Etiket: Korku

  • Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Belirtileri ve Tedavisi

    Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Belirtileri ve Tedavisi

    Kaygı nedir?

    Kaygı, bedenin stresli durumlarda verdiği normal fiziksel tepkidir. Bazı durumlarda bu tepki normal ve yararlıdır. Tehlikelere karşı bizi uyarabilir, dikkatimizi hazırlamamıza ve düzenlememize yardımcı olabilir. Bu gibi durumlarda da vücudunuz kendisini tehlike esnasında koruma altına alır. Örneğin savaşmaya veya kaçmaya hazırlanırken kalp atışlarınız ve solunumunuz artar, oksijenli kan kaslarınıza pompalanır. Sağlıklı bir endişe dolgusu sizi zorlanacağınız sınavlara zamanında ve daha çok çalışmaya başlamanıza zorlar veya sizi karanlık sokaklarda dolaşmaktan caydırabilir.

    ANKSİYETE BOZUKLUĞU NEDİR?

    Anksiyete bozuklukları, normal gerginlik veya endişe duygularından farklıdır ve aşırı korku veya aşırı endişe içerir. Anksiyete gelecekteki bir endişenin öngörülmesi anlamına gelir ve daha çok kas gerginliği ve kaçınma davranışı ile ilişkilidir. Anksiyete bozukluğu, bireyin yaşamını ciddi şekilde etkilemeye başladığında ortaya çıkar.  Ulusal araştırmalar , 18 yaşın üzerindeki her beş Amerikalıdan birinin ve 13-18 yaş arasındaki üç gençten birinin son bir yıl içinde anksiyete bozukluğu yaşadığını belirtiyor. Endişelenme aynı zamanda şiddetli ve bireye karşı mücadelecidir , birey günlük işlerinde konsantre olmakta zorlanır ve tamamlamakta güçlük çeker. 

    NE TÜR BİR ENDİŞE BOZUKLUĞUNUZ VAR ?

    Yaygın anksiyete bozukluğu: Hızlı bir kalp atışı, terleme ve ağız kuruluğu sık görülen anksiyete belirtileridir.Yaygın anksiyete bozukluğu olan kişiler, uzun süre bu tür bir uyarılma yaşayabilir. Huzursuzluk, özellikle çocuklarda ve gençlerde sık görülen bir diğer endişe belirtisidir. Kolayca yorulmak, genelleşmiş anksiyete bozukluğunun bir başka belirtisidir.  Bu belirti bazılarına şaşırtıcı gelebilir, çünkü endişe genellikle hiperaktivite veya uyarılma ile ilişkilendirilir. Bazıları için yorgunluk, endişe krizini izleyebilir ya da kronik olabilir.

    Sosyal anksiyete bozukluğu: Sosyal durumlarda veya toplum içinde konuşma gibi başkalarının önünde performans göstermeye çağrıldığında kaygı duyarlar.

    Fobiler: Genellikle zararlı olmayan belirli bir nesne, durum veya faaliyetten aşırı ve sürekli bir şekilde korku hissetmektir.Hastalar korkularının aşırı olduğunu bilirler fakat üstesinden gelemezler.Bu korkular, bazı kişilerin korktukları şeylerden kaçınmak için aşırı uzunluklara gittikleri sıkıntılara neden oluyor. Örnekler uçak korkusu veya örümcek korkusu olabilir.

    Panik atak Bir diğer anksiyete bozukluğunu çağıran etken panik atakları çağrıştıran panik rahatsızlıklarıdır. Panik atak aşırı yoğun korkuların hissedilmesiyle rahatsızlık duyulan fiziksel semptomdur. Bunun yanı sıra tekrarlanan panik ataklar, panik bozukluğunun bir işareti de olabilir.

    Teşhis ve Tedavi

    Anksiyete bozukluğunun teşhisi günlük yaşama müdahale edebilecek kadar şiddetliyse ve en az altı ay boyunca her gün devam ederse konulur. Her anksiyete bozukluğu kendine has özelliklere sahip olsa da, çoğu iki tedaviye iyi yanıt verir: psikoterapi veya “konuşma terapisi” ve ilaçlar. Bu tedaviler tek başlarına veya kombinasyon halinde verilebilir. Bilişsel davranış terapisi, bir tür konuşma terapisidir, kişinin daha az endişeli hissetmesine yardımcı olmak için farklı düşünme, tepki ve davranış biçimlerini öğrenmesine yardımcı olabilir.İlaçlar anksiyete bozukluklarını tamamen tedavi etmez, ancak semptomlardan belirgin bir rahatlama sağlayabilir. Derin nefes, meditasyon, farkındalık ve kas gerginliğini hafifletmek ve sakinleşmek için kullanılan teknikler yani zihin-beden yaklaşımları etkili yöntemlerdendir.

  • Agorafobi ve Panik Bozukluk

    Agorafobi ve Panik Bozukluk

    Agorafobi kelimesi eski yunanca da ‘’alan korkusu’’ anlamına gelmektedir. Bu rahatsızlık genellikle panik bozukluk ile beraber görülmektedir ancak nadir olarak da tek başına görülebilir. Rahatsızlığın temelinde panik atak geçirme korkusu yatmaktadır. Kişiler panik atağın gelme ihtimaline karşı kaçmanın zor olduğu kalabalık veya dar ve sıkışık alanlarda bulunmak istemezler. Kısaca yardım almanın ve ortamı terk etmenin sınırlı olduğu yerlerde bulunma korkusu vardır.

    Agorafobi ve Belirtileri

    • Toplu taşıma araçlarını kullanmadan kaçınmak (Otobüs, tren, uçak, otomobil)

    • Açık yerlerde bulunamamak (Otopark, otoban, köprü, alışveriş merkezi)

    • Kapalı yerlerde bulunamamak (Sinema, tiyatro, mağaza)

    • Sırada beklemek istememek veya kalabalık bir yerde bulunamamak

    • Tek başına evin dışında bulunamamak.

      Panik Bozukluk (Panik Atak)

      Panik atak beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan çok şiddetli kaygı ve endişe duygularını barındıran yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı durumlardır.

