Kişilik, bir kişinin kendine özgü düşünce, duygu ve davranış kalıplarını ifade etmek için kullanılır. Kişilik ilk çocukluk yıllarında şekillenir ve çoğu zaman sonraki yıllarda da önemli değişiklikler göstermeden süregider. Kişilik özellikleri insanların kendisini, başka insanları ve olayları algılama ve yorumlama biçimlerinde; duygusal tepkilerinde; diğer insanlarla ilişkilerinde; gereksinim, istek ve dürtülerini doyurma biçimlerinde kendini gösterir.
Bir insanı tanımlarken “kendini beğenmiş”, “yalancı”, “titiz”, “arkadaş canlısı”, “soğuk”, “alıngan” gibi çeşitli sıfatlar kullanırız. Bu tanımlamalar o kişinin kişilik yapısını oluşturan özelliklerdir. Ancak her hangi bir davranış biçiminin kişilik yapısı sayılabilmesi için bunun süreklilik göstermesi gerekmektedir. Kişide genel olarak gözlenmeyen ve belli bir olay karşısında gösterdiği davranış biçimi kişilik özelliği olarak sayılmaz.
Kişilik yapısı insanların diğer insanlarla ilişkilerini, toplum içindeki uyumunu, kendini algılayış biçimini etkiler. O nedenle bir insanı değerlendirirken onun huyuna ya da kişilik yapısına ister istemez dikkat edilir.
Bazılarının kişilik özellikleri ise diğer insanlarla ilişkilerini, kendini ve çevresinde olup bitenleri uygun biçimde algılama ve yorumlamasını belirgin biçimde olumsuz etkilemektedir. Bu durumda kişilik bozukluğundan söz etmek mümkün olmaktadır. Ancak kişilik özeliklerinin ne zaman kişilik bozukluğu sayılabileceği konusunda sınırlar son derece belirsizdir. Kişilik bozukluğundan söz edilebilmesi için kişiliği oluşturan davranış kalıplarının ya da davranış örüntüsünün kişinin içinde yaşadığı kültürün normlarından belirgin biçimde farklı olması; esneklik taşımaması, uzun süredir bulunması (en azından ergenlik ya da genç erişkinlik döneminden beri); kişinin diğer insanlarla ilişkilerini, toplumsal ve mesleki yaşamını olumsuz etkilemesi gerekmektedir.
Ancak günlük yaşamda bir kişinin davranış örüntüsünün kişilik bozukluğu sayılıp sayılmayacağı çok yararlı bir tartışma değildir. Kişinin ne tür kişilik yapısına sahip olduğunu ve bunun yaşamını nasıl etkilediğini anlamaya çalışmak daha uygun gibi görünmektedir. Diğer yandan bir insanda hiçbir zaman bir kişilik yapısı saf olarak bulunmaz, her zaman bir çok kişilik yapısının özelliklerinin bir karması bulunur. Günümüzde Amerikan Psikiyatri Birliği’nin ruhsal hastalıkları sınıflandırma sisteminde paranoid, şizoid, şizotipal, antisosyal, borderline, histriyonik, narsisistik, çekingen, bağımlı ve obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu olmak üzere on kişilik bozukluğu tanımlanmıştır.
Etiket: Kişilik
-

Çocuklarda Kişilik Bozuklukları
-

Histerik Kişilik Bozuklukları
DSM-5 kriterlerine göre histrionik kişilik bozuklukları sınıflandırılması itibariye B grubu kişilik bozuklukları tanı kriterleri arasındadır. Histrionik kişilik bozukluklarını erken erişkinlikte başlayan ve değişik bağlamlarda ortaya çıkan aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı ile yaygın bazı örüntüleri de mevcuttur. Bu tanı kriterlerinden beş ya da daha fazlası bireylerde var ise hekimler tarafından bu tanı girilmektedir. Peki, bu kriterler şunlardır: ilgi odağı olmadığı zamanlarda rahatsız olma, kişilerarası etkileşimlerinde, cinsel yönden, baştan çıkarıcı uygun olmayan davranışları varsa, birden değişken ve sığ duyguları var ise, ilgi çekmek için dış görünümünü kullanıyorsa, gereğinden çok etkileniyor ve yoksun bir konuşma biçimi varsa, yapmacık davranışlar sergiliyor ve duygularını abartıyorsa, kolay etki altında kalıyorsa, ilişkilerinde daha yakın olunması gerektiğini düşünüyorsa bu tanı aklımıza gelmektedir.
Bu kişilik bozukluğu yaşayan bireylerde aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı görülen bir yapı vardır. Fiziksel çekicilikle açık bir biçimde baştan çıkarma ile ilgilidirler ve kendilerini en rahat hissettikleri an ilgi odağı oldukları durumdur. Kişilik bozukluğundaki kişilerin duygusallığı uygun olmayan şekilde mübalağatif, değişikli gösteren ve yüzeyden şeklinde görülür. Genel olarak izlenimci pozisyon biçimiyle canlı ve dramatiktirler. Çabuk heyecanlanan, uyarılmayı isteyen, küçük de olsa uyaran karşısında kolay öfkesini belirten, bağırıp çağıran yani gerçekçi olmayan tepkileriyle hayatını idame ettirmektedir. İlişkileri bozuktur, gergin ve bunları tarif eden kişiler olarak da belirtebiliriz. Bu yapıdaki kişilerin yakın ilişkilerinde fırtınalı ve tatminlik barındırmayan nitelikte olmaya eğilimlidirler. Kişilerarası ilişkilerinde ayrılma anksiyetesine karşı kırılgan bir yapıya sahiptir ki kolaylıkla incinebilir ve ilişkileri sonlandığında ise yoğun bir şekilde üzülerek tedavi arayışına gişrebilir.
Bu kişilik bozukluğundaki kişilerin intihar ve depresyon meyilli oldukları bulgulanmıştır. Fakat intiharlar olayları hayati önem taşımamış, öfke ve hayal kırıklıkları neticesinde ortaya çıktığı görülmüştür. Popülasyonlar bu kişilik bozukluğunda en sık görülen hastalık listesinde panik bozukluğu olduğunu göstermiştir. Diğer yaygın hastalılar ise, alkol bağımlılığı, konvesiyon bozukluğu ve somatizasyon bozukluğu tanıları da hastanın tedavi arayışına itmiştir.
