Etiket: Kişinin

  • DEPRESYON: GÜNEŞİ OLMAYAN ÜLKE

    DEPRESYON: GÜNEŞİ OLMAYAN ÜLKE

    Hepimiz çoğu zaman kendimizle ve dış dünyayla ilgili olumsuzlukları ya görmezden geliriz ya da çok fazla dikkate almamaya çalışırız. Neşemizi kaçıracak, moralimizi bozacak türden olaylar, yaşantılar, kişiler ya da düşüncelerden kaçınma davranışı içinde oluruz. Daha çok kendimizle ilgili olumlu şeyleri dikkate almaya ve olumlu yönlerimize odaklanmaya çalışırız. Bu durum bir çeşit denge halidir. Ruh sağlığımızı korumak amacıyla farkında olarak ya da olmayarak sergilemiş olduğumuz bu tutum bizi aslında korumaya yöneliktir. Fakat öyle zamanlar vardır ki kimi insanlar hayatlarının belli dönemlerinde bu mekanizmayı ters yönde kullanmaya yönelirler. Hep kendileri ve çevreleri ile ilgili olumsuz düşüncelere kapılırlar. Her şeyin olumsuz tarafını görmeye başlar, olumlu olan hiçbir şeyi dikkate almazlar. Zamanla bu düşünceler bir de bakmışsınız ki kendinizi olur olmaz her konuda suçlamaya, kendinizi değersiz görmeye kadar ilerlemiş.
    İşte depresyon dediğimiz şey de kişinin ruh dünyasının yavaş yavaş kararmasıdır. Ruh dünyamızda gün batımı başlamıştır ve güneş yavaş yavaş batmaya başlar. Gün batımından sonra da güneşin doğması için çok uzun süre beklemek gerekir. Aslında depresyonu yaşayan kişiler için güneş hiç doğmayacakmış gibidir. Depresyonda olan kişinin iç dünyasında, artık güneş hiç doğmayacakmış algısı oluşur. 
    Son derece çökkün bir duygu halinde olan kişi, kendisini aşırı değersiz hisseder, gelecekten beklentisi kalmamıştır, eskiden kendisine keyif veren etkinlikler anlamını ve değerini yitirmiştir. Dünyayı artık sürekli negatif kutuptan yorumlar. Her şey onun için bir acı kaynağına dönüşür. Yakın çevrenin desteği ise yeterli değildir. 
    Takma kafana,
    Zamanla geçer,
    Dert ettiğin şeye bak,
    Senden daha kötü durumda olan insanları düşün,
    Kur’an oku, namazlarını aksatma, dua et
    Git biraz gez dolaş, tatil yap
    Yakın çevrenin teselli adına yaptığı bu ve benzeri pek çok yorum depresyona girmiş kişinin dünyasında hiçbir karşılık bulmaz.
    Depresyonda olan kişinin konuşması, hareketleri ve düşüncesinde de yavaşlamalar söz konusudur. Kimi zaman da depresyonda olan (Kaygılı) kişiler aşırı hareketli olabilirler. Sürekli bir ileri bir geri gidip gelir, ellerini ovuşturur, yerlerinde duramaz ve ritmik bacak hareketleri sergilerler. 
    Depresyona girmiş olan kişiyle ilgili olarak yakın çevrenin yaptığı yorumlar da çok isabetli olmamaktadır. Genellikle depresyon öncesi yaşanan olumsuz bir olaya takılıp kalınmaktadır. Unutmayınız ki depresyonu tek bir sebebe bağlamak çok da isabetli değildir. Genellikle depresyonu hazırlayan bir düşünce sistematiği vardır ve bu düşünme şekli nedeniyle insanlardan bir kısmı depresyona daha fazla yatkınlık göstermektedirler. Depresyonun nedeniyle ilgili pek çok farklı görüş de bulunmaktadır. Fakat hepsini burada zikretmek olanaksızdır. 
    Şimdi kısaca maddeler halinde depresyonun ne gibi belirtileri olduğuna bakalım.
    DEPRESYONUN BELİRTİLERİ
    1.Çökkün duygu hali neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde vardır.
    2.Neredeyse bütün etkinliklere karşı ilgide belirgin bir azalma söz konusudur. Daha önce zevk aldığı etkinliklerden zevk alamaz durumdadır.
    3.Kilo vermek istemediği halde çok kilo verme ya da tam tersi, istemediği halde çok kilo alma söz konusudur. Bir ayda kendi kilosunun %5’inden az ya da çok olur.
    4.Neredeyse her gün uykusuzluk ya da aşırı uyuma söz konusudur.
