Etiket: Kız

  • VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    Vajinismusun dinamik temelinde ödipal çatışma yatmaktayken, yine bu bağlamda nesne ilişkileri açısından da anne, baba ve kız ilişkilerinin değerlendirilmesinde fayda vardır.

    Ödipal döneme geçiş yani 4-6 yaş arasında baba kız çocuğunun psikoseksüel gelişim süreci için çok önemli bir faktördür. Bu dönemde baba kız çocuğunun anne ile olan çatışmalarında annenin gücünü kontrol edebilecek tek varlıktır. Anne tarafından yutulmasını önleyecek yegane güçtür. Anne kız çocuğunu adeta kendisinin bir uzantısı olarak görür ve onun her davranışını kontrol etmeye çalışır. Babanın sayesinde annenin bu güçlü bağından kız çocuk kurtulabilecektir. Eğer baba bu süreci güzel yönetebilirse kız çocuğunun bireyselleşmesini ve kadınlık alanına girmesini destekleyecektir. Baba bu süreçte kararlı, güvenilir ve kendini ortaya koyup kızına destek olabilmelidir. Gel gör ki annelerin babalara bu konuda fırsat vermediği bir gerçek vardır. Anneler buna olanak tanımaz, babayı içeri alma konusunda isteksizdir ve fazla kuşatıcıdırlar. Bu kuşatıcı çemberi kırmak için babaların güçlü ve kararlı olması gerekmektedir. Bu kızların babaları aşırı derecede otoriter şiddete meyilli olabilir. Şefkatsiz, güven vermeyen, tekin olmayan insanlardır. Agresifdirler, baskıcı ve etrafındaki insanları görmeyen bir yapıları olabilir. Annenin sevgi nesnesi olamadığı gibi kız için de güvenilir bir nesne değildir. Vajinusmus babaları kızlarının ilişki dünyasınını annelerine terk etmiştir. Bu babalar kızın yaşamında fiziksel olarak var olan ama hiçbir şekilde işlevsel olmayan babalardır.Eğer ortamda da var olurlarsa da güvenilmeyen yabancı bir nesne olarak algılanırlar.

    sebahat

    Bu dönemde kız çocuğu, erkek çocuğuna göre daha büyük bir yükün altına girer. Erkek çocuk daha önceden bağlı olduğu birincil nesne annesi ile yoluna devam etmektedir. Oysa kız çocuğu biricik annesinden ayrılıp bu evrede babayı keşfe başlar. İşte bu dönem kız çocuğunun anne ile rekabete başladığı dönemdir. Anneler kızlarının kendilerine daha çok benzediğini ve kendilerinin uzantısı olduğunu düşünür. O yüzden kız çocuğunun anne den ayrımlaşma ve bireyleşme süreci daha zor olmaktadır. Bu dönemde kız çocuk anne ile özdeşerek kadın olmaya çalışırken, öte taraftan da ondan ayrımlaşmaya çalışır. Anne kız ikili bağı babanın devreye girmesi ile genişlemektedir. Böylece kurulan üçlü ilişkiler çocuğun aileyi bir küçük topluluk gibi algılamasını ve sosyalleşmesini sağlar. Eğer bu ilişki sorunlu olursa ve baba ile kız arasında güven üzerine kurulan bir ilişki olmaz ise kız çocuğu edipal dönemde sorunlar yaşar.

    Anne çocuğuyla ilişkileri sırasında hem babanın varlığını hem de karşı cinsden bir erkeğin oluşunu kızına gösterir. Anne bunu eşine karşı olan kadınsı arzusunu baştan itibaren ortaya koyarak sağlamaktadır. Kız çocuk annesi ile sağlıklı bir özdeşim süreci kurarak döngüyü olumlu bir şekilde tamamlar. Kız çocuk ancak, annenin kendisine olan arzusu ile özdeşleşerek, anneliği ve annesinin eşine olan arzusu ile özdeşleşerek te kadınlığı içselleştirerek ilerde hem anne, hem de kadınlığı birleştirebilecektir. İşte vajinismuslu kadınlar bu dengeyi çok kuramazlar daha çok anneden kadınlığa dönüşemeyen bu süreci sağlıklı atlatamayanların bir sorunu olarak görmekteyiz.

    Sonuç olarak ödipal dönemde yaşanan patoloji ile babanın üçüncü bir nesne olarak içeri alınmaması ve babayla güvenli bağın kurulamaması, anne ile ayrımlaşma ve bireyleşme sürecini sağlıklı bir zeminde tamamlanamaması ve bekaretin kaybı ile bedensel bütünlüğünün zedelenip tam ve bütün olmanın yok olması vajinismusun dinamik nedenleri arasında sayılabilir. İşte böyle bir süreçte beden bütünlüğünün bozulmasına yönelik tehdit algısı penise karşı bir penetrasyon tehlikeli düşüncesine dönüşebilir. Kadın bu eyleme karşı tek savunması ve son korunması dış dünyaya bedenini kapatmaktır. Zihnini ve bedenini eşine karşı korumak için kapatacaktır.

  • KIZLIK ZARI ve İLK GECE

    KIZLIK ZARI ve İLK GECE

    Kızlık zarının Latince adı “Hymen”dir. kızlık halkası, bekaret zarı, kızlık perdesi olarakta bilinir. Vajina girişinin 1-1.5 cm iç kısımında yer alan ince bir yapıdır. Kızlık zarı bir organ değildir ve fonksiyonel olarak bir işlevi bulunmamaktadır.Anatomik yapısından daha çok kızlık zarının sosyo kültürel boyutu daha ön plandadır. Tüm kadınlarda kızlık zarının yapısı farklı ortasındaki delik değişik büyüklük ve yapıdadır. Kızlık zarının yeri ve yapısı ,yeri her kadın da farklıdır. Kızlık zarını yapısı ve şekline göre ilk ilişki sonrası kanama miktarı değişebilir. Kızlık zarının çocuklukta yapısı sert ve kalındır. 11-12 yaşına kadar vajina içine mikropların girmesini engellemektedir. Ergenlikle beraber kıvamı daha yumuşak ve esnek hale gelir.

    Kızlık zarı pek çok toplumda saflığın ve el değmemişliğin sembolüdür. Bozulmamış bir kızlık zarıyla kadının cinsel ilişkiye girmediği düşünülür. Gelişmiş ülkelerde ve günümüzde kızlık zarı eski önemini ve anlamını kaybetmektedir.

