Çocuklar özellikle 2-4 yaş arasında “Küstüm” ifadesini sıklıkla kullanmaya başlarlar. İstekleri yerine getirilmediğinde, onlarla oyun oynamadığınızda “Küstüm anne” ya da “Baba sana küstüm” gibi ifadeler kullanarak tepkilerini gösterirler.
Genellikle anne babalar, “Küsersen küs, ben de sana küstüm” diyerek, çocuklarını bu davranıştan vazgeçirmeye çalışırlar.
Bir çocuk, annesi babası ona küsünce ne düşünür, ne hisseder?
Demek ki, hoşlanmadığım durumlarda küsebilirim, baksana annem babam da küsüyor, o zaman küsmek doğru bir davranış.
Okuldaki arkadaşım Ahmet de bana küsüyor, annem babam da küsüyor. O zaman annem ve babam aslında benim arkadaşım gibi. O halde onların her dediğini yapmak zorunda değilim.
Evde, okulda, misafirliğe gidince hoşlanmadığım bir durumla karşılaştığımda hemen küsebilirim. Bu, işe yarayan bir yöntem.
Bunlara sebep olmamak adına, anne baba çocuğuna küsmemelidir. Küsmek yerine, çocuğun o anki duygularını anlamaya çalışmalı, hatta ona adeta dublaj yapmalıdır.
“Sanırım sen bir şeye kızdın, küsersen seni kızdıran şeyin ne olduğunu bilemem, benimle konuşmak ister misin” şeklindeki yaklaşım daha sağlıklı olacaktır.
Bu yaklaşıma rağmen, çocuk hala küsmeye devam ediyorsa “Şu anda konuşmak istemiyorsun sanırım, konuşmak istediğinde ben hazırım, konuşabiliriz” denebilir.
Bu konuşmalar sırasında çocuğun göz hizasına inmek, onunla göz kontağı kurmak çok önemlidir. Çocuk kendini baskı altında değil, güvende hissetmelidir.
Aradan bir süre geçtikten sonra çocuk anne babaya yanaşır ve konuşmak isterse “Hani bize küsmüştün, bizimle konuşma o zaman” gibi olumsuz bir ifade yerine “Seni dinliyorum, gel konuşalım” gibi olumlu bir ifade kullanılmalıdır.
Bu konuşma sırasında çocuğa küsmenin ne kadar yanlış bir davranış olduğu ile ilgili nasihatlar vermek yerine, duygularını ifade etmesine fırsat verilmelidir.
Pek çok konuda olduğu gibi kekemeliğin de öğrenilmiş bir alışkanlık olduğunu düşünüyorum. Bu alışkanlığı yeniden formatlamak ne kadar uzun zaman geçtiyse o kadar uzun zaman alır. Yapılabilecek teknik çalışmaların yanında psikolojik desteğin şart olduğunu düşünüyorum.
Kekemelik Tedaviyle Düzelir Mi?
Kekemelik, konuşmanındoğal akışının bozulmasıdır. Hece ya da ses tekrarı ile ses uzatmaları şeklinde görülür.
Özellikle ebeveynleri korkutan bu durum kişilerde pek çok soru işaretine neden oluyor. Kekemeliğe yönelik soruların başında şunlar geliyor:
Neden ve nasıl oluşur?
Tedavisi var mı?
Psikolojiye etkileri neler?
Nasıl fark edilir?
Kekemelik Nasıl Oluşur?
Kekemeliğin en çok 2-5 arasında ortaya çıktığını belirten uzmanlar, çoğu kekemeliğin zaman içinde kendiliğinden geçtiğini ancak küçük bir kısmının özel dil eğitiminden geçerek düzeltildiğini bildiriyor. İlk 6 ay beklenilmesi ve kendiliğinden geçmiyorsa çocuk doktoruna danışılması gerekiyor. Zaman zaman zekâ konusunda düşünmeye sevk etse de konuşmaya yeni başlayan çocuklarda görülen konuşma aksaklığı çocuğun hızlı düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Düşünme hızı konuşma hızından fazla olabilir. Bu nedenle doktorun yönlendirilmesi ile dil gelişimi uzmanlarına ihtiyaç duyup duymadığı öğrenilmelidir.
Kekemeliğin Nedenleri
Öncelikle kekemeliğin bir hastalık olmadığını bilmek gerekiyor. Ayrıca bir zekâ geriliği de değildir. Kesin olarak nedenleri bilinemese de birçok etken olabilir. Genetik ve nörofizyolojik etmenler ile psikolojik faktörler kekemeliğe neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra şiddetli korku ve solunum bozukluğu da kekemeliği tetiklemektedir.
Kekemelik Psikolojiyi Nasıl Etkiliyor?
Anlatımda aksama ve uzatmalarla kendini tekrarlayan kelimeler anlatım akışını bozduğundan anlaşılırlığı güç kılar. Özellikle durumdan duyulan rahatsızlık karşı taraftan hissettirildiğinde kişi kendini ifade etme eğiliminden vaz geçer. Bu durum içe kapanık bir karakterin oluşumuna ve toplumdan soyutlanma isteğine kadar ulaşır. Aşırı tepkiye maruz kalan kekemelerde özgüven eksikliği meydana gelebilir. Kişi konuşmasıyla çevresindekileri sürekli olarak rahatsız ettiğini düşünür ve ihtiyaç duyduğu konularda ve karşılaştığı sorunlarla tek başına mücadele etmeye çalışabilir. Kendini yetersiz hisseder ve yeteneklerinin farkına varamayabilir. Okul ve iş hayatında başarısızlığa neden olabilecek kekemelik, çalışma isteksizliğine de neden olabiliyor.