    5.Hareketlerinde gözle görülür biçimde aşırı derecede yavaşlama ya da aşırı hareketlilik söz konusudur.
    6.Bitkinlik ya da içsel gücün kalmaması duygusu söz konusudur.
    7.Değersizlik ya da aşırı veya uygunsuz suçluluk duygularının eşlik etmesi söz konusudur.
    8.Neredeyse her gün düşünmekte ya da odaklanmakta güçlük çekme, kararsızlık yaşama söz konusudur.
    9.Ölüm düşünceleri ya da kendini öldürme düşünceleri söz konusudur.
    Hiç şüphesiz yukarıda sayılmış olan belirtiler bir uzman gözleminden sonra anlam ifade eder. Aksi takdirde okuyucu bu belirtileri okuyarak kendince tanı koymaya çalışmamalıdır. Kaldı ki depresyon günümüzde herkesin bildiği(ni sandığı) son derece istismara açık bir kavramdır. Sık sık ‘Yas’ ile karıştırılan depresyon, her üzüntülü olan kişinin kendi kendisine özensizce koyduğu bir teşhis haline gelmiştir. 
    Yeri gelmişken yas ile depresyon arasındaki önemli farkları da belirtelim.
    YAS İLE DEPRESYON ARASINDAKİ FARK
    Yas tutan kişide baskın olan duygu hali; boşluk duyguları ve yitirilen kişidir
    Depresyonda ise; neredeyse devamlı bir hal almış çökkün duygu hali söz konusudur. Ayrıca mutlu olmak ya da etkinliklerden zevk almak konusunda bir beklenti içerisinde olmama hali vardır. 
    Yas tutan kişide yaşanan üzüntü ve keder duygularının yoğunluğu günler ve haftalar içinde azalma eğilimi gösterir. Bu belirtiler bazen artabilir (kayıpla ilgili anıların canlanması durumunda)
    Depresyonda ise çökkün duygu hali (dolayısıyla keder ve üzüntü duyguları) daha sürekli bir haldedir. Herhangi bir düşünceye bağlı değildir. 
    Yas tutan kişide yaşanan duyguya kimi zaman olumlu duygular ve komiklikler eşlik edebilir. Örneğin gurbette yaşayan bir aile cenaze nedeniyle bir araya geldiklerinde akşam dertleşip sohbet edebilirler. Bu sohbet kimi zaman uygunsuz kaçsa da neşeli bir hal alabilir. Fakat aynı kişiler ertesi gün kederli bir şekilde defin işlemlerini yapabilmektedir. 
    Oysa ki depresyonda olan bir kişide bu durum söz konusu değildir. Genel bir mutsuzluk hali mevcuttur. 
    Yasa eşlik eden düşünceler daha çok ölen kişiyle ilgili düşünceleri ve anıları düşünüp durma şeklindedir. 
    Depresyonda ise düşünce, daha çok kişinin kötümser düşüncelere kapılması ya da kendini yoğun bir şekilde eleştirmesi şeklinde tezahür eder.
    Yasta benlik saygısı –kişinin kendine olan saygısı- genellikle korunmaktadır.
    Depresyonda ise kişi kendisine karşı olumsuz duygular besleme yoluna gider ve kendini yoğun değersizlik duyguları içerisine atar.
    Yasta kendini aşağılama yoktur. Varsa da daha çok ‘rahmetli’ ile ilgili yapılamayan düşünce ve davranışlarla bağlantılıdır.
    Yastaki kişi ölmeyi arzu ediyorsa bile bu durum daha çok ölen kişiye ‘kavuşma’ arzusundan kaynaklı geçici düşüncelerdir.
    Oysa ki depresyonda olan kişide bu düşünceler, değersizlik duygularından dolayı ya da yaşamayı hak etmediği veya acıyla başa çıkamadığı için ortaya çıkabilmektedir.
    Bütün bu verileri göz önünde bulundurduğumuzda her üzüntülü, kederli olan kişiye depresyonda demek imkansızdır. Genellikle gündelik dilde bir kişi bize ‘Depresyondayım’ dediğinde aslında çok mutsuz ve üzüntülü olduğunu ifade etmektedir. Fakat bir kişinin gerçekten de depresyonda olup olmadığı uzman görüşüne bağlıdır. Dolayısıyla her durumda yukarıda belirtmiş olduğumuz depresyon belirtilerini gösteren kişilerin mutlaka bir uzmana başvurmaları gerekmektedir. 
    Depresyonda olan kişinin yardım alma konusunda da isteksiz olabileceğini unutmamak gerekir. Bu nedenle yakın çevresinin, ailesinin bu konuda kişiyi teşvik etmesi ve desteklemesi son derece önemlidir.