    Bir kadın için ilk cinsel deneyim çok önemlidir. Kızlık zarı cinsel ilişkide anotomik olarak bir bariyer görevi görür. Penis tarafından bu bariyer geçilirken beraberinde hem ağrı, hem de kanamanın olacağı kabul edilen eksik ve yanlış bir bilgidir. Maalesef gençlerde ilk deneyimlerini yaşarken bir sürü korkularla mücadele etmek durumunda kalmaktadır.
    Uzun yıllardır Kadın hastalıkları ve doğum hekimliği yapmaktayım. Tecrübelerim normal yapıdaki bir kızlık zarının ideal şartlar altında ilk cinsel ilişki deneyiminde, zorlanmadığı sürede ve sonrasında; kanamaz yırtılmaz delinmez, patlamaz, ağrı ve acı yapmaz olduğudur.
    İlk cinsel ilişki sırasında, sulanma tam, kadın gevşemiş ve rahatlamış bir durumda ise ; kızlık zarında ağrı acı ve kanama olmaz sadece esneme olur. Çünkü kızlık zarı delinmez, kanamaz, yırtılmaz ve patlamaz. Açılma durumunda zarın parçalarının vajina girişinin iki yanında kalması çok rastlanan bir durumdur. Ama sulanma olmaz kadın kendini kasarsa ağrı ,acı olabilir. Zorlanmaya ve tahrişe bağlı hafif lekelenme tarzında kanama olabilir. Ancak bu durumda oluşan ağrı ve acı dayanılmaz değildir. Unutulmaması gereken en önemli şey bir bebeğin başının geçebileceği kadar vajinanın esneyebilme özelliğidir. Kanamada ancak üç beş damla pembe renkli damlamadır. En sık rastlanılan kızlık zarı halka ve yuvarlak şekilde olandır.Ortasından adet kanı geçmesine izin verir. Ortadaki delik çok büyükse penisin geçişine rahatlıkla izin verir. Bu zarlara esnek kızlık zarı denir.
    Kızlık zarı normalden kalınsa, yüksek kenarlıysa, ya da vajende yırtılmalar olduysa kanama biraz daha fazla olur.

    Toplumsal gelişim sürecinde kız çocuklarını yetiştirirken cinsellik ile ilgili kavramlarda hep geri plana atmışızdır. Kızlık zarının kutsallığı anlatılmıştır. Genç kızların cinsellikten uzak durması için toplumda bilinçli olarak bunu besler. İlk cinsel tecrübe bir kadının hayatında çok önemlidir. Her kadında teslim olma acı ve kanamaya karşı cinsel ilişkiye girme ya da erteleme ve kaçınma söz konusudur. Kendini doğrulayan kehanet; uygun olmasa da herhangi bir beklenti oluştuğunda kişiler beklentileri ile uyumlu hareket etmeye çalışmaktadır. Sonuçta da sihirli bir güç sayesinde beklentiler gerçekleşir. İlk gece korkusu yüreğimize yerleşir. Eğer anlayışlı sevecen bir eş yoksa ilk gece bu kehanet kendini gerçekleştirmek için kapıdadır.

    Maalesef toplumumuzda bazı erkekler gerdek gecesi kanı görmeden kızın daha önce cinsellik yaşamadığına inanmıyor. Çünkü çoğu insan kanamanın bekaretin iyi bir göstergesi olduğunu düşünüyor. Başka bir deyişle ilk cinsel deneyimi olduğu düşünülen bir genç kızda ilişki sonrası kanama olamazsa, bekaretini daha önce kaybetmiş olduğuna inanılıyor. Bu yüzden, gelinlik giyerek ebedi mutluluk yolunda adım atmaya hazırlanan binlerce genç kızımız ya kanama olmazsa?’ endişesini yaşıyor. Kızlık zarı yırtılırsa! çok canım yanarsa! çok kanar ve kan kaybeder doktora gitmek zorunda kalırsam! Kendimi çok kasar da eşimle kitlenirsek! gibi bir sürü kafasında olumsuz sorgulama ve yanlış mitler ile ilk geceye endişe dolu girmektedir.
    Düğün gecesi kanaması olmadığı için ertesi gün doktora götürülüp muayene edilen bir sürü kızımız vardır. Kızlık zarı ile ilgili en doğru bilgiyi bir kadın doğum uzmanı verecektir. Kızlık zarı esnek olup kanamayabilir. Vajinaya kadar inen derin bir yırtık oluşmadığından, zardaki damarsız bir alanın zedelenmesinden kanamayabilir.Eğer kanama oluşursa da kanama yarım saat içinde durur. Eğer bu kanama uzarsa ve çoğalırsa acil bir vajinal yırtık açısından kadın doğum uzmanına ulaşılması gerekir
    Erkeklerde aslında, ilk gecenin kaygısını yaşar. Bütün görev ve sorumluluğun onda olduğu yükü ile gerdek odasına girer. Kaygı seviyesi çok yüksektir. Sevecen ve yumuşak bir seks düşünene kadar, kızlık zarını patlatıp görevini en kısa zamanda tamamlamanın derdindedir. Kanlı çarşafı da kapıda bekleyenlere verdi mi? bütün sorun tamamlanmış olur.
    Genç kızların vajinal kasları güçsüzdür. Esneme yetenekleri azdır ve ilişki esnasında kaskatı olurlar. Bu durumda acı duyma ve ağrı hissini daha da şiddetlendirir. Kegel egzersizleri bu bölge kaslarını güçlendirmek için oldukça önemlidir.
    İlk gecede ağrının en temel sebepleri; yeteri kadar uyarılmama, kadının ilişkiye kendini hazır hissetmemesi, sinirsel gerginlik hali, erkeğin panik hali ve performans kaygısı o güzel gecenin korku yumağına dönüşmesine yol açar.
    Bedende ki her organın bir görevi vardır. Penis büyüyüp sertleşecek, büyüyüp sertleşirken nasıl ağrı ve acı olmuyorsa, vajinada penisi içine alırken neden ağrı olsun. Ancak yanlış işler yapılırsa vajinada ağrı ve acı olur. Sonuçda zihnimizdeki olumsuz düşünceleri değiştirmeliyiz. Düşünceler duygularımızı etkileyecek. Güzel duygularda davranışlarımıza yansıyıp sağlıklı mutlu ve güvenli ilk gece hatıraları yaşamak dileğiyle….

  • Avcı Ve Alageyik

    Avcı Ve Alageyik

    Alageyik Efsanesini çoğu kişi Cüneyt ARKIN sayesinde iyi bilir ama gelin biz hikayeye CINCIK bakış açısıyla bir göz atalım.Genç kızlar yakışıklı, yaşlılar yiğit, midesine düşkünler ise yaman avcı diye seslenirler Halil’e . Köyün delisine göre ise o sıradan bir katil. Toros dağlarında keklik/ geyik artık ne varsa gözüne ilişeni avlar. Ama avlar içinde öyle bir av var ki Halil onu avlama aşkıyla yanar tutuşur, güzeller güzeli bir alageyik. Epey uğraşır ama avlayamaz, günler böylece geçer gider. Halil artık Zeynep’ine kavuşmak ister. Düğün dernek kurulur, eğlence biter herkes evine döner. O esnada olacak ya alageyiğin sesini işitir Halil, Zeynep’ten izin alıp elinde tüfek fırlar dışarı. Dik bir yamaca gelinceye kadar takip eder geyiği ama avcı bir anda av olmuş geyiğin çiftesiyle uçurumdan aşağı düşüp ölmüştür Zeynep’te bu acıya dayanamaz kıyar canına.