Kekemelik Giderilebilir mi?
Kekemeliğin bir hastalık olmadığını vurgulayan uzmanlar kekemeliğin tedavi aşamasına da girmediğini belirtiyor. Ancak dil gelişim uzmanları ile belli bir eğitim sürecinden geçirilerek kişinin psikoloji ve diğer kalıtsal özellikleri değerlendirilerek kekemeliğin giderilebileceğini bildiriyor. Bu tür durumlarda erken yönlendirme, daha hızlı sonuç alma ve kalıcı kekemeliğin önüne geçilmesini sağlıyor. Bu süreçte aceleci olmamak ve telaşlanmamak gerekir.
Kekeme Çocuğa Nasıl Davranılmalı?
Kekemeliğin kronikleşmemesi ve çocuğun psikolojisini kötü yönde etkilememesi için kekemeliğin görüldüğü çocuklara karşı dikkat edilmesi gereken durumlar var. Bunların başında şunlar geliyor:
Çocukla hızlı konuşulmamalı ve çocuğun telaşlanmasına neden olacak diyaloglardan uzak durulmalı.
Çocuk ilgi ve sabırla dinlenmeli, cümlesini tamamlamaya çalışan çocuğun kelime ya da cümleleri tamamlanmamalıdır.
Çocuğun konuşması eleştirilmemeli, çabuk olması için telkinde bulunulmamalı
Uyarıcı kelimeler kullanılmamalıdır( çabuk ol, dikkatli ol gibi)
Konuşmasını tamamlayana kadar ilgiyle dinleneceğine dair güven sağlanmalıdır.
Yaptığı iyi işlerde çocuk takdir edildiğinde takdir edilme nedeni açıklanmalıdır.
Sosyal ortamlara katılması sağlanmalı ve yeteneğini kullanabileceği spor alanlarına yönlenmesi sağlanmalıdır.
Çocuğa karşı aşırı korumacı tutum sergilenmemelidir. İstenilen hemen yerine getirilmemeli, her çocukta olduğu gibi kekeme çocuklar için de evet-hayır çizgisi korunmalıdır.
Kekemelik Teşhisinin Konması
Kekemelik, kolay fark edilen bir durumdur. Daha çok çocuklarda görülürken belli etmenlerden dolayı yetişkinlerde de görülebilir.
Dili yeni kullanmaya başlayan çocuklarda 6 aydan sonra devam etmesi durumunda ailede kekeme kişilerin olup olmadığı bakılarak genetik olabileceği incelenir.
Farklı ortamlarda gözlemlenerek konuşmasının değişiklik gösterip göstermediğine bakılır.
Korku sonrası oluşabilen kekemeliğin devam edip etmediğine bakılır.
Heceleri tekrarlama ve uzatma süresi ile bunun gerçekleşme nedenleri dikkate alınır.
Adil Maviş
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
Dil gelişimi kavramı, tarih boyunca incelenmiş ve araştırmalarla desteklenmiştir. Bu araştırmalarda, genetik faktör, fizyoloji, fiziksel ve ruhsal durum, anne-bebek etkileşimi ve sosyal çevre, cinsiyet, aile yapısı ve iki dillilik, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik etkenler gibi dil gelişimini etkileyen faktörler ele alınmıştır.
Bu yazıda, dil gelişiminin bu faktörleri üzerinde durmak yerine; bozukluk sayılmayan olası stresler karşısında zekaya bağlı olmayan konuşma bozuklukları ile ilgili olarak rastladığımız durumlar hakkında ilerleyeceğiz.
Çocukların başkalarıyla ilişki kurmak konusundaki istekleri genellikle konuşmayı öğrenebilmeleri için dürtü oluşturur ve dilleri gelişir. Bazı çocuklar normal bir zeka düzeyinde olmakla birlikte, bir ya da daha çok özel işlevini etkileyen gelişme geriliğinden yakınırlar. Bu gelişme bozukluğu, özellikle konuşma alanında görülür. Hareketleri ve sosyal davranışları epeyce olgunlaştığı sıralarda bile sessiz harfleri yanlış söylerler ve bebeksi konuşma biçimini sürdürürler. Çocuk, bazı sözcükleri geç öğrenebilir, üç yaşından önce bilinçli olarak konuşmaya başlarken, yedi sekiz yaşına kadar “t”, “s” ve “v” harflerini söyleyemezler. Bu, hafif konuşma bozukluğu olarak literatüre geçmiştir. Esas tehlike, hiçbir çaba harcamadan normalde öğrenebilecekken, sabırsız ve tahammülsüz ebeveynlerin “düzgün konuşması” için çocuklarını, bilinçli olarak zorlamalarıyla ortaya çıkar.
Normal durumlarda biriyle iletişime geçerken, paylaşımda bulunurken karşı tarafın sizi kolayca anlayabildiğini bilirsiniz. Bunun vermiş olduğu rahatlıkla iletişiminiz devam eder ve sağlıklı bir şekilde dilediğinizde sonlandırabilirsiniz. Çünkü iletişimde kişinin kendini anlatması, en az karşı tarafın sizi anlaması kadar önemlidir. Şimdi, kelime haznesi gelişmemiş, sesleri doğru çıkaramayan ve henüz soyut döneme geçememiş bir çocuk düşünün. Kendini anlatmak isteyen, duyguları en üst seviyede yaşayan ancak bir türlü bunu başaramayan bir çocuk… Tam da “kendi”ni ispat edeceği, fikirleriyle var olduğunu göstereceği bir dönemde bu çocuğun içinde barındırdığı yeni ve öfke dolu duyguları tahmin edebilirsiniz. Bu arada ebeveynleri, bu durumu onaylamadıklarını belirtirlerse çocuğun konuşmayı öğrenmesi daha da zorlaşır. Anksiyetenin üstesinden gelebilmesi için savunma mekanizmaları geliştirmesine yol açılabilir. Bu gibi durumlarda çocuklar daha öfkeli davranırlar ve davranış bozukluklarına tepki gösterirler. Böylece, klinik tablo daha da karmaşıklaşır. Konuşmada, eğer gelişmeye bağlı ağır bozukluklara rastlanırsa, ki bu enderdir, bu durumda kesin tanı koyulması gereklidir.
