Etiket: Kontrol

  • Obsesif Kompülsif Bozukluk Nedir?

    Obsesif Kompülsif Bozukluk Nedir?

    Obsesif kompülsif bozukluk (halk arasında takıntı hastalığı), takıntılı düşünce ve tekrarlayan davranışların görüldüğü, kimi zaman dönemsel alevlenmelerle giden, kişinin günlük işlevlerini (aile, iş-okul, sosyal yaşam vb) belirgin olarak etkileyen bir bozukluktur.

    Obsesyon; irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile kovulamayan, inatçı biçimde yineleyen düşünce, görüntü ya da hayallerdir. Bunlar kişinin mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışına, değerlerine ters düşer ve kabul edilemez. Ancak kişi bunların kendi zihninin ürünü olduğunun farkındadır.

    Kompülsiyon ise; çoğu kez takıntılı düşünceleri kovmak için yapılan, yineleyen davranışlardır. Çoğu zaman da kişi o anlık yaşadığı sıkıntıdan kurtulmak için tekrarlayan davranışlara başvurur.

    Bir kişinin OKB tanısı alabilmesi için aşağıdaki kriterleri taşıması gerekir:

    A. Obsesyonlar veya kompulsiyonlar olması:

    1 ve 2 de tanımlandığı şekilde obsesyonlar:

    1.Tekrarlayan ve kalıcılık gösteren, çoğu kişide önemli derecede kaygı veya sıkıntı oluşturan ve rahatsızlığın en az bir döneminde zihne girici veya istenilmeyen biçimde ortaya çıkan düşünce, istek, veya hayaller,

    2. Kişi bu düşünce, istek, veya hayalleri bastırmaya, yok saymaya veya bunları başka bir düşünce veya eylemle (örneğin bir kompülsiyon yaparak) etkisizleştirmeye çalışır.

    1 ve 2 deki gibi tanımlanan kompülsiyonlar

    1.Kişinin obsesyona tepki olarak yapmak zorunda hissettiği veya katı bir şekilde uygulanması gereken kurallara uymak adına yaptığı tekrarlayıcı davranışlar (örneğin el yıkama, sıralama, kontrol) veya zihinsel eylemler (örneğin dua etme, sayma, sessizce bazı kelimeleri tekrarlama)

    2.Bu davranışlar veya zihinsel eylemler, anksiyete veya sıkıntıyı gidermek veya korkulan olay veya durumun gerçekleşmesini önlemeyi amaçlar ancak bu davranışlar veya zihinsel eylemler önlemeye veya etkisizleştirmeye çalıştıkları şeyle gerçekçi biçimde bağlantılı değildir veya net bir biçimde aşırıdır.

    B. Obsesyon veya kompülsiyonlar zaman alıcıdır (örneğin günde 1 saatten fazla zaman alırlar) veya sosyal, mesleki, veya diğer önemli işlevsellik alanlarında klinik olarak anlamlı derecede bozulmaya yol açar.

    Obsesif Kompülsif Bozukluk Nasıl Gelişir?

    • Kompülsiyonlar ve kaçınmalar bireyin nesne, durum ve onunla bağlantılı sıkıntıyı (kaygı/anksiyeteyi) azaltma stratejileridir:

    • Kişi kompülsiyonla ve kaçınarak sıkıntısını azalttıkça yani bunlar işe yaradıkça yerleşirler.

    • Kompülsif davranış (el yıkama, silme vb) sıkıntıyı azaltma yoluyla olumsuz pekiştireç görevi görür ve sıklığı artar

    • Kaçınma davranışları korkulan durumlara alışmayı önler.

    • OKB gelişir ve yaygınlaşır.

    Türkiye Ruh Sağlığı Profili araştırmasına göre OKB, kadınlarda %0.6, erkeklerde %0.2 oranında görüldüğü bulunmuştur. Kadınlarda takıntılı temizlik çok görülürken, erkeklerde cinsellikle ilgili takıntılı düşünceler daha yaygın bulunmuştur.

    OKB Yaşayan Kişilerin Genel Özellikleri:

    • Abartılmış tehlike algısı: Olumsuz olayların gerçekleşme olasılığını yüksek görür ve gerçekleşirse sonuçlarını olduğundan daha kötü düşünür. (Felaketleştirme)

    • Belirsizliğe tahammülsüzlük: Mutlak kesinlik arayışı vardır. Bir şey ya vardır, ya da yok, ya temizdir ya da kirli. Ne olacağından emin olamamak kişiyi çok zorlar.

    • Sıkıntıya dayanıksızlık: Sıkıntıyla kalmayıp sürekli o sıkıntıdan kurtulmaya çalıştığı için sıkıntıya dayanıklılık azalmıştır. Derhal rahatlamaya çalışır.

    • Abartılmış sorumluluk duygusu: Bireyin kendi kontrolünün ötesindeki olaylarla ve kötü bir sonuca yol açmış olmakla ilgili abartılı sorumluluk anlayışı vardır. Kendine ya da diğer insanlara zarar vermekten kendisini sorumlu görür ve sürekli olmasından korktuğu şeyden kaçınır.

    • Düşünce-eylem kaynaşması: Kişi düşünce ve benzer zihinsel ürünlerin önemini abartır. Düşününce, bir şeyin gerçekleşme olasılığını artırdığını düşünür. “Aklıma gelen başıma geldi” deyiminde olduğu gibi. Ayrıca, bir şeyi düşünmekle onu yapmanın aynı şey olduğuna inanır kişi.

    • Zihinsel Kontrol Çabası: Kişi, düşünceler ya da davranışlar üzerinde tam ve mükemmel kontrol sağlamaya çalışır. Düşüncelerini kontrol edebileceğini sanarak, sürekli onları baskılamaya, aklından uzaklaştırmaya çalışır.

    Obsesif Kompülsif Bozukluk yaşamak, kişinin yaşamını oldukça zorlayan, sıkıntıya yol açan, yaşamsal işlevlerini bozan bir durumdur. Kişi sıkıntıdan kurtulmaya çalıştıkça sıkıntısı daha da artar. En önem verdiği değer alanlarından uzaklaşır. Çoğunlukla da bu klinik duruma depresyon da eşlik etmeye başlar. Bilinmesi gereken; ne kadar erken müdahale edilirse o kadar hızlı normal yaşantıya dönülebileceğidir.

    Tüm dünyada araştırma sonuçlarıyla etkisi kanıtlanmış Bilişsel Davranışçı Terapi, OKB tedavisinde en etkili psikoterapi yöntemidir. Uzun yıllardır yaşanıyorsa ve bir günde saatlerce OKB ile meşgulse kişi, ilaç tedavisi ile birlikte Bilişsel Davranışçı Terapi çok yüz güldürücü sonuçlar vermektedir. Psikoloğunuz, böyle bir durum söz konusuysa sizi bir psikiyatriste yönlendirecek, psikoterapi ve ilaç tedavisini birlikte yürütecektir.

