Etiket: Kolon

  • KOLONOSKOPİ NE ZAMAN YAPTIRMALIYIM?

    KOLONOSKOPİ NE ZAMAN YAPTIRMALIYIM?

    Tüm kanser hastalıklarının tedavisinde başarıyı artıran en büyük etken erken tanıdır. Özellikle kolon kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Kolon kanserinin çoğu, poliplerden gelişmektedir. İlk olarak kanser hücresi taşımayan iyi huylu polipler zamanla kansere dönüşüm göstermektedirler. Kolonoskopi ile kolaylıkla tanınan bu lezyonlar kansere dönüşüm göstermeden eş zamanlı olarak tedavi edilebilmektedir. Peki herhangi bir yakınması olmayan kişiler ne zaman ve hangi sıklıkla kolonoskopi yaptırmalıdır? Polip saptanmış, kolon ca tanısı almış veya ailede kolon kanseri olan kişiler hangi sıklıkla kolonoskopi yaptırmalıdır? İşte cevabı:

    1- Herhangi bir yakınması olmayan bir kişi 50 yaşından itibaren yılda bir kez gaitada gizli kan, 5 yılda bir rektosigmoidoskopi veya 10 yılda bir kolonoskopi yaptırmalıdır.

    2- Daha evvel kolonoskopi sırasında kolon polibi saptanmış ve tedavisini olmuş hastalara 3 yıl sonra kolonoskopi, kontrolde polip saptanmaz ise 5 yıl sonra kolonoskopi tekrarı yapılmalıdır.

    3- Kolon kanseri ameliyatı geçirmiş kimseye 1 yıl sonra kolonoskopi kontrolü yapılır. Kontrolde yeni lezyon saptanmaz ise 3 yıl sonra kolonospi kontrolü yapılır. Kontrolde yine yeni lezyon saptanmaz ise 5 yılda bir kolonoskopik kontrollere devam edilmelidir.

    4- Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı tanısı almış hastalarda tüm kolon tutulduysa rutin kontrollerinin dışında 8 yıl sonra, sadece sol kolon tutulumu varsa rutin kontrollerinin dışında 15. Yıldan itibaren 1-2 yılda bir kolonoskopi ve rutin biyopsi kontrolü yapılmalıdır.

    5- Ailede veya birinci derece akrabalarda kolon kanseri saptandıysa 40 yaşından itibaren 5 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır.

  • Kolon kanseri erken tanısı nasıl erken tespit edilir?

    Kolon kanseri Türkiye’de en sık görülen 5 kanser içinde yer almaktadır. Kolonoskopi hastalığın erken dönemde tespitini yapmamızda çok önemlidir. Bunun yanında bağırsak kanserlerinin büyük bir kısmı poliplerden gelişmektedir. Kolonoskopi esnasında yapılan polip çıkarma işlemi ile kanserleşmeden o dokuyu alarak kanser oluşumunu da önlemekteyiz. Eğer bağırsak kanseri için risk grubunda yer alıyorsanız. Vakit kaybetmeden kolon kanseri taramanız için kolonoskopi yaptırmaya bekliyoruz.

  • Karsinogeneziste, diyet ve mikrobiyotanın yeri

    Karsinogeneziste mikrobiyotada birçok bakteri sorumlu tutulmuş olup bunların başlıcaları şunlardır :

    Fusobacterium nucleatum; F.nucleatum gr (–) anaerop patojen bakteridir. En çok kolorektal kanser (KRK) ile ilişkisi gösterilmiş olan bakteridir. F.nucleatum KRK, kolon adenomalarında lüminal kolonizasyonu artmıştır. F.nucleatum, kolorektal kanser vakalarında %80 oranında bulunmuş. FadA adhesion and Wnt/β-catenin aktivasyonu ile DNA hasarı yapmaktadır. Önceden periodontal hastalıklarda tespit edilmiş. Daha çok gingivit ile ilişkili bulunmuştur. F.nucleatum enfeksiyonu tespit edilen tüm hastalarda kolonoskopik inceleme önerilmelidir.

    Bakteriodes fragilis; Daha çok Enterotoksijenik B.fragilis kolorektal kanser ile ilişkili bulunmuştur. Bakteriodes fragilis toksini kolonositlerde DNA hasarı yaptığı gösterilmiştir.

    Enterococcus faecalis; E.faecalis falültatif anaerop bir bakteri. Oral kavitede ve gastrointestinal sistemde commensal bir bakteri olup son zamanlarda patojen sınıfında yer alıyor. Pro-oxidative reactive oxygen species (ROS) üretiminden sorumlu. KRK’ de sağlıklı gruba göre gaitada yüksek bulunmuş. E. Faecalis tarafından ROS üretiminin kolonda karsinogenesisi tetiklediği gösterilmiştir.
    Clostridium septicum; Hermsen ve arkadaşlarının bir çalışmasında 320 KRK’de %40 oranında bulunmuş. Kontamine yiyeceklerle C.septicum sporları alınabiliyor.

    H.Pylori; Gastrik Ca ile kuvvetli ilişkili olup “International Agency for Research on Cancer” tarafından GİS karsinojeni olarak kabul edilmiş. 1991-2002 arasında Zumkeller ve arkadaşları, 11 çalışmanın meta-analizinde Hp’ nin bulunması KRK’ de riski 1.4 kat arttırmış. CagA ve VacA’ya sahip Hp olanlar daha çok KRK ile ilişkili bulunmuş. Bazı Hp suşları ile ilgili pro-oksidatif reaktif oksijen ve nitrojen üretimi KRK ile direk ve indirek ilişkili olabilir.

