Etiket: Kontrol

  • Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfke, kişi baskı altındayken, doyurulmamış isteklere karşı ya da beklenilmeyen durumlara verilen tepkidir. Öfke de sevinç ve korku gibi diğer duygular kadar normal, insani bir duygu çeşididir. Öfkeyi sağlıklı olarak yönetebilirsek, yıkıcı olmak yerine yapıcı bir sonuç elde edebiliriz. 

    Öfke kontrolünü sağlamakta zorlanan kişiler bu konuda yardım almaktan kaçınabiliyorlar. Fakat bu öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edemeyince kişinin çevresindeki insanlarla olan ilişkilerinin bozulduğu gibi, kendisine fiziksel bir zararda vermiş oluyor. Sağlıklı bir şekilde ifade edilemeyen öfke kronik kalp damar hastalıklarından, baş ağrısına kadar pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Şimdi bir kaç madde de başlangıç olarak öfkenin kontrol edilmesi ile ilgili ipuçları vereceğim.

    1- Nefes Almak

    Birinci madde de nefes almak yer alıyor. Bu madde size çok klişe gelebilir fakat nefes almanın etkisi ve gücü hala bilim insanları tarafından keşfedilmeye devam ederken bu önemli ve basit teknikten bahsetmezsek olmaz. Sizi öfkelendirecek olan bir durumla karşılaştığınız zaman, düşüncelerinizi durdurmaya çalışın, gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın. Nefesi diyaframdan almaya özen gösterin. Sadece nefesinize odaklanın ve havanın ciğerlerinize doluşunu hayal etmeye çalışın. Eğer gerçekten konsantre bir şekilde yaparsanız etkili olacağına emin olabilirsiniz. 

     

    2- Kendinizi Motive Eden Cümleler Kurun

    Öfkelendiğinizde kendinizi motive edecek cümleler kurun. Mesela; 

    – Sen kendini kontrol edebilecek güce sahipsin.

    – Önce konuyu anlamaya çalış. Nedenlerini sorgula.

    – Eğer karşındakini kırarsan sonunda yine pişman olacaksın.

    – Gerçekten bu duygunu kontrol etmek istersen yapabilirsin. Gibi…

    Bunları yaptınız ve hala öfkenizi kontrol edemediniz mi?

     

    3- Ortamdan Uzaklaşın

    Öfkelendiğiniz durum karşısında tüm bunları yaptığınız halde yine de sakinleşemediniz mi? Endişelenmeyin başlarda bunu başarmanız zor olacaktır. İlerleyen zamanlarda tekrar tekrar uygulandığında sonuç vereceğini göreceksiniz. Eğer öfkeniz üzerinde kontrolü sağlayamadıysanız ortam değişikliği yapmanız faydalı olacaktır. Çünkü o öfkeyle konuyu mantıklı değerlendirmeniz mümkün olmayacak ve karşınızdaki kişiyi kırma olasılığınız artacaktır. İzin isteyip ayrıldıktan sonra, empati yapmaya çalışın. Karşınızdaki kişiyi ve durumu anlamaya çalışın. Bazı şeyleri anlamlandırmak da bizi oldukça rahatlatır. 

    Umarız işinize yarayacak bilgiler edinmişsinizdir. Tüm bunlarda da sonuç alamadıysanız bir uzman desteğine başvurmanızı tavsiye ederim.

  • Duygu ve Düşüncelerin Kontrolü Mümkün Müdür?

    Duygu ve Düşüncelerin Kontrolü Mümkün Müdür?

    “En çok hangi duygunuzu/hissinizi kontrol etmek isterdiniz?” sorusunu birçok platformda, denk geldiğim sohbetlerde sormaya gayret ettim. Genellikle “nerden çıktı bu soru şimdi?” farkındalığı ile birlikte, “hüzün”, “ağlamaklı olmak”, “duygusallık”, “öfke”, ”sabırsızlık” ve benzeri duygu ve düşüncelerin “değiştirilmek” ve “kontrol edilmek” istendiğine dair geri bildirimler aldım. Amacım bir kamuoyu oluşturmak ve o doğrultuda yazımın son şeklini vermekti. Bu yüzden gizlilik ilkemiz temeline dayanan ve samimiyetle cevaplayan herkese buradan tekrar teşekkür ediyorum.

    Kontrol, kendi içinde bir bütünlüğü koruyan ve sınırları belirleyen bir denetleme yeteneği olarak özetlenebilir. Çevremizde (dış dünyada) olan biten birçok olay kendi kontrol kümemiz içinde ise direkt veya dolaylı olarak müdahale edebilir onu “kontrolümüz altında” yeni bir forma kavuşturabiliriz. Sevmediğimiz bir programı kapatmak gibi. Hoşumuza giden bir şarkıyı dinlemek gibi. İstediğimiz yemeği sipariş etmek gibi.

    Size şu haberi verebilirim ki çevremizde bize istediğimiz planlamalarda, hayatımızı düzenlemede, geçmiş, günümüz ve geleceğe yönelik kararlar almakta işimize yarayan yönetici pozisyonunda bulunduran bu kontrol yeteneği maalesef düşünceler ve duygular üstünde o kadar da işe yaramıyor. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni günde 20.000 ile 80.000 arası düşünce ve buna bağlı yine binlerce duygu üretiyor, işliyor ve geri plana itiyor.

    Peki nasıl oluyor da bu kadar çok düşünceden sadece bazılarını bu akışta “durdurup” sözde “kontrol” etmeye”, “başa çıkmaya”, “düşünmemeye”, “halletmeye” çalışıyoruz. Tabi bu “durdurmaya” veya “hızlıca göndermeye” çalıştığımız şeylerin birçok ekole göre bizimle bir bağlantısı var. Ek olarak yine bu olan bitenin son dönem terapilerde birçok açıklaması var. Bunlardan bazılarına değinecek olursak.

    *Kişinin kendine sınırlı özgürlük tanıması.

    *Kontrol etmekten başka bir yol ve yöntemi bilmiyor olması.

    *”Mutluluk” haricinde başka bir duygunun ve düşüncenin varlığını “olağandışı” kabul etmesi.

    *”Düşünmemeye çalışmak”, ”kabullenmemek” yaşanan sorunları ortadan kaldırır yanılgısı.

    Tabi bunlar sadece birkaç tanesi.

    Minik bir not: Yanlış anlaşılma olmasın, olan biten her şeyi kontrol edemiyor değiliz. Ancak sadece bir kısmını kontrol edebiliyoruz ve bunu da doğru noktalarda uygularsak yaşanan şeylerin daha anlamlı ve renkli kılınması çok daha mümkün görünüyor.

  • Astım tanı, takip ve tedavi

    Astım tanı, takip ve tedavi

    Astım, hava yollarının kronik (müzmin) hastalığıdır. Soluduğumuz hava akciğerlerimize yani oksijen ile karbondioksit değişiminin yapıldığı alveollere (keseciklere) havayollarından geçerek ulaşmaktadır. Astım aslında karmaşık bileşenleri olan bir klinik sendrom olarak kabul edilmektedir. Hastaların hava yollarında mikrobik olmayan iltihap vardır. İltihabi süreçte hem hava yollarında aşırı duyarlılaşma olurken hem de aşırı hücre birikimi, mukus ve hava yollarını saran kaslarda kasılma meydana gelir. Tüm bu faktörlerin etkisiyle hava yolları daralır. Nefes alıp verirken zorlanmaya başlarız. Soluduğumuz havanın alveol dediğimiz keseciklere ulaşmasında sorunlar yaşanmaya başlar. Bu durumda hastalarda öksürük gibi hafif bulgulardan, ağır nefes darlığına kadar değişen geniş yelpazede semptomlar ortaya çıkar.