  • Romatizmal hastalıkla yaşamak

    Romotizmal hastalığa rağmen, doğru tedavi sayesinde mutlu ve üretken bir hayat sürdürmek mümkündür. Etkisi kanıtlanmış birçok ilaç ve sağlık uzmanları hizmetinizdedir. Ancak ilk adım, hastanın hayatını ve durumunu kontrolü altına alınmasıdır. Bu, yeterli miktarda egzersiz, dinlenme ve sağlıklı beslenmeyle sağlanabilir. Aynı zamanda, hastalık hakkında doğru bilgilere sahip olmak, bu hastalığı aşmakta kişilere yardımcı olacaktır.

    Doğrular:

    Yalnız değilsiniz. Türkiye’de, her cinsiyetten ve yaştan kişi, artrit ve benzer hastalıklara sahiptir. Hastalığınızla ilgili sosyal paylaşım sitelerine girerek, benzer sorunlar yaşayan kişilerle iletişime geçebilir veya onların çabalarını gözlemleyebilirsiniz.

    Birçok romatizma hastalığı kroniktir. Genelde tamamen yok olmazlar.

    Durumu tamamen ortadan kaldıran bir çözüm olmasa da, hemen her hastalığa uygun tedavi mevcuttur.

    Romatizmal hastalıklardan mustarip birçok hasta, her geçen yıl daha mutlu ve tatmin edici hayatlar sürdürmektedir.

    Romatizmal hastalık nedir?

    Romatizmal hastalıklar, eklemlerde inflamasyon (iltihap; ağrı, şişlik, hareket güçlüğü gibi), genel vücut ağrısı, halsizlik, ateş, genel durum bozukluğu gibi bir çok yakınmalara neden olabilen hastalıklardan oluşan bir gruba verilen addır. Bu hastalık grubu, aynı zamanda günlük aktivitelerin yapımını zorlaştırır. Romotizmal hastalıkların 100’den fazla çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları osteoporoz, romotoid artrit, gut, fibromyalji, osteoartrit, sistemik lupus eritematoz ve skleroderma’dır.

    Belirtiler hastalıktan hastalığa değişse de, tüm bu hastalıklar, kemikler, eklemler, kaslar ve tendonları içeren, kas-iskelet sistemini etkilemektedir. Bazı hastalarda iç organlar da bu romotizmal hastalığın bir parçası olarak tutulabilir.

    Romatizma doktorunuz ve yardımcı sağlık çalışanları (romatizma hemşiresi, fizyoterapist gibi) ile aşağıda belirtilen önemleri ve aktiviteleri yerine getirmek, hayat kalitenizi artıracaktır.

    Hastalığınızı kontrol altına alan, size uygun ilaç tedavisi (başka sağlık sorununuz varsa bunları olumsuz etkilemeyecek) ve bunların yan etkilerinin takibi. Bu ancak romatoloji doktorunuz ve sizin aranızdaki uygun iletişimle sağlanabilir.

    Egzersiz programları

    Rahatlamak ve ağrıyı kontrol edebilmek

    Eklemleri korumak

    Dinlenme ve aktivite oranlarını dengelemek

    İyi beslenme ve ağırlık kontrolü (ideal kiloyu korumak)

    Stresi kontrol altına almak. Kronik bir hastalığın getirmiş olduğu sorunlarla yaşamak, çoğunlukla ankisiyete ve depresyonu da beraberinde getirir. Bu nedenle, romatoloji hastaları, genellikle psikiyatri desteğine ihtiyaç duyarlar.

  • Bulimiya Nervoza

    Bulimiya Nervoza

    Yeme bozuklukları, herhangi bir medikal duruma bağlı olmadan yeme davranışındaki sürekli ve şiddetli bozukluk, fiziksel sağlığı ve psikososyal işlevleri bozacak derecede kiloyu kontrol altında tutma davranışı olarak tanımlanır.

    Bulimiya Nervoza, ilk olarak 1980lerin başlarında ayrı bir sorun olarak tanımlandığından beri, çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Araştırma çalışmalarında genellikle tanımının şu beş temel özelliği kullanılmaktdır:

    • Tıkınırcasına yemek – tek bir yeme episodunda insanların çoğunun benzer durumlarda normalde yiyebileceğinden çok daha fazla yemek yemek; yeme davranışı üzerinde kontrol kaybı hissi.
    • Tekrarlanan tıkınırcasına yeme epizodlarını takip eden, kilo alımını engellemek amaçlı davranışlar; kendini kusturma, hiç yemek yememe veya laksatif, diüretik ve lavman ilaçlarının kullanımı, aşırı egzersiz yapmak gibi telafi edici davranışlar.
    • Tıkınırcasına yeme davranışlarının ve uygunsuz telefi edici davranışların her ikisinin de, ortalama, üç ay içinde, en az haftada bir kez olması (DSM-V-TR).
    • Ağırlık ve biçimin, kişinin kendini nasıl değerlendirdiğinde önemli rol oynaması. Kişinin kendiyle ilgili iyi ya da kötü hissetmesinde en önemli ya da en önemli kriterler arasında olması (Cooper, Todd ve Wells, 2000).
    • Kişinin yemek yemeyle ilgili denetiminin kalktığı duyumunun olması.

    Bulimia Nervoza ile ilgili çeşitli teoriler bulunmaktadır. Bunların arasında bilişsel davranışçı teori özellikle düşüncelere odaklanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Teoriye göre, bulimia nervozada düşünceler, duygular ve davranışlar kısır döngüler halinde bağlantılı olmakta ve hastalığı sürdürmektedir. Bulimiya nervozanın bilişsel davranışçı modeli bu hastalığın bilişsel davranışçı terapisi için bir kuramsal model sağlamaktadır. Bulimiya nervozanın bilişsel davranışçı terapisi işlevsiz düşünceleri tanımlayarak ve onlara meydan okuyarak bu düşüncelerle bağlantılı sıkıntı verici duyguları, hisleri ve işlevsiz davranışları değiştirmeye çalışmaktadır.

    Bilişsel teori Garner ve Bemis tarafından (1982) ilk olarak anoreksiya nervozaya uygulanmış olup, bulimiya nervozaya ilk kez uygulanması da bunu temel almaktadır. Garner ve Bemis (1982), üç temel unsura vurgu yapmıştır: olumsuz otomatik düşünceler, inançlar ve bilgi işleme. Garner ve Bernis (1982), ‘inceliğin paha biçilemez bir değeri olduğu’ temel öncülünü hastalığın ekseni olarak tanımlamıştır. Bu inanç, ikincil inançları ve davranışları da açıklamaktadır. Bununla beraber, yapı ve süreçler esasen Beck’in depreson için tanımladıklarıyla benzer formdadır.