    E.coli; Martin ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada, KRK olanlarda %70 oranında bulunmuş. Filogenetik olarak B2 colibactin üreten E.coli KRK ile ilişkili bulunmuş.

    Streptococcus bovis; S.bovis KRK ile ilk ilişkisi gösterilen bakteri olmuştur. Klein ve arkadaşları S.bovise bağlı endokarditi olanlarda KRK riskinin 5 kat arttğını tespit etmişler. Neoplastik hücrelere yapışarak karsinogenezisin ilk evrelerinde rol oynayabilirler. S.bovis enfeksiyonu tespit edilen tüm hastalarda kolonoskopik inceleme önerilmelidir.

    Kolerektal kanser, “drivers” denilen bakterilerle başlıyabilmekte, ve “passengers” denilen bakterilerle oluşabilmektedir. Fusobacteriler KRK’ de direkt driver etkisi var.

    Kısa zincirli yağ asitleri, karsinogenezis inhibisyonu ve mikrobiyota:

    Kolona sindirilmeden gelen oligosakkarit içerikli fiberlerin bakteriyel fermentasyonu sonucu bütirat,asetat ve propiyonik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri oluşur. Kısa zincirli yağ asitleri başta bütirat olmak üzere anti- inflamatuar ve anti-proliferatif etkisiyle kolonda anti-tümör aktivitesini sağlayarak koruyucu bir mekanizma oluştururlar. Bütirat ve Propionat, intestinal ve immün hücrelerde, Histon deasetilaz enzimlerini inhibe eder ve spesifik genlerin ekspresyonunu NAD-bağımlı protein deasetilaz aktif kısmında konformasyonel farklılaşmalar oluşturarak değiştirir. Histonların hiperasetilasyonu IL-6, IL-12 gibi proinflamatuvar sitokinlerin azalmasına yol açar. Regulatuar T hücrelerini ve anti-inflamatuar IL-10’u uyararak anti-inflamatuar ve antikarsinojenik etki yapar. Bu etkiyi Gpr109a reseptörü üzerinden yapar.

    Safra asitleri, karsinogenezis ve mikrobiyota: Primer safra asitleri kolik asit ve kenodeoksikolik asit karaciğerde kolesterol tarafından yapılır.Bunlar glisin ve taurin atarfından konjuge edilir ve duodenuma ekskrete edilir.Böylece bağırsaklarda yağ emilimi kolaylaşır.Primer safra asitlerinin %5’i kolon bakterileri tarafından “deoksycholic” asit

    14. Ulusal Hepato-Gastroenteroloji Kongresi 5. Ulusal Gastroenteroloji Cerrahi Kongresi 1st Euroasian Gastroenterological Association Symposium 5 – 8 Nisan 2017, Titanic De Luxe Antalya
    ve “litocholic” asit isminde toksik olan sekonder safra asitlerine çevrilir. Sonra kolondan tekrar portal venle safra asitleri karaciğere gelerek enterohepatik resirkülasyona uğrar. Sekonder safra asitleri ROS (reaktive oxygen species) üretimini arttırarak DNA hasarı yapar. Sekonder safra asitleri KRK’li kişilerin gaytasında 7alfadehydroxylation aktivitesi yüksek bulunmuş. Ayrıca beta-catenin aktivitesini arttırarak karsinogenezisin oluşmasına katkıda bulunur.

    Diet, karsinogenezis ve mikrobiyota: Diyet insan kanserlerinde %20-42 oranında rolü varken, kolon kanserindeki katkısı %50-90 arasındadır. Yüksek proteinle, trans-yağlarla beslenme, düşük fiberden beslenme, D vitamini eksikliği kolorektal kanser ile ilişkili bulunmuş.

    Kırmızı et ve yüksek hayvani yağlardan zengin diyetle beslenenlerde 7α-dehidroksilasyon aktivitesi fazla olan kolon bakterileri artarak disbiyotik barsak oluşmaktadır. Barsaklarda sekonder toksik safra asitleri artmakta, dolayısıyla mutajen özellikler ortaya çıkmakta. Sonuçta, kanser için predispozan faktör oluşmaktadır. Polifenol bileşikleri içeren gıdaların ise antioksidan, anti-inflamatuar, antikanserojen etkileri olduğu gösterilmiştir.

    Probiyotiklerin anti-kanserojen etki mekanizmaları

    1-Anti-genotoksisite

    2-Reaktif oksijen radikallerin azaltılması

    3-Karsinojenlerin bağlanması ve absorbsiyonu

    4-Apoptozis regülasyonu

    5-Karsinojen inaktivasyonunda rol oynayan enzimlerin stümülasyonu

    6-Konjüge linoleik asit üretimi

    7-Konağın immün yanıtını arttırma

    Kado ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada, kolorektal kanser hastalarının dışkısını farelerin kolonuna vermişler ve 6. hafta sonunda fare kolonunda kanser markırlarının ve hücre çoğalmasının arttığını saptamışlar. Bağırsak bakterilerinin % 80′ den fazlası kültür ortamlarında üretilememektedir.