    Astım tanısı olan şikayeti olmayan hastalar da bile havayollarında iltihap bulunmaktadır. Normalde reaksiyon verilmemesi gereken tetikleyicilerle (alerjenler, hava kirliliği, sigara dumanı) karşılaştıklarında hava yollarında aşırı hassasiyet olduğu için öksürük, nefes darlığı gibi semptomlar ortaya çıkar.

    Astım çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır. Dünyada 300 milyon kişide astım olduğu bilinmektedir. Sıklığı da giderek artmaktadır. Ülkemizde her 10 çocuğun birinde astım olduğu bilinmektedir. Bu oran erişkinlerde daha düşüktür.

    Diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi astımında nasıl geliştiği tam olarak bilinmemektedir. Günümüzde alerjik hastalıkların gelişimini açıklamaya çalışan “hijyen hipotezi” halen geçerliliğini sürdürmektedir. Astım ya da diğer alerjik hastalıkların sıklıklarındaki artışın, dünyadaki sosyo-ekonomik düzeydeki iyileşme dönemine denk gelmesi bu hipotezin esasını oluşturmaktadır.

    Astım semptomları alerjenler ile karşılaşıldığında ortaya çıktığı gibi, bazı kişilerde egzersiz sonrasında da görülebilir. Spor yaparken ortaya çıkan bu durum egzersizin tetiklediği bronkokonstrüksiyon (EIB) olarak adlandırılmaktadır. Yine bazı meslekleri yapan kişilerde işine özgün alerjenlere bağlı astım (mesleksel astım) görülebilir.

    Astım benzeri bulgular çocukluk döneminde özellikle 5 yaş altında sıkça görülür. Bu dönemde astım tanısı konulurken dikkatli olunması gerekir. Bu konuda alerji ve immünoloji doktorlarından yardım alınması uygun olur.

    Astım ne yazık ki kür (tamamen düzelme) edilebilen bir hastalık değildir. Ancak hekiminizle iyi bir işbirliği ile astımınızı kolayca kontrol altına alabilirsiniz. Ve yaşamınıza sorunsuz olarak normal kişiler gibi devam edebilirsiniz.

    Astım Semptomları nelerdir?

    Astım semptomları bireyler arasında farklılıklar gösterebilir. En sık görülen semptom göğüsten gelen hışıltı (vizing) sesidir. Hava yollarındaki daralma sonucu nefes verirken ortaya çıkar.

    Hangi bulgular astımı düşündürmelidir?

    Nefes darlığı

    Göğüste tıkanma hissi ya da ağrı

    Uzun süreli öksürükler

    Uykudan uyandıran öksürük ve hışıltı.

    Astım semptomları genellikle tetikleyiciler (infeksiyonlar, alerjenler, egzersiz vb) ile karşılaşıldığında ortaya çıkar. Astım semptomlarının alerjik olmayan tütün dumanı, hava kirliliği, kimyasal/kozmetik kokular ya da soğuk havalarda da ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Çocuklarda egzersizle yani oyun oynarken ortaya çıkan öksürük astım belirtisi olabilir.

    Semptomlar ağır olduğunda ya da belirgin nefes darlığında astım atağından söz edebiliriz. Bu durumda hızlı hareket edilmeli, gerekirse doktorunuzla irtibata geçip tedavi planınızda değişiklikler yapılmalıdır.

    Astım Tanısı Nasıl Konulabilir?

    Astım tanısının konulabilmesi için öncelikle hastanın iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoğu vakada tanı, hastanın öyküsü ve semptomların özelliklerine göre kolayca konulabilir.

    Ailesel alerjik hastalık bulunması tanı için oldukça önemlidir. Astım semptomları gece veya sabaha karşı daha sık ortaya çıkabilir. Tetikleyiciler (alerjen, egzersiz, hava kirliliği, vb) ile karşılaşıldığında öksürük, göğüste hışıltı sesinin duyulması ya da nefes darlığının oluşması astım tanısı için önemli özelliklerdir. Diğer bir önemli husus ise astım hastaları şikayeti olmadan tamamen normal olduğu dönemleri de vardır. Diğer kronik akciğer hastalıklarından ayırıcı önemli bir özelliktir.

    Öykü ve hastanın muayenesi ile büyük ölçüde tanı konulabilmesinin yanında ek laboratuvar incelemelerine de çoğu zaman gereksinim duyulmaktadır. Laboratuvar incelemeleri, tanı konulması yanında hastanın takip sürecinin de objektif parametrelerle yapılmasını sağlamaktadır.

    Tanısal işlemler

    Solunum fonksiyon testleri (Spirometri)

    Bronş provokasyon testleri

    Metakolin

    Egzersiz

    Diğer

    Tetikleyicilerin belirlenmesi

    Deri prik testleri

    İntradermal testler

    Astım tanısının konulmasında en önemli basamaklardan birisi solunum fonksiyon testleridir (SFT). Deneyimli personel tarafından uygun ortamlarda yapılması gerekir. Derin nefes alındıktan sonra hızla cihaza üflenir. Bu test ile akciğerlerinizdeki havanın 1.saniyedeki çıkan miktarının (FEV1) >%80 olması beklenmektedir. Astım şiddetine göre bu değerlerde düşüklük gözlemlenebilir. Ancak astımlı hastalarda bronşlarda daralma olup olmadığını göstermek için solunum fonksiyon testleri normal olsa bile kısa etkili ß2 agonist (salbutamol) verilerek işlem tekrarlanır. Hastanın ilk değerine göre belirli oranda artış görülürse tanı için çok değerli bir bulgudur.

    Solunum fonksiyon testleri hem astım tanısı konulmasında, şiddetinin belirlenmesinde ve hastanın takibinde çok önemlidir.

    Ancak bazı durumlarda hastanın öyküsü astım ile uyumlu olsa da solunum fonksiyon testleri normal olabilir. Bu durumda hastalara provokasyon testlerinin yapılması gerekir. Provokasyon testlerinden hangisinin yapılacağına hekiminiz karar verecektir. Çoğunlukla farklı dozlarda ilaç (metakolin)inhalasyonuyla ya da egzersiz ile bu testler yapılabilir.

    Astım tanısı konulduktan sonra hastalığı kontrol altına almak için varsa tetikleyicilerinin (alerjenler) belirlenmesi gerekmektedir. Hastanın semptomlarının özelliklerine göre seçilen alerjenlerle deri prik testleri yapılır. Pozitif çıkan alerjenler için hastalara korunma önlemlerinin alınması tavsiye edilir.

    Alerji deri testleri ile astım tanısı konulamaz. Bir çok hastanın deri testi pozitifliği olsa bile hasta olmadığını biliyoruz. Bu nedenle testlerin yapılması ve yorumlanması alerji ve klinik immünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Aksi taktirde hem tanısal yanlışlıklar yaşayabilir hem de gereksiz önlemlere ve tedavilere maruz kalabilirsiniz.

    Astımın tedavisi ve izlemi

    Her şeyden önce astım hastalığında kür dediğimiz tamamen düzelmenin olmadığı bilinmelidir. Astımda kontrolü sağlamak için bir kaç basamağın birlikte uygulanması gerekmektedir. Bir konuda aksaklık yaşandığında hastalığın kontrolü konusunda sorunlar yaşanmaya başlar.

