Etiket: Kol

  • Gebelikte görülen cilt değişiklikleri

    Gebelikte hormonlarınızın değişime uğramasıyla tüm vücutta değişiklikler gözlenmekle birlikte cilt değişikliğin gözlendiği en belirgin organdır!! Bu doğal süreçte en sık görülen 13 değişiklik;

    1-Gebelik maskesi:

    Yanaklar, alın, çene ve burunda kloazma adı verilen kahverengi lekeler oluşabilir. Gebelik hormonları pigment hücrelerinin fazla üretimine yol açar ve gebelik maskesi oluşumunu sağlar. Gebelik maskesi koyu tenli kişilerde daha belirgin olabilir. Güneşten korunarak bu lekelerin daha fazlalaşması önlenebilir.

    2-Akne:

    Gebelikte akne şikayeti oluşabilir. Fakat gebelikte cilt çok hassas olduğundan sert sabun ve temizleyicilerden kaçınmak gerekir. Ayrıca akne ilaçlarının çoğu gebelikte bebeğe zararlı olduğundan kullanılamaz. Hafif içerikli temizleyicilerle cildi temiz tutmak gerekir. Akneleriniz şiddetli ise dermatoloğunuzdan yardım alınız.

    3-Çatlaklar:

    Gebelikte kilo aldıkça; gebelik hormonlarının da cildi etkilemesiyle çatlaklar oluşabilir. Doğum sonrası 6 ay içinde bu çatlaklar beyaz ve silik hale gelir. Ne yazıkki yapınız müsaitse bu çatlakları önlemek zordur fakat en aza indirgemek de mümkündür. Ne yapabilirsiniz?

    Kilo alımına sağlıklı bir şekilde dikkat etmek gereklidir. Besinsel değeri yüksek gıdalar, E vitamini, C vitamini, çinkodan zengin besinler cildinizin sağlıklı olmasına yardımcıdır.

    Yağlı kremlerle yumuşak hareketlerle masaj yapmanız faydalı olacaktır.

    Ayrıca koltuk altı ve kasıklar gibi terleyen bölgeleri kuru tutmak gerekir. Bunun için dar olmayan hava aldıran giyecekler tercih ediniz.

    4-Göbekte kahverengi lekelenme:

    Bazı kadınlarda özellikle esmer tenlilerde normalde var olan göbek çizgisi gebelikte iyice belirgin hale gelir. Doğumdan aylar sonra bu lekelenme kaybolur.

    5-Kahverengi alanlar daha da koyulaşabilir!!

    Küçük benler, çillenmeler ve kahverengi lekeler daha belirginleşip büyüyebilir. Yeni benleriniz oluşabilir. Benlerinizde şekil ve sınır değişiklikleri olabilir. Bu durumun riskli olup olmadığını tespit amaçlı dermatoloğunuza başvurunuz.

    Meme uçları daha koyu hale gelebilir, bu durum gebelik sonrasında da devam edebilir.

    6-Gebelik kızarıklığı:

    Kan fazlalığı sebebiyle cilt yüzeyindeki damarlar belirginleşir ve yanaklarda kızarık bir görünüme yol açar.Ateş basması sebebiyle utangaç yüz görünümü ortaya çıkar.

    7-Avuç içi ve ayak tabanında kızarıklık:

    Gebelikte avuç içi ve ayak tabanları hormonların değişimine bağlı kırmızı olabilir.

    8-Örümcek venler:

    Gebelik hormonları nedeniyle artan kan akımına bağlı yüzeysel damarlarda belirginlik olabilir, örümcek damarlanmalar oluşabilir, varisler belirginleşebilir. Bunların bir kısmı gebelikten sonra kalabilir. Doğum sonrasında görünümü rahatsız eden bu tarz yapılar dermatoloji uzmanları tarafından çeşitli şekillerde yok edilebilir.

    9-Kızarıklıklar:

    Vücut ısısının artışına bağlı gebelerin cildi hassaslaşır ve kızarıklıklar gelişebilir. Özellikle çok sıcak ve çok soğuk ortamlardan kaçınmak gerekir.

    10-Deri ekleri ve et benleri:

    Bazı gebelerde özellikle koltuk altı, boyun, meme altı başta olmak üzere vücutta deri ekleri ve et benleri oluşabilir. Bunların birkısmı doğum sonrasında kendiliğinden kaybolabilir. Fakat sizi rahatsız eden ve büyüyen et benleri dermatoloğunuz tarafından kolayca alınabilir.

    11-Saç ve tırnak problemleri:

    Bazı gebelerde saç ve tırnak problemleri belirebilir. Bunlar hormon değişiklikleri, kansızlık ve vitamin eksikliklerine bağlı olabilir. Doğum sonrası ilk 6 ayda saç dökülmesi çok belirgindir. Saçın kendini yenilemesi için vakit gereklidir. Fakat 6 aydan daha uzun süren ve devam eden saç dökülmelerinde doktorunuza başvurunuz, çünkü bu durumun nedeni saptanmalı ve önlem alınmalıdır.

    12-Kaşıntılar:

    Gebelikte özellikle çatlak oluşan bölgeler ve cilt kuruluğu olan bölgeler kaşınabilir. Kaşıntı göbek üzeri, kol ve bacaklarda daha belirgindir. Cildin kuru olduğu bölgeler uygun nemlendiricilerle nemlendirilmeli, su tüketimine dikkat edilmelidir. Kaşıntı şiddetli olursa eklenen hastalıklar açısından mutlaka doktorunuza başvurunuz!!