      Panik Bozukluk (Panik Atak) Belirtileri

    • Kalp çarpıntısı

    • Terleme

    • Titreme, ateş basması

    Panik Bozukluk (Panik Atak) Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Panik atak tedavisinde tedaviye genellikle bu atakların hangi durumlarda ve hangi sıklıklarda ortaya çıktığı tespit edilerek başlanır. Panik bozukluk tedavisinde bilişsel davranışçı terapi etkinliği en yüksek tedavi yöntemlerinden bir tanesidir. Terapide kişilerin panik atak yaşamamak için kaçındığı durumlar ve güvenlik arama davranışları değerlendirilir. Danışanın kaygı hissettiği durumlar tespit edilerek terapi esnasında bu durumlar üzerinde çalışılır. Danışana seans dışarısında da ödevler verilerek terapi etkinliğinin sadece 40-50 dk ile sınırlı kalmaması sağlanır. Danışan verilen ödevleri yaptıkça zamanla panik hissi ve sıklığı azalmaya başlar.

    Nefes alamama duyumu

    Göğüs ağrısı ya da göğüs sıkışması duyumu

    Mide bulantısı, baş dönmesi ve sersemlik hissi

    Kol ve bacaklarda uyuşukluk hissi

    Kendine yabancılaşma ve gerçek dışı olma duyumu

    Kontrolü kaybetme ve delirme düşünceleri

    Ölüm korkusu

  • Panik Atak Geçer Mi?

    Panik Atak Geçer Mi?

    *Tekrarlayıcı olan ve beklenmedik gerçekleşen panik ataklar ile,
    *Ataklar tekrarlamaya devam ettikçe, Ataklar arasındaki diğer zamanlarda başka panik ataklar da yaşayabileceğine ilişkin sürekli kaygı duyma, her an yeni bir panik atağın geleceğini beklemeye başlama (Not: Bu endişeli bekleme durumunun adı; Beklenti Anksiyetesi dir) ,
    *Yaşanan bu panik atakların ’’kalp krizi geçirme’’ ’’kalp krizi geçirip ölme’’ ’’kontrolünü kaybetme’’ vb. kötü sonuçlara yol açabileceğine dair inançla sürekli kaygı ve üzüntü duyma ve ya
    *Ataklara ve düşündüğü kötü senaryolara karşı önlem almak için bazı davranış değişiklerinin görüldüğü (yanında ilaç, su vb. taşıma, çeşitli yiyecekler taşıma, evden çıkmama, işe/okula gitmeme vb…),
    Kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen psikolojik bir rahatsızlıktır.

    Agorafobili Panik Bozukluk;
    ‘‘Agorafobi’’ teriminin tercümesi ‘‘alan korkusu“ dur. Hastaların, panik atağı tekrar yaşayacaklarını zannettikleri yerlere (kamuya açık kalabalık yerler, alışveriş merkezleri, sinemalar,dar ve kapalı odalar,tren, otobüs , uçak vs..seyahatleri) yalnız başlarına gidememeleri, oralara gitmekten kaçınmaları, bu yerlerde kaldıkları sürece büyük korku yaşamaları ile karakterize olan durumdur.

    Peki ;Panik Atak Nedir?
    Olay endeksli(heyecan, stres yaratan) veya çoğu zaman durup dururken aniden ortaya çıkan, zaman zaman tekrarlayan, yoğun sıkıntı ve korkuya yol açan nöbetlerdir. Ancak panik atakların oluşumunda stres büyük bir etken olarak ortaya çıkar. Panik Atak, birdenbire başlar, giderek şiddetlenmeye başlar ve yaklaşık 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman da 10-30 dakika devam ettikten sonra kendiliğinden geçer (1 saate kadar sürek panik ataklarda yaşanabilir).

    Panik Atağının Belirtileri Nelerdir?
    • Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması
    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,
    • Soluğun kesilmesi
    • Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma
    • Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma,
    • Uyuşma ya da karıncalanma
    • Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    • Bulantı ya da karın ağrısı
    • Terleme
    • Titreme ya da sarsılma
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    • Ölüm korkusu
    • Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme

    Bir Panik Atakta bu belirtilerden en az 4 ya da daha fazlası bulunur. Bu bedensel duyumlar çoğu zaman olağan dışı yoğunlukta hissedilir.
    Not: Kişinin(Danışanın) belirtilere bakarak kendi kendine çıkarımlar yapması son derece yanlıştır.

    Panik Bozukluğun Tedavisi Mümkün Müdür?
    Yine yinelemek gerekirse; Panik Bozukluk,ortadan kalkabilir. Günümüz için etkinliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış sistemlerle ”panik bozukluk geçer” cevabını vermek mümkündür.
    *1.Psikoterapi (Bilişsel-Davranışçı Terapi, EMDR terapisi…)
      2. İlaç Tedavisi: (Beyin Sinir Hücrelerinde Bozuk Olan Hormon Faaliyetlerini Düzelterek Panik Atakları Önleyen İlaçlar. Not:İlaçlar, Psikiyatristler tarafından verilir.
     
    LÜTFEN UNUTMAYINIZ !
    Panik Bozukluk, kesinlikle ölüme, çıldırmaya yol açmaz. Sabırlı ve kararlı olmalısınız…Sağlıklı günler.

  • Sosyal Kaygı Bozukluğu Nedir?

    Sosyal Kaygı Bozukluğu Nedir?

    Sosyal kaygı bozukluğu, daha çok bilinen adıyla sosyal fobinin temel özelliği bireyin başkaları tarafından incelenebileceğini düşündüğü sosyal durum ya da durumlardan belirgin şekilde yoğun korku ya da kaygı duyması ve kaçınmasıdır. Sohbet etmek, yeni insanlarla tanışmak, bir şeyler yiyip içerken seyredilmek, konuşma yapmak, başkalarının karşısında performans göstermek gibi durumlar bireyde kaygı ya da korku uyandırmaktadır. Birey sosyal durumlara maruz kaldığında, kaygılı, zayıf, deli, aptal, sıkıcı, korkutucu, pis ya da sevilmez olarak yargılanacağından endişe etmektedir. Başkaları tarafından olumsuz değerlendirilecek şekilde davranacağından veya görüneceğinden ya da kızarma, titreme, terleme, dil sürçmesi gibi kaygı belirtileri göstereceğinden, ya da diğerlerini gücendirmek ve incitmekten ve bunun sonucunda da kabul görmeyeceğinden korkmaktadır.

