Etiket: Kıskançlık

  • Othello Sendromu

    Othello Sendromu

    Hepimiz hayatımızın bir döneminde hayatımızdaki insanları (aile bireyleri, eş, sevgili, arkadaş vs.) kıskanmış ya da onların hayatındaki bir olguya gıpta etmişizdir. Bu bir karakter özelliği, kariyer, maddiyat gibi kendi hayatımızda olmasını istediğimiz şeylerle ilgili gıpta olabilir.

    Tüm bunların yanı sıra kıskançlık denilince akla genelde ilk olarak partnere karşı duyulan kıskançlık duygusu gelir. İlişkilerde kıskançlık dozunda oldukça normal hatta heyecanı yüksek tutmak için biraz gereklidir. Ancak kıskançlığın dozu artıp patolojik bir rahatsızlığa dönüşünce hayat sizin hem de partneriniz için kabus olabilir.

    Patolojik kıskançlık olarak da bilinen Othello Sendromu (OS) özgüven eksikliği ve yoğun kaybetme korkusuna bağlı ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. OS olan kişilerde partneri aşırı kıskanmanın yanında, partneri kısıtlama, sözlü hatta fiziksel şiddete başvurmaya kadar giden davranışlar görülür.

    Othello Sendromu’nu diğer kıskançlık türlerinden ayıran özellik kişinin bu kıskançlığı sadece partnerine karşı duymasıdır. Kişi partnerinin dışındaki sosyal hayatında herhangi bir kıskançlık belirtisi göstermez hatta çevresine de son derece uyumludur. Ancak partnerinin de bulunduğu ortamlarda hem partnerini gözlemlemekten hem de partnerini kısıtlamaktan dolayı hiçbir keyif alamaz. 

    Kıskançlığın şiddeti zamanla ‘nereye gittin? nerede kaldın? kimlerleydin?’ gibi sorulardan, bu sorulara verilen cevaplara inanmamaya doğru artar ve akabinde öfke nöbetleri belirmeye başlar. Bir süre sonra partnerini eve kapatır, teknoloji ile bağlantısını keser, takip edemediği zamanlarda gizli kamera ya da kayıt cihazı bile kullanmaktan çekinmez. OS ilişki bittikten sonra da devam eder. OS olan kişiler genelde partnerleri tarafından terk edildiği için bunu bir çatışma haline getirir. Ayrıldıktan sonra bile partneri takip eder, çeşitli yollardan rahatsız eder ve maalesef şiddet gösterir hatta cinayeti bile düşünür. 

    OS olan kişilere bakıldığında özgüven eksikliği, yetersizlik duygusu, kaybetme korkusu, çocukluk çağında yaşanmış terk edilme travması veya yine çocukluk çağında ebeveynler tarafından aşağılanma gibi birçok özellik görülmektedir. 

    OS bazı durumlarda ilaç tedavisiyle ancak mutlaka psikoterapi desteği ile tedavi edilmelidir. Tedavinin en önemli yanı kişinin kendinde olan bu rahatsızlığın farkında olmasıdır. Nitekim patolojik kıskançlığı olan kişiler çoğunlukla sorunun kendinde olmadığını, kıskançlığının partnerinin davranışlarından ötürü olduğunu söylerler. 

    İkili ilişkideki en önemli şey tarafların karşılıklı olarak birbirlerine güvenmesi ve birbirlerini özgür bırakmasıdır. Partnere bağımlı değil bağlı olmaya çalışılmalı ve eğer ilişkiyi zedeleyen kıskançlık durumu varsa mutlaka yardım alınmalıdır.

  • Çocuklarda Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Altın Kuralları

    Çocuklarda Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Altın Kuralları

    Çocuklarda En çok yaşanılan sorunlardan biri; KARDEŞ KISKANÇLIĞI !

    *Aslında kardeşler arasında kıskançlık,dozunda yaşadığında, doğaldır. Çocuklar için faydalı ve sağlıklı bir haldir. Her çocuk, anne-babanın sevgisinin ve ilgisinin tümünü ister. En sevilen, en çok ilgilenilen olmak ister. Bu da kıskançlığı kaçınılmaz kılar.
    Her çocuk, ayrı bir birey olarak bencillik, sahip olma, paylaşamama,kendine güven duymaya ihtiyaç, özenti gibi duygular taşıdığı gibi kıskanabilir de…
    *Aslında kıskançlıkla çocuklar, hayatın gerçeklerinden biriyle yüzleşmiş olurlar. Bu da onun çevresindeki ilginin tümüne ve yaşamın bütün avantajlarına sahip olamayacağıdır. Bu acı ve zor da olsa çocuk için bir derstir. Sevgi paylaşılacaktır ve paylaşıldıkça da
    sandığının aksine azalmayacaktır.
    Böyle normal aile içi rekabet, çocuksu benmerkezciliği ve bencilliği azaltır. Rahatsızlık verici de olsa, başkalarıyla geçinmek için deneyim ve kolaylık sağlar.
     

    Çocuklar Niçin Kıskanır ?

    • Çocuk, gelişiminin bazı dönemlerindekıskançlıkgösterebilir.
    Mesela; 3 yaşındaki bir çocuk eşyalarını, oyuncaklarını, yemeğini, ailesini paylaşmayı henüz öğrenmemiştir.

    Eşyasını başkası kullanması gereken durumda kıskançlığa girebilir ve bu, doğal bir durumdur.
    • Genellikle ilk çocuklarda kardeş kıskançlığı dikkati çeker. Ailesinin ilgi ve sevgisine alışan çocuk, yeni gelen kardeşi kendine rakip olarak görür.
    Devre dışı kalacağını zanneden büyük çocuğa aile destek olmalıdır.
    • Çocuğu yoksun bırakmak veya her istediğini yerine getirmek,sürekli maddî ödüller vermek de kıskançlığı körükler.

    Çocuklarda Kıskançlık Belirtileri !

    Kıskanç çocuk, huzursuz davranışlar gösterir, uykusuzluk çeker. Basit sebeplerle kızar, ağlar, bağırır. Hele hayatının ana konusu kıskançlık olmuşsa, çocuk acı içindedir. Yardıma ihtiyacı vardır.
    • Anne-baba ile yatmak ister.
    • İlgi çekmeye çalışır.
    • Yeniden altını ıslatmaya, meme ve parmak emmeye, bebeksi konuşmaya başlayacaktır.
    • Küçük kardeşine zarar vermek isteyebilir.
    • Anne-babasının sevgisini, ilgisini sürekli arzular.

    Çocuklarda Kıskançlığı Önlemek İçin Altın Kurallar !