    Garner ve Bemis’in Anoreksiya Nervoza teorisine yakından dayalı olan Bulimiya Nervozanın Bilişsel teorisi (Fairburn, Cooper ve Cooper, 1986) daha sonradan geliştirilmiştir. Garner ve Bemis’in modelinde olduğu gibi hastaların kilo ve şekille ilgili tutumları hastalığın devamında merkezi olmaktadır. Anoreksiya nevroza hastaları gibi, bulimia nevroza hastaları da kendilik-değerlerini kilo ve biçimleri üzerinden değerlendirmektedir. Şişmanlığı olumsuz, inceliği ve kendilik-kontrolünü olumlu görmektedirler. Bu tutumlar, örtük ve hasta tarafından yaşantılarına anlam ve değer atfedilen açıkça ifade edilmeyen kurallara dayanmaktadır. Bu tutumlar katı, uçlarda ve aşırı kişisel önemleri olduğu için işlevsizdirler. İnanç ve değerler, işlevsel olmayan belli akıl yürütme stillerini ya da bilgi işlemedeki bozuklukları yansıtmaktadır. Bunlar, iki uçlu düşünce, aşırı-genelleme ve anlamlandırmadaki hataları içerir.

    BULİMİYA NERVOZANIN BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TEORİSİ

    Teori, bulimiya nervozanın gelişimiyle alakalı olmakla beraber, öncelikle hastalığı sürdüren süreçlerle ilgilenmektedir. Teoriye göre, bulimiya nervozayı sürdüren en temel etken benlik saygısını değerlendiren sistemin işlevsiz olmasıdır. İnsanların büyük bir kısmı kendilerini hayatlarının çeşitli alanlarındaki performanslarıyla değerlendirirken, yeme bozukluğu olan kişiler çoğunlukla yeme alışkanlıkları, biçimleri ve ağırlıkları ve bunları kontrol etme becerileriyle kendilerini yargılarlar. Bunun sonucunda da hayatları inceliği ve kilo vermeyi amaçlamak, şişmanlık ve kilo almadan sürekli kaçınmak, diyet yapmak, yeme, biçim ve ağırlık konularına odaklanır.

    Bulimiya nervozanın Bilişsel Davranışçı Teorisine göre, yeme, biçim, ağırlık ve bunların kontrolü konusunda yapılan bu aşırı değerlendirme hastalığın sürdürülmesinde en önemli etken olmaktadır. Kilo kontrolünde; diyetteki kısıtlamalar, kusmalar, laksatif ve diüretik kullanımı, aşırı egzersiz gibi aşırıya kaçan davranışlar, kilo ve vücutla ilgili kontroller, kaçınmalar, zihnin sürekli yeme, ağırlık ve biçim konularında düşüncelerle meşgul olması gibi bütün diğer klinik özelliklerin de bu ‘temel psikopatoloji’den kaynaklandığı düşünülebilir. Bilişsel Davranışçı teori tıkınırcasına yeme davranışının, bu hastaların yemelerini sınırlandırma çabalarının bir sonucu olduğunu öne sürer. Diyet kurallarının beraberinde, diyetten küçücük sapmalar sonucu diyete bağlı kalamamak bu kişilerin olumsuz tepki verme eğilimiyle kişi tarafından kendilik–kontrolünün olmadığına dair kanıt olarak değerlendirilir. Bunun sonucunda da hastalar yemelerini kısıtlama çalışmalarını geçici olarak büsbütün bırakırlar. Hastaların belirtiğine göre bu durum, tıkınırcasına yeme davranışını başlatan en temel sebeptir. Uzun süreli sıkı rejimlerin, tıkınırcasına yemelerle bozulduğu bir örüntü oluşur. Tıkınırcasına yeme davranışı, hastaların yeme, biçim ve ağırlıklarını kontrol etmek ile ilgili endişelerini büyüterek temel psikopatolojiyi devam ettirir. Bu da daha fazla sıkı diyete sebep olur, sıkı diyetin de tıkınırcasına yeme davranışını arttırmasıyla bir kısır döngü oluşur.

    Fairburn, Cooper ve Cooper (1986)’ın ilk bilişsel davranışçı formülasyonunda, tıkınırcasına yeme davranışlarının gelişi güzel değil de, ortaya çıkan ani duygu durum değişikliklerinin sıkı diyeti devam ettirmeye engel olmasına bağlı olarak oluştuğunu belirtilmektedir. Bununla birlikte, tıkınırcasına yeme davranışı, hastanın dikkatini zorlayıcı yaşam koşullarından dağıtarak durumları geçici olarak nötralize etmek gibi bir etkisi olduğu için de pekiştirilmektedir.

    Tıkınırcasına yeme davranışını devam ettiren bir başka etken de tasfiye edici (purging) mekanizmalarla (kusarak, laksatif ya da diüretik kullanarak) tıkınırcasına yeme epizodlarının telafi edilmesidir. Hastanın bu tür tasfiye edici mekanizmalara başvurarak kilo almayı en alt seviyede tutabileceğine olan inancı tıkınırcasına yeme davranışını sürdürmesine sebep olmaktadır.

    Teorinin sonraki açıklamalarında, başka bir devam ettirici faktör daha vurgulanmıştır. Bu hastalar aşırı şekilde öz-eleştirisel olmaktadır. Kendilerine, yemek, biçim, kilo ve bunların kontrolleriyle ilgili zorlayıcı standartlar koymakta ve bunları gerçekleştiremeyince de standartlarının çok acımasız olduğunu görmek yerine kendilerini kusurlu olarak değerlendirmektedirler. Bu da ikincil olumsuz benlik-değerlendirmesiyle sonuçlanmaktadır. Sonuçta, hastanın hayatında en önemli alanlar olan yeme, biçimi ve kiloyu kontrol etmede başarı elde etmesi için daha çok çabalamasına sebep olarak yeme bozukluğunu devam ettirmektedir.

  • Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk kişilerin obsesyon (saplantı, takıntı) veya kompulsiyonlara (zorlantı) sahip olduğu, yaygın, kronik ve uzun süreli bir rahatsızlıktır.