    Ancak, son yıllarda özellikle iltihabi barsak hastalıklarına ve kolerektal kansere yol açan bakteriler, DNA genome sekans yöntemiyle tanımlanabilmektedir. Kolonda bakteri yoğunluğu ince barsağa göre daha fazla olduğu için kolonda Ca sıklığı, ince bağırsak Ca sıklığına göre daha fazla olmaktadır. Kolerektal kanser riskini arttıran bu bakteri ve bakteri enzimleri; beta glucuronidase, beta glucosidase, Azoreductase, Nitroreductase oluşmasına sebep olarak kanser gelişimine yol açarlar. Ayrıca kolonda proteolitik fermantasyonu sonucu oluşan H2S, amonyak, indoller de karsinogenezite rol oynamaktadır.

    Yapılan çalışmalarda Bifidobacterium (B.lactis, B.longum) ve lactobacillus (L. Acidophilus, L.Casei) bakterilerinin, farelerde patolojik kript odaklarını azaltarak karsinogeneziste önleyici rola sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Probiyotikler, mukozal immun sistemi etkileyerek mukozal inflamasyonu engellerler ve antikanserojen etki gösterirler. Probiyotiklerin etki mekanizması apoptosis olup, probiyotik bakterilerinin kolonda proliferasyon gösteren hastalıkların önlenmesinde onkolojik denetim yaptıkları gösterilmiştir.

    Sonuç olarak, bağırsak mikrobiyotasında görülen disbiyozis durumu patojen mikroorganizmaların daha fazla olmasına yol açar. Disbiyotik mikrobiyota ise karsinogenezisin oluşumuna zemin hazırlar. Probiyotikler ve faydalı bağırsak bakterileri karsinogenezisi önlemede başlıca anahtar rol oynarlar.

  • Kansere yakalanmak ölüm anlamına gelmiyor

    “Kansere yakalanmak her zaman ölüm anlamına gelmiyor. Birçok kanser erken veya orta devresinde şifa bulabilir”

    Türkiye’de en sık karşılaşılan kanser türlerinin; erkeklerde akciğer, kadınlarda meme kanseri’dir, “Türkiye’nin, sigara içme alışkanlığı artan bir ülke olması nedeniyle dünyada azalan bazı kanserler, akciğer kanseri gibi, bizde artıyor. Kadınlarda da akciğer kanseri artıyor. Kanser oluşumlarının tümü sigarayla alakalı değil ancak sigarayla alakalı kanserler büyük artışta !

    “TANIDA GECİKME YAŞIYORUZ”

    Kansere yakalanmanın her zaman ölüm anlamına gelmiyor “Birçok kanser erken veya orta devresinde şifa bulabilir. Dünyada hastaların 3’te 1’ine erken evrede, 3’te 1’ine orta evrede, 3’te 1’ine geç evrede teşhis konurken, bizde orta ve geç evrede teşhis konmasının özellikle geç evrede biraz daha yoğun olduğunu görüyoruz.

    Tanıda gecikme yaşıyoruz. Çünkü hasta kronik sigara içicisi olduğu için, ‘Zaten öksürüyorum’ diyerek önemsemeyebilir. Şahsi düşüncem hastalarımızın doktora gitmesinde gecikme var!

    “AİLE ÖYKÜSÜ MUTLAKA ÖNEMSENMELİ”

    Kadınların 40’lı yaşlardan sonra her yıl mamografi çektirmesi gerektiğini ve rahim ağzı kanserleri için de en fazla 3 yılda 1 smear alınmasının önerilmektedir.

    Erkekler için eğer yoğun sigara içicisiyse düşük radyasyonla özellikli bir takım tomografik taramalar yaptırabilir. Kolon kanseri için 50 yaşından sonra 10 yılda 1 kolonoskopi yapılabilir. Bir önemli nokta da aile öyküsüdür. Ailede birinci derecede yakında meme kanseri ya da
    kolon kanseri olması kanser riskini iki kat artırıyor.

    KANSER, AİLENİN HASTALIĞIDIR

    Kanser hastalığında moral ve desteğin her şeyden önemli!!

    “İyi bir dinleyici olabilmek, hastaların duygularına önem vermek, onun yanında olduğunu hissettirmek önemlidir. Kanser, maalesef ailenin hastalığıdır. En sevdiklerimizin duygularına, acılarına duyarsız kalmamız mümkün değildir.

    O yüzden psikolojik, finansal, fiziksel sıkıntıları aile bir bütün olarak ve beraber algılar. Aile kavramının güçlü olduğu kültürümüzde, bu ülkemiz için daha da önemlidir” diye belirtmek isterim.

    “COĞRAFİ OLARAK GÖRÜLME TÜRLERİ DE FARKLI”

    Son 50 yılda kanser hastalıklarının sayısında belirgin bir artış yaşanıyor !

    “Yaşam uzadıkça kronik hastalıklar da artıyor. Daha uzun yaşatıyoruz ama kaliteli yaşatıyor muyuz ? Kaliteyi bozan faktörlerden biri kanser. Kanserin coğrafi olarak görülme türleri de farklı. Örneğin; sindirim sistemi kanserleri arasında kolon kanserini Avrupa’da ve Amerika’da ilk sırada görüyoruz. Ama durum Türkiye’de farklı. Mide kanseri, yemek borusu kanserinin, kolon kanserinin çok önüne geçtiğini görüyoruz.

  • Hepatit b – c ?

    Hepatit b – c ?