    • Amacımız, kıskançlık duygusunun varlığını tümüyle ortadan kaldırmak değil, onu ortaya çıkaran durumları azaltmak ve göründüğünde sebeplerini araştırmak olmalıdır.
    • Çocuklarımızı başkalarıyla kıyaslamayalım.
    Çocuklara sevgi, ilgi ve disiplinde tutarlı davranalım, aşırı gösterilerden kaçınalım.
    • Çocuklar arasında büyük-küçük, kız erkek gibi ayırımlar yapmayalım.
    • Kardeşini kıskanan büyük çocuğa sözgelimi kardeşinin yemeğini beraber yedirmeyi teklif edelim. Böylelikle o da ihmal edilmemiş olur.
    • Kendini yetersiz ve değersiz hisseden çocuğun kıskançlığa kolay kapıldığını bilelim. Kendini seven ve kendiyle barışık olan çocuklar, kardeşleriyle daha iyi geçinirler. Bu yüzden onları özsaygısı olan kişiler olarak yetiştirelim.
    • Sürekli bir çocuğumuza yöneliyorsak, bunun sebebini keşfetmek için kendimizi yoklayalım. Hepsine ilgi ve sevgi göstermeye gayret edelim.
    • Çocuklarımızı kardeşleriyle de kıyaslamayalım. Böyle sözler onlar için öldürücü birer zehirdir. Kıskançlığı, çekememezliği ve yetersizliği arttırırlar. Çocuğun düşüncesine başka birinden daha aşağıda olduğunu nakşederler. Bilelim ki; her çocuk tektir ve kendine özeldir. Onu başkasıyla karşılaştırmak yanlıştır.
    • Mümkünse odalarını, değilse köşelerini ve dolaplarını ayıralım.
     Onları birbirinden farklı giydirelim.
     

  • Kıskançlığa Sebep Olan Faktörler ve Çözümleri

    Kıskançlığa Sebep Olan Faktörler ve Çözümleri

    Kıskançlık; ilişkiyle birlikte kendini var eden ve toplum tarafından sevginin ayrılmaz bir parçası olarak görülen bir duygudur. Kıskançlık duygusunun altında, önemsenen bir kişinin kaybedilmesinden duyulan korku ve ilişkinin bozulmasına ya da yitirilmesine yönelik kaygı yer almaktadır. Aynı zamanda kişinin ilişkisini korumak ve sürdürmek amaçlı verdiği korku ve acı temelli de bir duygudur.

    “Seven insan kıskanır.” Yargısı nesilden nesile aktarılan bir ön yargı olarak karşımıza çıkar. Kişi, yaşadığı yoğun kıskançlık duygusunun makul açıklaması olarak sunar bunu. Peki gerçekten sevgiyle mi alakalı kıskançlık? Yapılan araştırmalar gösteriyor ki kıskançlığın sevgiyle bağlantısı oldukça düşük. Çünkü kıskançlık bünyesinde hem sevgiyi hem de nefreti barındırıyor. Böyle güçlü bir nefret barındıran bir duygu yalnızca sevgiyle alakalı olamaz. Yani diyebiliriz ki; kıskançlık sevginin göstergesi değil, gölgesidir.

    Kıskançlığı derinlemesine inceleyecek olursak kökenleri çocukları ve ergenlik dönemine kadar dayanan, kişinin bireysel dinamikleriyle alakalı bir duygudur. Yani bireyin küçük düşmüş, yetersiz ya da çaresiz hissettiği bir döneme gecikmeli bir tepki olarak da kendini gösterir. Kişinin bireysel kimliği ve benlik saygısıyla yakından ilişkilidir.

    Sosyo-kültürel yaklaşıma bakacak olursak; kıskançlık sosyal ve kültürel bir olgudur. Birey yaşadığı toplumda öğrendiği kurallara ve gözlemlediği tutumlara dayanarak kıskanmayı öğrenir. Bireyin seçici içselleştirme yoluyla, kendisine bakım veren kişileri model alarak da kıskançlığı öğrendiği ve bu tutumu geliştirebildiği gözlemlenmiştir.

    Yoğun kıskançlık duygusu barındıran bireyler genellikle bu durumu, ilişkilerini korumanın ve sahip çıkmanın bir yolu olarak nitelendirirler. İlişkiyi korumanın yollarını değerlendirecek olursak; bu, daha fazla paylaşım, özveri ve anlayış isteyen bir yolla sağlanabilir. Ancak kıskanç bireyler bunu kızarak, küserek, tehdit ederek ya da zor kullanarak yaparlar. Tehditle ya da baskıyla partnerin kendisine bağlılığını sağlamaya çalışır. Fakat sadakat tehditle değil, sevgiyle sağlanır. Kıskançlık sonucu yapılan kontrol ve baskı içeren tüm davranışlar yalnızca partnerin uzaklaşmasına sebep olur ve korumak için verdiğimiz çaba ilişkinin yitirilişiyle son bulur.

    Aynı zamanda kıskanç bireyler devamlı kendilerine bir rakip bulma ve onunla rekabet etme eğilimindedir. Burada da durum partnere atfedilen sevgiden çok, kişinin bireysel yetersizliği, değersiz ve kusurlu olduğuna dair beslediği inancıyla kendi kendine var ettiği rakiplerdir. Rekabet ettiği kişiye karşı kendini daha aşağıda hissetme eğilimi kişiyi onu yenmeye zorlar. Ancak sorun genellikle rakip değil; sorun, bireyin içsel süreçleridir. Bu durum bir döngü haline gelerek kendini devamlı yeniden doğurur. Kişi, bu rakipleri elediğinde rahat edeceğine inansa da, kendisiyle alakalı çözümlenmeyen süreçler onu tekrardan bir rakip bulmaya itecek ve daima kendini bu yorucu savaşın içinde bulacaktır.

    Kıskançlığı incelediğimiz zaman cinsiyet ve ilişki türleri arasında da farklılıklarla karşılaşmaktayız. Kadınların duygusal, erkeklerin ise cinsel aldatmaya yönelik daha fazla kontrol müdahalesi gerçekleştirdiği; kadınların erkeklere göre, bekarların ise evlilere göre daha fazla kıskançlık tepkileri gösterdiği saptanmıştır. Yapılan araştırmalara göre evli bireylerin daha az kıskanç tepkiler vermesi ilişkisel doyuma ulaştıklarını, ilişkilerinin daha güvende olduğunu ve artık karşı tarafa sahip olma inancıyla daha az kaygı barındırdıkları sonucunu vermektedir.

