Etiket: Kök Hücre

  • Leke tedavisinde son trend: mezoprp

    Cilt lekeleri özellikle bol güneş ışınları altında geçirilen yaz mevsimi sonrası kabusumuz olabiliyorlar. Bu nedenle cilt leke tedavisinde her geçen gün yeni tedavi protokolleri gelişmektedir.

    Cilt lekelerinin birçok çeşidi bulunmaktadır. En sık rastladığımız lekelerin başında ‘melazma’ adı verilen, genellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği alın, yanak ve dudak üstüne yerleşen net sınırlı leke tipi gelmektedir. Melazma sıklıkla yazın güneş ışınlarına yoğun maruziyet sonrası çok daha fazla belirginleşir. Melazmaya neden olan, derimize rengini veren melanositlerden renk pigmenti olan melanin pigmentinin çok daha fazla salgılanıyor olmasıdır. Bu pigment aşırı salgılandığında, dışarıdan oldukça koyu renkli görünen lekeler ortaya çıkar.

    Diğer leke tipleri arasında gebelikte hormonal değişiklikler sonrası oluşan kloasma denilen lekeler, çillenmeler sayılabilir. Çiller genel olarak genetik yatkınlığı olan kişilerde görülür. Tedavi edilseler de, sıklıkla tekrarlayan yapıdadırlar. Bu nedenle tedavi aşamasında daha ön planda melasma ya da kloasma dediğimiz lekelerin tedavisi üzerinde durulur.

    Leke tedavisinde birçok yöntem bulunmaktadır. Bu tedavi yöntemleri arasında lazer tedavileri, kimyasal peeling uygulamaları, enzim peeling tedavisi, mezoterapi, PRP ve dermapen ya da dermaroller tedavileri sayılabilir. Tüm bu tedaviler tek başlarına uygulanabileceği gibi, kombinasyon şeklinde de uygulanabilirler.

    Son yıllarda bu kombinasyon tedavileri arasında en çok tercih edilen tedavi yöntemlerinin başında ‘MezoPRP’ tedavisi gelmektedir. MezoPRP özellikle melazma tipi lekelerde oldukça etkili olan bir tedavi yöntemidir.

    MezoPRP nedir?

    Mezo PRP, mezoterapi ve PRP yöntemlerinin kombine olarak kullanıldığı bir tedavi protokolüdür. Bu tedaviye başlamadan önce mutlaka kişinin leke yapısı detaylı olarak incelenir. Lekenin muayene aşaması çok önemlidir çünkü bu tedavi yönteminde kişiye özel tedavi formülleri hazırlanmaktadır.

    Yüzeyel tip lekesi olanlarda kullanılan ürünler farklıyken, derin lekesi olanlarda gerek ürünün çeşidi, gerek uygulamanın yapılma sıklığı tamamen farklılık göstermektedir.

    Mezo PRP’de lekenin tipi belirlendikten sonra tedavi planı yapılır. Bu aşamada kişiye özel vitamin ve çeşitli mineral kokteylleri hazırlanır. Bu kokteyller her seansta lekenin tedaviden aldığı yanıta göre yenilenir.

    Kokteyl tedavisi kişinin kendinden alınan kanın trombositlerine ayrıştırılması ile yapılan bir çeşit kök hücre tedavisi olan PRP ile desteklenir. PRP’nin amacı, tedavi yönteminin kök hücreler ile de desteklenerek çok daha etkili hale gelmesidir. Bu sayede kişi hem kendisine özel hazırlanan tedavi kokteyllerinin hem de kendisine ait kök hücrelerin tedavi edici etkisinden faydalanmış olur.

    MezoPRP kişinin lekesinin tipine göre en az 4 seans olmak üzere bir ila iki haftada bir uygulanır. Bir hafta kokteyl uygulanan hastaya ertesi hafta kök hücre uygulanabilirken bu protokol kişiye göre birkaç hafta üst üste kokteyl uygulaması, en son seanslarda kök hücre uygulaması şeklinde çeşitlenebilir.

    MezoPRP tedavisinin avantajları nelerdir:

    Bu tedavi yöntemi tamamen kişiye özel olarak uygulanmaktadır.

    Kök hücre tedavisi ile kombine olarak yapıldığından, çok etkili bir tedavidir.

    Uygulanan ürünler her seans lekenin iyileşme derecesine göre yenilendiğinden, dinamik olan bir tedavi yöntemidir.

    Bu tedavi yöntemi sonrasında yüzde herhangi bir yanma, batma ya da soyulma gibi reaksiyonlar görülmemektedir.

    Bu tedavi yöntemi güneş ışınlarından direkt olarak etkilenmemektedir.

    Bu tedavi yöntemi her cilt tipine uygulanabilmektedir.

    MezoPRP yöntemi yoluyla lekeler aşamalı olarak tedavi edilmektedir. Bu nedenle yöntemin kalıcılığı da oldukça yüksektir. Son yıllarda özellikle tercih edilen bu tedavi yöntemi sayesinde, cilt lekelerinin tedavisi artık çok daha kolay hale gelmiştir.

    Dr.Öykü Maraşoğlu Çelen

  • Kök hücre tedavisi ile cilt yenileme

    Kök hücre ile cilt yenileme nedir?

    Cilt yenileme amacıyla kullanılan kök hücre tedavisine ‘Otolog Fibroblast Enjeksiyon Tedavisi’ adı da verilmektedir. Fibroblast, derinin genç ve dolgun görünmesini sağlayan kollajen dokusunun temel kök hücresidir. Fibroblastlar, normal derimizde az miktarda bulunurlar ve ihtiyaç halinde çoğalarak yeni ve sağlıklı kollajen dokusunun oluşmasını sağlarlar. Yaşlanma, yerçekimi, güneş ışınlarının zararlı etkileri , serbest radikallere maruziyet sonucunda fibroblast dediğimiz kök hücreler güçsüzleşir. Bunun sonucunda derimiz daha mat, cansız ve yaşlı görünür. Bu süreci yavaşlatabilmek adına yapılan tedaviye kök hücre tedavisi adı verilir. Kök hücre tedavisinde, deri altına kişinin çoğaltılan kendi (otolog) fibroblastları enjekte edildiğinde, hızlı bir geriye dönüş olur. Bu işlem adeta bir gençlik aşısı etkisi yaratır.

    Kök hücre nasıl elde edilir?

    Kök hücre tedavisi için kişinin en az güneş gören deri bölgeleri olan kulak arkası, kol iç yüzü, bacak iç yüzü ya da kalça derisinden küçük bir deri parçası alınır. Aynı seansta kişiden belli bir miktar kan da alınır. Bu deri parçası ve kan, laboratuvara gönderilir. Laboratuvarda, doku mühendisleri tarafından kişinin kendi kanından elde edilen kültür ortamında, kök hücre üretimi başlatılır. Bu kök hücrelerin yani fibroblastların yeterli düzeyde çoğalması ortalama 3 hafta sürer. 3 haftanın sonunda kişiye ilk seans uygulama yapılabilir.

    Kök hücre tedavisi hangi durumlarda yapılır?

    Kök hücre tedavisinin kullanım alanları:

    . İnce ve derin kırışıklıklar

    . Saç dökülme tedavisi

    . Akne izleri

    . Travma, kaza ya da yanık sonrası oluşan nedbe dokusunun tedavisi

    . Dudak dolgusu

    . Cildin kalitesini arttırmak olarak sayılabilir.

    Kök hücre tedavisi kaç seanstır ?

    Kök hücre tedavisi 3-4 hafta aralıklarla 3 seans olarak yapılır. Seans aralıkları 3 haftadır. Ancak 1 veya 2 seansta istenen etki elde edilirse; kalan kök hücreler yıllarca laboratuvarda bekletilip, istenildiği zaman uygulama yapılabilir.

    Kök hücre tedavisinin etkisi ne kadar devam eder?

    Kök hücre uygulandığı andan itibaren etkili olmaya başlar ve bu etki 12 aya kadar devam eder. Diğer uygulamalarda zaman geçtikçe etki azalırken; kök hücre tedavisinde zaman geçtikçe etki artar. Uygulamanın kalıcılığı 4-5 yıl kadardır.

    Kök hücre tedavisi nasıl yapılır?

    Uygulama şekli istenen bölgelerdeki cilt altına enjeksiyon şeklindedir. Uygulama öncesi hasta anestezi kremi sürülerek bekletilir ve daha sonra uygulamaya geçilir. Hasta uygulama sırasında anestezi uygulandığından çok az ağrı hisseder.

    Kök hücre tedavisinin komplikasyonu var mıdır?

    Kök hücre tedavisi, hastanın kendi hücrelerinden elde edilen deri parçasından yapıldığı için, herhangi bir komplikasyonu yoktur. Bu tedavinin en büyük avantajı da budur. Teratojen, kanserojen özelliği yoktur. Bu nedenle oldukça güvenli ve etkinliği kesin olarak kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir.

    Özellikle 35-65 yaş grubundaki kişiler kök hücre tedavisinden verim alabilirler. Zamana karşı yarışmanın en güvenli yollarından bir olarak kök hücre tedavisi güvenli, etkili ve etkisi giderek artan bir tedavi yöntemidir.