    Obsesyonlar tekrarlayıcı düşünce, dürtü veya zihinsel imajlardır ve anksiyeteye (kaygı) yol açarlar. Kişi tarafından genellikle mantıkdışı bulunurlar, zorlayıcıdır ve istemsizdir. Yaygın obsesyon semptomları şunlardır:

    • Mikrop kapma veya mikrop bulaşması korkusu

    • Tabular veya yasak düşünceler ( cinsel – dini içerikli düşünceler, başka birine veya kendine zarar verme obsesyonları )

    • Nesnelerin – olayların simetrik veya mükemmel bir sırada olması isteği

    • Sayma obsesyonları

    • Biriktirne – istifleme obsesyonları

    Kompulsiyonlar ise kişilerin obsesyonlarını bastırmak için bilinçli olarak sergilediği,

    tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Kompulsiyonların amaçları obsesyonlardan doğan sıkıntıyı hafifletmek olmakla beraber, gerçekleştirilen eylemin amaçlanan durumla arasında mantıksal bir bağ bulunmaz. Genel kompulsiyon belirtileri aşağıda yer almaktadır:

    • Aşırı temizlik yapma / el yıkama

    • Nesneleri belirli bir düzende sıralama

    • Bir şeyleri sürekli kontrol etme (örneğin kapıyı kilitleyip kilitlemediğini, ocağı açık unutup unutmadığını defalarca kontrol etme)

    • Zorlayıcı sayma (araba plakalarını sayma, belirli bir sayıya kadar sayma gibi)

    Bütün ritüeller ve alışkanlıklar kompulsiyon olarak değerlendirilmez. Herkes bir şeyleri iki kez kontrol edebilir. Fakat OKB’si olan bir kişi genellikle obsesyon ve kompulsiyonlarını kontrol edemez. OKB dahilinde olması için sözü edilen türdeki düşünce veya davranışlar kişinin her gün en az bir saatini meşgul etmelidir. Ayrıca OKB’li kişiler kompulsiyonlarını icra etmekten keyif duymazlar, yalnızca obsesyonlarının meydana getirdiği kaygıları hafiflediği için rahatladıklarını düşünebilirler. Günlük hayatlarında ve işlevselliklerinde önemli problemler yaşarlar.

    Epidemiyolojik çalışmalara göre çocukluk çağı OKB prevalansı (yaygınlık oranı) %0.5-1 ve geç ergenlik dönemi OKB prevalansı %2-3 olarak bulunmuştur.

    Klinik çalışmalara göre çocukluk çağı OKB’sinin ortalama başlangıcı 6-11 yaş aralığıdır. Yetişkinlerdeki OKB’nin ½ ila 1/3’ünde rahatsızlık çocukluk veya ergenlik döneminde başlamaktadır fakat genellikle bu dönemde fark edilmemektedir.

    OKB sebepleri arasında genetik faktörlerin rolü büyük olmakla beraber, hormonal faktörler, çocukluk dönemi travmaları ve kişilik özellikleri (detaycı, mükemmeliyetçi, titiz) de gösterilebilir.

    Çocukluk döneminde normal olarak değerlendirilen ritüeller genellikle çizgilere basmamaya çalışma, şanslı numaralar belirleme gibi günlük işlevsel faaliyetler dahilindedir ve çocukların gelişimi için faydalıdır, kaygı düzeylerini kontrol etmeyi ve sosyalleşmeyi sağlar. OKB ile ilişkili ritüeller ise son derece rahatsızlık veren, günlük işlevselliği bozan, sosyal izolasyona yol açan şekildedir ve içerikleri daha farklıdır. Çocukluk döneminde çoğunlukla görülen obsesyon mikrop bulaşma korkusudur ve bununla beraber gelen kompulsiyon ise kaçınma ve aşırı el yıkamadır. Sıklıkla görülen bir diğer obsesyon ise kendisine veya ebeveynlerine zarar geleceğine dair kaygıları içerir ve kontrol kompulsiyonu eşlik eder. Diğer yaygın kompulsiyonlar ise dokunma, sayma, sıralama veya zihinsel eylemlerdir (dua, spesifik şeyleri düşünme, zihinde tekrarlama gibi). Bu kompulsiyonlar çocukların akademik başarılarını ve akran iletişimlerini etkileyebilir. Ergenlik döneminde ise cinsellikle ilgili obsesyonlar sıklıkla görülür.

    Çocuklar genellikle yaşadıkları OKB belirtilerinden utandıkları için bunları saklarlar veya olduğundan daha hafif şekliyle anlatırlar. Belirtilerin ‘çılgınlık-anormallik’ olmasından şüphe duyarlar. Çoğunlukla kendilerini klinisyenlere daha rahat anlatırlar. Tam bir değerlendirme için klinisyenin çocuktan ayrı, anne-babadan ayrı ve öğretmeninden ayrı bilgi alması gerekir.

    OKB’ye sıklıkla eşlik eden rahatsızlıklar şunlardır:

    • Depresyon

    • Anksiyete bozukluğu

    • Bipolar bozukluk

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Tik bozukluğu / Tourette sendromu

    • Otizm spektrum bozukluğu

    • Yeme bozuklukları    

  • Diyabetle yaşam

    Diyabet nedir?

    •Pankreastan salgılanan insülin hormonu kan şekerini düşürerek vücudunuzun, yediğiniz besinlerdeki enerjiyi gereken şekilde kullanmasını sağlar.

    •Eğer insülinin salgılanmasında ya da işlev görmesinde bir sorun meydana gelirse şeker hücrelerin içine gireceği yerde kanda birikmeye başlar.

    •Diyabet ömür boyu süren bir hastalıktır.

    Diyabet Kontrolü ne demektir?

    Diyabet tedavisinde hedef, kan şekerini “normale” yakın değerlerinde kalmasını sağlayacak şekilde kontrol altında tutmaktır

    Diyabetin Kontrol Altında Tutulması Niçin Gereklidir?

    •Kan şekeriniz normalden yüksek ya da düşük olduğunda kendinizi yorgun, hasta ve rahatsız hissedersiniz.

    •Diyabetin kontrol altına alınması daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenizi sağlar.

    •Kan şekeri seviyenizi normale yakın tutmanız uzun dönemli eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebilir, geciktirebilir ya da hafifletebilir.

    •Hastalığını sizi değil siz hastalığınız kontrol altına alın!

    Diyabet Tipleri

    •Tip 1 Diyabet: Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapamaz.

    Tip 2 Diyabet: Vücut insülin yapar fakat gerektiği gibi kullanamaz.

    Tip 1 diyabetin belirtileri

    •Aşırı miktarda susamak

    •Fazla miktarda idrara çıkmak

    •Çok fazla acıkmak

    •Ani kilo kaybı

    •Kendini çok yorgun hissetmek

    Tip 2 diyabetin belirtileri

    •Yorgunluk hissetmek

    •Ciltteki kesiklerin ya da yaraların geç iyileşmesi

    •Kuru ve kaşıntılı bir cilt

    •Sık sık enfeksiyon gelişmesi

    •Sık idrara çıkma

    •Bulanık görme

    •Cinsel sorunlar

    •Ellerde veya ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    •Açlık hissinin artması ve aşırı yeme

    •Ağız kuruluğu ve çok su içme

    Diyabette beslenme planlaması nedir?