    Kıskançlığın sebeplerini inceleyecek olursak; üç başlıca faktöre dayandırabiliriz. Öncelikle bireyin kendine, kendi özüne dair olan güvensizliği, yetersizliği ve değersizliği gibi faktörler düşük benlik saygısını etkilemekte ve kıskançlık duygusunun temellerini oluşturmaktadır. İkinci bir faktör kişinin geçmişine dayanan ve bugününü etkileyen kaybetme ya da terk edilme korkusudur. Bu kişiler geçmiş yaşantılarında terk edilmeyi bizzat yaşamış ya da bunun korkusuyla büyümüş olabilirler. Genellikle tutarsız, istikrarsız, ani çıkışları, öfke patlamaları olan bakım verenlerle büyümüş olma ve ebeveynlerle güvenli bağlanmayı kesintiye uğratan yaşantılara maruz kalma ihtimalleri olasıdır. Buna maruz kalan bir çocuk ebeveynlerini ya da bakım verenlerini kaybetme kaygısını yoğun bir şekilde yaşar. Büyüyüp bir yetişkin olduğunda ise çözümleyemediği bu kaygı peşini bırakmaz ve partnerini kaybetmemek adına yoğun bir kontrol çabasına girebilir. Diğer faktör ise güvensizliktir. Güvensizlikde ebeveynlerinin ya da bakım verenlerinin kötüye kullanımına maruz kalma, ebeveynlerin şüpheci ve güvensiz tutumlarını model alma, evhamlı, şiddet uygulayan, güven sarsan, zarar veren tutumlarla büyüme ve devamlı diğerlerine güvenilmez olduğuna dair uyarılarla yetişme gibi faktörler kişideki güvensizlik algısını oluşturabilir ve bu algı kurulan ilişkilere kıskançlık olarak yansıyabilir.

    Kıskançlığın çözümü için ise bireylere çokça görev düşüyor. Öncelikle unutmamak gerekir ki ilişkilerde sorun olan durum kıskançlıktan çok kıskançlığa karşı verilen tepkilerdir. Bu yüzden kişinin öncelikle düşünceleri sonucunda doğan davranışlarını değerlendirerek bir süzgeçten geçirmesi gerekmektedir.

    Kıskançlığın sevginin ölçütü olduğu yargısının değiştirilmesi de etkili yollardan bir tanesidir. Eğer sevgi, göstermek istiyorsanız bunu kıskançlık yoluyla değil, doğrudan ve olumlu tutumlarla göstermeniz daha kolay ve sağlıklı olacaktır.

    Kıskançlığın çözümü için kişinin fark etmesi gereken noktalardan bir tanesi ve kişilerin en çok yanılgıya düştüğü nokta da, ilişkide “ben”leri yok ederek “biz” olamayacağıdır. Kıskançlık devreye girdiğinde ise kişi karşısındakinin kendisinden ödün vermesini beklemekte, onun bunu yapabilmesi için de önce kendinden ödün vermektedir. Ancak sağlıklı “biz” in içinde bir tane “ben”, bir tane de “sen” olmalı. Partnerimiz için kendimizden, değerlerimizden vazgeçmek ya da onu vazgeçirmeye çalışmak yerine “ben” leri koruyarak “biz” olmaya çalışılmalıdır. En güçlü “biz” bu şekilde ayakta durur.

    Kişinin kıskançlığının altında yatan nedeni bulması da neyi çözmesi gerektiğini gösterecektir. Kıskançlığın yoğun yükünden, verdiği acı, korku ve kaygı hissinden kurtulmak isteyen kişilerin öncelikli amacıdır nedeni keşfedebilmek. Unutmamak gerekir ki nedenler değişmezse, olaylar; olaylar değişmezse sonuçlar değişmez.

  • Kıskanç Mısınız?

    Kıskanç Mısınız?

    Kıskançlık duygusu sizin hayatınızın neresinde duruyor? Ne kadar kıskançsınız? Kıskançlıkla baş edebiliyor musunuz? Eğer sizde partnerinizi devamlı kontrol etmek istiyorsanız, devamlı nerde ve kiminle olduğunu düşünüyorsanız bu soruları kendinize yöneltmenizde fayda var.

    Kıskançlık sonucu oluşan yıkıcı olaylar gazetelerin 3. sayfalarında ve sosyal medyada oldukça sık rastladığımız haberlerdir. Peki, kıskançlık nedir? Niye kıskanç olunur? Kıskançlık sevginin gösterilme biçimi midir? Freud, normal kıskançlığın bile mantık dışı bir olay sayılması gerektiğini, böyle bir duygunun bilinç denetimi altında olmadığını ifade etmiştir. Diğer taraftan kıskançlık, yitirilmek istenmeyen bir kişinin ya da bir ilişkinin yitirileceği ya da tehdit altında olduğu sanısıyla yaşanan karmaşık bir ruhsal yaşantıdır. Olumsuz olarak nitelendirebileceğimiz bir duygu durum halidir. Genellikle kendisini yetersiz ve değersiz gören, değerlilik duygusu dış etkenlerden etkilenen, özgüveni düşük bireylerde, patolojik olarak gözlenen bir davranış şeklidir.

    Yaşantımız içinde kıskançlığın farklı formlarıyla karşı karşıya kalırız. Çocukluk dönemlerimizde kardeşimizi ya da ebeveynlerimizi, ergenlik dönemimizde arkadaşlarımızı, yetişkinlik döneminde ise sahip olamadığımız yaşantılara ve eşlere karşı bu duyguyu yaşamamız muhtemeldir. Önemli olan bu duygu ile baş edebilme halimizdir.

                  “Seven insan kıskanır” sözü günlük hayatımızın içinde ne kadar dilimize pelesenk olsa da dozunda olmayan kıskançlık ilişkilerimizin yıpranmasına ve yıkıcı hale gelmesine sebebiyet verecektir. Kıskançlık, evlilikle ilgili problemlerin ve boşanmaların en büyük sebeplerinden biridir. Shakespeare’in sevilen karakterlerinden biri olan Othello ile karısı Desdemona’nın hikayesi kıskançlık duygusunun sonuçlarını gözler önüne sermektedir. Othello ve Desdemona büyük bir aşk yaşamaktadır. Ancak Othello’nun büyük aşkına ilk hediyesi olan mendili karısı Desdemona kaybeder. Othello karısının mendili kaybettiğinden şüphelenir. Iago bunun üzerine komplo hazırlar. Karısının Cassio ile aşk yaşadığına Othello’yu inandırır. Othello kıskançlığından karısını ve Cassio’yu öldürür. Shakespeare’in anlattığı gibi kıskançlık ölümle son bulmuştur. Bu hikâye tıpta “Othello Sendromu”(patolojik kıskançlık) olarak tanımlanır.