  • Kök hücre ve medikal estetikte kullanımı

    KÖK HÜCRE VE MEDİKAL ESTETİKTE KULLANIMI

    Son zamanlarda estetik uygulamalar içerisinde vitamin aşısı, kan aşısı, PRP, Sertap Erener’in kök hücre uygulaması, gençlik aşısı olarak popüler olan uygulamalarda yanlış kullanılan bir tanımı Kök Hücre Uygulamalarını özetle anlatmaya çalıştık .Öncelikle yukarıda geçen hiç bir uygulama kök hücre uygulaması değil bunun ile başlayalım.

    Kök Hücresi nedir?

    Kök hücreler işlevsel olarak farklılaşmamış, yani vücudun herhangi bir organ ya da dokusunda özel bir görev yapabilmek için tam olarak olgunlaşmamış, karmaşık bir yapısı olan, sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme yeteneğine sahip, insan vücudunda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Kısa bir tanımla kök hücreleri, vücudun başlangıç yani öncü hücreleridir.

    Bu hücreler bölündüğünde, kendilerini ya da diğer doku hücre tiplerini üretebilirler. Örneğin, derideki kök hücreler daha fazla deri kök hücresi yapabilir ya da deriye rengini veren melanin yapmak gibi kendi özgün işlevleri olan melanosit adını verdiğimiz diğer deri hücrelerine farklılaşabilirler. Kök hücrelerin ayrışması ve spesifik bir hücreye dönüşmesi için bir uyarının gelmesi gerekmetedir.

    Kök hücreleri aynı zamanda çok genç, hızlı bölünen ve çok hareketlidirler. Örneğin deriye yerleştirildiklerinde adeta deriye enerji salgılamakta, daha hızlı bölünerek deriyi gençleştirip harekete geçirmektedir.

    Kök hücrelerin özelikleri nedir ?

    1. Kendiliklerinden yada bir uyaranla uygun bir büyüme ortamına yerleşebilirler.

    2. Çok hızlı çoğalma yetenekleri vardır.

    3. Başka vücut doku hücrelere farklılaşıp bu hücrelerin devamını sağlayabilirler.

    4. Kendilerini yeniledikleri için hücre topluluklarının devamlılığını sağlayabilirler.

    5. Vücudun bir yerindeki zedelenmeyi takiben bu dokuyu onarabilme ve onu işlevsel hale getirebilme potansiyeline sahiptirler.

    Kök Hücrelerin sınıflandırması

    Kök hücreleri farklılaşma yeteneklerine göre ya da elde edildikleri kaynağa göre şöyle sınıflandırılabilir.

    Farklılaşma yeteneklerine göre;

    1-Totipotent Kök Hücre: Sınırsız sayıda farklılaşma yeteneği ile her türlü vücut hücresine dönüşebilme yetenekleri vardır. Bu tür hücreler ancak embriyolarda bulunurlar ve embriyonik ve plasantal hücrelere dönüşmektedir.

    2-Pluripotent Kök Hücre: Sınırlı sayıda farklılaşabilen, bununla birlikte organizmada birçok dokunun oluşması veya onarımı yeteneğine sahip kök hücreleridir.

    3-Multipotent Kök Hücre : Özellişmiş hücre gurupları oluşturabilen kök hücrelerdir.

    4- Unipotent yada projenitör Kök Hücre : Tek tip kök hücre tipi oluşturabilen kök hücrelerdir Tek bir yönde farklılaşabilen hücreler örnek olarak beyinden elde edilen kök hücrenin yalnızca sinir hücresine dönüşmesi verilebilir

    5- iPKH ya da dışarıdan uyarılmış pluripotent kök hücre: iPKH embriyonik kök hücrelerin neredeyse tüm özelliklerine sahiptirler ancak, embriyodan oluşturulmamışlardır. Bu nedenle iPKH ile ilgili etik problemler yoktur. Dahası, iPKH hastanın kendi kök hücre olmayan hücresinden elde edilir, bu da, iPKH hastaya bağışıklık sistemi reddi olmaksızın verilebileceği anlamına gelmektedir ki, bu durum kök hücre nakillerinde çok önemlidir.

    Elde edildikleri kaynağa göre :

    1-Embriyonik Kök Hücre: Sperm ve ovumun döllenmesini takiben oluşan “zigot” ta embriyonik kök hücreler gelişmektedir. 5. gün içerisinde yaklaşık 150 hücreli “blastosit” denen içi boş bir küre meydana gelmektedir. Blastosit küçük kum zerrecikleri gibi hücrelerden ibarettir ve iki tip hücre kapsamaktadır; trofoblast ve merkezde bulunan hücre kümesi. Merkezdeki hücre kümesi bir araya gelerek embriyonik kök hücreyi meydana getirirler. Embriyonik kök hücreler de tüm yetişkin hücre tiplerine dönüşebilirler. Gebeliğin ilk 8 haftasına kadar dönemdeki kök hücreler bu isimle tanımlanmaktadır.

    2- Fatal Kök Hücre; Potansiyel kök hücre kaynaklarından biri de erken fetal dokudur. Embriyo döllenmeyi takiben yaklaşık 7-8 haftalık iken “fetüs”adını alır.

    3-Erişkin Kök Hücre : . Erişkin kök hücreler embriyo ve fetüsten alınan hücrelerden farklıdır ve doğumdan sonra insan ya da hayvanlarda gelişen dokularda bulunur. Erişkin tip kök hücreler bir çok dokuda bulunan hücrelerdir. Bunlar arasında kemik iliği, kan, kornea , retina, beyin, çizgili kas, karaciğer,deri, gastrointestinal sistem ve pankreas sayılabilir. Bununla birlikte bu hücrelerin elde edildiği en uygun yer bazı kemiklerin merkezinde yerleşmiş olan kemik iliğidir. Kemik iliğinde; hematopoetik kök hücreler, endotelyal kök hücreler ve mezenkimal kök hücreleri de içeren farklı tipte kök hücreler yer almaktadır. Hematopoetik kök hücrelerin kanı; endotelyal kök hücrelerin damarsal sistemi(arterler ve venler) ve mezenkimal kök hücrelerin kemik, kıkırdak, kas, yağ ve fibroblastları oluşturduğu bilinmektedir.

    Kemik iliği dışındaki erişkin kök hücre kaynakları

    Göbek kordon kanı: Erişkin kök hücreler yeni doğanın göbek kordonu gibi kaynaklardan da sağlanabilmektedir. Göbek kordonu beyin ve kemik iliğindeki benzer erişkin dokulara kıyasla daha kolay ulaşılabilir ve çoğalma potansiyeli daha yüksek bir kök hücre kaynağıdır.

    Bebek dişi: Göbek kordon kanından ya da bebek dişinin altındaki etsi yapıdan alınan kök hücreler erişkinlerden elde edilen hücrelerden daha genç kök hücrelerdir. Kültür ortamında birçok erişkin hücreden daha fazla çoğalma yeteneğine sahip olan bu hücreler farklı dokuları meydana getirme özelliğine sahiptirler. Farklı hücre tipleri oluşturmadaki potansiyelleri kapsamlı şekilde araştırılmaktadır.

    Yağ hücreleri: Yağ dokularından liposuction ile elde edilen materyalden kök hücreler elde edilmektedir.

    Tarihçe

    Kemik iliği nakillerinin başarı kazanmasıyla birlikte kök hücrelerinin nakli gündeme geldi ve ilk uygulamaları umut verici oldu. İlk önceleri yalnızca kemik iliği onarımı için kullanılan kök hücreleri, az sayıda uygulama olsa da, vücudun diğer organ ve dokuları için de kullanılmaya başlandı. Embriyolojik kökenli kök hücreleri ise sonra tanımlandı, ancak bu hücreler ile yapılan uygulamalar, ahlaki boyutta karşılaşılan sorunlar tam olarak bir çözüme kavuşturulamadığı için, birçok ülkede sınırlandırıldı ya da yasaklandı. Hâlihazırda, dünyada her yıl yaklaşık olarak 15 bin kök hücre nakli yapılmaktadır. Bunların çoğunluğu erişkin insan kaynaklı uygulamalardır.

    Günümüzde Kök Hücre Bir Tedavi Yöntemi Olarak Kabul Edilmekte midir? Kök Hücreleri Halen Hangi Hastalıklarda Kullanılmaktadır?

    Kök hücreleri dünyada henüz bir hastalık tedavi yöntemi olarak kullanılmamaktadır. İletişim araçlarında sıkça duyurulan kök hücre nakli uygulamaları daha çok doku ‘onarımı’ amacıyla yapılmaktadır. Örneğin; şeker hastalığında pankreas dokusu çalışmıyor ve insülin üretemiyorsa pankreasın yetersiz de olsa insülin üretmesini kök hücre nakli ile sağlamak veya beynin, omuriliğin bazı hücreleri çalışmıyorsa kök hücre yardımıyla sinir hücrelerinin az çok yenilenmesini sağlamak gibi. Daha önce anlatılan kemik iliğinin yetersiz işlev gördüğü kan kanseri ve bazı anemi hastalılarında da amaç kök hücreleri yardımıyla kemik iliğini onarmaktır, kan kanserini bu yol ile tedavi etmek değildir. Burada şu soru ortaya atılabilir: Anlatılan bu yöntem de bir tedavi şekli değil midir? Teorik olarak bu sorunun yanıtı evettir, ancak günümüzde bilimsel tıp disiplinleri kök hücrelerinin kullanıldığı hastalıklarda sağlanan bu standardize edilmemiş sağaltım şeklini yerleşmiş bir yöntem olarak kabul etmemektedir.