Gecikme, tembellik değildir.
Çocuklarda okuma ve yazmaya yol açan bozukluklar olmadığı sürece öğretmenler, ebeveynler ve çocukların kendisi dahi bu gecikmeyi tembelliğe bağlarlar. Bu şekilde etiketlenen çocuklar cesaretlerini yitirirler ve öğrenme dürtüleri zayıflar. Okuma ve yazma, eğitimin temelini oluşturduğundan, bu bilgileri zamanında almayan çocuklara “geri kalmış” rolü giydirilir. Ancak bilinmelidir ki, bu çocukların daha özenli bir yardıma gereksinimleri vardır. Her şeyden önce, özgüvenlerini ve öğrenme isteklerini koruyabilmeleri için eksiklerinin çıkarılması ve buna yönelik bir çalışma programı, aktivite listesi çıkarılması gerekir.
Eski zamanlara baktığımızda, kendi çocukluk dönemlerinizi düşündüğünüzde sistemin böyle olmadığını, size zamanında kimsenin yardım etmediğini, kendinizin çalıştığını söyleyebilirsiniz. Bu düşünceyle birlikte çocuğa verilen tembel etiketi ebeveynlere göre, “Biz pes ettik, artık başarı ya da başarısızlık çocuğun elinde.” şeklinde çevrilebilir. Ancak, günümüzde teknolojinin ve bilimin de ilerlemesiyle, ne ders konuları aynıdır, ne de çocuğun bilişsel beceri ve kapasitesi… Daha sosyal ve interaktif bir toplumun içinde eğitilen çocuklar, yine daha fazla ilgi ve çabaya ihtiyaç duyacaklardır.
Önerilen Kitaplar:
Duy, İşit, Dinle, Anla: İşitsel Kavramayı Geliştirme El Kitabı – Dil Becerileri Serisi
1) Sesleri, sözleri işitmesi (yani kulak ve işitme merkezinin sağlıklı olması lazım)
2) İşittiklerini beyin aracılığı sayesinde anlaması ve düşüncelerini de kelime sembollerine çevirmesi (beden-zeka gelişiminin paralel düzeyde olması)
3) Konuşma organlarının sağlıklı olması (yani gırtlak, damak, dil ve dudak açısından sağlıklı olması)
4) Çevrede konuşan ve iyi konuşan örneğin bulunması (yani ailenin çocukla sürekli kaliteli bir şekilde konuşması) gereklidir.
Bazı çocuklar işittiklerini anlamazlar. Bu doğuştan veya beynin zedelenmesi sonucu zeka gelişiminin geri olma durumudur.
Ancak bir de konuşulanları işiten, yönergeleri yerine getiren fakat konuşamayan çocuklar da vardır. Bunların durumu nörolojiyi ilgilendirebilir. Zihinsel engeli olmayabilir
Çocukta zihinsel gerilik saptanmışsa şu ihtimaller söz konusudur;
1)İşitme engeli varsa özel konuşma eğitimi gerekir.
2) Çocuk işitiyor fakat konuşamıyorsa bu gelişimsel bir problemin habercisi olabilir. Yavaş ve adım adım ilerleme beklenebilir.
Gecikmiş Konuşma Nedir
Gecikmiş konuşma çocuğun konuşmasının kendi yaşından beklenenden çok geride olması veya çok yavaş gelişme göstermesidir. 2 yaşında bir bebek ortalama olarak 50 kelime kullanır ve kısa cümleler yapar. Eğer çocuk 3-4 yaşında bu duruma gelmemişse konuşma sorunu vardır.
Gecikmiş Konuşma Belirtileri Nelerdir
Konuşması gecikmiş çocukların konuşması kısıtlıdır bu kısıtlılık hiç konuşmamakla çok zor konuşabilen birkaç sözcük söyleyebilme arasında değişir.
Kelime hazineleri yetersizdir.
Yaşıtlarından çok az kelime bilirler.
Cümle kurmada güçlükleri vardır, isteklerini sözcüklerle anlatma yerine jest, mimik veya başka bir işaretler kullanarak anlatırlar.
Başkalarının konuşmalarına ilgisizdirler, çıkardıkları sesler konuşma özelliği taşımaz, sesleri çok çabuk çıkarırlar,bu yüzden izlemek güçtür,
İsteklerini insanlara,eşyalara vurma,çarpma itme şeklinde doğrudan fizik hareketlerle belli ederler.
Bazıları insanlardan ayrı kalmak,bir köşeye çekilmek ve kendi başlarına oynamak isterler.daha çabuk ağlama,bağırma,oyuncak atma,fırlatma,kırma,yıkma,dağıtma gibi hırçın hareketler gösterebilirler.
Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark ettiğinizde de hemen bir uzmana başvurmalısınız.
Eğer çocuğunuzda aşağıdaki bulgulardan bir ya da birkaç tanesi varsa, bir uzmandan destek almanızda fayda olacaktır.