    Sosyal kaygı bozukluğundaki korku ya da kaygının yoğunluğu, olumsuz değerlendirilmenin gerçek riski ya da sonuçlarına kıyasla orantısızdır. Sosyal Kaygı bozukluğu olan kişiler sosyal durumların olumsuz sonuçlarını sıklıkla aşırı şekilde değerlendirirler.

    Sosyal kaygı bozukluğunda, sosyal ortam hemen hemen her zaman kaygı ya da korku uyandırıcıdır. Bu yüzden de sosyal durumlarda arada sırada kaygı yaşayan bir kimseye sosyal kaygı bozukluğu vardır denilemez. Bunun yanısıra, korkunun ve kaygının derecesi ve tipi (örn.beklenti kaygısı, panik atak) farklı ortamlamlarda değişiklik gösterebilir. Beklenti kaygısı sosyal bir olaya katılmadan önce haftalar boyunca her gün endişe etmek ya da bir konuşmayı günler öncesinden tekrar etmek şeklinde durumların çok öncesinde ortaya çıkabilir.

    Sosyal Kaygı Bozukluğunda kişi sıklıkla korkulan durumlardan kaçınır. Ellerinin titremesinden korkan kişi yemekten, içmekten, yazı yazmaktan, birşeyi işaret etmekten kaçınırken, terlemekten korkan kişi el sıkışmaktan ya da baharatlı yiyecekler yemekten kaçınabilir. Kızarmaktan korkan başkası da topluluk önünde performans göstermekten, parlak ışıklardan, özel konuları konuşmaktan kaçınabilir. Kaçınma davranışı, parti gibi sosyal ortamlara girmemek, okula gitmeyi reddetmek gibi yoğun şekilde olabilir.

    Kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda da sosyal fobik yoğun kaygı ya da korku ile duruma dayanmak zorunda kalır. Bu tür durumlarda da kişi çoğunlukla güvenlik davranışlarına başvurur. Güvenlik davranışları kişinin korktuğu felaketin gerçekleşmesini engellemek amacıyla giriştiği davranışlar ya da aldığı tedbirlerdir. Örneğin, konuştuğu zaman söylediklerinin saçma olarak algılanacağını ya da beğenilmeyeceğini düşünen kişi konuşmadan önce söyleyeceklerini kafasından geçirmeyi veya bir konuşma metnine aşırı hazırlanarak ezberlemeyi alışkanlık haline getirmiş olabilir. Güvenlik davranışlarının hastalığı devam ettiren olumsuz sonuçları olmaktadır. Öncelikle, kişi korkulan sonucun gerçekleşmemesini aldığı tedbirlere, yani yaptığı güvenlik davranışına, bağlayarak hastalık döngüsünün iyice yerleşmesine sebep olur ve güvenlik davranışları olmadan korktuğu durumlara giremez hale gelir. Böylelikle de aslında güvenlik davranışlarına girişmese de korktuğu sonucun gerçekleşmeyeceğini test etme imkanını bulamaz. Bu yüzden de korkuları sürer gider. İkinci olarak, güvenlik davranışlarına girişmek tam tersine sosyal fobiğin korktuğu bazı belirtileri ortaya çıkarabilir. Bu duruma örnek olarak, bir şey içerken ellerinin titremesinin görüleceğinden korkan ve bunu gizlemek isteyen kişinin bardağı sımsıkı tutmasını verebiliriz. Bu durumda kişinin elleri daha çok titreyecek ve korktuğu başına gelecektir. Üçüncü olarak, güvenlik davranışları bazen de kişinin sakındığının tersine diğer insanların dikkatini daha da çok üzerine çekecektir. Koltukaltının terlediğinin görünmemesini isteyen bir kişinin sıcak bir ortamda ceketle oturması diğerlerinin bakışlarını terlediği zamankinden çok daha fazla üzerine çekebilecektir. Bazen de sosyal fobiğin söylediklerinin eleştirileceği ya da beğenilmeyeceğini düşünerek sessiz kalması ya da diğerlerinden uzak durması, az konuşması gibi güvenlik davranışları kişinin diğerleri tarafından mesafeli ve soğuk olarak algılanmasına sebep olabilmekte ve bu kişiye mesafeli durmalarına sebep olabilmektedir.

    Bir kimseye sosyal kaygı bozukluğu tanısının konulabilmesi için, korku, kaygı ve kaçınmanın kişinin günlük yaşam, iş, okul, sosyal aktivite ya da ilişkilerindeki işlevselliğini belirgin bir şekilde engellemesi ya da klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya, sosyal, iş ve diğer önemli alanlarda bozulmalara yol açması gerekmektedir. Örneğin, topluluk karşısında konuşmaktan korkan bir kişi eğer işinde ya da okulunda rutin bir şekilde konuşma yapmak durumunda kalmıyor ve belirgin bir şekilde rahatsızlık da duymuyorsa sosyal kaygı bozukluğu tanısı almaz. Bununla birlikte, eğer kişi kaçınıyor ya da gerçekten istediği bir işi ya da eğitimi sosyal kaygı semptomlarından ötürü almayı redediyorsa bu belirgin bir sıkıntının yaşandığına ya da işlevsellikte bozulmanın olduğuna işaret etmektedir.

    Sosyal kaygı bozukluğu olan kişiler Bilişsel Davranışcı Terapiyle belirtilerininden büyük ölçüde kurtulmaktadır. Bilişsel Davranışcı Terapide kişinin düşünceleriyle çalışılarak bilişsel yeniden yapılandırılma sağlanıp, kişinin sağlıklı başa çıkmaları ve kaynakları arttırıldıktan sonra kişi korktuğu, kaygı duyduğu durumlara maruz kalarak sosyal kaygı bozukluğunu yenebilmektedir.