    Hepatit B

    Hafif bir hastalıktan ömür boyu süren, siroz ve karaciğer kanserine yol açabilen farklı sonuçları olabilen bir karaciğer hastalığıdır.

    Hepatit B Hepatit B Virüsü (HBV) ile meydana gelir. Hepatit B akut veya kronik olabilir. Kişi HBV ile enfekte olduktan sonra akut HBV enfeksiyonu meydana gelir. Akut HBV enfeksiyonu altı aydan daha uzun sürerse enfeksiyon kronikleşmiş olur. Kronik enfeksiyon genellikle ömür boyu devam eder. Hepatit B den korunmanın en iyi yolu aşılanmaktır. Kronik Hepatit B nasıl tedavi edilir?

    Kronik Hepatit B hastaları bu konuda uzman hekimler tarafından takip edilmelidir. Kronik hepatit B hastaları hastalık gelişimi ve tedavi seçenekleri açısından düzenli olarak takip edilmelidir. Tüm kronik Hepatit B hastalarında tedavi gerekli değildir. Kronik Hepatit B tedavisi için çok sayıda ilaç seçeneği mevcuttur. Tedavi ile hastalık etkili bir şekilde kontrol altına alınabilmekte ve karaciğer yetmezliği, siroz veya karaciğer kanseri gibi kötü sonuçların oluşması engellenebilmektedir.

    Hepatit C

    Hepatit C Virüs (HCV) enfeksiyonu sonucunda meydana gelen bir karaciğer hastalığıdır. Hastalık, bir kaç hafta sürebilen hafif bir formdan hayat boyu süren ciddi hastalığa kadar değişen hastalıklara yol açabilir. HCV genellikle kan yoluyla bulaşır. Hepatit C akut veya kronik olabilir. Akut Hepatit C mikroorganizma vücuda girdikten sonraki 6 ay içinde olan kısa süreli bir hastalıktır.

    Kişilerin çoğunda (%75-85) akut Hepatit C enfeksiyonu kronik Hepatit C enfeksiyonuna dönüşür. Kronik Hepatit C hayat boyu devam edebilen, ciddi sağlık sorunlarına (siroz, karaciğer kanseri) ve hatta ölüme yol açabilen bir hastalıktır. Hepatit C için aşı bulunmamaktadır.

    Kronik hepatit C’nin etkili tedavi seçenekleri mevcuttur.

    REFLÜ

    Mide içeriğinin (asidinin) patolojik şekilde mideden özefagusa (yemek borusuna) doğru geri kaçışı gastroözefageal reflü’dür. Hastalar göğüs kafesinin arkasında yanma(heartburn) şikayeti ile başvurabilirler. Reflü bazen yemek borusunun arkasındaki yanmanın yanı sıra ağza gıdaların ve acı suyun gelmesidir. Reflü, sıklıkla yemeklerden sonra olur. Gastroözefageal reflü hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıkça rastlanan bir hastalıktır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun %20’sinde reflü hastalığı bulunmuştur.

    KABIZLIK

    Kabızlık, en sık karşılaşılan sindirim sistemi problemidir. Bağırsak tembelliği, nedeni bilinmeyen, bireysel yatkınlıkla ilişkili bir durum olabileceği gibi; diyabet, hipotiroidi gibi metabolik olayların bir belirtisi veya kolon kanserinin sonucu olarak da ortaya çıkabilir. Ayrıca bazı ilaçlar ve nörolojik hastalıklar da kabızlığa neden olabilir. Kabızlık şikayetleri yaşayan kişiler için en kötü senaryo olan kolon kanserinin değerlendirilmesinde kolonoskopi altın standarttır ve erken tedavi şansı sağlayarak hayat kurtarıcı olabilir. Kolon kanserleri genellikle bağırsakta “polip” dediğimiz ve bu aşamada iken çoğunlukla iyi huylu olan küçük et beni gibi kabarıklıklar şeklinde başlar ve yıllar içinde büyüyüp kanserleşirler. Bu nedenle hiçbir yakınması olmasa dahi 50 yaşına gelmiş herkese tarama amaçlı kolonoskopi yapılması, polip tespit edilirse kolonoskopi işlemi sırasında çıkarılarak (polipektomi) kanser gelişiminin önlenmesi ve bulgulara göre belli aralıklarla işlemin tekrarı tüm dünyada kabul edilmiş bir yaklaşımdır. Ailesinde kolon kanseri olan kişilerde daha erken yaşlarda taramaya başlamak gerekir.

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri önlenebilir bir hastalıktır

    Kanser tanısı hasta için son derece kaygı verici, ürkütücü ve ümit kırıcı bir durumdur. Gerçekte de kanser erken evrede teşhis edilemez ise hem hasta ve yakınları hem de doktor için yaşanacak zor bir süreci öngörmek zor değildir. Bu nedenle kanseri, erken tanı ile tedavi edilebilir veya önlenebilir bir hastalık durumuna getirebilmek tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ulusal sağlık politikası haline getirilmiştir. Bu bağlamda 1-7 Nisan arası çeşitli etkinlikler ve bilgilendirme toplantıları ile toplum da kanser konusunda bilinçlenme ve farkındalık oluşturma amacı ile “Erken teşhis hayat kurtarır” sloganı ile kanserle savaş haftası olarak anılmaktadır.

