Etiket: Korku

  • FOBİLER

    FOBİLER

    FOBİ: Bir nesne ya da durumla ilgili, tehlikeyle orantılı olmayan ve onu yaşayan tarafından anlamsız olarak tanınan engelleyici, korkunun eşlik ettiği kaçınmadır.

    Ortada gerçek bir tehlikenin olmadığı ve hayat akışını bozmaya yeterli bir rahatsızlığın eşlik ettiği, yükseklik, kapalı yer, yılan, örümcek vs’den kaynaklanan aşırı korkulardır.

    BELİRTİLERİ:

    1. Kalp çarpıntısı,

    2. Ürperme (tüylerin diken diken olması gibi),

    3. Tansiyon değişiklikleri (kan fobisinde tansiyon düşer),

    4. Bayılacakmış gibi hissetme (gözlerde kararma hissi ile belirlidir),

    5. Ateş basması ve terleme (çoğunlukla soğuk terleme),

    6. Korku hissi veya irkilme,

    7. Bazen idrara çıkma isteği,

    8. Bazen bayılma

    9. Nefes darlığı

    10. Bulanık görme

    11. Ağız kuruluğu

    Fobiler iki başlık altında incelenmektedir:

    • Özgül fobiler

    • Sosyal fobiler

    ÖZGÜL FOBİLER:

    • Belirli bir nesne ya da bir durumla karşılaşınca ya da karşılaşma beklentisi olduğu zaman ortaya çıkan asılsız korkulardır.

    • Yaşam boyu görülme sıklığı erkeklerde %7, kadınlarda %16dır. Özgül fobiler sıklıkla hayatın ilk 20 yılında ortaya çıkarlar.

    • Korku yaratan nesne veya durumla karşılaşmaktan kaçınma ve kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda ise bu duruma ancak aşırı sıkıntı duyularak katlanabilme bu bozukluğun en tipik özelliklerinden birisidir.

    • Özgül fobi tanısının konulabilmesi için, yaşanan korkunun belirgin düzeyde sıkıntı yaratması veya kişinin mesleki ve toplumsal işlevlerini bozacak kadar yoğun olması gereklidir.

    • Özgül fobinin çocuklardaki görünümü erişkinlerden çok farklı değildir.

    • Özgül fobilerin oluşumunda öğrenmenin önemi diğer fobi türlerine göre daha fazladır, yani çevreden görülen benzer davranış ve tepkiler yaşanarak öğrenilir ve fobi yaratan durum karşısında öğrenilen tepkiler gösterilir.

    SIK GÖRÜLEN ÖZGÜL FOBİLER:

    • Yılan

    • Örümcek

    • Yükseklik

    • Hayvanlar (köpek, böcek, fare)

    • Asansör, kapalı alanlar

    • Uçak

    • Rüzgar, fırtına

    • Yüksek ses

    • Araba kullanma

    • Enjeksiyon (iğne yapılması) ve kan

    SOSYAL FOBİ

    • Başkalarının varlığıyla ilgili, mantıklı olmayan, ısrarlı korkudur.

    • Sosyal fobiler, korkulan ya da kaçınılan durumların dağılımına bağlı olarak genellenmiş ya da özgül olabilir. Genellenmiş tipte olan kişilerde bunun başlangıcı ilk yaşlara kadar gider, ayrıca bu kişilerde depresyon ve alkol kullanımı daha çok görülür (Davison ve Neale, 2004).

    • Sosyal fobilerin yaşam boyu görülme sıklığı erkeklerde %11, kadınlarda %15’tir.

    • Sosyal fobinin başlangıcı, genellikle sosyal farkındalık ve başka kişilerle etkileşimin kişinin yaşamında çok daha önemli olduğunun düşünüldüğü ergenlik dönemidir.

    • Sosyal fobikler kendilerini birçok alanda eksik ve yetersiz hissetme durumu içinde olurlar.

    • Bu kişiler özgüvenleri eksik ya da özgüvenlerini kaybetmiş kişilerdir. Dışarıdan gelen ya da gelme ihtimali olan eleştirilere maruz kalmamak adına sosyal ortama girmedikleri gibi, bu eleştirileri daha çok kendilerine kendileri söylerler.

    • Fobik kişi genellikle başkalarının kendisini değerlendireceği durumlardan kaçınmaya çalışır ve kaygı belirtileri gösterir.