Histriyonik kelimesi yakın zamanda ortaya çıkmasına karşın histerik adı ile bilinmekteydi ve bu kelimenin yerine kullanılmaktaydı. Tabi bu histerik kelimesi tarihi uzun zamanı almaktaydı. Histeri kelimesinin yerine histriyonik kelimesinin kullanılmasının sebebi ise kadın hastalıklarını tarif etmekle alakalı kullanılan aşırı stres kaynaklı kontrol kaybına ilişkin olgulara referans olarak gösteriliyordu. Bu konu tartışma sebebi olarak süregelirken feministler tarafından kadın sorunlarını küçümsemek için cinsiyetçi bir etiket olduklarını varsaymışlardır.
Histeri kavramı, Mısır inancıyla başlayarak rahmin vücudun perdeydey şekilde gezdiği ve durağan olmayan şekilde kalıp histerik belirtiler ürettiğini söyleyerek başlamıştır.
Freudyen kuram, hastalığın kökünde histeri belirtilerini açıklasa da konversif histeri üzerine daha yoğunlaşmıştır. Psikodinamik formulasyonlar, çözümlenmemiş ödipal evredeki çatışmaların bozukluk için en belirleyici özellik olduğunu ve savunma mekanizması olarak “bastırma” mekanizmasını gördüğünü ifade etmişlerdir. Bastırılmış cinsel duyguların gün yüzüne çıkarılması, histerinin erken analitik tedavisinde duygusal boşalmayı kolaykaştıran hipnoz ve telkinlerde çözüleceği görüşünü yansıtıyordu. Tabi histeriyle alakalı bir çok çalışmalar da yapılmaktaydı.
-

Borderline Kişilik Bozukluğu
Sınırda kişilik bozukluğu DSM -5 tanı kriterleri kitabına göre belirti kümelerinden beş tanesi ve daha fazlası olması durumda konulan tanıda erişkin kişinin terk edilmekten derin korkma ve çaba sarf etme, bir insanı gözünde aşırı büyütme( göklere çıkartma ) veya yerin dibine sokma gibi uç duyguları barındıran ve bu duygular etrafında gidip gelen tutarlı olmayan ve belirsiz ilişkileri olan, tutarlı olmayan benlik algısı ya da kendiliğiyle alakalı problemler, dürtüsellik( bu para olabilir, cinsellik olabilir, maddeyi kötüye kullanma vs gibi), intihar düşünceleri veya intihara defalarca kalkışma isteği, gözünü korkutma davranışları, duygudurumundaki tepkiselliğin olmasına bağlı olarak duygulanımındaki tutarlı olmayan hissiyatı, içinde devam eden tarifi zor boşluk duygusu, öfke denetimi noktasında problemler yaşaması, geçici kuşkulu düşünceler gibi kriterler mevcuttur.
Sınır kişilik bozukluğunun tanı kriterleri psikiyatrik muayeneden sonra belirli bir çerçeveye oturtulmaktadır. Kişiye farmakolojik tedavi ve psikoterapi önerilebilir. Tedavilere geçmeden önce sınır kişilik bozukluğunun nesne ilişkilerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Bu bireyler kendisi için önemli olan “birincil kişilerin” verdiği ilgi ve hizmet verilmeksizin işlevsel olamayacaklarını ve hayata karşı tutunamayacaklarını hissetmektedirler. Burada onlar için önemli olan ana varlığına cevap veren başkalarının mevcudiyetine bağlı kalınarak yaşanması gereken bir düşüncedir. Aksaklık olan konu başkalarına karşı aşırı derecede bağımlı olmak ve hayatın karşısında etkili, uyum içerisinde olan ve sağlıklı bir şekilde idame etme kabiliyetini olmadığına dair algısıdır. Buna ek olarak bu kişilerde, olgun ayrılma, özerklik kapasitesi ve bireyselleşme mevcut olmamaktadır.
Bu aksaklıklar karşısında eşlik eden ve kişiye acı veren ve yoğun terke edilme depresyonu ile başa çıkmak için sahte ve savunmacı bir şekilde farklı bir kendilik yapısına göre hareket etmektedir. Bu kişilerin ilkel ve çoğunlukla bu gerçekler yerini tutan fantezileri ve çarpıttığı olaylara karşı sahte ve savunmacı halleri bir arada var olan ve aktive ettiği gerçeklikten uzak iki kendilik imgesiyle hayat yaşamaktadır.
Terapisi nasıl olmaktadır? Sınırdurum kişilik bozukluklarında yüzleştirme metodunda ortaya çıkan sahte, savunmacı kendiliğine ket vuran bir yapıdan vazgeçmesi ve hastanın terk depresyonunun varlığını, gerçek kendiliğindeki aksaklıkların farkına varması amaçlanmaktadır. Daha sonra hastaya daha uyum içerisinde olan ve sağlıklı savunmalar geliştirmesini sağlayacak yönlerini öğreterek bu sorunlarla nasıl başa çıkmasına teşvik edilmektedir. Elbetteki sınır kişilik bozukluklarının çeşitli psikoterapileri mevcuttur. Bunlara örnek olarak şema terapisi, bilişsel psikoterapi gibi örnekler de verilebilir. Burada önemli olan terapistin çeşitli metotlarla hastaları tedavi etmektir.
-
Çocukta mizaç
Çocuğun baştan getirdiği eğilimleri daha çok mizaç olarak düşünürüz. Genel olarak çocuğun genetik getirdiği özellikler diyebiliriz. Bebekken bile insanlar bazı davranışları farklılık gösterebilir. Bu o insanın mizacına göre verdiği tepkidir. Çocuk ve ergen psikiyatrisin de çocukların mizacına göre değerlendirmek önemlidir. Mizaç daha çok insanın kendisine özgü bir durumdur. Onu diğer insanlardan ayırır. Kişilik özellikleri de bu mizacın üzerine oturur.