    13-Döküntüler:

    Bazı gebelerde göbek, kol ve bacaklarda kırmızı, kaşıntılı döküntüler belirebilir. Bu durum doğum sonrasında çoğunlukla düzelir. Bu tarz döküntüler gelişen gebelerin dermatologlarına muayene olmaları ve öneri almaları gerekir!!

    Gebelikte önceden var olan cilt rahatsızlıkları şiddetlenebilir veya gebelik hormonlarından bağımsız bir cilt hastalığı oluşabilir. Bu konuda dikkatli davranıp doktorunuza başvurmalısınız!!

  • İple yüz gençleştirme hangi bölgelere uygulanır?

    İple yüz gençleştirme hangi bölgelere uygulanır?

    -Cilt kalitesini artırmak istenen tüm alanlarda için,

    -Genel olarak yüzün yukarı doğru toparlamak için,

    – Çene kenarlarında oluşan sarkmayı azaltmak için,

    -Yüz ovalini daha belirgin hale getirmek için,

    -Burun kenarında dudak kenarlarına inen çizgilenmeyi (nazolabial çizgiyi) doldurmak için,

    -Çene altındaki ( gıdıyı) fazlalıkları azaltmak için,

    -Boyundaki sarkmaları ve kırışıklıkları azaltmak için,

    -Kaşları yukarı doğru kaldırmak için,

    -Göz kenarındaki çizgileri ( kaz ayakları) azaltmak için,

    – Kol altındaki sarkmaları azaltmak için,

    – Kısacası daha genç görünmek için ip uygulaması yapılabilir.

    İP TEDAVİSİNİN AVANTAJLARI NELERDİR?

    İp ile yüz gençleştirme tedavilerinin diğer tedavi yöntemlerine göre avantajları şunlardır;

    -Minimal invaziv bir yöntemdir. Yüzünüzde herhangi bir kesi yapmadan yalnızca iğnelerle uygulanır. Bu nedenle hem çok ağrılı değildir, hem de iz bırakmaz.

    -Kolay uygulanır. Lokal anestezi sonrası, uygun iğnelerle uygulandığı için, uygulama çok kolaydır. Yaklaşık 25-30 dakika sürer.

    -Güvenli bir işlemdir. Kullanılan ipler toksik olmayan, vücutta emilebilen iplerdir. Uzun yıllardır cerrahinin tüm alanlarında kullanıldığı için etkileri çok iyi bilinmektedir ve güvenle kullanılmaktadır.

    – Yan etki ihtimali azdır. Kanama, ödem gibi komplikasyon ihtimali olsa da tedaviye gerek olmadan 1 hafta içinde kendiliğinden geçer. Enfeksiyon ihtimaline karşı zaten büyük uygulamalarda profilaktik antibiyotik uygulaması yapılabilmektedir. Allerji ihtimali son derce düşüktür, ama olduğunda iplerin çıkartılması ve tıbbı tedavi gerektirir.

    -Uygulama hataları kolayca düzeltilebilir. Yanlış uygulamadan oluşabilecek asimetri, ip çıkması, katlattı izi, çöküklük kontrollerde kolayca düzeltilebilir.

    -Çok alana uygulama yapılabilir. Vücut, yüz, boyun gibi çoklu alanlara uygulama yapılabilir.

    -Diğer tedavilerle birlikte kullanılabilir. Botox, dolgu, prp, peeling gibi diğer kozmetik uygulamalarla kombine edilebilir.

  • Cilt çatlakları ve sivilce izlerine altın dokunuş

    Cilt çatlakları ve sivilce izlerine altın dokunuş

    Güzel görünmek ve genç kalmak isteyen pek çok insanın cildi ile ilgili en çok şikayetçi olduğu konuların başında cilt kırışıklıkları, sivilce izleri, çatlaklar ve sarkmalar geliyor. Ciltte yaşlanmanın, kilo alıp vermenin ya da hamileliğin bir sonucu olabilen ve estetik görünüm açısından kişiyi rahatsız eden tüm bu sorunlar kısa sürede etkili bir biçimde tedavi edilebiliyor.

    Yaşlanmanın etkilerini en aza indirin

    Güzellik ve sağlıkta altın çağ dönemini başlatan “Altın İğne Radyo Frekans” yöntemi, pek çok estetik uygulaması için kullanılabilmektedir. Cilt gençleştirme, kırışıklıkların önlenmesi, kol ve bacaklardaki sarkmalar, boyun ve dekolte bölgesinin toparlanması, sivilce izlerinin giderilmesi, gözenek sıkılaştırılması ve çatlaklardan kurtulmak bu sayede daha pratik bir hale geldi. Üzerinde altın iğneli başlıklar bulunan ve cilt altına radyo frekans uygulanan özel bir cihaz sayesinde ciltteki sorunlar başarı ile tedavi edilebilmektedir.

    Cilde zarar verilmeden kısa sürede iyileşme sağlanıyor

    Altın iğne fraksiyonel radyo frekans yönteminde altın iğneler sayesinde atış, direkt olarak cilt altı dokulara yapılarak hedeflenen alana verilir. Radyo frekans cihazının altın iğneli başlığı cilde temas ettirildiğinde mikro iğneler, otomatik olarak ayarlanan derinlikte cilt içerisine ani bir giriş yapar. Çok sayıdaki mikro iğne, cilt üstünde fraksiyonel mikro delikler oluşturur ve sadece iğne ucundan gönderilen, cilt üstüne temas etmeyen radyo frekans ile kollajen (cildin sağlıklı görünmesini sağlayan protein) ve elastin (cilde esneklik vererek kırışıklığı önleyen protein) üretimi tetiklenirken, epidermis ve yüzeysel cilt tabakalarına hasar verilmez. Burada amaç, verilebilecek en yüksek enerjileri deriye bir zarar vermeden doğrudan cilt altına ulaştırmaktır.