    •Sağlıklı besinler seçmek

    •Gerekli miktarda besin almak

    •Uygun zamanda yemek

    Sağlıklı besinler seçmek

    •Çeşitli besinler alın: Farklı besin gruplarından, ihtiyacınızın olan besinleri alın.

    •Daha fazla posalı gıdalar tüketin.

    •Daha az tuz tüketin.

    •Daha az yağ, özellikle daha az hayvansal yağ alın.

    Fiziksel aktivite

    •Egzersize başlamadan önce doktorunuzla, hemşirenizle veya diyabet eğitimcinizle konuşmanız önemlidir.

    Fiziksel aktiviteye niçin ihtiyaç var?

    •Kandaki şeker miktarını daha iyi kontrol altında tutarsınız.

    •Depolanmış fazla enerjiyi tüketerek vücut ağırlığınızı kontrol altına alabilirsiniz.

    •Genel sağlık durumunuzu düzeltebilirsiniz.

    •Fiziksel ve duygusal olarak kendinizi daha iyi hissedersiniz.

  • Kan basıncını bir haftada kontrol altına almak mümkün

    Hipertansiyon erişkinlerin en sık karşılaştığı kronik hastalıkların başında geliyor. Dünyada yaklaşık olarak 1,5 milyar kişi bu rahatsızlıkla baş ederken, ülkemizde ise hipertansiyonu olan hasta sayısı neredeyse 15 milyonu buluyor. Ülkemizde ne yazık ki hipertansiyonu olan her 2 hastadan biri hastalığının farkında değil. Hipertansiyonun farkında olup ilaç kullanan hastaların da yaklaşık yarısının kan basıncı kontrol altında değil. Halbu ki günümüzde hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tansiyon aletlerinin yaygınlaşması sonucu evde kan basıncı ölçümünün artması ve ilaçların yan etkilerinin azalması nedeni ile günümüzde hipertansiyon tedavisi geçmişe kıyasla oldukça kolaylaşmıştır.

    Hipertansiyon hastası kendi kendinin doktoru olmalı

    Aslında hipertansiyon hastaları, hastalıkları hakkında yeterli ve doğru bilgi sahibi olduğu takdirde kan basıncının kontrol altına alınmasına engel olan durumlar hızla düzeltilebilir. Kan basıncı kontrolünde hedef sağlık merkezi ölçümlerinde 140/90 mmHg’nın altı ve ev ölçümlerinde 135/85 mmHg’nın altıdır. Kan basıncının 2 mmHg bile düşmesi hasta için bir kazançtır. Hipertansiyon tedavisinde hastaya özel çözümler üreterek kan basıncı kontrolünde bir haftada gibi kısa bir sürede iyileşmeler sağlanabilir.

    Hipertansiyon kontrolünün olmazsa olmazları:

    Kan basıncı düzenleyici ilacı düzenli olarak kullanın
    Eğer ilacın yan etkileri varsa, mutlaka doktorla paylaşın
    Kan basıncı kontrol altına alınınca, acaba ilaç gerekli mi diyerek ilaç almayı kesmeyin
    Tansiyon ölçüm aletinizin kalibrasyonundan emin olun
    Doğru bir şekilde tansiyon ölçmeyi bilin
    Bitkisel ilaç kullanımını konusunda mutlaka bir uzmana danışın
    Hekiminize danışmadan ilaç sayısını veya dozunu azaltmayın
    Hipertansiyonun neden kaynaklandığının araştırılması
    Başka bir hastalık nedeni ile kullanılan ilacın, kan basıncına olan etkisinin araştırılması
    Fazla ekmek yemeyin
    Farkında olmadan aşırı tuz almayın
    Tansiyonun yüksek kalmasını kabullenmeyin
    Bünyem yüksek tansiyona alışmış diye düşünmeyin

  • Kontrolsüz diyabette son durak: diyabetik nefropati

    Nefroloji Uzmanı Kadir Gökhan Atılgan Diyabet hastalığında böbrek tutulumunun sonuçları ve alınabilecek tedbirler hakkında bilgi veriyor.

    Nefroloji Uzmanı Doktor Kadir Gökhan ATILGAN'ın verdigi bilgiye göre, “Diyabet yüzyılın bulaşıcı olmayan salgın hastalıkları arasında yer almaktadır.Yaşam tarzındaki hızlı değişim ile birlikte gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların tümünde özellikle tip 2 diyabet prevelansı hızla yükselmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerinde 2009 sonu itibarı ile tüm dünyadaki diyabet nüfusu 285 milyon iken bu sayının 2030 yılında 438 milyona ulaşması beklenmektedir . Bunun başlıca nedenleri nüfus artışı, yaşlanma ve kentleşmenin getirdiği yaşam tarzı değişimi sonucu obezite ve fiziksel inaktivitenin artmasıdır .

    Diyabetin mikrovasküler ve makrovasküler olmak üzere tüm sistemlere ait komplikasyonları vardır. Mikrovasküler komplikasyonları grubunun en ciddi olanı diyabetik nefropatidir. Diyabetik nefropati aynı zamanda kronik böbrek yetmezliğinin %33-40 ile en sık nedenidir. Diyabetli hastaların %10-20'si böbrek yetersizliği nedeniyle kaybedilmektedir Tip-1 diyabetiklerin % 30-40'ında, tip-2 diyabetiklerin % 5-10'unda son dönem böbrek yetmezliği gelişir.Tip-2 diyabete bağlı nefropati prevalansı daha yaygındır. Çünkü tip-2 diyabet, tip-1 diyabetten 10-15 kat daha yaygındır.

    1997-1998 yıllarında ülke genelinde 20 yaş üstü 24788 kişiyi kapsayan 'Türkiye Diyabet Epidemiyoloji Çalışması (TURDEPI)' nın sonuçlarına göre ülkemizde tip-2 diyabet prevelansı %7.2, bozulmuş glukoz toleransı prevelansı ise %6.7 bulunmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2007 yılı nüfus rakamlarına göre ülkemizde 2.85 milyonun üzerinde tip-2 diyabetli ve 2.6 milyon civarında bozulmuş glukoz toleranslının yaşadığı hesaplanmaktadır. Çalışmada diyabetin kadınlarda ve kentsel bölgelerde yaşayanlarda daha sık olduğu, ayrıca diyabet riskinin yaşlanma, obezite, hipertansiyon, ailede diyabet varlığı, eğitimsizlik, gelir düzeyi ve alışkanlıklar ile ilişkili olduğu saptanmıştır.