    Sağlık, ve mutluluk dileklerimle…
    Yararlanılan kaynaklar:
    1.Orhan Öztürk, Ruh sağlığı ve Bozuklukları, Ankara, 2004
    2.DSM 5
    Hakan TOKGÖZ
    Klinik Psikolog 
    Konya

  • MORBİT OBEZİTE

    MORBİT OBEZİTE

    Obezitenin dünyada hızla yaygınlaşması ve bunu önleyebilmek adına şişmanlık ameliyatlarının ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nca sigorta kapsamına alınması; morbit obezite ve ona bağlı rahatsızlıkların çağımızın en önemli sorunlarından olduğuna dair yeterli bir kanıttır.

    Diyet ve Çabaların İşe Yaramadığı Durumlar

    Fazla kiloların vücuda yapışıkmış gibi kronik bir hale gelmesi ve sağlığı tehdit eden boyutlara varması sorununa“morbit obezite” diyoruz. Normal bir birey beyinden gelen uyarıcı sinyallerle karşısında yiyerek açlık duygusunu kesmeye çalışır. Morbit obezite tedavisi gerektirecek düzeye varan rahatsızlıklarda ise birey zamanla yeme dürtüsünü kontrolsüz bir alışkanlığa dönüştürür. Diyetler veya yemeği kısarak yaşamını sürdürme çabası kişinin beden bütünlüğünü tehdit ettiği gibi psikolojisini de olumsuz yönde oldukça yıpratır.

    Morbit Obezitenin Temel Nedeni

    Diyet, egzersiz, besin takviyesi kullanımı ve diğer kilo verme yöntemlerinin işe yaramadığı ya da sınırlı fayda sağladığı durumlarda cerrahi çözümlere başvuran ve dengeli beslenme reçeteleriyle iyileştirilmeye çalışılan hastaların tedavi sürecinde uygun psikolojik destek almamaları, süreç içinde aşırı mutsuzluğa ve artan dengesiz duygu durumu gibi farklı sıkıntılara yol açabilmektedir.

    Obezite ve psikoloji ilişkisini kurmak ilk bakışta size zor görünmüş olabilir. Ancak obez bireyler üzerinde yapılan araştırmalarda bu kişilerinçocukluk ve bebeklik dönemlerinde daha az kilo problemi olanlara kıyasla daha fazla olumsuz deneyim yaşadıkları saptanmıştır.

    Doymanın verdiği rahatlamahenüz bebekken öğrenilir. Bebekler “ilk rahatlama duygularını” açlığın yarattığı fiziksel huzursuzluğun giderilmesiyle yaşarlar.Bu huzursuzluğun bitişiyle bebek, iyi ve güvende olduğu hissiyle tanışmış olur. Özetlemek gerekirse açlık bebek için en erken “acı çekme” iken, tokluk en erken “rahatlamadır”. Kontrolsüz yeme, hızlı kilo alma, kilo verememe gibi günümüzde oldukça yaygın görülen problemlerin ve obezitenin psikolojik nedeni de özünde bu şartlanmaya dayalıdır. Yaşamın ilk yıllarında bebeğin açlık duygusunun az giderilmesi ya da gereğinden fazla giderilmesi yetişkin yaşamında yemek yeme davranışı üzerinde etkili olmaktadır.  

