Etiket: Kontrol

  • AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    Birçok ailenin sorunu olan ,yeterince veya istedikleri kadar ve sağlıklı çocuk

    sahibi olabilme yolları konusunda temel bilgi olarak önce şunları bilmemiz

    gerekir ;İdeal bir doğum kontrol yöntemi ; gebeliği kesin önlemeli,sağlığa zarar

    vermemeli,kolay uygulanabilir olmalı ve ucuz olmalıdır.

    Aile planlaması,istenildiği zaman istenildiği kadar çocuk sahibi

    olunabilmesidir.Her ailenin istediği kadar çocuk sahibi olması hakkı vardır,ancak

    bu istek anne ve çocuk sağlığına zarar vermemelidir.

    Amaç ,anne ve çocuk sağlığının korunması ve istenildiği kadar çocuk sahibi

    olmaktır.Çünki 2 yıldan önce olan gebeliklerde,anne sağlığı ciddi hasar

    görmekte,gebelik riskleri de artmaktadır.Hatta sık aralıklarla olan

    gebeliklerde,anne karnında bebek gelişimi etkilenmekte,sakatlık oranı artmakta ve

    anne ve bebek ölüm riski artmaktadır.Bütün bunları düşündüğümüzde aile

    planlamasının önemi anlaşılmaktadır.

    Aile planlamasının amaçlarını şu başlıklar altında toplayabiliriz ;

    Anne sağlığını korumak ve anne ölümlerini önlemek,

    Sağlıklı bebeklerin doğmasını sağlamak,

    İstenmiyen gebelikleri önlemek,

    Riskli gebeliklerin oluşmasını önlemek,

    Çocuk sahibi olmak isteyen ailelere tıbbi yardım sağlamak,

    Bireyleri ve aileleri bu konularda eğitmek.

    Ülkemizde bu hizmetler, Sağlık Bakanlığına bağlı ,ana-çocuk sağlığı merkezleri

    ,aile planlaması merkezleri ,özel ve devlet hastanelerinin ilgili birimlerince ve

    muayenehanelerce yapılmaktadır.Devlet’e ait birimlerde doğum kontrol hapları ve

    kondom ücretsiz verilmekte ,spiral ise ücretsiz veya çok düşük bir ücret karşılığı

    takılmaktadır.

    AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    PREZERVATİF-KONDOM- KILIF:

    Kondom,ilişki öncesi erkeğin sertleşmiş penisine takılan esnek bir kılıftır.Bu kılıf

    spermlerin vajene dökülerek ,rahmin içerisine girmesini ve dolayısıyla yumurta

    hücresini döllemesini önlemiş olur.Ayrıca AİDS ,sifiliz ve bel soğukluğu gibi

    hastalıklardan korunmak için de kullanılır.Cinsel ilişki öncesi doğru bir şekilde ve

    her seferinde yeni bir tane kullanılması halinde koruyuculuğu %95 ler

    düzeyindedir.Uç kısmında meninin birikmesi için bir boşluk bırakılmalı ve her

    ilişkiden sonra delik olup olmadığı kontrol edilmelidir.Eğer delik olduğundan

    şüphe edilirse ,hemen bir doktora başvurulmalıdır.

    DİAFRAM :

    Rahim ağzına geçirilen kenarları daha sert kauçuk bir maddedir.Rahim ağzını

    kapatarak,spermlerin rahim içerisine geçişini engellerler ve sperm öldürücü

    maddelerle birlikte kullanıldığında koruyuculuğu artmaktadır.Diafram tarafından

    fiziksel olarak tam olarak engellenemeyen spermler spermisit jellerle işe yaramaz

    hale getirilir.İlişkiden önce kadın tarafından rahim ağzına yerleştirilir ve ilişkiden

    sonra en az 6 saat yerinde kalması sağlanır.Sağlığa bir zararları yoktur.Ancak

    günümüzde fazla kullanılmamaktadır.

    SPERMİSİTLER :

    Köpük ,tablet veya jel şeklinde bulunan spermisitler vajen içerisinde bulunan

    spermlerin yok edilmesini sağlarlar.Koruyuculukları düşüktür.

    SPİRALLER :

    Yumurtanın rahim içerisine gelişini ,spermin yumurtanın yanına gidişini ,eğer

    yumurta döllenirse bile ,rahim içinin özelliklerini bozarak,rahim içine yerleşmesini

    engelleyen araçlardır.Çıkarıldıklarında doğurganlık geri döner ve sağlığa zararları

    yoktur.Yıllık kontrolleri yapılmak kaydıyla koruyuculukları %98 civarındadır.

    DOĞUM KONTROL HAPLARI-İĞNELER :

    Kombine oral kontraseptif ilaçlar ; içerisinde barındırdıkları östrojen hormonu

    sayesinde,yumurtlamayı ,döllenmiş yumurtanın olgunlaşmasını ve rahime

    yerleşmesini engeller ,progesteron hormonu ise spermlerin rahim ağzından geçişini

    engeller.Yeni evlenecek çiftler,hemen çocuk düşünmüyorlarsa,evlenmeden 1 ay

    önce hapı kullanmaya başlamalıdırlar.

    İğneler ; ayda veya 3 ayda bir kullanılır.İçerisinde bulunan progestin hormonu

    sayesinde,spermlerin rahim ağzından geçişini,yumurtlamayı ve döllenmiş

    yumurtanın rahime yerleşmesini engeller.

    Ertesi gün hapı ; bir doğum kontrol yöntemi değildir.Son 72 saat içerisinde

    korunmasız cinsel ilişkiye girilmişse,bu haplardan kullanılabilir.Bu haplar ,rahim

    iç zarının özelliğini bozarak döllenmiş yumurtanın rahim içerisine yerleşimini

    engeller.12 saat içinde doz tekrarlanır ,eğer adet gecikmesi olursa gebelik

    araştırılır.

    KADINDA TÜPLERİN(YUMURTA KANALLARININ)BAĞLANMASI :

    Tüp ligasyonu olarak ta adlandırılan işlem yumurtanın geçtiği kanalların

    bağlanması veya kapatılmasıdır.Yumurta ve spermin buluşması

    önlenerek,döllenme kesinlikle sağlanamamış olur.Geri dönüşü yoktur,adet

    düzenini etkilemez ve küçük bir operasyon gerektirmektedir.

    ERKEKTE SPERM KANALLARININ BAĞLANMASI :

    Vazektomi olarak ta adlandırılan müdahele spermin geçtiği kanalların kesilmesi ya

    da bağlanmasıdır.Geri dönüşü yoktur.Erkeklik gücünde bir azalma veya değişme

    yaratmaz.

  • Adet Geciktirici İlaçların Zararları ve Yan Etkileri Var Mıdır?

    Adet Geciktirici İlaçların Zararları ve Yan Etkileri Var Mıdır?