    Diyabetik Nefropati ; 24 saatlik idrarda 300mg/gün ve üzerinde protein atılımının 3-6ay süre ile en az iki kontrolde tespiti, hipertansiyon, proteinüride progressif artma ve böbrek fonksiyonlarında bozulma ile seyreden tablodur. Süreç 4 evrede değerlendirilir:

    EVRE-1= Glomerul filtrasyon hızında artma: Adından da anlaşıldığı gibi artmış plazma glukozu ve diğer ileri glikozillenme ürünlerine bağlı olarak glomerulde atılım için gelen kan akımında artış halidir. Yapısal karşılığı böbrek ve glomerulde hipertrofi gelişimidir.

    EVRE-2 =Mikroalbuminüri : Klinik bulgu verdiği ilk evredir. 24 Saatlik idrarda 30-300mg/gün proteinüri görüldüğü evredir. Glomerul filtrasyon hızı artmış ya da normal seviyelerindedir. Hipertansiyon eşlik eder. Yapısal karşılığı ; “Mezangial Genişleme, Bazal Membranda Kalınlaşma, Arteriyoler Hyalinozis'tir”.

    Bu iki evre döneminde sıkı kan glukozu kontrolü ve hipertansiyonun regülasyonu ile tabloyu düzeltmek mümkündür. Bu nedenle diyabetin takibinin komplikasyonları yönünden de yapılması ve özellikle her kontrol döneminde tam idrar tahlilinin görülmesi önem arz etmektedir.

    EVRE-3= Makroalbuminüri : 24 saatlik idrarda protein atımı değerinin 300mg/gün ve üzeri olmasıdır. Hipertansiyon tabloda mutlaka vardır ve genellikle non-dipper olarak görülür. Nefrotik sendrom kliniği olarak takip edilir. Yapısal karşılığı; “Mezengial nodüller (Kimmelstiel-Wilson), Tübülointerstitial fibrozis, Glomerülosklerozis” ile seyreder.

    EVRE-4= Son dönem böbrek yetmezliği : Nefrotik sendrom tablosundan diyaliz desteğine kadar giden kanda böbrek fonksiyon testlerinin progressif yükseldiği tablodur.

    Diyabetik nefropati gelişim süreci için tip-1 diyabette 10-25 yıl diye belirtilirken tip-2 diyabette ilk bulgu idrarda proteinüri görülmesi olabilmektedir. Bu nedenledir ki bozulmuş glukoz toleransı olan hastalar, obezitesi olan hastalar bu yönden kontrollerine çok özen göstermesi gerekir.

    Diyabetik Nefropatide ve mikroalbuminüri evresinde progresyonu kolaylaştıran nedenler ise; Genetik (aile hikayesi, ACE genotipinde çift delesyon, DD polimorfizmi), erkek cinsiyet , yaş (Tip- 1 DM'de tanı anındaki yaş), kötü glisemik kontrol, kan basıncı yüksekliği, dislipidemi, diyet, obezite, fiziksel inaktivite, sigaradır.

    Diyabetin takip ve tedavisi sabır ve emek istemektedir. Bu durumu kabullenebilirsek diyabetin takibi ve komplikasyonlarından korunmakta kolay olacaktır. Hastalıkta nefroloji ve endokrinoloji uzmanının takiplerinin yanında diyabet hastasınında diyeti, kilo ve kan şekeri kontrolü , fiziksel aktivitesini artırması, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklarından kaçınması poliklinik kontrollerini aksatmaması gerekmektedir. “

  • Öfke(siz)siniz!

    Öfke(siz)siniz!

    “Öfkeliyken konuş, göreceksin ki pişman olacağın en güzel konuşmayı yapacaksın.” der Amrose Bierce. Hepimiz amacımızı aşan konuşmalar yapmışızdır. Öfkenin esiri olmuş belki de olmak istemişizdir. Buna gönüllüyüz çoğu zaman. Boşuna mı denilmiştir öfke baldan tatlı diye. Ama atalarımız öfkemizden hoşlanmamızın dışında keskin sirke küpüne zarar diye öfkenin öncelikle kendimiz ve yakınlarımızla ilgili yıkıcılığını da özetlemişlerdir.    

    Öfke kontrolü konusunda kendimize ilk sormamız gereken soru şudur: Öfkemi seviyor muyum? Çünkü gerçekten kontrol etmek istiyorsanız öfkemizi sevmekten vazgeçmemiz ön koşuldur. Yoksa öfke kontrolünden şikâyet, istemem ama yan cebime koy türünden bir şey olacaktır.

    Öfkenin çoğunlukla en büyük gerekçesi kendimizce gördüğümüz haksızlık durumlarıdır. Genellikle biriktirdiklerimiz ve o anki duygu durumumuza o kadar odaklıyızdır ki düşüncelerimizi es geçeriz. Hâlbuki düşünceler duyguların anasıdır. Öfkeyi doğuran da bu  anadır; sevgiyi ve merhameti de..

           Bir davranışta bulunmadan kendimizi teşhis etmemiz; hele erken teşhis etmemiz en hayati şeydir. İçimizden 10 a kadar saymak en yaygın bilinenlerden birisidir. Amaç ambulans gelene kadar yaraya pansuman yapmak; istenmedik şeyler yapmamak için zaman kazanmaktır.  

            Siz fırtınalı bir denizde sandalla açılır mısınız? Öfke anında da kanımızda adrenalinin artmasıyla büyük bir dalgalanma olur. Biraz zaman geçince rüzgâr dinmeye başlar ve dalgalanma da azalır. Ancak burada rüzgâr da biziz, deniz de, sandal da… Rüzgar düşüncelerimiz ve duygularımız, deniz vücudumuzda olup bitenler.. Sandal da hayattan beklentilerimiz ve amacımız. Tüm bunları anlamadan da öfkeyi kontrol etmek hiç kolay olmayacaktır..