    Kalın bağırsak Kanseri Önlenebilir Bir Hastalıktır:

    Genel olarak kanser oluşumuna bakıldığında %90 çevresel,%10 oranında genetik faktörlerin sorumlu olduğu görülmektedir. Çevresel faktörler arasında sigara, alkol, obezite, içinde çeşitli katkı maddeleri olan paketlenmiş veya dondurulmuş gıdaların tüketilmesi, radyasyon, zehirli atıklar ile temas, bunlar ile bulaşmış gıdaların tüketilmesi veya havanın solunması ve enfeksiyonlar yer almaktadır. Genetiğimizi değiştirmek elimizde değildir, ancak yukarıda sayılan çevresel faktörleri kişisel ve yönetimsel olarak toplumsal düzeyde azaltarak birçok kanseri önlemek mümkündür. Örneğin içinde katran dahil elliye yakın zehirli maddeyi barındıran ve başta akciğer kanseri olmak üzere çok sayıda sindirim sistemi organı kanserinin nedeni olan sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenmenin öğrenilerek şişmanlık veya obesitenin önlenmesi kişisel olarak ilk yapılması gereken en basit önlemlerdir. Kalın bağırsak kanseri, oluşumunda çevresel etkenler ve genetiğin önemli oranda katkıda bulunduğu bir kanser türüdür. Kolon kanserlerinin %95 i kalın bağırsakta bulunan poliplerden gelişir. Polipler kalın bağırsağın yüzeyini örten tabakanın (mukoza) anormal büyümesi sonucu gelişen ve bağırsak kanalı içine doğru büyüyen oluşumlardır. Kolonoskopi olarak adlandırılan ışıklı elastik bir alet ile kalın bağırsağın içi görülerek teşhis edilip, aynı işlem esnasında polibin kalın bağırsak duvarına yapıştığı yerden kesilerek çıkarılması (bu işlem polipektomi olarak adlandırılır) ile tedavi edilmesi mümkündür. Çıkartılan poliplerin patoloji ile incelenmesi gerekir. Patolojik olarak incelenen polipler ya kanser öncüsü olan adenomatöz polipler veya hiperplastik olarak adlandırılan iltihabi polip olabilirler. Kalın bağırsak kanseri öncüsü olan polipler adenomatöz poliplerdir. Bunların polipektomi iyapılarak çıkartılması kanseri önleyici en etkili yöntemdir. Ailesel (anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabada) kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olan kişilerin bu yönden doktora başvurup gerekli tarama testlerini yaptırması kolon kanserini önlemede ilk ve en önemli adımdır.

    Ailesel risk faktörü olmayan kişilerde kolon kanser veya polip görülme sıklığı yaşla beraber artış göstermekte, kırk yaşından sonra her on yılda bir risk iki kat artmaktadır. Bu nedenle elli yaş üzeri kadın ve erkek tüm toplumda kalın bağırsak polip veya kanserinin erken tanısına yönelik yılda bir kez yapılacak “gaitada gizli kan testi” en basit tarama yöntemidir. Bu test Sağlık Bakanlığının kanser taramalarına yönelik, ülke genelinde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) tarafından yapılmaktadır. Testin negatif olması kanser veya polip olmadığını %100 göstermez, ancak pozitif olması hastaya mutlaka kolonoskopi yapılmasını göstermesi bakımından önemlidir.

    Kalın barsak polip ve kanserlerinin, kalın bağırsağın sol tarafında daha çok görülmesi nedeniyle kalın bağırsağın sol tarafının “fleksibl sigmodioskopi” olarak adlandırılan daha kısa bir ışıklı alet ile incelenmesi diğer bir tarama yöntemidir.

    Elli yaş üzeri ailesel kolon polip veya kanser hikayesi olmayan kişilerde yılda bir yapılacak gaitada gizli kan testi, 5 yılda bir yapılacak fleksibl sigmoidoskopi veya 10 yılda bir yapılacak kolonoskopi kolon kanserini önlemede en etkili yöntemlerdir.

    Erken Teşhis Hayat Kurtarır;

    Kanser türlerinin uyarılarını erken keşfetmek, bulgularını araştırmak ve ileri tetkik için hastaların sevk edilmesi erken tanı şansını arttırmaktadır. Bu nedenle, kanserde erken tanı programları ile; toplumun, sağlık çalışanlarının ve yöneticilerin bilgisi ve erken tanı olanakları konusunda farkındalıkları arttırılmalıdır. Bireylerin kendi vücutları hakkında bilgi sahibi olması ve olağan dışı bir değişikliğin fark edilmesi konusunda bilgilendirilmesi gereklidir. Kanserde erken teşhis tedavinin başarılı olmasında ilk ve en önemli adım olması nedeniyle gerek sağlık çalışanları gerek bireyler kanserde erken teşhisin değeri hakkında bilgilendirilmelidir.