    Adet geciktirici ilaçlar, rahim iç tabakası ile etkileşimde olan ilaçlardır. Bu ilaçlar içerdikleri hormonlar sayesinde yumurtlamayı geciktirir. İlaçların doktor kontrolünde ve bilinçli olarak kullanılması sayesinde herhangi bir yan etki ortaya çıkmayacaktır.  Adet geciktirici ilaçlar; rahim içindeki tabakaya etki eder ve bu sayede adetin gecikmesini sağlar. Ancak bu ilaçların devamlı ve aşırı kullanılması ciddi problemlere yol açabilir. Bu sebeple de senede bir ya da iki defa, doktor kontrolünde kullanılması tavsiye edilir.

    Adet geciktirici ilaçlar sakıncalı mıdır?
    Adet dönemini geciktirmek için kullanılan ilaçların hormonsal bir probleme yol açıp açmayacağı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Yani, ileride çocuk sahibi olmak isteyen kadınların adet geciktirici ilaçlar sebebi ile kısır olması söz konusu değildir. Adet geciktirici ilaçlar, bilinçli ve kontrollü kullanıldığı sürece kilo alımına yol açmazlar. Bu ilaçların uzun vadede kullanımı çeşitli sakıncalara yol açabilmektedir. 
    Kısa vadede yol açabileceği sorunlar ise; 

    • Kabızlık,
    • Şişkinlik,
    • Baş ağrısı.    

    Adet geciktirici ilaçlar ne zaman alınmalıdır?
    Adet geciktirici ilacın etkisini istenilen zamanda göstermesi için; adet başlangıcından dört gün önce alınması gerekmektedir. Daha kısa zaman diliminde ilaç, etkisini göstermeyebilir. 

    Adet geciktirmek için alınan ilaçlar kimler için zararlıdır?
    Adet geciktirici ilaçlar; karaciğer hastalığı olan kadınlar için, obezite sorunu olan kadınlar için, doğum kontrol hapı kullanan kadınlar için sakıncalıdır. Adet geciktirici ilaçların uzun vadede, çok fazla kullanılması çeşitli problemlere yol açabilir. Bu sebeple de senede 1 ya da 2 defa doktor kontrolünde kullanılması önerilmektedir.

    Adet geciktirici ilacının alınmasından sonra vücutta hangi değişimler meydana gelir?
    Adet geciktirici ilaçların alınmasından sonra göğüslerde dolgunluk, vücutta gerginlik gibi durumlar yaşanabilir. Bazı kadınlarda ise herhangi bir yan etki görülmez.

  • Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Günlük hayatta sinirimizi bozan birçok olayla karşılaşırız. Bu tür olaylara uygun tepkiler verildiğinde, öfke gayet normal bir duygudur. Çoğu insan bu durumlarda tepkisini direkt gösterir. Kimisi de tepkisini içine atar ve biriktirir. Stres insan vücuduna girdiği zaman bir şekilde çıkacak yol arar, aynı elektriğin girdikten sonra bedenin bir yerinden çıkması gibi. Günlük hayatta biriktirdiğimiz stres ve kızgınlık da benzer şekilde etki yaratır. Küçük stresler birikir ve bir eşik üstü uyaranlarla karşılaşıldığında dışarı çıkar. Öfke patlaması yaşayan insanların birçoğu olayı tetikleyen etkenden ziyade bu birikmiş öfkeyi yaşarlar. Oysaki öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açarsa problem olmaya başlar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır.

    Öfke Hangi Rahatsızlıklara Sebep Olur?

    Öfke zaman içerisinde kronik rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bunlardan en sık rastlanılanlardan biri kalp hastalıklarıdır; birikmiş öfke kalp hızını arttırır, aynı zamanda kalp damarlarında daralma ve kriz etkenidir. Öfkenin sebep olduğu bir diğer rahatsızlık ise hipertansiyondur; öfke damar elastikiyetini bozar, kalıcı hipertansiyon oluşur. Şeker hastalığı da öfke ile tetiklenir; biriken öfke metabolizmayı bozar ve şekeri yükseltir. Öfke ruhsal bozukluklara da sebep olur; birikmiş öfke, depresyon gibi ruhsal bozukluklarla kendini gösterir. Kötü genlerin harekete geçmesini sağlar; hepimizde bazı hastalıkların geni mevcut olabilir. Eğer bu genleri aktifleştirmemeyi başarabilirsek, hastalanmadan hayatımızı sürdürebiliriz. Ama öfkeyi kontrol edememe gibi bir problemimiz varsa bu genlerin ortaya çıkma riski artar. O zaman genetik haritamızda var olan birçok hastalık tetiklenir. Son yıllarda kanserlerin artmasının altında yatan en önemli etken birikmiş öfke ve strestir.

    Öfke Nasıl Kontrol Edilir?

    – Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar. Bu sebeple öfkenizi kontrol edemediğiniz takdirde mutlaka bir uzmandan yardım alınız.
    – Konuşmadan önce düşünün. Kızgınlıkla istenmeyen sözcükler kullanıp telafisi mümkün olmayan kırgınlıklara sebebiyet verebilirsiniz. Kızgınlık anında bir sonraki sözcüğünüzü söylemeden önce düşüncelerinizi toparlayın.
    – Sakinleştikten sonra karşı tarafa kızgınlığınızı uygun bir dille (agresif olmayan kendinden emin bir tavırla) dile getirin. İçinize atmayın.
    – Öfkelendiğinizi hissettiğinizde kısa bir yürüyüşe çıkın ya da sevilen bir aktivite ile uğraşın. Hareket etmek stresi azaltır, sakinleştirir. 
    – Kendinize mola verin. Eğer stresinizin arttığını ve öfkelenmeye başladığınızı hissederseniz rahatlamak için biraz yalnız kalın. 
    – Sizi sinirlendiren nedene değil, sizi sinirlendiren durumu nasıl çözümleyebileceğinize odaklanın. Kızgınlık hiçbir problemi çözmez, aksine durumu olduğundan daha kötü bir hale getirir. 
    – ‘Sen’ değil ‘ben’ dili kullanın. Karşımızdakini yaptıkları için suçlamak yerine, davranışının size kendinizi nasıl hissettirdiğini vurgulayın. Örneğin “Masayı toplamama hiçbir zaman yardım etmiyorsun” demek yerine “Masayı toplamama yardım etmemen beni üzüyor” demeyi deneyin. Karşımızdakini suçlamak her zaman durumu olduğundan daha gergin bir hale getirir. 
    – Affetmek çok güçlü bir silahtır. Eğer öfkenin ve diğer negatif düşüncelerin pozitif düşüncelerinizin önüne geçmesine izin verirseniz sadece kızgınlığınızın ve haksızlığa uğramışlık duygularının artmasına neden olursunuz. Fakat sizi kızdıran birini affetmeyi başarabilirseniz o zaman beraberce hem yaşanan olaylardan bir ders çıkarabilir hem de aranızdaki ilişkiyi kuvvetlendirebilirsiniz. 
    – Rahatlamaya çalışın. Derin nefes egzersizleri yapın. Gözünüzde güzel bir manzara canlandırın ve orada olduğunuzu hayal edin. Kendi kendinize içinizden sizi rahatlatan bir sözcüğü tekrarlayın; bu dini bir sözcük olabileceği gibi ‘sakin ol, geçecek’ gibi telkin edici bir sözcük de olabilir. Sevdiğiniz bir müzik dinleyin. Duygularınızı dışa vurabileceğiniz bir günlük tutun. Spor yapın. 