    Sivilce izlerinde son derece başarılı sonuçlar alınıyor

    Altın iğneli radyo frekans uygulaması özellikle yüzde alın, kaş arası, göz çevresi, dudak üstü ve yanaktaki kırışıklıkların tedavi edilmesinde sıkça kullanılmaktadır. Ayrıca cihazın yüzde gerginliğe yol açan ve sarkmayı toparlayıcı bir etkisi de bulunmaktadır. Altın iğne yöntemi, boyun ve dekolte bölgesindeki kırışıklıkları ve sarkmaları düzeltmede oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Altın iğneli radyofrekans yönteminin en sık kullanıldığı alanlardan biri de yüzdeki sivilce izlerinin tedavisidir. Bu izlerin çapları küçülür, derinlikleri azalır, derin olan sivilce izleri hafifler, hafif olanlar geçer, gözenekler daralır, cilt daha canlı berrak bir hale gelir. Bu amaçlı fraksiyonel lazerle kombine edilerek kullanılması tedavinin verimliliğini artırmaktadır.

    Cilt çatlakları ve kol bacak sarkmaları ile etkin mücadele

    Çatlaklarda bir çeşit iz olduğu için deri ve deri altı yırtıklarının tedavisinde radyo frekans oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Çatlakların tamamen yok olması mümkün değildir ancak daha iyi hale getirilebilir; rengi düzelir, çapları daralır, deri daha pürüzsüz bir hale gelerek çatlakların görünürlüğü azaltılır. Çatlak tedavisi farklı yöntemlerle de kombine edilmektedir. Özellikle kilo alıp vermeden kaynaklanan, kolların iç yüzeylerinde ve bacak içlerine meydana gelen sarkma ve gevşemeler, altın iğne radyo frekans yöntemi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bir ay aralıklarla 3 seans yapılan son derece konforlu bir uygulamadır. Kol ve bacak bölgesinde ortalama 1 ay sonra derinin gerginleştiği ve sarkmaların azaldığını görülebilmektedir. Bu sayede derideki gevşeklik ve sarkmalar ameliyatsız olarak en aza indirilmektedir. Radyo frekans yöntemi haricinde bu bölgelerde deri sıkılaştırma işlemini başarıyla yapabilen başka bir tedavi metodu bulunmamaktadır.

    Koltuk altı terlemesi sona eriyor

    Altın iğne radyo frekans tedavisinin kullanıldığı bir diğer alan, koltuk altı aşırı terlemesi sorunudur. Bu uygulamada radyo frekans ter bezlerini kalıcı olarak tahrip eder ve bu bölgeden ter salınımını durdurur. Uygulamada ter bezleri kalıcı olarak azaldığından sonuçlar kalıcı olmaktadır.

    Tedavi yaz kış uygulanabiliyor

    Uygulamanın hasta için en önemli özelliklerinden biri fraksiyonel lazerde yaşanan kızarıklık, pullanma ve soyulma gibi etkilerin görülmemesidir. Dolayısıyla yaz döneminde tedaviye ara verilmesine gerek kalmamaktadır. Ciltte 3-5 saat kadar hafif bir pembelik oluşmakta, pembelik bu sürenin sonunda tamamen normale dönmektedir. Dolayısıyla bu yöntem hastanın günlük yaşantısında bir kısıtlama yapmayan bir tedavi çeşididir. Uygulama sonrasında oluşan belli belirsiz ödem de kısa sürede geçmektedir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Kısa sürede gelen güzellik

    Kullanıldığı Avrupa ülkelerinde kısa sürede uygulanması, hiçbir iz bırakmaması ve kişinin günlük hayatına hemen devam edebilmesi sebebiyle “Kısa Sürede Gelen Güzellik” olarak bilinen yeni güzellik trendinin adı MIIT Rönesans tekniği …

    Teknik; içeriğindeki çam fıstığı özü, hyalüranik asit, kollojen, kafein, meristem hücreleri (organik kök hücreleri) gibi maddelerden oluşan kokteyl ürünler ile mor halkalar, yüz, boyun, kol altları, dekolte, eller, ayaklar, popo, basen gibi geniş uygulama alanlarında kısa sürede mucizeler yaratıyor.

    Ürünlerin her biri içerikleri dolayısıyla farklı yaş gruplarında,farklı bölgelerin tedavisinde kullanılıyor.25 yaş sonrası için 8aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl “Raffaello” nun özellikleri şöyle açıklanıyor:

    Raffaello Hyaluranic asit, Pinus pinaster, Resveratrol, Glutatyon, Antioksidan kompleksi, Aminoasitler, Bakırpeptid ve B grubu vitaminlerden oluşan bir kokteyl olup, cilt için yararlı içeriği ile 25-35 yaş arasında kullanılarak hidrasyon ve parlaklık sağlıyor. Yarattığı etki ile cildi besliyor ve yaşlanma etkilerini geciktiriyor. Yüz, boyun, dekolte, eller, ayaklar, göz altı morlukları ve saç köklerinde etkili oluyor. Raffaello içinde bulunan Pinus Pinasteriçeriğindeki Pycnogenol, renk açıcı etki sağlayıp, koyu renkleri açıyor, cilde parlaklık sağlıyor ve damar içi dolaşım kalitesini de arttırdığı için de anti-aging etkisi gösteriyor.