Çocuğun işaret ve diğer iletişim biçimleri normal değilse
Yaşı gelmiş olmasına rağmen halen yeterli kelime sayısı yoksa
Kelimeler ile cümleler oluşturamıyorsa
Sizi tam duyduğundan emin değilseniz
Çocukta ek bir fiziksel, gelişimsel sorun varsa
Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa
Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse
Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa
Yalnız kalma: İnsanlarla fazla bir arada kalmayan, kendi haline bırakılan, onunla fazla konuşulmayan çocuklar geç konuşabilir.
Televizyon izleme: Özellikle 0-3 yaş döneminde televizyon izleyen çocuklarda dış dünyadan kopma, kendi halinde olma eğilimi, insanlardan ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaşma, nesneler ile daha fazla ilgilenme, duygusal alışverişten vazgeçme, konuşmama, yaşıtları ile ilgilenmeme, seslenince bakmama gibi durumlar gözlenebilir.
Evde model alacak kişilerin azlığı: Bunun yanı sıra evde kullanılan dilin niteliğinin bozuk olması da çocuğun konuşma gelişimini etkiler.
Çocuğun içe kapanık olması: İçe kapalı kişilik yapısı ya da kaza benzeri durumlar sonrası yaşanan şoklar da çocukların konuşma yaşını etkileyebilir.
Kardeş kıskançlığı: Kardeşi olan çocuklar kendilerine ilgi gösterilmediğini düşünüp konuşmayarak tepki verebilirler.
Ailevi faktör: Ailede iki dil kullanıldığı durumlarda çocuklar geç konuşabilirler.
Çocuğunuzun konuşma gelişimini hızlandırmak neler yapmalısınız?
Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.
Ona hitap ederken tane tane ve düzgün konuşun.
Sık sık soru sorun.
Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, ona baskı uygulamayın.
Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.
Onu insanlar arasında bulundurun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.
Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
Bir nesneyi eline aldığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.
Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izlettirmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.
Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.
Ona kitap okuyun, masal anlatın, ninni söyleyin.
Size bir şey söylediğinde karşılık verin.
Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.
Sağlıklı beslenmesine, yeterli uyku uyumasına özen gösterin.
Kreş için gelişimsel olarak hazır olduğunda mutlaka gönderin
Onu başka çocuklarla kıyaslamayın
Onun yanında konuşamamasından duyduğunuz endişeyi dile getirmeyin
Çocuklardaki konuşma ve dil gelişimi alıcı dil ve ifade edici dil olarak iki aşamada gerçekleşir. Önce alıcı dil daha sonra ifade edici dil kazanılır. Dil gelişimi desteklenecek çocukların performanslarına göre eğitim programı hazırlanır. Alıcı ve ifade edici dil ile ilgili davranışlar aşamalarda belirtilen sıra ile çeşitli yöntem ve teknikler kullanılarak kazandırılmaya çalışılır.
Alıcı dilin geliştirilmesi için kavramlar, cümleler çeşitli çalışmalarla çocuklara dinlettirilir. Kulak dolgunluğu kazandıktan sonra belleğine alması sağlanır, alıcı dilin iyi bir biçimde oluşabilmesi için kısa ve öz konuşmalar yapılmalıdır, doğru model olmak dil gelişimi için en önemli aşamadır, karmaşık cümle ve uzun sözcüklü cümle ve abartılı ekleri olan sözcüklerle çocukla konuşma dil gelişimine fada sağlamak yerine zarar sağlayabilir. (Öğrenci konuşmak istemeyebilir.)
Daha sonraki süreçte günlük yaşantılarını anlatma, resimler üzerinde konuşma, yaşantı sağlama etkinlikleri ile cümle kurma çalışmaları yapılır. Devamında ise hikaye kitapları okunarak, dramatize edilerek anlatma çalışmalarına yer verilir, serbest, kurallı, hayali oyun ortamlarındaki bütün konuşma fırsatları değerlendirilmelidir.
Bunun dışında dilimizde ekler ve görevleri teker teker ele alınarak eklerin görevleri öğretilir. Nerede nasıl kullanılacağı uygulamalı olarak öğretilir. Sonraki zamanlarda da öğrendiği ekleri kullanması istenir, bu nedenle önce eksiz kelime bağlama uygun biçimde uygulanmalı, çocuk ile konuşulurken cümle formatında ancak en kısa ve öz biçimde konuşma yapılamalı, aşama ilerlemesi görüldükçe eklerin tekrarı uygulanmalıdır.
Çocukta konuşma gereksinimi yaratma. Konuşma ancak konuşmakla kazınılır ve konuştukça pekiştirilir. Konuşma zevkli bir uğraş haline getirilir ve bir işe yaradığı gösterilirse çocuk konuşmaya istek duyabilir.Ama gecikmiş konuşma gösteren çocukların bazıları konuşmaktan sakınır.
Bazılarında hiç konuşma girişimi görülmez. Bazıları konuşmaktan çekinmezler ama konuşmaları anlaşılmaz, yani, bir işe yaramaz. Bunlar çoğunlukla konuşmanın büyüklerle ilişki kurmak ve gereksinmeleri doyurmada ne kadar önemli bir araç olduğunun farkında değildirler. Örneğin bazı ailelerde çocuk için kardeşleri konuşur. Kendi adına konuşan olunca çocuk konuşmaya gerek duymaz. Çocukların bazıları konuşmanın yararının farkında olmadığı gibi onun zararlı olacağı duygusu içindedir. Konuşmayı öğrenmek ve kullanmakla başının derde gireceğine inanır. Konuşmayı öğrenmeden çevreleriyle geçinip gideceklerini sanırlar. Gerçekten, bütün büyüklerin çocuğun dilini öğrenmeye ve o dili kullanmaya çabaladığı bir ailede çocuk için jest ve mimikler pekala yeterli bir dil olmaktadır.