          Sağlıklı kıskançlık ise ilişkinin tuzu biberi diyebileceğimiz bir durumdur.  Duygusal partnerler birbirlerine güvenmek, birbirlerine bağlılıklarından emin olmak isterler. Bu güvence ve sevgiyi sağladıklarına emin olduklarında günlük hayatın rutin etkinliklerine kendilerini kaptırırlar ve sevgiyi takdir etmemeye başlarlar. Bu yüzden romantik kıskançlıklar kişilerde yarattığı duygusal kaygıdan dolayı bireylerin ilişkilerini gözden geçirmesini sağlar. Eşlerin birbirlerine değerlerini hatırlatır. O yüzdendir ki zaman zaman yaşanan dozunda kıskançlıklar ilişkiye olumlu etki edecek ilişkinin canlı kalmasını sağlayacaktır.

    Kişilerin kıskançlık ve kıskançlıkla baş etme yöntemleri farklıdır. Kadınlar genellikle duygusal olarak değerlendirir ve pasif tepkiler gösterirler. Daha yapıcı bir tavır göstermekle birlikte kendi isteklerinden vazgeçen ve alttan alan bir yaklaşım sergilerler. Erkekler ise fiziksel olarak değerlendirirler ve daha saldırgan tepkiler verirler. Genellikle tehdit ederek ya da şiddet uygulayarak sonuç elde etmeye çalışırlar. Sizin için de kıskançlık ilişkilerinizi ve psikolojik sağlığınızı etkileyen bir sorunsa, bu duyguların ortaya çıkmasının altındaki etkenleri ve tetikleyicileri tespit etmek ve hangi ihtiyacınız karşılanmadığında bu duyguları hissettiğinizi fark etmek bu duygularla başa çıkabilmeniz için oldukça önemlidir. Bu sorun bireysel olarak ya da çift olarak üstesinden gelemediğiniz bir konu halini aldıysa, psikolojik destek almak yaşadığınız sorunla başa çıkabilmeniz için size yardımcı olacaktır.

    SEVGİ teleskoptan bakar, KISKANÇLIK ise mikroskoptan. (Josh BİLLİNGS )

  • Cinsellik ve Kıskançlık

    Cinsellik ve Kıskançlık

    Kıskançlık ayrıcalıklı bir yere konma arzusu ve bir başkasının ayrıcalıklı bir yere konmasından rahatsız olmaktır.

    İki insan yakın bir ilişki kurduklarında, içlerinden biri ya da her ikisi birden diğerini kıskanabilir. Kıskançlık her türden ilişkide ortaya çıkabilir ama daha sık bir biçimde ve genellikle sevgililer arasında olma eğilimindedir. Dolayısıyla kıskançlık deyince ilk aklımıza gelen cinsellik içeren kıskançlıktır.

    Kıskançlık türü ve biçimi açısından eşit yaratılmamıştır. Bazıları gerçekten kaçınılmaz ve ahlaken zararsızdır, ama bazıları da yıkıcı ve salgın hastalık gibi kaçınılması gereken türdendir. Ne var ki kıskançlıkla ilgili yapılan açıklamalar bu iki tür arasındaki ayrımı yapmamızı pek sağlamaktadır. Genellikle de kıskançlık ikinci şekli ile tanım bulmaktadır.

    Kültürümüz kıskançlık konusunda birbiriyle çelişen görüşler içerir. Bir yandan pek çok insan kıskançlığın yalnızca kaçınılmaz değil bir o kadar övülesi bir şey olduğunu düşünür. Bu görüşe göre partneriniz bir başkasıyla yakınlaştığınızı düşünüp, sizi kıskanmıyorsa, o zaman sizi gerçekten önemsemiyor demektir. Bu genel inanış şöyle ifade edilir: “Kıskançlığı seni üzmesin; ne de olsa bu seni sevdiğini gösterir. Öte yandan kıskançlık için “… kıskançlık… beslendiği etle alay eden bir canavardır…” (Shakespeare)  modunda yakıştırmalar yapılan kötü bir davranış ve özellik olarak da tanım bulur. Yani insanın eşini başkalarından kıskanması takdir edilebilirken başkalarının sahip olduklarını kıskanmak ise istenmeyen bir durumdur. 

    Bu görüşlerde doğruluk payı vardır. Kıskançlığın bir biçimi gerçekten kaçınılmazdır ve ahlaki açıdan da masumdur, öteki biçimi ise kaçınılması gereken ve ahlaki bakımdan nefret verici bir duygudur. İkisine de “kıskançlık” denmesi talihsiz bir durumdur.

    Bu yüzden haset, kıskançlık ve aç gözlülük arasındaki farkları görmek gerekir.

    Haset arzulanan bir şeyin başkasına ait olması ve bize değil de ona haz vermesi inancına dayanan kızgın bir duygudur. Haset duygusu kişiyi istenilen şeyi sahibinden çekip almaya, bozmaya, yok etmeye zorlar.

    Kıskançlık da hasete dayanır ama kıskançlık standart bir şekilde üç kişiyi içerir. İmrenme ise iki kişi. İmrenme duygusunun odak noktası bir özellik ya da nesnedir. Kıskançlığın odak noktası ise üçüncü bir kişidir. İmrenmede rahatsızlık veren karşı tarafın sahip olduğu özellik yeşil gözleri, samimi sıcak kişilik özellikleri ya da sahip olduğu nesne güzel bir araba, ev, vb şeylerin kendisinde de olmasını istemesidir. Kişiyi rahatsız eden şey, karşıdakinin sahip olduğunun kendisinde olmamasıdır.

    Kıskançlık ise farklıdır. Tanımı gereği, kıskanç kişinin diğerinden(arkadaşından, sevgilisinden eşinden) beklentisi özel bir yere konmak, kayrılmaktır. Ancak kıskançlık yaşayan kişi yalnızca kendisinin özel bir yere konmasını istemekle kalmaz, aynı zamanda kendisinden başkasının bu muameleyi görmesini de istemez.

    Özetle kıskançlık sevilen kişiyle öznenin arasına bir üçüncü kişinin girmesidir.

    Özellikle eş ve sevgili ilişkilerinde özel bir yere konmak bunu hissetmek ve hissettirmek kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal almamalıdır. Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı olmak zorunda değildir. Özel bir yere konmak çok dar bir odağa sahiptir ve boğucudur. Bir kişinin diğerini kıskandığını söylemesi her bakımdan özel bir yere konmak istediği anlamına gelmemelidir. Bazı insanlar bunu böyle arzulasa da genel norm bu değildir. Aslına bakılırsa partnerimizin bizi her zaman, her bakımdan özel bir yere koymasını beklemek yanlış yönlendirilmiş bir istektir. Hiç kimse bir başkasının ihtiyaçlarının tümünü karşılayamaz.

    Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal olacak olursa taraflardan birisi ya da her iki tarafta boğucu bir süreç yaşayacaktır. Özel bir yere konma arzusunun boyut değiştirip tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal alması tek başına kıskançlıktan ziyade kişinin yetersizlik ve kayıp korkusu yaşamasıyla ilgili bir durumdur. İlgi ve sevgi nesnesini kaybetmek korkusuyla ilgilidir.