    35 yaş sonrası için 10 ayrı antiaging aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl olarak “Tiziano” öneriliyor ve bu da Omega CTP kompleksi, Organik kök hücreleri, Resveratrol, Bakır peptid, Kollojen, hyaluronic asit, Omega 3, 6, 9 ve aminoasitlerden oluşan bir kokteyl. Genellikle 35 yaştan sonra bu maddeler vücut tarafından üretilemediği için ince çizgiler, sarkmalar vb yaşlanma belirtileri başlıyor. İnce çizgilerin giderilmesi, lifting, forma sokma, kalınlaştırma amaçlı yüz, boyun, dekolte, eller, göbek, kol altları, uyluk içleri, göz altı torbalarında kullanılıyor.

    Tiziano içindeki bakır peptid ve omega 3 fibroblastları aktive ediyor ve damarlar içerisindeki endotel büyüme faktörlerini artırarak fibroblastların içindeki büyüme faktörlerini beta 1’e değiştirerek etkili oluyor. Bu şekilde, göz altlarındaki torbalanma yok oluyor. Klasik yöntemlerle 60-80 enjeksiyon yapılarak hastalara acı veren uygulamaların ‘MIIT Rönesans’ yöntemi ile kolaylaştığı ifade ediliyor. Aynı zamanda bu yöntemlerle erkek tipi saç dökülmesi dışında, hem erkeklerde hem kadınlarda saç tedavileri de başarılı bir şekilde yapılıyor.

    Bir diğer ürün olan ‘Michelangelo’ ile dışarıdan gerekli görülen bölgelere verilerek, egzersiz ve diyetle yok edilemeyen sellülit ve yağ tortularının giderilmesi sağlanıyor.

    Bu yöntemin 3 cm aralıklarla yapılması ve bu sayede bir yüz anti-aging uygulamasının maximum 10-15 enjeksiyon ile tamamlanması, sağladığı uygulama kolaylıkları, protokolün kısalığı, uzun etkisiyle farklılaşan bu tekniğin adı MIIT ‘Micro Intradermal Injection Technic’ ( Rönesans ) olarak tanımlanıyor.

    Bu yöntemin sadece 10 dakika sürmesi, öğle arasında dahi yapılabilir olması, uygulama yapıldığı diğer kişiler tarafındananlaşılamaması, tedaviden hemen sonra iz bırakmayışı önemle belirtiliyor.

  • D vitamini ve sağlımız

    D vitamini ve sağlımız

    D vitamini, hormon benzeri fonksiyonları olan bir grup yağda çözünen vitamindir. Türkiye bol güneş ışığına sahip coğrafi bir konumda olmasına rağmen, gebe kadınlar, bebekler, çocuklar ve yetişkinlerde D vitamini eksikliği gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Özellikle kış aylarında güneşten az faydalandığımız için D vitamini sentezi hemen hemen hiç olmamaktadır.

    Bu nedenle D vitamini eksikliği bir hastalık göstergesi olacağı gibi, yetersizliğiyle birlikte bir çok sağlık sorunları da ortaya çıkmaktadır. Diyetisyen Selvi Pamukçu ile hazırladığımız ve siz değerli okuyucularımızın ilgiyle okuyabileceği bu makalenin dikkat çekeceğini umuyorum.

    D Vitamininin Vücuttaki Sentezi

    Bitkisel ve hayvansal kaynaklı olarak alınan D vitamini öncülleri deride ve vücutta sentez edilir. D vitamini iki şekilde oluşur.

    Deride güneş ışığı yardımı ile;

    Yeterli D vitamini alımı günde 20 dakika boyunca kol, bacak ve yüzün ışığa maruz kalması yeterli olabilir. D vitamini

    Tüm D vitamini yapımının yüzde 80’i deride olur,

    Geri kalanın yüzde 20’si ise diyetle bitkisel kaynaklardan ergokalsiferol (D2 vitamini) ve hayvansal kaynaklardan kolekalsiferol (D3 vitamini) alınır

    2. Diyetle besinlerden vitamin D2 ve vitamin D3 alınmasıyla ;

    Hayvansal besinlerden alınan kolekalsiferol(D3) ile bitkisel besinlerden alınan ergokalsiferol (D2), ince bağırsaklardan emilir. Emilen D Vitamini Karaciğerde metabolize olur. D Vitamininin fazlası Karaciğer, yağ ve kas dokularında depolanır. Vitamin D’nin bir kısmı, karaciğerde 25-hidroksikolekalsiferole [25(OH)D3] veya 25-hidroksiergokalsiferole [25(OH)D2]’ye çevrilir. D Vitamininin depolanmayan önemli bir kısmı 25(OH)D3’e dönüşerek kana geçerse de az bir kısmı karaciğerde işlenerek safra yoluyla bağırsağa taşınır ve ince bağırsaktan tekrar emilir(enterohepatik dolaşım). Plazmada bulunan 25(OH)D3 veya 25(OH)D2, böbrek hücrelerine gelir ve hidroksilaz enziminin etkisiyle hücre içinde 1.25(OH)2D3 veya 1.25(OH)2D2’ye dönüşerek aktif D Vitamini Metabolitini oluşturur.

    D vitaminin vücuttaki rolü

    D vitamini bağırsaktan kalsiyum ve fosfor emilimini kolaylaştırıp, böbreklerden fosfor geri emilimini uyararak kemik mineral metabolizmasını doğrudan etkilemektedir.

    İskelet sistemi ve D vitamini ; Eksikliği ile iskelet sisteminde belirtilerle ortaya çıkan hastalıklar raşitizm ve osteomalasidır. Raşitizm, özellikle süt çocuklarında ve ilk yaşlarda çok görülür. Raşitizmde kemikler yumuşar ve kolay bükülür hal alır. Bacaklarda X veya O biçimi çarpıklıklar olur. Osteomalasi ise yetişkinlerde yaygın olarak görülür ve kemikler daha yumuşaktır. Vücutta kalsiyum emilimi ve kemik mineral yoğunluğu düşüktür. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz beslenen, güneşten yararlanamayan kişilerde risk artar.