    Şimdi sıra bende, bir gıdım romantizim bırakırsam bende Savaş değilim. Bizim bu Halil’imiz aslında bağlanma bozukluğu olan sıradan bir vatandaş. Bağlanma bozukluğu genellikle bebeklik döneminde oluşur, anne çocuğu ihmal eder veya bir ilgilenir bir ilgilenmezse ( tabi bu uzun süre böyle devam etmeli ) çocuk artık anneye/insanlara güvenemeyeceğini öğrenir. Böylece birine güvenebilmek, sevmek ve insanlarla uzun süreli ilişki kurmak bu bebekler için pek mümkün değil. Kimseye bağlanmak istemezler. Bu bebekler yetişkin yaşlara geldiğinde aşk hayatları üç tipte karşımıza çıkar:

    1. Avcı

    2. Duvar Ustası

    3. Kaçak/ Firar

    Avcı tipimiz erkek olsun, çünkü bu tip erkeklerde bir hayli yaygın. Bir kızdan hoşlandı mı peşine düşer, kız hayır derse av artık daha da heyecan verici bir hal alır. Beyimizin Limbik Sistemi iyice aktifleşir motivasyonu epey artar. Kızı avlayıp gönlünü çelebilmek için türlü numaralar yapar, uzun süre bekler. Nice masum kızlar bu adam beni seviyor üç yıldır peşimden koşuyor der ve tuzağa düşer. Sonrası ise malum av avlanmış avcımızın heyecanı dinmiştir. Artık yeni avlar daha cazip gelmeye başlamıştır.

    DİKKAT avcı tipi genellikle:

    1. Sizi beklerken gözü dışardadır, başka kızları/avları boş geçmez

    2. Genellikle annesi ile arası pekiyi değildir

    3. Aşkı yoğun ve heyecan vericidir

    4. Israrcıdır uzun süre bekleyebilir.

    Pek ümütli değilim ama inşallah bu uyarılarım dikkate alınır. YAZIK OLDU GEYİKÇİĞE, YAZIK OLDU KIZCAĞIZA.

  • BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    Bir gün bir yere getirdi annem beni. Oyuncaklar varmış güzel bir yermiş oynayacakmışım orda. Bir tanede kız var başımda,  benim terapistim olduğumu söylemişti tanışırken. Terapistin ne olduğunu ne işe yaradığını bana anlatan bi kitap okumuştu, ilgimi çeken bi kitaptı yine de ona pek belli etmedim. Gülümsüyordu, iyi duruyordu aslında ama  bilmiyorum burası ilk defa gördüğüm bir yer ve bu kızı da tanımıyorum.

    Oyun odasına beraber girmemiz gerekti ben istemedim annemden ayrılamazdım annem nerede durcaktı? Beni bırakıp gidecek miydi? Ya giderse? Bu tanımadığım kızla tanımadığım bir yerde durmak istemiyorum, korkuyorum… ne kadar bir sürü oyuncak da olsa kafamdaki endişeler korkutuyor beni

    Ağlayıp durmayınca annemin de benimle beraber oyun odasında durmasına izin verdi terapist kız.

    Ona duyamayacağım şekilde bir şeyler söyledi. Sakinliğini ve sevecenliğini koruyordu, gülüyordu. Bense sinir olmuş ve anneme yapışmıştım. İlk seans annemi odadan çıkartmak için çekiştirmekle geçti, ağladım, terapist kız beni anlıyordu duygularımı bana ifade ediyordu her saniyesini bana ayırmıştı tek ilgi odağı bendim ama yine de istediğim olmuyordu ve odadan çıkmıyorduk öylece seans sonuna kadar sürdü bu durum…

    Sonraki seanslar artık ağlamıyordum ama çok dikkatliydim, sessizdim, seçtiğim bazı oyuncaklarla küçük bi alanda oynamayı tercih ediyordum, oynadığım oyuncakları hemen topluyordum, tedirgindim ama yavaş yavaş buranın güvenli bir ortam olduğuna ve bu kızın samimiyetine inanıyordum galiba

    Bir kaç seans daha geçti ve artık oda da dilediğimce oynayabiliyordum. Dağıtıyorum bana hiç kızmıyor, annem de beni bırakıp girmiyor, içerde bekliyor.

    Süremiz bitince annemin yanına gidiyoruz her şey yolunda görünüyor, korkularım gittikçe azaldı, terapistimi oyunlarıma dahil etmeye başladım. İsteyerek geliyorum, galiba onu  seviyorum…

    evet evet öyle.

    Sevdim bu kızı.

    Güvenli bir ortamda, korkularımı dışa vurup yeniden işlememe ve onları o ortamda çözebilmeme olanak sundu. Sanırım annemle de işbirliği kuruyor iki elden benim için ne gerekiyorsa yapıyorlar.

    Sevilen, ilgilenilen biriyim ben.

    Bunu farketmek minik kalbime öyle iyi geldi ki

    • Çocuğum ben
    • Özgürüm burda
    • Burası benim özgür alanım
    • Oyun odam
    • Kendime ve başka bir şeye zarar veremediğim sürece
    • Nasıl istersem ne istersem
    • Öyle yansıtabildiğim
    • Oynayabildiğim
    • Sıkıntılarımı çözebildiğim renkli dünyam
    • İyiki varmışım
    • İyiki varmış annem
    • İyiki varmış bu terapist kız
    • İyikiler sarmış dünyamı
    • Bir sürü iyi ki
  • Erkek Çocuk Bebekle Oynarsa?

    Erkek Çocuk Bebekle Oynarsa?

    Erkek çocuk bebekle oynarsa?
    Ne olur?

    Çoğu anne baba kız çocuklarının bebeklerle oynamasını, yemek ve temizlik oyunları oynamasını normal bulur, onaylar ve hatta mutlu olurken, kızların tamir oyunları oynaması ya da arabalarla oynamasına da karşı çıkmazlar. Kız çocuklar her oyunu oynayabilmekte yani “herşeyi” yapabilmektedir.

    Söz konusu erkek çocuğa geldiğinde ise, hareketli oyunlar oynaması, arabalarla oynaması, kağıt kalem ile uğraşması kabul edilip beğeni alırken bebekle ya da mutfak oyuncakları ile oynaması aileyi kaygılandıran bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.

    Özellikle babalar (ki annelerin sayısı da az değil) bebekle oynayan erkek çocuklarının cinsel yöneliminin değişeceğini düşünmekte, çocuklarının büyüdüğünde “gay” olacağından korkmaktadır.

    Oyun çocukların dünyayı tanıdıkları ve ebeveyn rollerini taklit ettikleri alandır. Kız çocuk arabayla oynadığında erkek olmayacağına göre, erkek çocuk da bebekle oynadığında kız olmayacaktır.

    Olsa olsa ileride çocuklarına bakım verebilen, yemek ya da temizlik yapmaktan sıkıntı duymayan, kendi ihtiyaçlarını giderebilen bir birey olur .

    Unutmayalım, oyuncakların cinsiyeti yoktur.

  • Cinsiyet Kimliği Bozukluğu

    Cinsiyet Kimliği Bozukluğu

    Cinsiyet kimliği bozukluğu ya da cinsiyet boşluğu yaşayan çocukta kendini gerçek manada erkek hissetmek kız çocukları için de kadın hissetmek konusunda bir şeyler eksiktir. Çocuğunuzun davranışları ile ilgili endişeleriniz mi var? Çocuğunuzun cinsiyet karmaşası gösterdiğinden şüpheleniyor musunuz? Çocuklukta cinsiyet kimlik bozukluğuna işaret eden bazı durumları Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) tarafından aşağıdaki gibi sıralanmıştır. Klinik uzmanlar bu beş göstergeyi, çocuğun bu rahatsızlığa sahip olup olmadığını belirlemede kullanırlar.