    • Topluluk karşısında konuşmak, performans göstermek, dışarıda yemek yemek, ortak tuvaletleri kullanmak ya da başkalarının olduğu yerde herhangi bir iş yapmak aşırı kaygı doğurur.

    • Sosyal bir ortama girdiklerinde ve ilgi onlara döndüğünde ise bir takım belirtiler gösterirler. Bunların başında yüz kızarması, el ve bacaklarının hareketlerini kontrol edememe, bir an önce oradan uzaklaşma isteği, sıkılmışlık ifadeleri sergilemeleri, etrafı inceliyormuş gibi boş boş etrafına bakınma, kimseyle göz göze gelmemek için başını önünde eğik tutma vs. gelmektedir.

        
    1.     Sosyal fobikler sosyal ilişkilere daha olumsuz yüklemeler yaparlar.

    2.     Sosyal fobiklerin kendi sosyal davranışlarını abartılı, olumsuz düzeyde aşağılama eğilimleri vardır.
    3.     Sosyal fobikler kendi davranışlarına aşırı bağlanmalar yaparlar, genellikle ise diğer kişilerin davranışlarına çok daha bağlıdırlar 

    4.     Kendileri için çok seçicidirler. Kendileri ile ilgili hoş, olumlu, durum yada olaylar önemsiz kabul edilip bir kenara konur, bunun yanı sıra yetersiz, doyumsuz olaylar anımsanır ve uzun süre üzerinde durulur.
    5.     Sosyal ilişkilerde hoş olan durumlarda kendileri dışında neden ararlar ancak hayal kırıklığı yaratan olayların nedenlerini kendilerinde ararlar.

    NEDENLERİ:

    • Fobilerin nedeni, çocukluktaki belirgin bir kişilerarası sorundur.

    TEDAVİ:

    • Fobilerde tedavi yolu arama genellikle, mesleki durumundaki bir değişikliğin kişinin yıllarca kaçındığı ya da küçümsediği bir durumla yüzleşmesi gerektiğinde ortaya çıkar.

    • Psikanalitik tedavinin genellikle aşırı korku ve kaçınmanın altında yatan bastırılmış çatışmaların ortaya çıkarılmasını amaçlar.

    • Psikanalitik psikoterapide, düzeltici duygusal deneyim kullanılır.

    FOBİ TÜRLERİ

    • Agorafobi: Açık yer ya da kalabalık korkusu

    • Akrofobi: Yüksek yerlerden korkma

    • Amnezifobi: Hafızasını kaybetmekten korkma

    • Antropofobi: Insanlardan korkma 

    • Araknofobi: Örümceklerden korkma 

    • Asimetrifobi: Simetrik olmayan şeylerden korkma

    • Atelofobi: Mükemmel ol(a)mamaktan korkma 

    • Belonefobi: Iğnelerden korkma 

    • Dentofobi: Dişçiden korkma 

    • Entomofobi: Böceklerden korkma 

    • Erotofobi: Cinsellik korkusu 

    • Gametofobi: Evlenmekten korkma 

    • Hematofobi: Kan korkusu 

    • Homofobi: Eşcinsellerden korkma 

    • Kinofobi: Köpeklerden korkma 

    • Klostrofobi: Kapalı yer korkusu 

    • Manyofobi: Delirmekten korkma 

    • Nozokomefobi: Hastanelerden korkma

    • Sosyofobi: Toplumdan, genel olarak insanlardan korkma

    • Tanatofobi: Ölümden korkma 

    • Tripanofobi: Aşı ya da iğne olmaktan korkma

    • Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma 

    • Talassofobi: Deniz ya da okyanus korkusu 

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    Aniden  gelen  endişe hissi ile beraber, şiddetli anksiyetenin  ve korkunun da eşlik ettiği periyotlardır.  Ataklar genellikle 5-10 dakikalık süreçte  hızlıca yaşanır. Fakat  saatlerce sürmüş hissi uyandıran atak insanların hayatını mahveder. Panik  Atak kişilerin yaşamlarını olumsuz  etkileyen, yaşama sevincinçlerini yok eden, attığınız her adımda verdiğiniz her kararda sizi gölge gibi  arkanızdan takip eden yaşamınızı  kısıtlayan,  dünyayı dar edendir.