    Kişinin kendi bedenini nasıl algıladığı, sorunlarla baş edemediğinde hangi yemeklere yöneldiği ya da yemek yemeyi hangi durumlarda normal ihtiyaç düzeyinin ötesine taşıdığı gibi konular da morbit obezitenin tedavisi sürecinde mutlaka üzerinde durulması gereken psikolojik verilerdir.

    Morbit Obezite, Diyetler, Cerrahi Müdahale Ve Psikoloji

    Kilo sorunu genetik, fizyolojik, nörolojik, çevresel ve duygusal faktörlerden, hatta bu faktörlerin çeşitli yönleriyle bir araya gelmelerinden doğabilir. Bu nedenle bütünü görmeden, yalnızca detaylar üzerinde yapılacak iyileştirmelerinistenen sonuçları vermemesi mümkündür. Günümüzde obezite cerrahisi ve kalori kısıtlamaya dayalı diyetler bu bütünü tam anlamıyla kapsayamadığından yapılan müdahaleler doğru olsa dahi eksik kalabilmekte, morbit obezite sorunu yaşayan bireyin mutsuz ve çaresiz hissetmesinin önüne geçememektedir.

    Kilo Vermek İsteyenlere Psikolog Desteği Şart

    • İştahımı Nasıl Kesebilirim?

    • Neden Gözüm Doymuyor?

    • Beni Daha Fazla Yemeğe İten İçgüdü Ne?

    • Korkularım ve Sınırlarım Nelerdir?

    • Mutsuz Eden Duygusal Bağımlılıklarım Nelerdir?

    Gibi sağlıklı kilo verme konusunda zihninizde oluşabilecek sorulara cevap bulunması, bilinçaltı düzeyde negatif kalıplarınızın yıkılıp zihninizin yeniden yapılandırılması, dengeli kilo kaybının sağlanması ve ideal kilonun korunması konusunda psikolojik destek; hedefinize kendinizi kötü hissetmeden, bütün dikkatinizi vererek ulaşabilmeniz açısından son derece kritiktir.

    Psikolog Ne Yapar?

    Yemek yemenin açlık dışında hangi ihtiyacımızı ya da çözemediğimiz sorunu (öfke, heyecan bozukluğu, kendini değersiz hissetme, sorunlarla baş edememe, yalnızlık, güvensizlik, cinsel tatminsizlik vb.) tatmin ettiğini tespit eder.Kilo vermeye karşı geliştirdiğiniz direncintemeline iner. Unutmayın ki sorunu doğru tespit etmek, onu çözmenin yarısıdır.

    Bilinçaltı düzeyde yer alan ve kilo vermeyi zorlaştıran yerleşik kalıpları kişinin bilincinin onayını alarak psikoteknik yöntemlerle(Hipnoz, EFT, bilişsel terapi gibi) yıkar, sağlıklı olan yapıyı bilinçaltınayeniden kodlar.

    Psikiyatrik desteğin yanında beslenme ve egzersiz konularında da güvenilir uzman tavsiyelerinde bulunur. Cerrahi müdahaleninzorunlu olması ve istenmesi halinde bu konuda yönlendirme yapar.

    Son Söz

    Morbit obezite ve diğer kilo sorunları söz konusu olduğunda herterapi kişinin ihtiyacına göre şekillenir. Çünkü yemek her birey için farklı ihtiyaçlara hizmet eder. Benzer sorunlar yaşayan kişilerin hepsinde görülen ortak özellikler ise yaşanan duygusal patlamalar ve kendini sınırlama konusunda çekilen sıkıntılardır. Tam da bu nedenle obezite tedavisi kapsamında uzmanından psikolojik destek alınması son derece önemlidir. Zamanında alınan bu destek yalnızca ameliyat ya da tedavi sürecinde değil, geri kalan süreçte de verilen kiloların hızla geri alınması, mutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik hissi yaşanması gibi durumlarda da kişinin en yakın dostu olacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    1. ORGAZM OLAMAMA

    Zihinde başlayan sorunlar zihinden çözümlenmelidir. Orgazm olmaya direnen bir zihin bunu alışkanlık haline getirerek aslında orgazm olamamayı öğrenmiştir. Gerek kişinin kendini tanıması gerekse partnerinden beklentilerini karşılayamaması bu sorunu kronikleştirmiş olabilir.