    1. Israrla tekrarlanan karşı cins olma isteği ya da öyle olduğuna inanma durumu.

    2. Erkeklerde karşı cinsin kıyafetini giyme ya da feminen giyim tarzını taklit etme. Kızlarda ise sadece stereotipik olarak maskülen olan kıyafetleri giymede ısrarcı olma.

    3. Taklide dayalı hayali oyunlarda güçlü bir biçimde süregelen karcı cins rollerini tercih etme ve sürekli karşı cinsten olma fantezileri kurmak.

    4. Stereotipik olarak karşı cinse ait olan oyun ve eğlencelere katılmak için yoğun arzular besleme.

    5. Oyun arkadaşlarını ısrarla karşı cinsten seçmek.

    Karşıt cinsiyet davranışları okul öncesi dönemde 2-4 yaş arasında başlar. Dr Richard Green’in araştırmalarına göre karşı cinsin elbiselerini giymek de ilk işaretlerden biridir. Cinsiyet karmaşası yaşayan erkek çocuklarında hareketli oyunlardan korkma erkek çocukları ile oynamada isteksizlik, diğer erkeklerin yanında çıplak durmaktan utanma, kadınların yanında çıplak durmaktan utanmama, baba ile ilişkilerde ve babaya bağlanmada güvensizlik ve anneye aşırı bağlanma.

    Eğer çocuğunuz karşı cinsin aktivitelerine ve giyim kuşamına ilgi gösteriyorsa oyunlarını ve saplantılarını birbirinden ayırt etmeniz gerekir. Çocuğunuz karşı cinsin kıyafetlerini nadir olarak giyiniyorsa endişelenmenize gerek yok. Ancak çocuğunuz bunu sürekli yapıyorsa ve bazı şeyleri alışkanlık haline getiriyorsa endişelenmeniz gerekir. Örneğin erkek bir çocuk annesinin makyaj malzemelerini kullanmaya başlamışsa, erkek çocuklarından ve onların oyunlarından kaçınıyor ve kız çocukları ile oynamakta ısrar ediyorsa sonrasında tiz bir sesle konuşmaya çalışıyorsa, kızların yürüyüşlerini duruşlarını abartılı bir şekilde taklit ediyorsa kadınsı eşyalara karşı saplantılı bir ilgi oluşturmuş ise, kız kardeşinden ve annesinden daha feminen davranıyorsa çocuğunuz için endişelenebilirsiniz.

    Cinsiyet karmaşası yaşayan çocuktan bir insan resmi çizmesi istendiğinde öncelikle bir kadın resmi çizecektir. Sonra belki bir erkek resmi çizecektir. Çocuğun çizdiği kız veya kadın resmi pembe ve kırmızı gibi göz alıcı renklerle boyanmış, ayrıntılı ve büyük resimlerdir. Çocuğun yaptığı erkek resmi ise zayıf, küçük, donuk ve genellikle çöpten adam şeklindedir. Bütün bu resimler çocuğun gerçeklik algısını temsil eder.

                Cinsel kimliğini güçlendirmekte olan normal bir erkek çocuk, kız çocuklarla birlikte olmayı reddeder. Özellikle 6-11 yaş arası erkek çocuklar karşı cinsten arkadaş istemezler ve ‘‘Kızlardan nefret ediyorum’’ derler. Kızlar ise ‘’Erkekler çok aptal onları aramızda istemeyiz, erkekler çok uyuz’’ gibi düşüncelerini dile getirirler.  Bu yaşlardaki çocuklar cinsiyet rollerinde çok katı ve stereotipik davranırlar. Bu cinsiyetçilik sağlıklı ve normal bir cinsiyet özdeşimi sürecinin bir parçasıdır.

                   Bu sağlıklı kız ve erkek çocuklar cinsiyet kimliklerini pekiştirmek için aynı cinsten yakın arkadaşlar edinirler. Böylece yeni edinilmiş olan erkeklik ve kızlık hisleri sağlam bir zemin üzerine inşa edilecektir.

                 Bir çocuğun dişilik ve erkeklik hisleri, özellikle de çocuk küçükse belli belirsiz bir fikirden ötedir. Cinsiyet derin bir duygusal değer taşır. Araştırmacılar, erkek çocuklara kız olup olmadıkları sorulduğunda, kızlara ise erek olup olmadıkları sorulduğunda birçok çocuğun oldukça güçlü tepki verdiğini, bazılarının bu soruyu eğlenceli bulduğu, bazılarının da kızıp gücendiğini belirtmişleridir. Tepki vermeyen çocuklar tepki veren çocuklara göre daha az sağlıklıdırlar.

                 Ergenlik döneminde ise durum değişir. Çünkü normal gelişim göstermiş bir erkek çocuk, kızların çekimine girmiştir. Onun için de kızlar artık önemsiz değildirler. Kızlar bir anda daha ilgi çekici, anlaşılması güç, romantik ve esrarlı hale gelmiştir.

                 Anneler erkek bir çocuğun sağlıklı bir cinsiyet gelişiminde önemli rol oynarlar. İlgisiz babaları olduğu durumlarda anne tüm ilgiyi oğluna yönlendirmiştir ve bebeklikten itibaren çocuk rol model olarak anneyi görmektedir çocuktaki bazı mizaç yatkınlığı da annenin sağlıksız tutumundan dolayı sağlıklı bir cinsiyet geliştirmesini engeller.

                   Erkek çocukların cinsiyet gelişimi için anneler üç şekilde davranabilirler.

    1. Anne oğul ilişkisine dikkat edilmeli. Anneler oğulları ile aşırı yakın bir ilişki geliştirmemeye dikkat etmelidir. Eşi ile duygusal yönden güvenli bir ilişki geliştiremeyen  anne duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için farkında olmadan oğluna sağlıksız ve aşırı bir biçimde bağlanabilir. Bu durumda anne ihtiyaçlarını karşılıyor olsa da bu oğlu için çok da iyi bir gelişme değildir.

    2. Erkeksi özdeşim desteklenmeli. Anneler oğullarının erkeksiliğini onaylamak için daha fazla gayret sarf etmelidir.

    3. Çocuk için bir baba figürünün olması. Baba yok ise  veya bu ihtiyacı karşılayamıyorsa büyük ağabey, dede, dayı ,amca gibi başka bir yakını tarafından karşılanmalı. Annenin çocuğa ‘’Erkeklerin aile hayatında önemsiz unsurlar olduklarını ve ikisinin birlikte her şeyin üstesinden gelebileceği’’ mesajı çok yıkıcı olabilir.

       Oğulları ile daha yakın ilişki ve CKB ‘nin önüne geçmek için babalar için de dört aktivite faydalı olacaktır.

    1. Baba ile güreşerek oynanan oyunlar

    2. Babaları ile birlikte banyo yapmak

    3. Baba ve oğulun evin dışında aktiviteler yapması. Kısa gezintiler, markete gitmek, benzin almak gibi.

    4. Yatma zamanı geldiğinde çocuğu yerine yatıracak kişi baba olmalıdır.

    Ebeveyn olarak çocuğunuzun cinsiyetine uygun davranışlarını güçlendirmek ve geliştirmek için olumlu teşvik cezalandırmadan çok daha aktif bir yoldur. Abartılı feminen davranışların önüne geçmek istiyorsanız açık, tutarlı ve suçlayıcı olmayan bir dil kullanmalısınız. Mümkünse güvendiğiniz bir psikoterapist ile çalışın. Çocuğunuzun etrafında aynı cinsten olumlu bir rol modeli yoksa çocuğunuz  karşıt cinsiyet davranışlarını benimserken kendini güvende hissetmeyebilir. Çocuğunuz bir kadın ve ya bir erkek olmanın çekici ve arzu edilebilir bir şey olduğunu hissetmeli.