    Öfkemi Kontrol İçin 10 Öneri

    1. Öncelikle beslenmenizi düzenleyin. Çeşit olarak imkanlarınız ölçüsünde günde en az 15–20 farklı şey tüketin..(zeytin, peynir, domates, biber, dere otu, maydanoz,havuç, soğan…) Miktarın değerini söylemeye gerek bile yok. Tabi balık, ceviz, semizotu gibi beyne iyi gelen yiyecekleri de unutmadan.. B-12 durumu da öfke ve depresif duygu durumunda etkilidir. Bu anlamda et tüketimi de faydalıdır. Et tüketmiyorsanız yumurta, süt ve süt ürünleri ve mercimek tavsiye edilir. Yine tiroit durumunuz ve hipoglisemi değeri de öfke kontrolünde önemlidir. Bu konuları anlatan yeterince televizyon programı zaten mevcut..
    2. Uyku düzeni değerli.. Derin uyku için odanın ısı durumu, karanlık ortam gibi dış şartlar var.Ama bunların yanı sıra sizi uykudan eden düşünceler de.. Düşünceler başa çıkılmaz olursa sabaha bırakın. Yapamıyorsanız daha sağlıklı değerlendirmek ve uyuyabilmek için üşenmeden kalkın bir kenara not alın. Gerekirse uzun uzun yazın. Düzenlenen şeyler insanı rahatlatır.
    3. Geçmişte yaşadığınız problemler hala sizleyse bununla ilgili çözüm üretin. İhmal etmeyin. Özellikle de travma ve travma sonrası stres bozukluklarında. ( TSSB )
    4. Nefes egzersizi ve gevşeme teknikleri öğrenin. Kriz anında içinizden saymak, vücudun oksijen dengesi için balkona çıkıp derin nefes almak ve su içmek bunlardan bazılarıdır. İnternette bulabileceğiniz çok sayıda video ve kitapçılardan da satın alabileceğiniz cdler var. Yoga, reiki hizmeti veren kurumlara da gidebilirsiniz.
    5. Sosyal anlamı olan hobiler edinin.. Bu ne demek: Hem bir hobi edinirken hem de sosyal yönünüzü geliştiren birçok kişiyle beraber edinilen faaliyetler..
    6. Öfke anınızda konuya ilişkin değerli ne varsa onu aklınıza getirmeye çabalayın. Bir arkadaşınızla tartışırken geçmişte paylaştıklarınızı veya yarın paylaşacağınız şeyleri; çocuğunuza bağırmadan onu ne kadar sevdiğinizi ve öfkeyi şiddetle aktarmanın ona zarar verebileceğini de. Bu tüm sevdikleriniz için geçerli.
    7. Kültür sanat faaliyetleri duygularımızı düzenleyicidir. Çirkinin güzele, kaosun düzene çevrilmiş yansımasıdır. Hele sizin aktif olarak yaptığınız çalışmalar duygularınızın ifade bulmasına ve üretime dönüşmesine yarayacaktır. Çoğu karmaşık düşünceler, boşaltılmamış duygular yoğun baskı yaratır. Üretime dönüştürmekle birlikte yaşanan keyif çok rahatlatıcıdır.
    8. Spor çok yönlü katkı sağlayan bir değerdir. Spor yaparak toksinleri atarsınız, endorfin salgılayarak mutlu olursunuz, yine içinizde bir iş yapmanın saadeti olacaktır. Zamanınızı aktif ve verimli kullanırsınız, başkalarıyla yapıyorsanız sosyalleşirsiniz. Fazla kiloların sporla verilmesi de oturuş-kalkışımızdan nefes alış verişimize değin faydası tartışılmaz.
    9. Kişisel gelişiminize katkı sunan her şeyi okuyun ve eleştirin. Eleştirmek olumsuz algılanır. Hâlbuki değer biçmektir özünde. Farkındalık düzeyimiz ne derece gelişirse o kadar kontrole yatkın oluruz. Herkes cebindekini çıkarır. Kimisi taş, kimisi gül..

    Yardım istemekten çekinmemek gerek. Bu bir arkadaş olabilir, saygı duyduğunuz birisi.. O da olmadı profesyonel destek almalıyız. Eğer öfkeyle beraber farklı psikolojik rahatsızlıklar eşlik ediyorsa bunların çözümlenmesi şarttır. Erken teşhis kanserin tedavisinde ne derece etkiliyse, psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde de en az o kadar etkilidir.

  • Obesesif ve Kompulsif Kişilik

    Obesesif ve Kompulsif Kişilik

    Obsesyon tarihten beri bilinen eski hastalık olarak bilinmektedir. Obsesyon Esquriol tarafından melankolik belirtisi olarak tanımlamaktaydı. Bir psikanalist olan Shapiro, kişilik aksaklıklarıyla ile ilgili psikoanalitik teorilerle doyum sağlamadığı düşündüğü için kendi kavramlarını geliştirmesi gerektiğini belirtmiştir. “Nörotik stiller” diye isimlendirdiği bir stilin yapısını ve özelliklerini tanımlamış olmakla beraber, kişinin genel düşünce sistemindeki birçok sendromun ve savunma mekanizmalarının kristalleştiği bir kalıp olarak düşünülebileceği üzerinde durmuştur. Bunlardan birincisi; düşüncenin katı ve net, sert bir biçimde odaklaşmış olmasıdır. Shapiro‟ya göre takıntılı bireyler bu hususiyetleri nedeniyle sürekli olarak dikkatli ve yoğun odaklanmış bir dikkate sahiptirler; bu sebeple de teknik ve detaylı işlerde başarılı olma olasılıkları yüksektir. Fakat yeni bilgiler veya dışsal uyaranlar nedeniyle kolayca dikkatleri dağılır ve kesintiye uğrarlar. Shapiro‟nun üzerinde durduğu ikinci özellik, obsesif-kompulsif kişinin bağımsızlık duygusundaki bozulmadır. Son özellik ise, obsesif-kompulsif kişilerin gerçeklik duygularını kaybetmiş olmaları veya dünya hakkındaki suçlayıcı duygularıdır. Obsesif düşünce, kompulsif ise dürtü anlamı taşımaktadır. Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu kurallar, düzenlilik ve kontrol hissiyatı üzerine aşırı düşünme olarak karakterize edilir. Bu kişiler bir şey üzerinde kontrol sahibi olamama noktasında ihtimal var ise  aşırı derecede anksiyete yaşarlar ve bu nedenle  bu tür durumlardan kaçmayı tercih etmektedirler. Kontrol onlar için önem arz eder ve sağlayamadıkları noktalarda ise öfke duygusu gerçekleşmektedir. Aşırı kontrollü halleri, madde bağımlılığı, hoyrat cinsel ilişki kurma, ekonomik sorumsuzluk gibi durumları engelleyerek kötü işler yapmasında iyiye çevirecektir. İş başarısı konusunda çok duyarlı ve kaideci olduklarından başarılı olma olasılıkları çoktur.  Esnek davranma noktasında problemli, mükemmeliyetçilik, detaylar noktasında aşırı ilgilenme gibi durumlar günlük yaşantılarını çok zorlaştırmakla beraber ve işlerini yaparken büyük bir zaman ve enerji sarf etmelerine neden olmaktadır. Yapılan iş her ne ise unutturacak derecede detaylarla, kaidelerle, listelerle, organize etme ve program yapma gibi davranışsal işlerle uğraşırlar.  Bu kişiler yeniliklerle ve esneklik gerektiren durumlarla karşılaşınca rahatsızlık duyarlar. Kültürel normlara çok bağlı olmakla birlikte inatçı bir kişilik yapısına sahiptirler. Kendileri kurallara uymaktadırlar ve kurallara tam olarak uymasını beklemektedirler.