Çocukta mizaç davranışları yönlendirir ve insanda davranış farklılıklarını yapan durumdur. Temelde var olan mizaç özellikleri çevresel etkilerle şekillenerek bizim davranış modelimizi oluşturur.
Kişilik daha çok gelişen değişen özellikler göstermekle birlikte mizaç daha sabit eğilimleri gösterir. Ama çevresel etkenlerle insanın kişiliğini etkiler. Mizaç özellikleri temel yapı taşını oluşturur. Bebeğin ailesi, çevresi , yaşadığı olaylar bu mizaç üzerine kişiliğinin gelişmesini sağlar. Çocuğun genetik alt yapısı üzerine kurduğu temeller davranışsal özelliklerini oluşturur. Böylelikle çocuğun kişilik özellikleri belirmeye başlar.
Yaşamın ilk yılları kişilik gelişimi için çok önemlidir özellikle ilk 5 yılda kişilik özelliklerinin temelleri atılır. Bu dönemde yaşanan olayalar , ailenin çocuğa davranışı ve bu konuda yapılan olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğun gelecek yaşamını ve karakterini etkileyecektir.
Çocuk psikolojisinde çocuğun mizacını göz önüne almadan yapılacak çocuk psikolojik eğitimi hatalı olacaktır. Özellikle anne babaların çocuğun mizacına göre davranmayıp kendi kafalarındaki ideal çocuğu yaratmak, yada kendi kişiliklerine benzer bir kişilik oluşturma çabaları; çocuğun farklı ve mizacına göre ideal bir karakter gelişimini sekteye uğratacaktır. Belki ilerde de çatışmalı anne baba ilişkisi oluşturacaktır.
Sağlıklı bir anne baba davranışı ise çocuğunun mizacına göre ona alternatifler sunarak kişiliğinin gelişmesini sağlamasıdır. Böylelikle çocuk çevre ve aile ilişkilerinde sağlıklı bir kişilik geliştirerek başarılı olacaktır. Çevrede onu sağlıklı bir şekilde içine alacaktır.
Şunu unutmamak gerekir ki mizaç doğuştan getirilen temel yapı taşıdır. Üzerine iyi bir kişilik geliştirilirse herkeste bir potansiyel vardır. Aksi taktirde kişilik bozuklukları gelişir ki buda insan ve çevresi ile ilişkiler derin bir şekilde olumsuz yönde etkiler.
-
Ergenlerde kişilik bozuklukları
Kişilik; kişinin kendini nasıl algıladığı ve çevresiyle kurduğu ilişki yumağının bütünüdür. Kişiyi başkalarından ayıran kendine özgü özelliklerdir. Kişilik tutarlılık gösterir ve zaman içinde aynı özellikleri gösterir.
Kişilik bozuklukları ise kendi kültürü içinde sapma gösteren, diğer şahıslardan ilişki kurma biçimleri olarak sapma gösteren, diğerlerine göre algılama, düşünme , hissetme özellikleri olarak farklılıklar gösteren bir durumdur. Kişilik bozuklukları da süreklilik gösterir.
Ergenlikte kişilik bozuklukları son zamanlarda araştırılan bir konu olmuştur. Genelde ergende kişilik bozukluğuyla ilgili belirtiler ergenliğin doğal gidişiyle karıştırılabilir. Ayrıca psikiyatrist daha çok başka tanıların üzerine giderek kişilik bozukluklarını göz ardı edebilir. Daha uzun vadeye yayarak bu tanıyı kesinleştirmek ister. Tabi buda tedaviyi geciktirir.
Bu gençlerin sosyal uyumunda sorunlar olduğu, aile ilişkileri bozulduğu, kanunla sorunlar yaşadığı, alkol madde kullanımı olduğu görülebilmektedir. Ayrıca kişilik bozukluğuyla birlikte diğer psikiyatrik hastalıklar eşlik edebilir. Özellikle dirençli depresyon ve kaygı durumları , intihar girişimlerinde kişilik bozuklukları düşünülmelidir.
Kişilik bozukluğu gencin işlevselliğini bozar ve tedavisini zorlaştırır. Saplantılar şeklinde davranışlar, kendinde ki sorunu görmeyip çevresini suçlama sık görülmektedir.
GENEL OLARAK ERGENLİKTE KİŞİLİK ÖZELLİKLER BELİRGİNLEŞMEYE BAŞLAR.
Genel olarak ergenlikte kişilik özellikleri belirginleşmeye başlar. Bu özellikleri bir kısmı erişkin çağa kalacağı gibi bir kısmı yaşla değişebilmektedir. Bu nedenle kişilik bozukluklarının müdahale edilebilir ve düzelebilir olduğunu söyleyebiliriz.
Kişilik bozukluklarında bu özelliklerin daha öncede görülmesi ve bir süreğenlik göstermesi gerekir. Buna göre tanı konulur. Bellik bir hayatına zarar verici etkisi olmalı ve dönemsel olmayıp süreğen olmalıdır. Çocuklukta yaşanan aile ortamı, anne baba davranışları, örselenmeler kişilik bozuklukları için önemlidir.
Çocukluk döneminde davranış şekilleri de ergenlik dönemindeki kişilik bozukluklarını ön belirtileri olabilir. Arkadaşlar arasında sorunlar, fazla mükemmeliyetçilik, alınganlık, gruplara girememe uzak durma, devamlı onay bekleme gibi. Tabi zaman içinde bunlar daha yerleşip kompleks hale gelebilir.
Bütün bunların ışığında erişkin psikiyatride olduğu gibi ergen psikiyatristleri de gelen danışanında diğer problemler gibi kişilik bozukluğu yönünden de değerlendirmesi tedavi konusunda çok önemlidir.
-

Kişilik Bozuklukları
Kişilik genel olarak; kişiyi başkalarından ayırt ettiren ,kendine özgü ,biricik olan duygu,düşünce ve davranış örüntülerini içerir. Kişilik bireyin ‘nasıl bir kişi’ olduğunu betimler.Kişiliğin oluşumu doğum öncesi ,doğum sonrası ve çocukluk çağındaki fiziksel ,ruhsal koşullar ,etkileşimler ,öğrenme ve toplumsallaşma etkileriyle biçimlenir.