    PANİK ATAK ESNASINDA YAŞANANLAR:

     Panik atak esnasında yaşananlar hasta için çok gerçekçidir ve korkutucudur. Her ne kadar belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterse de; 

    Vücudumuzda İlk atak beklenmedik bir anda  çarpıntı ile birlikte kalp atışlarının hızlanması ile göğüsün sıkışması ve göğüs ağrısı ile  başlar.Göğsünde sıkışma daralma hissi yaşanır. O anki endişeyle insan vücudun da sıcak basması,  soğuk soğuk terlemeler görülür. Kişiler genellikle bu esnada eyvah kalp krizi geçiriyorum  diye korku yaşarlar,  hızlı ve derin nefes alma veya nefes alamama hissi, nefes darlığı, boğuluyormuş gibi olma, soluğun kesilmesi, boğazda yumru hissi, ölüm korkusu, el ve ayak parmak uçlarında uyuşma gibi fiziksel belirtilerle birlikte kontürolu kaybetme ya da çıldıracak gibi olup aklını kaybetme ve çıldırma  korkusu yaşar, gerçekle bağlantının kopması, benliğinden ayrılıyormuş gibi olma, evden çıkamama korkusu toplum içinde bayılma korkusu gibi birçok korkuyu atak esnasında yaşar. 

    Bunları  yaşayan kişi çoğu zaman hastanelerin acil bölümlerini ziyaret eder. Hastaya yapılan tetkiklerden sonra ‘hiçbir şeyi’ olmadığı söylenir. Bu durum kişide dahada korku yaratır. Etrafında ki kişiler tarafından  ’’ hastalık hastasısın hastanelere de gidiyorsun hiç birşey yok, bir şey çıkmıyor’’ diye söylemlere maruz kalır. 

    Yaşadığı şeyden korkarak acaba bir daha olacakmıyım diye beklemeye başlayarak ve bir daha olmasından korkarak yaşamaya devam etmeye çalışır. Başka doktorlara gidilir, check-up yaptırılır ve bir şey çıkmaz. 

    Hastanın morali çok bozulur. Acil ziyaretlerinden birinde panik atak teşhisi konana kadar bu kısır döngü devam eder.

    Bir Bakışta Panik Bozukluk Belirtileri Şunlardır:

    1- Kalp çarpıntısı, artan nabız

    2- Nefes alıp vermede zorlanma

    3- Göğüs bölgesinde ağrı, sıkışma hissi

    4- Titreme

    5- Boğuluyormuş gibi hissetme

    6- Bulunulan ortamdan kopma, gerçek dışı hissetme

    7- Terleme

    8- Mide bulantısı

    9- Baş dönmesi, gözlerin kararması, bayılma

    10-Sıcak veya soğuk ter basması

    11-Parmak uçlarında uyuşma veya karıncalanma

    12-Ölüm korkusu

    13-Kontrolü kaybetme korkusu, delirme korkusu

    14-Kaçma isteği 

    Panik Atak da  bu belirtilerden en az  4 ya da daha fazlası bulunur.

  • Vajinismus nedir? Tedavisi nasıldır?