    Günümüzde kök hücreleri, en fazla olarak kan hastalıklarında kullanılmaktadır. Bunlardan en bilinenleri kan kanseri ve kalıtsal anemilerin yol açtığı kemik iliğinin çalışmadığı durumlardır. Bu hastalıkların yol açtığı kemik iliği yıkımının onarılmasında, tekrar kan üretimi yapabilir hale gelmesinde kök hücre uygulamaları ile oldukça yüksek oranda başarı sağlanmaktadır. Ayrıca şeker hastalığında pankreas için, böbrek yetmezliğinde, omurilik hasarlarında, beynin Parkinson, Alzheimer gibi çeşitli dejeneratif (sinir hücresi yıkımıyla giden) hastalıklarında, inmelerde, gözün retina hastalıklarında, bağışıklık sistemi hastalıklarında, bazı kalp ve damar yetmezliği hastalıklarında da halen hem deneysel hem de klinik olarak çalışmalar devam etmektedir. Bazı umut verici gelişmelere rağmen bu hastalıklarda henüz kesin bir başarı elde edilememiştir. Basında sık olarak yer bulan, bir organın (örneğin mesane gibi) veya dokunun (örneğin gözün ağ tabakası retina gibi) kök hücresi kullanılarak yeniden oluşturulması veya işlevsel hale getirilmesi hâlihazırda laboratuar ortamında küçük deney hayvanları üzerinde gerçekleştirilmektedir, insanda uygulaması yoktur. Ülkemizde çok yeni olarak, omurilik hasarı bulunan, tedavi için saptanmış uygun ölçütlere sahip kısıtlı sayıda felçli hastada kök hücresi nakli ile tedaviler uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların sonuçları önümüzdeki yıllarda bildirilecektir. Son yıllarda yapılan araştırmalar kandan elde edilen kök hücrelerinin laboratuarda uygun koşullar altında yağ, kas, damar endoteli (iç çeperi), karaciğer, kıkırdak, kemik ve sinir hücrelerine dönüşebildiğini göstermiştir.

    Ülkemizde Kök Hücre Uygulamalarının Yasal Boyutu Nedir?

    Ülkemizde uzun yıllardır kök hücreleri ile hem klinik hem de araştırma düzeyinde uygulamalar yapılmakla birlikte bu konuda gerekli yasal düzenlemeler henüz ortaya konulmamıştır. 2006 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde Kök Hücre Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Bilimsel gelişmelerin ve bilgi birikiminin güncel takibinin gerçekleşmesi, kök hücrelerin araştırma ve uygulamalarında ulusal ve uluslar arası bir standardizasyon sağlanması amacıyla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) bünyesinde 2004 yılında Kök Hücre Çalışma Grubu oluşturulmuştur.

    Kordon Kanı Saklanmalı mıdır?

    Kordon kanı kök hücre elde etmek için iyi bir kaynaktır. Bebek doğarken alınan kan eksi 196°C’de çok uzun süre kullanıma hazır olarak saklanabilir. Kordon kanından elde edilen kök hücreleri embriyolojik kök hücreleri kadar farklılaşma yeteneğine sahip değillerdir. Kemik iliği ya da kandan elde edilen kök hücresinden farklı olarak kordon kanı günümüzde yalnızca ait olduğu kişi için kullanılmaktadır, ancak teorik olarak doku uyuşması durumunda başka kişiler için de kullanılabilir. Kordon kanının bugün için kullanımı çok sınırlıdır. İstatistiklere göre her üç bin kişiden birisinin kendi kordon kanına gereksinimi vardır. Konunun uzmanları kordon kanının saklanmasını önermemektedirler. Ülkemizde özel bazı kurumlar kordon kanı bankası hizmeti vermektedir, ancak bu kurumlar henüz resmiyet kazanmamıştır.

    Embriyolojik (Ceninin Erken Evresi) Kök Hücre Uygulaması Nedir?

    Embriyolojik kök hücreleri, ceninin erken aşamasında döllenme gerçekleştikten kısa süre sonra elde edilen hücrelerdir. Bu hücreler, ancak tüp bebek uygulamasında yapay döllenme ile oluşturulan embriyonlardan gereksinim fazlası olanlardan veya istenmeyen gebelik sonrası yapılan düşük sonucunda elde edilebilirler. Embriyolojik kök hücreleri erişkinden elde edilen kök hücrelerine göre sınırsız sayıda farklılaşma potansiyeline sahiptir (totipotent), kısaca; bu tür hücreler her türlü organdaki hasarı onarma yeteneğine sahipken erişkin tipi olanlar daha sınırlı farklılaşma gösterirler (pluripotent ve unipotent). Halen ülkemizde ve birçok ülkede embriyolojik kaynaklı kök hücre çalışmaları yasaklanmış durumdadır. İngiltere ve Belçika’da bu sınırlama yoktur, Almanya’da ise belirli kısıtlamalar getirilmiştir.

    Kök Hücre Tedavisinin Bugün İçin Bilinen Yan Etkileri Nelerdir?

    Özellikle ceninin ilk aşaması olan embriyondan elde edilen (embriyolojik) kök hücreler ile yapılan çalışmalarda yeni tümör ortaya çıkabildiği bildirilmiştir. Araştırmalarda kullanılan serum, kimyasal madde ve besi yerleri varlığında üretilen hücrelerin insan sağlığı için ne gibi potansiyel riskler taşıdığı bilinmemektedir. Otolog kök hücre nakillerinde %2, allojenik kök hücre nakillerinde ise %9 ölüm riski vardır.

    Estetik uygulamalarda kök hücre kullanımı var mıdır?

    Günümüzde estetik uygulamalar içerisinde gerçek kök hücre uygulaması yağ dokusundan elde edilerek yapılanıdır. Son çalışmalarda yağ dokusunun içinde kemik iliğinden 5 katı kadar fazla kök hücre bulunduğu saptanmıştır. Hastadan liposuction ile alınan yğ dokusu bir sistem yardımıyla laboratuvar ortamında içindeki genç kök hücreleri, yağ hücrelerinden ayrıştırılmaktadır. Bu 2.5-3 saat kadar süren bir işlemdir. Kök hücreleri ayrıştırdıktan sonra toplanıp az oranda PRP ve yağ dokusu ile karıştırılmakta ve estetik olarak amaçlanan bölgelere enjekte edilmektedir. Yaşlanmanın estetik probemleri olan, deri yağ dokusu, kas dokusu ve kemik dokusundaki azalma bu uygulama ile yerine konulmaktadır. Bu kök hücreler deride ve deri altında uygulandığı doku hücrelerini yapmakta ve onları canlandırmaktadır.

    Bu amaçla karın yada basen bölgesine küçük bir alanda lokal anestezi altında 40-200 cc yağ dokusu alınacak şekilde liposuction yapılmaktadır. Daha sonra bunlar santrifüjden geçirilmekte. Yağ dokusundan kök hücreler ayrılmaktadır.

    Daha sonra hastadan 50-100 cc kan alınarak trombosit ve büyümek faktöründen zengin PRP elde edilmektedir. Sonra Kök hücreler ile PRP birlşetirilmekte böylece kök hücreler aktive edilmektedir. Bu aktivasyon % 50 civarında. Bu karışım IPL geçirilmekte ve aktivasyon % 90 lara kadar ulaşmaktadır. En son elde edilen aktive kök hücreler hastaya damardan, deriye uygulanabilmektedir.

    Son zamanların popüler işlemi olan PRP kök hücre uygulaması değildir. PRP hastadan alınan kanın santrifüjde geçirilmesi ve trombosit adını veridiğimiz doku onarım ve yenilenme hücrelerin ayrılarak hastaya geri uygulamasıdır.

    Sertap Erener’ e yapıla kendi derisinin alınması ve deriden fibroblastların çoğaltılarak geri deriye uygulanmasıdır. Kök hücre tedavisi değildir.

  • Miyelom tedavisinde umut verici gelişmeler

    MİYELOM TEDAVİSİNDE UMUT VERİCİ GELİŞMELER

    Kemik ağrıları, kansızlık, halsizlik veya akciğer enfeksiyonu, sessizce ilerleyip hayati tehlikeye neden olan Multipl Miyelom hastalığına işaret ediyor olabilir. Lenfomaların ve lösemilerin tedavisinde olduğu gibi, multipl miyelomun tedavisindeki başarıda da çok büyük ilerlemeler görülmektedir.

    Miyelom felç ve böbrek yetmezliğine götürebiliyor

    Multipl Miyelom, plazma hücrelerinin kemik iliğinde kontrol dışı artışından kaynaklanan habis, yani kötü karakterli bir hastalıktır. Plazma hücreleri, beyaz kan hücrelerinin bir alt grubunu oluşturur, görevleri “antikor” denilen, vücudu mikroplara karşı koruyan proteinleri üretmektir. Multipl Miyelom, görüldüğü sıklık açısından habis kan hastalıkları arasında, “lenfoma” denilen lenf bezi hastalıklarından sonra ikinci sırayı alır. Bu hastalık, kemiklere hasar verip, ağrılara, kırıklara, hatta felce yol açabilir. Bunun ötesinde Multipl Miyelom, böbrek yetmezliğine ve bağışıklık sistemindeki bozukluklara sebep olabilmektedir. Bu da vücudu mikroplara karşı savunmasız hale getirmektedir.