Bu gibi çocuklarla ilişki içinde bulunanların genel olarak şunlara dikkat etmesinde yarar vardır:
– Çocuğun yanında onun duyabileceği gürlükte, izleyebileceği hızda, anlayabileceği sadelik, hoşlanabileceği tonda konuşmak yararlı olur. Öte yandan çocuğun konuşma girişimleri farkedilir, izlenir ve desteklenirse yine yararlı olacağı da unutulmamalıdır. Bunları biraz daha açmakta yarar vardır.
– Bu gibi çocuklarda ilişkide bulunanlar onlarda konuşma gereksinmesi yaratmak için sessiz jest ve mimiklerle yapılan anlatımları görmezlikten gelmelidirler. Ana baba ve yakın çevreyi oluşturan yetişkinler çocuğun işaret ve jestlerini ödüllendirmeyi yanı anlamayı yavaş yavaş azaltmalıdırlar. İlk gün iki işaret ya da jesti seçip, ısrarla anlamazlıktan gelmeli ve yanlış anlamalı. Böylece çocuk şaşıracaktır. Varsın şaşırsın. Ama bu işaretlerin işe yaramadığını anlayacaktır. Ertesi günü seçilen işaretlerin sayısı artırılabilir. Seçilen işaretler tek sözcük karşılığı olmalıdır.
– Çocukta konuşma gereksinmesi yaratan bir başka yöntem, ana baba, öğretmen ya da uzmanın kendi kendine yüksek sesle ve çok konuşmasıdır. Bu konuşma çocukla birlikte, bir iş ya da hareket yaparken olmalıdır. Örneğin anne ev temizlerken çocuk yanındaysa şöylesi bir konuşma yapabilir:”Anne şimdi ev temizliyor.. terlikleri topladı.. tablayı yıka.. tabla şimdi sabunlu..yıka..durula..kurula..tabla tertemiz oldu.. tablayı masaya koy.” Böylesi basitleştirilmiş konuşmalar günde birkaç kez yapılırsa, bunları izleyen çocuk önceleri içinden, sonraları dıştan,yüksek sesle konuşmalara katılır .
– Sağaltım süresince sağaltımcı da bu biçimde kısaltılmış konuşmaya yer vermelidir. İlk oturumda olanakların elverdiği oranda az konuşmalıdır. Çocuğun işaretli, jestli konuşması izlenip onunla iletişim kurulmaya çalışılmalıdır. Sonradan çocuğun kullandığı işaretin yerine geçecek en uygun tek sözcük, kısa tümceli konuşma kalıpları işaretlerle birlikte kullanılmalı. Çocukla yapılacak konuşmaların ilk oturum ve aşamalarda hız olarak ağır ve sade olmasına dikkat edilmelidir. Yetişkinlerin konuşmalarında akış ve hız fazla, anlam karmaşık olduğundan gecikmiş konuşma özürlü çocukların çoğu böylesi konuşmaya erişmenin çok güç olacağı duygusuna kapılırlar. Oysa basitleştirilmiş ve yavaşlatılmış bir konuşma çocuğa yapabileceği bir iş gibi görünür. Sağaltımcı buna dikkat etmelidir.
– Yatmadan önce çocuğa ana baba ya da bir yetişkin tarafından öykü okuma geleneği varsa, aile bundan bir süre vazgeçmelidir. Çünkü okuma hızı ve akıcılığı çocuk için erişilmez görünür ve yılgı yaratabilir.
– Konuşmayı bir iletişim aracı haline getirme. Çocuk kendisine öğretilen yeni sözcükleri günlük yaşamında kullanmaya özendirilmelidir. Bunun için ana baba, uzman ve öğretmen birlikte çaba harcamalıdırlar. Çocuklar yeni öğrendikleri sözcükleri büyüklerle birlikte kullanmaktan zevk alırlar. “Kapıyı aç.” Demeyi öğrendiyse, bunu bir büyüğe emrederek söylemek ve emrinin yerine getirilmesini görmekten büyük zevk duyar. Bu özellikten yararlanarak çocuklar konuşmaya özendirilebilir. Çocuklardan bu fırsat esirgenmemelidir. Gel, aç, kapa, al, ver, kapıyı aç, kapıyı kapa türünden emir tümceleri ve sözcükleri kullanarak böylesi alıştırmalar yapılabilir.
– Bu tür çalışmalar yapılırken iki hususa dikkat yetmek gerekir. Bunlardan biri, çocuğu gerçek becerisinden, yapabileceğinden daha fazla konuşmaya zorlamamaktır. Çocuk konuşmayı söküp, bunun bir sosyal kontrol aracı olduğunu farkettiğinde konuşmak için çok fazla istek duyar ve çok hızlı konuşmak ister. Hızlı ve fazla konuşma çoğunlukla duraksama ve engel yaratır. Kekemelik denen ritim bozukluğu çoğunlukla böylesi bir geçmişe sahip, özellikle akranlarına yetişsin diye zorlanan çocuklarda görülür. Çocuk sakin, yavaş bir konuşma ve dinleme hoşgörüsü çok olan bir ortamda olursa yukarıdaki sakıncalar önlenebilir.
Dikkat edilmesi gereken ikinci husus ana babanın acelecilikten sakınmasıdır. Genellikle eklemleme bozukluklarını düzeltmek için yapılan sık karışma sağaltımı engeller. Ana baba gecikmiş konuşma özürü olan çocuğun eklemleme hatası yapmadan birden normal bir konuşma yapmasını bekler. Bunun hemen beklenmemesi gerektiğine ana baba inandırılmalıdır. Ana babanın bu konuda yapabileceği en iyi yardım kendilerinin hoşgörülü birer dinleyici, düzgün konuşan bir konuşmacı rolünü oynamalarıdır. Ana baba şunu devamlı olarak aklından çıkarmamalıdır: Konuşmaya 4 yaşında başlamış bir çocukla 2 yaşında başlamış olan bir çocuk 5 yaşına geldiklerinde aynı düzeyde konuşmaya sahip olmayabilirler. Ama üç yıl içinde belki arayı kapayabilirler. Tabii diğer durumlar denkse. Eski konuşma alışkanlığını unutmak için yeni konuşma alışkanlığını benimsemeniz gerekir.