    Kalın bağırsak kanserinde erken teşhis için ne yazık ki çok erken bir ipucu yoktur. Kalın bağırsağın sağ tarafı daha geniş ve gaita da bu kısmında daha cıvık ve sulu olduğu için bu kısım kanserlerinde tümörün büyüyerek bağırsağı tıkaması epey bir zaman alacağından bağırsak tıkanıklığı şikayeti ile teşhis edilen hastalarda tümör genellikle ileri evrededir, çevre organlara ve ya karaciğer gibi diğer organlara metastaz yapmıştır. Ancak erken dönemde polip veya kanserin üzerinin ülsere olup kanaması ile gaitada gizli kan tespiti, demir eksikliği kansızlığı veya demir deposunun azaldığını gösteren kan ferritin düzeyi düşüklüğü erken teşhis için önemli bulgulardır. Kalın bağırsağın sol kısmı veya anüse yakın bölümü olan rektumda hem gaitanın suyunu kaybederek daha sert kıvama gelmesi hem de bu bölümde bağırsağın daha dar olması nedeniyle bu bölge kanserlerinde makattan kırmızı renkli kan gelmesi, dışkı üzerine çizgi şeklinde bulaşmış kırmızı kan görülmesi, ishal veya kabız şeklinde gaita yapma düzeninin bozulması, dışkı çapının incelmesi veya tam boşalma hissinin olmayışı gibi belirtiler daha erken görülür ve kanseri daha erken dönemde teşhis etmeye götürecek belirtiler olabilir.

    Kırk yaşından sonra veya kadınlarda menapozdan sonra demir eksikliği kansızlığı, ferritin düşüklüğü veya gaita da gizli kan pozitifliği saptandığında yada ailesel kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olanlarda kolonoskopi yapılması kolon polip ve veya kanserini erken teşhis etmede; polibi, polipektomi ile çıkartmak kanseri önlemede en etkili yöntemdir.

  • Polip nedir? Barsak polipleri kolon kanserine yol açar mı?

    Polipler kalınbarsağın iç yüzeyini örten tabakadaki hücresel çoğalmadan kaynaklanan ve barsağın iç yüzeyinde bulunan kitlelerdir. Milimetrik olabildikleri gibi bazen birkaç cm boyutuna da ulaşabilirler. Kolon kanserlerinin yaklaşık %90’ı polip zemininden gelişmektedir. Ancak her polip kolon kanserine yol açmaz. Özellikle “adenomatöz” olarak tabir edilen poliplerin tümöral potansiyeli diğer polip tiplerine kıyasla daha yüksektir. Ayrıca 1 cm’ den büyük, barsağın iç yüzeyine geniş tabanla oturan (sesil), çok sayıda bulunan, kanama belirtileri gösteren polipler yüksek riskli olabilir. Ailevi polipozis sendromları denilen bir grup hastalık barsak iç yüzeyini kaplayan çok sayıda (onlarca, yüzlerce, bazen binlerce) polip ile karakterizedir ve bu olgularda kolon kanseri gelişme riski çok yüksektir. Kolonoskopi sırasında rastlanan polipler kolaylıkla çıkarılabilir. Bununla birlikte bir gastroenteroloji veya cerrahi uzmanının takibi doğrultusunda belirli aralıklarla kolonoskopik kontrol gerekebilir. Ailevi polipozis sendromu olan bireylerde kanser gelişimini önlemek için cerrahi girişimle barsakların bir kısmı veya tamamı alınabilir. Çıkarılan bir polipde kansere rastlandığı takdirde geride kanserli doku bırakmamak adına tamamlayıcı bir cerrahi girişim de düşünülebilir.

  • Kolon kanserinin belirtileri nelerdir?

    Kolon kanserinin pek çok belirtisi bulunmakla birlikte, bunlar arasında en sık görülenler dışkılama alışkanlıklarındaki değişikliklerdir. Son zamanlarda ortaya çıkan dışkılamada zorlanma ya da daha önce bulunan bir kabızlık durumunun giderek kötüleşmesi, dışkının şeklinde ya da kıvamında değişiklik, dışkılarken ağrı olması, aşırı gaz ve hazımsızlık, kabızlık ve ishal atakları bu belirtilerden bazılarıdır. Dışkılamada değişiklik olmaksızın karın ağrısı şeklinde de olabilir. Makattan kanama toplumumuzda sıklıkla hemoroid (ya da daha sık bilinen ismiyle basur) denilen durumla ilişkilendirilmesine karşın bu olguların %10’ una kolon kanseri eşlik edebilmektedir; bu nedenle makattan kanama durumunda ne olursa olsun kolonoskopi ile bu durumun nedeni açıklığa kavuşturulmalıdır. Kansızlık (anemi), özellikle de demir eksikliğine bağlı kansızlık sağ taraflı kolon kanserlerinde sık rastlanan bir bulgudur. Nadir de olsa bazan tümör kitlesinin büyüyerek barsaktan geçişi engellemesiyle karakterize barsak tıkanıklığı (ileus) tablosu kolon kanserinin ilk belirtisi olabilmektedir; bu durum giderek artan şiddetli karın ağrısı, dışkılamanın olmaması ve kusma ile ortaya çıkmaktadır. Özellikle hastalığın ileri evrelerinde iştahsızlık, kilo kaybı, aşırı halsizlik ve sarılık (hastalığın karaciğer üzerindeki etkileri sonucu) gelişebilmektedir.

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri neden gençleri hedef alıyor?

    Aralık 2015’te gerçekleşen 6. Ruesch Merkezi Sempozyumu’nun özel toplantısında uzmanlar erken yaşlarda görülen kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanserleri ile ilgili rahatsız edici bulguları dile getirdiler.

    36 yaşında diyaliz hastası bir baba, 25 yaşında pelvik inflamatuvar hastalık şüphesi olan sağlık konusunda bilinçli genç bir kadın ve 31 yaşında Crohn hastalığı geçmişi olan başka bir genç kadın… Tüm bu insanlar ortak paydada öngöremedikleri bir hastalığı paylaştı: kalın bağırsak kanseri!