  • İnfertilite/Tüp Bebek Tedavi Sürecinin Stresini ”Şimdi”de Yaşayarak Hafifletin

    İnfertilite/Tüp Bebek Tedavi Sürecinin Stresini ”Şimdi”de Yaşayarak Hafifletin

    İnfertilite sürecindeki kadın hastalarımda çok sık gözlemlediğim bir durumdur geçmiş ve geleceğe odaklı bir düşünce sistemi..Bu duruma aniden gelinmemiştir şüphesiz. İnfertilite teşhisini takip eden dönemde, kişi kendisini nelerin beklediğini bilmemektedir; hep iyi niyetlerle, dileklerle başlanır bu zorlu serüvene. Buna karşılık, tedavi seyrinin belirsizliği, ve kişilerin bu süreçte hiçbir kontrollerinin olmaması ile birlikte infertilite hastalarında bir “düşünceler zinciri” başlar. Zaman ilerledikçe ve tedavide de henüz net bir sonuç alınamamışsa kadınlarda bu düşünceler genelde geçmişe dönük üzüntüler, pişmanlıklar üzerine olup kendilerini biraz da sert bir biçimde yargılama eğilimi baş gösterir. Örneğin: “Keşke bu tedaviye daha önce başlasaydım, bu kadar beklemeseydim” ya da “Keşke oraya gitmeseydim, bu merkeze daha önce gelseydim”..Keşkeler bu şekilde devam eder, devam ettikçe büyür, büyür.. Geleceğe dönük soru işaretleri de cabasıdır. Yaptığım klinik görüşmelerde hastalarımdan en sık duyduğum cümleler şu şekildedir: “Olacak mı olmayacak mı? Bu düşünceyi beynimden atamıyorum..Sürekli, olmazsa ne olur diye düşünüyorum!”. Bu soru, gerek infertilite tedavisine ilk kez başlanmış olsun, gerekse bu konuyla ilgili epeyce zaman harcanmış olsun, birçok infertil hasta için ortak bir temadır. Bu düşünceyi zihinden tamamen atabilmek mümkün olmamakla birlikte, bu düşüncenin içeriği üzerinde kontrol sağlanabilir. Terapi çalışmalarında en sık yaptığımız çalışmalardan biri, var olan düşünce sistemini tekrar ele alıp, kişiyi olumsuzluğa iten düşünceleri saptamak ve bunların yerine rasyonel düşünceleri yerleştirmektir.

    Eğer yukarıda anlatılanlar size tanıdık geliyorsa, birkaç dakikalığına şunu yapın: Geçmişe ait üzüntüler,pişmanlıklar ve geleceğe ait kaygılar bir yana kalsın. “Bugün”ü… Bu saati…Yani, “şimdi”yi yaşayın..Yani enerjinizin var olduğu, kendinize dönük yapabilecekleriniz için mümkün olan tek zaman birimini hissedin..Yaşam enerjiniz, tüm gücünüz “şimdiki zaman”dan beslenir ve bir şeyleri değiştirebilmek ancak bu zaman diliminde mümkün olmaktadır, bunu hatırlayın..

    Birçok kişi var olan zaman dilimini görmezden gelebiliyor ve aslında ne kadar da değerli bir şey kaçırıyor. Şu an bu siteye girdiyseniz, bu satırları okuyorsanız belli ki durumunuzu önemsiyor, daha fazla şey öğrenmek, daha fazla bilgi edinmek istiyorsunuz. Yaşadığınız anı en etkin biçimde değerlendirmek istiyorsunuz. Bu sayfalarda gezindikten sonra da, hayatınız akıp giderken, “an”ınızın değerini bilip, kendi adınıza “infertilite uğraşınız”ın dışında yapabileceklerinizin farkına varmanız şüphesiz size çok olumlu bir şekilde geri dönecektir. Şimdiki zamanın gücü ne geçmişte ne de gelecekte mevcuttur. Hayatınızın kontrolü sizin elinizdedir ve enerjinizi kendinize olumlu bir şekilde aktarmanızla birlikte, emin olun birçok şey değişebilir. İnfertilite ile mücadele çok yıpratıcı bir süreç olmakla birlikte, şu an bu konuda adımlar atıyorsanız, tedaviniz için güvenilir bir merkez seçtiyseniz ve planlarınız belli ise, artık zihninizi geçmiş ve gelecek esaretinden kurtarıp “şimdi”ye odaklamanız size çok şey kazandıracaktır. İnfertilite tedavileri boyunca, “kontrol duygusu”nun eksikliği çok sık yaşanan bir durumdur. Ama sizin kontrolünüz dahilinde olan çeşitli başka aktivitelere, uğraşlara odaklanırsanız, kontrol yitiminin tüm hayatınızı kaplamasına engel olabilirsiniz.  “ Ben elimden gelen her şeyi yapıyorum, şu an için her şey yolunda, ilgilendiğim…., … uğraşlarım var ve bundan büyük keyif alıyorum” şeklindeki bir duygu, düşünce ve davranış sistemini benimsemek sizi rahatlatacaktır. Bunun yanı sıra, hayatınızı güzelleştirmenin değişik yollarını kendiniz için keşfetmenizle birlikte taşıdığınız yükün ne kadar hafiflediğini ve en önemlisi “kendi”nizin değerini daha iyi anlayacaksınız…

  • Nöroterapi Nedir?

    Nöroterapi Nedir?