    Cinsel birleşme sırasında kadında vajen kaslarının istemsiz kasılarak cinsel birleşme olanağına kendini kapatması durumudur. Kasların kasılmasının önüne geçilememektedir. Vajinismusu genel olarak tanımladığımız zaman fiziksel bir engel olmamasına (Anatomik olarak normal) rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi,kendini kasması olarak tanımlanmaktadır. Kasılmalar, kadının kontrolü dışında oluşur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanında tüm vücutta bir kasılma , endişe, korku ve panik hali olur, ve kadın bacaklarını sıkıca kapatır. Vajinusmuslu kadınların bazıları ise kızlık zarlarının çok kalın olduğuna ve bu yüzden ilişkiye giremediklerine inanırlar ve de eşlerini de inandırırlar, sorunun kızlık zarının ortadan kalkmasıyla çözüleceğine inanan çift, bir kadın doğum uzmanına giderek , anestezi ile kızlık zarlarını ameliyatla açtırırlar, ama bu da çözüm getirmez ..Aslında gerçek vajinusmusta bunun yeri yoktur. Vajinusmus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu doktora muayene olamaz, tıpkı ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya kapılır. Son zamanlarda vajene botox uygulamaları yapılmış ve vajen kasının kasılması engellenmiştir.Gerçek vajinismuslularda bu yaklaşımda çözüm sağlamammaktadır.Geçici çözüm yolu olarak kullanılmaktadır. Bu tip sıkıntılı kişilere sakinleştirici ilaç, antidepresan ilaç vermekle bu sorun çözülmez, aksine bu tip ilaçların bazılarının cinsel isteği azaltıcı etkisi vardır, böylece sorun çözülmediği gibi başka bir sorun olan cinsel isteksizlikte sıkıntıya eklenmiş olur. Kas gevşeticiler veya alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girme çabaları da hep hüzün ile sonuçlanır. Çok kolay tedavi edilebilen bir sorun olan vajinusmus bu tip yanlış bilgi ve denemelerle büyür. Kadında sıkıntı, gerginlik başlar, kendisinde eksiklik olduğu duygusu ile suçluluk duymaya başlar, Ümitsizlik ve karamsarlığa düşer , bunalımlar yaşayabilirler. Cinsel ilişki ile ilgili kaygı ve korkular yanlızca kadınlarda olmaz bazı erkeklerde de bu olabilir.Kadınlar için bunu anlamak veya hissetmek çok zordur çünkü onlar kendi problemlerine vede çözümlerine odaklanmışlardır. Vajinismusun nedenlerinde çocukluk çağından kalma korkuların,suçluluk,ayıp,günah duygularının yeri büyüktür.Korkular en çok ,kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme ,parçalanma korkularıdır.Ayrıca gebe kalma korkuları da önemlidir.

    Bunların yanında;

    -Eksik yada yanlış cinsel bilgi
    -Erken travmatik yaşantılar
    -Eşler arasındaki iletişim biçimi
    -Cinsel iletişim sorunları
    -Performans kaygısı
    -Kızlık zarını yitirme korkusu
    -Otoriter baba
    -Baba kız ilişkisindeki güçlükler
    -Cinselliği aşağılayan aile olabilmektedir.

    Kişiler bu sorunla başa çıkabilmek için kendince çözüm yolları bulurlar.Bunlar arasında çok sık cinsel ilşkide bulunmaya çalışma yada cinsel ilişkiden kaçınma davranışları olabilmektedir. Tabi ki bu durum sorunu daha da karmaşıklaştırır ve içinden çıkılamaz bir kısır döngü oluşur.Sonuçta evliliklerin bitmesi bile söz konusu olabilir. Cinsel uyum yalnızca cinsel organların birleşmesi demek değildir.Aslında cinsel uyum,genel uyumun bir parçasıdır ve bir çok karmaşık ruhsal olayları içerir.Eğer eşlerin genel uyumları ile ilgili sorunları varsa tabi ki bu durum cinsel uyumlarını da etkiler. Bu sebeple vajinismus tedavisinde öncelikle bu sorunları keşfedip,farkına varmak gerekir.Bazı vakalarda sadece bu sorunları keşfetmek ve terapisini yapmak vajinismus sorununu tamamen çözmektedir. Vajinismus tedavisinde bilişsel davranışçı terapilerin yanında hipnoz tekniği kullanılır.Buradaki amaç,kişinin korkularının ve kaygılarının ilk önce düşüncede aşılmasını sağlamaktır.Çünkü,vajinismusun temelinde olumsuz cinsel düşünceler vardır.Bunların keşfinde ve tedavisinde hipnoz kullanılır.Kişi bu sayade kendini,cinsellikle ilgili düşüncelerini farkeder,onun yerine olumlu cinsel düşünceleri oluşturur. Bununla birlikte kişi rahatlama egzersizlerini öğrenir ve kasılmalarını kontrol edebilir hale gelir. Tabiki tüm bunların olabilmesi için kişinin inançlı olması ve iyileşmeyi gerçekten istemesi gerekir.

  • Neden panik atak geçiririz?