ETKİNLİK ÖNERİLERİ
Aşağıda dil ve konuşma gelişimini destekleyen bazı etkinlik örnerileri bulunmaktadır.Bu etkinlikleri yaratıcılığınıza,çocuklarınızın özelliklerine ve ev ortamının özelliklerine göre yeniden yapılandırabilirsiniz.
ÖĞRENMEYE HAZIRLIK BECERİLERİ İÇİN
Etkinlikleri uygulamadan önce; * Çocuğunuzla göz kontağı kurma * Dokunma, * Dikkat kontrolünü sağlama, * Ortak ilgi oluşturma gibi becerileri sağlamış olmalıyız.
KONUŞMA ORGANLARININ HAZIR HALE GETİRİLMESİ İÇİN
Nefes Çalışmaları
* Masa üstündeki kağıdı üfleyerek hareket ettirme,
* Aynaya üfleyerek buğu yapma
* Suyu üfleyerek dalgalandırma
* Kamışla su veya sıvı içme, üfleme
* Rüzgar gülü üfleme
* Mum üfleme
* Mızıka, flüt gibi müzik aletleri ile denemeler yapma
* Pinpon topunu üfleyerek masadan düşürme
* Islık çalma
* Balon şişirme
Dil, dudak, çene, yüz kasları alıştırmaları
* Çocuğunuzun dudağının etrafına çikolata,şeker sürüp yalamasını sağlayın,
* Aynaya bakarak dilini değişik şekillerde hareket ettirme * Dondurma, lolipop yalama * Dili dışarı çıkarıp-çekme * Dudaklarını açıp kapama ve büzme
* Yüzünüzü komik şekillere sokma ve çocuğunuzun da aynı şekilleri taklit etmesi
* Çiklet çiğneme
* Çeşitli yüz hareketleri(gülme, kızma, somurtma, öpme, ağlama v.s) taklit etme
* Çeşitli sesler çıkarma (kahkaha, hıçkırık, hapşırma
Konuşma bozuklukları içinde çocuğu ve ailesini en rahatsız eden durumlardan bir tanesidir. Kekemeliğin başlama şekli ve süreci ailenin zihninde problemdir. Geçici midir? Kalıcı olabilir mi? Ya da ‘’daha düne kadar çok güzel, akışkan, tane tane konuşması vardı, herkes düzgün konuşmasına hayret ederdi’’ gibi ifadelere sıkça rastlamışızdır. Çocuğun kekemelemesi yaş gurubu özelliklerine görede ailenin ve çocuğun psikolojisini etkiler. Çocuk, önceleri ağlama ile sonraları bebeklik çağında gığıldamalar ve agulamalar ile kendini ifade etmeye ve konuşmaya alt yapı hazırlamaya başlar. Sesler hecelere ve bu hecelerin tekrarlarına dönüşür. İlk sözcükler 1 yaş civarında ba-ba, de-de gibi hece tekrarlarıyla başlar. Bunların birleştirilmesiyle tek sözcükler söylenir. Daha sonra al, at, tut gibi eylemi belirleyen kısa fiiller kullanılır. Çocuk kendini, istek ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.
Zaman içinde kısa cümlelerin kurulmasıyla aile içinde büyük sevinç yaşanır ve hergün yeni, nasıl bir sözcük kullanıma dahil oluyor, takibi yapılır. Beklentiler yükselir. ‘’Bugün şu sözcüğü kullandı. Sen bu sözcüğü duymuşmuydun? Ben ilk kez duydum’’ gibi ifadelerle anne-babalar heyecanlarını ve sevinçlerini paylaşırlar.
Çocuğun diğer kişilerle ilişkilerinin başlaması, akrabalarla iletişim, gözlemler, kreş, anasınıfı gibi toplumsal süreçlerin yaşanması ile cümledeki sözcük sayıları artar. Çocuk kendini daha uzun cümleler kurarak ifade etmeye başlar. Merak duygusu ile sorular çoğalır. Yanıtlar aranır. Aile içindeki etkileşimle çocuk hem kendisi hemde çevresi ile ilgili bilgilenir. Bu bilgilenme çocukta hoşlanma, kendini önemli hissetme duygularınıda beraberinde getirir.
Tüm bu olumlu duygular sürerken çocuğun sözcüklerdeki ilk harfleri uzatması, heceleri tekrar etmesi, takılması ailenin dikkatini çeker ve çocuğa uyarılar başlar. Aile ne yapacağını şaşırır. O güne kadar kendini çok iyi ifade eden, konuşmasıyla herkesin ilgi odağı haline gelen çocukları farklı hale gelmiştir.
Çocuk, kendine özgüvenini kaybetmeye başlar, başkalarının yanında konuşmak istemez ve içine kapanır.
Özgüven, gelecekteki yaşamı şekillendiren en önemli faktörlerden bir tanesidir. Sosyal yaşama katılabilmek, okul ve iş yaşamında başarı elde edebilmek özgüvenin kazanılmış olmasıyla mümkündür. Yaşam becerisine sahip olmak, bireyselleşmek, aile kurmak ve ailede huzurlu ortamı sağlayabilmek, bağımsız olabilmek, özgüven sahibi olmanın sonuçlarındandır.