    Yapılan araştırmalar stresin pek çok hastalığın başlamasına veya artışına sebep olduğunu göstermektedir. Stres, iç sıkıntısından, vücudun bağışıklık sisteminin bozulmasına kadar geniş bir yelpazede insan sağlığını etkilemektedir. Yoğun stres organizmada otomatik olarak bir takı fizyolojik belirtilerin oluşmasına yol açar. Çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği ve ilerleyen dönemde bunlara eklenen unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gibi yakınmalar, özellikle çok şiddetli olduğunda, kişinin yaşamını aksatan bir boyuta ulaşabilir. Bunların ruhsal kökenli olduğu bilinmemesi kişiyi çeşitli tetkik ve tedavi arayışlarına yöneltebilir. Bu belirtilerin kaybolması ancak stresin kontrol edilmesiyle mümkündür. Biofeedback, kişinin stresin bedensel belirtilerine yönelik farkındalığını artırarak bu belirtirli kontrol etmesine, bir anlamda da psikolojik olarak gevşeyip rahatlamayı öğrenmesine yardımcı bir tekniktir. Bu amaçla geliştirilmiş en etkin yöntemlerden biri olan “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback”te (sinir geribildirimi), bilgisayar ortamında beyin dalgalarının gözlenmesi ve kişinin bunları geribildirim aracı olarak kullanması sağlanabilmektedir. Merkezimizde de psikoterapi süreci içerisinde uygulanan bu teknikle, kişilere stresi kontrol etme becerisi kazandırılmaktadır. Nöroterapi / Neuro-Biofeedback çocuklarda da özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite (DEHB) bozukluğunun tedavisinde, çocuğa dikkatini yoğunlaştırma ve sürdürebilme becerisi kazandırmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu teknik DEHB bozukluğu olan çocukların aceleci, sabırsız, dikkatsiz davranışlarının farkına varıp, bunlar üzerinde kendi kendilerine denetim kurmalarını sağlamaktadır. Beynin yaydığı dalgaları bilgisayar ortamında görmek ve dikkatini yoğunlaştırarak buna müdahale edebilmek (çocuklarda bu amaçla uçak uçurma, yarış yaptırma vb. gibi hedefler içeren programlar kullanılmaktadır), çocuğun kendisine güvenini arttırmaktadır. Bu teknik, bireylere stresli ortamda soğukkanlı kalabilme becerisini kazandırmada ilaçsız bir yöntem olarak önem taşır.

    NÖROTERAPİ / NEUROBIOFEEDBACK

    Beynin stres düzeyi ölçülebiliyor. Amerika’da beyin araştırmalarına büyük bütçeler ayrıldıktan sonra yeni yöntemler bulunmaya başlandı. Nature Neuroscience dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, Kronik Stresin beynin öğrenme ile ilgili bölümlerini küçülttüğü kanıtlandı. Montreal’de McGill Üniversitesi uzmanlarının yaptıkları bir araştırmada 70 yaşında 50 kişi 5 yıl izlenerek bu sonuca varıldı. Bunun üzerine stresin beyne etkisinin azaltılmasının yolları araştırıldı. NASA’nın önerdiği bir yöntem de “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” yöntemidir. Bu yöntemle beyin dalgaları ölçülerek insanlar kendi streslerini kontrol etmeyi öğreniyorlar. Öncelikle beyinin biyoelektrik haritası çıkarılıyor. Beynin stresli çalışan alanları belirleniyor. İkinci aşamada “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” cihazının elektrotları stresli alanlara takılıyor. Bilgisayar ekranında beyindeki dalgalar görüntüleniyor. Üçüncü aşamada kişinin, beyin gücünü kullanarak “Alfa” dalgalarını arttırması öğretiliyor. Alfa dalgası beynin istirahat dalgalarıdır. Bu dalgaları arttırmayı başaran kişiye puan veriliyor. Ortalama 10 seansta kişi beynin gücünü kontrol etmeyi öğreniyor. Çocuklar içinde geliştirilmiş programlar var. Oyun şeklindeki programlarda çocuk beyin gücü ile uçak uçurabiliyor, yarış arabası sürebiliyor.

  • Öfke Nedir?

    Öfke Nedir?

    Öfke, kişinin beklentilerinin karşılanmaması durumunda ve isteklerinin tam olarak yerine getirilmemesi ile ortaya çıkabilir ve burada verilen duygusal tepkilere öfke denilebilir.

    Öfke Nedir Ne İşe Yarar?

    Öfke, son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur.

    Öfke, duygusal bir tepkidir.

    Öfke, uyarıcı bir işarettir.

    Öfke, kişiyi tehditlere karşı uyarır ve kendisini korumasına olanak sağlar.

    Öfke, yem öğrenmeler için bir motivasyon kaynağıdır.

    Öfke, sınırlandırılanıldığı sürece sağlıklıdır ve işe yarar.

    Öfke, kontrol edilmediğinde kışının kendisi ve çevresi için zararlı olabilir.

    Öfkenin sağlıklı ve işe yarar olabilmesi için inkar edilmemesi, bastırılmaması ve öncelikle kabul edilmesi, tanınması ve kontrollü bir biçimde ifade edilebilmesi gerekir.

    Burada önemli olan nokta, aslında neye öfkelendiğimizdir. Bizi neyin tatmin etmediğini kavramalı ve buna göre öfkemizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Diğer taraftan bazen kişiler öfke anlarında “kendilerine hakim olamamaktan” ve “kontrolden çıktıklarından” şikayet ederler. Bu durumda belki biraz kontrol üzerine çalışmakta fayda olabilir.

    Kontrolsüz öfke ,bu duygunun negatif getirilerinden biri olan saldırganlık dürtüsünü tetikleyebilir ve bu durum öfke gibi doğal bir sonucun negatif sonuçlar doğurmasına neden olabilir.Kişilerin bu noktada farkında olması öfkenin önüne geçebilmek adına oldukça değerlidir.

    İçinde bulunduğumuz kültür, ailemiz, geçmişten bugüne taşıdığımız travmalarımız öfkemizin asıl nedenlerini barındırıyor olabilir. Ya da yetiştirilme tarzımız bu konuda bizi etkilemiş olabilir.

    Günlük yaşamda karşılaştığımız stresli durumlar, trafik, insanların anlayışsız tutumu, aile ve iş yaşamımızdaki faktörler bizi sinirlendirebilir ve bu oldukça doğaldır.Eğer öfke ile ilgili günlük yaşantımızı bozacak şekilde sorunlar yaşıyor isek mutlaka bir uzmandan yardım almalıyız ve bu sorunun üstesinden gelmeliyiz.

    Öfke Ne Değildir?

    Öfke bir problem çözme aracı değildir

    Öfke bir öç alma veya intikam yolu değildir

    Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir

    Öfke şiddet göstermeye veya suç işlemek için bir neden değildir

    Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir

    Öfke bir haklı olma yolu değildir.

    Öfke Kontrolü İçin Neler Yapılabilir?

    Kendi öfkenizi tanıyın, neye öfkelendiğinizi ne zaman ve ne için öfkelendiğinizin farkında olun.

    Nasıl sakinleştiğinizi kavrayın, düzenli olarak sakinleşmek adına egzersizler yapın.

    Kendinizle konuşun. Kendinize sakin olmak ile ilgili cümleler söyleyin.

    Öfke duygusunu yaşayabilirsiniz bu normaldir fakat bu duygu ile davranmayın. Vurmayın, bağırmayın.

    Kendinize zaman tanıyın, mümkünse öfkelendiğiniz ortamdan uzaklaşın ve sorunu çözmek için sakinleşmeyi bekleyin.

    Olayları kişisel algılamamaya çalışın.