Herkesin bir kişiliği vardır ve çoğumuzun kişiliği ‘bozuk’ değildir. Bazı özelliklerimiz diğerlerine göre daha öne çıkabilir ancak hepimiz birkaç kişilik tarzının özelliklerini birlikte taşırız.Belli bir tanımlamaya uymayan birçok kişi ,iki tip kişilik yapılanmasının bir birleşimini taşır (depresif-mazoşistik,paronoid-şizoid gibi)
Kişilik bozukluğu diyebilmek için , kişinin toplumsal uyumunda işinde ,ilişkilerinde süreklilik sağlayabilmesinde uzun süredir önemli bozulmaların olması gerekmektedir.Kişilik bozukluklarında,benliğe yerleşmiş olan davranış örüntüleri esneklik göstermeden sürdürülür.(örneğin,yapılan yanlışlar devam eder).Genel olarak çevre ile çatışma olur ve kendisini çevreye değil çevresini kendisine uydurmaya çalışır .Sorunları olduğunda kişilik bozukluğu olanlar kendi davranışlarını haklı çıkarmaya çalışır, davranışları hakkında iç görüsü yoktur,daha çok çevreyi suçlar.Sorunun kendisinden değil başkalarından kaynaklandığına ilişkin açıklamalarda ısrar eder.Kendi davranışlarından yakınmaz ve değiştirmek için bir çabası olmaz,hatta çevresini değiştirmeye çalışır.Bazı kişilik bozukluklarında alkol ve başka maddelere karşı düşkünlük de olabilmektedir(örneğin,anti sosyal ve borderline kişilik bozukluğu).
Kişinin ses tonu , duruşu ve anlatımı da kişilik yapısıyla ilgili önemli ipuçları vermektedir.Hisrionik kişilikte abartılı,dramatik bir anlatım ve davranış biçimi,obsesif kişilikte olayları çok ayrıntılı anlatma eğilimi , şizoid ve çekingen kişilikte göz göze gelememe ,paronoid kişilikte kendini savunan konuşma biçimi ,antisosyal kişilikte çevreyi suçlama eğilimi görüşme sırasında gözlenebilmektedir.Depresif kişinin anlatımında da genelde başkaları ,başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışma yer alır.
İlişki kurma biçimlerine gelince narsisistik kişiler ‘değerli’ olduğu duygusunu sürdürebilmek için , özsaygılarını dengede tutabilmek ve özsaygısının uğradığı hasarı onarabilmek için ilişkide bulunduğu kişileri değersizleştirme ve kullanma eğilimindedir.
Mazoşistik (kendi aleyhine işleyen kişilik) kişiler ,ilişkide bulunduğu kişilerin kendilerini suistimal etmekte olduğunu yansıtırlar ancak bundan sorumlu kişiyle ilgili herhangi bir rahatsızlık veya tepki duygusunu da genellikle inkar ederler.
Obsesif ve kompulsif kişiler ilişkilerinde inatçı , düzenli , mükemmeliyetçi ,dakik ,katı ,aşırı vicdanlı , sorumluluk sahibi ve güvenilir özellikler gösterirken , sınırda (borderline)kişiler ilişkide bulunduğu kişileri hem yüceltir,( göklere çıkarma ) hem de değersizleştirirler( yerin dibine sokma ).
Genel olarak toplum içinde kişilik bozukluklarını saptamak güçtür çünkü çevreyi suçlama eğilimlerinden ötürü kendi sıkıntılarını fark etmekte güçlük çekerler ve tedavi için başvurmazlar.Çevre ile çatışmalarından ötürü genelde yakınları tarafından başvurular olur.Ya da değişik hastalıklarla psikiyatriye gelenler arasında kişilik bozukluğu saptanır.
Kişilik bozukluğu türlerine bakacak olursak ;garip, sıra dışı kişilik özelliklerini içeren Paranoid,Şizoid,Şizotipal kişilik bozuklukları ; Dramatik ,coşkusal ,özellikleri içeren anti sosyal,borderline(sınır) ,histrionik,narsisistik kişilik bozuklukları bulunmaktadır.
Kişilik terapi uygulamalarıyla çokça değiştirilebilir ancak dönüştürülemez. Örneğin terapist depresif bir kişinin ,depresif halinin zarar verici ve dirençli niteliğini azaltmasında yardımcı olur ancak onun histerik yada paronoid bir kişilik haline gelmesini sağlamaz.İnsanlar ,temel kişiliklerinin içerdiği özellikleri iyi değerlendirebilirlerse özerkliklerini ve özsaygılarını çokça arttırabilirler.
Daha özgür hissedebilme ,otomatik olarak yaptıkları davranışlar üzerinde hakimiyet kurabilme ve seçim yapabilme gücü elde edebilirler.Kendini kabul edebilme ,kendilerine özgü eğilimlerin birleşiminin nasıl oluştuğuna ilişkin bir kavrayışa neden olur.
-

Çift Terapisine Bakış (Kısım III)
Bundan önceki son iki yazımın devamı olarak Çift Terapisi konusunu bu yazımda sonlandırmak istiyorum. Öncelikle çift terapisine başlamak için gereklilikleri ve genelde bize başvurulduğu takdirde bunun bir sistem çerçevesinde incelenip, sorumluluğun çiftlerden her ikisine de paylaştırıldığını söylemiştik. İlişki içerisindeki problemler bizim için ipucu olup, birer belirti ve ya semptom olarak ele alınırlar demiştik.
Yazının ikinci kısmında biraz daha çiftlerin bize gelmelerindeki sebeplerden bahsettik. Tatminsizlik, yüksek ve gerçek dışı beklentiler, değişime karşı olan hoşgörü eksikliği, aile içi sıkıntı ve travmalarla başa çıkmadaki yetersizlik, aldatma ve benzeri duygusal tatminsizlikler; yapıcı olmayan fakat yıkıcı iletişim gibi sorunların boşanma oranlarındaki artışa bir katkısı olabileceğinden bahsettik. Bu sepeblerden bir başkası olarak da kişinin kendi yapısal, kişilik örüntüsünden kaynaklanan sıkıntılarının eşine ve etrafındaki ilişkilere yansıması olduğuna değinmiştik. Bugün biraz daha bu konuyu detaylandırmak istiyorum.