Konuşmada yaşanan bu durumlar çocukta stres yaratır, kendini mutsuz hisseder. Konuşma için yaptığı çabalar boşunadır ve istediği sonucu elde edememektedir. Bu nedenle huysuzluk ve sinirlilik belli şekilde kendini gösterir. Öfke nöbetleri yaşanabilir. Ailenin düzeltme çabaları ile başaramadığını gören çocuk, insanlardan kaçar ve başarısızlık duygusu yaşar. Çocuğun sosyalleşmesine bir engeldir. Çevrenin çoğunlukla iyi niyetli yaklaşımları ve konuşmaya dikkat kesilmesi rahatsızlık duygusu yaşatır. Çevredeki her bir bireyin düzeltme çabaları ile yaşanan başarısızlık duygusu katlanarak artar. Çocuk anasınıfına gitmiyorsa arkadaş baskısı ne kadar az da olsa içine kapanma ve sosyal yaşamdan uzak kalma duyguları yaşanır. Anasınıfında diğer çocuklar tarafından kabul görme başarısı öğretmenin gayretleri ile mümkün olabilir. İlköğretim çocuklarında, gelişimlerinin yansıması olarak, acımasızca farklılıklara dikkat kesilme ve alay etme yaşanabilir. Normal konuşan arkadaşlarını çekememe ve kıskançlık duyguları yaşanabilir. Sınıftaki öğrenci sayısının fazla olması ; derslere ve öğretim programına önem verilmesi ile gözden kaçma durumları yaşanabilir. Hassas durum özel önem gerektirdiğinden ve bir süre farkına varılmadığında sorunlar ilerleyebilir. Zaten özel bir dönem olan ergenlik döneminde arkadaş ve çevre birinci sıraya yerleştiği, kendine özen ve önemin arttığı dönem olduğundan dikkat gerektirir. Yerleşik hale gelmemesi için, çözüm olabilecek yollar denenmeli, fiziksel nedenlerden kaynaklanmayan kekemelik için pedagoglardan destek alınmalı ve çocuğun psikolojisine gereken önem verilmelidir.
Beynimizin dil ve konuşma işlevlerinden sorumlu alanı, sol beyin lobunda bulunur. Bazen beyin kanaması/tıkanması veya kazalarla oluşan kafa travmaları sonrası dil ve konuşmadan sorumlu beyin bölgesi hasarlanır. Böyle durumlarda “afazi” adı verilen konuşma bozukluğu/kaybı oluşur. Daha önce konuşmakla ilgili hiçbir sorunu olmayan kişi konuşamaz olur. Ya da konuşur ama dediği şeyler anlaşılmazdır, kişiyle sözlü olarak iletişim kurulamaz olur. Çoğu zaman “konuşma” ile birlikte “yazı yazma”, “hesap yapma”, “anlama” becerileri de bozulabilir. Bazen afazi kendiliğinden geçer. Bazı durumlarda ise afazisin tedavi edilmesi gerekir. Afaziler “konuşma terapisi” ile tedavi edilir. Konuşma terapisi tedavisi işleyiş açısından fizik tedaviye benzemektedir. Afazisi olan hasta konuşma terapisti tarafından muayne edilir ve kendisine özel bir egzersiz programı hazırlanır. Hastaya belli periyodlar ile konuşma terapisi uygulanır. Aynı zamanda hastanın kendisi için hazırlanan egzersiz programını hergün bir aile yakını ile çalışması gerekir. Egzersizlerin nasıl çalışılması gerektiği hasta yakınına uygulamalı olarak öğretilir. Hazırlanan egzersiz programını düzenli olarak uygulamak tedavi için çok önemlidir. Afazi tedavisi zaman alır, sabırlı olunması gerekir. Hastanın konuşma bölgesinde oluşan hasarın telafi edilmesi yavaş bir şekilde olur. Konuşma terapisi sonrası bazı hastalar aynı eskisi gibi konuşabilir hale gelir. Bazen ise hasta ne kadar konuşma terapisi alırsa alsın konuşma becerisi eskisi kadar iyi olmaz. Sadece günlük yaşamını sürdürecek, yakınları ile kısa diyaloglar kuracak kadar konuşabilir. Konuşma becerisinin ne kadarının geri kazanılacağını beyindeki hasarın derecesi belirler. Hastanın yaşının küçük olması tedavi için avantajdır. Ancak yaşı ilerlemiş hastalar da gerekli gayreti gösterir ise konuşma becerisini tekrar kazanabilir. Konuşma Bozukluğu Tedavisine Ne Zaman Başlayabilirim? Çoğu zaman hastanın konuşma becerisi ile birlikte “anlama” becerisi de bozulur. Ancak bu anlama becerisinin kaybı geçici olur, kendiliğinden, bir süre sonra hastanın anlama becerisi eski haline geri döner. Afazi tedavisinin uygulanması için anlama becerisinin iyi durumda olması gerekir. Hastanın anlama becerisini değerlendirmek için televizyon izleyip izlemediği gözlemlenebilir. Anlama becerisi iyi olmayan kişi televizyonda izlediği şeyleri takip edemez ve televizyon izlemekten sıkılır. Veya hastaya tek kelimelik cevabı olan sorular sorulabilir. Örneğin; taş su da yüzer mi? Elma meyve midir? Türkiyenin başkenti Ankara mı? gibi sorular sorulabilir. Bu tür sorularda hasta bazen doğu bazen yanlış cevap veriyor ise hasta söylenenleri tam olarak anlamıyor olabilir. Böyle durumlarda anlama becerisinin eski haline gelmesi için hastaya zaman tanımak gerekir. Hasta tek kelimelik cevapları olan sorulara doğru cevap vermeye başladığı zaman konuşma terapisi uygulanmaya başlanır.