    Problemi açığa kavuşturmaya çalışın ve çözüme odaklanın.

  • Öfke Kontrolü İçin 10 İpucu

    Öfke Kontrolü İçin 10 İpucu

    Öfke kontrolü, yaşamı daha doğru yönetmek için çok çok değerlidir. Bazen iş ortamında ekip arkadaşlarımızla iletişim sırasında ister istemez, kimi zaman işler planlandığı gibi gitmeyebilir. Yetişkin bireyler olarak iş arkadaşlarımız sorumlulukları gereği birçok sorun ile gün içinde uğraşıyorlar. Ve bazen öyle anlar gelebiliyor ki, çok değer verdiğimiz ekip arkadaşımız ile yaşadığımız fikir ayrılığı, bizleri çileden çıkartabiliyor.

    İşte tam da bu noktada, ekip arkadaşımızla iletişim sırasında daha sakin ve öfke kontrolü sağlanması konusunda size yol gösterecek 10 adım:

    1. Öfke Kontrolü için Beyninizin mantıklı kısmını eğitin

    Bol bol iş hayatında nelere dikkat etmeniz gerektiğini anlatan, serinkanlı ve sakin olmanın iletişimdeki önemini vurgulayan, bir ekip üyesi olmanın ne kadar önemli bir sorumluluk olduğunu hatırlatan eğitici makaleler okuyun. Davranışa geçmeden önce durup düşünmeyi alışkanlık haline getirin.

    2. Ekip arkadaşlarınızın sizi iyi hissettirecek şekilde davranmasını beklemeyin

    Başkaları, özellikle ekip arkadaşlarımız, bizim istediğimiz şekilde düşündüğü ve davrandığında kendimizi daha sakin ve kontrollü hissederiz. Bu olmadığında veya bunu sağlayamadığımızda ise gerginliğimiz artar. Bu çok doğal bir eğilimdir. Ancak her zaman istediğimiz koşulları sağlamamız mümkün olmayabilir. Buna hazırlıklı olmalı, durup sakinleşmeyi beklemeli, kendimizi gevşetecek (sakinleştirici bir müzik açmak gibi) yöntemlere başvurmalıyız.

    3. Tetikleyicilerinizi bilin

    Güçlü duygular davranışlarımızı etkiler ve tetikleyici etki yaratır. Her bireyin farklı duygular karşısında etkilenebilirliği farklıdır. İş hayatında yetişkinler için tipik tetikleyiciler şunlardır;

    • Umutsuzluk

    • Çaresizlik

    • Yetersizlik

    • Korku

    • Suçluluk

    Peki sizleri hangi duygular tetikler? Ekip arkadaşınızın hangi davranışının sizi en çok sinirlendirdiğini tespit edin. Vücudunuzun sinyallerini takip edin.

    4. Neden bu davranışların sizi sinirlendirdiğini kendinize sorun

    Geçmişte yaşadıklarınızı ve gelecekle ilgili korkularınızı gözden geçirin. Ekip arkadaşınızın bu davranışı sizi nasıl hissettiriyor, yetersiz mi, korkulu mu, suçlu mu? Bu duyguları hissettiğinizde kendinizi rahatlatmak için neler yapabileceğiniz ve nasıl sakinleşebileceğiniz üzerine düşünün ve notlar alın, bu duyguları hiissettiğinizde bunları hatırlamaya çalışın.

    5. Öfke kontrolü kaybolmak üzere olduğunda bunu hemen fark edin!

    Öfkelendiğinizde bundan sizin kadar ekibinizin de etkileneceğini unutmayın. Kendinizi gevşetmek ve zor duygularla baş etmek çok önemlidir.

    6. Gerçekçi beklentilere sahip olun

    Kendiniz ve ekip arkadaşlarınızla ilgili makul ve gerçekçi olun. Kendi kendinize bunu yapamıyorsanız bu konuda ekip arkadaşınız veya ekip liderinizden size hatırlatmaları ve destek olmaları için yardım alın.

    7. Geçmişin yaralarını sarın

    Kendi geçmişinizden getirdiğiniz korkular ve yanlış öğretilerden kurtulun. Kendi eksiklerinizi kapatmak için ekip arkadaşlarınıza yük yüklemeyin.

    8. Güç mücadelelerinden sakının

    Bu konuda yol gösterici olan çok değerli bir çocuk şarkısını hatırlarsınız: Bir köprüde kaşılaşmış iki inatçı keçi… diye devam eder. Güç mücadelesi karşılıklı inatlaşmaya dönerse, bu durumun kazananı olmaz. İnatlaşma, iletişimi başarıya götürmeyeceği gibi, muhtemel iletişim kazalarını beraberinde getirecektir. İşte bu sebeple, öfkelendiğinizde ekip arkadaşınızla güç mücadelesine girmekten sakının. Kendiniz ve ekibinize karşı gerçekçi bir perspektifte kalın.

    9. Olumsuz kurgulardan uzak durun

    Eğer endişeli bir yapınız varsa iş görev ve sorumluluklarınız hakkında korkutucu düşünceler zihninizi işgal edebilir. Kafanızdaki bu olumsuz düşünce ve görüntüleri tam tersi olanlarla değiştirmeye çalışın.

    10. Egzersiz yoluyla stresinizi atın

    Gevşeme ve nefes egzersizleri yapmayı öğrenin. Bir spor dalını amatör olarak haftada 2 kez uygulayın. Bedeni kontrol ettiğinizde, düşüncelerinizi ve ruhunuzu daha doğru yönetirsiniz.

  • Takıntılı Mısın?

    Takıntılı Mısın?

    Yıllık izinlerini kullanmak üzere tatile çıkan bir aile düşünün. Her şey iyi güzel giderken yolun belli bir mesafesini gitmişken aile bireylerinden birinin aklına “Acaba ben prizleri kontrol ettim mi? ” Düşüncesi beynini kemirmeye başlamıştır. Bir türlü bu düşüncenin üstesinden gelemiyor. Bu sefer etrafındakileri huzursuz etmeye ve şüphelendirmeye başlıyor. Diyor ki hadi geri dönelim. Benim için rahat etmeyecek kontrol etmem lazım. Oysa evden çıkarken her şeyi tek tek kontrol etmişti. Fakat bu düşünce istemsizce aklına geliyor evet belki kontrol etmiş olabilir ama bu sefer unutmuşta olabilirim diyerekten yolu geri dönüyorlar. Eve döndüklerin evde her şey normal prizler çekilmiş hiçbir sorun yok fakat aile bireyi ikna olmakta zorlanıyor…