    Bakıldığında ileri yaştaki bireylerde sık görülen bir hastalık olduğu düşünülse de, kalın bağırsak (kolorektal) kanserlerinin şimdilerde 50 yaşından genç bireyleri hedef aldığı gözlenmektedir. Hatta bazen ilk kolonoskopi taraması için önerilen yaş sınırından onlarca yıl önce.

    Kolonoskopi (kalın bağırsağın, ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir boru ile görüntülenmesi) ve dışkı testlerini içeren tarama testleri ve gözlem programlarının sıklığı sayesinde son yıllarda 50 yaş ve üzeri bireyler arasında kolorektal kanser görülme sıklığı ve bu hastalığa bağlı yaşam kaybı oranları azalmaktadır. Ancak nedense gelişmiş ülkelerde 50 yaş altı kolorektal kanser görülme sıklığı büyük bir hızla artış göstermektedir ve bunun nedenleri henüz anlaşılamamıştır.

    İstatistiki verilere bakıldığında 1992-2005 yılları arası Amerika’da her yıl kolorektal kanser görülme sıklığının her 100.000 genç bireyde erkeklerde 1.5%, kadınlarda 1.6% artış gösterdiği belirlenmiştir. Daha geriye gidildiğinde 1973-1999 yılları arası genç bireylerde kolon (17%) ve rektal kanser (75%) görülme sıklığı yükselmiştir.

    Bunun yanında kolorektal kanser olan genç bireylerde yaşam kaybı oranının yüksek olmasının, hastalığın ileri evrelerde teşhis edilmesinden kaynaklandığı görülmektedir. Yapılan bir çalışma kolorektal kanser teşhisi konan 50 yaş ve altı genç bireylerin %86’sının teşhis konulduğunda hastalığın semptomatik, yani artık çeşitli belirti ve şikayetlere yol açan bir aşamada olduğu belirlenmiştir.

    Genç yetişkinlerde kolorektal kanserin ileri evrelerde teşhis edilmesinin endişe vericidir. Gençler bu hastalığın belirtilerini her zaman anlayamamaktadır. Buna ek olarak doktorlar genç bireylerde kolorektal kanser olasılığının az olduğunu düşünmekte ve buna bağlı tedavi gecikebilmektedir. Öyle ki genç yaşlarda kolorektal kansere yakalanan vakaların yaklaşık 15%-50%’sinde ilk teşhis yanlış olmaktadır. Bu nedenle genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserin belli başlı özellikleri konusunda araştırmaların desteklenmesi ve bireylerin ve doktorların bilinçlendirilmesi önemlidir.

    Önceleri doktorlar genetik geçişli durumlarda özellikle Lynch sendromu olan genç yetişkinlerde kolorektal kanserin görüldüğünü düşünürken, şimdilerde kolorektal kanser olan genç hastaların 75%’inden fazlasında ailesel geçişli hastalık görülmediği ve genetik geçişli (herediter) olmadığı bilinmektedir. Dahası Lynch sendromu kolonun sağ tarafında gelişen tümörlerle ilişkilendirilirken; genetik geçişli olmayan, genç yetişkinlerde görülen kanserler kolon ve rektumun sol tarafında gelişen tümörlerden oluşmaktadır. Bu da gençlerde görülen ve genetik geçişli olmayan kolorektal kanserin biyolojik olarak oldukça farklı olduğunu göstermektedir.

    Genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserlerin kendine özgü biyolojisini araştıran bazı uzmanlar, kolon kanserinin herkes için aynı olmadığını, aynı organda bile gelişse tümörün kendine has bir genetik imzası olduğunu belirtmektedir.

    Kolorektal kanserin bu karışıklığının araştırılmak için yaklaşık 5000 hastada bulunan tümörlerin genetik profilleri incelenmiştir. Tümör farklılıkları genç ve yaşlı hastalarda ayrı ayrı tanımlanmıştır. Sonuçlar gelecek Amerikan Tıbbi Onkoloji Derneği Gastrointestinal Kanser Sempozyumu’nda paylaşılacaktır.

    Bilinen tüm bu faktörleri bir yana, uzmanlar erken yaşta kolorektal kanser görülme sıklığındaki artışa etki edebilecek diğer faktörleri araştırmaktadır. Buna göre 50 yaşından daha genç yetişkinlerin epidemiyolojik verilerine bağlı olarak bazı eğilimler ön plana çıkmıştır. Son 30 yıla bakıldığında genç yetişkinlerde artan obezite ve şeker hastalığı oranına paralel olarak aynı yaştaki yetişkinlerde kolorektal kanser oranlarının da arttığı görülmüştür. Obezitenin ve şeker hastalığının gerçekten sebep olup olmadığını sorgulamak gerekirse, oranlardaki paralel artış görmezden gelinemeyecek düzeydedir.

    Aynı şekilde tatlı içeceklerin tüketimindeki artış ve buna karşılık süt tüketiminin azalması (koruyucu kalsiyum) kolorektal kanser görülme oranını artıran diğer bir faktör olabilir. Bu nedenle genç yetişkinlerde dikkatli ve sağlıklı beslenme sadece şeker hastalığını değil kolorektal kanser riskini de azaltacaktır.