  • Sosyal Fobi ve Yaygın Kaygı Bozukluğu’nda Bilişsel Davranışçı Terapi

    Sosyal Fobi ve Yaygın Kaygı Bozukluğu’nda Bilişsel Davranışçı Terapi

    Sosyal Fobi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu)

    Sosyal fobi bireylerin başka insanlar tarafından yargılanabileceği düşüncesi ile yoğun bir kaygı duygusu yaşayarak toplumsal ortamlarda mahcup ve rezil olma korkusu sebebi ile toplumdan uzak ve çekingen kaldığı bir kaygı bozukluğu türevidir.

    Kişiler, özellikle tanımadığı veya yeni tanıştığı insanlar ile iletişim kurmaları gereken durumlardan ve ortamlardan kaçınırlar. Konuşma esnasında başkaları tarafından ellerinin ya da sesinin titrediğinin anlaşılacağı kaygısını yaşayabilirler.

    Sosyal Fobi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu) Belirtileri

    En az altı ay boyunca aşağıdakiler belirtiler görülmektedir;

    • Kişiler tanımadıkları insanlar ile tanışma, karşılıklı yemek yeme ya da başkalarının önünde performans sergileme (sunum yapmak) gibi toplumsal durumlarda belirgin bir korku ya da kaygı duyarlar.

    • Kişiler olumsuz olarak değerlendirilebilecek bir biçimde davranmaktan korkarlar. (Küçük düşeceği ve utanç duyacağı bir biçimde)

    • Toplumsal durumlar neredeyse her zaman korku ya da kaygı yaratır.

    • Toplumsal durumlardan kaçınırlar ya da yoğun bir kaygı ve korku duygusu ile bu gibi durumlara katlanırlar.

    • Korku kaygı ya da kaçınma durumları sosyal ya da iş ile ilgili alanlarda işlevsellik açısından kişinin yaşam kalitesini bozar.

    Sosyal Fobi Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    BDT de kaygı duyguları ve bu duygunun yarattığı fizyolojik tepkileri tanıma, kaygı yaratan durumlardaki düşünceleri değerlendirme ve kaygı yaratan durumlar için başa çıkma mekanizmaları geliştirme gibi süreçler vardır.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Kaygı insan yaşamının bir parçasıdır. Sınav, aile sorunları, iş stresi, sorumluluklar, yoğun programlar ve yetişmesi gereken işler her insanı hafif düzeyde kaygılandırabilir. Ancak yaygın kaygı bozukluğunda ‘sürekli, şiddetli ve mevcut durumla uygun düşmeyen bir endişe durumu söz konusudur. Ortam da kaygılanacak bir sebep veya herhangi bir gerçek tehdit ögesi olmasa bile kişi kendini endişeli hissedebilir.

    Aşırı endişe kişinin hayatını ve iş, aile, sosyal yaşantısındaki işlevselliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Kişi, günlük yaşantısındaki etkinliklerini sürdüremeyecek noktaya gelebilir.

    Bu rahatsızlığı yaşayan kişiler kendilerini çoğu zaman en kötü senaryoyu düşünürlerken bulurlar.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu Belirtileri

    Aşağıdaki belirtiler kişiden kişiye değişmekle beraber son altı ay veya daha uzun bir süredir görülmektedir.

    • Huzursuzluk veya sürekli diken üzerinde olma

    • Kolay yorulma

    • Odaklanmakta güçlük ya da zihin boşalması.

    • Kolay kızma

    • Kas gerginliği

    • Uykuya dalmakta ya da sürdürmekte güçlük.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel davranışçı terapide danışanlara hastalıkları ile ilgili psiko-eğitim verildikten sonra hatalı düşünce tarzları ile ilgili farkındalık yaratılır. Danışanlar endişe duydukları durumlar, düşünceler veya nesneler ile bilinçli ve aşamalı olarak karşı karşıya getirilerek kaygı ve korku tepkileri azaltılmaya çalışılır.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz insanın değişik bir şuur halidir. Doğal ve fizyolojik bir haldir. Parapsikolojik ya da doğa üstü bir güç değildir. Gün içerisinde her insan mutlaka zaman hipnotik transa girer. Hipnotik transtan kastım mevcut reel gerçekliğin bir anda dışına çıkmak, dalıp gitmek bunun küçük bir göstergesidir. Çoğu insan Televizyonda bir film izlerken, araba kullanırken, bir anlığına kendi iç dünyasında bir takım yerlere gittiğinde yaşanılan haldir. İşte bu trans halini bir başkası vasıtasıyla ya da kendi denetiminizde sistemli bir şekilde bir takım teknikler uygulayarak daha uzun süreli ve kontrollü yapılırsa buna HİPNOZ denir. Hipnoz yapana ‘hipnolog ‘ya da’ hipnotist ‘ adı verilir. Eğer hipnozu yapan ve programlayan, aynı zaman da bir tedavi yöntemi de uygulayacaksa buna’ hipnoterapist’ denir. Hipnoterapi psikilojik bir rahatsızlıkta yapılan terapinin hipnoz altında iken yapılmasıdır. Depresyon, duygu durum bozukları, fobiler, kişilik bozuklukları, psikolojik kökenli ağrılar vs. gibi daha pek çok hastalıkta daha kısa sürede daha çok veriye ulaştırarak tedavi sürecine büyük katkılar sağlayabilir. Çünkü hipnoz altında olan bir insanın bastırma mekanizmaları ortadan kalkar ve kişinin duygusal boşalımını sağlar.