Kişilik yapısı dediğimiz, kişilik örüntüsü olarak da isimlendirilen bu kavramı kabaca şu şekilde açıklayabiliriz: kişiliğimiz çok küçük yaşlardan itibaren inşa edilmeye başlanan, yaklaşık 5 yaş civarında kalıplaşan ve kişinin duygusal, düşüncesel ve davranışsal olarak gösterdiği özelliklerin tümüne verilen ad diyebiliriz. Kişinin özelliği dediğimiz şeyler kalıcı, tanımlanabilir, tahmin edilebilir ve sabittirler. Kişilik bozukluğunun ortaya çıkmasıyla beraber, kişinin özelliklerinin değişiklik göstermesi (tutarsızlaşması), çevresinde ve ilişkilerinde uyum problemi yarattığında, öznel bir problem yarattığında ortaya çıkan durum olarak açıklanabilir. Kişilik bozukluğu ve ya kişilik problemi olan kişiler etrafı objektif olarak gözetleyemedikleri ve anlamlandıramadıkları için çevresiyle olan problemlerde genelde kendisinin değil diğer kişilerin sorumlu olduğunu düşünmesi ve kendini değiştirmek yerine dış dünyanın ona uyum sağlamasını bekleme eğilimindedirler. Olan olayları kendi için ve kendine göre algılarlar ve diğer insanları yargılamaları da buna göre olur. O yüzden çoğu zaman kafalarında yazmış oldukları, ya da algısal çarpıtmalarla hareket ettiklerinden dolayı insanlarla sağlıklı iletişim ve ilişki kurmaları gittikçe zorlaşır.
Kişilik dediğimiz şeyin oluşumuna katkıda bulunan faktörler; çocukluktan gelen ve mizaç benzeri unsurlar, ailenin tutumu ve yetiştirilme tarzı, kültürel öğeler, sinir sistemi gelişimi, çevre, biyolojik faktörler, psikanalitik dediğimiz bilinçaltı unsurları bütünümüzü oluşturur.
Kişilik bozukluğu dediğimiz şey belki ölümcül bir rahatsızlık değildir ama kendi kafamıza göre de verebileceğimiz bir tanı değildir. Bu tanıyı almak için kişilerin çok iyi bir psikiyatrik ve psikolojik muayeneden geçmesi gerekir. Bu noktada başvurduğunuz ruh sağlığı uzmanın yetkinlik ve yeterliliklerini iyi değerlendirmeniz ve uzmanın güvenilir olması elzemdir.
Peki, çift olarak konuyu ele aldığımızda çiftlerden birinin kişilik problemlerinden dolayı tetiklenen ve giderilmesi zor olan sıkıntılar için ne yapılmalı? Az önce de dediğim gibi çiftler bize geldiklerinde biz onlar tek tek değil bir sistem yapısı halinde beraber görüp, seansları bu şekilde ele alıyoruz. Fakat çiftlerden birinin önceden yaşadığı travma ile alakalı birikintileri varsa ve bunu eşine yansıtıyorsa, ya da kişilik problemlerine bağlı olarak olayları algılama ve duygulanımında sıkıntı varsa o zaman o eşin eş zamanlı olarak bireysel terapiye de başlamasını öneririz ki kendisiyle olan sorunları ile ilgili iç görü ve farkındalık kazanarak hem kendisi hem de ilişkisi için önemli bir adım atmış olur. Bu kesinlikle yanlış anlaşılmasın; bir tarafın kişilik bozukluğu var ve diğer eş tamamen suçsuz ya da etkisizdir diye bir şey söz konusu değil. Burada belirtilmek istenen bazen kişinin kendi geçmişinden ve yapısından kaynaklanan bazı problemler ileriki dönemlerde tetiklenebilir ve bunun ilk ve son defa olarak çözümlenmesi bu problemin bir daha karşıımza çıkmaması için gereklidir. Eşlerin birbirlerine bu konuda destek olarak, gerekirse kendileri de bilgilendirmelidirler. Döngüsel olarak tekrar gösteren davranışların kırılmasına olanak sağlamak gene çift taraflı olacaktır. İletişimin de önemi burada artıyor çünkü anlayış ve en önemlisi o güveni karşı tarafa hissettirmek ve onun bu süreçte yalnız olmadığını hissettirmek oldukça faydalı olacaktır.
Yani eşler aynı zamanda bireysel olarak kendi terapilerine devam ederken, çift olarak da çift terapisine devam edebilirler. Hiç bir sakıncası yoktur.
Anahtar kelimeler: boşanma, çözüm odaklı düşünme, bilişsel terapi, tedavi, terapi, olumlu düşünme, farkındalık, psikoloji, ruh, beden, zihin, mutsuzluk, depresyon, kaygı, semptom, kişilik, karakter, evlilik, aldatma, bireyse terapi, zihin, aile, destek, sosyal destek, eş problemleri
-
PSİKOTERAPİST İLE GÖRÜŞMEYE İHTİYACINIZ OLABİLİR
Sizde her insan gibi, yaşamın akışında belli bir olay sonrası yada dışarıdan gözlemlenen herhangi bir sebeb olmasa da, beklemediğiniz kadar zor bir döneme girip, sıkıntılı günler geçirebilirisiniz. Bu herkese olabilir.Günlerden bir gün bir olay bardağı taşıran son damla olur.Hayatı ve her şeyi oturup sorgulamaya başlarsınız.Üstelik hayata ve insanlara kırgın hat da kızgın hissedersiniz.Depresyon da olun yada olmayın hayat da belli dönüm noktalarında bu sorgulamayı yapmak dan kendinizi alamazsınız.Birde üzerine önemli derecede mutsuz edici olaylar da yaşadıysanız artık ipler kopabilir.
Sağlıklı psikolojik bir alt yapınız varsa bu dönemleri daha kolay atlatırsınız.Kişilik yapınızla ilgili farkında olmadığınız problemler varsa bu durumlarda gün yüzüne çıkmaya ve patlak vermeye başlar.bu kadar yükü kaldıramadım dersiniz.Doğrudur bu her kişinin bir limiti ve dayanma kapasitesi vardır.İşte alta bir kişilik bozukluğu varsa, bu gibi hırpalayıcı dönemlere saplanıp kalmanızın önemli bir sebebi olabilir bu ve burada dağılmak söz konusu olabilir.