    Teşhiste geç kalınması tedaviyi güçleştirir

    Multipl Miyelom, kanda yüksek sedimantasyon değeri, kansızlık, kemik ağrıları, enfeksiyon gibi belirtilerle kendini gösterir. Hastalığın tanısını koymak için, kan ve idrarda bazı özel biyokimyasal araştırmaların yapılması gerekir. Bu tahliller Miyelom söz konusu olduğu veya olabileceği yolunda ise, kemiklerin durumunu ve kemik iliğindeki hücreleri de incelemek gerekir.

    Yüksek doz tedavi ve otolog kök hücre nakli tedavide başarı sağlıyor

    Multipl Miyelom, dünyada en çok kök hücre transplantasyonu, yani kemik iliği nakli yapılan hastalıktır. Eskiden kök hücreler kemik iliğinden alınırken, artık bu yöntem gittikçe bırakılmış, yalnızca adı kalmıştır. Kök hücreler kemik iliğinden değil, özel bir ilaç tedavisi sonrası hasta için basit ve kolay bir yöntemle ameliyata gerek olmaksızın kandan toplanmaktadır. Birkaç kür kemoterapiden sonra, yaşı ve organ fonksiyonları uygun hastalarda otolog kök hücre transplantasyonu hedeflenir. Kök hücreler toplandıktan sonra, yüksek dozlu tedavi uygulanır ve kök hücreler hastaya damardan geri verilir. Bu tedavi, Multipl Miyelom’da alınan yanıt oranını, yanıt kalitesini ve sürecini önemli şekilde artırır. Kök hücre transplantasyonu yapılamayan hastalarda ise, yeni ilaçları da içeren tedavi protokolleri uygulanır.

    Hastaların yaşam süresi uzuyor

    Tedavi; hastanın yaşı, fiziki durumu, organ fonksiyonları ve kişisel tercihleri göz önüne alınarak planlanır. “Yeni ilaçlar” adı altında toplanan bazı ilaçlar ve kök hücre transplantasyonu son yıllarda bu hastalıkta eskisine oranla çok daha başarılı sonuçlar alınmasını ve hastaların yaşam süresinin anlamlı bir şekilde artmasını sağlamıştır. Tedaviden sonra, hastalığın kandaki, idrardaki ve kemik iliğindeki tüm belirtilerinin tamamen kaybolduğu duruma “tam yanıt” adı verilmektedir. Yeni ilaçların da desteği ile, otolog transplantasyon yapılan hastalarda yanıt oranı %95’in, tam yanıt oranı ise %70’in üzerine çıkabilmektedir.

    Multipl Miyelom’un tedavisinde son yıllarda elde edilen büyük gelişmeler, bu hastalıktaki yaşam sürecini olumlu ve önemli bir şekilde etkilemiştir. Büyük çaptaki araştırmalar devam ettiğinden, yeni tedavi protokolleri ve yeni ilaçlar da bu hastalıkta daimi bir umut kaynağı olmaktadır.

    Miyelom hastalarında, miyelom hücrelerinin biyolojik özelliklerinin araştırılıp, hangi alt grupta olduklarının belirlenmesi, modern tedavide büyük önem taşımaktadır.

    Miyelom hastalarında, kemik erimesi ve kemiklerdeki doku kaybı, tedavi edilmezse kemiklerde hasara ve kırığa neden olabilmektedir.

  • Hematopoietik kök hücre nakli

    (KEMİK İLİĞİ NAKLİ – PERİFERİK KÖK HÜCRE NAKLİ)

    HÜCRE NEDİR? : Vücudumuzun en küçük canlı parçalarıdır.Ancak mikroskopla görülebilirler. Biraraya gelerek “ organ ve dokuları “ oluştururlar ; karaciğer, kalp, mide, dalak, dokusu vs. gibi. Her doku veya organdaki hücrelerin yapısı ve işi farklıdır, o iş için özel olarak üretilmişlerdir.

    Hematopoez: “Kan hücrelerinin oluşmasıHematopoetik : “Kan hücreleri oluşturan

    HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE : “Kan yapıcı ana hücre” anlamına gelir.

    Kan hücreleri sadece kemik iliğinde yapılır. Üç çeşit kan hücresi vardır : 1- Kırmızı kan hücreleri – alyuvarlar ( eritrosit ) 2- Beyaz kan hücreleri – akyuvarlar ( lökositler ) 3- Trombositler (kan pulcukları)

    Bu hücreler kemik iliğinde bulunan “ana / ata hücreler tarafından üretilir ve olgunlaşması tamamlanınca kan dolaşımına verilir. Kan yapıcı ana hücrelere “HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE “ adı verilir. Bunların sayısı sabittir, ancak gerektiğinde, hem kendi sayılarını çoğaltabilirler, hem de, yeni ve olgun kan hücreleri üretirler. Kök hücreler ve bunların ürettiği olgun kan hücrelerinin sayısı çok dikkatli bir kontrol altındadır, bu rakamlar normal hallerde değişmez.

    Kan hücrelerinin görevleri :

    1- Alyuvarlar ( kırmızı kan hücreleri ) : Tüm vücut hücrelerine enerji, ısı, oksijen, besin ve gereksinimi olan herşeyi taşırlar. Artıkları da geri götürürler. Alyuvarların veya içeridiği oksijen taşıyan Hemoglobinin azalmasına “ anemi” adı verilir; halsizlik, yorgunluk, çarpıntı ,solukluk gibi durumlara yolaçar. Tüm vücut organlarının yaptığı görevler aksamaya başlar.

    2- Akyuvarlar: Vücudumuzu her türlü infeksiyona ( mikropların yolaçtığı iltihaplanmalar ) karşı korurlar. Bu hücrelerin azalması, ciddi infeksiyonlara, hatta ölüme neden olabilir.

    3 – Trombositler : Vücudumuzdaki en önemli işleri, kanamaları önlemektir.Sayıları azalırdığında, çeşitli yerlerden kanamalar olabilir : dişeti, burun, mide, beyin, cilt kanamaları gibi.

    Görevi kan üretmek olan kemik iliği , herhangibir nedenle, kusurlu çalışmaya başlarsa, ya da çalışamaz hale gelirse , dolaşan kandaki alyuvar, akyuvar ve trombositlerde azalmalar görülür. Normal kan hücreleri giderek azalır.

    1-Kemik iliği kendisine özgü bozukluklar nedeniyle kusurlu üretim yapabilir :Lösemilerde ( kemik iliği kanserleri ) olduğu gibi.

    2- Ya da vücudun başka yerlerindeki hastalıklar kemik iliğine yayılabilir (değişik organ kanserlerinin kemik iliğine yayılması gibi ).

    3- Ya da, üretimini neden olmaksızın azaltabilir, durdurabilir (aplastik anemi gibi )

    Bütün bu durumlarda, “kök hücre nakli “ uygulaması gerekebilir.

    Kök hücreler nasıl toplanır ?

    1– Vericinin kemik iliğinden, anestezi altında, özel iğnelerle toplanabilir.

    2– Dolaşan kanda, kök hücreler mevcuttur, bunlar özel bir aygıt tarafından damardan toplanabilir. Burada, kişi sadece bir süre, kan verir gibi, kolundan bir serum seti takılarak, istirahat pozisyonunda uzanır. Acı veya sıkıntı vermez, kolay bir işlemdir. İşlemden önce vericilere bir süre cilt altından kök hücre sayısını arttırmak amacı ile bir iğne yapılır. Ameliyathane koşulları gerekmez.

    Toplanan hücreler -196 derecede sıvı azotta saklanır, gerektiğinde çözülerek damardan, alıcıya verilir.

    Kök hücre kaynakları nelerdir ?

    1- Kemik iliği,

    2- Damarlardaki dolaşan kan,

    3- Göbek kordonu (doğum sırasında bebeğin kök hücreleri buradan alınabilir)

    Kök hücre uygulamaları kaç çeşittir ?

    1 Allogeneik kök hücre nakli : Bir başka kişiden yapılan nakil.

    2 Otolog nakil : Kişinin kendisinden alınan iliğin, kendisine tekrar verilmesi.

    3 Singeneik nakil : İkiz kardeşten yapılan nakil.

    4 Unrelated nakil : Akraba olmayan kişilerden nakil.

    Hangi hastalıklarda hematopoetik kök hücre nakli gerekir ?

    Sayısız, iyi ve kötü tabiatlı hastalıklarda, bazen doğumsal hastalıklarda bile denenmektedir. Bu uygulama, bir tedavi tipi olup, her hastada daima şifa sağlamaz. Uygulama sırasında veya sonrasında hasta kaybedilebilir, hastalık nüksedebilir. Kişinin esas hastalığı iyileşebilir, ancak kalıcı başka önemli hasarlar oluşabilir. Bunlar alıcı tarafından çok iyi bilinmelidir.

    Bugün en çok uygulandığı yerler :

    1 – Kemik iliği kanserleri diyebileceğimiz lösemiler,
    2 –
    Lenf bezi kanserleri olan Hodgkin hastalığı ve Non- hodgkin lenfomalar,
    3 –
    Çeşitli organkanserleri (meme, testis, akciğer kanseri gibi )
    4 –
    Kemik iliğininyetersiz çalıştığı veya çalışmadığı durumlar ( Aplastik anemi gibi ).

    ÖNEMLİ SORUNLAR NEDİR?