    Özellikle sosyal fobi, örümcek fobisi uçak fobisi gibi insanın hayat kalitesini düşüren pek çok korku ile başa çıkmayı sağlayabiliriz hipnoz ile… Bugün uçak korkusu nedeniyle hayatlarındaki bir çok şeyden vazgeçmek zorunda kalan o kadar çok insan varki. . Mesela iş seyahatlerine çıkamamak kişiyi kariyerinde ilerlemekten alıkoyan büyük bir problemdir. . Kişiye genel müdürlük teklifi yapıyorlar reddediyor , tek derdi var. Genel müdür olunca Uluslar arası toplantılara gitmek zorunda kalacak, uçak yolculuğu yapmak zorunda kalacak. ‘ Çok mütevazı adam, genel müdürlüğü istemedi.’ gibi yorumlar geliyor ardından, oysaki adamın içi gidiyor…

    Uçağa binmeniz konusunda kaygı ve gerginlik yaratan birçok faktör olabilir. Örneğin panik atak, uçağın kaçırılması korkusu, terör korkusu, klostrofobi , kontrolün elinizde olmaması gibi birçok durum kişilerde anksiyete oluşturabilir. Hatta uçağa binmeden sadece havaalanında bulunmak bile bazı insanlarda kaygı yaratabilir. Uçuş korkusu bazı insanlarda önce hafif anksiyeteyle başlayıp uçağa bindikten sonra had safhaya ulaşarak uçaktan inme çabalarına kadar varabilen davranışlara sebep olabilir.

    Peki diyelim ki uçak korkusu olan bir kişi nasıl oluyor da hipnoz ile tedavi edilebiliyor. Basit bir dille anlatmak gerekirse hipnoz altındayken kişiye uçak ile ilgili imajinasyonlar verilip , o olayı birkaç sefer aşama aşama yaşatarak zihnin de defalarca uçak ile seyahati yaptırılır. Uçak korkusu öğrenilmiş bir durum olduğu için zihindeki olumsuz düşünce ve duyguları olumlular ile değiştirecek, bastıracak ya da bu korkuları başka yere yönlendirecek telkinler verilir.

    “Peki Hipnoz korkunuz varsa?” Unutmayın ki hipnoz sırasında telkine açık olmamıza rağmen hipnoz hali davranışımız üzerindeki kontrolümüzü kaybettiren bir durum değildir. Filmlerde gördüklerinizi unutun. Hipnozun başka bir kişinin kontrolü altına girmek olmadığını bilmek önemlidir. Kişi hipnoz halindeyken ne kontrolünü kaybeder, ne de daha sonra pişman olacağı bir söz veya davranışta bulunur. Kişinin etik ve sosyal değerleriyle çatışan, kişinin kendisi için faydalı olmayacak her türlü telkin, zihin tarafından mutlaka geri çevrilir. Hipnoz, denemek isteyen herkes için çok doğal ve güvenlidir. Unutmayın ki transa girmekteki başarı şansınız tamamen hipnoterapistiniz ile işbirliği yapma isteğinize ve transa girmek konusunda kendinize gerçekten izin vermenize bağlıdır.

  • Uyku Düzeni ve Gece Korkuları

    Uyku Düzeni ve Gece Korkuları

    Çocuklar farklı dönemlere özel farklı davranışlar sergileyebilirler.

    Bu yazımızda çocukların odalarını ayırma süreçlerini, gece korkularını ve uyku düzenlerini paylaşmak istedik.

    Çocuklar doğduklarından itibaren rutin bir düzene ihtiyaç duyuyorlar. Bu düzen sayesinde, arka arkaya gelen durumları tahmin edebilir ve daha hazır olabilirler.

    Düzen dediğimiz durum, uyku saatinin belli olması ve tam zamanında olması şeklinde değildir. Uyandığı andan itibaren, birbiri ardına gelen olayların düzenli şekilde ilerlemesidir. Örneğin, uykuya dalmadan önce pijama giyme, el oyunu oynama, masal okuma ve ninni söyleme… Uykuya geçiş süreci için bu rutin düzenli bir şekilde uygulanırsa, çocuk bu bağlantıları bir süre sonra öğrenir ve uykuya çok daha rahat geçer. 6 aydan itibaren bebeklerde bu düzenin oluşması, çocukluk döneminde de devam ettirilmesi gerekir.

    Çocuklarda yatakları ayırma ve odaları ayırma farklı süreçlerdir. 40 gün itibariyle bebekler farklı yatakta yatabilirken, aynı odada olunması anneyi rahatlatan bir durumdur. 6 ay itibariyle bebekler farklı odada kalabilir.

    1 yaşından sonra odaları ve yatağı ayırmak daha zordur. Bilinçlenen ve büyüyen çocuk bu duruma büyük bir direnç gösterebilir. Ağlayıp annenin yanına gelebilir. Bu süreçte çocuğun yanında olmak, uyuyana kadar birlikte zaman geçirmek ve kademeli olarak çocuğu ayırmak doğru olacaktır.

    Bu noktada her aile için farklı bir süreç işleyebilir, aile düzenleri farklı olduğundan dolayı alışma süreci farklı ilerleyecektir.

    Gelişen ve büyüyen çocukların her yaş döneminde farklı korku ve kaygıları olabilir. 4 yaş civarında çocukların gece korkusu yaşadıkları bir dönem vardır. Bu dönemde karanlıktan korkabilir, gece korkunç rüyalar görüp ebeveynlerin yanına gelmek isteyebilirler. Gelişen ve olgunlaşan çocuk beyninde, soyut kavramlara merak salmayla birlikte bu davranışların gözlemlenmesi normaldir. Bu süreçte ebeveynler aşağıda belirteceğimiz noktalara dikkat etmelidir;

    • Çocuğa onu anladığınızı ve korkularını dindirmek için sizden yardım alabileceği güvenini oluşturmanız gerekir. Bu sebepten, ‘anne karanlıktan korkuyorum, dışarda yatağımın altına bir canavar var.’ gibi cümlelerle yanınıza gelen çocuğunuza ‘Ben yanındayım, korkmana gerek yok, hadi gel konuşalım.’ Diyerek cevap vermek doğru olacaktır. “Bunda korkacak bir şey yok, korkmana gerek yok.” dememek gerekir.

    • Çocuğun korktuğu şeyleri anlatmasına ve zihninde canlandırmasına izin vermek gerekir. Seçtiği bazı oyuncakları belirleyip, gel bu oyuncaklar seni korusun, yatağının başına koyalım, kapının girişine koyalım denilebilir.