Bu zamanlar da bütün ihtiyacımız iyi bir dostun bizi içtenlikle dinlemesi, anlaması ve destek vermesi gibi gözükebilir.Mümkün ise herkesin böyle güvenilir, yakın dostları olmalıdır da. Ne var ki sorunlarımız bazen sadece içimizi dökmenin yeterli olmayacağı ciddiyet de ve güçlük de olabilir . Daha da önemlisi, sizi derinden ve olumsuz etkileyen olaylar geçer ama değişen duygu ve düşünceleriniz hala düzelmemiştir Esas probleminizin ne olduğunu farkında da olamayabilirsiniz.Kafa karışıklığı,kendini kötü hissetme ve ajitasyon ,öfke nöbetleri görünen manzara olabilir. Durumunuz yaklaşık bu ise , bir uzman yardımı almanız için doğru zamandır.
Psikoterapi desteği almak için başvurduğunuz da ,duygu ve düşüncelerinizden dolayı hiç yargılanmadan, güvenli bir ortamda terapist tarafından dinlenirsiniz. Psikoterapi seansları başlangıç da , objektif bir bakış altında, problemlerinizi ve kendinizi anlama,tanımlama ve kendinizi daha iyiye götürme için ilk adımları sağlar.
Sizin için düzenlenecek psikoterapi seansları terapistiniz öncelikle sizi ve sorununuzu anlayacak ve tanımlayacaktır. Gerçekde problem bazende görünenin gerisin de farklı bir durumdur şöyle ki ; seansa getirdiğiniz ve sürekli tekrar etdiğiniz incir çekirdeğini doldurmayacak konu değildir temel probleminiz ve sizin bireysel terapi temanız.
Sizi üzen,inciten öteki kişiler ve olaylar sizin sandığınız kadar önemli değildir çoğu kez ve siz önemlisinizdir,öncelikle bunu farkına vardığınızda şaşırırsınız.Öfkeleriniz ve göz yaşlarınız aslında kendi iç dünyanızın yani, bilinç dışı negatif duygu birikimlerinizin bir yansımasıdır.
Sizin muhtemelen hiç farkında olmadığnız bilinç dişınız, yaşadığınız bu problemleri algı biçiminizi belirlediği gibi ,onların sizin dünyanızda yer alma biçimi ve ilişkide olduğunuz tüm öteki insanlarla olan bağlantı biçiminizi de belirleyen en temel faktördür ve siz bunu çok büyük olasılık henüz bilmiyorsunuz.
Tüm bu olayları,tatsız duyguları ve incitici düşünceleri hak etmediğinizi biliyorsunuz hepsi bu.. Neden bu kadar mutsuz yaşadığınızı, nasıl terk edildiğinizi ve değer verdiğiniz onca şeyi neden kaybettiğinizi birisinin size anlatmasına ıhtıyacınız olduğu çok açıkdır.
Kendinizi nasıl değiştirebileceğinizi, tüm bu yaşamınızı felç eden olumsuzlukları birinin size söylemesini istersiniz .Bunu size kim söyleyebilir ? Bu sorunun cevabını emin olun ki, yine terapi süreçleri ilerlerken , siz bilinçli ve bilinç dışı zihniniz zaman içinde hazır oldukca, nazikce yüzleşmeye başladıkca sıkışmış negatif duygular açığa çıkacak ve aradığınız o cevapların tümünün, yine kendinizde saklı olduğunu göreceksiniz .
Bireylerin kendi içinde ki kişilik çatışmaları ve kişilik bozuklukları zaten baştan beri vardır ancak yaşantılarının bu zorlu dönemlerinde, ilişkilerde sorunlar yaşamaya başladıklarında, kişilik problemleri de şiddetlenir sorunların daha da güçleşmesine neden olur.
Kişi kendi kişilik yapısında sorun olduğunu farketmeyecektir, kişisinirli ve mutsuzdur,uykuları bozulmuştur depresyona girebilir,kendini kötü hisseder ve insanlarla ilişkilerinin pek de iyi gitmediği günlerdir bu günler.kişi kendini yalnız ve anlaşılmamış hisseder kendini.Herkese kızgın ve suçlayıcı olabilir ,sevilmediğini ve değer bulmadığını düşünür.
Haklı olduğu olumsuzluklarla dolu olaylar da yaşamıştır ancak algıları abartılı olabilir ve genellemeye gidebilir…
Zor günlerdir sonuç da ve ‘’Ego Kapasiteleri ‘’denen, kişinin dayanma kapasiteleri zorlanmak da ve yetmemektedir.
Maddi problemler , yaş dönemi güçlükleri,sevgisizlik,yalnızlık,terk edilmek, boşanmalar,iş,eş kayıpları eş,sevgili,yakın akraba yada dostların beklemedik kayıpları, ölümleri bardağı taşıran son damla olur.
Birden bire bir olaydan sonra kişi neredeyse hiçbir şeye dayanamaz olur. İnsanlarla tartışmaya ,iş yerinde sorunlar yaşamaya başlayabilir. Ana,baba,eş,çocuklar gibi hayatının en değerli varlıkları ile en yakın arkadaşlarla da kırgınlıklar, olumsuz yaşantılar tabloya eklenmeye başlaya bilir.Herkesden ve her şeyden bıkar hatda alıp başımı gidesim var ,kimseye tahammülüm kalmadı sözleri hiç de yabancı değildir bu durumlara..Evlilik öncesi özel ilişkiler alanında partner ile ilişki sorunları yaşayabilir .İçinden çıkılmaz algıladıkları problemler karşısında bunalmış ve köşeye sıkışmış hisseder. Ergenlik çağına ait dönemsel sıkıntılar ,okul başarısızlığı , aile yada arkadaşla uyum sorunları olabilir. ilk işe başlama veya kariyer elde etme mücadeleleri ve partner seçiminde ilk deneyimler , kişisel uyum ihtiyacı, karşılanmamış sevgi ve değer bulma beklentileri ile cinsel kabul beklentilerinden tutun da şu an aklımıza gelmeye farklı sorunları, kişiler terapiye getirebilir.