    Diyabet ve D vitamini ; D vitamini pankreastan insülin salgılayan beta hücrelerini uyararak insülin salınımını arttırır. Serum 25-OH-D ile insülin duyarlılığı arasında pozitif ilişki gözlenmiştir. Ayrıca D vitamini yangısal madde üretimi ve lenfosit çoğalmasını azaltarak Tip 1 diyabet oluşuma riskini ve özellikle açlık kan şekerini düşürdüğü gözlenmiştir.

    Obezite ve D vitamini; Vitamin D eksikliği deri altında yağ birikimini artırabilir. Obezitede yağ dokusu arttığı için D vitamini bu dokuda daha fazla depolanmaktadır.

    Ortak genetik ve çevresel ortamlarda gelişen, bel çevresi kalınlığı, yüksek tansiyon, kan yağlarında bozukluk, kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir kardiyometabolik risk faktörleri olarak tanımlanan metabolik sendroma bağlı olan D vitamini eksikliğinin dünyada populasyonu yüzde 30- 60 olarak görülmektedir.

    D vitamini alımı, BKİ (Beden Kitle İndeksi )’ni azaltır ve birlikte kan basıncını düzenleyerek tansiyonu dengeleyebilir. Ayrıca D Vitamini bazı kanserlerin (meme, prostat, kolon rektum kanseri) otoimmün hastalıkların, kalp hastalıklarının gelişimini önler.

    D vitaminin eksikliği riski taşıyan grupları şu şekilde sıralayabiliriz

    Hamile ve emziren kadınlar

    Bebekler ve <5 yaşındaki çocuklar

    <65 yaş üzeri insanla

    Güneşten az yararlananlar veya kapalı ortamda çalışanlar

    Koyu cilt yapısına sahip olanlar(Afrika ve Güney Asya kökenli gibi)

    Ayrıca eksikliğinin nedenlerine baktığımızda diyetle yetersiz D vitamini alımı olanlarda, obezite (şişmanlık), yağ emilimi bozukluğu yapan hastalıklarda (kistik fibrozis, çölyak, whipple, crohn hastalıkları), katabolizmayı arttıran ilaçlar (glukokortikoidler) kullananlarda, karaciğer yetmezliği, nefrotik sendrom, kronik böbrek yetmezliği, genetik hastalıkları (vitamin D bağımlı rikets tip 1-2-3), hipertroidizmi olan kişilerde ve anne sütü kullanan bebeklerde bu vitaminin eksikliği bulgularına çok sık rastlanmaktadır.

    Serum D vitamini düzeyleri

    Kişide vitamin D düzeyini değerlendirmek için genellikle serum 25- Hidroksi vitamin D (25-OH D) ölçümü yapılır.

    25(OH)D düzeyi; 20 ng/ml D’den düşük ise D vitamini eksikliği,
    21 ile 29 ng/ml arasında ise D vitamini yetersizliği,
    30 ile 80 ng/ml arasında ise normal D vitamini düzeyi,
    80 ng/ml’den yüksek ise yüksek D vitamini düzeyi,
    150 ng/ml’den yüksek ise D vitamini intoksikasyonu olarak belirlenmiştir.

    D Vitamini kaynakları

    Bu vtaminin yoğun olduğu diyetlerle, bitkilerde bulunan ergokalsiferol (D2 vitamini) ve hayvan dokularında bulunan kolekalsiferol (vitamin D3) şeklinde alınabilmektedir. Aşağıdaki tabloda gördüğümüz üzere asıl D vitamini, kaynağı Güneş ışığı olup besinlerde ise en fazla sırasıyla derin yağlı su balıklarında (somon, sardalya, uskumru, ton balığı), morina balığı ciğeri ve yumurta sarısında bulunmaktadır.

    D Vitamini

    Doğal Kaynaklar

    Morina karaciğer yağı ∼400–1,000 IU/çay kaşığı vitamin D3
    Somon ∼600–1,000 IU/100 gr vitamin D3
    Sardalya ∼300 IU/100 gr vitamin D3
    Uskumru ∼250 IU/100 gr vitamin D3
    Ton balığı 236 IU/100 gr vitamin D3
    Shiitake mantarları ∼100 IU/100 gr vitamin D2
    Yumurta sarısı ∼20 IU/yumurta sarısı vitamin D3 /D2

    D Vitamini eksikliği önleme ve tedavi yaklaşımı

    Bu önemli vitaminin eksikliğini önlemek için, Endokrin Topluluğu kendi uygulama rehberlerinde bebeklerde ilk bir yıl için günlük 400-1000 IU (2000 IU’ye kadar güvenli), 1-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenler için günlük 600-1000 IU (4000 IU’ye kadar güvenli), 18 yaş üzeri erişkinler için ise günlük 1500-2000 IU (10,000 IU’ye kadar güvenli) vitamin desteği önermektedir.

    Ülkemizde ve dünyada bu vitaminin yetersizliği yaygın olarak görülmektedir. Bu durumun kısıtlı güneş ışığına maruz kalma ve diyetsel faktörlerle ilişkili olacağı düşünülerek, kişilere vücudun ihtiyacını karşılamak için uygun beslenme kaynaklarından yeterli D vitamini alımı sağlanmalı ve takviyesi yapılmasının uygun olacağı görüşündeyiz.