  • Suçlu Kim?

    Suçlu Kim?

    55 yaşlarında asık suratlı, hırslı, dediğim dedik, fazlaca konuşmayı vakit kaybı olarak gören bir insandı İsmail Bey. Doğduğu günden beri bir çocuğun yetişmesi için gereken yeterli ilgi ve sevgiyi babasından hiç görmemişti. Babasının verdiği emirlere hep sadık kalarak onun mesleğini yürütmüş, her zaman hayalini kurduğu mesleğini yapamamıştı. Oysaki o doktor olacak tüm insanlara yardım edecekti. Lisedeyken babasıyla bir defa konuşmayı denedi. Üniversite sınavına girerek hayatını kurtaracak izni alamadı. “O zaman evlenmeme izin ver” dedi babasına. Yıllardır aşık olduğu ama asla açılamadığı Sacide’yi okulun bittiği gün istemeye gitti annesi. Kız tarafı şaşkındı. Kızlarının lise mezuniyeti için sevinemeden bir de görücüleri ağırladılar. Uzun süre düşündükten sonra İsmail’in Sacide için hayırlı bir kısmet olacağına karar veren aile evliliği onayladı. İsmail Sacide’yi her şeyden çok önemsemesine rağmen bir kere bile ona sevdiğini söylemedi. Sacide ile bile çok nadir konuşup babasının dükkanındaki işine giderdi. Artık tek bir düşüncesi vardı; çocuğu olursa doktor olacak ve tüm insanlara yardım edecekti. Evlendikten iki yıl sonra Sacide bir kız çocuğu dünyaya getirdi. İsmail Bey, tıpkı babası gibi davranıyor ve asla kızına sevgi göstermiyordu.

    Kızını ilk ne zaman öptüğü sorulduğunda verdiği cevap bunu tarifleyen bir nitelik taşıyordu. İlkokula başladığı gün ilk defa kızının yanağına bir öpücük kondurmuştu. Yıllardır babasından korkan Semra tüm gün yüzünde kocaman bir gülümsemeyle dolaştı okulda. Babası ilk defa diğer çocukların babaları gibi davranmıştı. Babasıyla birlikte zaman geçirmek istiyordu ama yaşamı boyunca neredeyse hiç böyle bir durum söz konusu olmamıştı. Üniversite sınavlarına hazırlanırken sıkı sıkı tembihlenmiş, tıp fakültesi dışında hiçbir tercih yapamayacağı söylenmişti Semra’ya. Kızının ne düşündüğü hiç hesaba katılmıyordu. Tıpkı babasının yaptığı gibi meslek seçiminde Semra’ya yol gösterebilecek tek kişi baba İsmail’di. Oysa o tıpçı değil de anaokulu öğretmeni olarak düşlemişti mesleğini. Ters tepki verirse “hayırsız” evlat oluvereceğini çok iyi biliyordu. Babanın dediğini emir saydı ve İstanbul’da tıp eğitimine başladı.

    Ya Baba Sevgisi…
    Hep bir şeyler eksik kaldı Semra’da. O güne kadar babasında bulamadığı sevgiyi kendinden yaşça çok büyük insanlarla duygusal bir ilişki yaşayarak doldurmaya çalışmış, defalarca babasından büyük cezalar almış ama bu durumun önüne geçilememişti. Şimdi evli bir işadamıyla beraber Semra…

    Suç Kimin? Babanın mı, kızının mı?
    İsmail Bey, babasına hep kırgın kaldı. Hayırlı evlat oldu ama yürümek istediği yola konulan taş hiçbir zaman aklından çıkmadı ama kendine yenik düştü ve aynısını kızına yaptı. Kişilerin yapmak isteyip de yapamadıklarını çocuklarına yaptırmaya çalışmaları çok sık karşılaştığımız bir problem. Her insanın kendine ait düşleri ve yapmak istedikleri olduğu tıpkı bu tabloda olduğu gibi çoğu zaman hiçe sayılıyor.

    Oysa çocuklarının gelecek planlarına saygı duyup, onlara nadiren ve kısa cevaplar vermek yerine sevecen ve güven verici bir ses tonuyla anlaşıldıkları duygusu verilebilseydi ne İsmail bey ne de Semra bu durumda olurdu.

    Unutulmamalıdır ki, çocuğunuza karşı sergilediğiniz her davranış, söylediğiniz her söz ileride size sergileyecekleri tutumun göstergesidir. Onu her azarladığınız, her küçük düşürdüğünüzde içindeki sevginiz biraz daha azalıyor.

    Hep sevilen, artık dünyada olmadığınızda sevgi ile anılan bir baba olmak hiçte zor değil. Aile ile ilgili konularda çocuğunuzun fikrini almak, konuşurken tehditkar olmamak, en önemlisi de ona dokunarak sevildiğini hissettirmekten kaçınmayın. Hayatındaki seçimlere siz karar vermeyin. Gerekirse seçimleri üzerinde beraberce konuşup eksi ve artıları beraberce gözden geçirin. Aksi halde, sizin seçtiğiniz yolda ne kadar başarılı olursa olsun içinden hep size kızacak bir evladınız olduğunu unutmayın

  • Ergenlik döneminde gelişim (12-19 yaş)

    Ergenlik döneminde her alanda çok hızlı bir değişim ve gelişim söz konusudur. Fiziksel, duygusal, davranışsal, toplumsal ve cinsel alanlarda belirgin farklılıklar oluşur. Artık artan yaş ve gelişen fiziksel yapı çerçevesinde aileler ve toplum, ergenden daha fazla sorumluluk almasını ve daha az hata yapmasını bekler. Özellikle ergenliğin sonlarına doğru meslek seçimi gibi stresli bir dönemden geçerler. Özetle çok hızlı değişimin ve beklentilerin olduğu bir dönemdir ergenlik dönemi… Çok hızlı değişim, stabil olmayan ve kırılgan bir yapı oluşturur. Bir şey ne kadar hızlı değişiyorsa onu tanımlamak o kadar güçtür. Bu nedenle birçok ergen kendisini tanımlamakta güçlük çeker. “Ben kimim”, “neyim”, “bu dünyadaki amacım ne”, “ben ne olacağım” gibi soruların cevabını arar. Severken ya da nefret ederken aşırıya kaçabilirler. İstekleri genellikle geçicidir. Hızla parlarken aynı hızda da sakinleşebilir. Onura ve başarıya daha çok değer verirler. Aynı zamanda eli açık ve iyilikseverdir. Yüksek amaçlar ve hayaller taşımaktadır. Yenilik arayışı ve merak etme belirgindir. Yeterli deneyimleri olmadığı için yargılaması çok gelişmiş değildir. Her şeyi bildiğini düşünür, yanlışlarında da sonuna kadar direnebilir. Diğer yandan hızlı güven duyma ve çabuk bağlanma özellikleri gösterir. Karşı cinse ilgi artmıştır. Karşı cinse yakınlaşma ve kendisini beğendirme çabası vardır. Karşı cinsten aldığı iltifatlar büyük önem taşır.