Sıkıntı olduğu durumda profesyonel yardım almak dan çekinilmemesi gerekir.Bu hiç bir zaman kişi için genel bir yetersizlik ve başarısızlık ifadesi değildir .Yardım taleb edebilmek aksine kişinin iyi bir iç görüsü olmayı ve kendi hayatını ve de geleceğini değerlendirip ,doğru algılayabilecek bir akıl ,görüş gerektirir.. Bana nasıl yardımcı olabilirsiniz ? cümlesi beklide yaşamınızda ki ,en büyük değişimlerin kapısının aralandığı, müthiş güçlü bir karar ve yeni bir başlangıç olacaktır.Psikoterapilerde öncelikli olan kişinin iç dünyasında ve sosyal yaşamında ki tıkanmış , mutsuz edici olumsuz duygu,düşünce ve deneyimlerinden, incinmişliklerden uzaklaşması ve içinde bulunduğu durumun aşılmasıdır.Sonra ki basamak da ise kişilik bozuklukları gibi köklü problemlerin üzerinde derinlemesine çalışılması, amaçlanır.Danışanların problemlerinin özelliği ve ihtiyaçları gereği bilişsel,davranışcı veya dinamik psikoterapi metodları ile psikoterapi seansları planlanır.
-

Hastalık Hastalığı
Tecrübelerime göre bastırılmış öfke hastalığın oluşumunda etkilidir. “Hastalık Hastalığı” teşhisi konulmuş kişiler dışa yansıtamadıkları bastırılmış duygularını ve kızgınlıklarını bilinç altında dönüştürür ve beden bu yansımayı algılarını istemsizce temizlemeye kilitleyerek kendi bedenlerinde güçten düşünceye kadar temizlemeye yönlendirirler ve güçlenince süreç tekrar başlar.
ADİL MAVİŞ
HASTALIK HASTALIĞI (Hipokondriazis) NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
Halk arasında “hastalık hastalığı” olarak bilinen, nevrotik bir bozukluk olan “Hipokondriazis”, genellikle erkeklerde ortalama otuzlu yaşlarda, kadınlar da ise kırklı yaşların ortalarında baş göstermeye başlamaktadır. Tıbbi alanda, Atipik somatoform bozukluk olarak anılmaktadır. Belirtileri ve belirgin özellikleri arasında, bireyde bedeninin işlevleri ve fonksiyonları ile aşırı bir seviyede ilgilenme, meşgul olma ve ciddi bir hastalığa, rahatsızlığa yakalanmaktan şiddetli bir korku duyma durumu gösterilebilmektedir. Pek çok psikolojik rahatsızlıkta ve bu rahatsızlıklardan kaynaklanan kişilik bozukluklarında olduğu gibi, “hastalık hastalığı” olarak bilinen hipokondriazis rahatsızlığı da, bilinçaltında yer edinmiş bir çok etkenden kaynaklanmakta olan farklı psikolojik olumsuzlukların ve kişilik bozukluklarının doğrultusunda oluşabilmektedir.
Hastalık Hastalığı Nasıl Oluşur?
Hipokondriazis, yani hastalık hastalığı nevrotik bir atipik somatoform bozukluğu olarak kabul edilmektedir, dolayısıyla psikolojik unsurlardan olumsuz bir yönde beslenmektedir. Hastalık hastası, yani hipokondriyak birey, erken yaşlarda ya da erişkin yaşlarda tanık olduğu, kendisinde ya da yakın çevresinde yer alan bireylerde meydana gelen hastalık, sakatlık, ölüm ve benzeri olguları olumsuz bir şekilde algılaması ve yorumlaması doğrultusunda bahsi geçen rahatsızlığa, yani hastalık hastalığına, hastalanma korkusuna kapılabilmektedir.
Ancak, rahatsızlığın sebebi her zaman bu kadar basit bir şekilde teşhis edilemeyebilmektedir. Zira, psikolojik bir rahatsızlık olan hipokondriazis, bireyin bünyesinde bulunan başka ve bireyce fark edilmeyen psikolojik rahatsızlıklardan ya da kişilik bozukluklarından, karakteristik özelliklerden bile meydana gelebilmekte, oldukça kompleks bir yapıya sahip olabilmektedir. Örnekse, hastalık hastalığı, kendisiyle ve bedeniyle olumlu ya da olumsuz bir biçimde haddinden fazla ilgilenen bireylerde, yani narsistik hal ve tavırlar sergileyen ya da özgüveni düşük olduğundan bedenini gereksiz inceleyen ve kendince yorumlayan bireylerde çok daha fazla görülmektedir. Etyolojik olarak hastalık hastalığı, somatizasyon bozukluğunda da görüldüğü gibi, en temel ve belirgin narsistik kişilik, karakter organizasyonuna ait özelliklerden biri olarak görülebilmektedir.
Hastalık Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?