    Astım,

    İlaçların düzenli kullanılması,

    Tetikleyicilerden kaçınılması (çevre kontrolü) ve

    İyi bir hekim hasta işbirliği ile kontrol altına alınabilir.

    Her üç basamakta hastaya iyi eğitim verilmesi başarı için olmazsa olmazımızdır. Hasta eğitiminde ilaçların kullanım teknikleri, izleyeceği yol haritası , tetikleyicilerden nasıl korunacağı ve sorun yaşadığında yapabileceği ilk müdahaleler konusunda donanımlı olması sağlanmalıdır. Elbette astım kronik bir hastalık olduğu için gerektiğinde aileye ya da hastaya psikolojik destek verilmelidir.

    Temel yaklaşımların yanında gerektiğinde hastalığı kontrol etmek için çoğu zaman ilaç kullanımına da ihtiyaç duyulmaktadır.

    Bu süreçte kullanılan ilaçlar kontrol edici ve rahatlatıcı ilaçlar olarak adlandırılır. İlaçlar daha çok solunum yolu (inhalasyon) ile alındığı için kullanımı konusunda eğitim verilmesi gerekir. Uygun teknik ve cihazlar kullanılmadığında ilaçlardan beklenen etkiyi göremezsiniz.

    Kronik hava yolu hastalığı olarak astım hastalarında bronşlarda mikrobik olmayan inflamasyon olduğu için buna yönelik ilaçların kullanılması çok önemlidir. Günümüzde az sayıda ama çok etkili ilaçlar ile astım hastalığının kontrolü sağlanabilmektedir. Anti-inflamtuvar etkiye sahip en etkili ilaçlar kortizonlardır (kortikosteroid). Bu ilaçlar solunum yolu ile değişik formlarda hastaların kullanımına sunulmuştur. Kullanım teknikleri açısından her birinin ayrı özellikleri vardır. Hekimler yeterli zaman ayırarak bu konuda hastalara eğitim vermelidir. Bu ilaçlar solunum yolu ile çok düşük dozlarda alınmakta ve sadece akciğerlerimizde etkili olmaktadır. Hekim kontrolünde kullanıldığında önemli yan etkileri bulunmamaktadır.

    Astım kontrolünde lökotrienlerin etkisini reseptörleri düzeyinde bloke eden ilaçlarda (montelukast)kullanılabilir. Bunların etkisi nispeten kortizonlu ilaçlara göre daha azdır. Ağızdan günde bir kez alınarak kullanılır.

    Astımın kontrolünde zorluklar yaşandığı zaman tedaviye ağız yoluyla verilen kortizonlu ilaçlar eklenebilir. Son yıllarda zor astım vakalarında biyolojik ajanlarda tedaviye girmiştir. Anti-IgE ile kontrol edilemeyen astımlı hastalarda iyi sonuçlar alınmaktadır. Anti-IgE’nin, kılavuzlarda önerilen tedavilere yanıt alınamadığında, bu tedavilere ek olarak kullanılması önerilmektedir.

    Astım tedavisinde kurtarıcı ilaçlar

    Kurtarıcı ilaçlar solunum yolu ile alınırlar. Daralmış bronşlarda hava yollarının etrafındaki düz kasları gevşeterek hastanın daha rahat nefes almasını sağlarlar. Salbutamol (ß2 agonist) en sık kullandığımız bronş genişleticilerden birisidir. Etkisi dakikalar içerisinde başlar. Astım ataklarında kısa aralıklarla bir çok kez kullanılabilir. Ayrıca hastaların kendisi de semptomları olduğu zaman kullanabilirler. Bu ilaçlar hastalarda rahatlama yapar ancak hava yollarındaki iltihap üzerine etkisi yoktur. İlacın rahatlatması sizde rehavete neden olmasın.

    Unutmayın. Haftada iki seferden daha fazla rahatlatıcı ilaç kullanıyorsanız doktorunuzla temasa geçmelisiniz!

    Uzun etkili olan ß2 agonist ilaçlar (formeterol, salmeterol vb) astım kontrolü için kullanılmaktadır. Uzun etkili olanlar kortizon gibi kontrol edici ilaçlar ile kombine şekilde hastaların kullanımına sunulmuştur. Ancak bu ilaçlar mutlaka alerji ve immünoloji uzmanlarının önerisi alınarak kullanılmalıdır.

    Astımlı hastalarda rahatlatıcı ilaçlardan bir diğeri ise antikolinerjiklerdir. Bu ilaçlar yine solunum yolu ile alınırlar. Ancak kısa etkili ß2 agonistlere (salbutamol) göre etkisi daha azdır ve geç başlar. Antikolinerjikler (ipratropium) havayollarındaki düz kasları kontrol eden sinirleri bloke ederek genişlemeye neden olurlar. Klinik uygulamada ilk tercih edilen ilaç değildir. Ancak ß2 agonistlere yeterli yanıt alınmadığı zaman ilave olarak kullanımı tercih edilmektedir.

    Daha fazla bilgiyi ilaçlar bölümünden alabilirsiniz.

    ÖZEL DURUMLAR ve ASTIM

    Gebelik ve Astım

    Hamilelik döneminde hiç bir ilacın kullanılmasını arzu etmiyoruz. Ne yazık ki çoğu zaman bu mümkün olmamaktadır. Uluslararası kılavuzlar astımı olan hamile kadınların astım ilaçları ile tedavi edilmelerinin, astım belirtilerinin ve astım ataklarının olmasından daha güvenli olduğunu önermektedir. Yani hamilelik sırasında astımın yeterli şekilde kontrol altında tutulmasının hem annenin hem de bebeğin sağlığı açısından daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Gebelik sürecinin bazı astımlı hastalar üzerinde olumlu etkisi olabileceği gibi, bazı astımlı hastalar üzerinde de olumsuz etkisinin olabileceği unutulmamalıdır. Diğer yandan iyi kontrol edilemeyen astımlı hastalarda gebelik komplikasyonlarında da artış görülmektedir.

    Hamilelikte astım kontrolünü nasıl sağlayabilirim?

    İyi bir astım kontrolü hem anne hem de bebeğinizin sağlığı için çok önemlidir. Gebelik sürecinde özellikle bebeğin ihtiyacı olan oksijen desteğinin sağlanabilmesi için astımınızın kontrolünün iyi olması gerekmektedir. Bunun için;

    Düzenli kontrollerinizi yaptırın

    Eğitim; Hasta-hekim işbirliği çok önemli

    Astımınız kötüleştiren tetikleyicilerden kaçının

    Uygun ilaç tedavisi alın

    Astım kontrolü hekiminizle iyi işbirliği yaparak sağlanabilir. Kullanmakta olduğunuz tüm ilaçları gözden geçirin. Zararsız gibi görünen vitaminler ve bitkisel ürünler bebeğiniz için sakıncalı olabilir. Her hangi bir ilacı almadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Sadece doktorunuzun önerdiği ve reçete ettiği ilaçları kullanın.

    ÖZEL DURUMLAR ve ASTIM

    Egzersize Bağlı Bronkokonstrüksiyon

    Egzersiz yaparken ya da daha sonrasında nefes darlığı, öksürük ya da göğüste sıkışma hissi ortaya çıkabilir. Bu durum egzersizin tetiklediği bronkokonstruksiyon olarak tanımlanmaktadır. Astımı olmayan kişilerde görülebileceği gibi alerjisi olan astımlı kişilerde de ortaya çıkabilir.