    • Korktuğu şeyleri çizmesine veya onlarla ilgili bir masal kurmasına destek vermek gerekir.

    • ‘Canavardan korkuyorum.’ diyen çocuğunuza, ‘Sende bir şövalye kostümü giydiğini hayal et. Bir atın üstünde canavarı karşıladığında eminim senden korkacaktır. ‘Gibi karşılık vererek, onu anladığınızı ve düşünce yoluyla bir çözüm bulduğunuzu yansıtmış olacaksınız.

    • Çocuğunuzla birlikte gece korkularıyla ilgili kitaplar okumak çok faydalı olacaktır. Aşağıda bu konuyla ilgili okuyabileceğiniz kitapları bulabilirsiniz.

    -İnci Karanlıktan Korkmuyor

    -Kim Korkar Karanlıktan?

    -Teo’nun Gece Korkusu Kitabı

    Uzun süre devam eden gece korkuları, uykudan sık sık ve çığlık atarak uyanma, uykusunu alamadığı için gün içinde dikkatini toplayamama ve durumdan olumsuz etkilenmeye başlayan çocuğunuz için psikolojik bir destek almanız doğru olacaktır.

  • Akrofobi

    Akrofobi

    Yerden oldukça yukarda olduğunuzda paniğe kapılır mısınız? Binaların en yüksek katlarındaki pencerelerden aşağı bakabilir misiniz? Uçağa bindiğinizde cam kenarları değil de iç taraftaki koltukları mı tercih edersiniz? Uçurumun kenarında oturan birinin fotoğrafına bile bakmak size rahatsızlık verir mi?

    Akrofobi (yükseklik korkusu) genel popülasyonun yaklaşık olarak %5’ini etkileyen bir anksiyete bozukluğudur. Yunanca yükseklik anlamındaki ‘’acron’’ ve korku anlamına gelen ‘’phobos’’ kelimelerinin birleşiminden gelir.

    Belirtileri:

    • Kişi zeminden yukarıda olduğunu algıladığında panik duymaya başlar. İstemsiz bir şekilde tutunacak bir yer arar ve vücudunun dengesinden şüphe duyar. Hızlı bir şekilde alçalmaya çalışır, örneğin emekler veya diz çöker.

    • Titremeye, terlemeye başlar, kalp çarpıntısı yaşar, hatta ağlama veya bağırma görülebilir.

    • Kendini dehşet içinde, korkmuş veya felç olmuş gibi hissedebilir.

    • Panik içinde olduğundan düşünmekte zorluk çeker.

    • Belirli bir kaygı ve kaçınma görülür. Örneğin kişiyi üst katlarda yaşayan ve balkonu veya büyük pencereleri olan bir yakınına ev ziyareti yapmak endişelendirir.

    Akrofobi ile İlişkili Fobiler ve Rahatsızlıklar:

    • Vertigo: Vertigo kişide çevresindeki objelerin hareket ettiği algısı oluşturan baş dönmesidir. Akrofobiden ayırt etmek için kan tahlili, tomografi, MRI gibi nörolojik testler yaptırılmalıdır.

    • Batmofobi: Merdiven veya yokuş korkusudur. Kişi bir dik yokuş gördüğünde orada tırmanmak zorunda olmasa bile paniğe kapılabilir. Batmofobi yaşayan birçok insan aynı zamanda akrofobi belirtileri de gösterebilir.

    • Klimakofobi: Merdiven korkusudur. Batmofobiden farkı; klimakofobide korku dik bir merdiveni çıkmak veya inmek tasarlandığında ortaya çıkar, kişi merdiveni gördüğünde zeminde olduğu sürece telaşa kapılmaz. Klimakofobi, akrofobi ile beraber görülebilir.

    • Aerofobi: Uçuş korkusudur. Korkunun şiddetine göre havalimanlarından, uçaklardan veya havada olmaktan korkmak şeklinde çeşitlilik gösterebilir. Aerofobi zaman zaman akrofobi ile beraber görülebilir.

    Sebepleri:

    • Tüm insanlar yükseklik korkusu yaşayabilir fakat bunun şiddeti kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir. Bu korku aynı zamanda hayvanlarda da mevcuttur ve adaptiftir, onları yüksekten düşmekten korur. Yükseklik fobisi olan kişilerde nedenler değişkenlik gösterebilir:

    • Genellikle çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylardan veya düşme ile sonuçlanan, kişiyi çok etkileyen ciddi kazalardan kaynaklanır.

    • Kişiler bu kazaları birebir kendileri yaşayıp yara almasalar da bir kaza veya düşme anına tanık olan kişilerde de bu fobi oluşabilmektedir. Bu sürece ‘’temsili öğrenme’’ adı verilir.

    • Bu fobiye zemin hazırlayan faktörler arasında genetiğin de payı düşünülebilir. Ailesinde bu rahatsızlık olan çocuklar bu stresi gözlemleyerek büyürler ve deneyimleme ihtimalleri artar.

    • Bilişsel süreçlerde yaşanan sapmalar birçok fobinin kaynağını oluşturur. Yükseklik kavramıyla ilgili beyinde yanlış verilerin işlenmesi aşırı endişe oluşturur ve strese yol açar. Kazaların oluşumunu ve şiddetini kişilerin gözünde fazla büyütmesi ve zihinlerinde abartılı şekillerde canlandırmaları da bu fobinin oluşumunda etkilidir.

    Tedavi:

    • Bilişsel Davranışçı Terapi belirli fobiler için etkili bir yöntemdir. Korkulan duruma aşamalı olarak maruz bırakma (sistematik duyarsızlaştırma) gibi davranışçı teknikler uygulanabilir. Panik içerikli tepkileri azaltma ve duygusal kontrolün yeniden kazandırılması hedeflenir

    • Sanal gerçeklik (virtual reality) yöntemi uygulanabilir. Bilgisayar aracılığıyla üç boyutlu olarak kişiye korktuğu durumun olduğu ortamda bulunuyormuş algısı aşamalı olarak uygun tekniklerde oluşturulur ve bir çeşit maruz bırakma yöntemi uygulanmış olur. Mali ve zamansal açıdan avantajlıdır.