    Her gün 30 dk kadar baş, yüz, el, kol ayak ve bacakların güneş ışınlarıyla doğrudan temas ettirilmesi ile birlikte yeterli ve dengeli beslenme çerçevesinde her gün 1 yumurta, 2 su bardağı tam yağlı süt yada ürünleri, haftada 1-2 yağlı balık tüketilmesiyle yetişkin insanlar D vitamini ihtiyacını karşılayabilmektedir.Bu koşulları sağlayamayanlara doktor kontrolünde ek D vitamini verilmesi gerekir.

    Referanslar;

    Fatma Uçar1, Mine Yavuz Taşlıpınar1, Ayşe Özden Soydaş1, Nurgül Özcan. Ankara Etlik İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine Başvuran Hastalarda 25-OH Vitamin D Düzeyleri. Eur J Basic Med Sci 2012;2(1):12-15

    Belkız Öngen Ceyda Kabaroglu Zuhal Parıldar. D Vitamini’nin Biyokimyasal ve Laboratuvar De¤erlendirmesi. Türk Klinik Biyokimya Derg 2008; 6(1): 23-31

    Laird E, McNulty H, Ward M et al. Vitamin D deficiency is associated with inflammation in older Irish adults. J Clin Endocrinol Metab. February 2014.

  • Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun Fıtığı, boyun omurları arasındaki kıkırdağın omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi sonucu kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması ile oluşan hastalığa denir.

    Boyun, baş ile vücut arasındaki bağlantıyı sağlayan, başı destekleyen ve hareketini sağlayan vücut bölümüdür. Boyun 7 adet omur denilen kemikden oluşmaktadır. Omurların arasında disk denilen jöle kıvamında yastıkçıklar bulunmaktadır. Diskler vücuda binen yükün dengeli şekilde alt vücut bölümlerine iletilmesini sağlamaktadırlar. Boyundaki omurga içinden omurilik ve kollara giden sinirler geçmektedir. Boyun ağrısı ve boyun bölgesindeki omurga bozuklukları bel ağrısına göre daha az sıklıkta görülmektedir. Boyun bölgesindeki herhangi bir problemde boyun ağrısının yanı sıra baş, omuz, kol ve göğsün ön kısmına doğru yayılan ağrı da görülebilir. Boyun ağrısı genellikle boyunda tutuklukla birliktedir. Ağrı şiddeti iklim değişikliği, hareket, gün içinde değişkenlik gösterebilir. Ağrı genellikle künt ve basınç tarzında veya yanıcı olarak hissedilir. Ağrılı bölge dokunmayla hassastır. Bazen boyun hareketleri sırasında ses de olabilmektedir. Ağrıya kolda uyuşma ve yanma hissi de eşlik edebilir. Boyun omurları omurga sisteminin en küçük ve en narin omurlarıdır. Kolaylıkla travmalardan etkilenebilirler. Ayrıca çok hareketli eklemlere sahiptirler. Öne ,arkaya, sağa, sola ve yana doğru hareket yapabilirler

  • Bel fıtığından basit egzersizlerle acısız kurtulabilirsiniz!

    Her sabah ve akşam 15’er dakikayla yapacağınız egzersizlerle bel fıtığından kurtulabilirsiniz. Aşağıda göstereceğimiz hareketler, bel ve omurganın zayıf kaslarını güçlendirir. Bu sayede yanlış postür ve duruş düzelmiş olur ve bele binen yük miktarı azalarak hareket kabiliyeti artar.

    Bu egzersizlerin devamlılığı çok önemli… Düzenli bir şekilde yaptıkça faydasını görmeye başlarsınız.

    1) GERME HAREKETLERİ:

    a)Gerinme:

    Şekil 1) Matın üzerine sırtüstü yatar pozisyonda uzanınız. Ellerinizi de iki yana uzatınız. Bacaklarınızdan aşağı, kollarınızdan da yanlara doğru uzayınız.

    Şekil 2) Bu sefer kolları yukarı,bacaklarınızı aşağı doğru uzatınız. Bacaklarınız aşağı, ellerinizin de yukarı gitmek istediğini hayal edin.

    b)Diz-Göğüs Germe ( Dorsal germe ) :

    Sırtüstü uzanırken bir dizinizi ellerinizle kavrayın ve yavaşça göğsünüze doğru çekin.Bacağınızı yavaşça uzatın ve aynı işlemi öteki dizinizle yapın.Sonra da, aynı işlemi bu sefer iki bacağımızı göğsünüze çekerek yapın.

    c)HamstringGerme :

    Matta sırtüstü yatar pozisyondayken bir diz bükük,diğer bacak da düz bir şekilde tutulur.Yerde düz olan bacak yavaşça yukarı doğru kaldırılır ve indirilir. Aynı hareket öteki bacakla da tekrarlanır.

    Bu egzersizi şu şekilde de yapabiliriz;

    Duvarın 1 metre uzaklığında yüzünüz duvara dönük olacak şekilde durun. Ayaklarınızı ve topuklarınızı hiç kaldırmayacakmış gibi yere sabitleyin ve duvara uzanın. Kollarınızı bükerek yüzünüzü duvara yaklaştırıp uzaklaştırın.Bu hareketi bir bacak önde bükük vaziyetteyken de tekrarlayın.

    2) PELVİK TİLT:

    a)Matın üzerine sırtüstü uzanıp dizleriniz bükün. Ayak tabanınızı yere basarken belinizi yavaşça kaldırıp indiriniz. Hareketi 10 kez yavaş ve esnek bir şekilde tekrarlayın. ( Hareketin olup olmadığını bel boşluğuna elinizi koyup teyit edebilirsiniz.)

    b) Ayakta bir duvardan destek alarak durun.Şekilde de gösterildiği üzere karnınızı içeri çekerek,ayaklarınız yerden kalkmayacak şekilde başınızı geriye ve öne götürerek vücudunuzu uzatın. 6 saniye kalmak şartıyla hareketi 10 kez tekrarlayın.