Hastalık hastalığı süreci, bireyden bireye bazen kronik, bazen dalgalanmalı bazen de durağan olarak gözlemlenebilmektedir. Hipokondriazis hastalarının, yani hipokondriyak bireylerin çok az bir kısmında (yalnızca %5) kendiliğinden bir düzelme, tamamen iyileşme görülebilmektedir. Hipokondriazis, hastalık hastası olan bireyin sosyal ilişkilerini ve becerilerini son derece olumsuz bir yönde etkileyebilir ve aile içinde olumsuzluklara yol açabilir, gündelik ve iş hayatını da negatif olarak etkileyebilir. Dahası, ciddi bir hastalığa yakalanmış olma ya da yakalanmaktan korkma haliyle birlikte, kendisiyle herhangi bir olumsuzluk ve kriz anında ilgilenebilecek birinin bulunamama ihtimalinden endişelenerek monofobi, yani yalnız kalma korkusu ya da tanatofobi, yani ölüm korkusuna da oldukça şiddetli bir şekilde kapılabilir. Oldukça yaygın bir rahatsızlık olan hastalık hastalığı, tek başına dahi son derece stesli ve yoğun baskı yaratan psikolojik olumsuzluklara neden olabilmekte ve beraberinde birçok şiddetli kişilik bozukluğuna da neden olabilmektedir. Kendi kendine düzelme sürecinin son derece etkisiz olmasından dolayı, hipokondriyak bireylerin profesyonel bir psikolojik ve psikiyatri rehberliğinde tıbbı bir müdahale alması zaruridir. Hastalık hastalığının kaynağı olan psikolojik ve psikiyatrik etmenlerin teşhis edilmesi ve tanılanmasının yanı sıra, hipokondriazis süreci boyunca oluşan psikolojik ve psikiyatrik ve manevi tahribatın da onarılması adına bu alanlarda uzman olan profesyonel psikolog ve psikiyatrlardan yardım alınması son derece önemlidir ve kesinlikle tavsiye edilmektedir. Psikolojik tedavi sürecinde, hastanın yakınlarının da yer alması son derece önemlidir. Zira hipokondriyak birey, çevresini de manevi olarak son derece olumsuz bir şekilde etkilemektedir ve çevresindeki bireylerin de psikolojik ve psikiyatrik bir rehberliğe ihtiyaç duyması olasıdır.
Adil MAVİŞ
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
-

ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU
Türkiyede Erkeklerin %3’i Kadınların %1’i Psikopat (Antisosyal Kişilik Bozukluğu) Tanısıyla Yaşamaktadır.
Bir kişi soğukkanlılıkla cinayet işleyebilir ve bunu birden fazla yapabiliyorsa ruh sağlığının yerinde olmadığı söylenebilir. Cinayeti işleyen Atalay Filiz’in profiline baktığımızda durumuna en uygun tanıyı ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU diyebiliriz. (Empati, vicdan, merhamet ve suçluluk duygusundan uzak, sosyal , etik ve hukuki kuralları kabule uymayan kişilik bozukluğu) Çevreye en fazla zarar verme potansiyeli olan kişilik bozuklukları arasında antisosyal kişilik bozukluğu olanlar görülür.
Halk Diliyle Psikopat Dediğimiz Kişilik Tiplerinin Cezai Ehliyetleri Vardır
Askerlik öncesi bu tanı konulduğunda kişi askerlikten muaf tutulur ancak işlediği suçlarda bu durum cezai ehliyetini azaltmaz
Eğitimli Kişilerin Suçları Da Zekice Olur
Bireyi suça iten psikososyal etkenler genel hatları ile: Çocukluk döneminde şiddet görme, cinsel taciz ve tecavüze uğrama, genellikle düşük eğitim seviyesi, sosyal yaşamda başarısızlık, işsizlik, ekonomik olanakların yetersizliği, olumsuz bir yaşam biçimi, aile içi sorunlar ve şiddet, yaşanılan çevre, öz denetim yetersizliği,alkol ve madde bağımlılığıdır.
Akademik Başarı ve Cinayet İlişkisi
Cinayet kişinin kişilik yapısından kaynaklanır. Antisosyal kişilik yapısı eğitime ve kariye engel olmaz. Zeka arttırkça kişiliklerini gizleme becerileri de gelişir.
Katil Kendini Bu Güne Kadar Nasıl Gizledi?
Atalay Filiz’ in kendini gizlemesi antisosyal kişilik özellikleri arasında başkalarıyla içli dışlı olmaması yanlız yaşamayı tercih etmesine bağlayabiliriz.
Ailenin Şüphelenmesi Mümkün Müdür?
Kariyer düzeyi yüksek bir aileden geldiği halde aile bunu nasıl farketmedi diye düşünülebilir. Anti sosyal kişilik bozukluklarına sahip olan kişilerin aile bağları zayıftır. Bu nedenle ailenin bunu fark etmesi mümkün olmayabilir.
Kendilerini Haklı Göstermede Ustalaşmışlardır
Karşısındaki insanın duyguları ve hakları olduğunu düşünmez. Kendilerini diğer insanlardan üstün görür. Bu nedenle yaptığı şeyleri vicdanen kabul edilebilir bulur ve bu da onları soğukkanlı yapar.
Antisosyal Kişilik Bozukluğu Kişilerin Çocuklukları
Daha ergenlik döneminde bu sorun tesbit edilebilir. Aşırı soğukkanlı olmaları, hayvanlara zarar verme hatta bundan zevk alma eğilimi vardır. Yaşıtları ile geçimsizlikleri sıkça görülür. Anne babayı kullanmada üstün yetenekleri vardır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sıkça görülür.
Toplumsal Değerlerden Uzak Yaşarlar
Sık sık suç işleme, tutuklanma, anlık yaşama ,geleceği düşünmeme şeklindedir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler,diğer insanlarla olumlu ilişki kurmada zorluk çekerler; sosyal norm ve değerlere uymayan davranışlarda bulunma eğilimi gösterirler.Bunun dışında
-
Saldırganlık
-
Yasadışı hareketlere meyletme (cinayet-tecavüz)
-
toplumsal kurallara değer vermemek
-
Acımasızlık, bencillik ortak özellikleridir.
-
Özdenetim duygularında yoksundur.
-
Hayatta belirli bir amaçları yoktur,
-
İş performansları düşüktür. Bir işte uzun süre kalamazlar.
-
Hiç kimseye karşı bir sorumluluk ve bağlılık hissetmezler.
-
İyi bir anne ya da baba olmaları zordur.
-
Eşlerine ve çocuklarına şiddet uygulayabilirler.
-
Anlık karar verirler ve hayatlarında hiç düşünmeden ani değişiklikler yapabilirler.
-
Sonuçlarıyla ilgili herhangi bir kaygı taşımama ve olası tehlikeleri düşünmeden risk alma ve heyecan arama başlıca özelliklerindendir.
Anti Sosyal Kişilik Bozukluğunda Erken Tedavi
11 Yaşına kadar tespit edilmiş ve tedaviye başlananlarda kişinin kendisine ve başkasına zarar vermeyecek düzeyde kontrol altına alması mümkün. Bununla birlikte kesin tedaviyi sağlayan eğitim ve psikolojik destek dışında bir yöntem bilinmemektedir.
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
-