    Ergenlik döneminde bedenin hızlı büyümesine bağlı yaşla orantısız bir fiziksel görünüm ve sakarlık görülebilir. Erkekte ereksiyon (penis sertleşmesi) ve ejakulasyon (meninin boşaltılması) başlar, kızlarda menarş (ilk adet) olur. İlk adetten sonra, düzensiz olarak oluşan adet dönemleri zaman içinde düzenli bir şekilde olmaya başlar. Bazen bu değişiklikler özellikle kız çocuklarında kaygı nedenidir. O nedenle anneler, kız çocuklarında beklenen bu değişiklikler hakkında kızlarına bilgi vermelidirler. Bunun normal bir süreç olduğunu ve korkulmaması gerektiğini anlatmalıdırlar. Ergenlik döneminde erkeklerin sesinde kalınlaşma meydana gelir; vücutlarındaki kas oranı artar. Kızlarda göğüsler belirginleşir. Bazı erkeklerde de göğüste geçici büyümeler olabilir. Kız ve erkeklerde vücutta koltuk altlarında, bacaklarda ve genital bölgelerde tüylenmeler başlar. Erkeklerde yüzde de tüylenme oluşur. Yüzde akneler oluşabilir. Bazen bu değişiklikler bir kaygı nedenidir. Erken dönemde ergen bu değişikliklere uyum sağlamaya çalışmaktadır. Birçok ergen kendi vücutlarını diğerleri ile karşılaştırır. Daha fazla ayna karşısında zaman harcarlar. Vücudun bir bölümündeki küçük bir sorunu abartılı bir sorun olarak algılayabilirler. Ergenlik döneminin sağlıklı geçebilmesi için gerçekliğe uygun bir vücut imajının oluşturulması ve ergenin bu imajı kabullenmesi gerekir. Bunun olmadığı durumlarda kendilik algısı düşer ve beden ile uğraşılarda artma ve toplumdan kaçma meydana gelebilir.

    Ergenlik döneminde olan gençler daha fazla bilgiyi daha hızlı bir şekilde işleyebilirler; olasılıkları ve sonuçları daha iyi değerlendirmeye başlarlar ve soyutlama kapasiteleri artar. Bununla birlikte, ahlaki gelişimde, sosyal bilişte ve başkalarını anlayabilme becerilerinde gelişimler kaydedilir. İdeolojik, politik ve dini ilgilerde artma oluşabilir. Çeşitli düşünce biçimlerine sıkı sıkıya inanma görülebilir ya da acımasızca çeşitli ideoloji, politik, toplumsal veya dini kurallar eleştirilebilinir. Ölümün yaşamdaki son nokta olduğuyla ilgili algı kesinleşir. Aile dışında yeni sevgi objeleri aramaya başlar. Karşı cinse eğilim ve yaklaşma isteğindedir. Aileyle kendi anne basıyla sağlıklı ayrışan ergen ailesinden (kendi annesinden babasından) gerçek anlamda kopmaz ancak bağımsızlığını da elde etmiştir. Hem aileye bağlı hem de kendi alanında bağımsız olan bir birey yetişmiştir. Artık anne baba verdikleri eğitimin verimini almaya başlamışlardır.

  • Cinsel Şemalar

    Cinsel Şemalar

    Anne-baba için çocukların cinsel kimliği gerçekten çok önemli oluyor. Bu önem daha hamilelik döneminde kendini belli ediyor. Her ne kadar “Sağlıklı olsun. Başka bir şey istemem. Allah ne verirse.” denilse de, anne-babaların bebeklerinin cinsiyetini öğrenecekleri günü iple çektiğini biliyoruz. Daha sonra da öğrenilen bu cinsiyete göre şekilleniyor her şey. Önce renklerden başlıyoruz ayırmaya. Kız çocuk pembe, erkek çocuk mavi oluveriyor. Odasından kıyafetlerine kadar cinsiyeti belirliyor her şeyini çocuğumuzun. Tabi oyuncak seçimleri, okunacak kitaplar da öyle. Kimse erkek çocuğuna bebek almıyor, ya da kız çocuğuna kocaman bir tır. Onların da öyle hayalleri, istekleri olmuyor. Olursa şaşırıyoruz zaten. Olmaması gerekiyor. Bu dediğim erkek çocuk için biraz daha fazla geçerli bir durum aslında. Yani kızımız kumandalı araba ya da tır almak istediğinde o kadar da tepki göstermeyebiliriz. Hatta bazen bu övünülecek bir durum da olabilir. “ Maşallah erkek gibi kız” diyerek övebiliriz. Ama erkek çocuğun oyuncak bebek istemesi, pek de övülecek, hoş karşılanacak bir durum değildir. Ona “ Maşallah Kız gibi oğlan” diyerek bir övgüde bulunmayız. Okunacak kitaplardan da eğer bir erkek çocuk sahibiysek Kül kedisi Sindirella’yı tercih etmeyiz. Peter Pan olabilir ama. Sinemaya giderken de Erkek çocuk sahibiysek Karlar Kraliçesi’ni değil, Küçük Prensi daha çok tercih edebiliriz. Aslında bunlar masumane şeyler gibi duruyor değil mi? Belki de öyledir tabi bilemiyorum ama birçok şeyi cinsiyet üzerine kurduğumuz kesin. Bunlardan daha çok var. Birkaç tanesinden daha bahsetmek istiyorum. Mesela çocuklarımızın cinsel bölgeleri ve buraya yüklediğimiz anlamlar da gerçekten çok farklılık gösteriyor. Mesela  2-3 yaşında erkek bir çocuk evde çok rahat altı olmadan gezebiliyor ve biz buna gülüyoruz. Hatta balkona çıkanlar ordan çiş yapanlar da olabiliyor. Buna da gülebiliyoruz. Ama yine aynı yaşlarda bir kız çocuğunu altında hiçbir şey yokken balkonda gören teyzenin ne diyebileceğini tahmin edebiliyorum. “Şşşşşt!…Gir kız çabuk içeriye. Öyle dolaşılır mı hiç..Ayıp!” İşte Kız çocuğun çok erken yaşlarda kendi cinsiyetiyle ilgili öğrendiği bir kavram oluyor. “Ayıp!” Sonra bütün her şey bunun üzerine inşa ediliyor. Mesela erkek çocuklarının pipisi sevilen ve ilgi gören bir şey oluyor çocukluktan itibaren. “Amanda benim oğlumun pipisi” diye seven ebeveynler çok var. Tabi sonuçta o da bir organ, el, ayak gibi. Ama bunun yanı sıra “Amanda benim kızımın kukusu” diye seven ebeveynlere çok da rastlamıyoruz sanırım. Neden acaba? Kuku kötü bir şey mi? O pipi gibi sevilmeyi hak etmiyor mu yoksa? Dokunmada da aynı tutumlar devam ediyor. Erkek çocuk pipisini elleyebiliyor. Zaten bu şekilde çişini yapıyor. Ama kız çocuk ellerse, yine “ Şşşşt…çek elini ordan ayıp, ellenmez, ört, ört, cıs.” olabiliyor. Çocukluk dönemi bitince gençlik döneminde de yine aynı tarz yaklaşımlar devam ediyor. Mesela erkek çocuklar için “Oooo benim oğlumun peşinde bir sürü kız var” denilebiliyor ve bu durum övülen bir şey oluyor. Ama yine “Oooo benim kızımın peşimde bir sürü erkek var biri gidiyor biri geliyor” diye övülerek anlatılan bir duruma pek fazla şahit olmadım. Yine genç delikanlılarımızın kız arkadaşları pek rahatlıkla erkek arkadaşlarının evine gelip hatta bazen yatılı kalabilenler ya da birlikte tatile gidebilenler olabiliyor. Ama genç bir kızın bu tarz davranışları çok da olumlu karşılanmıyor. İlk cinsel deneyim açısından da bir genç erkek ilk cinsel deneyimini ne kadar erken yaşarsa kendi arkadaş grubu içinde de o denli övülüyor ve favori olabiliyor. Genç kızlarımız içinse bunun geç olması hatta mümkünse evlenene kadar hiç olması makbul karşılanıyor. Birçok erkek evleneceği kızın bakire olmasını bekliyor. Kadın içinse erkeğin deneyimsiz olması haneye bir eksi olarak yazılabiliyor. Erkeğin deneyimlerini ödüllendirip, teşvik ederken, kızınkileri, yasaklayıp cezalandırabiliyoruz. Hatta kızlar kendi aralarında bile erken cinsel deneyim yaşamış arkadaşlarına pek hoş gözle bakmıyorlar. Bütün bunlar akşam saatlerinde dışarıda olan genç kızlarımıza ya da bayanlara da olumsuz şekilde bakmamıza neden olabiliyor. Hatta onların başlarına maalesef taciz, tecavüz gibi akıl almayacak derecede iğrenç durumlar da gelebiliyor. Şimdi bu yetiştirme tutumlarından vazgeçelim desek ne olur acaba? Erkek gibi kızlar ya da “kötü yola düşmüş” kızlar mı yetiştiririz. Ya da kız gibi oğullarımız mı olur? Erkekliğini ispat edemezler mi? Kendi akran gruplarıyla nasıl uyum sağlarlar? Gerçekten karmaşık bir durum. Ama işte bu tutumlarla yetiştirdiğimiz kız ve erkek evlatlarımız var bizim ve bu tutumlar onların da kendi cinsellikleriyle ilgili çeşitli şemalar oluşturmasına neden oluyor. Yetişkin birer erkek ve kadın olduklarında, birbirleriyle ilişkiye girdiklerinde birbirlerini anlamalarını bekliyoruz ama aynı tutumlara maruz kalmadılar ki, nasıl anlasınlar birbirlerini. Sonra aralarında hem iletişim sorunları hem cinsel sorunlar çıkıyor. Çıkar tabi ki.. çok normal. Kimi aldatmadan şikayetçi, kimi vajinusmus vakası olarak geliyor karşımıza. Orda bile farklı tutumlar karşımıza çıkıyor. Erkeğin aldatması daha kabul edilebilir, affedilebilir bir durumken, kadının aldatması namus cinayetlerine kadar varabiliyor. Zaten cinsellikle ilgili geçmiş yaşantılarında ödüllendirilmiş olan erkek neslinin aynı öğrenilmiş davranışını sürdürmesi de çok anormal bir durum değil, cinsel bölgesini çocukluğundan beri saklamaya çalışan kız neslinin vajinusmus olması da çok anormal değil. Tabi belki tek neden olarak bunları söylemek doğru olmaz ama çocukluktan itibaren bize uygulanan tutumların ve cinsellikle ilgili oluşturduğumuz şemaların yetişkin cinsel hayatımıza etkisini asla yadsıyamayız.

  • Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozukluğu

    Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozukluğu

    Aileler olarak neleri bilmemiz gerekir ve çocuklarımıza yardımcı olmak için neler yapabiliriz?

    Yeme Bozukluğu (Anoreksiya Nervosa) Nedir?

    Anoreksiya Nervosa, bir yeme bozukluğudur. Bir çok kişinin ilk dikkatini çeken şey bu tür rahatsızlığı olan gençlerin, genellikle genç kızların gittıkçe az yemek yemesi, yeme alışkanlıklarını değıştirmesi veya kilo kaybetmesidir. Fakat Anoreksiya Nervosa yemeyle ilgili sıradan bir problem olmaktan öte, ciddi bir hastalıktır. Bulimia Nervosa da yemeyle ilgili, daha çok çocukluk dönemini aşmış genç kızlarda görülen bir başka problemdir. Bu durumdaki genç kızların kilosu çok fazla değişmeyebilir fakat yemek yeme alışkanlıkları normal değildir. Aynı gün içinde diyet yapabilirler, içebilirler ve kusabilirler. Aynı zamanda öğün yememe veya aşırı diyet yapma gibi davranışlarda görülür. Zararlı yeme alışkanlıkları veya aşırı derecede egzersiz yapma artık genç erkeklerde de daha sık görülmektedir. Fakat yeme bozuklukları kızlarda daha yaygın bir rahatsızlık olduğu için biz bu bilgilendirmede Anoreksiya Nervosa ve genç kızlarımız konusunu ele alacağız.

    Neden yemek yemeyle ilgili bozukluklar tehlikelidir?

    Aşırı derecede, Anoreksiya Nervosa şiddetli açlığın yolaçacağı aynı fiziksel sonuçlara neden olur. Kilo kaybıyla birlikte kaslarda erime, ve organlarda, örneğin kalpte, hasar meydana gelir. Kilo kaybı adet kanamalarının kesilmesine ki, bu durum ilerde kısırlığa yolaçabilir veya Osteoporosıs (zayıf ve kolay kırılan kemikler) kemik erimesine neden olabilir. Belki de en can sıkıcı olanı Anoreksiya Nervosanın bu genç kızların üzerindeki duygusal ve sosyal etkileridir. Birçoğu eskiden yaptığı şeyleri yapmayı istemez, aşırı hoş ya da mükemmel olma çabasıyla kaygılanır, kederli ve bunalımlı olurlar. Bir kısmı eğitimlerinden uzak kalır veya okulla ilgili saplantı geliştirirler.

    Çocuklarımızı yeme bozukluğundan korumak için neler yapabiliriz?

    Ailemizin, etrafındaki dünyayı kontrol etmek zordur. Genç çocuklarımız bir çok değişik ve karışık mesajlarla karşı karşıyadırlar. Okulda sağlıklı beslenmeye teşvik edilen gençler, aynı zamanda hazır yiyecek reklamlarından da etkilenirler. Gençlerin örnek aldığı meşhur kişilerin hemen hemen hepsi zayıf ve görünüşleriyle değerlendirilen kişilerdir. Yapabileceğimiz en yararlı şeylerden birisi, kendi yeme ve diyet alışkanlıklarımızı, başkalarının fiziksel görünüşlerine dair konuşma şeklimizi dikkat ve kontrol etmektir. Sürekli olarak kendi fiziksel görüntümüzü veya çocuklarımızın dış görünüşlerini eleştirmek onlara kötü örnek olur ve onları yanlış diyet uygulamalarına teşvik ederek ciddi bir yeme probleminin ortaya çıkmasına sebep olabilir.

    Çocuğumuzun yeme bozukluğu olduğunu nasıl anlayabiliriz?