    Semptomlar ve bulgular genellikle egzersizden sonraki 20 dakika içerisinde çıkmaktadır. Bu hastaların solunum yolları soğuk ve kuru havaya karşı daha duyarlıdır. Solunum sırasında akciğerlerimize ulaşan hava, burunda nemlendirilir ve ısıtılır. Ancak egzersiz sırasında nefes, ağız yolu ile alındığında hava daha kuru ve soğuk olarak akciğerlerimize ulaşmaktadır. Bu durum hava yollarında daralmaya ve semptomların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hava kirliliği, solunum yolu infeksiyonları ve polenler de benzer şekilde astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olabilirler. Eğer astımlı hastada egzersiz ile öksürük, nefes darlığı ya da hışıltı gibi semptomlar oluyorsa hastalığının kontrolünde sorun olduğunu düşünmeliyiz.

    Egzersize Bağlı Bronkokonstrüksiyon Tanısı İçin Neler Yapabiliriz?

    Spor yaparken ya da günlük yaşantınızda, herhangi bir efor sırasında solunum yolu ile ilgili sorunlar (nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissi ve hışıltı) olduğunda mutlaka alerji ve immünoloji uzmanına başvurmalısınız. Tanı konulması için hekiminiz dikkatli bir öykü aldıktan sonra size bazı testler yapacaktır.

    İlk olarak size

    Solunum Fonksiyon Testleri.

    Daha sonra da,

    Egzersiz Testi yapılacaktır.

    Size yapılan solunum fonksiyon test sonuçları düşük ve salbutamol (kısa etkili ß2 agonist) inhalasyonundan sonra düzeliyorsa (reverzibilite testi) muhtemelen astımınız olduğunu söyleyebiliriz.

    Ancak istirahat halinde solunum fonksiyon testleri normal ve bronkodilatatör (salbutamol) yanıtı yok ise size egzersiz challenge testi” yapılacaktır. Bu testler standart protokollere göre koşu bandında yapılır. Ancak tanı konulabilmesi için semptomlarınızın ortaya çıkmasına neden olan eforlar (koşu bandı veya aktivitenizin türüne göre) yaptırılarak ta test yapılabilir. Semptomlarınızın ortaya çıkıp çıkmadığı seri solunum fonksiyonları yapılarak gösterilmeye çalışılır. Bu testler sırasında solunum fonksiyon test değerlerinde belirli bir oranda düşme olursa tanı konulabilir.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlar yaşıyorum. Nasıl tedavi olabilirim?

    Eğer astımınız varsa ve egzersiz sırasında solunum yolu problemleri (öksürük, nefes darlığı ya da hışıltı) yaşıyorsanız hava yollarınızda iltihap olduğunu ve kontrol altında olmadığınızı söyleyebiliriz. Bu durumda hekiminiz size astımınızı kontrol edecek ilaçlar (inhale kortikosteroid, lökotrien reseptörlerini bloke eden ilaçlar vb) başlayabilir. Bu ilaçları zaten kullanıyorsanız astımınız kontrol altına almak için doktorunuzun sizi yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. İlaçlarınızı yeniden düzenleyebilir, kullanım tekniklerinizi ve alerjenlerden korunma önlemlerinizi gözden geçirebilir.

    Astımınız yoksa ve sadece egzersize bağlı olarak solunum yolu problemleri yaşıyorsanız doktorunuz size kısa etkili bronkodilatasyon yapan ilaçlar (salbutamol) önerebilir. Şikayetleriniz olduğunda ya da egzersize başlamadan 30 dakika önce almanız sizi rahatlatabilir.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlarımı gidermek için alacağım önlemler var mıdır?

    Soğuk havalarda, hava kirliliği olan bölgelerde ya da polen yoğunluğunun fazla olduğu dönemlerde egzersizden kaçınmanız size iyi gelecektir. Virüslere bağlı bir üst solunum yolu geçiriyorsanız egzersizinizi ertelemelisiniz. Soluduğunuz havayı filtre edecek ya da ısıtacak önlemleri de (ağzınızı kapatacak atkı, boyunluk ya da eşarp) alırsanız daha rahat edebilirsiniz.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlarım var. Hangi sporları tercih etmeliyim?

    Aslında astımınız kontrol altında ise istediğiniz her aktiviteyi yapabilirsiniz. Yoğun efor gerektiren takım sporları yerine (futbol, basketbol, hentbol vb) bireysel sporları (yüzme, yürüyüş, yavaş tempoda bisiklete binmek) tercih edebilirsiniz.

    Eğer dalış sporları yapmak istiyorsanız mutlaka doktorunuza danışmalısınız

  • Erken Boşalma

    Erken Boşalma

    Erkekler arasında en sık rastlanan, her dört erkekten birinin karşı karşıya kaldığı cinsel problemdir, erken boşalma. Erken boşalma kişinin kontrolsüz olarak, kendisinin ve partnerinin arzu ettiğinden daha önce boşalmasıdır.

    Boşalma; Vajinaya girişten hemen önce,

    Vajinaya girer girmez,

    Vajinaya girişten birkaç dakika sonra,

    Vajinaya girdikten sonra süreye bakılmaksızın istem dışı, yani kontrolsüz olur.

    Erken boşalma kontrol edilemediği takdirde kişinin ve partnerinin cinsellikten alacağı hazzı ve mutluluğu ortadan kaldırır.

    Erken boşalma çoğunlukla genç erkeklerde görülür. Aktif cinsel hayatı yeni başlayan erkek, boşalma refleksini kontrol etmeyi bilmez, ancak ve ancak zamanla ve deneyimle kontrol etmeyi öğrenir. Diğer yandan, gençlik dönemindeki tecrübesizliği atmasına rağmen, erken boşalma sorunu yaşamaya devam eden çok sayıda erkek de vardır.

    Erken boşalmaya neden olan çok çeşitli faktörler vardır: Cinsel deneyimsizlik, kaygılı kişilik yapısı, kadınlara yönelik öfke, acelecilik, cinsel aktivite sırasında yakalanma korkusu, toplumda cinsel ilişkiye girmek için uygun olmayan ortamlar, genelevde cinsel ilişki erken boşalma nedenlerinin en önemlileridir. Tüm bu nedenler kişinin boşalma refleksini kontrol edememesi ve dolayısıyla erken boşalma sorunu ile sonuçlanır.

    Erken boşalma tedavisinde amaç kişiye boşalmayı kontrol etmeyi öğretmektir. Ancak, erken boşalması olan erkekler gerçek tedavi aşamasına gelene kadar, kendilerince erken boşalmanın üstesinden gelmeye çalışırlar. Cinsel ilişki sırasında düşüncelerini cinsel ilişkiden ve hazdan uzaklaştırarak boşalmayı geciktirmeyi amaçlarlar, ancak erken boşalmanın önüne geçemedikleri gibi cinsel ilişkiden de hiçbir haz alamazlar. Yine, erken boşalmanın üstesinden gelmek için kullanılan krem ve spreyler penisin duyarlılığını yitirmesine yol açar, yani alınan zevki azaltır ve bu sayede boşalma geciktirilmiş olur. Ama kişi yine cinsel haz alamaz.

    Tek başına ilaç tedavisi de erken boşalmada geçici olarak çözüm oluşturur. İlacın bırakılmasıyla beraber problem tekrarlar. Bu nedenle, eğer ilaç tedavisi kullanılıyorsa, mutlaka cinsel terapi ile düzelme kalıcı hale getirilmelidir.

