sıkıntı duyacağı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı korkusudur. Yani aslında kişinin hem özgüveni hem de sosyal çevreye karşı güveni zarar görmüş durumdadır. Kendisini olduğu gibi doğal halinde kabul edemeyip hata yapmaya meyilli görür ve başkalarının da onu kabul etmeyeceği, onunla alay edebileceği, komik duruma düşeceği ve rezil olacağına yönelik güçlü bir inanca sahiptir.

    Her çekingen olan ya da topluluk önünde utangaçlık gösteren kişi için sosyal fobik denemez. Tanı konulabilmesi için korku ya da kaçınma tutumu, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır. Gelip geçici toplumsal kaygı herkeste görülebilir, ancak kişinin tanı alabilmesi için işlevselliğinin, verimliliğinin bozulmuş olması gerekir. Ayrıca kaygıya eşlik eden bedensel durumlar da olmalıdır. Bunlar terleme, ağız kuruluğu, yüz kızarması, kaslarda gerilim, nefes ritminde bozulma şeklindedir.

    Bu kişilerin, kişisel özellikleri arasında eleştirilmeye ya da olumsuz izlenim bırakmaya aşırı duyarlılık, haklarını savunma da güçlük çekme, benlik saygısında düşüklük, aşağılık duyguları da vardır.

    Toplumsal kaygı bozukluğu vakalarının birçoğu korkularının aşırı ve anlamsız olduğunu bilirler . Hem utanç duymadan korku hem de bunun anlaşılacağı, zayıf, beceriksiz, aptal ya da tuhaf görülme korkusu vardır. Ellerinin sesinin ya da başına titreyeceğinden, başkalarının bunu anlayacağından korktukları için topluluk önünde konuşmak korkunç bir eylemdir onlar için ve aşırı kaygı duyabilirler. Aşırı kaygı duyabilirler.

    Tüm kaygı ve korkularda olduğu gibi sosyal fobide de birbirini besleyen ve güçlendiren bir kısır döngü zinciri vardır. Kurtulmak için önce bu zinciri kopartmak gerekir.

    Yaklaşmakta olan toplumsal bir durum, (örn: toplantı, buluşma, eğitim vs. ) Öncesinde beklenti kaygısına yol açar. Beklenti kaygısı çok korkacakmışız gibi bir algıya bu algı kaygı belirtilerini belirtiler sıkıntıda olmasına yeniden beklenti kaygısına yol açarak kısır bir döngü ye dönüşür.

    Sosyal fobiden kurtulmak için, öncelikle kişinin bu problemden kurtulmaya gerçekten niyetli ve kararlı olması gerekir.
    İkinci olarak problemini ve kendini iyi tanıması gerekir.
    Sosyal fobi ilerlemiş durumdaysa ve uzun bir zamana yayılmışsa muhakkak bir uzmandan yardım alınmalıdır. Çünkü sosyal fobi doğru tedavi ile ortadan kalkması mümkün bir bozukluktur .
    Tedavi de gevşeme kas ve nefes egzersizleri oldukça önemli bir yere sahiptir. Kişi öncelikle bedensel farkındalık kazanmalı vücudundaki değişimleri tanımalı ve yönetebilecek duruma gelmelidir.
    Sonraki aşamada yüzleşme yani problemle karşı karşıya kalma esastır. Hiç kuşku yok ki herhangi bir problemden onu yaşamaktan onu yaşatabilecek ortamlardan kaçarak problemle baş edemeyiz. Yüzleşme önce zihinsel yani hayali biçimde yaptırılır. Daha sonraları kişinin kaygı hissedebileceği yerler planlanıp oralarda yüzleştirmeler yapılması çok yararlıdır. Mesela kişinin çok istekli olmadığı bir iş için başvuru yaptırtmak gibi. Çok dikkat çekmeyeceği sosyal ortamlarda gözlem yaptırtmak da uygun bir yoldur.