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık yaklaşık 1,5 yaşlarında tanınmaya başlanan, sevilen, arzulanan bir kişinin, sevginin ya da ilginin yitirileceği kaygısıdır. Çocuk için zor olan yaşam olaylarından biri olan kardeş kıskançlığı, anne sevgisini de yitirme korkusunu içermekte, onun için ebeveynini paylaşmak anlamına gelmektedir. “Annem-babam beni eskisi kadar sevecek mi?”, “Ya kardeşimi benden daha çok severlerse!”, “Benden daha çok onunla ilgilenirlerse!”, “Ben yine annem ve babamla yalnız olmak istiyorum” gibi düşünceler kardeş kıskaçlığının temelini oluşturmaktadır. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta kardeşe karşı gibi görünen ama aslında anne-babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kardeşi gelene kadar ailenin odağındayken, rakibi olarak gördüğü kardeşinin eve gelmesiyle beraber yeni bir duygusal sürece girer; böyle bir durumda çocuktan mutlu olmasını ya da kardeşine sevgi gösterisinde bulunmasını beklememek gerekir.  Duygularını ifade etmesine izin verilmeyen, kendisini sözel olarak ifade edemeyen çocuk, yaramazlık ya da davranış sorunlarıyla kendini göstermeye çalışabilir ve kıskançlık duygularını her çocuk farklı biçimde gösterebilir. Regresif savunma mekanizmalarıyla kardeşi doğduktan sonra, çocuk tuvalet eğitimini tamamlamış olmasına rağmen yeniden alt ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma gibi, bazıları da yaşından daha çocuksu davranışlar gösterebilir; okula giden çocukta okula gitmeme davranışı görülebilir. Kıskançlık doğal bir duygudur ve ancak ifade edilmesine izin verildiğinde, çocuğun duygularını anlatmasına izin verildiğinde üstü kapanmadan ve sorun haline gelmeden çözülebilir.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞINA ÖNERİLER…

    Aileye yeni bir bebek gelmeden önce çocuğa kardeşinin olacağı anlatılmalı, çocuk bu duruma önceden hazırlanmalıdır.

    Çocuğa gösterilen ilgi ve sevgi kardeş doğduktan sonra da gösterilmeye devam edilmelidir.

    Çocuğa kıskançlık duygusundan dolayı suçlama, cezalandırma ya da yargılama yapılmamalıdır.

    Çocuğa kardeşini sevmek zorunda olduğu söylenmemeli; “artık sen ablasın, abisin” diyerek yaşının üzerinde olgunluk bekleyip, onun hala çocuk olduğu unutulmamalıdır.

    “O senin kardeşin, onu sevmelisin”, “Kardeş hiç kıskanılır mı?”, “O daha küçük o yüzden onunla daha çok ilgileniyoruz” gibi cümleler çocuğun iç dünyasının hiçe sayıldığı sanal bir ortam oluşturmaktadır ve olumlu etkisi olmadığı gibi tersine kıskançlığı daha da körükleyebilir.

    Çocuğun kardeşine karşı duygularını açıkça ifade etmesine izin verilmelidir. Böylece çocuk hem içindeki kıskançlık duygularını bastırmamış hem de duygularını ifade etme olanağı bulmuş olacaktır.

    Çocuk kardeşe zarar verme davranışlarında bulunuyorsa, aşırı tepki göstermeden, yaptığı yanlış anlatılmalıdır. Çocuğun kardeşi hakkında olumsuz duygularının reddedilmesi yerine yıkıcı olmayan biçimde ortaya çıkması sağlanmalıdır.

    Kardeşler arası kıyaslama yapılmamalıdır.

    Çocuklar arasında taraf tutulmalıdır.

    Kardeşlerin birbirleri ile olan ilişkilerini güçlendirmek adına etkinlikler düzenleyebilirsiniz.

    Sorunlar aşılamadığında, kaygı veya depresyon gibi başka ruhsal bozuklukların ortaya çıktığı durumlarda çocuğun veya ailenin psikolojik destek alması ebeveyn, kardeş ve çocuk ilişkisinin yeniden tanımlanması ve yapılandırılması yönünden yararlı olabilmektedir.

  • SAÇIN TENİNE DEĞSE…

    SAÇIN TENİNE DEĞSE…

    Sakın bir söz söyleme…Yüzüme bakma sakın!

    Sesini duyan olur,sana göz koyan olur.

    Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın, (Faruk Nafız ÇAMLIBEL)

    Telefonu meşgul, chat mi yapıyor, şu karşıdan gelen kadının bacaklarına mı baktı, telefonundaki bu mesaj da neyin nesi? Okul zamanından kalma fotoğrafta o yanındaki yabancı da kim? Bana hiç bahsetmemişti? Niye mesajlarıma geç cevap veriyor? Aradığımda niye daha sonra görüşürüz dedi?…

    Psikolojideki geleneksel yaklaşıma göre , ‘kıskançlık’ insanın yapısında doğuştan varolan bir durum değil. Aksine sonradan öğrenilen bir şey. Herkesin hayatı boyunda birçok kez karşı karşıya kaldığı bir duygu durumu.Kıskançlık genellikle bazıları için kamçılayıcı ve itici bir güç olarak görülse de , aşırı kıskançlık hem kıskançlık gösteren kişiyi hem de karşı taraftaki kişiyi çaresiz bırakabiliyor.Ayrıca psikolojideki geleneksel anlayış kıskançlığı güvensizliğe de bağlar. Çoğu sevgili ise aşkın yoğunluğuna. Biz psikologlar kıskançlığın aşırısının ciddi bir rahatsızlık olduğunu söylüyoruz ama flörtçüler işin tuzu biberi diyor. Kıskançlık ne zaman tuz, biber, ne zaman hastalık?