    3) ABDOMİNAL EGZERSİZLER:

    a) Matın üstüne sırtüstü uzanın ve yerden ayaklarınız kalkmayacak şekilde başınızı yerden 3-4 parmak kadar yukarı kaldırıp 3 saniye tutup indirin.

    Bu hareketi eller göğüste birleştiğinde (şekil 1) , eller başın altındayken (şekil2), avuçiçi önde olacak şekilde eller alındayken (şekil 3) , eller ensede birleşmiş şekilde ( şekil 4) tekrarlayın.

    Sonrasında aynı hareketi dizler bükük bir haldeyken iki kolumuzla öne doğru uzayarak yapın. (şekil 5)

    4) MOBILIZASYON EGZERSİZLERİ:

    a) Kedi- Deve :

    Sırt çukurlaştırılıp kamburlaştırılır.

    Sonra aynı hareketi bir kolu öne uzatıp diğer kol bükülerek yapılır.

    b) Rotasyon: Bir taburede dik bir şekilde otururken belden itibaren kollarla beraber yana çevrilir.

    c)Yüzüstü yatar pozisyonundayken aşamalı bir şekilde beli zorlamadan yukarı doğru kalkmak.

  • Boyun fıtığı (servikal disk hernisi) neden olur?

    Boyunda 7 adet omur bulunur. Yapıları itibariyle bel omurlarından tek farkları, daha küçük olmalarıdır. Her omurga arasında yastıkçık dediğimiz kıkırdaklar mevcuttur. Bu kıkırdak yapının yırtılarak, omurga içinde seyreden omurilik veya kola dağılan sinirlere baskı yapması donucu oluşan hastalığa boyun fıtığı denir. Başlangıçta boyun ağrısı ve kol ve el sinirlerinin bası altında kalması sonucu hastanın kolunda ağrı (Brakialji) olur. Zamanla yırtılan kıkırdak sinirlere baskı yaparsa kolda kuvvetsizlik, eğer omuriliğin kendisine de bası yaparsa tüm vücutta hareket kusurları ortaya çıkabilir. Hastalığın çok ileri dönemlerinde yatağa bağımlı hale gelir. Boyundaki değişiklikler beyine giden kan damarlarına da bası yapabilir. Bu durumda algılamada güçlük, odaklanamama, uyku bozukluğu, sabah yorgun kalkmak, kulak çınlaması, baş dönmesi ve görme kusuru gibi şikâyetler olabilir.

    Özellikle son yıllarda bilgisayar kullanımındaki artışla birlikte, boynun aynı pozisyonda uzun süre kalması sonucu boyun kaslarında güçsüzlük ve omurlar arasındaki omurda yıpranma sonucu boyun fıtıklarında artış görülmektedir.

    Tedavi

    İlaç Tedavisi; boyun ağrısının daha fazla olduğu durumlarda etkili olabilir.

    Fizyoterapi; ilaç tedavisinin etkili olmadığı ve boyun ve kol ağrısı orta şiddette ve güçsüzlük gelişmemiş olan hastalarda etkili olabilir.

    Cerrahi Tedavi; Mikrodiskektomi ile boyun fıtıkları ameliyat edilir. Disk mesafesine hastanın kendi kemiği (otogreft), dışarıdan kadavra kemiği (allogreft), kafes veya disk protezi (boyun hareketlerini korumak amaçlı) konulabilir.

    Mikrodiskektomi, Mikroskop altında yırtılan kıkırdağın tam olarak çıkartılabilmesi işlemidir. Ameliyat sonrası ağrı ve hareket kısıtlamasının olmaması, hastanın kısa sürede evine ve işine dönebilmesi, ameliyata bağlı doku hasarının, kan kaybının ve enfeksiyon riskinin en az olması açısından büyük avantajları vardır.

  • Boyun rahatsızlığı olan hastalara öneriler

    ~~OTURURKEN

    ? Dik durunuz ve kafanızı geriye atıp çenenizi kaldırınız. Bütün omurganız sandalye arkalığına dayanacak şekilde dik olsun. Mümkünse kol destekli sert sandalye kullanın. Sandalye kollarını, kollarınıza destek olarak kullanın.

    ? Yürürken dik yürümeye özen gösteriniz.

    ? Televizyon seyrederken, bir koltukta veya sandalyede destekli oturmayı tercih edin. Yolculukta başınız bir tarafa düşercesine uyumayın, gerekirse boyun yastığı kullanın.

    YATARKEN

    ? Sırtüstü yatış pozisyonunda yastığınızı baş ve boynunuzun altına gelecek şekilde koyun. Yastık baş ve boynunuzu desteklemeli. Boynunuzu gergin tutmayın. Boynunuza uygun ne alçak nede yüksek yastık kullanın. Yan yatarken boynunuzu düşürmeyn veya aşırı yükseltmeyen yastık kullanınız.

    ARABA KULLANIRKEN

    ? Araba kullanırken yüksek oturun, koltuğunuz direksiyonun üzerinden bakmak için gerilme ve eğilme gerektirmeyecek şekilde ne çok alçak, ne de çok geride olmamalıdır. Saat başı mola verin 10 dakika dinlenin boyun hareketleri yapın.

    ÇALIŞIRKEN

    ? Bütün gün masa başında çalışıyorsanız, saat başı kalkıp dolaşın, mutlaka belirli aralıklarda bir pozisyon değiştirin. Masanızda bilgisayar var ve kullanıyorsanız sizden aşağıda olmamasına dikkat edin. Uzun süre boynunuzu öne eğerek veya başınızı yukarı kaldırarak çalışmayın.