    Kuralcılıkları ve detaycılıkları aile ilişkilerinde ve iş yaşamındaki yönetimi altında olan personellerini tabiri caizse hayatlarından bezdirir. Onun zihninde yanılgıya ne kendilerinde ne de diğer kişilere tahammül etmeleri noktasında problem yaşamaktadırlar. Başkaları tam olarak kendileri gibi düşünüp, hareket etmedikçe onlarla bir çalışma içine girmek istemezler, zorunda kalırlarsa sinirlenmektedirler. Yanlış yapmasını engellemek için yaptıklarını sürekli kontrol ederler. Olayların olumlu olumsuz yönlerini sürekli tartmaya çalıştıkları için karar vermekte çelişki yaşarlar. Duygularını geri planda tutup, çoğu zaman mantığı ön planda tutmaktadırlar. Mantığına uymayan kişilere karşı öfke duygusu gelişir ya da onlarla iletişim kurmak problem yaşamaktadırlar.  Eğlenceli ortamlara girdiklerinde zevk alamadıklarını ifade ederler. Genel manada sert, inatçı, cimri kişilerdir.

  • Gelecek Kaygısı / Sonsuz Kontrolcülük ve Tanrının Rolünü Çalmak

    Gelecek Kaygısı / Sonsuz Kontrolcülük ve Tanrının Rolünü Çalmak

    Gelecek kaygısı / sonsuz kontrolcülük ve tanrının rolünü çalmak

    Geleceği planlamak, onu daha işlevsel bir boyuta getirmek için birçok senaryolar, hipotezler gerekirse kuramlar oluşturur dururuz. Bu hipotezler veya kuramlar bizi hayatımızla ilgili tam nesnel olana götürmese de gerçeğe yakınlaştırır. İnsanda ki bu öngörü yeteneği sayesinde yaşantımı istediğimiz hedeflere doğru götürebilir ve bu sayede yaşantımızı istediğimiz doğrultuda yaşayabilme imkânı buluruz.

    Gelecek kaygısı, sonsuz kontrolcülük, tanrının rolünü çalmak

    Bu planlamalar müthiş bir öngörü yeteneği ile birleşince tadından yenmez. Daha fazla geleceği tasarlayarak ve kontrol ederek daha fazla şey elde edebiliriz. Örneği başarı…

    • Peki gerçekten neden bu kadar başarılı olmak istiyoruz?
    • Başarılı olma ile ne elde edebiliriz?
    • Başarısızlığımız durumunda ne olur?
    • Başarısızlığa kim/kimler uğrar?
    • Başarınca hangi grupta olacağız başarmadığımızda hangi gruba girmiş oluruz?

    Bu soruların cevabı bize ne hissettiriyor.

    Hayatımız da daha fazla başarılı olduğumuz sürece daha çok kabul görecek, onaylanacak ve sevil-ecek Toplum tarafından size bir statü tahsis edil-ecek, istediğimiz bir partnerle yaşantımızı sürdür-ecek, herhangi bir olası problemle karşı karşıya kalma riskimiz azal-acak veya ortadan kalk-acak. Her şeyi kontrol aldığımız mutlu olacak, huzursuz olamay-acak…ecek, acak….

    Bu -ecek, acak, cümle yapılarını o kadar içselleştirmişiz ki bunları yaşantımız içinde olmadığında yaşantımız sanki felaket bir senaryo ile bitmiş gibi hissettirir. Bu felaket durumu yaşamamak için bir kaçınma davranışı olarak geleceği dahil her şeyi ve herkesi kontrol etmeye eğilim gösteririz. Bu bazılarımızda o kadar çok ileri bir safhaya gelir ki geleceği tahmin ve öngörü adı altında tüm gelecek olaylarını olumsuz bir senaryo ile sonuçlanacağı şeklinde inançlara sahip oluruz. Durumu ve geleceği kontrol etme isteği o kadar fazlalaşır ki tanrının rolünü çalmış oluruz. Tanrı gibi her şeyi kontrol etmeye çalışırız. Kapasitemizin üzerinde bir yük alırız. Bu yükü kaldıramadığımız için çoğu sefer kapasitemizin altında performans göstererek yaşantımız da istediğimiz noktaya gelmekte problem yaşarız. Kısaca Koktuğumuz şey, korkulan şeyi yaratır paradoksu bu noktada aktive olur.

    Yaşantımızda gereğinden fazla olan kontrolü bıraktığımızda daha özgür bir düşünme şekline kavuşacağımızı söyleyebiliriz. kendimiz, başkaları ve gelecekle ile ilgili daha esnek kurallara, düşünceye sahip olmak daha esnek bir yaşantıya sahip olmamızı sağlar. Bu hayattan zevk almanızı, yaşantımızda iş yaparken eğlenmenizi sağlar. Geleceğinizle ile daha fazla seçenek üretir, gelecek planımızda birden çok sonucu olan seçenekleri hayatımıza entegre ederiz ve bunların sonuçlarını daha kolay tolere ederiz. Çok fazla kontrolcülük yaşantılardan haz almamızı engelleyen bir yaşantı tarzı olarak kendimizi gerçekleştirmemizi engel olur.

    Yaşantımızda “şimdi ve burada”ya odaklanmak yeteneklerinizi keşfetmemizi sağlar. Kendiliğimizi gerçekleştirmek ve aktive etmek, “şimdi ve burada” dan daha fazla haz almak, kaliteli bir yaşantı geçirmek için geçmişi analiz ederek, geleceği planlamak önemlidir. Bunları “şimdi ve burada”yı daha kaliteli bir şekilde geçirmek için yaparız. Geleceği planlamayı ve öngörmeyi, geleceği kontrol etme formuna dönüştürdüğümüzde “şimdi ve burada”ları kaçırarak hayatımızın büyük bir kısmını kaçırırız.

    Geleceği planlarken, onu yaşayamama seçeneğimizin olduğunu, bizim gibi diğer insanların ve doğanında yaşantımızda dolaylı ve doğrudan söz sahibi olduğunu, katkı sağladığını, katı planlamalarımızın doğanın / kaderin ve diğer kişilerin kendi planlarını uygularken sabote edileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

          Uzman Klinik Psikolog  Haşim BELTEN