    Bilen bilir, ya da herkes bilir; kıskançlık ürkütücüdür. İnsanın içini yer bitirir… Birinden şüphe duymak insanı korkutur. Bir rakibin ya da rakibenin varlığından kuşkulanır, onu kaybetmekten korkarsınız. Bunu ona itiraf da edemezsiniz çoğu zaman… Boğazınızda konuşmanızı engelleyen kocaman bir lokma vardır, mideniz bulanır, kafanız karmakarışıktır…Gider gelirsiniz düşünceleriniz arasında…Sanki içinizde iki kişi vardır ve onları susturamazsınız…

    İleri safhalarda artık kendinize engel olamamaya başlarsınız ve telefonlar dinlenir, defterler karıştırılır, bilgisayardaki kayıtlar okunur. Bir nev’i casus olunur kısaca…Kendinize de şaşarsınız…Ayıpladığınız şeyleri yapmaya başlarsınız….Aslında neredeyse herkesin hissettiği bu ortak bulanıklık duygusu, insan doğasının bir parçası olarak görülebilir. Tıpkı kızgınlık, öfke, umut, üzüntü gibi.Bu, hayvanların kendi alanlarını korumak için içgüdüsel olarak mücadele etmesine benzer. İnsan da “kendisine ait” birini başka birine kaptırmama kaygısındandır…

    Her insanda az veya çok kıskançlık duygusu vardır.Çoğumuz için kıskançlık,nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur…O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir… Ya da küçücük bir odada kapatılmış, eliniz kolunuz bağlanmış gibidir…Nefes alamazsınız doya doya…Kıskançlık bir hastalık değildir, aksine dozunda olan kıskançlık normaldir ve sevginin bir göstergesi olarak kabul edilir. Anormal kıskançlık ise yıkıcı bir saplantıdır ve tedavi edilmesi gerekir. Kıskançlığın temelinde genellikle ilişkiyi kaybetmekten korkmak ve bunu hayal etmek olabilir.Bu da kişilerin özgüven eksikliğinden kaynaklanan bir sorun olarak kabul edilir. Kıskançlığın patolojik hale geldiği durumlarda ise hastalar bir hayli zorlanabilir. Çünkü aşırı kıskançlık adaptasyonu bozar, depresyona sürükler ve yetersizlik duygusunu hissettirir.

    Kıskançlık çok aşırıya varmışsa, bu kişiler aşırı gururlu ve geçimsizdirler. Kendini üstün görür , şüpheci ve evhamlı davranırlar. Her şeyden olmadık anlamlar çıkarırlar. Bazen o kadar ayrıntılı düşünürler ki ve öyle kurgular oluştururlar ki bunun şaşkınlığını günlerce atamazsınız üzerinizden… Bu da birçok olumsuz sonuca temel hazırlar.Kişi bu durumdan kurtulmak istediğinde öncelikle buna sebep olan nedenleri bulmaya çalışmalıdır. Bu nedenler çoğu kez sadece kişinin içinde kaldığından dolayı çözümlenemez. Bu yüzden kişi karşısındakine onu rahatsız eden şeyleri anlatmalıdır. Böylelikle kişi belki de kendi inandığı şeyin nedensiz olduğunun farkına varabilir.

    Aşırı kıskanmayı sevginin bir yolu olarak görmemeli tam tersine sevgiyi yıpratan bir unsur olarak değerlendirmeliyiz.Tabi ki dozunda olduğunda kıskançlık zararlı değildir ama abartıldığında sevgi gibi yapıcı bir duygunun zıddı haline gelebileceği unutulmamalıdır…Kıskanmak ve kıskanılmak istemiyorsanız size acil bir reçete: Size yapılmasını istemediğiniz hiçbir hareketi sevdiğinize yapmayınız…

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık duygusu, her insanın yaradılışında vardır. Bu duygunun

    varlığı kişinin gelişiminde etkili olduğu kadar, aşırı uyarılmıs olması

    halinde de yaşamı zora sokar. Hele ki bu bir çocuksa yaşam daha da zor

    bir hal alır.

    Anne-babaların bilmesi gereken en önemli şey ‘kardeş kıskançlığı’nın

    doğal, evrensel ve beklenen bir durum olduğudur. Bu durum karşısında

    paniğe kapılmak oldukça yanlış bir davranış olacaktır. Anne-baba ne

    kadar rahat olursa çocukta bu dönemi bir o kadar rahat atlatır.

    Kıskançlığın en büyük nedeni ; büyük kardeşin en değerli varlığı olan

    anne ve babasını, kardeşiyle paylaşmasıdır. Fakat kıskançlık sadece

    büyük çocukta ortaya çıkan bir durum değildir. Küçük kardeş büyüdükçe,

    büyük kardeşin becerileri karşısında kendini yetersiz hissedebilir ve ona

    tanınan ayrıcalıklar olduğunu düşünerek kıskançlık duymaya başlar.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI KARŞISINDA ANNE – BABA

    TUTUMLARI NASIL OLMALIDIR ?

    – Anne-babalar çocuklarına eşit davrandıklarında kıskançlık tetiklenir.

    Önemli olan eşit davranmak değil ‘adil’ davranmaktır. Çünkü her

    çocuk birbirinden farklıdır. Eşit zaman ayırmak yerine çocuğa

    gereksinimine göre zaman ayırmak gerekir. Sevginizin eşit olduğunu

    göstermek yerine, her çocuğa sadece kendine özel sevgi duyulduğunu

    göstermek doğru olacaktır.

    – Anne- babasının kendine adil davranmadığını hisseden çocuk, anne-

    babasına karşı güvenini yitirirse, kıskançlığın asıl tetikçisi

    ‘güvensizlik’ olur.

    – Bir kardeşin, aileden birine benzetiliyor olması ve bunun dile

    getirilmesi diğer kardeşin kendini dışlanmış hissetmesine sebep olur

    ve bu da kıskançlığı tetikler.

    – Ebeveynlerin doğal olmayan davranışları kıskançlığa sebep olur.

    Örneğin kardeşi dünyaya gelen bir çocuğun annesi hastaneden

    gelirken yanında bir hediyeyle gelir ve ‘ Bunu sana kardeşin hediye

    olarak getirdi’ derse, çocuk bir bebeğin hediye alıp getiremeyeceğini

    bilecek yaşta ise, bu duruma şaşırır ve anne-babasına güveni sarsılır.

    Kardeş kıskançlığı oluşturmak istemeyen ebeveynler çocuklarına

    karşı gerçekçi ve doğal davranmalıdırlar. Yapmacık davranışlar

    çocuğu kaygılandırır, kaygı ise kıskançlığa sebep olur.

    – Bazı durumlarda kardeş kıskançlığı tehlikeli bir hal alabilir ve çocuk

    kardeşine zarar vermeye çalışabilir. Bu gibi durumlarda onları ayrı

    tutmaya çalışmak yanlış bir davranış olacaktır. Kardeşleri mümkün

    oldukça bir arada tutmaya çalışmalı fakat bunu yaparken göz önünde

    olmalarına dikkat edilmelidir. Çocuğun kardeşine zarar vermesi gibi

    bir durumda ebeveynler yeterince net ama sert olmayan bir tavırla

    çocuğu uyarmalıdır. Büyük çocuğa karşı suçluluk hisseden, yeterince

    net sınırlar koyamayan ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebep

    olabilir.

    – Küçük kardeşle ilgili işlerde, çocuğunuzdan yardım istemeniz faydalı

    bir hareket olacaktır. Fakat bunu yaparken çocuğunuza ‘sen abi/abla

    oldun’ gibi sözler söylenmemeli, çocuğa ‘çocuk’ olduğu

    unutturulmamalıdır.