    “Pan”, Yunan mitolojisinde insanoğlu gibi ölümlü olan tek mitolojik Tanrı olarak anılır. Mitolojiye göre, Pan, ormanlarda ve dağlarda, tenha yerlerde dolaşan gezginleri, yolcuları, sevgilileri aniden önlerine çıkarak korkutuyor, kendi halinde otlayan sürüleri ve diğer hayvanları korkunç çığlıklar atarak panikletiyormuş. İnsanlar, hayvanlar ve tüm canlılar da neye uğradıklarını şaşırıp korku içinde kaçışıyorlarmış. İşte panik kelimesinin kökeni de buradan geliyor; yani Yunanca “panikos” kelimesinden… Panik atak sorunuyla ilk kez tanışan günümüz modern insanı, artık yaşamındaki hiçbir durumun garanti altında olmadığını anlayıp, tıpkı mitolojik Tanrı Pan gibi bağırıp çağırıyor, panikleyip kaçıyor, acı çekiyor ve ne yaşadığını tam olarak anlayamadığı için de doğal olarak korkuyor.

    Kişi herhangi bir tehlike hissettiğinde vücudu otomatik biçimde tepki gösteriyor, nefes alıp vermesi hızlanıyor, kalbi daha hızlı çarpmaya başladığından vücut ısısı artıyor, soğuk soğuk terlemeye başlıyor. Kaygı, korku ile en çok karıştırılan ve en yakın görünen duygu, oysa aralarında önemli farklılıkları var; kaygı, nedeni belirsiz ve bilinmeyen bir tür korku olarak tanımlanabilir. Buna göre kaygının en önemli özelliği, ferdi tehdit eden açık bir tehlike olmadığı durumlarda ortaya çıkması. Çünkü kaygı, her canlı varlığın en temel duygularından birisi ve doğumla başlıyor. Korku, bilinen ve anlık olarak yaşanabilecek bir tehlike veya duruma karşı ortaya çıkarken, kaygı daha çok bilinmeyen ve gelecekteki durumlarla ilgili oluyor. İnsanlarda kaygı duygusu korkuya oranla daha yaygın, daha yavaş ortaya çıkıyor ama sürekliliği daha uzun oluyor. Panik atak ise kişinin karışık korku ve kaygı duygularıyla dört bir taraftan kuşatılması durumu olarak biliniyor.

    Yoğun iş temposuyla özel yaşamı arasında bir denge kurmaya çalışan ve beton yığınları arasına sıkışmış olan günümüz insanı, bir de iç dünyasında sınırları belli olmayan, görünmez duvarlar arasına sıkışıp kendisini bitmiş ve çaresiz hissedebiliyor. Bu çaresizlik beraberinde, içinde yoğun biçimde sıkıntı, korku ve kaygı tohumları barındıran panik atak nöbetlerini getirebiliyor. Panik atak nöbeti geçiren pek çok kişi yaşadığı belirtileri, korkuyu ve paniği “Eyvah ölüyorum ya da kalp krizi geçiriyorum galiba!”, “Kontrolümü tamamıyla yitirdim!” diyerek ifade ediyor. Bu kişiler, duygu ve korkularını normalde kullandıkları dil ve üsluba oranla çok daha korku dolu, yoğun ve abartılı biçimde tanımlıyor. Tüm belirtiler kişide endişe, dehşet, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların bir arada yaşanmasına ve “Kalp krizi geçiriyorum” korkusuna neden oluyor. Göğüste sıkışma, ağrı, nefes darlığı hissi gibi şikayetler panik atak hastalığının tipik belirtileri arasında yer alıyor. Bu belirtilere, kalp hastalıklarında da rastlanıyor. Bu durum panik atak hastalarının, kalp rahatsızlığı şüphesiyle doktora gitmelerine yol açıyor. Oysa kalp kriziyle panik atağı birbirinden ayırmak mümkün…

    Panik atakta, aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleri olur. Kişilerin çoğu zaman “kriz” adını verdiği bu nöbetler, yani panik atak, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve şiddeti 10 dakika içinde en yoğun düzeye çıkar. Göğüs ağrısı, kalbin hızlı çarpması, baş dönmesi, sersemlik ve bayılma duygusu, soluk kesilmesi veya hava açlığı, el ve ayaklarda üşüme, yanma, karıncalanma veya hissizlik, hatta titremeler ya da sarsılmalarla krize eşlik eder. Ağrının yoğunluğu, bunaltı hali arttıkça artar. Kişi kalp krizi geçirdiğini zanneder ve şiddetli bir ölüm korkusu yaşar. Bu belirtileri okuyan birçok kişi “Eyvah! Bunların bir kısmı bende de oluyor! Acaba panik atak hastası mıyım?” diye korkabilir. Pek çok insan bu türden belirtileri zaman zaman yaşayabiliyor, ama genellikle bu çok kısa sürüyor ve gerçekten panik atak yaşayan kişilerin hissettiği ağırlıkta ve yoğunlukta asla gerçekleşmiyor.