    ? Baş üstü seviyeye uzanmanız gerektiğinde bir iskemleye çıkın. Belirli bir süre uzanmaktan veya yukarı bakmaktan kaçının. Boynunuzu sürekli aynı pozisyonda sabit tutmayın.

    ? Mutfak tezgahınız yüksek olsun. Ev temizlik aletlerinizin uzun saplı olması doğrudur. Uzun süre eğilerek iş yapmayınız.

    YÜK TAŞIRKEN

    ? 5-10 kilo arasında yük taşıyabilirsiniz. Dengeli olarak taşımaya özen gösteriniz. Pazarda Pazar arabası kullanınız.

    SON ÖNERİLER
    Otururken ve yürürken dik durunuz. Adeta başınızın üzerinde bir kitap var ve bunu düşünmemeye çalışınız. Bilgisayar ekranı baş yüksekliğinde olacak şekilde çalışınız, 30 dk da bir 5 dakika dinleniniz.
    ? Egzersiz sırasında veya ameliyat sonrası günlerde hafif ve kısa süreli omuzda, boyunda, kollarda ve sırtınızda ağrı, sertlik, kramp, uyuşma, karıncalanma hissi olabilir, endişelenmeyin. Eğer rahatsızlık devam ederse ve şiddeti artarsa egzersize devam etmeyin ara verin. Yatıp dinlenin. Jellerle masaj yapabilir sıcak su torbası uygulayabilirsiniz, bu sizi rahatlatır.

    ? Egzersizlerin arasında mutlaka dinlenme arası verin.

    ? Egzersizi ne çok az, ne de çok fazla yapmayın.

    ? Yürüyüşlerinizi size önerildiği gibi mutlaka yapınız

  • Boyun fıtığı!!!

    Boyun fıtığının tıbbi ismi servikal disk hernisidir. Boyun denilen servikal bölge 7 omurgadan oluşur ve her bir omurga C1 den C7 ye kadar numara alır. Boyun fıtığı en sık C5-C6 ve C6-C7 arasındaki disklerden oluşur. Boyun fıtığının oluş nedenleri arasında ağır kaldırma, uzun süreli bilgisayar kullanımı gibi postür bozuklukları ve travma sayılabilir. Bazı araştırmaların sonucunda en sık 40 yaşlarında ortaya çıktığı ve kadın/erkek oranının 1/1.4 olduğu söylenmektedir.

    Boyun fıtığında bulgular boyun ağrısı, kollarda uyuşma ve boyundan kola doğru uzanan kol ağrısı, kollarda kuvvet kaybı, boyundan başın arkasına doğru uzanan ağrılar olarak sıralanabilir. %80 ilk bulgular enseden başa doğru yayılan ağrılar ile birlikte boyunda düzleşme bulgusu ile ortaya çıkan omurga etrafındaki kasların spazmına bağlı oluşan ağrılardır. Bu tip ağrılara psikiyatrik hastalıklar dahil bir çok hastalık neden olabilmektedir. Bu nedenle ameliyat bu tip hastalarda yanlış bir tedavi seçeneği olacaktır. Doğru tedavi seçeneği bu tip hastalar için daha çok takiptir. Bazı araştırmalar göstermiştirki bu tip hastaların %43 ünde ağrı zamanla kendiliğinden geçmektedir.

    Boyun omurlarında, her seviyenin sinir kökü sıkışmasının kuvvet, hissel, refleks kayıpları olmak üzere kendine özgü bulguları vardır.Tutulan taraf kolun ağrıması, sıkışan sinirin kolda görev gördüğü yerde kuvvet kaybı olması ve derin tendon reflekslerinin azalması yada kaybolması şeklindeki bulgular tipiktir. Kuvvet kaybı sıkışmanın şiddetine ve süresine bağlıdır. Yine ilgili kısımda duyu kaybı ortaya çıkarki bu, genellikle kuvvet kaybıyla aynı zamanda görülür. Çok ileri düzeylerde yürüme bozuklukları, spastisite, hiperaktif refleksler ve patolojik refleksler gibi miyelopatik bulgularda ortaya çıkabilmektedir. Aynı zamanda ellerde beceriksizlik, çabuk yorulma, kaslarda erime bulgularıda görülebilir.

    Tanı koymak için iyi bir öykü almak, iyi bir nörolojik muayene ve radyolojik tetkikler korele bir şekilde değerlendirilmelidir. Direk grafiler incelemede başlangıç adımı olmalıdır. Böylece sadece servikal disk hernisi değil aynı bulguları verebilecek omurga tümörleri, kırıklar gibi hastalıklarında ayırıcı tanısı yapılabilir. Kemik yapılar ile ilgili bir hastalık düşünülüyorsa servikal tomografi tercih edilmelidir. Manyetik rezonans görüntüleme yöntemi servikal myelopati ve/veya servikal disk hernisi düşünülen hastalarda ilk tercih edilen tanı yöntemi olarak, nörolojik muayene bulgusu olan hastalarda tek başına yeterli kabul edilmektedir.

    Tedavide fıtık başlangıç aşamasında ve kuvvet kaybı, his kaybı, reflekslerde bozulma gibi nörolojik semptomlar ortaya çıkmadıysa, ağrı kesici, kas gevşetici ile istirahat uygulanması, egzersiz programı uyglanmasıdır. Ancak miyelopatinin ortaya çıkması veya nörolojik semptomlarda ilerleme görülmesi halinde cerrahi tedaviye gerek duyulmaktadır.

    Kaynak

    1- Türk Nöroşirürji Derneği Yayınları, Temel Nöroşirürji