    Alıcının savunma sistemi (immün sistem ) verilen iliği reddeder, yeni ilik çoğalıp iş göremez. Buna, “engrafman` – yama- yetersizliği diyoruz. Hasta; kanama, infeksiyon gibi ölümcül tehlikelerle yüzyüze kalır. Verilen kök hücrelerin, yerleşip, çalışmaya başlamasına kadar geçen zaman içinde, trombosit azlığı nedeniyle kanamalar,beyaz kan hücrelerinin azlığı nedeniyle infeksiyonlar oluşabilir. Kişinin savunma sistemi daha önce yokedildiği için, ciddi ve öldürücü infeksiyonlar olabilir, verilen antibiyotiklere rağmen infeksiyondan hastalar kaybedilebilir.
    Daha da önemlisi, ilk 10 günden başlayarak,“akut graft versus host” hastalığı (AGVHD) gelişebilir. Yani, verilen yeni sağlıklı hücrelerin bir kısmı, bu yeni ortamı yabancı olarak algılar, savunmasız olan yeni vücuda zarar vermeye başlar. Yani, bir anlamda, verici alıcıyı reddeder. Bu durumda, barsaklar, karaciğer, cilt ve akciğerleri öncelikle hedef alır. İshaller, kanlı ishal, sarılık, ciltte kırmızı pullanmalar, yaralar oluşabilir. Tüm cilt soyulabilir. Solunum yetersizliği gelişebilir. Bu sorunlar, dışardan, verilen destek tedaviyle aşılabilir, aşılamayabilir, hastayı ölüme götürebilir.

    Hasta, taburcu olduktan aylar sonra veya nakili izleyen haftalarda, “Kronik GVHD” çıkabilir. Bu durum, A– Kişinin immün sisteminin daha da zayıflaması, büsbütün savunmasız kalması demektir. Yani, kolayca, infeksiyon kapar . Örneğin basit bir “uçuktan” ya da boğaz infeksiyonundan ölebilir.Veya uzun süre hastanede yatması gerekebilir.B- Yanısıra yine önemli derecede karaciğer hasarı oluşturabilir. C– Alıcının ağız ve göz kuruması olur, tüm salgıları azalır. Ağızdan başlayarak, tüm barsaklar boyunca hem salgıları azalır, hem de yumuşak olan iç yüzey kuru sert bir doku halini alır. Mide ve barsaklar iyi çalışamaz . D– Tüm adeleler sertleşir, hasta eklemlerini hareket ettirmekte zorlanır, zırh giymiş gibi olur. E- Hastanın cinsel aktivitesi azalır, büyük olasılıkla çocuk yapma yetisi kaybolur. F- Cilt esmerleşir. Gözde görme kaybına kadar gidebilen iltihabi olaylar gelişebilir.

    Tüm bunlara ek olarak, kullanılan ilaçlara ilişkin çeşitli yan etkiler çıkabilir ve tabloyu daha da ağırlaştırır.

    İşte, kök hücre nakline karar verirken tüm bu olasılıkları bilmek, iyi anlamak çok önemlidir. Bu amaçla çok iyi psikolojik destek ve tedavi planına uymak başarıyı artırır. Başarı oranı, hatta şifa, % 50 civarındadır.

    Bu da azımsanmayacak bir rakamdır. Kullanılan ilaç ve ışın tedavisi nedeniyle yıllar sonra, örneğin 7-10 yıl, ikincil kanserler de ortaya çıkabilir.

    Allogeneik kök hücre nakli nedir, nasıl yapılır?

    1- Hasta (alıcı) ve verici için gerekli sağlık taramaları yapılır. İkisinin de, tam olarak “görünür” bir sağlık sorunu olmadığından emin olunur. Burada bir husus akla takılabilir; eğer alıcı sağlıklıysa, neden AKİT yapılsın? 1- Alıcının kan ve kemik iliği, incelemelerde normal görünse de, ilk kemoterapi tüm lösemi / kanser hücrelerini yok edemez, hala vücudunda bizim göremediğimiz, kanserli hücreler bulunmaktadır. Bu nedenle hastalık bir süre sonra yine ortaya çıkar (nükseder). 2- Kemoterapi sırasında kullandığımız ilaç dozlarını çok yükseltirsek, tüm kanserli hücreler ölebilir. Ancak,kemik iliği ve başka dokular onarılmaz derecede zarar görürler. Bu nedenle, elimizde sağlıklı bir kemik iliği desteği / yedeği olmadan, ilaç dozlarını, bütün kanserli hücreleri yokedecek kadar artıramayız. İşte bu yedek /destek, “sağlıklı yeni bir iliktir”. Burada, özellikle lösemide, kişinin kendi iliği, artakalmış hastalıklı hücreler içerebilir kaygısıyla, kullanılamaz. Yani otolog nakil uygun değildir. Aksitakdirde, hastalık yinelenebilir!

    2 – Alıcı ve verici sağlıklıysa, işlemler başlar;

    A) Alıcıya sürekli kalabilecek ve kendisini rahatsız etmeyecek bir kateter takılır. Yani uygun bir damara, kalıcı bir ince tüp yerleştirilir. Buradan gerekirse kan alınabilir, tüm ilaçlar verilebilir. Sık sık damara girilme sıkıntısı olmaz.

    B) Hastaya “hazırlama rejimi” denilen yüksek dozda antikanser ilaç verilir.

    Bunun nedenleri birkaç tanedir:

    1 – Alıcıda artakalmış kanser hücrelerini öldürür.

    2 – Alıcının vücudundaki koruma / savunma sistemlerini susturur. Böylece,verilen yeni ve sağlıklı kök hücrelerin reddedilmesini önler. Kişinin sağlıksız iliğini yok ederek, yeni ve sağlıklı kök hücreler için, yerleşme yeri açar.

    C) Vericiden toplanan kök hücreler, aynı gün veya daha sonra, alıcıya damardan verilir. Bu verilme işi, hazırlama rejiminden hemen sonra gerçekleşir.

    Hasta (alıcı); gerek hazırlama rejiminin verilmesi, gerekse kök hücrelerin nakli sırasında ve sonrasında, ayrı bir odada (özel bir bakım ünitesi) kalmak zorundadır! Bu şekilde, çeşitli mikropların bulaşması ve öldürücü iltihaplanmalar (infeksiyon) önlenebilir.

    Genellikle, 14-15. gün yeni ilik yerine yerleşip, çalışmaya başlar. Ancak bu süre çok daha uzun olabilir. 4-5 hafta ünitede kalmak gerekebilir. Normal koşullarda, kişi 1.5 ayda hastaneden taburcu olabilir.

    Yukardaki işlemler, herzaman yolunda gitmeyebilir! Kemik iliği, bugünkü deyimle, kök hücre nakli, filmlerde veya basında yeraldığı gibi kolay bir işlem değildir. Özellikle, nakil sonrası günler, aylar çok naziktir. Kısa veya uzun dönemli, çok ciddi sorunlar oluşabilir. Nakil işlemi ölümle bitebilir.

    OTOLOG KÖK HÜCRE NAKLİ (OKHN ), yani kendi kök hücrelerinin, kendisine verilme işlemi çok farklı bir yaklaşımdır.

    Uygulama alanları

    Lenfomalar (lenf bezelerinin kanserleri), Solid tümörler: Meme, akciğer, yumurtalık, testis vs kanserleri gibi kemik iliği dışındaki organ kanserleri başlıca uygulama alanlarıdır. Bazen de, uygun vericisi olmayan, iyi seçilmiş akut lösemili hastalarda uygulanır. Bu hastalıkların ilk tedaviseçenekleri, kemoterapi (özel kanser ilaçları) ve radyoterapi (ışın tedavisi) dir. Ya da ikisi beraber kullanılır.

    Ancak bu tedaviler herzaman hastalığı yok etmez, hastalık tekrarlayabilir, veya ilk tedavi kısmen yararlı olur. Kullanılan ilaçların dozu yükseltilirse, hastalık durdurulabilir. Buradakisorun; ilaç dozları kanseri ortadan kaldıracak kadar artırılınca, kanser hücreleriyle birlikte kişinin kemik iliğindeki kan üreten ana hücrelerin de yok olmasıdır. Kişinin kanseri ortadan kalkar, ancak kemik iliği kan üretemediği için, çok ciddi ve geri dönüşü olamayan bir kemik iliği yetersizliği ortaya çıkar. Kanamalar, infeksiyonlar, ileri derecede halsizlik, bitkinlik, tüm vücutta kansızlığa bağlı bozukluklar ölüme götürür. İşte bu nedenle otolog nakil ( OKHN ) gündeme gelmiştir.

    OKHN’ de, izlenen mantık ve uygulama şöyledir :

    1- Kişinin kemik iliği temizse, yani mevcut kanser kemik iliğine yayılmamışsa, kendi kök hücreleri toplanır. Bu kök hücreler ya doğrudan ilikten, ya da dolaşan kandan toplanır. Yani aynen AKHN gibidir.

    2- Bu hücreler -80 derecede dondurularak saklanır (sıvı azot tankında).

    3- Hastadaki kanser için kullanılan ve etkili olduğu bilinen ilaçlar çok yüksek dozda verilir. Bu doz, kanserli hücreleri yok edecek kadar yüksek bir dozdur. Ancak, kalp, karaciğer, akciğer, böbrek gibi organlara zarar vermeyecek dozlar olmasına da özen gösterilir. Yüksek dozdaki ilaç kanserli dokuyu yok eder, bu arada hastanın kemik iliği de yok olur. Bizim yedeklediğimiz, kişinin kendi kan yapıcı kök /ana hücreleri ise elimizde hazırdır. Yüksek doz kemoterapi sonrası, kendi kök hücreleri kendisine geri verilir. Bunların yerine tekrar yerleşmesi, işe başlaması 10-20 gün alır.