    NASIL VE NEDEN ORTAYA ÇIKIYOR?

    Özellikle yüksek eğitimli ve kentli yaşam tarzını benimsemiş olan kişilerde (daha çok kadınlarda) ortaya çıkan panik atak, farkında olunan ya da olunmayan bir anda, yaşamdaki herhangi bir dönüm noktasında ortaya çıkıyor. Bu dönüm noktası genellikle yaşanılan bir kayıp olabiliyor; iş kaybı, eş kaybı, çevre kaybı, itibar kaybı, para kaybı, güven kaybı gibi… Mesela bir iş adamının iflas durumu (maddi kayıp), başka bir şehre taşınmak (çevre kaybı), anne olmak, askere gitmek (özgürlük kaybı), sevilen bir kişiden ayrılmak (duygusal kayıp), deprem veya doğal afet sonrası ailenin kaybı (kendine güven kaybı) örnek teşkil edebiliyor. Kayıpla beraber ani gelen bir endişe hissi, kalp çarpıntısı, nefes almakta zorluk, uyuşma karıncalanma, ortama yabancılaşma, baş dönmesi gibi belirtiler yaşanabiliyor. Belirtileri yaşayan kişi çok korkuyor, öleceğini bile düşünebiliyor. Çoğu zaman hastanelerin acil bölümleri ziyaret ediliyor. Kişiye yapılan tetkiklerden sonra fiziksel hiçbir şeyi olmadığı ve sağlıklı olduğu söyleniyor. Bu durum kişide daha fazla korku ve panik duygusu yaratıyor. Yaşadığı şey her neyse modern tıp biliminin dâhi anlayamadığını, üstesinden gelemediğini düşünüyor. Aynı korku ve belirsizlik duygusunu bir kez daha yaşamaktan korkmaya başlıyor. Korktuğu başına geliyor. Başka doktorlara gidiliyor, check-up’lar, kontroller yaptırılıyor, filmler çektiriliyor ve tabi hiçbir organik bozukluk görülmüyor. Kişinin kafası daha çok karışıyor.

    Sonuç olarak KORKU+KAYGI+ÜZÜNTÜ +PANİK = PANİK ATAK

    Unutulmamalıdır ki bu şikayetler, terapinin mutlaka eşik etmesi gerektiği bir tedavide, genellikle uygun ilaçların da eklenmesiyle başarıyla ortadan kaldırılabilmektedir.

  • Fobileriniz kabusunuz olmasın !

    Kim yüzde yüz cesuryürek ki ? Uçaktan, karanlıktan, hasta olmaktan, böcekten, iğneden, denizden, yüksekten, kediden, köpekten, yalnız kalmaktan, kaybetmekten, parasızlıktan… Saymakla bitmez… Korkularınızdan korkmayın, “fobim var” deyip geçmeyin, tedavisi düşündüğünüzden daha basit.

    “Korku” dediğimiz şey aslında bir kaygı duygusu. Ve çok insani. Bu duygu çoğu zaman hayatta kalmamızı sağlayan “savaş veya kaç” komutunun habercisi.

    Bu hisse kendimizi kaptırıp tüm duygularımızı ele geçirmesine izin verdiğimizde iş çığırından çıkıyor. Tam da bu noktada hayatımızı zorlaştıran fobiler çıkıyor ortaya.

    Peki nedir bu “fobi”? İnanılmaz ama gerçek, yaklaşık 250 tip fobi mevcut. Bizi korkutan anlık bir olayın hafızalarımıza kaydedilmesiyle ilk fotoğraf oluşuyor. Zamanla beynimiz belli hareket dizinleriyle bu fotoğrafı filme çeviriyor. Kartopu etkisi dediğimiz şey burada devreye giriyor ve maalesef benliğimizi ele geçiriyor.

    Bazen de çok korktuğumuz bir olayda bilinçaltımız tarafından kaydedilen görüntü ve sesler de korkumuzun tetiklenmesine sebep olabiliyor. Küçük yaşta boğulma tehlikesi geçiren bir kişi önce denizden, sonra havuzdan sonrasında ise suya dair her şeyden korkuyor. Ya da çocukken bir köpek tarafından kovalanmak ömrün geri kalanında köpek korkusuna yol açabiliyor.