    Cinsel terapide kişinin cinsel hazza odaklanması ve aldığı zevki bastırmaması amaçlanır. Cinsel terapide kişi uygun yöntem ve tekniklerle boşalmayı kontrol etmeyi öğrenir. Yani “Dur yeniden başla” ya da “Sıkma Egzersizi” gibi egzersizlerle boşalma refleksi üzerinde denetimi sağlar. Önemli olan kişinin ne kadar sürede boşaldığı değil, denetimli boşalmasıdır. Kontrolü elinde tutmasıdır.

    Erken boşalma tedavisinde erkeğin cinsel partnerinin de rolü büyüktür. Tedavi boyunca cinsel partner destekleyici, anlayışlı ve cesaretlendirici bir yaklaşım göstermelidir. Suçlayıcı, öfkeli, aşağılayıcı tutumlar erkeğin kendine güveninin azalmasına ve performans kaygısının artmasına sebep olur. Her ilişki öncesinde ve sırasında yaşanan partnerini tatmin etme kaygısı, boşalma refleksi üzerinde denetim sağlanamamasına, dolayısıyla sorunun şiddetlenmesine neden olur.

    Sonuç olarak; erken boşalma sorununun erkekler arasında sanıldığından çok daha yaygın olduğunu, hem erkeğin hem de kadının cinsel doyuma ulaşmasını engellediğini, bazen evlilikleri ya da birliktelikleri tehdit ettiğini, tedavisinin zor olmadığını ve bu sorunu yaşayan kişilerin “Cinsel Terapi” almak için bir ruh sağlığı profesyoneli ile görüşmelerinin gerektiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.

  • Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    ‘’Ödev Zamanı’’ Çocuğa Anlatılmalıdır.

    *Okulların açılmasıyla birlikte, ebeveyn ve çocuğun birlikte karar vereceği ‘’ödev zamanı’’ uygulamasına başlanmalıdır.

    *’’Ödev zamanı’’nın anlamı, niçin gerektiği, saat kaçta başlayacağı, kaçta biteceği, kaç dakika çalıştıktan sonra mola verileceği anlaşılır ve net olmalıdır.

    *Çocuğun konulan kuralı anladığından emin olunmalı, bu zamana uyduğu takdirde sonucunda neler kazanacağı, uymadığı takdirde neler kaybedeceği mutlaka baştan konuşulmalıdır.

    *Anne baba konulan kuralda kararlı, ısrarcı ve tutarlı olmalıdır.

    ‘’Ödev Zamanı’’ Tanımlanmalıdır

    *Ödev zamanının süresi, mola zamanları, başlangıç saati ve bitiş saati belli olmalıdır.

    *Ödev zamanı her gün aynı saatler arasında olmalı, zorunlu olmadıkça değiştirilmemelidir.(ör: her gün 17:00-18:00 arası gibi)

    *Ödev zamanının ne kadar süreceği çocuğun yaşına ve dikkat süresine göre belirlenmeli ve ödev zamanı iki üç parçaya bölünmelidir.

    *Çocuk dinlenmiş olmalı ve bütün ihtiyaçları ödev zamanı öncesinde karşılanmış olmalıdır.

    *Ödev zamanı erken bir saat olmalı, ödev bittikten sonra çocuğun kendisine ait özel bir zamanı kalmalıdır.

    *Çocuğun görebileceği bir noktada mutlaka saat olmalıdır. Böylelikle çocuk zamanını kendi kontrol edebilir.

    *Ebeveynler günlük rutinlerini ödev zamanına göre ayarlanmalıdır.

    Çocuk Ödevlerini Yaparken Mutlaka Ona Destek Olunmalıdır

    *Ödev zamanında çocuğun ödev yapmaya başlayıp başlamadığı mutlaka kontrol edilmelidir.

    *Ödev zamanında ara sıra çocuğun yanına gidilerek neler yaptığı kontrol edilmelidir. Planladığı gibi ödevler uygun bir biçimde yapılıyorsa, çocuğun çabası övülmeli, gitmiyorsa sorunun ne olduğu konuşulmalıdır.

    *Ödevler zamanından erken tamamlanmış olsa bile, kalan süre akademik uğraşlarla tamamlanmalıdır.

    *Ödevin tamamlanıp tamamlanmadığı kontrol edilmelidir. Ödevdeki her hatanın görülmesi, beklenti düzeyinin yüksek olması, çocuğun motivasyonunu kırıcı yaklaşımlardır. Hatalar öncelikle çocuğa sorulabilir. Eğer çocuk hataları bulmakta zorlanıyorsa ona yardımcı olunabilir. Yazısı konusunda eleştirmek,ödevlerin en ince ayrıntısıyla kontrol edilmesi,çocuğu ödev yapmaktan uzaklaştırdığı gibi,’’ödevim yok’’yalanlarına da davetiye çıkartır.Ayrıntısı ile ödev kontrolü öğretmen sorumluluğunda olmalıdır.

    Çocuk İçin Uygun Çalışma Köşeleri Oluşturulmalıdır

    *Çocuğun ödevini en rahat yapacağı,onayladığı ve istediği bir yer,birkaç denemeden sonra ödev alanı olarak belirlenebilir.Ödev alanı iyi aydınlanan,rahat,görsel ve işitsel uyarıcılardan arındırılmış bir ortam olmalıdır.Belirlenecek alan her çocuğa göre değişebilir.Çocuğun tercihi ve kişilik özellikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.Mutlaka sessiz olacak,mutlaka masa olacak gibi kesin kurallar olmamalıdır.

    *Ödev alanı günlük ödev saatlerinde sadece çocuğa tahsis edilmelidir.

    *Yakındaki televizyon,radyo vb.ödev saatinde kapatılmalıdır.

    *Ödev alanı çocuğa özel bir hale getirilmeli,orayı sahiplenmesi sağlanmalıdır.

    Ödev Savaşları Yapmaktan Kaçınılmalıdır

    *Çocukla ödev savaşları yapmak yerine öncelikle ödeve başlama ile ilgili stratejiler öğretilmelidir.Ödevlerin yapılmıyor olması,eksik yapılması ya da yetiştirilememesi belki de çocuğun ödevlerini nasıl yapacağını bilmiyor olmasından kaynaklanıyordur.

    *Çocuğun ödevleri planlamasına yardımcı olunmalıdır.Yapılması gereken ödevler nedir?Hangileri kolay gözüküyor?Hangileri daha zor gözüküyor?Zamana yaymak gerekir mi?Hangi yardımcı araç gereçlere ihtiyaç duyuyor?Hangisini önce yapmalı?Bütün bu bakış açıları çocuğa Öğretilmelidir.Ancak bu alışkanlık haline gelmemeli,bir süre sonra çocuktan bunu kendisinin yapması beklenmektedir.

    *Ebeveynler ödevlerle ilgili önerilerde bulunabilir.Öneriler ödevlerin ebeveyn tarafından yapılmasına kadar gitmemeli,yapılmayan ödevlerde çocuğun kendisinin çözüm üretilmesi beklenmelidir.

    Çocuğun becerisine uygun ödevler verildiğinde,belirlenmiş ödev saatleri olduğunda,uygun ortamlar yaratıldığında aslında ödev yaptırmak hiç zor olmaz.Belki de bugünden sonra yapılması gereken ödev yapma ile ilgili kuralların konulması,çocukla bunun konuşulup ortak bir noktaya varılması olabilir.