    – Çocuğunuzla kardeşi olmadan önce yaptığınız şeyleri yapmaya

    devam ederseniz yaşanan kıskançlığı en aza indirebilirsiniz.

    – Kardeşi dünyaya geldiğinde çocuğun evdeki düzeni mümkün oldukça

    bozulmamalıdır. En önemlisi önceden çocuğunuza nasıl

    davranıyorsanız öyle davranmaya devam etmenizdir. Aşırı

    davranışlar sergilemeniz, ‘seni daha çok seviyorum’ ‘kardeşin çok

    yaramaz sen çok uslusun’ gibi aşırı sözler çocuğa hem yapmacık

    gelir hem de kardeşler arası yakınlaşmayı engeller.

    Ebeveynlerin üzerine düşen en önemli görev ‘doğal davranmak’tır.

    Ebeveylerin çocuğu kaygılı davranışlarını telaşa vermeden, sakince

    dinlemesi ve doğal davranmaya devam etmesi, çocukta kaygıların

    yersiz olduğu izlenimini uyandırır. Yani çocuk her şeyin yolunda

    olduğunu düşünmeye başlarsa kıskançlık başlamadan sönmüş

    olur.Örneğin kardeşi dünyaya gelen çocuk artık eskisi kadar anne-

    babası tarafından sevilmeyeceğini düşünmeye başlarsa bu kıskançlık

    için yetecek bir cümledir. Ancak anne-baba kendi istifini hiç

    bozmadan hem yeni kardeşi sever, hem de kıskançlık başlayacak

    olan çocuğun kendisini sevmeye devam ederse, çocuğun kıskançlık

    davranışlarından etkilenmeden anne- baba yaşamlarına devam

    ederlerse, çocuk normalleşir. Aslolan çocuğun anne-baba ve evdeki

    bireylerin sevgisini kaybedeceğine karşı kaygılanmasıdır. Kaygının

    ortadan kalkmasının çözümü ise doğal ve rahat davranmaktır.

    Çocuğunuzun durumunun tüm bunlardan daha kötü olduğunu

    düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana danışılmalısınızdır.

    Unutmayın Kardeş kıskanlığı geçici bir süreçtir. Onlar ‘kardeştir’ ve

    aslında birbirlerini çok severler.

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık insanoğlunun en doğal ve evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Bu nedenle sevginin olduğu her yerde kıskançlığın var olduğunu söyleyebiliriz.  Ne zaman bu duygu kişiyi ve kişiler arasındaki ilişkiyi rahatsız etmeye başlarsa, o zaman sevgiyi koruyan kollayan bir duygu olmaktan çıkar ve zamanla sevgiye  ve dolayısıyla da kişiye zarar vermeye başlar. Her kişi hayatının belli bir döneminde kıskançlık duygusunu yaşamıştır ya da yaşamaya devam ediyordur; anne-babayı kıskanma, kardeşi, arkadaşı ve daha ileriki dönemde de mutlaka partneri kıskanma duygusu yaşanır ve yaşanması da çok doğaldır.

    *İnsanlar niçin kıskançlık duygusu yaşarlar?

    Kıskançlığın temelinde özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusu yattığı gibi sevgiyi paylaşmama, paylaşmaya alışkın olmama, dışlanmışlık hissi, yalnız kalmaktan korkma gibi duyguları da içinde barındırır. Kendini dışlanmış hissetme duygusu kıskançlığı tetikleyen duygulardan birisidir. Kıskançlık bazı insanlar tarafından yanlış ve yaşanmaması gereken bir duygu olarak değerlendirilebilir; fakat oldukça doğal ve dozunda olduğunda faydalı bir duygudur.

    * Bu duygu nasıl aşılır?

    Kıskançlık konusuna ılımlı ve dikkatli yaklaşmak gerekir. Kişi basit kıskançlık duyguları ile kendi kendisine mücadele edebilir ve tedavi edebilir. Kişi kıskançlık hissettiği andaki düşüncelerini inceleyerek, ifade ettiği duygunun ardında yatan iç konuşmaları yakalayarak, kıskançlık duygusundan önce gelen duyguyu ortaya çıkarmayı başarabilir. Kıskançlık duygusunun nedeni araştırılmalıdır. Haklı mı haksız mı olduğu, bu duygunun ardında yatan temel duygunun ne olduğu incelenmelidir.İleriki boyutlardaki kıskançlık psikolojik rahatsızlıklara yol açabilmektedir; çünkü kişi her an aşırı stres altında yaşamaktadır ve bir süre sonra bununla baş edemeyeceği durumla karşı karşıya kalacaktır. Bu aşamada mutlaka psikolojik bir destek alması önemlidir….

  • Kıskançlık ve Othello Sendromu

    Kıskançlık ve Othello Sendromu

    Kadın ve Erkek ilişkisi

    Cinsellik, erkek ve kadın arasında olan temel arzu ve isteklere dayanan dürtü ve hislerdir (WHO, 2015). İnsan varolduğu günden itibaren varoluşunu sürdürmek, neslini artırmak için içgüdüsel olarak bu hisleri yaşamakla kodlanmıştır. Bu hisleri yaşayan kişiler sosyal çevreleri biçimlendikçe daha kompleks duygular geliştirmeye başlamışlar, örneğin aşk, flört gibi. Oysa ki insanların ilk temel dürtüleri cinsellik ve üremeydi. Aşama aşama sosyal faktörler, dinler ortaya çıktıkça insanlar sosyal normlara göre biçimlendikçe sahiplenme, aile kurma, anne-baba olma, eş, sevgili, nişanlı olmak gibi çok farklı sıfatlara sahip olmaya başladılar. Sosyal normlar farklı anlamlar kazanmaya başladıkça kişiler farklı duygular geliştirmişler; bunlardan biri de kıskançlık duygusudur. Kişiler ilişkiye başlamadan önce bilinçaltında bir çok beklentileri olsa da bunlardan en önemlisi sevilmek arzusudur. Bu psikolojik ve sosyal gereksinimdir. Kişiler okudukları kitaplardan, baktıkları dizilerden, filmlerden, çevrelerinden duydukları hikayelerden ideal bir aşk yaşayacaklarının hayalini kurmayı öğrenmişler. Oysa ‘ideal Aşk’tan çıkardıkları anlam bilinçaltında kendilerine koşulsuz-şartsız aşık bir kişiye sahip olma dürtüsüdür. Bu psikolojik olarak zorlu hayat tecrübesine sahip ve çocukluktan sevgiye aç olan kişiler arasında görülebileceği gibi, yukarıda not ettiğimiz sosyal beklentilerle de alakalı olabiliyor.