    Dalgalı deniz görüntüsü ve sesi, bir köpek havlaması, uçak motoru sesi… Hepsi, ama hepsi tetikliyor. Düşünürsek… Hangimizi köpek kovalamadı? Hangimiz doğuştan yüzme biliyorduk, ya da kaçımız uçakların teknik donanımlarına hakim? Korkulardan, fobilerden kurtulmak mümkün mü?

    Korkulardan arınmak ve hayatı kolaylaştırmak zannedildiği kadar zor değil. İlk adım korkunun temel nedenine inmek. O temel algı değişimi ve tamamlayıcı tıp yöntemleriyle değiştirildiğinde korku da uçup gidiyor. Hangi yöntemler bunlar? Kaç seans gerekiyor? Birkaç farklı yöntem uygulamak mümkün. Bioenerji.

    Bu yöntemle vücudumuzda, korku duygumuz nedeniyle bozulmuş olan enerji akımı ve buna bağlı belirtiler düzenlenir. Algı değişimi ve EFT tekniğinin daha kolay uygulanmasına zemin hazırlanır. Bu sayede de hasta korkularından daha rahat kurtulabilir. Algı değişimi.

    Kulağa ilk çarptığında kişide bir çekince oluşabiliyor. Fakat algı değişimi seanslarında danışan tarafından onaylanmayan hiçbir işlem uygulanmaz. Tamamen rahat bir sohbet akışında, geçmişin kaygı ve travmalarını hatırlayıp onları usulünce değiştirerek yerine doğru algıları, kişinin kendi iradesi ve isteğiyle yerleştirmek, rahatlığa ulaşmanın bir yoludur.

    EFT “Emotional Freedom Technics”, yani “Duygusal Özgürlük Tekniği”. Burada amaç, akupunktur noktalarına yapılan küçük dokunuşlarla, beyin belli bir rahatsızlığı odaklanır. Belli hareket silsilesinin ardından bu rahatsızlık beyine yokmuş gibi algılatılır. Beyinde tariflenmeyen bir rahatsızlık da vücudumuz tarafından hızlıca iyileştirilerek yok edilir.

    EFT’ye ağırlıkla; Hayvan, yükseklik, deprem, asansör, ameliyat, karanlık, yalnızlık vs. gibi korku ve fobilerde, sınav stresi ve sınav korkusunu yenebilme, okula konsantrasyon, motivasyon, öğrenme alanlarında, Psikolojik problemlerde ve sigara bırakma, kilo problemleri, yeme bozuklukları ve cinsel sorunlarda başvuruluyor.

    Doğru uygulandığı taktirde, başarı oranı da epey yüksek. Korkunun tipine ve kişinin tedaviye uyumuna göre, “kim korkar hain kurttan” demek için 3-5 seans yeterli.

  • Mikrocerrahi nedir?

    Yaklaşık altmış yıldır uygulanmakta olan klasik bel fıtığı ameliyatları sonucu hastaların tam olarak iyileşememeleri, uzun süre ağrı çekmeleri, işlerine geç dönmeleri cerrahları bu konuda arayışlara yöneltmiştir ve yirmi iki yıl önce Caspar ve Yaşargil tarafından mikrodiskektomi metodu bulunmuştur. Mikrodiskektomi hastaların ayağa kalkış ve işlerine dönüş süreçlerini kısaltmış, fakat özel eğitim, özel mikroskop ve özel aletler gerektirdiğinden arzu edilen düzeyde yaygınlaşamamıştır. Bu nedenle halk arasında bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu oldukça yaygın bir şekilde devam etmektedir. Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı-yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece bir buçuk-iki santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır. Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır. Halen bu metotla bel fıtığı ameliyatları korkulu rüya olmaktan çıkmış, bel fıtığı olan hastaların hastalıkları nedeniyle üzüntüye kapılmalarını önlenmiştir. Hastalar ameliyat oldukları gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, bir hafta içinde de normal yaşantılarına dönebilmektedirler. Bazı hastalar ise ameliyattan değil narkoz almaktan korkmaktadırlar. Birçoğunda uyuyup bir daha uyanamama korkusu vardır. Epidural anestezinin bel fıtığı ameliyatlarında da kullanılması ile bu korku ortadan kaldırılmış, artık bel fıtığı ameliyatları konuşa konuşa yapılır hale gelmiştir. Hastalar ameliyat sırasında rahatlıkla sohbet eder, şarkı söyleyebilir, ameliyat sırasında yakınlarını arayabilir hale gelmişlerdir.