    Bu tip nakilde, AKHN ‘ deki kadar büyük sorunlar yaşanmaz.

    1- Ayrı ve özel bir ünite mecburiyeti yoktur. Kemik iliği ünitesi dışında, tek kişilik bir odada yapılabilir. Yine, temizliğe aşırı özen gösterilir. Vücut temizliği ; ağıziçi, dişler, cilt, iğne ve kateterlerin giriş yerleri, el temizliği temel koşullardır.

    2- AGVHD ve Kronik GVHD görülmez.

    3- Beyaz kan hücreleri ve trombositler daha çabuk düzelir, yani engrafman (yerleşme) daha çabuk ve az sorunlu olur.

    Engrafman yetersizliği, AKHN ‘ne nazaran, daha seyrek görülen bir durumdur.Başarının önemli bir koşulu, verilen ilikte kanser hücreleri bulunmamasıdır. Kanser kemik iliğine yayılmışsa, toplanan hücreler içinde, kanserli hücrelerde olacağı için, hastalık çabuk tekrarlar. Bu tip hastalarda OKHN’ nin yararı kısıtlıdır. Başarının önemli bir koşulu da, hastadaki kanser dokusunun, hala ilaçlara duyarlı olması gereğidir. Eğer , kanser hücreleri, kullanılacak ilaca duyarlı değilse, yüksek dozda verilmeleri de yararlı olmaz.Tersine vücuda zarar verir.

    OKHN, kesin şifa garantisi değildir, ancak çok başarılı sonuçlar verebilir.Bu durum, yukarda belirtildiği gibi, AKHN için de geçerlidir.

    Unrelated nakiller

    Uygun kardeş ve birinci derecede akraba vericisi olmayan kişilere, akraba olmayan kişilerden yapılan kök hücre nakilleridir. Bu nakillerde, AKHN’ de görülen sorunlar, çok daha sık ve şiddetli olarak ortaya çıkar. Doku tipi % 100 tutsa da bu yüksek risk geçerlidir. Kendi ırkı dışında bir ırkın kullanılması, riske risk ekler. Başarı oranı düşük, ölüm riski fazladır. Bu seçenek, kesinlikle hastanın çok arzulu olmasını gerektirir. Ayrıca, maliyeti çok yüksektir. Yüzlerce, hatta binlerce gönüllünün taranması, daha nakil öncesinde, çok zaman ve para gerektirir. Nakil sonrası sorunlar da çok fazla olacağı için, bunların tedavisi, maliyeti birkaç misli artıracak ve durumu güçleştirecektir. Ölüm riski, % 80`e kadar çıkabilir. Sonuç olarak, unrelated nakillerde, yarar/zarar tartışması çok iyi yapılmalı, hasta ve ailesi bunları çok iyi bilmelidir. Peşin olarak başarısızlığı ve hasta kaybını göz önünde tutmalıdır.

    Tüm nakillerde, hasta ve aileler uzun ve zor bir savaşa girdiklerini, en azından uzun bir süre yaşamlarının tümüyle değişeceğini bilerek, kendilerini yeni bir yaşama hazırlamalıdır. Ailelerin; sürekli hekimle ve hastaneyle buluşabilecek, hergün tetkik yaptırabilecek, yaşamındaki diğer sosyoekonomik sorunları geri plana atmasını gerektiren bir yaşam şekline adım attıklarını kavramaları gereklidir.Yaşam yerleri de buna paralel olarak değişebilecektir. Yani, sadece hasta değil, aile bireyleri de, bu olayda sosyoekonomik olarak zedelenebileceklerini kabullenmelidir. Eski tabirle, “Kemik iliği nakli”, basitçe, ilik hücrelerinin alınıp verilmesiyle bitiveren, mucize bir yaklaşım değildir. Aksine, çok sayıda tedavi şeklini içine alan, çok sayıda uzman doktor ve laboratuvar hizmeti gerektiren, bir tedaviler zinciridir. Yaşamı da, ölümü de içerir. Tüm bu zor gerçeklere karşın, bazı hastalarda, başka seçeneklerle kıyaslanmayacak yararları vardır. Zamanlaması iyi yapılırsa, teknik olanaklar yeterliyse, hastanın performansı çok iyiyse ve uygun bir verici varsa (AKHN ‘de), iyi merkezlerde sonuçlar çok mutluluk verici olabilir.

    BU YAZI www.thd.org.tr SİTESİNDEN YARARLANILARAK YAZILMIŞTIR. DAHA AYRINTILI VE DOĞRU BİLGİ SAHİBİ OLMAK İSTERSENİZ BU SİTEYE BAŞVURABİLİRSİNİZ.

  • Kök hücre tedavileri

    Kök hücre tedavileri

    Kök hücrelerin hastalıkların tedavisinde kullanımı

    Uzun zamandır yetişin kök hücre tedavileri, lösemi gibi bazı kan hastalıklarında başarıyla uygulanmaktadır. Son yıllarda, esas ümit vaad eden çalışmalar, hücre ölümüyle giden felç, bazı göz retina hastalıkları ve kalp krizi gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılmasıyla ilgilidir. Ancak bu konularda ciddi kontrollü ve uzun dönem izlemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Daha az çalışılmakla birlikte cilt hastalıları, kısırlık, saç dökülmesi, diş tedavileri gibi birçok konuda deneysel çalışmalar bulunmaktadır. En çok çalışma yapılan bazı hastalık gruplarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Kök hücre ve kan hastalıkları

    Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu (HKHT) ağır aplastik anemi, lösemi ve diğer bazı maligniteleri olan hastaların tedavisi için kullanılan bir yöntemdir(1). Yetişkin hücrelerinin kullanımı, embriyo kök hücreleri gibi tartışmalı değildir; bir embriyonun yok edilmesi gerekmez, kişinin kendisinden alındığı için, kanser riski doku reddi gibi sorunlar çok daha az görülür.

    Kök hücre ve felç tedavileri

    Son yıllarda, travmatik omurilik yaralanmasının (OY) tedavisinde kök hücrelerin kullanımının umut vaad eden sonuçları vardır. nöral kök hücreler (sinirkök hücreleri) veya embriyonik kök hücreler (EKH) gibi nakil için kullanılabilecek değişik kaynak kök hücreler mevcuttur. OY tedavisinde kök hücrelerin potansiyel olarak kullanımı için deneysel ve klinik çalışmalar halen devam etmektedir. Nakil yapılarak sinir hücrelerinin tedavi olanağı geliştikçe, genellikle cerrahi girişim ile tedavi edilmeyen OY nöroşirürji alanına girecektir. Bu nedenle, kök hücre biyolojisi alanında nöroşirürjiyenlerin eğitimi gereklidir(2).

    Yalnız kök hücre ile felç tedavisi en çok suhistimal edilen konulardan biridir. Lefkoşa Yakındoğu Üniversitesinden Nöroşirürji uzmanı sayın Erkan Kaptanoğlu yaptığı çalışmanın tartışma bölümünde bu konuya özellikle dikkat çekmiştir:

    Birkaç yıl önce omuriliğin gerçek tamiri (rejenerasyon) imkansız olarak görülmekte idi. Günümüzde halen tatmin edici bir tedavi metodu bulunamamış olmakla birlikte, ne mutludur ki hücre, hayvan ve son zamanlardaki insan deney ve araştırmalarının sonuçları ümit vericidir.

    Sınırlı sayıda yayınlanan Faz I çalışmaların sonucunda bildirilen tedavi metotlarının etkinliğini kanıtlamak için uzun süreli, vaka-kontrollü, randomize, kör, çok merkezli çalışmalara gereksinim duyulduğu belirtilmektedir. Aksi takdirde klinik araştırması yapılmamış ya da henüz tamamlanmamış bir metot, standart tedavi metodu olarak kabul edilemez.

    Omurilik yaralanması sonucu felç olan hastalar ve aileleri bu ağır patoloji ve sakatlık ile ruhsal, sosyal, fiziksel ve maddi olarak mücadele etmek zorundalardır. Bazı bilim merkezleri kök hücrelerin her derde deva olduğunu bildirmektedir. İnternette ve medyada bu hücreleri ya da benzerlerini kullanarak hastaları belli bir ücret karşılığı iyileştirdiğini bildiren ilanlara rastlamak mümkündür. Omurilik yaralanmasında hastaları iyileştirdiğini reklam yolu ile duyuran kliniklerin bu konuda bilimsel yayın ya da bilimsel araştırmasına hiç rastlanmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu denemeler, tecrübeler ya da bilgiler, hastalar ve aileleri ile paylaşılmadan önce bilimsel, kanıta dayalı, ispatlanabilir ve tekrarlanabilir özellikleri ile bilimsel ortamlarda paylaşılmalı ve tartışılmalıdır(3).

    Kök hücre ve körlük

    Son yıllarda, kök hücreler, retinanın körlükle sonuçlanan bazı kalıtsal ve edinsel hastalıkları için tedavi umudu olmuştur. Son 10 yılda yapılan deneysel çalışmalar, retinadaki ileri düzeyde özelleşmiş hücre kayıplarının göz ve göz dışı kök hücre kaynaklarınca yerine konması ve işlevlerinin sürdürülmesinin olası olduğunu göstermiştir. Mezenkimal kök hücreler, etik problemlerin daha az olması ve kolay elde edilebilmeleri ile bu çalışmalarda tercih edilmektedir(4).