    • Medikal tedavi açısından bazı ilaçlar (sedatifler veya beta blokerleri) kısa süreli rahatlamada ve anksiyeteyi panik anında azaltmakta faydalı olabilir.

    • Yoga, nefes egzersizleri, meditasyon, kas gevşetme egzersizleri gibi rahatlama teknikleri de stres ve kaygı ile baş etmede etkili yöntemler olarak bilinmektedir.

  • Çocuklarda Korku

    Çocuklarda Korku

    Küçük çocuklar genelde anne babalarına şaşırtıcı gelecek korkulara sahip olabilirler.

    Okul öncesinde korkular daha çok ayrılık ya da yabancı korkusu gibi korkulardır ve gelişimin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu korkular okul öncesi dönemde hafifler ve yerini başka korkular alabilir. Korkuların sebepleri çocuğun mizacına, hayal gücüne ve deneyimlerine bağlı olarak oluşabilir.

    Korkular mantıklı değildir, mantıklı açıklamalar ile ortadan kalkmaz ve çocuk rahatlamaz. Ebeveyn olarak; mantıklı açıklamalar yapmak, dikkat dağıtmak, ortamdan uzaklaştırmak, ya da korktuğu şey ile yüzleştirmeye çalışmak gibi yöntemler kullanabiliriz. Hatta bu durum bazen ebeveynleri sinirlendirebilir.

    Eğer bir çocuk korkuyorsa ortada gerçekten onu korkutan bir şey var demektir. Bunun yetişkin olarak sizin mantığınıza uymaması çocuğun korkularının onun için de anlamsız olması gerektiği anlamına gelmez. Bu durumdaki bir çocuğun en son duyması gereken şey “korkmana gerek yok.” gibi cümlelerdir. Korkusunun ebeveynleri tarafından kabul görmemesi hatta bazen yok sayılması çocuğa bu konuyla ilgili ailesinden yardım alamayacağını ve yalnız olduğunu hissettirir. Ebeveynlerin yaptığı mantıklı açıklamalar yetersiz kalır…

    Onun için yapacağınız en değerli şey korkusunu kabul etmek, empati göstermek ve destek olmak olacaktır. Böylece sizinle korkularını daha rahat paylaşabilmesi ve korkusunu yenmek için adımlar atabilmesini desteklemiş oluruz. Diğer türlü anlaşılmadığını hissettikçe korkularını büyütebilir ya da başka şekillerde dışa vurmaya başlayabilir.

    Çocuklar bazen doğru bilgiye sahip olmadıkları için, bazen eski deneyimlerinden dolayı, bazen başkalarından edindikleri korkulardan dolayı, bazen hayal güçlerinden dolayı korku yaşayabilirler.

    Bazı korkular daha semboliktir. Kardeşi doğan bir çocuk karanlıktan korkmaya başlayabilir. Eğer bir korku sembolik ise işin içinden çıkamıyor gibi hissediyorsanız o zaman bir uzmandan destek almanızı öneririm.

  • Fobiler

    Fobiler

    FOBİLER

    Çoğumuz çeşitli şeylerden korkmaktayız. Bu korkular hayatımızın her döneminde farklılık göstermektedir. Örneğin çocukken karanlıktan korkmak gibi. Gelişim dönemlerinde bireyin etrafı tanımaya başlaması ile birlikte yaşa göre bazı korkular oluşması normal ve doğal bir süreç olarak kabul edilir. Fakat beklenen durum, yaşın ilerlemesi ile korkuların azalmasıdır. Bu durumda fobik bir süreçten bahsetmek yerine normal kabul edilen korkulardan bahsetmiş oluruz.

    Fakat bu durum yetişkinlerde geçerli değildir. Korku tabii ki yetişkinler için de normaldir, fakat bu korkular yaşam kalitenizi bozmaya başladığında fobik bir durumdan şüphelenmelisiniz.

    Fobi Nedir?

    Fobi, bir tür kaygı bozukluğudur. Kişinin gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye, canlıya karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışı sergilemesine fobi denir. Bu kişiler fobi nesnesi ile karşı karşıya kaldıklarında ise büyük bir sıkıntı, kaygı yaşarlar ki bu durum kendini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir. Kişiler bu korkularının mantıksız ya da aşırı olduğunu bilse de, korkularına engel olamazlar.

    Fobilerin normal korkudan farkı; günlük işlevlerde bozulmaya yol açması, yaşam kalitesini düşürmesidir. Fobinin yarattığı kaygı ve fobiden kaçınmak için sarf edilen çaba, fobi sahibi kişinin yeteneklerini ve davranışlarını kısıtlamaktadır.

    Fobi Türleri

    Özgül Fobiler:

    Belli nitelikteki canlı-cansız nesne, mekân veya aktiviteye yönelik olarak aşırı korkulu olma durumudur. Özgül fobiler genellikle çocukluk çağlarında başlar, ancak yirmili yaşlarda da ortaya sıklıkla çıkmaktadır.

    Sık görülen özgül fobiler;

    Hayvan Fobileri: En yaygın görülen fobi türüdür. Yılan, kuş, köpek, örümcek, fare korkusu gibi.

    Durumsal Fobiler: Uçağa binmek, araba kullanmak, toplu taşıma araçlarına binmek, tünel ya da köprüden geçmek, kapalı alanda kalmak gibi.

    Doğa Fobileri: Doğa olayları kaynaklı fobilerdir. Fırtına, yükseklik korkusu ya da sudan korkmak gibi korkulara neden olmaktadır.

    Sağlık İle İlgili Fobiler: Kan görmek, yaralanmak, medikal prosedürler ve iğne korkusu gibi.

    Diğer Fobiler: Palyaço korkusu, yüksek ses korkusu gibi belirli nesnelere göre değişen fobilerdir.

    Karmaşık Fobiler:

    Kişinin korku ve kaygısı tek bir nesneye yönelik değildir. Birbirinden farklı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Sosyal fobi ve agorafobi buna örnektir.