    Diğer Cerrahi Metodları Nelerdir?

    Daha önceleri uygulanan lazerle belfıtığı ameliyatları, perkütanöz endoskopik diskektomi denilen ayaktan tedavi metotları ve kemonükleozis denilen ilaçla diskin eritilmesi metotları ancak istirahatle ve fizik tedaviyle iyi olabilecek hastalara fayda ettiğinden yavaş yavaş terkedilmektedir. Bir çok hastalıkta da olduğu gibi bel fıtığından değil geç kalınmaktan korkulmalıdır. Amacımız ağrısız, hareket kısıtlılığı olmayan mutlu bir toplum yaratmaktır.

  • Hangi  sedasyon yöntemi size uygundur?

    Hangi sedasyon yöntemi size uygundur?

    Doğru dişhekimini bulmanıza ve uygun psikolojik teknikleri kullanmanıza karşın diş hekimi korkunuzu halen yenemediyseniz bu korkuyu gidermek için bazı yatıştırıcı ilaçların yardımı gerekebilir.

    Sedasyon bazan “diş hekimi korku ve endişesi” nin çözümü olarak düşünülse de gerçekte birçok insan sedasyon fikrinden hoşlanmaz.

    Sedasyon gereksinimi yapılacak işlemin türünden çok hastanın durumu ile ilişkilidir. Bazı hastalar yapılacak en küçük diş tedavisinde bile sedasyon isterken bazı hastalar yalnızca uzun sürecek ya da zor olduğunu düşündüğü tedaviler için sedasyona ihtiyaç gösterirler.

    Kural olarak damar yolu (IV) ile uygulanan sedasyon “ben işlemle ilgili hiçbir şey hatırlamak istemiyorum” diyen hastalar için uygun bir yöntemdir. En önemli dezavantajı eve giderken bir refakatçı bulunması zorunluluğu ve işlemden sonraki erken saatlerde uyku hali, sersemlik, baş dönmesi gibi etkilerin devam etmesidir.

    Nitröz oksit sedasyonu diş hekimine gelirken hafif bir sinirlilik hali yaşayan kişiler için uygun olabilir.

    Genel anestezi (narkoz) diş tedavisi için son seçenektir. Çünkü potansiyel riskleri sedasyon yöntemlerine göre daha fazladır.

    Sedasyon yöntemi aşağıdaki durumlar için uygun bir seçenektir.

    İşlem sırasında olan biteni görmek, duymak, hatırlamak istemiyorsanız, (damar yolu ile sedasyon)

    Rahatlamak için hafif bir desteğe ihtiyacınız varsa (nitrözoksit sedasyonu)

    İçinizden bir ses sedasyon olmadan yapılacak işlemleri tolere edemeyeceğinizi söylüyorsa

    Korkunuz belirli bir işleme yönelikse (iğne korkusu, diş çekimi korkusu vb)

    Korkularınız ciddi düzeyde ise, doğru diş hekimini bulmanıza karşın korkularınız halen devam ediyorsa

    Zihinsel fonksiyonlar açısından başka bir probleminiz varsa

    Diş tedavilerinizin bir an önce bitmesini gerektiren yoğun tempolu çalışma, önemli bir sosyal olay (düğün, mezuniyet vb) varsa

    Çoklu diş çekimi, çoklu implant gibi büyük çaplı ve hoş olmayan işlemlerin yapılacağı durumlarda

    Sedasyon şu durumlarda uygun bir seçenek değildir.

    Kontrolu kaybetme ve başkalarına güvenme konusunda sıkıntılarınız varsa

    Sedasyonu kabul etmeniz için size baskı yapıldığını düşünüyorsanız

    Sedasyon için kullanılacak ilaçlarla ilgili endişeleriniz varsa

    Sedasyonun muhakeme yeteneğinizi etkileyeceği ve diş hekimiyle iletişiminizi işlem süresince bozacağı düşüncesi sizi rahatsız ediyorsa