    Kıskançlık

    Bu sebeplerden kıskançlık duygusu doğar. Kişiler kıskançlık duygusunu aşkın ayrılmaz bir parçası olarak düşünselerde aslında tamamen farklı bir duygudur. Kişilerin beyinlerinde oluşturdukları farklı düşüncelerin sonucu olarak ortaya çıkan ‘kıskançlık’ duygusu ne kadar seversen o kadar kıskanırsın mantığına göre sosyal olarak çerçevelenmiştir. Yani kişi ne kadar çok kıskanılırsa o kadar çok sevildiğini düşünür, ya da ne kadar kıskanırsa o kadar çok seviyordur hissine kapılır. Ve sonuç olarak bilinçaltında yatan ‘eşsiz aşk konsepti’ kıskançlıkla eşleştirilir. Oysa analizime göre kıskançlık:

    1. Kıskançlık karşı tarafın özgüven sorunu olarak ortaya çıkan bir durumdur. Kişi kendine ve partnerine ne kadar güvense de, partnerinin ondan başkasına ‘güzelmiş, yakışıklıymış, akıllıymış, zekiymiş ve s….. bir çok örnek verilebilir’ – demesini, veya aklından geçirmesine tepki verir, çünkü her birey partneri için ‘süper star’ olmak istiyordur. Bu genelde naif duygulardır ve ilişkiye başlayan kişilerin kıskançlıktan beklentisi budur. Kişi partnerinin ona ne kadar değer verdiğini hisseder ve çizgiler aşılmadıkça bir çok kişi bu durumdan zevk alır. Bu durum genelde bilinçaltında yatan Epik aşkın göstergesi olarak sosyal olarak kabul edilmiştir.

    Not: Bu durum sürekli partnerini başkalarıyla kıyaslayarak küçük düşürme durumuyla alakalı değildir.

    1. Partnerinin ondan önceki yaşamındaki ilişkileri hakkında fazla bilgi ve detaylara sahip ve ya tam aksine ve bu yüzden kişi her zaman için potansiyel tehlike olabilme ihtimalini göz önünde bulunduruyordur.

    2. İlişkilerinde sağlıksız giden bir durum vardır ve ilişki durumları askıdadır, kişi ortada 3.şahsın olduğundan şüphelenmeye başlayabilir

    3. İlişkilerini sağlıksız duruma getirmiştir kendisi, ihanet veya flörtler yapıyordur, ben yapıyorsam acaba karşı tarafta mı bunu bana yapıyor düşüncesi kişini terk etmez. Burada bilinçaltında yatan duygu kişinin vicdanıdır, ihanet etmesine rağmen partnerine karşı hisleri vardır ve sürekli yaptığı şeyin yanlış olduğunu algılar, ama bir daha aynı şeyi yapmaktan kendini alı koymak konusu ise tartışılır.

    4. Othello Sendromu – Paranoya – ortada hiç bir sebep yokken kişinin karşı tarafı ihanetle suçlaması

    Othello sendromu

    (Delüzyonel kıskançlık; patolojik kıskançlık)

    Kişi hiç bir gerçek sebep ve ispat olmaksızın partnerinin onu aldattığını, ona ihanet ettiğini düşünmesi, ve sonuç olarak sosyal olarak kabul görmeyen ve anormal davranışlar sergilemesi durumudur. Bu aşağıdaki bazı örnekleri içerir:

    • Parterini sürekli başkalarına bakıyor mu diye takip etmek

    • Partnerinin davranışlarını sürekli sorgulamak

    • Partnerinin telefonunu sürekli kontrol etmek, gelen aramaları, mesajları, yanlış olsa dahil sorgulamak

    • Sosyal medya kullanmaya izin vermemek

    • Nerede olduğunu, ne yaptığını, kiminle olduğunu çapraz sorgularmış gibi sorgulamak ve yalanını ortaya çıkarmağa çalışmak için uğraş vermek

    • Ev dışında bir hayatının olmasını engellemek

    • Parterinin bu durumdan kurtulmak için yaptığı her davranışını (boşanma, evi terk etme ve s.) ihanet olarak değerlendirmek ve onu ihanetle suçlamak

    • Partnere karşı sözel ve fiziksel şiddet uygulama.

    • Partnerini kıskançlığına sebep olduğu için suçlamak

    • Patolojik kıskançlık davranış sergilediğini kabullenmeme

    • Başkalarına ve kendine zarar vermekle tehdit etmek

    Takıntılı ‘Othello’ sendromunda kıskançlıkla ilgili endişeler kişiyi terk etmezken, onu sürekli parterini kontrol etmeye iterken, özgürlüğünü sınırlarken, delüzyonel kıskançlıkta kişi partnerinin davranışlarından veya sebepsiz olarak sonuçlar çıkarır, örneğin partnerinin ona cinsel performansını düşürmesi için karışım içirdiğini düşünebilir, sevgiliyle rahat zaman geçirebilmesi için. Veya partnerinin başkasından cinsel yolla bulaşan bir mikrop kaptığını ve o mikrobun ona bulaştığını düşünebilir. Her iki sendrom beraber görülebileceği gibi, tek tek de görülebiliyor.

    Rahatsızlık psikolojik, sosyal ve kişilikle ilgili sebeplerden ortaya çıkabilir. Erkek hastalarda genelde cinsellikle ilgili güçlü doyumsuzluk ve ihanet bu durumu tetiklerken, kadınlarda güçlü duygusal doyumsuzluk ve duygusal ihanetler bu durumu tetikleyebiliyor. Ayrıca alkol, amfetamin, ve kokain kullanımı bu rahatsızlığı tetikleyebiliyor (Kingham , 2004; Shephard & Michael, 1961).

    Tedavi

    Rahatsızlık psikiyatrik ilaçlarla (anti-psikotik ve anti-depresan) tedavi edilirken, yanında psikoterapi alınması gerekir. Psikoterapi kişiye ve partnerine psiko-eğitim vermek, davranışsal ve ya bilişsel davranışsal terapi yapmak, aile, çift terapisi, bireysel terapi ve s şekilde uygulanmalıdır.

    Durum çok ciddi rahatsızlık olduğu için hastanın başkalarına ve kendine zarar verme olasılığı çok yüksektir. Bunun için profesyonel yardım alınması şarttır.

    Kaynakça

    Kingham M., (2004). Aspects of morbid jelousy. Advances in Psychiatric Threatement 10(3): 207-215

    Sexual and reproductive health: Defining sexual health”. WHO.int. World Health Organization. Retrieved 20 June 2015.

    Shephard, Michael (1961). “Morbid Jealousy: Some clinical and social aspects of a psychiatric symptom”. Journal of Mental Science 107: 687–753.