    İşte bu örnekte olduğu gibi biz buna takıntılık tıbbi adı ile Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) diyoruz. Bu örnekleri istediğiniz gibi türetebilirsiniz. Markete çıkıp acaba kapıyı kapattım mı? Veya selamlaştığınız birisiyle tokalaştığınız elleri temiz miydi? Bazı kişiler; Her gün evini siler süpürür tek tek ocakların düğmelerine kadar siler, lavaboyu 10 dan fazla yıkar ertesi gün yine aynı şekilde temizliğe devam eder. Misafir geldiğini düşünürsek, misafirler gittikten sonra sabaha kadar koltukları siler durur…

    Evet, ne kadar zor ve yorucu görünüyor dimi günümüzde en yaygın olanı da temizlik takıntısıdır. Bunu yani davranış odaklı ise kompülsif olarak adlandırırken başka bir çeşidi ise düşünce takıntılığıdır. Bunun adı da obsesif takıntılıktır. Kişi düşüncelerine sahip çıkamaz her an herkese karşı rezil olma korkusu, kişinin zihninde uzaklaştıramadığı fikirler ve düşünceler. Bazen saçma olduğunu düşünseler bile bunu çok yoğun yaşarlar ve huzursuzluğa doğru giderler bunun sonucunda da anksiyete başlar. Örneğin; Evde ailesiyle birlikte oturan adamın anlık “kontrolümü kaybeder eşime karşı öfke kontrolümü sağlayamazsam zarar verir miyim? ” şeklinde düşünüp huzursuz olabilir. Ve ya çocuğu emzirirken kontrolü kaybedip onu boğabilirim düşüncesi… Bu örnekleri de arttırabilirsiniz. Takıntılık kişilere önemli ölçüde sıkıntı ve zarar verir bunun yanı sıra zamanının tümünü çalar. Günlük işlerini aksatır, kişiler ilişkilerinde sıkıntı yaşarlar. Temizlik, düşünce takıntılığın yanı sıra başka takıntılarda mevcuttur bunlardan bazılar;

    Dini içerikli Takıntılar; Dini inançları yoğun yaşayan kesimlerde sık görülen bir takıntılıktır. Daha önce gözlemleme şansı bulduğum bu takıntılık kişi inançlarının tam tersi bir düşünce içerisine giriyor olmasıdır. Örneğin; Dini ibadetlerinin yerine getiren kişinin namaz sırasında “Allah’ın varlığından şüphe duyma” şeklinde düşüncelerden kendini alıkoyamıyor.

    Simetri, düzen Takıntısı; Kişinin tüm yaşantısı simetri ve düzen içerisinde olmalıdır. Buna örnek verecek olursam; evdeki tabloların aynı hizada olması ve bibloların aynı yöne bakıyor olması gerekir. Halının püskülleri ters değil birbirinden ayrılmış şekilde dümdüz olmalıdır.

    Dokunma Takıntısı; Bir eşyaya dokunma gereksinimi hissederler. Örneğin; Evden çıkmadan önce anahtarlığın üzerinde asılı duran aile tablosuna dokunmadan çıkarsa ailesinin başına olumsuz bir olay gelecekmiş gibi hisseder.

    Sayma Takıntısı; Günlük işlerini belli bir sayıya kadar saymadan yaparsa işlerinin rast gitmeyeceğini düşünür. Örneğin; Kızını okula yollayan anne dört kez “Allah zihin açıklığı versin” demezse başına bir şey geleceğinden endişelenir.

    Evet, bu takıntılıkların çeşidi oldukça fazla. Peki, sizde takıntılık var mı? Ve ya hangi takıntılık ile baş ediyorsunuz? Görülme sıklığı ve tedavi çeşitleri nelerdir? Buyurun hep birlikte bakalım…

    Yapılan araştırmalara göre takıntılık en sık görülen, dördüncü sırada yer alan ruhsal bir hastalıktır. Türkiye’de 2 milyon, dünyada 180 milyon kişide görülmektedir. Ve genellikle ergenlik döneminde 20 ile 30 yaş aralığında başlar. Erkeklerde kontrol kompülsiyonlar kadınlarda ise temizlik kompülsiyonlar sık görülmektedir. Genelinde ise kadınlarda daha sık rastlanır. Bu hastalık genelde yavaş yavaş ortaya çıkar. Nedenleri arasında birçok faktör vardır. Daha önceki yazılarımda belirtmiş olduğum gibi genetiklik söz konusudur. Aile de daha önce OKB tanısı konulmuş biri varsa kişide görülme olasılığı çok yüksektir. Doğum, lohusalık, kayıp, cinsel istismar, aile ve ya toplum baskısı bu hastalığı ortalığa çıkarır. Baskıların fazla olduğu yerler olabiliyor, “sakın onu yapma baban görür, sakın ha günahtır! ” gibi ergenlikte söylenen baskın sözler çocuğun bilincinde suçluluk psikolojisini ortaya çıkarıyor. Bu yüzdendir ki 20 li yaşların başında ortaya çıkması. 

    Pek çoğumuz batıl inançlara inanır ama bilmezler ki nelere sorun açar… Siyah kedi gördün üç kere saçını çek, kötü bir şeyden bahsedildiğin de üç kere tık tık tık tahtaya vurup aman şeytan kulağına kurşun denmesi, korktuğunuzda baş parmağınızı dişlerinizin arasına koyup üç kere kafanızı yukarı kaldırmak… Evet, bunlarda nedenleri arasında yer alıyor. 

     Peki, hastalığın tedavisi var mıdır? Diyenler için, her hastalığın olduğu bu hastalığında tedavi mümkündür. Yavaş yavaş ortaya çıkan bir hastalığın tedavi süreci uzun olur. Sabırla başlarsanız sonucunu alacağınız bir tedavi süreci ortaya çıkacaktır. Takıntılığı olan kişilerin kendi hastalıkları konusunda iç görüleri yoktur. Bu yüzden aile ve sosyal çevrelerine çok iş düşmektedir. Örneğin çöpün yanından geçtiğinizde üstüne kir bulaştığını düşünerek kıyafetlerini ve ellerini saatlerce yıkayan bir hastaya “hayır kir bulaşmamıştır” demek yerine kirin bulaştığını elini ve kıyafetlerini tekrar tekrar yıkamamak için direnmelisin düşüncesini aşılamak ve hastadan çok büyük beklenti içine girmeden bunu başarması istenir. Yine söylemek gerekir ki zor bir süreç fakat imkânsız değil. Önce kendinize sonra psikoloji bilimine güvenin.

  • Hipertansiyon; sessiz düşman

    Hipertansiyon; sessiz düşman

    HİPERTANSİYON İLE İLGİLİ NELER BİLMELİYİZ?

    Kan Basıncı Nedir?

    Her kalp atışınız damarlarınıza bir kan dalgasının pompalanmasına yol açar. Bu dalga vücuda yayıldıkça atardamarlarınızın duvarlarına baskı yapar ve bu kan basıncı dediğimiz gücü oluşturur. Kan basınca gün içerisinde ve günden güne değişiklik gösterebilir. Genellikle istirahat halindeyken en düşük değerlerdedir ve aktivite, postür ve duygu durumunuza göre değişiklik gösterebilir. Bu geçici değişiklikler istediğimiz sınırlarda olduğu sürece tamamen normal kabul edilir. Eğer bu basınç çeşitli sebeplerle artar ve 140/90 mmgH yada daha üzerine çıkarsa bu durumda hipertansiyon varlığından söz edilir.