    1. AŞIRI MASTURBASYON

    Karşı cins ile sağlıklı bir birliktelik gerçekleştiremeyen. Çoğunlukla içe kapanık kişilerde daha yaygın görünen kişilerde aşırı uyarılma ve ejekülasyon mastürbasyon ile gerçekleşmektedir. Zamanla bunu her zaman isteyen ve enerjisini dengeleyemeyen kişilerde sorun olur.

    1. ERKEN BOŞALMA

    Cinnsel ilişki kişinin kendi mutluluğu kadar karşısındaki kişinin de mutluluğuna hizmet eder. Bu ilişkide taraflardan birinin erken boşalması hedefe varmadan gücün tükenmesi sürecini doğurur ki bu da bir süre sonra karşı tarafta isteksizlik veya hayal kırıklığına neden olur.

    1. CİNSEL TAKINTILI DÜŞÜNCELER

    İstemediğiniz halde erotik hayaller kurmaktan kendini alıkoyamama. Gözünüzün her fırsatta karşınızdaki kişinin cinsel organlarına takılması. Cinsel içerikli rüyaların sıklığı. Sürekli uyarılmak ve günlük rutin işlere verimli bir konsantrasyon sağlayamamak cinsel takıntılı düşüncelerde görülen en yaygın sorunlardır.

    1. VAJİNİSMUS

    Kadınlarda ilk gece korkusu olarak ortaya çıkan, ancak evlendikten sonra aylar geçmesine rağmen ilişkiye girememe hali Türk toplumunda her 45 kadından birinde görülebilmektedir. Bu korku istemsiz kasılmalarla vajinayı kapatır ve zevkli olacak bir ilişkiyi acılı bir sürece dönüştürür. Mahremiyetinden dolayı bunu kendi içinde çözmeye çalışan çift bazen aradan yıllar geçtikten sonra bile bu durumun sonuçlarına razı olarak yaşamı sürdürür.

    1. AŞIRI İSTEK VEYA İSTEKSİZLİK

    İstek ve isteksizliğin uç noktaları tarafların ihtiyaçlarından fazla veya yetersiz oluşması halinde çiftlerde sorun yarabilir. Birin çok istekli olması diğerini yorabilecekken bir diğerinin isteksiz oluşu diğerini arayışlara sürükleyebilir. İlişki veya evlilik sadakatini tehlikeye atar.

    1. TACİZ KAYNAKLI KORKULAR

    Her taciz bir travmayı beraberinde getirir. Bu travmanın şiddeti karşı cinse olan güvensizliği doğurur ve kişinin kendine verdiği değeri değersizleştirir.

    1. İLİŞKİ KORKUSU

    Cinsellik konusunda tabularla yetişen bireyler ilişki öncesi yaşadıkları aşırı güvensizlik. Güzel bir ilişkinin başlamadan bitmesine neden olabilir.

    Cinsel terapilerde eşlerin birlikte katılması süreci daha verimli hale getirebilir ancak hipnoterapide böyle bir zorunluluk yoktur. Sorunun altında yatan nedenler tespit edilerek önce bilinç düzeyinde kişi bilinçlendirilir. Sonra çözümleri bilinçaltı düzeyde kişinin bilinçaltına yüklenir. Arzu edilen sonuç oluşuncaya kadar seanslar tekrar eder. Eğer bu sonucu oluşturan fizyolojik sebepler olduğundan şüpheleniliyorsa önce bunun patalojisi incelenmelidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Sağlıklı kilo vermenin yolu metabolizmanızın şifresini çözmekten geçiyor

    Sağlıklı, açlık krizlerine girmeden ideal vücut hatlarına sahip olarak zayıflamak istiyorsanız metabolizmanıza hangi besinlerin uygun olduğunu seçebiliyor, Parmak İzi yöntemiyle sağlıklı bir şekilde fit kalabiliyorsunuz.