    Sınırları ve kuralları belirleyen öncelikle ebeveynlerdir.Şikayet etmek yerine önce çözümler için adım atıp,gelişmeler için beklenmelidir.Yerimizde saydıkça,adım atanın karşı taraf olması gerektiğini düşündükçe,daha uzun yıllar ödev gibi bir çok alanda çocuğumuzla ve başkalarıyla sorun yaşamaya devam ederiz.

  • Sağlam çocuk izlemi

    Sağlam çocuk izlemi, herhangi bir yakınması olmayan ailesi tarafından sağlıklı olduğu kabul edilen bebek ve çocukların doğumdan itibaren belirli aralıklarla sağlıklarının değerlendirilmesi, korunması ve devam ettirilmesi amacıyla yapılan muayene ve danışmanlıktır.

    Sağlam çocuk izlemlerinin hedefleri:

    -büyüme ve gelişme izlemi,

    -Aşılama Takibi,

    -Bebek ve çocuk bakımı, beslenme hakkında aile danışmanlığı,

    -Farkedilmemiş herhangi bir hastalık varsa erken tanı koymak,

    Sağlam çocuk takibi hangi sıklıkta yapılmalı?

    Bebek izlemi anne karnında başlar. Gebelik sırasında düzenli doktor kontrollerinin bebek ölüm hızını belirgin azalttığını gösteren birçok çalışma mevcuttur.Bebeğin anne karnındaki pozisyonu, büyüme ve gelişimi, kalp sesleri, görüntüsü gibi birçok bulgu bebeğin sağlığı hakkında bize bilgiler verir. Bu takipler sonucu elde edilen birçok patolojik bulgu tedavi ile düzeltilebilir veya doğar doğmaz yapılacak girişimlerle bebeğe sağlıklı bir yaşam imkanı sunulabilir.

    Doğum sonrası izlemler önce sık aralıklarla yapılmalıdır. Anne,baba ve bebek birlikteliği, birbirlerine alışmaları ve bebek bakımı,beslenmesi gibi gereksinimleri açısından destek olunmalı ve eğitilmelidir.Ayrıca birçok hastalığın erken tanısı açısından da sık takip ilk zamanlarda önemlidir. Çok küçük bebekler hastalıklara dirençsiz olduğundan ve birçok organ ve sistemleri henüz tam gelişmediğinden daha sık izlenmelidir.

    Doğum sonrası ilk kontrol ilk 48 saat içinde yapılmalıdır.Hem emzirme eğitimi, hem de sarılık, hipoglisemi, erken müdahale gerektirebilecek doğumsal hastalıklar açısından erken izlem çok önemlidir.Bu ilk kontrolde anne-baba-bebek ilişkileri,ailenin sosyoekonomik durumu değerlendirilmeli, risk faktörleri belirlenmeli ve buna göre yaklaşımlar planlanmalıdır.

    Sonraki kontrol ilk 15 gün içerisinde yapılmalıdır.bu kontrol fenilketonüri, biotidinaz eksikliği ve hipotiroidi gibi hastalıkların erken tanısı için kan alınması ve ilk kontrolde verilen eğitimin denetlenmesi ve yeni sorunların takibi açısından önemlidir.

    Sağlıklı bebekler ilk 6 ay ayda bir izlenmelidir. daha sonra gelişim problemi veya risk faktörleri yoksa kontrol sıklığı azaltılabilir.Tabi ki saptanmış sorun ve hastalık riski mevcutsa bu duruma göre kontroller daha sık planlanmalıdır.

    Sağlam çocuk izlemi nasıl yapılmalıdır?

    İzlem sırasında çocukla ilgilenen bireylerin hepsinin odada bulunması en idealidir. Özellikle babanın bulunması teşvik edilmelidir. muayene sırasında bebek tam soyulmalı öykü ve fizik muayene tüm sistemleri içerecek şekilde yapılmalıdır. Zaten sağlam çocuk diyerek herhangi bir sistemik muayene atlanmamalıdır. Boy, Kilo ve baş çevreşi takibi tam yapılmalı, nörolojik ve motor gelişimi takip edilmeli, aileye hem psikolojik hem de gelişimi açısından gerekli danışmanlık ve eğitim hizmetleri verilmelidir.

    Eğer ailenin kafasında herhangi bir sorun ya da problem var ise önce bu sorun giderilmeli ve aile rahatlatılmalıdır.

    Kısacası sağlan bir çocuğa yaklaşım hasta olandan farklı değildir. İzlem sırasında hasta çocuklarda olduğu gibi öykü, fizik inceleme,gerekliyse laboratuar tetkikleri, tanı, tedavi ve öneriler aşamalarını içerir.

  • PANİK ATAK

    PANİK ATAK

    PANİK ATAKTAN KURTULABİLİRSİNİZ

    Panik atak, beklenmedik bir anda ortaya çıkan bunaltı, yoğun kaygı, endişe ve korku nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü bir şey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini, delireceğini, bayılacağını, kontrolünü kaybedeceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister.

    Nedenselliği;

    Panik bozukluğu olan hastaların birinci derecede yakınlarında panik bozukluğu ve panik atak görülme oranı %15-30 arası bulunmuştur.

    Kişinin bilinçdışında yoğun duygular varsa ve bu duygular yaşanamıyorsa, ifade edilemiyorsa zamanla birikir ve patlayacak hale gelir. Diğer yandan bu duyguları yatıştıracak sistem iyi çalışmıyorsa, savunma becerileri gelişmemiş ise bastırılmış duygular patlar ve panik atak olarak ifade edilir. Bastırılan cinsellik dürtüleri, saldırganlık dürtüleri, öfke duygusu paniğe neden olabilir.

    Bazı kuramcılara göre anne ile kurulan ilişki güvenli bir bağlanma şeklinde olmamışsa, çocuk korku ve kaygı duygularını çok yoğun yaşar. Panik atak için zemin hazırlanır.

    Aile üyelerinin birinde varsa bu davranış kalıbı modellenir ve öğrenilir.

    Bedende herhangi bir sebeple ortaya çıkan belirtileri (örneğin, çarpıntı, uyuşma.) kişinin gereksiz ve tehlikeli olarak algılaması ve “çarpıtıp” ciddi rahatsızlıklar olarak değerlendirmesi paniğe yol açmaktadır. Herhangi bir anksiyete durumuna eşlik edebilecek önemsiz kalp atışı, baş dönmesi, ağız kuruluğu; kişi tarafından bayılacağı, öleceği, kalbinin duracağı şeklinde yorumlanır. Zararlı, tehlikeli yorumlanan uyaranlardan sonra ortaya çıkan bedensel kıpırtılar, duyumlar da yanlış yorumlanır ve “kısır döngüye” girilmiş olunur. Kişi artık dikkatini sürekli bedensel duyumlarına verir ve tetikte bekler ve olumsuz düşünceleri pekişir.

    Panik atak geçtikten sonra; kişi üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseder. Müthiş bir yorgunluk, isteksizlik, sese, gürültüye, kalabalığa, ışığa karşı tahammülsüzlük ortaya çıkar. Yatmak, dinlenmek en iyi bir seçim olur. Yanında güvendiği birisi olsun ama soru sormasın, fazla konuşmasın istenir. Bunlar zaten “harpten çıkmış” insanı daha da yorar.