    Yüksek Kan Basıncı (Hipertansiyon) Gerçekleri

    Büyük ve Küçük Tansiyon ne anlama gelir? Tansiyon aletindeki rakamlar neyi ifade eder?

    Kalp kasınız kasıldığında pompalama yaptığında atardamar duvarlarınızı dışarı doğru iten güç en fazladır ve kan basıncınızın okunan en üst değeri olup ‘Sistolik Kan Basıncı’ yani Büyük Tansiyon olarak isimlendirilir. Atımlar arasında kalbiniz gevşediğinde kanınızın itici gücü azalır ve kan basıncınız en düşük değer olan ‘Diastolik Kan Basıncı’ yani Düşük Tansiyon düzeyine iner. Hipertansiyon ölçülen kan basıncınızın 140/90 mmHg değerinin üzerinde olması demektir.

    Tek bir yüksek değer saptamanız hipertansiyon hastası olduğunuz anlamına gelmez. En az iki farklı zamanda daha ölçüm tekrarlanarak kararlı bir yükseklik olup olmadığı saptanmalıdır. ’Sessiz düşman’ terimi hipertansiyon için sıkça kullanılan bir terimdir. Nedeni ise hipertansiyonun yıllarca hiç belirti vermeden beyin, böbrek, kalp ve damar sistemine hasar verebilme olasılığıdır. Bu nedenle belli aralıklarla kan basıncınızın ölçümü yapılmalıdır.

    Hipertansiyon Belirtileri Nelerdir?

    Yüksek tansiyon uzun dönemde damarın iç yüzeyinde hasara neden olarak organları besleyen damarlarda tıkanma veya genişlemeye yol açabilir ve organ yetmezliklerine neden olabilir.

    Başlıca hipertansiyon belirtileri arasında baş ağrısı, baş dönmesi, görmede bozukluk, kulaklarda çınlama, çarpıntı, nefes darlığı ve göğüs ağrısı olabilir. Ayrıca hipertansiyona bağlı halsizlik, yorgunluk, burun kanaması, yürümede ve merdiven çıkmada zorlanma, çok sık idrara çıkma, gece uykudan uyanarak idrar yapma gibi belirtiler olabilir. Bu belirtilerden bir veya birkaçını fark ettiğinizde mutlaka bir doktora başvurmalısınız.

    Hipertansiyon neden ortaya çıkar?

    Ailesinde hipertansiyon bulunan kişilerde hipertansiyon gelişme riski yüksektir. Bunun yanı sıra çeşitli böbrek hastalıkları, damarsal hastalıklar ve hormonal bozukluklar gibi sekonder nedenler hipertansiyona yol açabilir. Ayrıca fazla tuz tüketimi, stres, obezite, şeker hastalığı ve hareketsiz yaşam tarzı da hipertansiyonu tetikleyici rol oynamaktadır. Bazı ağrı kesici ilaçlar, soğuk algınlığı ve grip ilaçları, doğum kontrol hapları gibi çeşitli ilaçlar da kan basıncını yükseltebilmektedir. Hastalarımızın bir kısmında ise belirli bir neden saptanamamaktadır ancak tüm hastalarda hipertansiyon mutlaka kontrol altına alınmalı ve kan basıncı ideal düzeye düşürülmelidir.

    Kan Basıncınızı sağlıklı düzeylerde tutmak için neler yapabilirsiniz?

    Yaşam biçiminizde yapacağınız bu değişikliklere rağmen hala kan basıncınız yüksekse doktorunuz size ilaç tedavisi önerecektir. Diğer tüm tedaviler gibi hipertansiyon tedavisi de kişiye özel olmalıdır. İlaç tedavisinde, sadece tansiyonun kontrol altına alınması değil, diğer organların da korunması amaçlanmaktadır. Tedavide kullanılacak ilaçların türü, dozu ve çeşitliliği tamamen doktorunuzun kontrolü altında olmalıdır. Asla doktorunuzun dışında tavsiye edilen hiçbir ilacı almayınız.

    İlaç tedavisinde en önemli unsur, doktorunuzun verdiği ilaçları, kendinizi iyi hissetseniz bile kesintisiz ve düzenli olarak almanızdır. Yapılan en büyük yanlış, tansiyon kontrol altına alındıktan sonra ilaca gerek kalmadığı düşünülerek ilacın azaltılması veya kesilmesidir. Hipertansiyon ilaçları bağımlılık yapmaz. Doktorunuzun kontrolünde olmadan ilacınızın azaltılması ya da kesilmesi durumunda tansiyonunuz tekrar yükselecektir.

  • Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Halk arasında takıntı hastalığı olarak adlandırılan Obsesif Kompulsif Bozukluk, klinik psikologların oldukça sık karşılaştıkları kaygı bozuklukları kategorisinde sınıflandırılan psikolojik bir rahatsızlıktır. Zaman içerisinde kişinin hayatında ciddi sorunlara yol açabilen OKB yetişkinlikte ortaya çıkabildiği gibi çocukluk çağında da ilk olarak ortaya çıkabilir.

    Takıntılı düşünceleri ve bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıyı gidermek amacıyla tekrar eden davranışlar geliştirmiş olan birey, bir psikiyatrist ya da uzman klinik psikolog tarafından değerlendirilmelidir. Sağlıklı bireyler de zaman zaman takıntılı düşünceler ya da davranışlar sergileyebilmektedir ve her obsesyon (takıntılı düşünce) ya da kompulsiyon (takıntılı davranış) varlığı bu hastalık için tanı koymayı gerektirmeyebilir. Bu nedenle internet ya da bu konuyla ilgili broşürlerden edinilen bilgilerle kendi kendine tanı konulması yerine bir uzman ile görüşülmelidir.

    OKB Nedir?

    Obsesyon (Düşünce): kişinin baskılamaya, önlemeye çalıştığı belirgin bir sıkıntıya yol açan tekrarlayıcı, ısrarlı düşünceler ya da imajlardır.

    Kompulsiyon (Davranış): Rahatsız edici düşüncelerin ortaya çıkardığı sıkıntıyı azaltmak amacıyla yapılan, kişinin engelleyemediğini düşündüğü, tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    OKB tanı ölçütlerinde çocukların yetişkinlerden farklılaşan durumu, yetişkinin obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya anlamsız olduğunu kabul etmesiyken, değerlendirme sürecinde çocukların bunu kabul etmesi beklenmez.

    OKB’de Sık Görülen Obsesyon Ve Kompulsiyonlar Nelerdir?