    Yapılan kan, hormon, kan şekeri, enzimler ve diğer parametreler göze alınarak 3 bin besin içinden metabolizmanıza en uygun besinler belirlenip sağlıklı kilo vermeyi sağlıyor. Kişi, açlık krizine girmeden kendi metabolizmasına uygun yiyecekleri tüketerek sağlıklı beslenmiş oluyor. Ayrıca uygulanan yöntemle; var olan tansiyon, şeker, tiroid gibi hastalıklarda gözle görülür ölçüde düzelmeler gözleniyor. Kişinin parmak izi gibi çalışacak bu beslenme uygulamasıyla kişinin ne yiyip ne yemeyeceği, hangi saatte ne tüketeceği, nelerden uzak durması gerektiği belirlenebiliyor.

    Yüzlerce diyet çeşidi deneniyor ancak her diyet kişinin zayıflamasına yardımcı olmuyor. Kişiye ait DNA’ların, kodların, kan grubunun, hormonların beslenmede önemli faktörler arasında. Salt diyet programları kişiyi zayıflatmıyor ancak kişiye özel sağlıklı beslenmeyle fit kalmak mümkün. Önemli olan kişinin metabolizmasına ve değerlerine uygun beslenmesi. Her kişinin nasıl ki parmak izi farklı ise metabolizması da farklıdır, bu yöntem de her kişinin değerlerine özel uygulanıyor.

    Bu program sayesinde, kilo problemleri büyük oranda ortadan kalktığı gözlemlenmiş, şok diyetlerden uzak olan bu program, kişiye özel olduğu için öncelikle kişinin sağlık durumu düşünülerek hazırlanıyor. Bu yöntem uygulanırken kişinin metabolizma dengesinin, en verimli şekilde çalışması hedeflenerek mevcut hastalıklarında beraberinde tedavi edilmiş oluyor. Örneğin, şeker, kolesterol, tansiyon, tiroid gibi sorunlarda gözle görülür ölçüde düzelmeler oluyor.

    Yaza Fit Girin!

    Yaz mevsimine fit bir görünümle girmek isteyenlere metabolizmalarını yaza hazırlamaları öneriliyor. Kişinin kaç saatte besleneceğini gün içinde kaç saat aç kalacağı hatta yemeğe hangi lokma ile başlayacağı ve hangi lokma ile bitireceğine kadar özel bir program uygulanıyor. Programdaki temel amaç; kişinin tamamen kendi bünyesine uygun sağlıklı besinleri yemesi. Uygulamanın olumlu yönleri: ‘’Kendi bünyesine uygun besinler sayesinde kilo vermek isteyen hasta, eski yaşantısına göre çok daha sağlıklı besleniyor. Programları uygulayanların memnuniyeti; daha iyi uyuyabildikleri, sağlıklı beslendikleri, sarkma olmadan kilo kontrolü sağladıkları ve psikolojik olarak da olumlu yönde etkilendikleri yönünde.’’

    Bir üniversite öğrencisi hastası bilgisayar ve playstation oyunlarının başından kalkmayarak hareketsizlikten kilo alıyor ve hastasının kilo verme hikâyesi şöyle: “Bir üniversite öğrencisi bilgisayar ve playstation tutkunu. Bilgisayarda sabahlara kadar oyun oynuyor ve de hareketsizlikten abur cubur yemekten 130kilolara dayanıyor ve sosyal açıdan tamamen içe kapanık asosyal hale geliyor, tüm özgüven kaybolmuş. Bu sistemi uygulamaya karar verdikten sonra 6 ayda 89 kiloya düşüyor. Şu anda hem sosyal hem çok rahatlıkla spor yapabiliyor. Ve de çok başarılı bir şekilde hayatına devam ediyor.”