    Panik nöbeti sırasında aşağıdaki belirtiler görülebilir. Bu belirtilerden dört tanesinin görülmesi çoğu zaman yeterli olur. Genel olarak kişiler nöbetler sırasında bu belirtilerde 7-10 arası belirti yaşamaktadırlar.

    1 – Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama,
    2 – Terleme,
    3 – Titreme ya da sarsılma,
    4 – Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma,
    5 – Soluğun kesilmesi,
    6 – Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma,
    7 – Bulantı ya da karın ağrısı,
    8 – Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
    9 – Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme),
    10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,
    11- Ölüm korkusu,
    12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu,
    13- Üşüme ürperme ve ateş basması.

    Görülme sıklığı;

    Panik bozukluğu-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür.
    Panik bozukluk tanılı hastaların%75-80’i kadındır. Aile çalışmalarında; eğitim, sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır. Yaşam boyu yaygınlığı değişik çalışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır. Bu oran gittikçe artmaktadır.

    Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve “sınırlı belirtili atakların” ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer pisikolojik,biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır.Bu oran her 4 kişiden 1’inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir.

    Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekimlere başvurmaktadır. Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğundan kalp hastalığı görünümü verebilmektedir. İlk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır.

    Panik Atak her yaşta başlayabilir;
    * En sık 20-30 yaş arasında başlar,yaş ilerledikçe başlama oranı düşer
    * Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
    * Şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
    * Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
    * Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır
    * Evli insanlarda, boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (Bir çalışmada boşanmış insanlarda 5 kat daha fazladır )

    Tedavi;

    Panik atağı olan kişinin nefesini kontrol altına almasını sağlamak, böylece panik atağını kontrol altına alabileceğini göstermek,

    Panik atağı kendisinin oluşturup kendisinin kontrol altına almasını sağlamak, böylece kontrol duygusunu kişiye hissettirmek,

    Sebep olan duyguların ve davranışların üzerinde çalışmak, nedenselliğin çözülmesi ile tekrar etmesini engellemek.

    Panik Atak tedavi edilebilir bir hastalıktır.

  • OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

    OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

    Obsesif kompulsif bozukluk kişinin kontrol edemediği ve normal işleyişi etkileyen kalıcı, tekrar eden mantık dışı düşünceler, dürtüler ve imgelerden oluşan saplantılar ile anlamsız bir davranışı veya alışkanlığı üst üste tekrar etme yönünde karşı konulmaz dürtülerden (el yıkamak, bir şeyleri kontrol etmek, saymak, düzene sokmak) oluşan takıntılardan meydana gelir. Kontrol edilemeyen, yinelenen ve stres yaratan düşünceler, korkular veya görüntüler obsesyon olarak adlandırılır. Bu obsesyonların yarattığı kaygıdan kurtulmak amacıyla yineleyici davranışları ve ritüelleri gerçekleştirmeye ise kompulsiyonlar denir. Örneğin, kirli veya pis olmak obsesyonu olan bireyler ellerini defalarca yıkayarak kompulsif bir ritüel sergiler. Bazı bireyler kompulsif davranışlar olmadan da obsesyonlara (mantık dışı, tekrarlanan düşünceler) sahip olabilir. Kompulsif davranışlar genellikle zaman alıcı olduğundan her gün tamamlanmaları çok uzun sürebiliyor. Kompulsif davranışları gerçekleştirmek kişinin kaygılarını kısa vadeli olarak gidermesine yardım edebilmesine rağmen, uzun vadede bu kompulsif davranışlar bireyin normal günlük işleyişini etkiler ve bozar. En yaygın kompülsif davranışlar arasında temizlenmek, kontrol etmek ve saymak bulunuyor; daha seyrek olarak görülen davranışlar arasında alışveriş yapmak, biriktirmek ve bir şeyleri düzene sokmak bulunuyor. Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler saplantılarının ve takıntılarının gerçek dışı ya da manasız olduğunun farkında olabilirler, fakat kendilerini durduramazlar.

    OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUN TANI KRİTERLERİ

    Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı DSM-4’e göre Obsesif Kompülsif Bozukluğun tanı kriterleri şunlardır:

    A. Obsesyonlar ya da kompulsiyonlar vardır:

    Obsesyonlar aşağıdakilerden (1), (2), (3), (4) ile tanımlanır:

    (1) bu bozukluk sırasında kimi zaman istenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin anksiyete ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemler

    (2) düşünceler, dürtüler ya da düşlemler sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir

    (3) kişi, bu düşünceleri, dürtüleri ya da düşlemlerine önem vermemeye ya da bunları baskılamaya çalışır ya da başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır

    (4) kişi, obsesyonel düşüncelerini, dürtülerini ya da düşlemlerini kendi zihninin bir ürünü olarak görür (düşünce sokulmasında olduğu gibi değildir).

    Kompulsiyonlar aşağıdakilerden (1) ve (2) ile tanımlanır:

    (1) kişinin, obsesyona bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar (örn. El yıkama, düzene koyma, kontrol etme) ya da zihinsel eylemler (örn. Dua etme, sayı sayma, bir takım sözcükleri sessiz bir biçimde söyleyip durma)

    (2) davranışlar ya da zihinsel eylemler, sıkıntıdan kurtulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmesi ya da korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ya da açıkça çok aşırı bir düzeydedir

    B. Bu bozukluğun gidişi sırasında bir zaman kişi obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul eder. Not: Bu çocuklar için geçerli değildir.

    C. Obsesyon ya da kompusiyonlar belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boşa harcanmasına yol açar (günde bir saatten daha uzun zaman alırlar) ya da kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini ya da olağan toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozar.

    D. Başka bir Eksen I bozukluğu varsa, obsesyon ya da kompulsiyonların içeriği bununla sınırlı değildir (örn. Bir Yeme Bozukluğunun olması durumunda yemek konusu üzerinde düşünüp durma ; Trikotillomaninin olması durumunda saç çekme üzerinde durma; Vücut Dismorfik Bozukluğunun olması durumunda dış görünümle aşırı ilgilenme; bir Madde Kullanım Bozukluğunun olması durumunda ilaçlar üzerinde düşünüp durma; Hipokondriasisin olması durumunda ciddi bir hastalığı olduğu biçiminde düşünüp durma, bir Parafilinin olması durumunda cinsel dürtüler ya da fanteziler üzerinde düşünüp durma ya da Majör Depresif Bozukluk olması durumunda suçluluk üzerine geviş getirircesine düşünme).

    E. Bu bozukluk bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

    OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUN SEBEPLERİ

    Obsesif kompülsif bozukluğa neyin tam olarak neden olduğu anlaşılamamış olsa da araştırmalar biyolojik, genetik ve çevresel faktörlerin OKB ile ilişkili olabileceğini göstermiştir. OKB’li hastaların anne babalarında ve diğer birinci derece akrabalarında OKB’nin sık olarak görülmesi hastalığın genetik olabileceğini düşündürmektedir. Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda beynin bazı bölgelerinde ve özellikle de beyin içindeki sinirsel iletimde önemli rolü olan serotonin maddesinin işlevlerinde bozukluk saptanması bunların OKB’nin nedeni olarak araştırılmasına yol açmıştır. Çocukluk çağı travmalarına (örneğin, cinsel istismar) maruz kalanlarda ileri yaşamlarında önemli bir stres yaşantısı ardından OKB’nin ortaya çıkabilmesi erken çocukluk dönemlerinin OKB gelişiminde önemli rol oynadığını göstermektedir. Ayrıca kişilik yapısı olarak kuralcı, titiz, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan kişiler OKB’ye yatkın kişiler olarak da değerlendirilmektedir.

    OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUN TEDAVİSİ

    Obsesif kompulsif bozukluğun tedavisinde daha çok ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikteliğinden oluşan etkin bir tedavi uygulanmaktadır.

  • Teknoloji Bağımlılığı

    Teknoloji Bağımlılığı

    Bağımlılık nedir?

    Kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Kullanım ve davranış hayatın ciddi bir bölümünü kaplar, kişi yapmak zorunda olduğu işler ve ilişkiler dışında bütün vaktini ve fiziksel enerjisini büyük oranda bağımlı olduğu maddeye veya eyleme yatırır.

    Teknoloji Bağımlılığı nedir?

    Teknolojinin hayatımıza girdiğinden beri sayısız fayda sağladığı bilinmektedir. Hayatı kolaylaştırdığını bir çok örnek ile anlatılabilir (banka işlemlerinin online yapılabilmesi,iletişim,uzaktan eğitim,bilgiye ulaşım vb.). Fakat kişinin teknolojiyi kullanma konusunda kontrolü kaybetmesi ve bunun giderek ölçüsüz ve sınırsızlaşması oldukça ciddi problemlere sebep olabilir. Diğer bağımlılıklarda da olduğu gibi kişinin bağımlı olduğu teknolojik üzüne ulaşamadığı zaman yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanabilmektedir.

    Teknoloji Bağımlılığı neleri kapsar?

    • İnternet ve sosyal medya

    • Telefon ve tablet

    • Oyun konsolları

    • Bilgisayar ve televizyon

    Teknoloji Bağımlılığının belirtileri nelerdir?

    • Uzak kalındığında huzursuzluk, uykusuzluk, öfke gibi yoksunluk belirtilerinin oluşması

    • Teknoloji başında harcanan vaktin artması

    • Sosyal ya da bedensel bir problem yaratmasına rağmen teknoloji kullanımına devam etmek

    • Teknoloji başında harcanan vaktin kontrolünün kaybedilmesi

    • İş,aile,okul ve kişisel bakım gibi sorumlulukların yerine getirilmesine teknolojinin engel olduğu durumlarda

    • Anonim bir kişiliğe bürünmüş olarak insanlarla konuşmayı yüz yüze konuşmaya tercih etmek

    • Gece geç saatlere kadar teknolojiden kopamamak

    • Teknoloji ile geçirilen vakit konusunda insanlara yalan söylemek

    • Vaktin çoğunluğunun fiilen ya da zihnen teknolojiyle geçirilmesi

    • Planlanan sürenin daha fazlası olacak şekilde teknolojiyle vakit geçirmek

    Teknoloji Bağımlılığının sebepleri nelerdir?

    • Sosyal ilişki kurmada yaşanan problemler

    • Dışlanma korkusu ile çevresindekilerin isteklerini kabul etmek

    • Merak duygusunu kontrol edememek

    • Yapacak iyi bir şey bulamamak

    • Kontrolsüz kullanım konusunda bilgi eksikliği

    • Bağımlılığı bilmemek ve önemsememek

    Teknoloji Bağımlılığının ne gibi zararları olur?

    Fiziksel problemler;

    • Ellerde uyuşma

    • Boyun kaslarında ağrı ve sertlik

    • Gözlerde acı

    • Halsizlik

    • Beden duruşu bozukluğu

    Sosyal problemler;

    • Kişisel sorunlar

    • Aile ve okul sorunları

    • Akademik başarıda düşüş oluşu

    • Uyku bozuklukları

    • Yeme bozuklukları

    • Aktivitelerde düşüş

    • Zaman idaresinde başarısızlık

    • Yalnızlaşma hissi

    • İçe kapanma

    Teknoloji Bağımlılarına öneriler;

    • Sanal ortamdaki saygınlık mı yoksa gerçek hayattaki saygınlık mı daha değerli düşünün.

    • Sizden aldıklarını değerlendirip, harcadığınız vakti hesaplayın.

    • Oyunların yerine yeni aktiviteler yapmayı deneyin (spor,sinema,müzik vb.)

    • Sabah uyandığınızda işlerinizi bitirmeden (giyinmek,kahvaltı etmek,hazırlanmak vb.) telefonunuzu elinize almayın.

    • Uyku düzeninizin korunması önceliğiniz olsun

    • Yatmadan yarım saat önce telefonunuzu kontrol ederek mesajlarınızı aramalarınızı gözden geçirin çok önemli değil ise dönüşlerinizi ertesi gün yapın

    • Telefonunuzla yaptığınız en önemsiz aktiviteleri azaltın

    • İnsanlarla yüz yüze iletişim halindeyken telefonunuzu uzak bir yere bırakma konusunda kararlı olun

    • Yemek yerken, ders çalışırken, gezerken telefon kullanmamaya özen gösterin

    Teknoloji Bağımlılığının tedavisi nasıldır?

    Teknolojiye bağımlı davranışları azaltmak ve teknoloji kullanımını kontrol altına almak için birçok yöntem vardır. Birçok teknoloji bağımlısı kişi okudukları üzerinden iyileşmeyi bireysel olarak denemesine rağmen yeterli seviyede başarı sağlayamamıştır. Bu başarısızlık kişinin yanlış adımlar attığı anlamına gelmemektedir. Bağımlılık, birçok değişkenin bir arada değerlendirilmesi yoluyla bir tadavi planının oluşturulmasıyla üstesinden gelinebilecek bir hastalıktır. Teknoloji bağımlılığı söz konusu olduğunda bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir klinik psikolog ile düzenli terapotik görüşmeler yürütmek ve gerekli hallerde (özellikle de başka psikolojik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda) bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir psikiyatristen ilaç desteği almak tedavinin güvenli temeller üzerine oturması açısından önemlidir.

  • Bireyleri Şiddete Yönelten Duygu?

    Bireyleri Şiddete Yönelten Duygu?

    Şiddetin Altında Yatan

    Şiddetin Altında Yatan Hiddet

    Şiddeti ortaya çıkaran insanın içinde var olan duygulardan biri olan hiddetin kontrolsüz açığa çıkması ve kontrol çabası olmadan daha güçsüz olana yönelmesidir.

    Burada dikkat edilmesi gereken “kontrol çabası” olup olmadığıdır. Çünkü her insan hiddet duygusuna sahiptir ve bunu kontrol edebilecek bilinci barındırır.

    Hiddetin kontrol edilemez halde yoğunlaşmasının altında nörolojik ve psikiyatrik bazı hastalıklar olabilmekte ve bunun da tıbbi müdahale ile kontrol altına alınabileceği bilinmektedir.

    Yani insanın içindeki hiddeti kontrol edemeyip şiddet gösterecek duruma dönüştürmesi mutlak bilincine bağlıdır. Bu durumda şiddetin sorumlusu doğal bir duygu olan hiddet değil, kontrol etmek yerine şiddeti seçen iradi tutumdur.
    “Şeytana uydum”, “Şeytan dedi tut çarp” gibi bir durum yok yani. Bir şeytana uyan irade iki meleği olduğunu birinin günahlarını birinin sevaplarını yazdığını da hesaba katabilir. Bu durum iradi bir seçimdir.

    Genel olarak şiddet kavramında güçlünün fiziksel ve davranışsal açıdan güçsüz olana baskısı ve istediklerini yaptırma dayatması söz konusudur.