    Yeme bozukluğunun birçok erken uyarı belirtileri vardır: • Çocukların ve gençlerin diyet yapıp yapmadıklarına bakmak önemlidir. Bir çok doktor gençlerin kilo kaybetmek için sıkı diyet yapmasının tehlikeli olduğuna işaret eder. Gençler için sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmak daha iyidir.• Bazen kız çocukları yeme bozukluğunu yavaş yavaş geliştirir, önce makul yemeye çalışmakla başlayan bu problem, gittikçe daha çok gıda çeşidinden özellikle süt, tereyağı gibi yiyeceklerden kaçınmaya dönüşebilir. • Eğer kızınızın yemeklerden sonra kustuğundan şüpheleniyorsanız. • Diğer uyarıcı işaretler de arka arkaya ve gizli yapılan egsersizler veya kilo kaybını gizlemek için giyilen bol giyecekler de olabilir.

    Çocuklarımızla endişelerimiz hakkında nasıl konuşabiliriz?

    Genellikle, çocuklarımıza yumuşak bir şekilde yaklaşmak vede onların sağlıklarına ve yeme alışkanlıklarına ilişkin endişelerimiz olduğunu belirtmek iyidir. Bunlar, örneğin yorgun görünmeleri veya hep birlikte yediğimiz öğünlerden kaçınmaları gibi dikkatimizi çeken şeyler olabilir. Bu yaklaşım genellikle, onlara doğrudan aşırı derecede zayıfladıklarını düşündüğümüzü söylemekten daha iyidir. Sadece kilo ile ilgili konuşmak, doğru kilonun ne olması gerektiği gibi bir tartışmaya dönüşebilir. Kilo meselesi aynı zamanda zor bir konudur, çünkü genellikle daha zayıf göründüğümüzde övgü alırız. Bu da sağlıklı bir kiloya erişildiğinde bile diyeti durdurmayı güçleştirir.

    Çocuklarımızın yardıma ihtiyacı olduğunda biz yardımcı olamıyorsak neler yapabiliriz?

    Eğer bizi iyi bilen bir aile doktorumuz varsa, durumu onunla tartışmak en iyi yoldur. Aileler de doktorla görüşmeli ve çocuklarıyla ilgili endişelerinı dile getirmelidir fakat yeme bozukluğu olan genç kızında doktorla yalnız görüşebileceği zamana ihtiyacı vardır. Doktor kızınızı muayene etmek ve bazı kan testleri yapmak isteyecektir. Eğer kızınız, kendisi sağlığının riskte olduğunun farkına varırsa, bu diyeti durdurması içın yeterli olabilir.

    Eğer kızımız yardımı reddederse neler yapabiliriz?

    Yeme bozukluğu çok ciddi olabilir ve zaman zaman hayati tehlike taşıyabilir. Kızımızı yardım için birisini görmeye teşvik etmek çok önemlidir. Bu dışarıdan destek bulmak anlamına gelebilir. Bu konuda tüm ailenin desteği çok önemlidir. Eğer aile çocuğu yardım alması konusunda ikna edemezse, bu konuda okulun psikolojık danışmanı veya yakın aile dostu gibi başka kişilerin yardımını isteyebiliriz. Davranışlarını görmemezlikten gelerek veya yardım almamak için sizinle tartışmasına izin vererek çocuğunuzu mutlu etmeye çalışmayınız. Çünkü yeme bozuklugu gittikçe şiddetleneceğinden tedavisi daha da zorlaşır.

    Yardım için neler yapılabilir?

    Birçok sağlık görevlisi yeme bozukluğu olan gençleri hastaneye yatırmadan tedavi eder ki bu tedavi biçimine outpatients denir. Bu tedavi biçimi en çok, erkek ve kızkardeşler de dahil olmak üzere tüm aile, tedaviye katılıp yardımcı olurlarsa başarılı olur. Bu tür tedavi kiloyu ve fiziksel sağlığı gözetim altında tutmayı içerir.

    Eğer kızınız fiziksel olarak, iyi durumda değilse veya uygulanan tedavi bir işe yaramıyorsa hastaneye yatırmak gerekebilir. Bu durumda genç şahıs aşırı derecede açlıktan dolayı mantıklı düşünemeyecek durumda olabilir. Bu da onlarla konuşabilmeyi zorlaştırır. Eğer kızımız açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya ise bizim tam iznimiz olmadan da hastaneye kaldırılabilir.

    Aileler olarak tedaviyi nasıl destekleyebiliriz?

    Aileler için, tedavi altındaki kızlarını desteklemek moral bozucu olabilir. Bu durumdaki kızlar için normal hatta güvenli bir kiloya erişme düşüncesi bile çok sinir bozucudur. Bizler de, uygulanan tedavinin hayat kurtarıcı olduğunu bildiğimiz halde zaman zaman çocuklarımızla birlikte tepki gösterebiliriz. Bu durumda sağlık görevlileriyle düzenli aile toplantıları yaparak gelişmelerden haberdar olmak önemlidir. Kızımızın başlangıçta tedaviyi kabul etmekte zorluk çekebileceğine hazırlıklı olmamız gerekir. Bu durum özellıkle hastaneye, yatırılan çocuklarda daha yaygındır. Kızımızın, hastane personeli veya uygulanan tedaviye ilişkin bir sürü şikayeti olduğuna şahit olabilir veya yeteri kadar psikolojik danışmanlık almadığı konusunda endişeler geliştirebiliriz. Bunun nedeni, çocuğun tekrar beslenme döneminin ilk aşamasında yoğun psikolojik danışmanlığın çok fazla bir işe yaramamasıdır. Görevliler zamanının çoğunu hastaya tedaviyi anlatmakla ve hastayı tanımaya çalışmakla geçirecektir. Bireysel psikolojik danışmanlık, hasta fiziksel olarak iyileştikçe daha faydalı olacaktır.

    İyileşme

    Genç bir bayan yeme bozukluğu geliştirdikten sonra, özellikle hastaneye yatırılması gerekecek kadar şiddetli durumda ise, hastanın iyileşmesi oldukça zaman alabilir. İlk aşama sağlıklı bir kiloya tekrar ulaşmaktır. Bu başarıldıktan sonra, hala hastanın normal kiloda mutlu olmasını sağlayabilmek için uzun süreli bir çalışmaya gerek vardır. Yeme bozukluğuyla birlikte deprasyon, tekrarlanan kaygılar veya mükemmel olmaya çalışmak gibi başka sorunlarda gündemde olabilir. Tamamen iyileşme üç yıldan beş yıla kadar sürebilir. Problemin erken farkına varma, harekete geçme ve tedavinin aile tarafından desteklenmesi daha iyi sonuç alınmasını kolaylaştırır.

    Yeme ve diyet yapma problemi, gençler özellikle genç bayanlar arasında daha yaygındır ve şiddetli yeme bozukluğunun hayati tehlikesi ve tehlikeli sonuçları vardır. Bizler aileler olarak kızlarımıza, onların yemek yeme alışkanlıklarının farkında olarak ve eğer bir problem varsa, erken yardım sağlayarak yardımcı olabiliriz. Aynı zamanda kendimizin de gıdalara, diyete ve insanların dış görünüşüne ilişkin tutumlarımız konusunda dikkatli olmamız gerekir.