    Obsesyonlar

    • Bulaşma (Kir, Mikrop, Hastalık)
    • Kuşku
    • Sevdiği insanların güvenliğine ilişkin kaygılar
    • Cinsel ya da saldırgan bir eyleme yönelik yineleyici düşünceler
    • Başkalarına zarar verme düşüncesi
    • Simetri
    • Dini obsesyonlar

    Kompulsiyonlar

    • El yıkama
    • Yıkanma,
    • Temizleme,
    • Bulaşmış olduğunu düşündüğü nesneden kaçınma
    • Sayma
    • Kontrol etme
    • Düzenleme
    • Biriktirme

    Çocuk Ve Ergenlerde OKB’nin Yaygınlığı

    Çocukluk çağı başlangıçlı olan Obsesif Kompulsif Bozukluk, çocuk ve ergenlerin %1-2 kadarında görülmektedir. Çocukluk çağında görülen OKB’nin başlangıç yaşı 7-12 arasındadır. Çocukluk dönemimde erkeklerde görülme oranı kızlara göre 1,5 kat daha fazla olmasına karşın bu oran ergenlik döneminde eşittir.

    Çocukluk Çağındaki Tekrarlanan Davranışlarla OKB Belirtileri Karıştırılmamalıdır. Çocukluk Dönemi, hayal dünyasının zengin olduğu bir dönemdir ve bu döneme ait çocuğun gelişimine katkı sağlayan bazı davranışlar vardır Bunlar OKB’deki tekrar eden davranışlardan farklıdır. Örneğin; çizgilere basmamaya dikkat etme, şanslı numaraların olması, işleri belirli bir düzende yapma gibi davranışlar çocukların günlük işlevlerinin içinde yer alan, sosyalleşmeyi arttıran ve kaygıyı azaltan normal davranışlardır.

    OKB’deki Davranışlar

    İçerik olarak; temizlik, istifleme, kontrol etme, tekrarlama biçimindedir. Çocuğun/ergenin çok fazla zamanını alarak işlev bozukluğu yaratır. Sosyal izolasyona neden olacak biçimdedir ve çok fazla rahatsızlık arz eder.

    OKB, Çocuklarda Gelişim Dönemlerine Göre Farklılıklar Gösteren bir Sorundur

    Çocukluk döneminde sıklıkla obsesyonların eşlik etmediği kompulsiyonlar görülebilir. Erken yaşlarda OKB tanısı almış çocuklarda motor sistemle ilgili kompulsif belirtiler (parmak yalama, daireler çizerek yürüme) daha sık görülür. Ergenlerde ise bu durum obsesyonların fazlalığı niteliğinde yani çocuklara göre daha çok sıkıntı veren ve daha az kontrol edilebilir niteliktedir.

    Çocuk ve Ergenlerde OKB’nin Nedenleri

    OKB’nin nedeni tam olarak bilinememekle birlikte bu alanda yapılan araştırmalar; genetik faktörler, kaygıya yatkın olmak, beyin yapılarındaki işlev bozuklukları ve çevresel faktörlerin etkilerini araştırmaktadır.

    OKB’de Sık Yapılan Düşünce Hataları

    Abartılı Sorumluluk Algısı: Sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumlu hissederler.

    Düşüncenin Aşırı Önemsenmesi: Düşüncelerine aşırı önem verirler. Akıllarına gelen bir düşünceyi hemen dikkate alır, sorgularlar. Sadece düşünmekle o şeyin gerçekleşebileceğine inanırlar.

    Düşüncenin Kontrolü: bir şeyi düşünmek, düşünülen şeyin olmasını istemek anlamına gelir diye düşünebilirler ya da kişinin kendi düşüncelerini kontrol etmesi gerektiğine inanabilirler.

    Abartılı Tehdit Algısı: Olumsuz olayların olması bu durumu arttırabilir.

    Belirsizlik ve Bilinmezliğe Tahammülsüzlük: belirsizliklere ve bilinmezliklere tahammül edemez, kesin sonuçlar bulmaya çalışırlar. Bu sebeple de karar vermekte güçlük yaşarlar.

    Mükemmeliyetçilik: yapılan şeyin hatasız olması gerektiğine inanırlar. Yeterince iyi olduğundan emin olmak için tekrar tekrar yapabilirler. Ailenin mükemmeliyetçi tavırları çocuğun sıkıntısını arttırır.

    OKB Çocuk/Ergenin Hayatını Nasıl Etkiler?

    OKB çocuk/ergenin okul hayatında yarattığı sıkıntı nedeniyle dikkatte azalmalara yol açar. Çocuk/ergen tekrar eden davranışlarla uğraşmaktan derslere vakit ayıramadığı için ders başarısında düşüş yaşayabilir. Ayrıca takıntılı düşünceler gelmesin diye okula gitmekten kaçınabilir.

    Çocuk/ergenin tekrar eden davranışları arkadaşları arasında da alay konusu olabilir. Bunun yanı sıra çocuk takıntılı düşüncelerin getirdiği sıkıntının etkisiyle arkadaşları ile iletişimi kesebilir.

    OKB sorunu olan çocuklar, sürekli onay alma ihtiyacıyla, tekrar tekrar aynı soruları sorarak aile üyelerinde öfke oluşmasına sebep olabilirler. Tekrarlayan davranışların getirdiği yoğunluktan dolayı evdeki sorumluluklarını yerine getirmeyebilirler. Çocuk/ergenin sürekli takıntılı düşünce ve davranışlar ile uğraş halinde olması aile ile çatışma yaşamasına sebep olabilir.

    Bedensel Şikayetler

    • Kalp çarpıntısı
    • Terleme
    • Sık nefes alma
    • Sık idrara çıkma

    Duygusal Şikayetler

    • Endişe
    • Sıkıntı
    • Sinirlilik
    • Kontrolünü kaybetme korkusu
    • Suçluluk
    • Kolay irkilme

    Ebeveynlere Düşen Görevler

    Bu psikolojik sorunla karşılaşmak çocuğun hatası değildir. Çocuğunuzu yapmak zorunda hissettiği davranışları nedeniyle eleştirmeyin, ona öfkelenmeyin. Onun için yapabileceğiniz en iyi yardım tedaviye devam etmesi için onu motive etmektir. Tedavi sürecinde terapistinizden hastalıkla ilgili sizi bilgilendirmesini isteyin. Çocuğunuz problemlerini paylaştığında yargılamadan, ilgiyle dinleyin. Böylece içine kapanmasını engellemiş, onunla ilişki kurmuş olursunuz. Ancak bunu yaparken onsesyon ve kompulsiyonlarını desteklemeyin. Son olarak hastalığın getirdiği belirtiler çocuğunuzun eğitim hayatında problemlere yol açabilir. Bu durumu öfkeyle karşılamak yerine problemi çözmesine yardım edecek yollar sunmak önemlidir.