Biyolojik iç saatle ilgili yıllardır devam eden çalışmalar EPİFİZ bezine odaklanmıştı.
Epifiz; melatonin hormonu salgılar.
Ancak yapılan çalışmalarda göz ve epifiz bezi çıkarılan deney hayvanlarında biyolojik saatin aynen sürdüğü görüldü.
Sonraki çalışmalarda vücut iç dengesini sağlayan, sıcaklık, uyku, iştah, cinsellik gibi işlevleri düzenleyen Hipotalamus’da saptanan SUPRAKİYAZMATİK çekirdeğin ışığa duyarlı retina hücreleri üzerinde doğrudan etkili olduğu ve zaman ritmini doğrudan düzenlendiği görüldü.
Benzer bir buluş DİL konusunda gerçekleşmiştir. Afazik (dil sorunu olan) hastalarda yapılan 1800’lü yıllarda başlayan çalışmalarda Broca, Werbike gibi alanlar saptandı. Sadece dile hitap ettiği sanılan bu alanların bazı motor hareketleri de etkilediği günümüz teknolojisi (PET, QEEG vb) ile saptandı. (şu anda sağ, sol beyincik, sol ön korteks cingulate denen bölge incelemektedir.)
Şunu özellikle belirtmemiz gerekir; Broca alanı tetiklenen kişilerden 4 eylem istenir ve PET’le takip edilir;
Deney kelimelerini tekrarlama
Sadece dil o kelimeyi söyler gibi oynatma
Elini oynatma
Elini oynattığını düşünme
Çok ilginç bir sonuç alındı; 1. ve 2. ci olayda pozitif sonuç alındı, 3. olay beklendiği gibi negatifti ancak 4. sonuçta pozitif çıktı!
Genel hatları açısından beynin sol tarafı dil işlevleri açısından baskındır. Ancak şunu da bilmemizde önem vardır; çocuk doğar doğmaz konuşmaya başlamaz ama iletişim kurabilir. Bunu ise beynin sağ yarıküresinin üstlendiği düşünülmektedir.
(Nitekim çocuk büyüdüğünde de kavramlar, mizah, yüz ifadesi dolaylı istekleri anlama görevlerini sağ beyin üstlenmiştir.)
Dil gelişiminin organize olduğu 2 yaş öncesi çocuklarda kafa travması, sol fronto-perieto-temporal tümörler, apse, norkolepsi, migren, mitekondriyel sitopoti ve epilepsi (piknolepsi) nedeni ile oluşan mistizm; dil yitimine edinsel disfozi denir.
Aynı şekilde herpes simpleks virüsü (uçuk) önemsiz görünse de beyin iltihabı yapıp Wernice’yi etkiler. Hidrosefoli (beyin boşluklarında sıvı birikmesi) de kokteyl parti sendromu denen çok konuşma, ne konuştuğunu bilmeme, yersiz konuşma dibi durumlara yol açar.
Şimdi genel olarak iletişmi incelersek;
İletişim dili 3 bölgeden oluşur;
Paralinguistik(prosodi): Dilin melodisi
Nonlinguistik: Sözel olmayan iletişim( beden dili)
Metalinguistik: dilin düşünce ve niyetle ilişkisi
Dil bileşenleri ise;
Fonoloji: Ses bilgisi
Morfoloji: Biçim bilgisi
Sentoks: Söz dizimi
Semontik: Anlam bilgisi ve
Pragmatik: Kullanım bilgisi olarak tanımlanır.
Dil yolu ile konuşma bir çok organın birlikte hareketini gerektirir.
Ses telleri
Akciğer
Solunum yolları
Diyafram
Gırtlak(lorenks)
Yutak (forenks)
Sinüsler
Dil
Ağız
Çene kasları
Bunların tamamının çalışması ile ses üretimi gerçekleşir. Bu durumsa
Respirasyon(solunum)
Fonasyon _ ses tellerinin titreşimi
Rezonans_ farklı boyutta ses üretimi
Geçici dil/konuşma sorunları nüfusun büyük çoğunluğunda yaygındır. Bu daha çok ailenin psiko-sosyal yapısına da bağlıdır. Ayrıca erken doğum, gebeliğin ilk 3 ayında enfeksiyon kapma, annenin alkol alımı, ağır metal (kurşun, civa), radyasyon ve ototoksik (işitme sinirini yıpratan) ilaçların dolaylı alımı da çok önem taşır.
Sorunun kalıcılığını görmek için EEG, QEEG, videoloringostroboskopi, nazoferingoskopi, elektroglottogrofi, akustik gerodinomi tanı için kullanılan tekniklerdir.
Konuşma bozuklukları:
Dizatri: konuşma kaslarında güç kaybıdır.
Antikülasyon bozukluğu: disleksi ve benzeri
Sözel aproksi
Akıcılık bozuklukları bunlar sırası ileişitsel engeller, damak- dudak bozukluğu, çocukluk depresyonu (boşanmış ile, ailede ölüm) nörolojik açıdan sol yarıkürede DELTA ve THETA, BETA dalgalarında yükselme, ALFA’da düşme, mentol reterdasyon, otizim gibi sebeplere ilintilidir.
Bunun dışında Frojil – x sendromu, Down, CP(Serebral Palsi), Asperger, Londou- kleffner gibi sendromlarda da benzer konuşma bozuklukları belirir.
Nöroterapi bu alanda sonuç alınan başlıca terapi yöntemlerinden biridir.
Beynin sol yarıküresindeki yukarıda anılan dalga boylarının düzeyinin optimal seviyeye getirilmesi başka bir çok yöntem yolu ile desteklenmektedir.