    Sosyal Fobi ( Sosyal Kaygı Bozukluğu):

    Kinin sosyal ortamlarda ileri düzeyde kaygılı olması durumudur. Genellikle kişinin kendini yabancı hissedebileceği kalabalık ortamlarda, dikkatlerin kendisine yöneleceği durumlarda ortaya çıkan aşırı kaygılı olma halidir.

    Aşırı kaygılanmanın altındaki temel düşünce, insanlar tarafından olumsuz değerlendirilme, hata yapma, alay edilme şeklindeki varsayımlardır. Kişi bu yoğun korku ve kaygı ile kendini iş, sosyal ve özel hayattan soyutlamaya başlar. Kaygının azalacağı yerleri tercih eder, bahaneler üretir, insanların daha az olduğu yerleri seçerek kaçınma davranışları sergiler. Kaçınma davranışı sergiledikçe korku ve kaygı giderek pekişir.

    Sosyal fobi genellikle ergenlik dönemi ile genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkmaktadır.

    Agorafobi:

    Kişinin kolayca kaçıp kurtulamayacağını düşündüğü mekânlarda bulunmaktan kaçınması ve bu mekânlarda ileri düzeyde korku ve kaygı yaşamasıdır.

    Otobüs, minibüs gibi kapalı mekânlar, alışveriş merkezleri, sinema gibi alanlarda kaçınırlar. Agorafobide panik nöbetleri ortaya çıkabilir. Kişi nöbet geçireceğini düşünür ve o anda yardımsız kalacağını, kontrolü kaybedeceğini düşünerek kaygı yaratan mekânlardan kendini uzaklaştırır.

    Fobilerin Görülme Sıklığı

    Toplumun yaklaşık %8 ile %18’inde herhangi bir tür fobi mevcuttur. Fobiler kadınlarda daha sık görülmektedir. Çocuklukta görülen fobiler ilerleyen yaşlarda kaybolabilirken, yetişkinlikte ortaya çıkan fobiler ise genellikle birden başlar ve uzun süreli olmaktadır.

    Fobiler Neden Olur?

    Fobilerin gerçek nedenleri net olarak bilinememektedir. Fobi nedenleri türlerine göre değişmektedir, aynı fobi türünde de kişiden kişiye değişiklik gösterir. Fobilerde neden biyolojik, genetik ve çevreseldir.

    Çocukluk döneminde başlayan basit fobiler, rahatsız edici ve beklenmedik bir deneyim kaynaklı olabilir. Fobiler, öğrenilen davranışlar olabilir. Aynı evde başka bir kişinin fobisini deneyimleyen çocuk, fobi geliştirebilir. Genç yetişkinlikte görülen karmaşık fobiler ise, kalıtımsal özellikler ve yaşam olayları ile gelişmektedir.

    Fobi Döngüsü

    Kişi, herhangi bir nedenle bir nesne, durum ya da canlıdan korku duyar. Ardından kaygı yaratan nesne ile karşılaştığı durumlarda kaygı ve korkusunu azaltmak için kaçınma davranışı sergiler.(Örneğin; köpek gördüğünde karşı kaldırıma geçmek) Bu davranışlar tekrarlandıkça koşullanma oluşur, kaygı yaratan nesne/durum ile her karşılaşıldığında yeni kaçınma davranışları üretilir. Kaçınma davranışı, korku ve kaygının giderek kökleşmesine ve kişinin günlük işlevlerini yerine getirememesine neden olur. Böylelikle başta normal olan korku, fobiye dönüşür.

    Fobilerde Görülen Belirtiler

    • Korku nesnesi/durumu ile karşılaşıldığında kontrol edilemeyen kaygı,
    • Korku nesnesi/durumuna dair aşırı ve mantıksız korku,
    • Korku nesnesinden kaçınma,
    • Korku nesnesi nedenli panik nöbetleri ( terleme, titreme, boğulma hissi, mide bulantısı, baş ağrısı, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler)

    Fobilerin Tedavisi

    Fobiler tedavi edilmediği takdirde çok uzun zaman devam edebilir ve kökleşebilir. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve ortaya çıkan kaygı ve korkuyu azaltmaktır.

    İlaç Tedavisi: Antidepresan tedavisi uygulanmaktadır. Fakat tek başına ilaç tedavisi çözüm değildir. Ek olarak mutlaka psikoterapi desteği gereklidir.

    Psikoterapi: Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Kaygı ile başa çıkma tedavisinde gevşeme teknikleri ve bilişsel davranışçı tedavilerden yararlanılır.

    Öneriler

    Kişi korkularının üzerine gitmeye karar verdiğinde, korkusunun şiddetini incelemelidir. Korkusunun şiddetli olduğunu ve günlük hayat işlevlerini bozduğunu düşünüyorsa mutlaka uzman yardımı almalıdır.

    • Nesne/durum hakkında düşünürken rahatsız oluyor mu?
    • Korkulan nesne/durum aklına hangi sıklıkta geliyor?
    • Korkulan nesneyi/durumu düşündüğünde onunla ilgili bir olay aklına geliyor mu?
    • Korkulan nesne/durum hakkında düşünmek, konuşmak onu ne kadar rahatsız ediyor?
    • Korkulan nesne/durum düşünüldüğünde ya da maruz kalındığında terleme, sıcak basması, kalp artışının hızlanması gibi fiziksel belirtiler oluşuyor mu?

    Kişi stresle başa çıkarken doğal ihtiyaçları karşılanmalıdır: (Uyku düzeni, dengeli beslenme, doğru nefes alma, bol su içme, yürüyüş vb.) Bu ihtiyaçlar, fobilerde etkili olan biyokimyasal bozukluğun düzelmesine yardımcı olur.

    Maruz bırakma, üzerine gitme alıştırmalarında dikkatli olunmalıdır. Yoğun kaygı ve fiziksel belirtiler ile baş etmek zor olabilir. Uzman desteği ile aşamalı olarak alıştırmalar gerçekleşmektedir.