    Kök hücre ve kalp krizi

    Yapılan bir çok çalışmada nakil edilen kök hücrelerin, kardiyomiyosit(kalp kası hücresi) ve yeni damar oluşumunu sağladığı ve bunun ötesinde kardiyomiyositlerin kasılma fonksiyonu gösterdiği tespit edilmiştir(5).

    İslamın kök hücreye bakışı

    Bu konuda endişesi olan okurlarımız için, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, M. Saim Yeprem’in bir çalışmasına da yer vererek bu konuyu tamamlamak istiyorum.

    Bu konu Doğrudan Kur’an ayetlerinde bulunamayacağına göre, Kur’an’ın bütününden çıkarılan “İslam’ın Temel Prensipleri Açısından Kök Hücre Çalışmaları” şeklinde ele alınarak mütalaa edilmesi en uygun yaklaşımdır. İnsanın başlangıcı “zigot” hali olduğundan, ister laboratuar ortamında olsun isterse ana rahminde bulunsun, kök hücre elde etmek maksadıyla embriyonun itlafına olumlu bakmak mümkün değildir. Ancak herhangi bir sebeple sonlandırılmış gebelik, düşük, kürtaj ve IVF’de implantasyon sonrası artan embriyolar gibi materyallerden bu maksatlarla yararlanılabilir. İslam, embriyonik kök hücre yerine yetişkin kök hücrelerinin, düşük veya ölü doğan bebeklerden elde edilen kök hücrelerin kullanılması gibi alternatif çalışmaları desteklemektedir. Bu daha az sorun getirecektir. Ancak kök hücre çalışmaları, bir hastalığı tedavi etmek veya önlemek gibi yüce maksatlar için kullanıldığı takdirde elbette bu müdahale İslam’ın da desteklediği ve tavsiye ettiği bir müdahale olarak kabul edilmelidir(6).

    Kaynaklar:

    1.Gamze AKBULUT, Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu (HKHT)’nda Tıbbi Beslenme Tedavisi. International Journal of Hematology and Oncology 2013, Vol 23, Num 1 Page(s): 055-065.

    2.Serdar KABATAŞ, Yang D. TENG.Omurilik Yaralanmasının Tedavisinde Nöral Kök Hücrenin Potansiyel Rolleri: Literatürün Gözden Geçirilmesi.

    Turksih Neurosurgery. 2010, Volume 20, Number 2, Page(s) 103-110

    3.Erkan KAPTANOĞLU,Yakındoğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği, Lefkoşa, Kıbrıs

    4. Gökhan ÖZGE, Güngör SOBACI, GATA Göz Hastalıkları A.D

    5.Min JY, Sullivan MF, Yang Y, et al. Significant improvement of heart function by cotransplantation of human mesenchymal stem cells and fetal cardiomyocytes in postinfarcted pigs. Ann Thorac 2002; 74: 1568-75.

    6.M. Saim YEPREM. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, İSTANBUL. An Islam Perspectıve On Stem Cell. Turkiye Klinikleri J Surg Med Sci 2006;2(43):87-90

  • Omurilik felcinin tedavisi

    Omurilik felcinin tedavisi

    1-Omurilik stimulasyonu (uyarıcı pil takılması)

    omurilikten elektrik stimülasyonu ile ayaklarını hareket ettirmeye dayanan bir yöntemdir. Bu sayede felçli hastalar yıllar sonra ilk kez ayak parmaklarını, bilekleri dizlerini hareket ettirebiliyorlar ama kendi kendilerine yürüyemiyorlar. Normalde insan omuriliği yüksek hızlı tren rayı gibi çalışarak, beyinden gelen mesajları vücudun diğer bölümüne taşıma görevini yapar. İşte bu iletim hattında bir hasar olursa mesajlar vücudun diğer bölümlerine aktarılamaz. Omurilik felci geçiren insanların belden altında tüm his ve hareket kabiliyeti kopabiliyor. Omurilik pili bu bağlantıyı kurarak hastanın bacaklarını oynatmasına ve hissetmesine fayda sağlamaktadır.

    2-Omurilik (kök hücre) nakli

    Omurilik nakli, Omurilik nakli aslında omur nakli olarak bilinmekte fakat bu bilgi yanlış anlaşılmaktadır. Omurilik nakli aslında kök hücre naklinden ibarettir. Felç geçirmiş hastaların tedavi şekilleri arasında kök hücre tedavisi de yer almaktadır. Hasta olan kişi ile kök hücre örnekleri alınacak kişi arasında kök hücre naklinden ibarettir. Sinirleri yıpranmış veya hasar görmüş felç hastalarının çoğunda işe omurilik nakli işe yaramaktadır. Fakat herkes de aynı etki gözlemlenemiyor, bazı hastalarda kök hücre nakli başarısız olabilmektedir. Kök hücre nakli için her iki taraf içinde doku uyumu ve testlerin tutarlı olması gerekmektedir. Genellikle akraba olan kişilerde bu tutarlılıklar gayet yüksek olmaktadır. Donör olacak kişinin sağlam ve hiçbir hastalığının olmaması da çok önemlidir. Hastanın omurilik nakli olmadan önce tüm tetkiklerinin yapılmış olaması gerek, herhangi bir hastalığının olup olmadığı belirlenmelidir. Hastaya donör olacak kişininde aynı şekilde tüm sağlık kontrolleri yapılır. Uygunluk tespit edilip onay verilir ise, ameliyat süreci başlamış olur. Donör olan kişinin kemik iliği hücreleri alınır. Genellikle leğen kemiğinden alınır. Felç veya kısmi felç olan hastaya kök hücreler omurilik bölgesine nakil edilir. Kök hücre nakli günümüz şartlarıyla gayet basit bir hal almıştır. Sadece omurilik nakli için değil, birçok kök hücre nakil şekilleri vardır. Hastanın durumuna ve hastalığa göre farklı olarak nakil şekilleri yapılmaktadır.

  • Prp ve ağrı tedavisi hakkında

    Kök hücre: yeni hücrelerin yedeğidir. Hastalıklar ve yaralanmalarda ölen hücrelerin yerine geçebilmek için kök hücreler aktive olup yeni hücreler oluştururlar.

    yani onarım hücreleridir. Özellikle kas ve kıkırdak harabiyetlerinde etkin ve hızlı sonuçlar alınmaktadır.

    Diz ve kalça eklem ve kıkırdaklarının hasarlı durumlarında ameliyat olamayan hastalarda başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

    PRP: trombositten zengin plazma ise kanımızın santrifüj edilerek elde edilen pıhtılaşma hücrelerimiz olan trombositten zengin kanımızdır.

    İkisi farklı uygulama ve tedavi seçeneğidir.

    Ortak özellikleri: kişinin kendi kanı ve hücrelerinin kullanılarak kendisini tamir etmeye yönelik tedavi yöntemlerinin olmasıdır.

    Kök hücre ve PRP (trombositlerden zengin plazma) ayni tedaviler değildir. Amaçları ayni ama uygulama teknikleri, tedavi süreleri çok farklıdır.

    İnternette ve kanıta dayalı tıbbi paylaşımlarım yapılmafığı sitelerde maalesef ikisi ayni tedaviymiş gibi anlatılmaktadır.

    PRP nispeten daha kolay ve daha basit bir işlemdir. Hastanın kanı alınır, santrifüj edilir. Tüpün bir kosmından elde edilen serum hastanın hasarlı bölgesine uygulanır. İyileştirme ve onarma etkisi hızlı başlar. Kök hücreden daha az etkilidir daha sık yapılması gerekebilir.

    Kök hücre vücudun karın yağ dokusundan ya da daha özel biölgelerden alınan dokulardan, daha özel yöntemlerle elde edilen, çok daha özel uygulanan tedavi yöntemidir. Mutlaka ameliyathane şartlarında, çok daha steril koşullarda uygulanır. Daha etkili ve uzun süreli tedavi oluşturur.

    Bu yazılardaki amacım: her kan alınıp dize ya da eklemlere enjekte edilince her hastamız “kök hücre tedavisi” olduğunu zannetmesin ve bu tedavilerin farklı olduğunu öğrenebilsin.

    Ağrı (Algoloji) alanında her iki tedavi yöntemi de ehil ellerde ve tıbbın öngördüğü yöntemler çerçevesinde yapılmaktadır.

  • Kök hücreler ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir?

    Menisküs tedavisi

    Diz kireçlenmesi tedavisi

    Kalça kireçlenmesi tedavisi

    Çapraz bağ tedavisi

    Eklem kireçlenmesi

    Tendon tedavisi

    Şeker hastalığı

    Romatizma hastalıkları

    Saç dökülmesini önleme ve yeni saç oluşumu

    Cilt gençleştirme

    Kök Hücre Nedir?

    Kök hücre; işlev olarak henüz vücudumuzda dönüşüme uğramamış vücudumuzdaki tüm organları ve dokuları oluşturan ana hücrelerdir. Döllenmiş bir yumurta ile başladığımız hayat yolculuğumuzda en nihai şeklimize gelene kadarki tüm süreci kök hücrelerimiz yapar.