    Kaynak:

    Why Is Colorectal Cancer Targeting the Young?
    Cynthia J. Gordon, PhD. January 20, 2016
    http://www.medscape.com/

  • Ağrısız ve güvenilir endoskopi artık çok kolay

    İnce ve kalın barsak hastalıklarının tespit edilmesinde kullanılan kapsül endoskopi yöntemi ile endoskopi artık çok kolay. Günümüzde ince barsak, kolon yani kalın bağırsakta ki tülser, polip, kanser ya da diğer anormal oluşumların incelenmesinde kullanılan yeni yöntemlerden biri olan “Kapsül Endoskopi” en gelişmiş teknolojidir.

    Hastaya yutturulan minik bir kapsülün içinde bulunan kamera ile tüm sindirim kanalı baştan aşağıya inceleme olanağı sunan Kapsül kolonoskopi ile daha geniş bir kapsama alanına ulaşılabilir.

    Kapsül Enteroskopi; Mini robot veya mini kamera- 1×3 cm ebadında (11 mm x 26 mm) ve 4 gram ağırlığında ve içinde bir mikroçip veya mini-kamera olan bir kapsülün 8-12 saatlik açlık sonrasında yutulması ve bu cihazın sindirim sisteminde seyahat ederek görüntüler alması ve sonunda hastanın bu kapsülü dışkısı ile çıkartması işlemidir. Tüm sindirim sistemini kat etmesine karşın, başlıca gastroskopi ve kolonoskopi ile değerlendirilme olanağı olmayan ince bağırsağın incelenmesi amacıyla yapılan bir tetkiktir.

    Kapsülün içindeki mikroçip’in elde ettiği dijital görüntüler, hastanın beline takılan cep telefonu büyüklüğündeki (telsiz gibi) bir kayıt cihazına aktarılarak bilgisayarda detaylı bir şekilde incelenir.

    Standart kapsüller saniyede iki görüntü alır ve bu gelişmiş kapsül ise saniyede 18 görüntüye kadar ve 8 saatlik bir sürede 50,000 civarında 8 kat büyütme ile görüntü alabilmektedir. Kapsülün 1450 görüş açısı olup, 0.1 mm’ye çapa dek cisimleri ve 20 mm derinliğe dek dokuyu tanıyabilmektedir.

    Kapsül Enteroskopi ‘den bir gün önce, elementer diyet, müshil ilaçları, sodyum fosfat, polietilen glikol (PEG), mannitol vb. maddeler ile barsak hazırlığı yapılması gerekir.

    Kapsül Enteroskopi nasıl gerçekleştirilir?

    Hasta bir gün önce yapılan hazırlık sonrası aç karnına uygulama yapılacak gastroenteroloji bölümüne gider ve kameranın kayıt cihazı hastanın kemerine tutturulur. Bir bardak su ile özel kapsülü yutar. Kapsülü yuttuktan 2 saat sonra su içilmesine ve 4 saat sonra ise çorba gibi hafif sulu gıdaya izin verilir. Hasta bu arada günlük yaşantısına devam etmesinde sakınca yoktur. 12 saat sonra hasta, beline takılı olan kayıt cihazını teslim eder. Kapsül 48 ± 52 dakikada mideyi terk etmekte ve 276 ± 79 dakikada ince bağırsaktan, kalın bağırsağın ilk kısmına (çekum) geçmektedir. Hasta kapsülü ortalama 24 saat sonra barsak hareketleri ile dışkılamayı takiben dışarı atar.

    İşlem döneminde MRI gibi görüntüleme işlemi sakıncalıdır.

    Günümüzde kolon yani kalın bağırsaktaki polip, kanser ya da diğer anormal oluşumların incelenmesindeki en ileri teknoloji olan kolonoskopinin yanı sıra geliştirilen yeni yöntemlerden biri de “kapsül kolonoskopi” dir.

    Bu yöntemle vitamin hapı büyüklüğünde bir kamera kapsül hastaya içirilir ve bu kapsülün algıladığı görüntü, hastanın kemerine takılan bir cihazda kaydedilir. Kapsül kolonoskopinin kapsül enteroskopiden farkı önde ve arka da olmak üzere iki adet kameranın bulunmasıdır. Bu sayede iki taraftan alınan görüntülerle küçük lezyonlarında görülebilmesi sağlanmaktadır. Bu kayıt daha sonra bilgisayarda izlenir. Kapsül, vücutta yaklaşık 12 saat kalır ve sonunda dışkı ile atılır. Bu sürede hastanın hastanede kalması gerekmez, evinde ya da işinde olabilir. Bu yöntem; sedasyonla uyutulamayan, solunum sıkıntısı olan ve standart kolonoskopiden çekinen hastalar için idealdir.

    Kapsül kolonoskopi işlemi öncesinde diyet ve ilaçlarla iyi bir barsak temizliği yapılır. Ardından işlem günü hasta erken saatlerde hastaneye gelerek, iri bir vitamin hapı büyüklüğündeki kapsülü içer. Hastanın beline büyük bir cep telefonu büyüklüğündeki alıcı bir cihaz, kemerle takılır. Hasta, bu arada evine gidip dinlenir. Yemeğini yiyebilir. Akşamüstü tekrar hastaneye gelip alıcıyı verir. Gastroenteroloji uzmanı hekimler, alıcıya kaydedilen görüntüleri inceleyerek değerlendirme yapmaktadır.