    Dönüşüme uğramamış bu ana hücreler sınırsız sayıda bölünebilir, kendilerini yenileyebilir, organ ya da dokulara dönüşebilme ve çoğalabilme özelliğine sahiptir. Vücutta nerede bir yaralanma, zedelenme, onarım ihtiyacı duyulursa oraya giderek gereken hücre tipine dönüşür ve hasar onarımına başlar. Kolumuz kırıldığında gider kırığı tamir eder, beyin hasarı yaşarsak hasarın olduğu bölgeye gelerek beyin hücresine dönüşecektir. Vücudumuzda en yoğun bulunduğu dönem anne karnındaki dönemimizdir organlarımızın ve dokularımızın gelişmesinde başrolü kök hücreler üstlenir. Bebeklik, çocukluk, gençlik, yaşlılık dönemlerine gidildikçe kök hücrelere ihtiyacın azalmasıyla birlikte kök hücrelerde vücudumuzda azalır. Kaza geçiren, hastalanan yaşlı kişilerin iyileşme süreçleri gençlere göre daha yavaştır.

    Kök hücreler genetik kodlarımızı taşıdıkları için PRP ile birlikte en doğal tedavi yöntemidir. Bu özellikli hücrelerle yapılan tedavilere kök hücre tedavileri denir.

    Kök Hücrelerin Özellikleri?

    Kendi kendilerine hareket edip uygun bir yere yerleşebilirler.

    Gerektiğinde bölünerek çoğalabilir daha fazla kök hücre oluşturabilirler.

    Başka hücre tiplerine dönüşüp oradaki devamlılığı sağlarlar.

    Kök hücreler kendilerini yenileyebilirler.

    Vücuttaki yaralanma zedelenme gibi bir sorun yaşadığımızda oraya giderek onarıma başlayabilirler.

    Kök Hücre Nasıl Elde Edilir?

    Erişkin insan vücudunda çeşitli doku ve organlardan kök hücre elde edilebilmektedir. Kök hücre elde etmek için ilk seçenek kemik iliğinden alınmasıdır; işlem yaklaşık 30 dk sürer ve bu işlem hastane şartlarında hastadan 60-70 cc kemik iliği alınır. İkinci seçenek ise liposuction yöntemiyle hastanın vücudunun yağlı bir bölgesinden bir miktar yağ alınarak özel işlemlerden geçer yağ ve hücreler ayrıştırılarak kullanıma hazır hale getirilir. Kök hücreler iki farklı şekilde kullanılır; Otolog, yani kişinin kendi hücresinin yine kendisine kullanılmasıdır. Bu hücreler uzun yıllar saklanabilir. allojenik, kök hücreler ise başkasından alınan hücrelerdir uzun süre saklanamaz ve hastaya hemen verilir. En çok yapılan kök hücre tedavileri son dönemlerde bu şekildedir. Kök hücre elde edilebilme olanağı ayrıca deri, kas, beyin den mümkündür ama kemik iliği ve yağ hücrelerine göre daha zahmetli, riskli ve pahalı olduğu için çok fazla tercih edilmemektedir.

    Kök hücreler tedavide nasıl etki gösterir?

    Yaralanmış ya da hasar görmüş bölgeye enjekte edildikten sonra doğal görevi olan hasar onarma ve iyileştirme için bölünerek hangi tip hücre’ye ihtiyaç varsa (Kemik, kıkırdak, saç, doku vs) dönüşür ve vücudu onarım için uyarır. Vücut bu hücrelerin öncülüğünde kendini onarır. Diz bölgesine enjekte edilirse sadece kıkırdak değil tüm dizi onaracaktır. Tedavideki en önemli rolü iyileşme sürecini tetiklemektir.

    Kök Hücreler ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir?

    Menisküs tedavisi

    Diz kireçlenmesi tedavisi

    Kalça kireçlenmesi tedavisi

    Çapraz bağ tedavisi

    Eklem kireçlenmesi

    Tendon tedavisi

    Şeker hastalığı

    Romatizma hastalıkları

    Saç dökülmesini önleme ve yeni saç oluşumu

    Cilt gençleştirme

    Kök Hücre tedavileri kimlere yapılır?

    Doku hasarı, eklem rahatsızlıkları, tendon hasarı, çapraz bağ yaralanmaları, saç dökülmesi gibi sorunlar yaşayan tüm kadın ve erkek bireylere uygulanabilir.

    Cerrahi yöntemler kadar başarılı olmasının yanı sıra son derece doğal bir tedavidir ve yan etkisi bulunmaz.

    Kök Hücre Tedavisinin Faydaları Nelerdir?

    Öncelikle kök hücre tedavilerinde bir nevi kendi yedek parçalarımızla iyileşme imkanı buluyoruz. Kendi kök hücrelerimiz hasarlı sorunlu organlarımızın tamirini yapıyorlar bu en doğal yöntemdir.

    Ağır cerrahi operasyonlara maruz kalmadan gündelik hayatımızdan, iş, aile ve sosyal hayatımızdan kopmadan hızlı bir iyileşme süreci geçirmemize olanak verir.

    Kök Hücre Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Bir insanın kök hücresi herhangi bir başka insana nakledilebilir mi?
    C- Uygun donörlerden alınan kök hücreler uyumlu olduğu kişilere nakledilebilir. Bunlar genelde kardeşler arasında ve anneden çocuğa nakil şeklinde olmaktadır. Kardeşler arası uyum %25’tir.

    2. Kök hücreler alındıktan sonra ne kadar sürede kullanılmalıdır?
    C- Otolog yani kişinin kendi hücreleri yıllarca saklanabilir; ama allojenik, yani başka birinden elde edilen kök hücreler hastaya hemen verilmelidir.

    3. Kök hücre alınması uzun bir işlem midir?
    C- Hastadan kök hücre alınması kemik iliğinden 30 dk, yağ’dan alınması yaklaşık 1 saat sürmektedir.
    4. Kök hücre ile PRP farkı nedir?
    C- PRP işlemi hazırlanması ve uygulanması kolay bir işlemdir ama PRP de alınan ve ayrıştırılan kan miktarı kök hücreye göre yaklaşık 10 kat daha azdır ve ortak yönleri PRP içerisinde de yaklaşık %1 kadar kök hücre bulunur.

  • Plazma tedavisi ile cilt gençleştirme prp

    Cilt gençleştirme amaçlı uygulamalarda, vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer,dermaroller, peeling gibi yöntemlerle derimize mikro düzeyde hasarlar veririz ve iyileşme sürecini tetikleriz. Bu hasar sonunda büyüme faktörleri ve kök hücreler salınır ve iyileşme süreci başlar. .Zİra dokularımızda herhangi bir hasar olduğunda plateletler aracılığıyla onarım süreci başlar.
    Plazma içinde konsantre olarak bulunan plateletler cilde enjekte edildiğinde bunların bünyesinde bulunan büyüme faktörleri, kollajen üretimi ve yeni kılcal damarların oluşmasını uyarmakta ve cildin kendini hızla yenilemesini sağlamaktadır.
    P.R.P prosedürü hastadan kan alınması ile başlar. Santrifuj yardımıyla platelet açısından zengin plasma hazırlanır. Son olarak platelet açısından zengin plazma (PRP) tedavi bölgesinde cilde enjekte edilir. Enjeksiyon bölgelerinde plateletler ve beyaz kan hücreleri sinerjik bir etki ile yoğun şekilde büyüme faktörlerinin serbest kalmasını sağlar. Büyüme faktörleri, kollajen ve hyaluronik asit üretimini arttırarak yaraların iyileşmesi, kırışıklık ve akne izleri gibi cilt problemlerinin önemli ölçüde giderilmesini, cildin yenilenmesini sağlar.

    P.R.P., dolgu enjeksiyonu veya mezoterapi şeklinde uygulanır.Yaklaşık 20 dakikalık bir uygulamadır.

    PRP İle Cilt Yenileme Hangi Durumlarda Etkilidir?

    – Estetik amaçlı uygulamalarda yüz, boyun, dekolte, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölgelerine uygulanabilir.Yüzde ve vücutta lifting sağlar.
    – Lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlar.
    – Deride yıllarca ultraviole ışınlarına maruz kalmanın sonucunda oluşan kırışıkların düzelmesi, çöküntülerin giderilmesi, esneklik ve parlaklığın kazandırılmasını sağlamak.
    – İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak.
    – Saç dökülmesi tedavisinde tek başına veya diğer tedavilere yardımcı olarak kullanılabilir.

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan sonra 10-12 ayda bir tekrarlanırsa kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir.

    P.R.P Yönteminin Avantajları Nelerdir?

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP’nin olumlu sonuçları tamamen uygulanan kişiye aittir, kaybolmaz.

    PRP İle Cilt Yenileme İşlemi Ağrılımıdır?

    Hafif bir rahatsızlık hissi dışında ciddi bir acı hissedilmez.

    PRP Kimlere Yapılmaz?

    Platalet sayısı yetersiz hastalar ve kanser hastalarında yapılmaz.

    PRP Kök Hücre İle Cilt Gençleştirme Anlamına mı Gelir?

    PRP enjekte edildiği bölgede kök hücreleri uyarır ve kök hücrelerin aktif hale geçmesini sağlar. Enjeksiyon sıvısı içeriğinde kök hücre yoktur, yoğun olarak trombositler (platelet) ve beyaz kan hücreleri bulunmaktadır. PRP’nin tamir edici, kök hücrenin ise yeniden oluşturucu (regenerative) etkisi vardır.